Allah evreni neden yok edecek?

“ Allah evreni neden yok edecek? Neden kıyamet kopacak?
Allah'ın evreni yok etmesindeki neden nedir? Ahiret hayatına geçiş olacak, ama neden bu kadar şiddetli yaşanacak?
Kıyamet sadece kafirlerin üzerine kopacak ama, peki kıyamete o zaman yaşayanlar dışında hiç kimse şahit olmayacak mı?
,,

Kıyametin kopmasıyla evren yok olmayacak, gökler ve yer yeni bir hal alacak, bir dönüşüm yaşayacak, yeni bir âlem inşa edilecektir.

Bir çekirdeğin; yaprağı, çiçeği, tadı, kokusu, rengi ve meyvesi yaratılması için, çekirdek halinde kalması nasıl uygun değilse, dünya çekirdeğinin de ahirete ve ebedi hayata uygun yaratılması için bu haliyle kalması uygun değildir.

Böylece Yüce Allah, bu imtihan meydanını ihtişamlı bir şekilde, kudretinin büyüklüğünü gösterir bir surette kapatıp, yine ihtişamlı bir şekilde yeni bir âlem inşa edecektir.

O gün yer, başka bir yere, gökler de başka göklere dönüştürülür ve insanlar bir ve kahhar (her şeyin üzerinde yegâne hâkim) olan Allah’ın huzuruna çıkarlar.
(İbrahim, 48) ayeti de bu gerçeği bildirmektedir.

Kıyametin kopuşuna o zaman yaşayanların yanında, ölenlerin ruhları, melekler, cinler ve kâinattaki bütün varlıklar şahit olacaktır.

Kıyamette yer ve gökler yok olduktan sonra tekrar yaratılacak mıdır?


"O gün yeryüzü, başka yeryüzüne çevrilir, gökler de başkalaşır." (İbrahim, 14/48) ayetinde, Ahiret hayatının da kendine göre gökleri ve yeri olacağı açıkça bellidir. Demek ki, bütün bu yer ve gök alemleri, kıyamet gününde varlık veya vasıf olarak değişecek, başka bir mahiyet alacaktır.

Ayette geçen "başka yer" terkibi iki anlama gelebilir. Birisi yeryüzünün yerden başka şeye, yani yer mahiyetinden başkasına demek olur. Birisi de bu yeryüzünün, başka bir yere çevrilmesi demek olur. Ve bu her iki mânâ ile yorum yapılmıştır. Çünkü bazı rivâyetlerde yeryüzü ateş olacak, gökler cennet olacak denilmiş; bazı rivâyetlerde de yeryüzü gümüş külçesi gibi bembeyaz, üzerinde kan dökülmemiş, günah işlenmemiş başka bir yer olacak denilmiştir.

Sehl b. Sa'd'dan rivayet edildiğine göre, ben dinledim Peygamber (s.a.v) buyuruyordu ki:

"Kıyamet gününde insanlar, tertemiz bir daire gibi beyaz ve parlak bir yer üzerinde haşrolunacaklar." (Buhari, Rikak, 44; Müslim, Müvafıkın, 28)

Hz. Aişe'den rivayet edilmiştir ki: "O gün yer yüzü başka bir yere çevrilir.' âyeti hakkında Hz. Peygambere sordum. 'Ey Allah'ın elçisi! O gün insanlar nerede olacak?' dedim. Buyurdu ki:

'Öyle bir şey sordun ki ümmetimden hiçbiri sormamıştı. O vakit insanlar cehennem köprüsü üzerinde, diğer bir rivâyette sırat (köprüsü) üzerinde olacaklar." demiştir." (Suyuti, ed- Dürrü'l-Mansur, V, 56)

Ayette geçen değiştirmenin iki mânâya gelme ihtimali vardır: Birisi tamamen yok ettikten sonra yeni yaratma, yani kendisini değiştirmek; diğeri de maddesinin kalıcı olması ile değiştirilmesi, yani vasfını başka şeye çevirmek demek olur.

