Hasan Sabbah, 11. yüzyılda afyonla uyuşturduğu fedaileriyle Ortadoğu ve İran’da büyük bir terör yaratmıştı. Tarihin gördüğü en büyük terör örgütlerinden “Haşhaşiler”in daha beterini bugün “FET֔ olarak görüyoruz

11. yüzyılda Büyük Selçuklu Devleti kurulduğu sırada Abbasi halifeliği zayıflamış ve Mısır'daki Şii Fatımiler'in kontrolü altına girmişti. Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey, 1055'te Bağdat'a girerek Abbasi Halifeliği'nin koruyucusu olup, bölgedeki Fatımi nüfuzunu sona erdirdi.

Fatımiler, ordularıyla baş edemedikleri Selçuklular'ın hâkim oldukları topraklarda propagandayla taraftar toplayarak güçlenmeye çalıştılar. Tarihin en acımasız ve dehşet saçan terör örgütünü kuran Hasan Sabbah, Fatımi hükümdarı Mustansır Billah'ın Horasan'daki temsilcisiydi. Hasan Sabah, yoğun bir propaganda faaliyeti sonucunda geniş bir taraftar kitlesi toplamıştı. Ancak Hasan Sabbah, Mustansır Billah'ın ölümünden sonra Fatımi tahtına kendi desteklediği Nizar geçmeyince Fatımiler'den ayrıldı.

Hasan Sabbah, 1090'da Alamut Kalesi'ni ele geçirerek adı terörle bir tutulacak Haşhaşi örgütünü kurdu. Sabbah, Büyük Selçuklular'ı savaşta yenme ihtimalinin olmadığını gördüğü için terörle dehşet yaratarak bölgede hâkim olma yolunu seçmişti. Bu konuda Bernard Lewis, Abdülkerim Özaydın ve Cengiz Tomar'ın araştırmalarına bakılabilir.

MERKEZLERİ ALAMUT



"Kartal Yuvası" manasına Alamut Kalesi, Elbruz dağlarında 1800 metre yükseklikteydi. Selçuklu kuvvetlerinden kaçan Hasan Sabbah, Alamut Kalesi'ni hileyle ele geçirdi.

Hasan Sabbah, Alamut'a hâkim olunca ilk iş olarak kaleyi uzun kuşatmalara hazır duruma getirdi. Adamlarına eğitimi yasaklayarak, onları cahil bıraktı. Kalede oluşturduğu yapay cennette adamlarının kendisine gözü kapalı itaat etmesini sağladı. Esrara alıştırdığı fedaileri liderlerinin emirlerini ölümü göze alarak yerine getiriyorlardı.

Haşhaşiler, propaganda yoluyla çevredeki diğer kaleleri ele geçirmeye çalıştılar. Propagandanın işe yaramadığı yerde terör devreye giriyor ve yaratılan dehşetle Haşhaşiler'in nüfuz sahası genişliyordu.

Büyük Selçuklu Veziri Nizamülmülk, tehlikenin çok erkenden farkına varmıştı. Cinayet işleyen Haşhaşi fedailerini ele geçirildiklerinde öldürtüp, ibret olsun diye şehir meydanlarında teşhir ettirdi. Ancak sahte cennete kavuşmayı umut edenler sinmediler. Bunun üzerine bir Selçuklu ordusu 1092'de Alamut Kalesi'ni kuşattı, ancak alamadı. Hasan Sabbah, kendisini yok etmek isteyen Büyük Selçuklu Veziri Nizamülmülk'ü Ebu Tahir isimli bir fedaisini göndererek öldürttü.

HANÇERLE PROPAGANDA



Büyük Selçuklu Devleti'nin iki numaralı ismini yok eden Haşhaşiler, bu suikastla büyük bir propaganda yaptılar. Melikşah'ın ölümünden sonra oğulları arasında başlayan taht kavgaları Haşhaşiler'i iyice kuvvetlendirdi. Melikşah'ın oğlu Berkyaruk Haşhaşiler'e düşman birini vezirliğe getirince fedai saldırısına uğradı. Suikasttan yaralı kurtulan Selçuklu Sultanı, bu olaydan sonra Haşhaşiler'den uzak durdu. Ancak Haşhaşi terörü o kadar etkili olmuştu ki, devlet adamları zırhsız gezemiyor, halk korkudan evinden çıkamıyordu. Sultan Berkyaruk, bu durum üzerine Haşhaşiler'le tekrar mücadeleye başladı ve birçok teröristi öldürttü.

