Uluru ve Kata Tjuta

Uluru

Uluru, Ayers Rock olarak da bilinir, Avustralya çöl bölgesinde kumtaşından oluşan bir kaya formasyonudur. Uluru-Kata Tjuta Milli Parkı‘nın içinde bulunur. Alice Springs’in yaklaşık 340 km güneybatısında Northern Territory’dedir.

Uluru adı, Ananguların (lokal yerleşmiş Aborjinler) Pitjantjatjara dilinden gelir. Bu, derinlemesine bir anlamı olmayan yer tanımlamasıdır.

Coğrafya

Uluru yaklaşık 2 km uzunlukta, 1,7 km’yi bulan genişliktedir ve çevresi 10 kilometredir. Zirve deniz seviyesinden 869 metre yüksekte olup, Orta Avustralya’nın zemini üzerinde 350 metre yükselir. Bir kenarı oval üçgen şeklindedir.

Uluru, Uluru-Kata Tjuta Milli Parkı içinde, Alice Springs’in yaklaşık 390 km güneybatısındaki Yulara yerleşim merkezinin yakınındadır. 1336 km² büyüklüğündeki milli park, Uluru’nun yanında, buraya komşu Kata Tjuta’yı da kapsar ve UNESCO tarafından, Dünya Kültür ve Dünya Doğa Mirası olarak ilan edilmiştir.

tb
Jeoloji ve oluşum

Uluru havadan resmi

Uluru komşusu Kata Tjuta ile beraber yaklaşık 600 Milyon yıl önce oluşmuştur. Çakıl birikinti ve çamur, bir arazi çöküntüsünde toplanmış ve yüksek basınçta yoğurulmuştur. Bu yoğrultunun bir kısmı depremlerlerin akabinde tekrar yüzeye çıkmıştır. Uluru’nun arka tarafında, Aborjinler tarafından kutsal olarak kabul edilen su havzaları bulunur. Uluru, o zamandan beri sürekli bir şekilde havanın bozucu etkisine maruz kalan, paslı kırmızı renkte arkoz-kumtaşından (arkoz: kırmızı bir kayaç) oluşmuştur. Rengi, yüksek oranda demir içermesinden ileri gelir.

Uluru, yaygın görüşün aksine, aslında monolit olmayıp, ayrıca Kata Tjuta’yı da kapsayan ve büyük kısmı yer altındaki bir kaya formasyonunun sadece bir parçasıdır. Formasyonun 5 km kalınlığa ve 100 km genişliğe sahip olduğu tahmin edilir. Buna karşın, bu bünye içinde hesap edilen Mount Conner ise artık bu oluşuma dahil değildir. Uluru’nun dünyanın en büyük monoliti olması iddiası böylece her iki bağlamda yanlıştır. Birincisi Uluru monolit değilidir, diğer yandan aynı şekilde Avustralya’da bulunan Mt. Augustus, Uluru’dan büyük olup, bu iddiayi kendi adına taşır.

Tarihçe

Uluru, 1873’te Avrupalı kaşif William Gosse tarafından "Ayers Rock" olarak (Güney Avustralya’nın o zamanki başbakanı Sir Henry Ayers adıyla) adlandırır. Uluru bölgesinde Anangular yaşar.

İngiliz sömürgecilerin keşfinden evvel, Avustralya yerlileri Aborjinler tarafından, kutsal kabul edilen ve törensel ritüeller yapılarak, tarihsel birikimlerinin korunduğu bir KUTSAL ALAN olduğu bilinmektedir. Ayrıca Avustrulya yerlilerine ait, bölgede bulunan, kutsi ve tarihi eşyalar; bir kısmı Sömürgeciler tarafından yağmalanarak Müzelere götürülmüş, bir kısmı ise yerli Aborjin kabileleri tarafından boşaltılmıştır.

