İnsanlar Allah ismini ilk defa ne zaman duymuşlardır? Allah ismini İslamiyet gelmeden önce Arap toplumu kullanıyor mudu?
“ Sorunun Detayı :
Allah ismini İslamiyet gelmeden önce Arap toplumu kullanıyor mudu? Çünkü Abdullah isminde bir çok kişi vardı. Yoksa islamiyet geldikten sonra Allah kendisine "Allah" denmesini mi istedi?
,,

"Allah" kelimesi, Allah’ın zatının işareti ve alameti olmuştur. Yani Allah'ın her isim veya sıfatı, Allah’ın zatını değil sadece ona işaret eden bir sıfatına işaret etmiştir. Mesela Alim ismi Allah’ın ilim sıfatına sahip olduğunu ifade etmektedir. Başka isimler de öyledir; fakat "Allah" ismi Allah’ın tüm isim ve sıfatlarını içine aldığından, “Eşhedu en la ilahe illallah” diyen bir adam “Eşhedu en la ilahe illa rezzak, fettah, kadir" gibi bütün isim ve sıfatlarını kast ederek söylemiş olur. Bu nedenle “Eşhedu en la ilahe illa rezzak” diyen bir adamın şehadeti tam değildir. Çünkü, “Rezzak” ismi “Allah” ismi gibi geniş değildir.

Yukarıda bahsedilen hakikat çerçevesinde konuyu incelediğimizde, önümüze şöyle bir manzara çıkar: Allah, bu kudsi ismi tüm insanlara, cinlere, ruhanilere ve meleklere bildirecek ve kulluk ifadelerini bu isimle yapmalarını temin edecektir. Dolayısıyla Hz. Adem ( a.s )’dan başlayan insanlık tarihinin ilk halkasında bu isimle tanışacak ve Allah’ı bu isimle anacaktır. Müşrikler bile eski peygamberlerin dinlerinden kalan ve duydukları bu ismi kendi putlarına yakıştıracak ve kullanacaklardır.

Hadiste “Benim ve benden evvel gelen peygamberlerin söylediği en efdal söz, - la ilahe illallah - kelimesidir.” buyurmakla, tarihte bulunan her müminin bu kelimeyi kullandığını ifade etmektedir.

"İlâh" kelimesi "E-Le-He" veya "E-Li-He" fiilinden gelir. Lûgatta; kulluk etmek, tutkun ve düşkün olmak, şaşırıp kalmak, ısınmak, yönelmek ve alışmak gibi mânâlara gelir.
“ Râğıb el Isfahanî:
"Allah ismi celâlinin aslı ilâhtır. Başındaki hemze hazf edilip, önüne elif lâm getirilerek şânı yüce Rabbimizin ismi olmuştur. Bununla beraber ilâh kelimesini insanlar, ibadet ettikleri her şeyin ismi yapmışlardır. Güneşe ilâhe adını vermişlerdir. Çünkü onu (güneşi) mabûd edinmişlerdi."
1
,,
diyerek meseleyi izaha gayret etmiştir. İslâm âlimlerinin büyük ekseriyetine göre; lâfza-i celâl türetilmiş olmayan (gayrimüştak, gayrimenkûl ve mürtecel) bir isimdir. Yani, bu kelime ilk defa hakiki mabûdun özel ismi olarak ortaya konulmuştur. Allah Teâla (cc)'nın zâtı; bütün isim, fiil ve sıfatlardan önce gelir.4Şurası muhakkaktır ki, Allah Teâla (cc), yarattığı şeylerden hiçbirine benzemez. Bütün noksan sıfatlardan münezzehtir. Şimdi konunun daha iyi kavranabilmesi için, Mekke'ye putperestliğin nasıl girdiğini izah edelim: Arabistan ve özellikle Mekke'ye putperestlik, Huzaa kabilesinin (Benî Hârise kolunun) lideri olan Amr b. Luhay tarafından sokulmuştur. Amr b. Luhay tutulduğu bir hastalığın tedavisi için Suriye'nin Belka adı verilen bölgesine gitmiş ve orada bulunan sıcak su kaplıcalarında tedavi olmuştur. Bu sırada, orada mûkim olan kimselerin, putlara taptığını görür. Neden böyle yaptıklarını sorduğunda: "Bunlar ibadet ettiğimiz ilâhlardır. Onlardan yağmur isteriz, yağdırırlar. Yardım isteriz imdadımıza koşarlar." cevabını almıştır. Bunun üzerine, kendisine bir adet put verilmesini rica etmiş ve oradan aldığı "Hübel" isimli putu Mekke' ye getirmiştir. Daha Sonra insanları bu puta ibadet etmeye çağırmıştır.