Büyük Selçuklular, Berkyaruk'tan sonra da Hasan Sabbah'la mücadeleye devam ettiler, ancak bir sonuç alamadılar. Berkyaruk'un kardeşi ve son Büyük Selçuklu Sultanı Sencer, bir Haşhaşi fedaisinin yastığına sapladığı hançer üzerine Haşhaşiler'le mücadeleden vazgeçti.
Hasan Sabbah, düşmanı olan devlet adamlarını fedailerine öldürtürken, kendi canını güvenceye almak için 35 yıl sarayından çıkmadı.
1124'te liderlerinin ölümünden sonra da Haşhaşiler, terör faaliyetlerine devam ettiler. Mısır ve Suriye'deki devlet ve beyliklerin devlet adamları ve hükümdarları da Haşhaşiler'e engel olmak istediklerinde hançer darbeleri altında can verdiler.

İNANILMAZ YÖNTEMLER



Haşhaşi fedaileri, hedeflerine ulaşmak için kılık değiştirip, yıllarca sabırla beklerlerdi. Mahalli lehçeleri öğrenip, öldürecekleri devlet adamlarının yakını olmak için yıllarca uğraşırlardı. Her türlü fedakârlığı yapıp, güvenilir bir kişi gibi gözükerek hükümdar ve devlet adamlarının korumalığına veya saray hizmetkârlığına kadar çıkarlardı. Senelerce kendilerine emir gelene kadar uykudaki ajanlar gibi sabırla beklerlerdi. Hasan Sabbah'ın fedailerinden kurtulmak için akıl almaz tedbirler alan, kendilerini kalelere hapseden birçok devlet adamı yine de Haşhaşi hançerlerinden kendilerini kurtaramamışlardı Hasan Sabbah'ın fedailerinden kurtulmak hemen hemen imkânsız gibiydi.
Terör dalgası 1200'lerin ortasında sona erdi. İlhanlı hükümdarı Hülagu Han, Alamut Kalesi'ni alarak taş üstünde taş bırakmadı. Kaledeki herkesi öldürttü. Haşhaşiler, daha sonra çeşitli bölgelerde varlıklarını sürdürdülerse de eskisi gibi etkili olamadılar.

Assasin (suikastçı) kelimesinin kaynağı “Haşhaşin”dir



Avrupalılar, Haçlı seferleriyle 11. yüzyılın sonlarından itibaren Ortadoğu'ya yerleşince Haşhaşiler'le de karşılaştılar. Haşhaşiler'in büyü, uyuşturucu ve çeşitli vaatlerle kandırarak cinayet işledikleri ve önderlerinin her dediklerini gözleri kapalı yerine getirdikleri Haçlı tarihlerinde hikâye edildi. Haşhaşiler Moğollar tarafından ortadan kaldırıldıktan sonra 1273'te meşhur Venedikli seyyah Marko Polo, Çin'e giderken Alamut Kalesi'ni gezmiş ve seyahatnamesinde çevreden dinlediklerine dayanarak bu suikastçıları uzun uzun şöyle anlatmıştı:"Surlar içinde meyve bahçeleri içinde eşi görülmemiş bir saray ve köşkler vardı. Bal, şarap ve su akan kanallar vardı. Saray, her türlü müzik aletini çalan, şarkı söyleyen ve dans eden kadınlarla doluydu. Liderleri sahte bir cennet yapmış ve adamlarını da bu bahçenin cennet olduğuna inandırmıştı. Müstahkem bir kaleyle korunan bahçeye 12 ile 20 yaşları arasındaki gençler dörtlü veya altılı gruplar hâlinde alınarak haşhaşi yapılırdı. Gençlere bahçeye girmeden afyon verilir, kendinden geçen gençler bahçede gözlerini açtıklarında kendilerini cennette zannederlerdi. Haşhaşi lideri bahçedeki adamlarını uyuşturucu ile uyutarak sarayına getirir, suikastçı uyandığında kendini cennetten çıkmış bulurdu. Lider, adamına 'Git eğer şu kişiyi öldürürsen seni cennete göndereceğim' derdi. Suikast sırasında ölecek olurlarsa da gelecekleri yerin yine bu cennet olacağını söylerdi. Liderlerine inanan Haşhaşiler, tekrar cennete dönmek için hiçbir şeyden çekinmeden Alamut hâkiminin her söylediğini yerine getirirlerdi. Kılık değiştirmede usta olan fedaileri liderlerinin 'atla' emriyle Alamut'un surlarından kendilerini kayalıklara bile bırakırlardı. Bölgedeki hükümdarlar, bu engellenemeyen güç yüzünden Haşhaşi liderini isteklerini yerine getirir, vergi bile verirlerdi". Seyyah ve tarihçilerin eserleriyle Avrupa'ya yayılan Haşhaşi kelimesi, 13. yüzyıldan itibaren Batı dillerinde suikastçı (assasin) manasında kullanılmaya başlanıldı. Dante'nin İlahi Komedya isimli eserinde "assasin" kelimesini kullanması bu terimi yaygınlaştırdı.

Kaynak:
Haşhaşiler
FET֒nün ilham kaynağı Haşhaşiler - ERHAN AFYONCU
Assasin (suikastçı) kelimesinin kaynağı “Haşhaşin”dir - ERHAN AFYONCU