Sekine duasının ehemmiyetinin yeterince idrak edilmediği ve evrad u ezkar dünyamızda hak ettiği yeri almadığı kanaatindeyiz. Bu sebeple bu yazımızda Bediüzzaman Hazretlerinin evrad u ezkar hayatına kısaca bir göz atıp, evradları içinde olan "Sekine" isimli ve kendine daimi vird edinerek, bütün evradları zamanla değiştiği hâlde hiç bırakmadığı bu dua hakkındaki mülahazamızı sunmaya çalışacağız.

Bediüzzaman Hazretlerinin Evrad Hayatı:
Bediüzzaman Hazretlerinin telif etmiş olduğu Risale-i Nur Külliyatı gerek bu asrın, gerekse önümüzdeki asrın beşeriyetini fikir karanlıklarından kurtarıp tenvir ve irşad edecektir.
(1) İman ve Kur'an hizmetinde böyle büyük bir çığır açan, Bediüzzaman Hazretleri, evrâd u ezkâr mevzuunda hiç mi hiç kusur etmemiş, en ağır meşguliyetlerinde dahi evradını okumuştur. Mehmed Feyzi Efendi Üstad'ın evraddaki hassasiyetini şöyle ifade etmiştir:

"Gecelerde sabaha kadar calib-i dikkat bir hal-i haşiane ile ubudiyette bulunurlar. Yaz ve kış bu adetleri tahalluf etmez (geri kalmaz). Teheccüd ve münacaat ve evradlarını asla terk etmezler. Hatta bir Ramazan'da pek şiddetli hastalıkta altı gün bir şey yemeden savm-ı visal (iki gün üst üste iftar etmeden oruç tutmak) içinde ubudiyetteki mücahedelerini terk etmediler. Komşuları her zaman derler ki:"

"Biz sizin Üstad'ınızın sekiz sene yaz ve kış geceleri, aynı vakitlerde, sabaha kadar hazin ve muhrik sadasıyla münacat seslerini dinler ve böyle fasılasız devamlı mücahedesine hayretler içinde kalırdık."
(2)

Bediüzzaman Hazretlerinin evrad u ezkar hayatını merak eden Fas’ın en büyük mütefekkirlerinden biri olan Taha Abdurrahman, Bediüzzaman Hazretlerinin okuduğu evrad kitabı "Hizbu'l-Hakaiki" görünce şunları söyler:

“İşte bu, Muazzam Külliyat’ın menbaı... Bu derecede kalblerde ve ruhlarda tesir eden böyle bir eserin arkasında, böyle kuvvetli ve kesif bir ibadet olduğunu tahmin ediyordum. Onun için ısrarla Bediüzzaman’ın evradını soruyordum. Kalb etrafında günlük meşgalelerden, günahlardan biriken perdeler, muhatabın kalbinde ve ruhunda tesir edecek bir cümlenin kalbin ta derinliğinden gelip çıkmasına mani olurlar. Bu sebebden, bu Nurlarda mademki, külli bir tesir var, bu, o derslerin, kalbin tam umkundan ve derinliğinden geldiğine en büyük delildir. Bu derinliğin arkasında da böyle kuvvetli bir evrad vardır.”(3)

Evradlarından “Sekine”:
Sekine duası hakkındaki mevzulara girmeden önce, Risalelerdeki gaybi işaretlerin ne kadar hakikat olduğunu ve Bediüzzaman Hazretlerinin evradları içinde sekine duasını neden hiç değiştirmediğini değerlendirelim.

Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nur’un birçok yerinde gaybi işaretlerden bahseder. Risale-i Nurlardaki gaybi işaretler ve haberlere ne kadar itimat edeceğimizi Risalelerin ve Bediüzzaman Hazretlerinin ortaya koyduğu neticeye bakarak karar verebiliriz. Zira Merhum Ziya Paşa,

“Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz / Şahsın görünür, rütbe-i aklı eserinde.”