Hali hazırda Dünya Mirası (World Heritage) Listesinde ulusal park kabul edilerek korunmakta olan bölge, günümüzde "Uluru-Kata Tjuta Ulusal Park"ı olarak isimlendirilmiştir

Kata Tjuṯa

Kata Tjuṯa

Kata Tjuṯa, Merkezi Avustralya’da 36 ada dağından oluşan kaya formasyonu grubu. Yerleşim merkezi Yulara’ya 51 km mesafededir. 25 km uzaklıktaki Uluru (Ayers Rock) ile beraber Uluru–Kata-Tjuta Milli Parkı’nı oluştururlar. En yüksek kaya, çevreden 546 metre yükselir. Rakımı 1066 metredir. Kata Tjuta anangu dilinde Çok kafa anlamına gelir.

Kata Tjuta, onun Avrupalı kaşifi Ernest Giles tarafından, kraliçe Olga von Württemberg’in adıyla Olgas olarak adlandırılmıştır. 1995 yılında resmi olarak ismi, tekrar Kata Tjuta olarak değiştirilmiştir.

Jeoloji

Kata Tjuta yaklaşık 600 milyon yıl önce, Uluru ile beraber oluşmuş olup yer altından onunla bağlantılıdır. Kompakt olan Uluru’nun aksine, konglomerat (çakıl yığın), granit, gnays ve hava koşullarıyla tek tek kubbeleşmiş diğer volkanik kayaçtan oluşur.

tb

Kata Tjutalar, anangu kültüründe kutsaldır ve anangu erkekleri tarafından ayinlerde kullanılır. Bu yüzden turistlerin girişi son derece kısıtlanmıştır. Tek bir yürüyüş yolu olan Valley of the Winds kamuya açıktır (etrafında dolaşmak yürüyüş temposuna bağlı olarak, üç ila beş saat arasında sürer). Diğer bir daha kısa yürüyüş yolu, ziyaretçi otopark noktasından iki "baş" boyunca, ara sokak olarak ilerler (gidiş-dönüş 30 dakika ile 1 saat sürer.)

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Mavi Zakkumlar Diyarı Kadıralak Yaylası – Trabzon

Doğal güzellikleri, kültürel yapısı ve mesire yerleriyle ilgi çeken Trabzon’un Tonya ilçesine bağlı bin 300 metre yüksekliğindeki Kadıralak Yaylası, her yıl nisan ayında "mavi zakkum" olarak da isimlendirilen "mavi yıldız" çiçeklerinin açmasıyla ziyaretçilerine eşsiz manzaralar sunuyor. Son yıllarda adından da sıkça söz ettiren yayla, bir ay süreyle kendisini adeta maviye boyayan çiçeği görmek isteyenlerin yanı sıra fotoğraf tutkunlarının da bu tarihlerdeki ilk adresi haline geldi.

Kaynak: https://www.trtturk.com.tr/fotogaleri/mavi-zakkumlar-diyari-kadiralak-yaylasi_407/12469

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Türkiye’nin İlk Elektrikli Zırhlı Aracı Akrep II

Türk savunma sanayisinin zırhlı kara aracı üreticilerinden Otokar, Türkiye’nin ilk elektrikli zırhlı aracı Akrep II’yi tanıttı.

Otokar Genel Müdürü Serdar Görgüç, savunma sanayisindeki gelişmeleri değerlendirmek ve yeni nesil zırhlı araçlarını tanıtmak için basın toplantısı düzenledi.

Görgüç, kara sistemleri alanında sektöre öncülük eden ve birçok ilki kazandıran Otokar’ın, savunma sanayisindeki iddiasını yeni nesil zırhlı Akrep II ile farklı bir boyuta taşıdığını söyledi.

Serdar Görgüç, "İlk versiyonu Türkiye’nin ilk elektrikli zırhlı aracı olan Akrep II, bize elektrikli araç teknolojisinin askeri araçlara uygulanmasına yönelik bilgi ve tecrübe kazandırırken Türkiye’nin askeri tip elektrikli, hibrit ve otonom araçlar konusunda ilk adımları olacak." dedi.

