Mohenjo-daro - Sind, Pakistan


Sindh dilinde adı ‘Ölüler Tepesi’ anlamına gelen Mohenjo Daro, İndüs Vadisi Uygarlığı’nın en önemli yerleşme merkezlerinden biridir. Bu şehrin arkeolojik kazıları Pakistan’ın Hindistan’dan ayrılmasından önce (1922-1931 yılları arasında) Sir John Marshall ve Rakhal Das Banarjee, daha sonra ise Sir Mortimer Wheeler tarafından yapılmıştır.

Yaklaşık 1.6 kilometre karelik bir alana yayılmış olan Mohenjo Daro’nun en alt tabakası sularla kaplıdır, ancak günümüze kadar yapılabilen arkeolojik kazılardan şehrin ‘Kale’ ve ‘Aşağı Şehir’ olmak üzere iki ana bölümden oluştuğu ortaya çıkmıştır. Şehri çevreleyen duvarlar hem savunma amaçlıdır, hem de sellere karşı bir önlem olarak düşünülmüş olmalıdır. ‘Kale’ bölümünde sıcak suyu olan halka açık bir hamam, büyük bir kuyu, bir tahıl deposu, bir çarşı ve iki büyük toplantı salonu bulunmuştur; ancak, örneğin eski Mısır’daki gibi anıtsal binalar ve tapınaklar yoktur. Hamamdaki 3 metre derinliğinde, 7 metre eninde ve 12 metre uzunluğunda, tuğladan yapılmış ve tabanı ziftle sıvanmış olan havuzun törensel banyolar için kullanıldığı sanılmaktadır (Bakınız Şekil 1: Mohenjo Daro’daki Hamam). Basamaklarla inilen bu havuzun çevresindeki küçük odaların, ‘tapınak fahişeleri’nin mesleklerini icra ettikleri yerler olduğu ileri sürülmüşse de, bunlar büyük bir olasılıkla saunalar veya soyunma odalarıdır; zira İndüslülerde ‘tapınak fahişeleri’ olduğuna dair kesin bir kanıt yoktur.

Devlet hazinesi veya bir tür Merkez Bankası görevi gören bir tahıl deposunun varlığı ise, yönetimin olası bir kıtlığa karşı tedbirli davrandığını göstermektedir. Depoda ürünlerin nem almamasını sağlayan havalandırma kanalları vardır. Bitişikteki yüksek platform muhtemelen görevli bürokratların belirli bir organizasyon ve sisteme göre ürünleri dağıttığı, belki de sattığı bir yerdir. Ancak, bürokrasinin en tepesinde olması gereken kişiyle (teokratik elit tabakadan bir kral veya rahip) ilgili somut bir bilgi yoktur. Nitekim Mohenjo Daro’da herhangi bir kral mezarına veya merkezi otoritenin emirlerini verdiği ‘taht odası’nı içeren bir saray kalıntısına henüz rastlanmamıştır.
*
Birbirlerini dik açılarla kesen sokaklar Mohenjo Daro’yu Harappa’daki gibi karelere ve dikdörtgenlere bölmektedir. Her biri 10 metre genişliğinde olan bu sokakların köşelerindeki tek odalı yapıların sokak bekçileri için inşa edilmiş olması mümkündür. Fırında pişirilmiş, standart ölçülere sahip (4:2:1 oranındaki) tuğlaların kullanıldığı düz çatılı evlerin estetik bir kaygıyla yapılmış olduğunu söylemek zordur, ancak bunların hemen hemen hepsinin aynı büyüklükte olması, toplumun farklı sınıflara ayrılmadığını göstermektedir. Genellikle tek veya iki katlı olan bu evlerin mutfaklarında kuyular vardır. Odalar ise yazın serin, kışın ılık olan iç avlulara açılmaktadır. Bu avlular Mohenjo Daro sakinlerine sadece iklim açısından değil, meraklı gözlerden de uzak huzurlu bir ortam sağlamış olmalıdır. Sokağa bakan pencerelerin oldukça küçük olması sıcağa karşı alınan bir önlemi veya bir güvenlik kaygısını yansıtıyor olabilir. Sütun veya kemer gibi dekoratif unsurlardan yoksun olmalarına rağmen evlerin hepsinde tuvalet ve banyo vardır. Buralardan çıkan sular yol kenarlarındaki kilden yapılmış atık su borularına yönlendirilmiştir. Sokaklarda ayrıca çöplerin biriktirildiği özel yerler bulunmaktadır. Bu da Mohenjo Daro’yu dünyanın ilk gelişmiş kentsel atık sisteminin kurulduğu yer yapmaktadır.