Kelâm bilginlerinden bazıları birinci mânâyı tercih etmişler. Çünkü değiştirmek yeryüzünün kendisine isnad edilmiş olduğu gibi, "Ondan başka her şey yok olacaktır." (Kasas, 28/88) âyeti de açıkça bunu gerektirir. Yukarıdaki hadise uygun olarak İbnü Mesud hazretleri: "Yer, üzerinde kan dökülmemiş, günah işlenmemiş, süzülmüş beyaz gümüş gibi bir yer ile değiştirilecek." demiş olduğundan bunun bizzat kendisinin değişmesi olduğu da söylenmiştir.

Bazı kelâm bilginleri de ikinci mânâyı tercih etmişlerdir. Çünkü değiştirmenin çevirmek mânâsına kullanılması da meşhur olduğu gibi, ölümden sonraki dirilme hakkındaki "kuyruk sokumundaki en küçük kemik" (Buhari, Tefsiru Sureti, 39/3) hadisinde maddenin kalıcılığına bir işaret var gibidir.

Maddenin yok olması akla göre imkansız değildir. Bundan dolayı maddenin değişmesine inanmakla geniş açıklamasını Allah'ın bilgisine havale etmek daha uygundur. Bununla birlikte bu hususta maddenin yok edilmesi şart olmadığından maddeyi başka bir şeye dönüştürmeye inanmak da yeterli olabilir.

Allah’ın, şaşmaz vaad ve intikamın gerçekleşmesi, o günkü yeryüzü, başka bir yerle değiştirilecek. "Yer uzatılıp dümdüz edildiği, içlerindekini atıp boş kaldığı ve Rabbine boyun eğdiği zaman ki, bu mutlaka gerçekleşecektir o zaman herkes yaptığının karşılığını görecektir." (İnşikâk, 84/3-5) gibi âyetlere bak. Gökler de öyle değişecek, yarılacak ve çatlayacak güneş ve ay, tutulup dürülecek, yıldızları söndürülüp dağıtılarak dürülecek, başka göklere dönüştürülecek. Yani kıyamet kopacak, bu dünyanın yeri ve gökleri yerine, ahiret yeri, ahiret gökleri kurulacak. (bk. Elmalılı, ilgili ayetin tefsiri; Râzî, XIX, 146; Taberî, XIII, 163-165)

Kıyametle beraber kainat ve yerküresi, ahiret göklerine ve yerlerine mi dönüşmektedir?


Bilindiği üzere, istikbale ait bu gibi gaybî konular hakkında akıl yürütme imkânımız yoktur. Bu konular semiyattandır, yani duyduğumuz şeklinin ötesine fazla gidemeyiz.

Ehlisünnet alimlerine göre Cennet ve Cehennem şu anda mevcuttur. Buna göre, kıyametten sonra bu günkü dünyanın karanlıklı taraflarından olan kısımları cehenneme, nurlu taraflarından olan kısımları ise cennete eklenecektir.

Sizin de işaret ettiğiniz gibi, Kur’an’ın kıyamet esnasındaki yer ve gök durumuyla ilgili tasviri şöyledir:

“Ama onlar, Allah’ın kudret ve azametini hakkıyla takdir edemediler, O’na lâyık tazimi göstermediler. Halbuki bütün bir dünya/yerküresi kıyamet günü O’nun avucunda, gökler âlemi de bükülmüş olarak elinin içindedir. Böyle bir azamet ve hâkimiyet sahibi olan Allah, onların uydurdukları ortaklardan yücedir, münezzehtir.” (Zümer, 39/67)

“Gün gelir, yer başka bir yere, gökler de başka göklere çevrilir. Bütün insanlar kabirlerinden kalkıp tek hâkim olan Allah’ın huzuruna çıkarlar.”(İbrahim, 14/48).

Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, İbn Mace, Ahme b. Hanbel’in rivayet ettiklerine göre, bu ayet hakkında ilk defa Resulullah (a.s.m)’a soru soran Hz. Aişe’dir. “Ya Resulellah! Yer başka bir yere, gökler de başka göklere çevrildiği kıyamet gününde, insanlar nerededir?” diye sorunca, Peygamberimiz (a.s.m) “İnsanlar o gün sırat köprüsünün üstündedir.” buyurdu.(bk. İbn Kesir, ilgili ayetin tefsiri).

Razî ve İbn Aşur’un bu konudaki görüşleri genel bir değerlendirme açısından önemlidir: Onlara göre, kıyamet günü yer ve göklerin değişmesi, eski alemin yeni bir aleme değişmesi manasına gelir. Bu da şu iki şekilde düşünülebilir: Ya kıyametten önceki vasıflarının, bilinen nizam ve düzenlerinin değişmesiyle, ya da mevcut yer ve göklerin yok edilip yerlerine başka yer ve göklerin var edilmesiyle gerçekleşecektir. (bk. Razî, İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri)

Kıyametten sonra, kainat, gezegenler, yıldızlar, atomlar bugünkü haliyle de olacak mıdır?


Gezegenler, yıldızlar da zaten “Gök” kavramı içindedir. Gök zaten bunlardan ibarettir. Göğün değişmesi bütün bunların da değişmesi ve ebediyet alemlerine uygun hale getirilmesi anlamına gelir.

- Her varlığın en küçük parçasına “atom” denildiğine göre, elbette değişenler ne olursa olsun onların da en küçük parçacıkları olan atomları vardır. Ancak ahiret memleketi bu dünya memleketinden çok farklıdır. Bu sebeple, her şeyi bu dünya ile kıyaslamak yanlıştır.

- Bediüzzaman hazretlerinin ilgili açıklamalarını, dünyadaki hatıraların canlandırılması manasında anlamak gerekir. Cennette insanların arzu ettiği her şeyin var olduğunu Kur’an’dan öğreniyoruz. (bk.Fussilet, 41/31, Zuhruf, 43/71)
Üstad Bediüzzaman’ın ilgili sözleri şöyledir:

“..Şu fâni masnuat fena için değil, bir parça görünüp mahvolmak için yaratılmamışlar. Belki vücudda kısa bir zaman toplanıp, matlub bir vaziyet alıp; tâ suretleri alınsın, timsalleri tutulsun, manaları bilinsin, neticeleri zabtedilsin. Meselâ, ehl-i ebed için daimî manzaralar nescedilsin. Hem âlem-i bekada başka gayelere medar olsun.” (Sözler, 76)

“Meselâ ehl-i Cennet, elbette arzu ederler ki, dünya maceralarını tahattur etsinler ve birbirine nakletsinler; belki o maceraların levhalarını ve misallerini görmeyi çok merak ederler. Elbette sinema perdelerinde görmek gibi; o levhaları, o vak'aları müşahede etseler çok mütelezziz olurlar. Madem öyledir, herhalde dâr-ı lezzet ve menzil-i saadet olan dâr-ı Cennet'te, (Allah’a karşı saygılı olan takva sahipleri şüphesiz cennetlerde ve pınarların başındadırlar. Onlara ‘selâmetle, güvenle oraya girin!’denir.

“Biz o cennettekilerin kalplerindeki kinleri çıkarıp atmışızdır. Hepsi kardeşler olarak karşılıklı koltuklara otururlar” (Hicr, 45-47) mealindeki ayetlerin) işaretiyle; sermedî manzaralarda, dünyevî maceraların muhaveresi ve dünyevî hâdisatın manzaraları Cennet'te bulunacaktır.

İşte bu güzel mevcudatın bir an görünmesiyle kaybolması ve birbiri arkasından gelip geçmesi, menazır-ı sermediyeyi teşkil etmek için, bir fabrika destgâhları hükmünde görünüyor.” (Mektubat, 294)

Rabbimiz bizi de o sermedi mekanlarda bu güzel manzaraları seyredenlerden eylesin, amin!