der. Bu sebeple Risale-i Nur Külliyatı'nın nasıl bir eser olduğunu ve Bediüzzaman Hazretlerini anlamak için Risaleleri okuyan ve inceleyenler üzerinde ne gibi etkiler ve sonuçlar hâsıl ettiğini tespit etmek yerinde olacaktır. Her yaştan ve her tahsil seviyesinde bulunan insanlara hitap eden Risaleler dünya çapında kırktan fazla dile tercüme edilmiştir. Risale-i Nur Külliyatı'nı ciddi olarak okuyan her gençte günahtan kaçınmanın, ibadette hassasiyetin, kul hakkına riâyetin, olayları muhakeme edebilme seviyesinin yükseldiği görülmektedir. Ahir zaman olarak nitelendirilen bu fitne asrında, hisleri oldukça aktif olan gençlerde dahi böyle yüksek faziletlerin görülmesine sebep olan Risale-i Nur Külliyatı'nın ne kadar hakikatli bir eser olduğu aşikârdır. Risale-i Nur'dan başka herhangi bir Kur’an tefsiri veya bir Kur'an çalışmasının onlarca dile çevrildiği ve milyonlarca insan tarafından takip edildiği bilgimiz dâhilinde değildir. Eğer Risaleler gibi kırktan fazla dile çevrilmiş, her yaş ve seviyeden milyonlarca insanın okuduğu bir Kur'an çalışması veya tefsiri varsa, bize bildirilmesinden memnun oluruz.

Öte yandan Risaleleri inceleyen ilim adamlarından Prof. Muhsin Abdülhamid şunları söylemektedir:

“Doğrusu, İmam Nursi; Tefsîrî metodunda, bambaşka bir gaye ve bir hedef takip etmiştir. O; bu metod ve menhecinde, Ümmet-i İslamiye’yi, tıpkı Kur’an’ın Sahabelere ilk nazil olduğu anlarda, o Kur’an’ın ilk devresindeki canlılığa kavuşturmaya çalışıyor. Ve nasıl ki, Kur’an, o gün cahiliye devrinin ardından, yepyeni bir kamil insan ortaya çıkarmıştı, işte İmam Nursi de, bu asrın insanını o günün heyecanına ulaştırarak, asrın cehaletinden insanları, yepyeni bir Kur’anî bir ders ile Nura ulaştırmaya çalışıyordu.”
(4)

Prof. Faruk Hammade ise Risaleleri okuduktan sonra Bediüzzaman Hazretleri hakkında şu tespitlerini bildirmiştir:

“İslam ümmetinin çok zor bir devrinde, büyük bir İmamı görürüz. İmam Bediüzzaman-ı Nursî... " O, (r.h.) muhakkak Lisan-ı ümmetti... Halk kitlesinin fakihi idi... Neslin muslihi idi... Asrın ve insaniyetin davetçisi idi. Cenab-ı Hak, ona çok hususiyetler vermişti." Bunlardan birkaç tanesini arz ediyorum:"


  1. ‘Abkariyet’ dediğimiz, ilimde ve derste mükemmeliyet ve kusursuzluk...
  2. ‘Mütemeyyiz bir Sülûk’. Yani, diğer akranından sıyrılmış farklı bir meslek sahibi oluşu...
  3. ‘İrade ve Salâbet’. Acib bir irade ve Salabet..."

İmam Nursi’nin salâbetini anlatırken, şöyle tarif ediyordu:

"Ne bir anlaşma ve teklif onu sarsabilmiş, ne dünyevî bir meta’ onu aldatabilmiş, ne bir mansıb ve makam onu şaşırtabilmiştir. Bütün bu acib cereyanlar, Onu başladığı noktadaki hedefinden asla ayıramamıştır."

4. ‘İnsan-ı Mürhef’ dediğimiz çok hassas ve çok şefkatli insan. Yani, bir karıncayı ezmekten incinen, yaprağın kopup düşmesinden müteessir olan bir insan... Kâfire bakıp ona adavet etmeyip, imanı için acıyan ve şefkat eden bir insan..”
(5)

Dünya çapında böyle hizmetlere sebep olan Risale-i Nur Külliyatı müellifinin velâyet ve ilim noktasında ne kadar ileride olduğunu görmek hiç zor değildir. Nitekim büyük bir veli ve âlim bir zat olan Said Nursi Hazretleri, Risale-i Nur hizmetinin hakikatini şöyle ifade eder:

“Üveysî bir surette doğrudan doğruya hakikat dersimi Gavs-ı A'zam'dan (k.s.) ve Zeynelâbidîn (ra) ve Hasan ve Hüseyin (ra) vasıtasıyla İmam-ı Ali'den (ra) almışım. Onun için, hizmet ettiğimiz daire onların dairesidir."
(6)
Bediüzzaman Hazretlerinin “Sekine”yi Daimi Vird Edinmesi:
"Kaside-i Ercuziye" Hz. Ali (ra) tarafından bahr-ı recez vezni üzere yazılan ve istikbalden haber veren meşhur kasidenin adıdır. İstikbalden haber veren Kaside-i Ercuziyede Risale-i Nura işaretler vardır. On Sekizinci Lem'ada Birinci Keramet-i Aleviye'nin izahında, Kaside-i Ercuziye'nin Risale-i Nur ve müellifine dair işarat-ı gaybiyesi beyan edilmiştir. Bediüzzaman Hazretleri bu Lema’nın ön sözünde: “Risale-i Nur şakirtlerine işaret eden Hazret-i Ali'nin (ra) bir keramet-i gaybiyesidir.” der.

Yine Hz Ali (ra) Efendimiz Kaside-i Ercuziye'sinde gaybi bir tarzda, iki-üç yerde kuvvetli işaret ile Said ismini verdiği şakirdine hitaben "Kendini, Sekine ile dua edip muhafazaya çalış." dediğini Bediüzzaman Hazretleri haber vermektedir.
(7) Böyle kudsi ve sırlı işaretleri haber veren Bediüzzaman Hazretleri "Sekine" duasını hiç terk etmemiştir.

Evrad Olarak Sekine:
Sekine kelimesi sözlükte kalp huzûru, itminan duygusu, güven, sükûnet, dinginlik, vakar, ağırbaşlılık v.b. anlamlara gelmektedir.
(8)Tasavvufta ise genel anlamıyla sekîne gaybın ve manevî feyzin gelişi esnasında kalbin yaşadığı tatmin hali ve gönül huzûru şeklinde tarif edilmektedir. (9)

Hz. Ali Efendimizin (ra) okunmasını istediği Sekine, Allah’ın altı İsm-i Azamı olan “Ferd, Hayy, Kayyûm, Hakem, Adl, Kuddûs” isimleri ile bir münacattır. Bu dua Mecmuatü'l-Ahzabta “Kaside-i Ercûze”nin içinde geçmektedir.
(10) Hz. Ali Efendimizin (ra) onca evrad u ezkar içinde sekine ismini verdiği “Ferd, Hayy, Kayyûm, Hakem, Adl, Kuddûs” isimleri ile Üstad Hazretlerinin dua etmesini istemesi oldukça dikkat çekicidir. Bedîüzzaman Hazretleri Risâle-i Nûr’u bu altı ismin perspektifinde telif etmiş, Otuzuncu Lem’ayı da özel olarak bu altı ismin tefsîrine ayırmıştır. Bediüzzaman Hazretleri "Sekîne" olarak isimlendirilen duanın okunma şeklini de “yetmiş bir âyet ile yüz yetmiş bir defa dâimî vird edinmeli”(11) şeklinde ifade etmiştir. Daha sonraları kendisi yetmiş bir âyetten on dokuz tanesini seçerek dua şimdiki okuna gelen hâlini almıştır. Bu duanın besmele ile on dokuz defa okunmasını bildirmiştir.(12)

Sekine duasının sırları hakkında çok kıymetli hocam Dr. Niyazi Beki’nin çalışmasında şu notları görmekteyiz:

Sekine Hz. Ali'nin on dokuz sistemine dayalı olarak ortaya koyduğu bir ism-i azam duasıdır. Besmelenin on dokuz harfine uygun olarak, on dokuz harfli olan Allah'ın ismi şeriflerinin yer aldığı bu duanın büyük bereketinin olduğunu söyleyen İmam-ı Ali (ra), hem Celcelutiye, hem Ercuzesinde bu isimlerin üzerinde özellikle durmaktadır.

İmam-ı Ali'nin, on dokuz sistemine dayalı bu Sekine'yi doğrudan Kur'an'dan aldığını gösteren birkaç noktaya işaret etmekte fayda vardır.
1. Sekine altı isimden (Ferd, Hayy, Kayyûm, Hakem, Adl, Kuddûs) meydana gelmektedir. Kur'an'da “sekine” kelimesi de altı defa ( Bakara, 2/248; Tevbe 9/26, 40; Fetih, 48/4,18,26) geçmektedir.

