Bitmemiş Dikilitaş


Bu dikilitaş direkt olarak taş ocağında kesilmiş fakat neden terk edildiği bilinmiyor.

Bir obelisk, yekpare granit bloğu olup, üstünde kimin için yapılmışsa o kişiyle ilgili övgülü sözler, başarılar, güç ve zaman zaman da tanrılarla olan ilişkisinden ve bundan gelen ruhsal gücünden de bahsedilir, kimi zaman ise sadece 1 olay anlatılırdı. Aswan’daki taşın üstündeyse bu konuda herhangi bir iz yoktur. Taş daha madendeki yerinden çıkarılıp şekillendirilmeye başlamadığından dolayı, üstünde herhangi bir yazıt bulunmamaktadır. Bu yüzden de taşın hangi dönemde ve kimin için çıkarılmaya çalışıldığı bilinmemektedir.

Yekpare olması gereken taş, işçilerden kaynaklanan ya da granitin doğal yapısındaki bir zayıflıktan dolayı çıkarma işlemleri sırasında çatlayıp bütünlüğü zarar görerek bir obelisk olamayacağı anlaşılınca, çıkarılmaya çalışıldığı yerde bırakılmış ve günümüze kadar ulaşmıştır. Aslında bu hata, bize obelisklerin nasıl yapıldığı konusunda eşsiz bir fırsat sunmuştur. Hatanın oluşum nedeni ise, granit kütlenin bir kısmının granit yerine kumtaşından olmasıydı. Yani granit madeni aynı zamanda kumtaşı bölümler içermekteydi ve obeliskin bir bölümü bu kumtaşı bölüme denk gelmişti.

Eğer bu taş yerinden çıkarılabilse idi, 41,75 metre yüksekliğinde ve her bir kenarı 4,2 metre uzunluğunda kare tabanlı bir obelisk olacak, ağırlığıysa yaklaşık olarak 1.168 ton olacaktı. Eğer işlenebilseydi, bu ağırlık bilinen Mısır antik tarihi içinde ele alınan en ağır ve en büyük yekpare taş işçiliği olarak günümüze ulaşacaktı.

Antik Mısırlıların granit bloğu ana yataktan koparmak için uyguladıkları en önemli yöntem taşın ısıtılması yöntemiydi. Bu işlemde, kullanılacak taşın kabaca şekli belirlenir, sonra ana bloktan ayrılması planlanan yer işaretlenirdi. İşaretlemenin ardından, ayrılmanın olacağı noktalara delikler açılırdı. Deliklerin açılmasının ardından deliklerin etrafı ateşle ısıtılmaya başlanırdı. Uzun bir işlem olan ısıtma sırasında, taş olabilecek en yüksek seviyede ısıtılır, sonra aniden ısıtma durdurulur, deliklere hızla firavun inciri ağacından tahta kazıklar çakılır ve üzerilerine derhal soğuk su dökülürdü. Kazıkların bu ağaçtan yapılmasının nedeni, çok kuru bir ağaç olması ve suyu çok çabuk emip, hızla genişlemesiydi. Daha sonra bu sistem, kimi uygulamalarda Araplar tarafından da kullanılmıştı.

Dökülen soğuk su, taşın ısı değişikliğiyle kırılmasını tetiklerken, suyla aniden genişleyen tahta kazıklar bu kırılmayı hızlandırırdı. Fakat işlem birçok kez tekrarlanır, genişleyen her kırığa da büyük tahta parçalarıyla müdahale edilerek aynı işlem blok ana yataktan ayrılana kadar devamlı uygulanırdı. Art arda devam eden bu işlemlerle blok ana yataktan ayrılırken, taş ustaları derhal yataktan ayrılmaya başlayan parçanın üstünde çalışmaya başlar ve taşa kaba şeklini verirlerdi.

Daha taş yatağından tam ayrılmadan obelisk’in şekli ortaya çıkardı. Taş ocaktan ayrılıp gideceği yer için gemiye yüklendiğinde, taş ustaları da gemiye biner, taşı hedefine ulaştırana kadar taş üstünde çalışarak taşı bir sonraki ustalara hazırlarlardı. Büyük ihtimalle taş dikileceği yere vardığında, ya üzerine sadece hiyeroglif yazılarını yazmak ya da son rötuşları yapmak kalırdı.

Ocakta ya da taşınma sırasında yapılması gereken en zor şeylerden biri de, simetriyi bozmadan obeliskin 4 köşesini de keskinleştirmekti. Kimi insanlar, bu keskinliğin elmas ile yapıldığını iddia etmekle birlikte, o dönemde Mısır’da elmas bulunmadığını ve kullanılmadığını hatırlamak gerekir. Fakat yapılan kimi kimyasal analizler ve buna bağlı iddialar, bu keskinliğin korundum madeni sayesinde olduğunu söylemektedir.

Genel olarak sorulan sorulardan biri, tonlarca ağırlığındaki bu taşların Nil’deki gemilere nasıl taşındığı yolundadır. Antik Mısırlılar bunun için son derece zekice bir yol bulmuşlardı. Obeliski yerde sürüklemenin hiç de kolay olmadığını biliyorlardı. Çünkü zemin düz ve sabit değildi. Bunun yerine Nil’in tabanından çıkarılan çamur ile tuğlalar imal etmişlerdi. İmal edilen bu tuğlalarla de, ocaktan gemiye kadar uzanan düz bir yol inşâ etmişlerdi. Bu tuğla yol, bir tür yağ ile iyice ıslatılarak kaygan bir zemin elde edilirdi. Obeliskin ağırlığı yüzlerce küçük tuğlaya dağıldığından, tuğla başına çok az yük bindiğinden, obeliskin kumlu ya da toprak zeminde olduğu gibi batması da engelleniyordu. Geminin yanına kadar ulaştırılan taş, kaldıraçlar aracılığıyla gemiye yükleniyordu. Mısırlıların o dönemde palanga sistemini bilmemeleri nedeniyle taşlar birkaç kademeli kaldıraç sistemleri ile, tıpkı piramit inşaatlarında olduğu gibi taşınıyorlardı.