Akrep II’nin 14. Uluslararası Savunma Sanayi Fuarı’nda (IDEF’19 ) ilk kez sergileneceğini, fuarda aracı özel bir konfigürasyonla sunmak için çalışmaların aylardır devam ettiğini dile getiren Görgüç, şunları kaydetti:

"Teknolojik gelişmelerden bahsederken elbette alternatif yakıtlar da gündemimizdeydi. Akrep II’yi alternatif güç gruplarına da uygun olarak tasarladık. Elektrik motoru ve gelişmiş pillerle donatılan Akrep II, Türkiye’nin ilk elektrikli zırhlı aracı olarak IDEF 2019’da sergilenecek.

Geleneksel zırhlı araçlara kıyasla çeviklik, düşük termal iz, yüksek hız ve sessizlik avantajlarını bir arada sunan Akrep II, tüm dünyada orduların zorlu isterlerini karşılayabilecek yeterlilikte bir elektrik motora sahip. Taktik performans beklentilerine de en iyi şekilde cevap veren Akrep II, özellikle yakıt verimliliği, hareket, beka kabiliyeti ve entegre lojistik destek anlamında da avantajlar sunuyor.”

Görgüç, bu gelişmenin, geleceğin hibrit ve otonom zırhlıları için ilk adım niteliği taşıdığına işaret ederek, "Hedefimiz, Akrep II’nin Türkiye’nin teknoloji ihracatında öncü ürünlerden biri olmasıdır." diye konuştu.

Kaynak: TRT TÜRK – Türkiye’nin ilk elektrikli zırhlı aracı ‘Akrep II’

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Flia – Geleneksel Arnavut Mutfağından Bir Hamurişi

Flia

Flia, (fli veya flija), Arnavutluk ve Kosova mutfağından bir tür hamurişi yiyecektir. Kremalanmış birkaç kat krepten oluşur ve kaymak ile servis edilir.

Arnavutluk’ta her yılın 18 Mart Günü Flia Günü olarak kutlanır ve geleneksel olarak insanlar yakınlarını flia yemek için evlerine davet ederler.

Flianın yapımı ve içeriği oldukça basittir. Yalnızca un, su, tereyağı, yoğurt ve tuz içerir. Un, su ve tuz gözleme hamuruna benzer bir doku elde edilinceye kadar yoğrulur ve oluşan hamur açılarak tereyağı sürülür ve saçta kızartılarak pişirilir.

tb

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Sony’den 70 Bin Dolar Fiyatlı 98 İnç 8K Televizyon

Sony 2019 televizyon serisini satışa sunmaya hazırlanırken, üst seviye modelleri ile sınırları zorluyor. Zira, Sony’nin yeni televizyon serisinin en üst modelini satın almak için sıfır bir ev veya üst seviye bir otomobil parası ödemek gerekiyor.

Günümüzde 4K çözünürlüklü içerikler ve televizyonlar oldukça yaygınlaşmış olsa da, halen 4K’nın bir standart haline geldiğini söylememiz mümkün değil. Bunun için birkaç yıla daha ihtiyacımız var gibi görünüyor.

Ancak, televizyon üreticileri 8K çözünürlüklü televizyonlarını satışa sunmaya başladı. Japon teknoloji devi Sony’nin yeni 85 inçlik 8K televizyonunu satın almak istediğinizde ödemeniz gereken fiyat 13 bin dolar.

Z9G 8K olarak adlandırılan 98 inç büyüklüğünde ekrana sahip olan televizyonun fiyatı ise tam 70 bin dolar. Evet, yanlış duymadınız. Bu fiyata ülkemizdeki vergileri eklediğimizde Türkiye’de 450 – 500 Bin TL’lik bir fiyat ortaya çıkıyor.

Picture Processor X1 Ultimate işlemcinin yer aldığı 8K televizyonlar Netflix Calibrated Mode, IMAX Enhanced, AirPlay 2 ve HomeKit gibi teknolojileri doğrudan destekliyor. 4K televizyonların fiyatı ise biraz daha erişilebilir.