2. Kur'anda geçen sekine kelimesi birçok yönden on dokuz sayısını göstermektedir.

a. Bakara suresinde geçen sekine kelimesi, Talutun hükümdarlığının bir alameti olarak söz konusu edilmiş ve Tabut denilen bir sandığın içinde ilahi yardımın bir simgesi olup, Allah tarafından inananlar için büyük bir moral olup, sükunet, güven ve huzur anlamında kullanılmıştır. Bu âyetten önce surede 247 (13x19) âyet geçmiştir.

b. Sekine kelimesinin diğer tekrarları, Hz. Peygamber (asm) ve müslümanlar için söz konusudur. Bu beş tekrardan ilk üçü Fetih Suresinde söz konusudur. Son ikisi ise Tevbe Suresinde geçmektedir. Bu iki surenin tertip numaralarının (9+48) toplamı: 57 (3x19)'dir. Bu iki sure arasına tam 38 (2x19) sure yerleştirilmiştir.

c.
Söz konusu beş âyet numarasının (Tevbe, 9/26, 40; Fetih, 48/4,18,26) toplamı: 114’tür. Bu sayı, Kur’an’ın 114 sure sayısına uygun olup on dokuzun altı katıdır.

d.
Nüzul sırası itibariyle “sekine” kelimesi ilk defa Fetih Suresinde inmiştir. Bu sure, bi'setin on dokuzuncu yılında (Hudeybiye seferi dönüşünde) inmiştir. İçinde yer aldığı şifresiz (Başında kesik harfler bulunmayan) sureler sistemine göre, ilk âyeti, 102x19(=17x114) katı bir sıradadır.

e.
Sekinenin ilk defa indiği (Fetih, 48/4,18) âyetlerdeki şekli olan “el- sekinet”in ebced değeri 571'dir. Bu tevafuk, Efendimizin (asm) dünyaya teşrifleri insanlık için bir huzur ve güven kaynağı olduğuna işaret sayılmalıdır. Okunmayan vasıl elifi hariç tutulursa, ebced değeri 570(30x19)dir.

3.
Daha önce de belirtildiği üzere, sekine olarak isimlendirilen altı ismin harf sayısı da on dokuzdur.

4.
Sekinenin temel unsurlarından biride besmeledir. Besmelenin harf sayısı da on dokuzdur.

5.
On dokuz harfli besmelenin geçtiği âyet numarası (Neml, 27/30) ile on dokuz cehennem zebanilerini sayısı için söz konusu edilen âyet numarası (Müddesir, 74/30) aynıdır. Bu tevafuk besmele ile zebaniler arasında bir ilişkinin varlığını göstermekte ve büyük sahabi Abdullah b. Mes'udun,

“Besmelenin harfleri cehennem zebanilerinin sayısı kadar olup on dokuzdur. O halde, on dokuz zebaniden kurtulmak isteyen, on dokuz harfli besmeleyi okusun. Bunu okuyan kimse için Allah, bu harflerden her birisini bir zebaniye karşı bir zırh yapar. Cehennem melekleri olan zebanilerde bütün işlerini besmele çekerek yapar ve bütün güçlerini besmeleden alırlar.” (Kurtubi, I/12; Beki Niyazi, Namazın Sayısal Mucizesi, s.15)


şeklindeki görüşlerinin doğruluğunu teyit etmektedir. İlginçtir on dokuz harfli besmele ile on dokuzdan söz eden âyetin numarası olan 30 sayısı 19 sayısı ile çarpıldığı zaman, yukarıda geçtiği üzere, “el-sekinet” in ebced değeri olan 570 rakamını buluruz.

6. ”Sekinet”
kelimesini tehecci usulü ebced değeri: (sin=120, kaf=101, ya = 12, nun=106, ta=402) 741(39x19)'dir. İlginçtir, on dokuzdan bahseden Müddessir Suresinin ilk âyeti, sondan itibaren Kur'an'ın 741. âyetidir.

7. Sekine
farklı maksatlar için, altı ism-i azama farklı âyetler eklenerek okunur. Ancak bu âyetlerin on dokuz sayısına uygun olması gerekmektedir. Nitekim Bediüzzaman Said Nursi, bir zamanlar bu altı isme 171 (9x19) âyet ilave ederek okuduğunu ilave etmektedir.