Plan açısından mükemmel olan Mohenjo Daro’nun parlak dönemlerinde en az 35 bin kişiyi barındırdığı sanılmaktadır. 1980 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesi’ne dâhil edilen bu şehrin eski dünyanın önemli bir ‘eritme potası’ olduğu ve başta Mongoloid, Negroid, Alpin, Protoaustraloid ve Akdeniz tipi olmak üzere pek çok değişik ırka mensup insana kucak açtığı anlaşılmaktadır. Bu insanlar bakır, bronz, kurşun ve çinko gibi madenleri işleyebilmekte, ayrıca çömlek üretebilmekte ve fayanstan takılar yapabilmekteydiler. Henüz tam olarak çözülememiş bir tür resimyazıları ve 16 ve katlarını kullandıkları (2 haneli ondalık sistem) gelişmiş bir ağırlık ve uzunluk ölçme sistemleri vardı. Büyük baş hayvanları yiyorlar ve ölülerini gömüyorlardı.

Eski adı ‘Patala’ (Kutsal Yer) olan Mohenjo Daro’da bulunan mühürlerin üzerindeki betimlemeler ve kilden yapılmış kadın figürinleri bu şehirde bir ‘kutsal dişi’ kültünün var olabileceğine işaret etmektedir. Arkeolojik kazılarda ayrıca üzerlerinde ‘unikorn’ (tek boynuzlu) betimlemeleri olan mühürler de ele geçmiştir. Takılarda ‘lapis lazuli’ ve yeşim taşı gibi yabancı menşeli taşlar kullanılmıştır. Bu taşlardan ve mühürlerin üzerindeki gemi resimlerinden Mohenjo Daroluların uzak mesafelere gidip gelebildikleri ve Dilmunlu (1) tüccarlar aracılığıyla ticaret yaptıkları anlaşılmaktadır.

Bazı mühürlerin üzerinde de, ‘yogi’ler gibi başının üzerinde duran veya ‘padmasana’ (lotus) pozisyonunda oturan insan betimlemeleri vardır. Bunlar da Mohenjo Daro ile bugünkü Hindistan arasında bir kültür devamlılığının söz konusu olduğunu göstermektedir.
*
Mohenjo Daro İndüs Nehri’nin kontrol edilemeyen taşmaları nedeniyle tarih boyunca en az 7 kez yıkılıp yeniden yapılmış, yeni şehirler de hep eskilerin üzerine inşa edilmiştir. Bu şehirlerin neden terk edildiği ve İndüs Vadisi Uygarlığı’nın neden sona erdiği henüz kesin olarak bilinmemektedir. Ancak, bu yerleşme merkezlerinin bir gecede değil, belirli bir süreç içinde boşaltıldığı ve bir çöküş süreci yaşandığı anlaşılmaktadır. Nitekim arkeologların ‘gecekondu dönemi’ olarak tanımladıkları bir dönem vardır. Bu dönemde binaların kalitesinde belirgin bir düşüş göze çarpmaktadır; muhtemelen nüfusun artmasına bağlı olarak büyük odalar daha küçük odalara bölünmüş ve şehir planında bozulmalar başlamıştır. Ayrıca, buralarda o dönemlerde büyük bir savaş veya istila olduğunu gösteren kesin bir bulgu yoktur. Kazılarda yangınla yerle bir olmuş birkaç ev kalıntısı ve şiddet sonucunda ölen kişilere ait olduğu anlaşılan az sayıda iskelet bulunmuştur. Ancak, ‘kitle katliamı’ olarak tanımlanacak bir olayın olmadığı anlaşılmaktadır. Bu da bir istila olmuş olsa dahi Mohenjo Daroluların şehri çok daha önceleri terk ettiklerini ve az sayıda insanın yaşamlarını oralarda sürdürdüğünü göstermektedir.

Şehrin terk edilme nedenleri arasında nehirlerin tektonik hareketler nedeniyle yatak değiştirmesi, iklimsel ve çevrebilimsel nedenlerle kuruması ve/veya muson yağmurlarının düzeninin bozulmasına bağlı olarak ormanların ve otlakların yok olması gibi aslında hepsi birbiriyle bağlantılı olan faktörler akla gelmektedir. Bir görüşe göre, özellikle ormanların yok olmasına ve yakacak sıkıntısına neden olmuş, dolayısıyla tuğlalar fırınlanamamış ve selleri engelleyecek duvarlar da yapılamamıştır. Sellerin göl haline getirdiği şehirde toprak aşırı şekilde tuzlanmış ve tarım için elverişsiz hale gelmiş olabilir. Bütün bunlar insanları yeni yerler arayışına sokmuş olmalıdır. Bu arada, sellerin sıtma gibi hastalıklara sebebiyet vererek işgücüne ve ekonomiye darbe vurmuş olması da kaçınılmazdır. Ekonominin bozulması halkın kenti terk etmesine, nüfusun azalması da ticaretin çökmesine neden olmuş olabilir. Yani, ortada sosyoekonomik bir kısır döngü vardır. Dolayısıyla, bu uygarlığın sona ermesi için bir tek değil, birbirine bağlı pek çok neden olduğu anlaşılmaktadır.