A9G OLED serisinin 55 inçlik modelinin başlangıç fiyatı 3500 dolar. 77 inçlik sürümün fiyatı ise 8000 dolar.

Kaynak: Sony’den üst seviye otomobil fiyatına 98 inç 8K televizyon! – ShiftDelete.Net

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın
1

Bir Tavil – Mısır ve Sudan Arasındaki Kimseye Ait Olmayan Toprak Parçası

Bir Tavil, Mısır ve Sudan arasında bulunan 2.060 km²’lik bir bölgedir. Bölgede yerleşim bulunmamakta olup hiçbir ülkeye ait değildir.

Arapça "derin kuyu" anlamına gelen bir tavil; Mısır ile Sudan arasında, Mısır-Sudan sınırının çoğunluğunu oluşturan 22. paralelin güneyinde, 2.060 km²’lik bir bölge. Bir terra nullius ( hiç bir devletin olmayan bir bölge) ne Sudan ne Mısır hak iddia ediyor. Bölge ufak, çöl, kimse yaşamıyor, bilinen bir kaynağı yok ve deniz kıyısında değil.

tb

Bu iki ülkenin de hak iddia etmemesinin nedeni; hemen yanı başındaki, daha büyük, içinde insan yaşayan, deniz kıyısında bulunan Hala’ib Üçgeni adı verilen yer. İngilizlerin 20. yy başında yaptığı iki sınır anlaşmasının farklı yerlerden geçmesi sonucu, birinde hak iddia edenin diğerinden vazgeçme durumunda kalması sonucu bu durum oluşmuş. Zira her iki ülke de bu üzerinde birşey olmayan yer yerine, daha avantajlı olan Hala’ib’i istemekte. Bu durum da Bir Tavil’i kimsenin istemediği bir toprak olarak dünyadaki sayılı politik anlamda ilginç yerlerden biri yapıyor.

2014 yılında yazar Alastair Bonnett Bir Tavil’i dünyada üzerinde yerleşime elverişli ancak herhangi bir devlet tarafından hak iddia edilmeyen tek yer olarak belirtmiştir.

Hala’ib Üçgeni

Hala’ib Üçgeni (Halayeb), Kızıldeniz’deki Afrika kıyısında yer alan 20.580 kilometrekarelik bir kara alanıdır. Paralel olarak kuzey boyunca uzanır ve 1902 yılında İngilizler tarafından belirlenen "idari sınırdır". 1956 yılında Sudan’ın bağımsızlığı ile Mısır ve Sudan, bu alanda egemenlik iddia etti. 1990’ların ortalarından bu yana, Mısır 1990’larda askeri birliklerin konuşlandırılmasını takiben, Kızıldeniz Valiliğinin bir parçası olarak bölgenin fiili etkin yönetimini icra etti ve aktif olarak yatırım yapmaktadır.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Fregat Kuşu

Fregat kuşu

Fregat kuşu, bütün tropik ve subtropik okyanuslarda bulunan ve monotipik Fregat kuşugiller (Fregatidae) familyasında sınıflandırılan deniz kuşudur. Yaşayan beş türün tamamı Fregata cinsinde yer alır. Tamamının tüyleri ana olarak siyah renklidir, kuyrukları uzun ve çatallıdır, gagaları ise uzun kanca şeklindedir. Dişilerin karınaltı tüyleri beyaz renklidir. Erkekler çok belirgin kızıl boğaz derilerini üreme mevsiminde dişileri çekmek için şişirirler. Uzun kanatlarının açıklığı 2,3 m.’ye kadar uzanabilir. Kuşlar arasında vücut ağırlığına göre en büyük kanar alanına sahiptirler.

