Petrol ;Latince petro (taş) ve oleum (yağ) kelimelerinden oluşur ve kısaca taşyağı anlamına gelmektedir. Petrol, hidrojen ve karbondan oluşan, içerisinde az miktarda nitrojen, oksijen ve kükürt bulunan bir bileşimdir.Bilinen standart bir formülü yoktur.Petrol,tüm doğal hidrokarbonlar, organiklerin bozunmasından türemiştir.
Milyonlarca yıl önce, bugün gördüğümüz karaların çoğu denizlerle kaplıydı.

Bu eski denizlerde sayısız minik bitki ve hayvan yaşıyordu. Bu hayvanlar ölünce kalıntıları dibe çöküp çürüdü. Irmaklar vasıtasıyla taşınan çamur ve kum bu hayvan ve bitki kalıntılarının üstünü tabaka tabaka örttü. Eski tabakalar daha derine gömüldükçe üstlerindeki ağırlığın giderek artmasıyla oluşan bansınç ısı meydana getirdi.Altta kalan tabakalar, üzerlerine çökelen yeni tabakaların sebep olduğu büyük basınç altında sertleşerek sedimanter kayalar haline dönüşmüştür.

Bu arada çamurlara karışan canlı kalıntılarının içerdiği karmaşık hidrojen ve karbon molekülleri, zaman içerisinde ısı ve basınç tesiriyle parçalanarak hidrokarbonları oluşturmuştur. Bu nedenden dolayı ham petrol ve doğalgaz, kömürle birlikte fosil yakıtlar olarak bilinir. Petrol sanıldığının aksine yeraltındaki havuzlarda birikmez ve kumtaşlarının arasında sıkışmış vaziyette bulunur.

Petrol bulunduran yerleri arayanlar jeolog ve jeofizikçilerdir. Jeolog, eski deniz yataklarını, bir kubbe, bir fay veya bir kapana ait işaretleri inceleyerek petrol arar. Jeofizikçi, yeraltındaki kayaların haritasını yapmada jeofiziki aletler kullanır. Petrol ihtimali olan yerlerde çeşitli metodları denerler. (Gravitik, elekrik, telurik, manyetik vs.) Petrole rastlanması bir keşiftir. Üretmek için çok kuyu açmak gerekmektedir. Yeraltında petrol ve doğal gazın toplandığı ve tutulduğı yapılara kapan adı verilir. Yeraltında geçirimli bir tabakanın kapan haline gelmesi için ilk yol bu kapanların antiklinal oluşturuacak şekilde kıvrımlanması ve üzerinde bir örtü kayacın bulunması gerekir. Tanınma ve harita üzerinde işaretlenmesi en kolay olan bu tip kapanlar ilk defa petrol arayıcılarının dikkatini çekmiş ve antiklinal teorisinin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Daha sonraları ise petrolün antiklinal dışında başka yerlerde de bulunacağı anlaşılmış ve yapısal teori geliştirilmiştir. Petrolcülüğün gelişmesiyle birlikte petrol toplanan ve biriken yerler genel bir terim olan kapan adı altında tanımlanmıştır. Petrol kapanlarının sınıflaması bir çok araştırıcı tarfından değişik şekillerde ortaya konmuştur. Kapanların şekillerden, oluş nedenlerine veya başka bazı özelliklerine göre sınıflamaları yapılmıştır.

Bir petrol kuyusunu delmek bir kaç günden birkaç yıla kadar sürebilir. Ülkemizde en derin kuyu yaklaşık 4600 metredir. Bir kuyunun maliyeti 150—500 milyon lira civarındadır.Belirli bir yerde petrol bulunup bulunmadığı ancak sondajla (delmeyle) anlaşılabilir; ama jeologlar yerkabuğuna ilişkin bilgilerden yararlanarak petrol bulunma olasılığı olan yerleri önceden belirleyebilirler. Çoğu zaman hava fotoğraflarından çıkarılan haritaları inceleyen jeologlar, petrol açısından umut verici olan alanları seçerler ve daha sonra bu alanlar karadan taranır.

Kayaç ve bitki örtüsü incelenir, sondaj yoluyla sağlanan yer altı kayaç örnekleri getirilip laboratuvarda çözümlenir. Jeologlar yeraltı kayaçlarının konum, derinlik, sertlik gibi özelliklerini ve hatta türünü belirleyebilmek için özel aygıtlardan ve bu aygıtlara dayalı olarak geliştirilmiş bilimsel arama yöntemlerinden yararlanırlar. Ama bütün bu çalışmalar yapılmış olsa da, açılacak kuyudan petrol çıkacağı gene de kesin değildir.

Petrol, içerdiği kükürt miktarı açısından da sınıflandırılır. Bu konuda belirlenmiş kesin kriterler bulunmamakla birlikte genel olarak kükürt yüzdesinin % 0,5’in altında olması durumunda petrol kükürtsüz (sweet) kabul edilir.Dünyada üretilen petrolün sınıflandırılmasında aşağıdaki faktörler dikkate alınmaktadır:

- Petrolün özgül ağırlığı (spesifik gravite – spesific gravity)
- Akışkanlığı (viskozite – viscosity)
- İçerdiği kükürt miktarı

Amerikan Petrol Enstitüsü (API) tarafından çıkarılan ve özgül ağırlığa bağlı API Gravitesi tanımı, bütün dünyada petrolün sınıflandırılması için genel kabul görmüştür. Uluslararası bir birim olan gravite, 10 ila 48 arasında değişmektedir. Gravite, petrolün yoğunluğu anlamına gelmez.
Yoğunlukla ters orantılı olan gravitenin formülü aşağıdaki gibidir:

Petrolün yoğunluğu = 141.5 / (131.5 + Petrolün gravitesi)

Bu formül göre düşük özgül ağırlıklı petrolün API gravitesi yüksektir. Petrolün graviteye göre sınıflandırılması aşağıdaki gibidir.