1979 yılında David W. Daverport adlı Hint asıllı bir İngiliz arkeolog Mohenjo Daro’nun özellikle ‘Kale’ bölümünde, bilinmeyen bir nedenden dolayı adeta cama dönüşmüş bazı çömlek ve tuğla kalıntıları bulmuştur. Bilim kurgu meraklısı arkeologlar, böyle bir durumun gerçekleşmesi için en az 1,500 derecelik bir ısı gerektiğini ileri sürmektedirler. Bu arkeologlara göre, tarihin bir döneminde Mohenjo Daro’nun göksel konuklar tarafından ziyaret edilmiş olması olmayacak bir şey değildir, zira Hint mitolojisinde de tanrıların ‘vimana’ adı verilen uçan arabalarda seyahat ettikleri, bunların ‘demir yıldırım’ adını verdikleri binlerce güneş gücünde silahları olduğu açıklıkla vurgulanmaktadır.

Olaya analitik yönden yaklaşan bilim adamları ise, bu durumun elektromanyetik bir olgu, yani bir tür elektrik boşalmasından kaynaklanan ender bir doğa olayı olabileceğini söylemekle yetinmektedirler.
***
1926 yılında Mohenjo Daro’daki bir evde bulunan yaklaşık 11 santimetre büyüklüğündeki bronz bir ‘dansçı kız’ heykeli İndüs Vadisi Uygarlığı’nın sembolüdür (Bakınız Şekil 2: Mohenjo Daro’dan Dansçı Kız Heykelciği). Kolundaki bileziklerden başka üzerinde herhangi bir giysi veya aksesuvar olmayan bu kızın otoriter duruşu, onun önemli bir konumda olduğunu göstermektedir. Gerçekten de, bir elinin kalçasının üzerinde duruyor olması, ona meydan okuyormuş gibi bir hava vermektedir. Daha sonraları bölgeye yerleşen Aryanlarda, tapınaklarda tanrı heykellerinin bakımını yapan ve tanrılar için danseden ‘devadasi’lerin (tanrının hizmetkârı sayılan genç kızların) zaman içinde tapınakların erkek müritlerine cinsel hizmetler sunan ‘tapınak fahişeleri’ konumuna düştükleri bilinmektedir. Bir örneği Ulusal Müze’de olan, altından, kilden ve taştan yapılmış bu ‘dans eden kız’ heykelciklerinin çok sayıda olması, dans ve müziğin İndüs Vadisi Uygarlığı’nın dini törenlerinde önemli bir yer tuttuğunu açık bir şekilde göstermektedir, ancak tanrılar için cinsel hizmet verme uygulamasının Aryanlardan önce, İndüs Vadisi Uygarlığı döneminde de geçerli olup olmadığı hakkında kesin bir bilgi yoktur.

Sanatsal açıdan ise, bu heykelciklerin ‘cire perdue’ (kayıp balmumu) tekniğiyle yapılmış olması, İndüslülerin bu tekniği daha o zamanlardan beri bildiklerini ve uyguladıklarını göstermesi açısından önemlidir.

Kazılarda bulunan bir başka kayda değer nesne de başında ve bir kolunda bant bulunan, özenle arkaya doğru taralı saçları bir file içinde toplanmış, dalgın bakışlı, sakallı bir kişinin sabuntaşından yapılmış olan heykelciğidir. Heykelciğin başındaki bandın üzerindeki yuvarlak şekilden, günümüzün popüler tanrısı Shiva’nın alnının ortasında olduğuna inanılan ‘üçüncü göz’ motifinin o dönemlerden beri kullanıldığı anlaşılmaktadır. Aynı işaret heykelin kolundaki bantta da görülmektedir. Her iki kulağın arkasındaki delikler ise heykelin zamanında bir kolye veya bir tür başlık taşıdığını göstermektedir.

Otoriter görünümlü bu kişinin bir ‘rahip-kral’ olabileceği sanılmaktadır (Bakınız Şekil 3: Mohenjo Daro’dan Rahip-Kral Heykelciği). Boş olan göz yuvaları orijinal halinde değerli taşlar kakılarak doldurulmuş olmalıdır. ‘Dansçı kız’ın siyah ırkın özelliği olan kalın dudaklarına karşın, bu heykelin gözleri çekiktir. Bu da Mohenjo Daro’da değişik ırklara mensup insanların yaşadığını gösteren güzel bir kanıttır. Bir görüşe göre, rahip-kralın bir omzunu açıkta bırakan ve üzerinde kırmızı boya izleri ve asaleti simgeleyen üç yapraklı yonca desenleri bulunan giysisi günümüz Hintli kadınlarının giydiği ‘sari’nin bir ilkörneğini oluşturmaktadır.