Osmanlı Döneminde Portakal Büyüklüğünde Dolu Yağmıştı

Osmanlı döneminde birçok defa şiddetli dolu yağışı olmuştu. 1773'te Edirne'de yağan dolu Edirne sarayı, sadrazam sarayı ve diğer devlet binaları olmak üzere birçok binaya büyük zarar vermişti. Devlet binalarında sırf zarar gören çatıların tamiri...

  1. #1
    Osmanlı Döneminde Portakal Büyüklüğünde Dolu Yağmıştı
    Osmanlı döneminde birçok defa şiddetli dolu yağışı olmuştu. 1773'te Edirne'de yağan dolu Edirne sarayı, sadrazam sarayı ve diğer devlet binaları olmak üzere birçok binaya büyük zarar vermişti. Devlet binalarında sırf zarar gören çatıların tamiri için 2.5 milyon kiremit lazım olmuş, ancak miktarın büyüklüğünden dolayı gereken tavanların temini için çevredeki illere kiremit siparişi verilmişti. 12 Nisan 1848'de Semadirek adasında bir saat süreyle yağan ceviz büyüklüğündeki dolu halkın ürünlerine ve meyve ağaçlarına büyük zarar vermişti.

    Osmanlı Döneminde Portakal Büyüklüğünde Dolu Yağmıştı

    Bâbıali'nin, yani Osmanlı hükümet binasının kırılan camları her sene kasım ayında değiştirilirdi. 1848 yılında yağan doludan dolayı her sene cam sayısı değiştirilenden fazla olmuştu. 1848 yılında 1754 cam değiştirilmişti.
    Ocak 1851'de o dönemde bir köy olan Yakacık'ta dolu yağışı sebebiyle hasar ve ürün kaybı olduğu için ahalinin vergileri bir sene ertelenmişti.

    4 Haziran 1860'ta Kırklareli'de birkaç defa yangın çıkmış, halk yangınla uğraşırken birdenbire 140-160 gram ağırlığında dolu yağışı meydana gelmişti. 1866 Ağustos'unda Afyonkarahisar'da meydana gelen fırtına sırasında ceviz büyüklüğünde dolu yağmıştı. Ardından da seller meydana gelmişti.

    1898 Ekim'inde Selanik'te portakal büyüklüğünde çeyrek saat dolu yağınca ev ve dükkânların tavan ve camları kırılmış ve oturulacak halden çıkmıştı. Ancak üç gün süren şiddetli yağmur, halkın perişan olmasına sebep olmuştu. Binaların oturulamaz hale gelmesinden dolayı halkın yaklaşan kışta perişan olmaması için tedbir alınması istenmişti. 1906 Şubat'ında İstanbul'a yağan dolu ise birçok binanın camlarını kırmıştı.

    İstanbul fırtınalara ve doluya yabancı değil


    Osmanlı Döneminde Portakal Büyüklüğünde Dolu Yağmıştı

    İstanbul’un fırtınaları meşhurdur. Bizans döneminde 647’de birçok gemi batmış, 968’de, 1490’da, 1554’te, 1663’te, 1785’te çıkan fırtınalarda evlerin çatıları uçmuş, ağaçlar kökünden sökülmüş, binlerce insan ölmüştü

    Çok eski dönemlerden itibaren fırtına İstanbul'da defalarca hasara yol açmıştır. Bizans döneminde 647'de patlayan büyük bir fırtınada birçok gemi batmış, ağaçlar köklerinden sökülmüş, evlerin damları uçmuştu. 968 yılında uzun süren fırtına ise evlere, bahçelere ve tarlalara büyük zarar vermişti.

    Fırtınadan batan gemiler


    İkinci Bâyezid döneminde 1490'da patlayan fırtına şehri harabeye çevirdi. Teodosius Sütunu'nun İkinci Bâyezid döneminde bir fırtınadan sonra yıktırıldığı söylenir. Kanuni döneminde 11 Ağustos 1554'te patlayan şiddetli fırtınada deniz kabarıp, dereler taşınca köyler sular altında kaldı. Ağaçlar devrildi, hayvanlar sel sularıyla sürüklendi, gemiler ve kayıklar battı, birçok insan boğuldu.

    1663 Kasım'ında meydana gelen deprem ve aynı zamanda patlayan fırtınayla birlikte İstanbul'a büyük zararlar verdi. 5 Haziran 1690'da ikindiden sonra başlayan şiddetli rüzgâr yüzünden kabaran dalgalar, İstanbul'da hayatı altüst etti. Sahildeki tekneler birbirine çarparak parçalanırken, Üsküdar ve Beşiktaş arasında birçok kayık ve gemi batınca yüzlerce insan boğuldu.