Kıyametin kopmasının ve kainatın yıkılmasının mantıki ve bilimsel delilleri nelerdir?


Kur'ân-ı Kerîm'de, İnşikak, İnfitar, Tekvîr, Zilzâl gibi sûrelerde ve pek çok âyetlerde, kıyametin vukuu ve bu esnada kâinatta cereyan edecek olan yıldızların dağılıp saçılması, güneşin kararıp solması, ayla çarpışıp birleşmesi, semânın parçalanması, kızarıp kor ateş halini alması gibi akıllara hayret ve dehşet veren pek çok muhteşem hâdiseler bütün canlılığıyla anlatılmakta, tasvîr edilip gözler önüne serilmektedir.

Bu âyetlerde kıyametin kopması esnasında vuku bulacak hâdiseler anlatıldığı gibi, kıyametin kopmasına sebep olacak; yıldızların dağılması, güneşin ışığının sönmesi, büyük zelzeleler gibi hâdiselere de işaret edilmektedir.

"O, öğüt almak isteyen ve çok şükredici olmayı dileyen kimseler için geceyi ve gündüzü birbiri ardınca getirendir." (Furkân, 62) âyeti de ifâde ediyor ki, saatin saniyeleri dakikayı, dakikalar saatin geçmesini gösterdiği gibi, gece ve gündüzün gelip geçmesi de bir gün gelip, büyük saatin faaliyete geçeceğine, kıyametin kopacağına işaret etmektedir. Yani insan bunların peş peşe gelip gitmelerinden zamanın gelip geçtiğini, böylece hem ömrünün hem de kâinatın ihtiyarlamakta olduğunu ve bir gün bu durumun ölümle ve kıyametin kopmasıyla tahakkuk edeceğini anlıyor. Eğer gece ve gündüz sürekli olarak devam etseydi, devamlı gece ve devamlı gündüz içinde yaşasaydık, zamanın geçişine intikal edemez, böylece ömrümüzün ve kâinatın ömrünün azaldığını anlayamazdık. Dolayısıyla âyetteki öğüt almanın kapsamı içine böyle bir öğüt de girebilir.(1)

Kur'ân-ı Kerim'de yevmu'd-dîn, yevmu'l-kıyâme, yevmu'l-âhir gibi ifâdelerde sıkça geçen yevm tabirinden de böyle bir manayı hissetmek mümkündür. Şöyle ki, el-Yevm lafzı gün, sene, insan ömrü, dünyanın dönmesi arasındaki açık uygunluğa binaen, öldükten sonra dirilmenin delillerinden sezgisel bir delile işarettir. Bu durum saatin saniye, dakika, saat ve günleri sayan milleri gibidir. Nasıl ki, bir kimse devrini tamamlayan bir mil görünce sezgisi ile -bir müddet sonra da olsa- diğerinin de devrini tamamlayacağına düşünür. Öyle de, gün, sene gibi devamlı olarak tekrarlanan hususi kıyametleri gören bir kimse de, insanlık için haşir gününün sabahında ebedî saadetin doğacağını sezgisi ile anlar.(2)

Kâinatın yıkılacağının, kıyametin kopmasının mümkün olduğunu şu gerçekten anlayabiliriz: İlim kâinatın yaratıldığını en ufak bir şüpheye bile yer vermeksizin ispat etmiş, hatta ilk yaratılış saniyelerinde neler olup bittiğini dahi göstermeyi başarmıştır. Yapılan hesaplamalar kâinatın 13-15 milyar sene önce yaratıldığını ortaya koymuştur.(3) Böylece aklî ve tecrübî delîller bu kâinatın sonradan yaratıldığını göstermektedir. Kâinatın sonradan yaratılması da, fenâ bulmasına ve bunun aklen muhal bir şey olmadığına delil etmektedir.(4) Evveli olan bir şeyin, elbette bir sonu da olacaktır. Bu âlem ezelî olmadığı gibi, ebedî de değildir.(5)

Birer küçük kıyamet olarak kabul edebileceğimiz, etrafımızda gördüğümüz, insan, hayvan, bitki ve diğer varlıkların doğup büyüyüp ölmeleri, kâinat çapında büyük bir kıyametin vuku bulacağını hissettirmektedir.