- Hafif > 31
- Orta 20 – 31
- Ağır 10 – 20
- Tabii Bitümen < 10

Petrol aramacılığında ilk evre, hidrokarbonların mevcut olabileceği jeolojik açıdan uygun yerleri tespit etmektir. Bu aşamada havadan ve uzaydan çekilmiş fotoğraflardan yararlanılır. Petrol aranacak yörenin öncelikle sedimanter kayalardan oluşması gerekmektedir. Ayrıca;

- Petrol oluşturmuş olması muhtemel ana kaya,
- Oluşan petrolün içinde birikebileceği hazne kaya,
- Hazne kayanın içinde petrolü kapanlayıp kaybolmasını önleyecek örtü kaya,
- Bölgedeki kaya çeşitlerinin yayılışları, konumları ve jeolojik yaşları,
- Yerkabuğundaki kıvrım ve kırıkların oluşturduğu yapısal şekiller,
- Kayaların çökelme ortamları detaylı bir şekilde araştırılmalıdır.

Petrol ve doğalgaz sahalarının bulunması için öncelikle jeolojik etütler yapılır. Yerkabuğunun çeşitli fiziksel özelliklerini ölçmek için sismik, gravite, manyetik ve rezistivite gibi jeofizik etütler izler. Yeraltındaki hidrokarbon birikintilerini bulmak için en çok kullanılan yöntem olan sismik, suni bir kaynaktan yeraltına gönderilen ses dalgalarının çeşitli kayalardan yansıyarak yeryüzüne dönmesi ve jeofon adı verilen aletlerle kaydedilmesidir. Bu kayıtlar, bilgisayar programlarında işlenerek yorumlanır ve muhtemel petrol birikintilerinin yerleri tespit edilir. Ancak yeraltındaki bir petrol ve doğalgaz rezervuarının mevcudiyeti yalnızca kuyu açarak, üretim yaparak belirlenebilir.

- Yeni bir petrol sahası bulma ümidiyle açılan ilk kuyuya arama kuyusu;
- Petrol veya doğalgaz bulunan kuyuya keşif kuyusu;
- Petrol veya doğalgaz bulunmayan kuyuya kuru kuyu;
- Sadece su alınan kuyuya sulu kuyu;
- Keşif kuyusundan sonra aynı rezervuar üzerinde keşfi teyit etmek ve sahanın büyüklüğünü belirlemek amacıyla açılan kuyuya tespit kuyusu;
- Petrollü alanın büyüklüğü ve üretilebilir petrol miktarı saptandıktan sonra bu petrolü yeryüzüne çıkarmak için açılan kuyulara da geliştirme kuyusu veya üretim kuyusu denir.

Petrolü yeryüzüne çıkartmak için doğal olarak sıkışmış petrolün kendi basıncından faydalanılır. Suyun üzerinde yüzdüğünden su basıncı da petrolü dışarı itmek için kullanılan yöntemlerden biridir. Gerekli dikkat gösterilmezse, matkap ucu petrole ulaştığında petrol şiddetle dışarı fışkırabilir, böylece boşa akabilir ve yangın tehlikesi doğurabilir. Bunu önlemek ve petrolü aşağı doğru bastırabilmek için ağır sondaj çamuru kullanılır; ayrıca bir valf ve boru sisteminin yardımıyla da basıncın yavaş yavaş serbest bırakılması sağlanabilir.

Eğer doğal basınç petrolü yüzeye çıkaracak kadar güçlü değilse, petrol ya pompalanarak ya da yüksek basınçlı gaz basılarak dışarı çıkarılır. Bu yönteme “gazla yükseltme” denir.Petrolün sıkışmış olan kendi doğal basıncı bitince emme basma sistemiyle çalışan bir pompa kurulur. Petrol yeryüzüne çıkınca boru hattı, bazen de tankerlerle rafineriye taşınır. petroldür. Herşeyi bir ölçü ile sunan Yaratıcı petrolünde israf edilmemesi gereken bir nimet olduğunu giderek eriyen rezervlerle göstermektedir.

Ülkemizde 2014 yılına kadar üretilen Ham Petrol miktarı yıllara göre aşağıda verilmiştir.

Yıllar
Ham Petrol (M.Ton)
Doğal Gaz(M3)
1999 2.939.896 731.098.727
2000 2.749.105 639.222.969
2001 2.551.467 311.562.545
2002 2.441.534 378.402.738
2003 2.375.044 560.633.511
2004 2.275.530 707.008.763
2005 2.281.131 896.424.950
2006 2.175.668 906.587.974
2007 2.134.175 893.055.000
2008 2.160.067 1.014.530.570
2009 2.401.799 729.414.369
2010 2.496.113 725.993.340
2011 2.367.251 793.397.572
2012 2.337.551 664.353.885
2013 2.398.454 561.544.788
2014 2.455.893 502.108.992