Haftalar boyunca rüzgâr içinde havada süzülebilen fregat kuşları günün büyük çoğunluğunu beslenme için avlanma amaçlı olarak uçarak geçirirler ve geceleri ağaç ya da kayalıklara tünerler. Ana avları, orkinos gibi büyük avcılar tarafından su yüzüne doğru kovalanan balık ve kalamarlardır. Sıklıkla diğer deniz kuşlarının avlarını çalan fregat kuşları kleptoparazit olarak nitelendirilirler ve ayrıca diğer deniz kuşlarının yuvalarından yavruları da kaptıkları gözlemlenir. Mevsimsel olarak tekeşli yaşayan fregat kuşları koloni hâlinde yuva yaparlar. Issız adalarda alçak ağaçlarda ya da yerde kaba yuvalar kurarlar. Her üreme döneminde dişi kuş tek yumurta yumurtlar. Yavru kuşlara ebeveynlerin baktığı süre diğer kuş türleri arasında en uzun olan kuşlardır. Fregat kuşları ancak her iki yılda bir üreyebilmektedir.

Erkek Fregat Kuşu

Geleneksel olarak Pelikansılar takımda sınıflandırılan fregat kuşları son dönemlerdeki moleküler araştırmalar sonucunda karabataklar, yılanboyun, sümsük kuşları ile birlikte Suliformes takımında sınıflandırılması önerilmiştir. Yaşayan beş türün üçü yaygın olarak dağılmıştır (Fregata magnificens, Fregata minor, Fregata ariel) ancak diğer iki türün her biri (Fregata aquila, Fregata andrewsi) yalnızca küçük bir adada üreyebilmekte ve soyları tehlike altındadır. En eski fosil kayıtları yaklaşık 50 milyon yıl önceye Eosen’e dayanır. Limnofregata cinsi içinde sınıflandırılan tarih öncesi üç türün daha kısa ve daha az kanca biçimli gagaları, daha uzun bacakları vardır ve tatlı su ortamında yaşamışlardır.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

42 Bin Yıl Önce Buzul Çağ’da Ölen Bir Tayın Cesedinde Sıvı Kan ve İdrar Bulundu

Bu tay muhtemelen boğularak öldüğünde sadece iki haftalıktı

Sibirya’da yaklaşık 42 bin yıl önce Buzul Çağ’da ölen bir tayın donmuş cesedinde sıvı kan ve idrar bulundu.

Rusya’nın uzak doğusundaki Yakutistan’ın başkenti Yakutk’taki Northeastern Federal Üniversitesi’ndeki Mamut Müzesi başkanı Semyon Grigoriev, araştırmacılar soyu tükenmiş olan ve klonlamayı umdukları atın cesedine bir otopsi yaptığını ve vücut sıvılarını çıkarmayı başardığını söylüyor.

Mamut boynuzu avcıları, 2018 yazında sıcaklığın eksi 90 derece Fahrenheit’e (-67.7 ℃) düştüğü bir günde, büyük Batagai kraterinin donmuş toprağı içinde bu yavruyu buldu. Bu hayvan muhtemelen boğularak öldüğünde, sadece iki haftalıktı.

tb

Yapılan otopsi, tayın cesedinin, vücudu herhangi bir deformasyona uğramadan çok iyi korunduğunu gösterdi. Özellikle baş ve bacaklarında, vücudun çoğu bölümündeki kıllar da günümüze kadar ulaşabilmişti.

Grigoriev, “Hayvanın kürkünün korunması oldukça nadir bir durum. Artık, Pleistosen dönemdeki soyu tükenmiş atların kıllarının ne renk olduğunu söyleyebiliriz.” diyor.

Sıvı kan ve idrarın keşfi daha nadir bir olay

Grigoriev, yaklaşık 2.6 milyon yıldan yaklaşık 11.700 yıl öncesine kadar uzanan Pleistosen dönemden kalma bir hayvanda sıvı kan bulunan sadece bir vaka daha bildiğini söylüyor.

Bu keşif, 2013 yılında Rusya’nın kuzeydoğu kıyılarındaki Küçük Lyakhovski Adası’ndaki yetişkin bir mamutun donmuş cesedinde yapılmıştı.