Nitekim, büyüme kanununa dahil olan bir şeyed bir büyüme ve gelişme vardır. Dolayısıyla o şeyin tabiî bir ömrü vardır. Tabiî bir ömre sahip olan bir şeyin de netice itibariyle bir eceli vardır, ölümden kurtulamaz. Nasıl ki, küçük bir âlem olan insanın ölümden kurtuluşu yok ise, büyük bir insan gibi olan bu kâinatın da ölümden kurtuluşu yoktur. Yine nasıl ki, bir ağaç, tahrip ve bozulmaya maruzdur, yaratılış ağacından gelen kâinat da, tekrar tamir edilmek üzere gerçekleşecek olan, tahribin elinden kurtulamaz... "Güneş dürüldüğü, yıldızlar saçılıp döküldüğü, dağlar sürüklendiği zaman... (Tekvîr, 1-13), "Semâ yarıldığı zaman..." (İnşikâk, 1-5) âyetlerinin hakikatinin görüleceği bir gün mutlaka gelecektir. Böylece büyük insan olan kainatın uzay boşluğundaki ölüm sekeratı, acaip bir hırıltı ve korkunç bir sesle görülecektir.(6)

Yukarda da işaret edildiği gibi, nihâyette kâinat çapında küllî bir kıyametin kopacağı ilmî bakımdan kesinlik kazanmıştır. Tüm deliller evrenin sınırlı bir ömrü olduğuna işâret ediyor.(7) Artık merak edilen, kıyametin kopup kopmayacağı değil, ne zaman ve nasıl kopacağı hususudur. Çünkü kâinatın ölümü için pek çok sebep vardır. Mesele bunlardan hangisinin daha önce cereyan edeceği noktasında düğümlenmektedir.(8)

Günümüzde yapılan tesbitler sonucu kâinatın yıkılmasını, kıyametin kopmasını mümkün kılan sebepleri şöyle sıralayabiliriz:

1. Kâinatın devamlı olarak genişlemesi sonucunda, ya bu genişlemenin bir sonucu olarak kâinatın dağılması (açık kâinat modeli), veya bu genişlemenin bir gün yavaşlayarak, kâinatın küçülerek başlangıçtaki ilk haline dönmesiyle kâinatın son bulması (kapalı kâinat modeli) söz konusudur.(9)

Açık kâinat modeline göre, yıldızlar yakıtını tükettikçe birer birer ölmeye devam edecek, sonunda kâinat genişlemekte olan büyük bir mezarlık haline gelecektir.(10)

Kapalı kâinat modeline göre ise, yıldızların tek tek ölümü beklenmeksizin top yekûn bir kıyametle her şey bitecektir.(11) Buna göre, kütlenin artış eğiliminde bulunması, çekim kuvvetinin de artacağını ve sonuçta evrenin genişlemeyi bırakarak kendi çekim kuvvetinin etkisine girerek çökmesi kaçınılmazdır.(12)

