Vakti zamanında, Sultanahmet meydanındaki hipodromun Spina duvarı üzerinde yer alan Dikilitaş yani Obelisk; İstanbul’un en eski anıtları arasında yer almaktadır.
Aslında çok daha fazla eserle araba yarışlarının tam ortasında yer alan Spina Duvarı’ndan ne yazık ki günümüze ancak Sultanahmet Dikilitaşı, Yılanlı Sütun ve Örme Sütun kalmıştır.

Mısır Dikilitaşı’nın Hikayesi



Antik Mısır eseri olan Obelisk’e halk arasında genelde yalnızca Dikilitaş denilse de Theodosius Dikilitaşı olarak da anılır. Kimilerine göre Firavun 3.Thutmosis tarafından Asya’da kazandığı zaferlerin anısına kimilerine göre de iktidarının 30.yılı anısına, Karnak Tapınağı’na diktirilmiştir (MÖ 1400’ler).

Orijinal yüksekliğinin 30 metre civarında olduğu düşünülen eser, kırmızı granit taşından yapılmıştır.

Obelisk’in Roma İstanbul’una taşınma hikayesine gelmek istediğimizde, MS 4.yy’a uzanmamız gerekiyor.

Konstantinopolis’i başkent yapan İmparator Konstantin’in oğlu 2.Constantinius, Dikilitaş’ı İskenderiye kentine getirtti. Bazı tarihçilere göre amacı İstanbul’a taşımaktı fakat başaramadı, bazılarına göre ise amacı zaten oraya dikmekti.

İstanbul’a kim tarafından ve nasıl getirildiği tam olarak bilinmese de Dikilitaş’ın kaidesindeki yazıtlara göre belli müddet yerde bekletilmiştir. Bazı kaynaklar İmparator Julianus’un, 200 tonluk bu eser için özel gemiler inşa ettirdiğini ve Dikilitaş’ın bu şekilde İskenderiye’den İstanbul’a getirildiğini yazar.

Obelisk Yerine Dikiliyor



Nihayet 1.Theodosius döneminde de Obelisk yani Dikilitaş, Spina Duvarı üzerindeki yerini alır (MS 390). Obelisk sütunun Marmara sahilinden Sultanahmet meydanına taşınması için özel raylı yollar yapıldığı anlatılır.

Dikilitaş’ın bugünkü uzunluğu 20 metre civarındadır. Aradaki parçaların ne olduğu ise bilinmemektedir.

Tarihçiler ekseriyetle, taşınma esnasında kırıldığını düşünseler de kırılan parçaların ne olduğu konusunda kanıtları bulunmamaktadır. Olasılıklar şunlardır:

Şehrin başka noktalarına dikilmiş olabilir, kaybedilmiş olabilir, kırıldığı noktada bırakılmış olabilir. Kırık parçanın 2005 yılında bulunduğunu okumuştum fakat ne kadar doğrudur bilemiyoruz.

Ayrıca Obelisk’in üstüne yine Theodosius tarafından dünyayı simgeleyen 1 adet tunç küre eklendiği fakat bunun 9.yy’da bir deprem neticesinde düştüğü ve tekrar yerine konmadığı ya da konulamadığı da yazılır.

Dikilitaş’ın Hiyeroglif Yazıtları



Dikilitaş’ın 4 cephesinde antik Mısır dilinde aşağıdaki metinler yazmaktadır. Çeviri, Wikipedia’dan (İstanbul Sultanahmet Dikilitaş’ı ile iligli sayfadan) alıntılanmıştır.

Kuzeybatı cephesi: “18. sülaleden Yukari ve Asagi Mısır’ın sahibi 3. Tutmosis, Tanrı Amon’a kurbanını sunduktan sonra Horus’un yardımıyla bütün denizleri ve nehirleri hükmü altına alarak hükümdarlığının otuzuncu yılı bayramında bu sütunu daha nice zamanların getireceği bayramlar için yaptırdı ve dikti.”

Kuzey cephesi: “Gizli ve kutsal ismin her tecellisine mazhar olan tanrı Amon’a kurbanını büyük acz içinde sunduktan sonra, ondan yardımlar dilenerek güneyin dostu, dinin nuru iki tacın sahibi, kudretli hükümdar ülkesinin sınırlarını Mezopotamya’ya kadar götürmeye azmetti.”

Güneydoğu cephesi: “Güneşin doğduğu sırada sahip olduğu altın renkleri dünyaya yayan Horus’un verdiği kuvveti, serveti, kuvvetli sevgi, saygıyı taşıyan ve Aşağı ve Yukarı Mısır’ın tacına sahip olan ve bizzat Güneş tarafından seçilmiş olan firavun, bu eseri babası Ra için yaptırdı.”

Güney Cephesi: “Tanrı Horus’un lütfuna mazhar olan ve Güneş’in oğlu unvanını taşıyan Aşağı ve Yukarı Mısır’ın hükümdarı olan firavun, kudret ve adaletle bütün ufuklara nur saçtı. Ordusunun önüne geçti. Akdeniz’de dolaştı, bütün dünyayı mağlup etti. Sınırlarını Naharin’e kadar yaydı. Mezopotamya’ya azimle gitti, büyük savaşlar yaptı”.

Dikilitaş’ın Roma Dönemi Kaidesi



Dikiltaş’ın mermer kaidesinde ise Latince ve Grekçe şunlar yazmaktadır:

Grekçe metin: “Devamlı bir suretle yerde duran bu taşı dikme cesaretini İmparator Theodosius gösterdi ve yardımına Proclus çağrıldı. Bu şekilde otuz iki günde yerine dikildi.”

Latince metinse Obelisk’in ağzından yazılmış: “Önceleri direnmiştim fakat yüce efendimizin emirlerine itaat ederek, yenilen tiranlar üzerinde zafer çelengini taşımam gerekti. Her şey Theodosius ve onun kesintisiz sülalesine boyun eğiyor. Bana da galip geldiler ve reis Proclus’un idaresi altında otuz günde yükselmeye mecbur oldum.”

Yine Dikilitaş’ın mermer kaidesinin 2 yanında kabartma süslemeler bulunmaktadır. Bir yanda Sütun’un İstanbul’a getirilişi ve Sultanahmet meydanındaki hipodrom içine dikilişi; diğer yanda ise meclis ya da senato resmedilmiştir.

Ayrıntılı tasfiri, Buğra Derci adlı bir tarih sever ve blog sahibinden olduğu gibi alıntılıyorum: “Kabartmaların bir

yüzünde yarım daire şeklinde bir kemerin altında oturur vaziyette dört figür bulunmaktadır; içlerinde en iri olanı imparator Theodosius, solundaki Batı Roma İmparatoru II.Valentinianus, sağında oğlu Arkadius ve onun yanında da en küçük oğlu Honorius yer alır.

Oturdukları yerin altında ise eğilmiş olarak karşılıklı iki yönde imparatora yönelmiş Persler ve Germenler bulunmaktadır.

Giyimlerine göre solda sivri başlıkları olan dört kişi Perslerden, sağ taraftaki pelerinli dört figür Germenlerdendir. Ellerinde imparatora sunmak üzere getirdikleri hediyeleri tutmaktadırlar. Diğer yüzde ise imparator Kathisma’da bu kez ayaktadır ve elinde birinciye vereceği çelengi tutmaktadır.”