Ancak genellikle, ceset iyi korunmuş gibi görünse bile, buzdaki hayvanların fosil kalıntılarında kan pıhtılaşır ve hatta toza dönüşür. Bunun nedeni nem ve diğer biyolojik sıvıların, binlerce yıl boyunca yavaş yavaş buharlaşmasıyla mumyalaşmasından kaynaklanır. Ancak yine de kalıntılar buzun içindeyse en iyi şekilde korunur.

tb

Northeastern Federal Üniversitesi uzmanları, tayı klonlama hücrelerini geliştirmek için Güney Koreli Sooam Biotech Araştırma Vakfı’ndan bilim insanları ile birlikte çalışıyorlar. Ancak şansları konusunda karamsarlar.

“Kas dokusunda ve çok iyi korunmuş olan iç organlarda sağlam hücreler bulmaya çalışıyoruz.”

Kaynak: 42.000 Yıllık Atın İçinde Sıvı Kan ve İdrar Bulundu | Arkeofili

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Levant – el-Maşrık

Levant (Arapça: el-Maşrık), Akdeniz’in doğu sahillerinde bulunan geniş bir araziyi tanımlamak için kullanılan, sınırları kesin olmayan, coğrafî, tarihî ve kültürel bir adlandırmadır. Genel olarak tarih süreci içerisinde Toros Dağları’nın güneyinde,Orta Doğu’da geniş bir alanı belirtmektedir. Batısında Akdeniz, güneyinde Arabistan Çölü ve doğusunda Mezopotamya ile sınırlanmıştır. Levant Kafkasya Dağları’nı, Arap Yarımadası’nın belirli bir parçasını ve -her ne kadar kimi kaynaklarda Kilikya dahil edilse de- Anadolu’yu içermez. Sina Yarımadası, Levant ile Mısır arasında bir kara köprüsü oluşturduğundan dışarıda tutulabilir. Zamanla Levant insanı ve kültürü Sina ve Nil Nehri arasındaki bölgeye egemen olmuş olsa da, bu bölge coğrafi Levant’ı tam olarak karşılamaz.

Dar anlamda Lübnan ve Filistin ile sınırlandırabileceğimiz Levant, Osmanlı dönemindeki karşılığıyla Bilâdü’ş-Şâm (Arapça: سوريّة الكبرى) yani Şam Vilayeti’dir, bu da Şam kenti ve yakın Akdeniz kıyısındaki beldeleri içerir. Fakat bu tabir ne Hatay’ı ne de Suriye’nin Akdeniz kıyılarını kapsar. Bu açıdan bir diğer dar görüştür. Geniş anlamda ise İtalya’nın doğusundaki Doğu Akdeniz Havzası ‘nın tamamını tanımlamak için kullanılır. Maşrek (Arapça:المشرق) ise Arapça kökenli bu bölge içinde kullanılabilinecek benzer bir tabirdir.

Levant kelimesinin kökeni

Levant kelimesi Latincede kalkmak, kaldırmak, (Güneş için) doğmak anlamlarına gelen levare fiilinden türemiştir. Esasen Batı’da genel ifadeyle "doğu", "güneşin doğduğu yer" veya "İtalya’nın doğusunda kalan Akdeniz toprakları" için kullanılagelen tabir Türkçeye Fransızcadan geçmiştir. Doğuyu adlandırmada güneşi referans gösteren benzer tabirlere Yunancada (Ἀνατολή, bkz. Anadolu), Almancada (Morgenland, direkt çevirisi "sabah ülkesi, sabahın toprakları"), İtalyancada (Levante), Macarca’da (Kelet), İspanyolca ve Katalancada (Levante ve Llevant) ve İbranice’de (mizrah) rastlanılmaktadır.

Levant kelimesi İngilizcede 16. yüzyılda, ilk İngiliz tüccarların bölgeye gelmesini takiben kullanıldı. İngiliz gemileri 1570 yılında Akdeniz’de göründü ve İngiliz ticaret şirketleri 1579 yılında Osmanlı sultanı ile kapitülasyon anlaşması imzaladı. 1579 yılında İngilizler, Osmanlı Devleti ile ticaret için Levant Şirketi’ni kurdu ve 1670 yılında aynı amaç doğrultusunda Fransız Compagnie de Levant kuruldu. "Levanten" tabiri aslen doğu Akdeniz coğrafyasının Avrupa kökenli sakinlerini tanımlarken zamanla bölgedeki "yerli" ve "azınlık" gruplarını da kapsar hâle geldi.