Evren Big Bang'dan beri sürekli genişliyor. Bu genişleme kuvveti şimdiye kadar kütleye bağlı olan çekim kuvvetini yenemediği için, genişleme sürüp gitti. Çekim kuvveti genişlemeye hakim olursa, artık genişleme duracak. Aşırı yoğun ve kapalı bir evrende çekim kuvveti hakim hale gelince, her şey kendi içine çöker hale gelecek. Gökyüzü prese edilmiş portakal gibi yarılacak. Uzay sonsuz ufuklardan tersine bir hareketle sür'atle kapanmaya başlayacak. Yıldızlar ve gezegenler ışınım, elektron ve çekirdeklerden oluşan bir kozmik çorba haline dönüşecek. Semâ aşırı sıcaklık nedeniyle bir baştan bir başa kıp kırmızı bir renge boyanacak. Evrenimiz açılan bir çiçek gibi değil, kapanan, kapanmakta olan narin ve zarif bir gül goncası haline dönüşecektir.(13)

2. Entropi(14)'nin sürekli artması: Kâinat yaratılalı beri, devamlı olarak sıcak cisimlerden soğuk cisimlere bir sıcaklık akışı olmaktadır. Ancak zamanla cisimler arasındaki sıcaklık farkları dengelenip eşit duruma geldiklerinde kâinatta hareket durarak bir ısı-ölümün, termodinamik bir kıyametin vukuu kaçınılmaz olacaktır.(15)

Astronomi alimlerinden Sir James Jeans bu mevzuda şöyle der: "... Kâinattaki toplam enerjinin azalmayacağını, dünya ve kâinatın ilelebed devam edeceğini iddiâ etmek, asma saatteki topun azalmayarak, akrep ile yelkovanı sürekli yürüteceğini iddiâ etmek gibidir. Enerji ilelebed bayır aşağı gidemez. Saat topu gibi sonunda dibe vurmak zorundadır. Bunun gibi, kâinat da ilelebed devam edemez, er geç bir gün erglik enerjisinin elverişlilik kabiliyeti, merdivenin alt basamağına varmış olacaktır. İşte o anda, kâinattaki hayat duracaktır. Gerçi enerjinin hepsi orada ise de, değişme kabiliyeti artık kalmamıştır. Nasıl, havuzdaki durgun su, çarkı çeviremezse, kâinatın iş yapma kabiliyeti de, artık tükenmiş olacaktır. O zaman, biz, sıcak olsa bile, ölü bir kâinatta ısı ölümü ile karşı karşıya bulunacağız. Enerji elverişliliğini yitirmiş bir kâinat ise ölmüş demektir. Bundan şüphe etmeye, buna karşı koymaya imkân yoktur. Yeryüzündeki bütün tecrübelerimiz buna o derece hak veriyor ki, bir itiraz payı kalmamıştır".(16)

3. Kara Delikler: Her ne kadar kesin olarak ispat edilmese de, pek çok ilim adamı tarafından varlığı kesin kabul edilen kara delikler de, kıyametin sebebi sayılacak şeylerdendir.

Ölen bir yıldız eğer güneşimizin üç mislinden daha fazla büyükse, nötron yıldızı seviyesinde kalmaz, kara delik haline gelir. Bu, yıldızın madde âleminden çıkışı demektir. Bir kara delik ne parçalanır, ne de küçülür. Onlar için sadece büyümek vardır. Rastladığı her şeyi yutan kara delik böylece mütemadiyen büyür. Büyüdükçe çekim kuvvetinin sınırı artar ve bu büyüme gittikçe artan bir sür'atle devam eder. Böylece, zamanla içinde bulunduğu bütün galaksiyi yutacak duruma gelebilir. Hatta nihâyette bütün kâinatın da, bir kara delik olup çıkma ihtimali söz konusudur.(17)

4. Dünyamızın başına bir kıyametin kopması, dünya hayatının devamının kendisine bağlı olduğu sebeplerden birisinin ortadan kalkmasıyla da mümkündür. Meselâ, ısı ve ışık kaynağımız güneşin, enerjisini tüketerek sönmesi dünya hayatının da son bulması demektir. "Güneş dürüldüğü zaman" (Tekvîr,1) âyetinin ifâde ettiği gerçeğin bir gün vuku bulacağını, bugünkü ilim de haykırmaktadır.