    Üçüncü Osman (1754-1757) döneminde şiddetli fırtınaya yakalanan bir Mısır kalyonu geceleyin Kumkapı'da karaya oturdu. Dalgaların şiddetinden gemideki 600 kişi çıkartılamadı. Padişah bizzat sahile gelerek kurtarma çalışmalarını takip etti. Tersane'den mavnalar getirtilerek yolcular zar zor kurtarıldı. Üçüncü Osman, bu olay üzerine Ahırkapı'da bir fener yaptırttı.

    Binlerce insan öldü


    Birinci Abdülhamid'in hükümdarlığı döneminde meydana gelen büyük fırtına Taylesanizâde Hafız Abdullah Efendi'nin tarihinde genişçe anlatılır. 21 Şubat 1785'te İstanbul'da önemli bir cenaze vardı, padişahın oğullarından Şehzâde Murad vefat etmişti. Sakin bir hava vardı. Ancak şehzâdenin cenazesinin mezara konduğu sırada hava birden fırtınaya dönüştü. Fırtına evlerin çatılarını, kiremitlerini, tahta çıkmalarını uçurdu. En büyük felaket denizde yaşandı. Gemi ve kayıklar birbirine girdi, birçoğu battı. Binlerce kişi denize düştü. Sarayburnu'ndan, yani Eminönü'nden Samatya'ya kadar olan bölgede bulunan balıkçı kayıklarından 169'u batmış ve içindeki insanlar denize dökülmüştü.

    Fırtına geçtikten sonra talihsiz balıkçı ve yolcuların cesetleri Yedikule açıklarında görülmeye başlandı. Denizden 3 bine yakın ceset çıkarılmıştı. Bu, felaketin sadece Eminönü ile Samatya arasındaki bilânçosuydu. Haydarpaşa'dan İzmit'e kadar olan bölge de fırtınadan etkilenmiş, sayılamayacak kadar çok kayık batmış, binlerce insan ölmüştü. Fırtınayı bizzat yaşayan Taylesanizâde, olayın sanki bir kıyamet alameti olduğunu söyler.

    Fırtına ağaçları kökünden söktü


    Üçüncü Selim döneminde 4 Kasım 1805'te İstanbul'da meydana gelen fırtınada limandaki gemiler, Bahçekapı ile Yalı Köşkü arasında birbirine çarparak parçalandı. İkinci Mahmud döneminde, 1813'te patlayan kasırga Sarayburnu'nda kayık ve gemileri batırdı. Beyoğlu'ndaki süvari kışlalarının yüzlerce camı kırıldı, tavanının kiremitleri uçtu. Minareler yıkılırken, asırlık çınar ağaçları bile devrildi.

    İkinci Mahmud döneminde meydana gelen büyük bir fırtına Şanizâde Tarihi'nde anlatılır. 12 Kasım 1820'de batı tarafından esen rüzgâr sabah saatlerinde şiddetlenerek, bazı binaların kiremit ve camlarını tarumar etti. Kurşunla kaplı çatıların kurşunlarını söküp büküp atarak ve bazı ağaçları devirip, kırarak oldukça hasara sebep oldu. Ardından şiddetli bir yağmur ve fındık büyüklüğünde dolu yağdı. Dolu özellikle bağ ve bostanlara zarar verdi. Balat yakınlarında İvaz Efendi Camii ile Cerrahpaşa Camii ve bazı yüksek binalara yıldırım düştü.

    Şiddetli rüzgârdan Okmeydanı'ndaki caminin minaresi zeminden yıkıldı. Hekimoğlu Ali Paşa ve Davud Paşa camilerinin minarelerinin külahları koptu. Rüzgâr Şehzâde Camii avlusundaki büyük bir çınar ağacını kökünden söküp, oldukça uzağa sürükledi. Dolmabahçe ve daha birçok bölgede de büyük ağaçlar rüzgârdan yıkıldı. Fırtına Hasköy önünde bağlı duran Avrupalı bir tüccar gemisini sahilden söküp, Tersane önüne kadar getirdi. Gemi burada devrilip, battı. Denizin dalgalarından sahildeki birçok bina, özellikle de Salı Pazarı'ndan Ortaköy'e kadar olan bölgedekiler zarar gördü.

    Üç yıl sonra patlayan fırtına da İstanbul'u harabeye çevirdi. Camilerin minareleri yıkıldı. Sultan Abdülmecid döneminde 1844 Mart'ında patlayan fırtına ise bir türlü durmayıp, günlerce devam etti.

    Kaynak:
    Erhan Afyoncu
    http://www.sabah.com.tr/yazarlar/erh...-yabanci-degil
    http://www.sabah.com.tr/yazarlar/erh...-dolu-yagmisti
    Kaptan43 Bunu beğendi.

  2. #2
    Demek ki tarih tekerrürden ibaret. Bunlar ceviz büyüklügündeydi, yakinda portakal büyüklügündede yoldami ki. Allah korusun.

Facebook Yorumları

Konu Bilgileri

Şu An Görüntüleyenler

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Bu Konu için Etiketler