İmam Fahrüddin-i Razi, hadiseyi bu şekilde naklederken; Amr b. Luhay'ın o dönemde Mekke'nin yöneticisi olduğunu hassaten belirtmektedir. Ayrıca "Tarihçilere göre bu olay Kral Sabur Zü'l Ektaf zamanının başlarına tesadüf eder." diyerek, Hübel'in Mekke'ye (yaklaşık olarak) miladî 310 senesinde geldiğine işaret etmektedir.

Mekke müşriklerinin; hem Allah Teâla (cc)'ya, hem ilâhlara (putlara) inandıkları kat'i nasslarla sabittir. Nitekim Kur'ân-ı Kerim'de:
“ "Gözünü aç!. Hâlis din Allah’ındır. O'nu bırakıp da kendilerine bir takım dostlar (putlar, ilâhlar) edinenler (derler ki): `Biz bunlara ancak bizi Allah’a daha fazla yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.' Şüphe yok ki Allah onlar arasında ihtilâf edegeldikleri şeyler hakkında hükmünü verecektir..."2 ,,
buyurulmuştur. Dikkat edilirse müşrikler; putlarda ilâhi bir gücün olduğunu ve kendilerini Allah’a yaklaştıracağını esas almaktadırlar. Adiy b. Hatem; Fals putu sahasına getirilen ve putun mülkiyetine geçtiğine inanılan bir devenin tekrar geri alındığına şahit olmuştur. Deveyi geri olan Mâlik b. Kulsum'un put tarafından çarpılacağına, başına bir felâket geleceğine inanmıştır. Aradan epey zaman geçer. Mâlik'e hiç bir felâket gelmediğini görünce, putlara olan inancı sarsılır. Önce Hristiyan olur. Daha sonra Resûl-i Ekrem (sav)'in tebliğini kabul ederek Müslüman olur.10 Müşrikler puta taş olarak değil, içinde var olduğuna inandıkları ilâhî güçten istifade için tapıyorlardı. Dolayısıyla "Lâ ilâhe illâllah" (Allah’dan başka ilah yoktur) demek, onlara ağır gelmiştir. Çünkü manevî güç sahibi olduğuna inandıkları putlarını, en az Allah Teâla'yı (cc) sevdikleri kadar seviyorlardı.Nitekim Kur'ân-ı Kerim'de,
“ "Bazı insanlar, Allah’dan başka O'na şerikler (ortaklar) koşarlar ve Allah’ı sever gibi onları severler."3
,,
hükmü beyan buyurulmuş ve müşriklerin durumu haber verilmiştir. Bu âyette geçen "nidd" kelimesi, çekişen eş (ortak) mânâsınadır. Fahrüddin-i Razi; "Müşriklerin hem Allah’ı hem putlarını eşit derecede sevdiklerini." delileriyle izah etmiştir.7 Günümüzde hem Müslüman olduğunu söyleyen, hem beşerî bir ideolojiye inanan insanların psikolojisi, Mekke müşriklerinin tavrından farklı değildir. Kelime-i tevhidi ikrar ve tasdik eden bir kimse; Allah Teâla (cc)'nın kitabında ve Resûl-i Ekrem (sav)'in sünnetinde yer alan bir hükmün mutlak hakikat olduğunu tasdik etmek mecburiyetindedir. Aksi takdirde; kelime-i tevhidin mânâsını bilmeden tekrar eden, bir papağanın durumuna düşer. Bu nokta iyi düşünülmelidir.

(1) Râğıb el-Isfahanî, el-Müfredat fi Garibi'l Kur'ân, İst.1986; Kahraman Yay., sh. 25-26.
(2) Zümer, 39/3.
(3) Bakara, 2/165.