Çünkü her yıldız bir müddet sonra canlılığını kaybetmekte, sönüp gitmektedir. Bir gün gelip güneşte sönecektir.(18) Evet, güneşin bir sonu gelecek! Kâinattaki milyarlarca yıldızdan biri olan güneşimiz deposundaki hidrojeni helyuma çevirip yakıtını tükettikten sonra, tahminlere göre, beş milyar yıl sonra beyaz bir cüce olarak hayatını kaybedecek.(19)

Bu sebepler dışında kâinat çapında meydana gelebilecek daha pek çok hâdiseler kıyametin kopması için yeterlidir. Sadece dünyamızı ele alacak olursak, dünyamızı bekleyen pek çok felaketin dünyanın sonu için yeterli bir sebep olabileceğini görürüz. Meselâ, Dünyada hemen herkesin şahid olduğu depremler dünyamızın kıyametini ihtar etmektedir. Sekiz şiddetindeki bir depremle koca şehirlerin alt üst olması, milyonlarca insanın ölmesi gösteriyor ki, bu depremin bir kaç katı olan ve bütün dünyada etkisini gösteren bir deprem dünya hayatının sonu için yeterlidir.

Yer kürenin merkezi çok şiddetli harareti olan maddeler ihtivâ ediyor. Coğrafya alimi G. Gamow şöyle diyor: "Mavi denizlerimizin altında alevli tabiî bir cehennem var. Başka bir deyişle bizler büyük bir dinamit lağımının üzerinde duruyoruz. Bir gün tamamiyle infilak ederek yerkürenin düzenini tamamiyle alt üst edebilir".(20)

Yine gökyüzünden dünyamızın başına yağan göktaşları (meteorlar) da, çok sayıda ve daha büyük kütlelerde yağmaları halinde dünyamızın sonunu hazırlayabilirler. Asteroidler ve kuyruklu yıldızlar da, meteorlar gibi, bir kıyamet sebebi olabilir. Kuyruklu yıldızlar, asteroidler kadar yoğun olmasa da, büyük hasara sebep olabilirler. 1910'da Halley kuyruklu yıldızı dünyamıza yaklaştığında bazıları intiharı tercih etmiştir. Daha bunlar gibi pek çok sebepler sıralanabilir.(21)

Kainatta olan sebepler, "Onlar kıyamet gününün ansızın gelip çatmasını mı bekliyorlar?! Şüphesiz onun alâmetleri belirmiştir..." (Muhammed, 18) âyetiyle ifâde edilen kıyamet alametleri cümlesinden sayılabilir. Evet, kıyametin alametleri bellidir, ama keyfiyetini Allah bilir.

Bu sebeplerden biri veya bir kaçının tahakkuku için, uzun seneler geçmesinin gerektiği hesaplanabilir. Ancak unutulmamalı ki, kâinatta bilinmeyenler bilinenlerden çok daha fazladır. Allah'ın iradesi de, bütün hesapları bozmak için kâfi bir sebeptir. Nasıl ki, sapa sağlam duran ve uzun yıllar bâki kalacak gibi görülen koca binalar, ansızın gelen bir depremle yerle bir ediliyorsa, kâinatın yıkılması da böyle olabilir. Dolayısıyla, vukuu kesin olsa da, kıyametin ne zaman kopacağını Allah'tan başkası bilmez:

"Sana kıyameti, ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. De ki, onun ilmi ancak rabbimin katındadır. Onun vaktini O'ndan başkası açıklayamaz. O, göklere ve yere ağır gelmiştir. Size ansızın gelecektir. Sanki sen onu biliyormuşsun gibi, sana soruyorlar. De ki, onun bilgisi ancak Allah katındadır, ama insanların çoğu bilmezler" (A'râf, 187).