19. yüzyıla ait gezi yazılarında tabir, Osmanlı Devleti’nin yönetiminde bulunan ve -Yunanistan gibi- bir zamanlar bulunmuş olan tüm doğu topraklarıyla ilişkilendirildi. Ayrıca Birinci Dünya Savaşı sonrası bölgede kurulan Fransız Suriye ve Lübnan Mandası (1920-1946), Levant Devletleri olarak da adlandırılırdı.

Ebla, Mari ve Ugarit’te önemli pek çok kazının yapıldığı o zamanda bu terim arkeolojide genel hale geldi. Bu siteler Mezopotamya, Kuzey Afrika, Arabistan olarak sınıflandıralamadığından önce Levantine olarak adlandırılıyordu.

Bugün Levant tipik olarak arkeloglar ve tarihçiler tarafından Haçlı Seferleri tartışıldığında tarih öncesi,antikçağ ve bölgenin ortaçağ tarihine referans olarak kullanılır.Sözcük ayrıca ara sıra, modern veya çağdaş olaylara, insanlara, devletlere, ayni bölgedeki devlet kısımlarına, İsrail, Lübnan,Suriye ve Filistin kara toprağına referans olarak kullanılır.

Levanten Denizi, Akdeniz'in Doğusu
İçerdiği Bölgeler

Günümüzdeki anlamıyla Levant bölgesi ise Osmanlı Devletinden 1. Dünya Savaşı sonrası kopan, manda yönetimine dönüştürülen Fransız Suriye ve Lübnan Mandası ve İngiliz Filistin Mandası ait toprakları ve bu topraklara sahip devletleri tanımlar.

  • Hatay ili (Türkiye)
  • Suriye
  • Lübnan
  • Filistin
  • Irak
  • İsrail
  • Ürdün

Bu devlet ve bölgeler şu şekilde genişletilebilinir.

  • Türkiye (Güney Türkiye çevresi)
  • Güney Kıbrıs
  • Kuzey Kıbrıs
  • Mısır (Sina Yarımadası çevresi)

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Türk Keneşi – Türk Konseyi

Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Keneşi

Türk Keneşi (eski adı: Türk Konseyi) (Azerice: Türk Şurası, Kazakça: Түрік кеңесі, Kırgızca: Түрк кеңеш, İngilizce: Turkic Council), veya Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Keneşi (TDKÜİK veya TDKİK) 3 Ekim 2009’da Nahçıvan’da imzalanan Nahçıvan Anlaşması ile, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye arasında kurulmuş olan uluslararası örgüttür. Türkmenistan ve Özbekistan tarafsızlık politikaları nedeniyle Keneşe üye değildir, ancak bu iki ülke potansiyel üye adaylarıdır. Bu iş birliği konseyinin kurulması fikri ilk olarak 2006 yılında Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev tarafından ileri atılmıştır.

Temelleri, 1992 yılından bu yana belli aralıklarla toplanan Türkçe Konuşan Ülkeler Zirvesi’ne dayanan keneşin kurumsal merkezleri İstanbul (Genel Sekreterlik), Bakü (Parlamenterler Asamblesi) ve Astana (Türk Akademisi)’dır.

Türk Keneşi Bayrağı

22 Ağustos 2012 tarihinde Bişkek’te toplanan 2. Türk Keneşi Dışişleri Bakanları toplantısında Türk Keneşi’nin resmî bayrağı kabul edildi. Bu bayrak dört üye ülkeye ait semboller içermektedir. Rengini Kazakistan bayrağından, ortasındaki güneşi Kırgızistan bayrağından, hilali Türkiye bayrağından ve 8 köşeli yıldızı ise Azerbaycan bayrağından almaktadır.