8.
Bediüzzaman tarafından düzenlenen elimizdeki şekliyle “sekine“ duası, değişik yönlerden on dokuz sayısını göstermektedir:

a.
On defa Allahu Ekber (Allah en büyüktür) diye tekbir getirildikten sonra on dokuz harfli besmele ile Allah'ın on dokuz harfli altı ismine yer verilmektedir.

b.
Söz konusu on dokuz âyetin her birinin harfleri de on dokuzdur. -Yalnız yirminci surede geçen ikinci âyet yirmi adet harften oluşmaktadır.- (Muhterem hocamın ifade ettiği gibi ikinci âyet olan “ve anetil vucuhü lil hayyil kayyum" yirmi adet harften oluşmaktadır. Ancak bu âyetin başındaki “vav” atıf vavıdır. Yani bir önceki âyetle bu âyeti bağlayan bir bağlaçtır. Türkçedeki “ve” ile aynı işlevi görmektedir. Bağlacı saymadığımızda âyetin ifadesi olan “anetil vucuhü lil hayyil kayyum” kalır ki bu da on dokuz harftir. Nitekim İhlâs Nur Neşriyatın baskısını yaptığı Hizbul Hakaikte “vav” yoktur. âyet, “anetil vucuhü lil hayyil kayyum” şeklinde yazılmıştır.)

c. "Hamd alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.”
mealindeki âyet on dokuzuncu sırada yer almıştır. Bu âyet, bu şekliyle (vav'lı olarak “velhamdülillahi
Rabbilalemin şeklinde) Saffat Suresinin 182. âyeti olarak geçmektedir.
— Bu âyetin harf sayısı on dokuzdur.
— Bu âyet kendi sisteminde (başında şifreli harf bulunmayan sureler sistemine göre) Kur'an'ın 1824. (96x19=5x19x19+19) âyetidir.
— Bu âyet, Kur'an'daki “elhamdülillah” cümlesinin on dokuzuncu tekrarıdır.
— Bu âyetin ebced değeri: 589 (31x19)'dur.
(13)
Sekine Duasının Okunuş Şekli:
Bildiğimiz kadarıyla sekine duasının iki farklı okunuş şekli vardır.

Birincisi: Bildiğimiz üzere besmele ile on dokuz defa okunmasıdır.

İkincisi ise, bazı ağabeylerden duyduğumuza göre, Hulusi Ağabey şu şekilde de okunabileceğini söylemiştir:
1. Niyet (ne için ve ne maksatla okunduğuna niyet etmek)
2. İstiğfar (7 defa)
3. Salâvat-ı Şerife (7 defa)
4. Allahü Ekber (10 defa)
5. Altı Esma her âyetle beraber okunacak. (19 defa)

-Besmeleden sonra altı esma (Ferdun, Hayyun, Kayyumun, Hakemun, Adlun,Kuddusun) sonra birinci âyet on dokuz defa okunacak. Arkasından tekrar besmele altı isim sonra ikinci âyet on dokuz defa okunacak. Örnek: Bismillahirrahmanirrahim, Ferdün, Hayyun, Kayyumun, Hakemun, Adlun, Kuddusun- “Seyec ‘alullahu ba’de ‘usru-y yusra” on dokuz defa okunur. Sonra tekrar besmele ve ikinci âyet okunur böylelikle bütün âyetler okunur. Bu okuma şeklinin şöyle olduğu da söylenmektedir: Şâyet sekine okuyan kişi belli bir amaca göre okuyacaksa, Besmele ve altı isimden sonra amacına uygun olan âyeti 19 defa okumalıdır.

Okuma şeklindeki on dokuz sayısı hakkında şunları da göz önünde tutmakta fayda vardır: 19x19=361 eder. 361 çemberin açısıdır. Ancak matematikçiler hesaplarda kolaylık olması için bunu 360 olarak kabul etmişlerdir. Sekinede her âyet 19 harftir ve 19 defa okunur. Kanaatimizce, 19x19 olarak okunan sekine ile okuyanın çevresinde nurdan bir kalkan oluşmaktadır.
Yapılan Bir Tenkite Cevap:
On Sekizinci Lem'a da geçen aşağıdaki metin bazıları tarafından tenkit edilmektedir.
“Sonra Hazret-i Cebrail'in, Âlâ Nebiyyina (a.s.m.) huzur-u Nebevide getirip Hz. Ali'ye Sekine namıyla bir sayfada yazılı İsm-i Âzam, Hz. Ali'nin (r.a.) kucağına düşmüş. Hz. Ali diyor: "Ben Cebrail'in şahsını yalnız alâimü's-sema suretinde gördüm. Sesini işittim, sayfayı aldım, bu isimleri içinde buldum."