“ Dipnotlar
---------------------------------------------
1. Razi, bu âyete, "Düşünen kimse bunların ardarda gelişine bakarak, bunları bir halden bir hale intikal ettiren bir nakledici ve değiştiricinin olduğunu bilsin diye" şeklinde mana vermiştir (bkz. Razî, XXIV, 93). Görüldüğü gibi Razî, bu ayette Allah'ın varlığına istidlalde bulunulduğuna işaret ediyor. Ancak bir ayetin çeşitli meselelere işaret etmesinin mümkün olduğu dikkate alınırsa, yukarda işaret kabilinden zikrettiğimiz manayı da muhtevî olması mümkündür.
2. Nursî, İşaratu'l-İ'caz, s. 37.
3. Taşkın Tuna, Uzay ve Dünya, İstanbul, 1982, s. 21, 23.
4. Şarkavî, s. 296.
5. Şadi Eren, Kur'ân'da Gayb Bilgisi, Işık yay., İzmir, 1995, s. 217.
6. Nursî, İşarâtu'l-İ'caz, s. 242-243; Abdülmecid Ünlükul, İmân Dili, Konya, 1961, s. 58-59.
7. Paul Davies, Son Üç Dakika, çev. Sinem Gül, Varlık Yayınları, İstanbul, 1994, s.30.
8. Hüseyin Demirkan. Yıldızların Esrarı, İstanbul, 1978, 14. bsk., s. 31.
9. Davies, s. 126; Steven Weinberg, İlk Üç Dakika, Tübitak Yayınları, 6.bsk. Ankara, 1996, s. 139; Sadettin Merdin, Tanrıya Koşan Fizik, Timaş, İstanbul 1995, s. 376 vd.
10. Ümit Şimşek. Big Bang Kâinatın Doğuşu, İstanbul, 1980, s.74.
11. A.g.e, s. 74
12. Tuna, Uzayın Sırları, Boğaziçi yay. İstanbul, 1992, s. 368.
13. Davies, s.86, 126; Weinberg, s. 139-141; Tuna, Uzayın Sırları, s.144, 369-370; Merdin, 379
14. Entropi, enerjinin kıymetsizlenmesini ifade etmek için kullanılır. Matematik ifadesiyle, bir sistemin sahip olduğu ısı miktarının onun mutlak sıcaklığına oranına o sistemin entropisi denir.
15. Lincoln Barnett, Evren ve Einstein, Varlık Yayınları, İstanbul, 1969, s. 114 vd; Davies, s.21, 24;
16. Senih, s. 6-7 (Sir James Jeans, Etrafımızdaki Kâinat'dan naklen).
Evren sonlu bir hızla geri dönülmez bir şekilde tükendiğine göre, ezelden beri var olması mümkün değildir. Sonlu bir hızla tükenen bir şey ezelî olamaz, şimdiye kadar ölmüş olurdu.Böylece, evrenin en sonunda yok olacağını gösteren bütün kanıtlar, aynı kesinlikte, onun zaman içinde belli bir başlangıcının olduğunu da gösterir (Barnett, s. 119; Davies, s. 25)
17. Davies, s.66, keza bkz. a.e, s. 63-74, Demirkan, s. 44, 46; Tuna, Uzayın Sırları, s. 268-271.
18. Davies, s. 24; Tuna, Hayat Kaynağımız Güneş, Yeni Asya yay. İstanbul, 1983, s. 22.
19. Davies, s. 58; Tuna, Güneş Sistemi, Yeni Asya yay. İstanbul, 1983, s. 53; Uzayın Sırları, s. 87; Hayat Kaynağımız Güneş, s. 22; Demirkan, s.18.
20. Han, el-İslâmu Yetehaddâ, s. 82 (Biography of The Earth, s. 62'den naklen).
21. Davies, s. 15-17, Senih, s.11-15; keza bkz. Gazi Ahmet Muhtar Paşa. Yaratılış ve Ötesi (Serâiru'l-Kur'ân), Sadeleştiren: Ali Turgut, Kültür Basın Yayın Birliği, İstanbul, tsz., s. 230, 267.
,,