Görüldüğü üzere, Hz. Ali’ye (k.v.) inen bir Sekine’den bahis vardır, yoksa –haşa- Peygamberane bir vahiyden değil! Bahse konu Sekine, Allah’ın altı İsm-i Azamı olan “Ferd, Hayy, Kayyûm, Hakem, Adl, Kuddûs” isimleri ile bir dua-yı münacattır. Bediüzzaman Hazretleri bu Lema’nın ön sözünde: Gizli kalmış gaybî mühim bir Mucize-i Ahmediyeyi (a.s.m.) beyan eder.” diyerek, konunun öncelikle Efendimiz (asm)‘in bir mucizesi ve “Ben ilmin şehriyim. Ali ise, onun kapısıdır." işaretine mazhar Hz. Ali (k.v.)’nin bir kerameti olarak takdim etmektedir.

İtiraz edilen husus;
ifadede geçen “ Sekine namıyla bir sayfa” ise, sayfadan murat ilahi bir ilhamvari mesajdır, yoksa Efendimize (asm) inen “vahiy” ile karıştırılmamalıdır. Şâyet itiraz Cebrail aleyhisselamı görmüş olma keyfiyeti ise, başta Hz. Aişe, Hazret-i Ömer, İbni Abbas, Üsame bin Zeyd, Ümmü Seleme, Sa’d ibni Ebî Vakkas gibi pek çok sahabe Cebrail aleyhisselamı Dıhye veya bir süvari veya başka keyfiyette gördüklerini ilan etmektedirler.
(14)
Şâyet itiraz sayfanın kucağına düşme keyfiyeti ise, İmamı Gazali bu hususu veciz bir şekilde açıklamıştır:

"Onlar vahiyle Peygambere (a.s.m.) nazil olduğu vakit, İmam-ı Ali’ye (r.a.) emretti, ’Yaz’; o da yazdı, sonra nazmetti."
(15)

Konuyu özetlemek gerekirse; Cebrail
(as) Peygamberimizin (asm) huzuruna geldiği vakit altı İsm-i Azam’lı münacat duasını, murad-ı ilahi gereği, “İlim Şehrinin Anahtarı Hz.Ali’ye (k.v.)” nazmetmesi için getirmiş, Efendimiz’de (asm) Hz. Ali’ye (ra) Sekineyi bir kaside şeklinde düzenlemesi için bildirmiştir. Murad-ı İlahi, nazmetme işlevini Hz. Ali’nin (ra) yapması istediğinden, Bediüzzaman Hazretleri “Hz. Ali'nin (r.a.) kucağına düşmüş” şeklinde belirtmektedir.
(16)
Sekine Geçen Âyetlerin Mealleri:
1. Allah her sıkıntıdan sonra kolaylık lütfedecektir. (Talak, 65/7)
2. Bütün yüzler gerçek hayat sahibi, her şeyi ayakta tutan Allah'a baş eğmiştir. (Taha, 20/111)
3. Şüphesiz, Allah size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir. (Hadid, 57/9)
4. Şüphesiz, Allah tövbeleri çok kabul edici ve kullarına çok merhamet edicidir. (Nisa, 4/16)
5. Muhakkak ki, Allah çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir. (Nisa, 4/23, 106)
6. Muhakkak ki, Allah her şeye gücü yettiği halde çok bağışlayıcıdır. (Nisa, 4/149)
7. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla işitir ve her şeyi hakkıyla görür. (Nisa, 4/58)
8. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilir ve her işi hikmetle yerine getirir. (Nisa, 4/11)
9. Muhakkak ki, Allah sizin üzerinizde gözeticidir ve her halinizi görür. (Nisa, 4/1)
10. Biz sana apaçık bir fetih yolu açtık. (Fetih, 48/1)
11. Ve Allah sana pek şerefli bir zaferle yardım etsin. (Fetih, 48/3)
12. Şüphesiz Allah’a tâbi olan topluluk gerçek gâliplerin tâ kendisidir. (Maide, 5/56)
13. Muhakkak ki Allah, azabında pek kuvvetlidir ve kudreti her şeye galip olandır. (Hud, 11/66)
14. Muhakkak ki hiçbir şeye ihtiyacı olmayan ve her türlü övgüye lâyık olan ancak Allah’tır. (Lokman, 31/26)
15. Allah bana yeter. O’ndan başka ibâdete lâyık hiçbir ilah yoktur. (Tevbe, 9/129)
16. Allah bize yeter. O ne güzel vekildir. (Âl-i İmran, 3/173)
17. En büyük korku olan kıyâmetin dehşeti onlara üzüntü vermez. (Enbiya, 21/103)
18. Ancak Sana kulluk eder ve ancak Senden yardım isteriz. (Fatiha, 1/5)
19. Ve âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun. (Fatiha, 1/2; Enam, 6/45)
Sonuç:
Manevi hayatın merkezi olan kalp dünyamızı canlı ve aksiyoner tutmada evradda devamlılık ve disiplin şarttır. Evrâd u ezkârı terk etmek iç dünyamızdaki bozulmanın alâmetidir. Bunu Bediüzzaman Hazretleri şöyle ifade eder:

“... günahlardan gelen yaralar ve yaralardan hâsıl olan vesveseler, şüpheler (neûzü billâh) mahall-i iman olan bâtın-ı kalbe ilişip imanı zedeler ve imanın tercümanı olan lisanın zevk-i ruhanîsine ilişip zikirden nefretkârane uzaklaştırarak susturuyorlar. Evet, günah kalbe işleyip, siyahlandıra siyahlandıra tâ nur-u imanı çıkarıncaya kadar katılaştırıyor. Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah istiğfar ile çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük bir manevî yılan olarak kalbi ısırıyor.”
(17)

Bir asra yaklaşan hayatı boyunca karşılaştığı dehşetli fitnelerden hârika bir sûrette korunmuş olan Bediüzzaman Hazretlerinin, Hazret-i Ali’den (ra) ders aldığı Sekîne gibi yüksek bir evradı kendisine dâimî bir vird edinmesi ve terk etmemesi sekinenin sıkıntı ve gaflet anlarında bize bir kalkan ve nur olacağı kanaatindeyiz.

Kaynaklar:
1. Hutbe-i Şamiye sh: 153
2. Tarihçe-i Hayat, sh. 327
3. Fas-Tetvan Sempozyumu Notlarından.
4. a.g.e.
5. a.g.e.
6. Emirdağ Lahikası- 1 s.68
7. Şualar – 736
8. İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab, Beyrut ts., XIII, s. 213; Tâcu’l-arûs, I, s. 8069-8071.
9. İbn Arabî, Istılâhâtü’s-sûfiyye, s. 13; Seyyid Şerif Cürcânî, Ta’rifât, I, s. 159; Uludağ, Süleyman, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, s. 418; Cebecioğlu, Ethem, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, Ankara 1997, s. 626.
10. Ahmet Gümüşhanevi Hazretleri, Mecmuatul Ahzab, Sayfa 582–597.
11. Lemalar s. 425
12. Hizbü’l-Envâri’l-Hakâikı’n-Nûriye, s 119
13. Cevşenü'l Kebir ve Meali İcmali, Tercüme Yrd. Doç. Dr. Niyazi Beki, Tenvir Neşriyat
14. Buhârî, Fedâilü’l-Eshâb: 30; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 9:276-277; Ahmed İbni Hanbel, Fedâilü’s-Sahâbe (tahkik: Vasiyyüllah), no. 1817, 1853, 1918; Müsned, 1:212; el-Askalânî, el-İsâbe, 1:598. ; Buharî, Mağâzî: 18, Libas: 24; Müslim, Fedâil: 46, 47, no. 2306; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:361. ; Buharî, İmân: 37; Müslim, İmân: 1-7.
15. Şualar: s.635
16. Tenkite verilen cevap için Dr. Emin Şimşek Bey'in yazısından faydalanılmıştır.
17.
Lemalar s:9