Organlar

Türk Keneşi’nin üç merkezi bulunmaktadır. Bunlar İstanbul, Bakü ve Astana’dır. İstanbul Genel Sekreterliğin. Bakü, Parlamenterler Asamblesi’nin, Astana ise Türk Akademisi’nin merkezidir.

  • Genel Sekreterlik, İstanbul
    • Devlet Başkanları Keneşi
    • Dışişleri Bakanları Keneşi
    • Kıdemli Memurlar Komitesi
    • Aksakallar Keneşi
  • Türk Parlamenterler Asamblesi (TÜRKPA), Bakü
  • Türk Akademisi, Astana
  • Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY), Ankara
  • Türk İş Keneşi
  • Göçebe Uygarlık Merkezi, Bişkek
  • Türk Kültür ve Miras Vakfı

Ülke devlet başkanları yılda bir kez resmî, bir kez de gayriresmî olarak çeşitli şehirlerde toplanır. Ayrıca üye ülkelerin dışişleri bakanları ve bürokratları da yıl içerisinde düzenli toplantılar gerçekleştirir. Meclis başkanları ve heyetleri Bakü’de toplanır.

Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye Devlet Başkanları tarafından Türk Keneşi’nin ilk Genel Sekreteri seçilen Türk diplomat Halil Akıncı, bu görevi Eylül 2010 – Eylül 2014 tarihleri arasında yürüttü. 5 Haziran 2014 tarihinde Bodrum’da düzenlenen 4. Türk Keneşi Zirvesi sırasında üye ülkelerin Devlet Başkanları tarafından Ramil Hasanov’un ardından, Bağdad Amreyev üç yıl süreyle genel sekreter seçilmiştir.

Üye ülkeler

  • Azerbaycan
  • Kazakistan
  • Kırgızistan
  • Türkiye

Olası gelecek üye ülkeler

  • Özbekistan
  • Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
  • Türkmenistan

Gözlemci ülke

  • Macaristan

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Spotpower Robotları Bir Kamyonu Yokuş Yukarı Çekti

ABD’li robot şirketi Boston Dynamics’in Spotpower robotları, tonlarca ağırlıktaki bir kamyonu yokuş yukarı (~ 1 derece) çekti.

Bu robotlar ilerde daha büyük işler yapacak gibi görünüyor…

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Türk Polis Teşkilatı – Emniyet Genel Müdürlüğü

 Emniyet Genel Müdürlüğü Logosu

Türk Polis Teşkilatı modern anlamda 10 Nisan 1845 tarihinde İstanbul’da kuruldu. Halen 1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu’na dayanarak örgütlenmiş ve 1934 tarihli 2559 sayılı Polis Vazife ve Sâlahiyet Kanunu ile yetkilendirilmiş bir teşkilat olarak işlevini devam ettiriyor. İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir genel müdürlük olan teşkilat merkezde daire başkanlıkları, taşrada İl ve İlçe Emniyet Müdürlükleri olarak örgütlenmiştir.

Kurulduğu 10 Nisan 1845 tarihinden bugüne kadar huzur ve düzenin sağlanması için görevini sürdüren Polis Teşkilatı 10 Nisan’da kurulduğu için 10 Nisan’ı her yıl Polis Günü olarak kutlar içerisinde bulunduğu hafta ise Polis Haftası olarak anılır.

Emniyet Genel Müdürlüğü Merkez ve 81 ilde teşkilatlanmış olup konularına göre uzmanlaşmış alt birimlere ayrılmıştır.

Eski Türklerde Polis

Polis tarihi Türk tarihi ile başlamıştır. Tarih boyunca çeşitli devlet kurmuş olan Türkler kamu düzeni ve güvenliğini ulusal savunma ile birlikte yürütmüşlerdir.

Eski Türkler’de kamu düzen ve güvenliği işleri Subaşı’lar tarafından belli yasalara uygun olarak yürütülmüştür. Oğuz Han’ın Oğuz Türesi, Cengiz Han’ın Uluğ Yasası, Timur’un Tüzükkatı o devirlerin belli başlı hukuk kuralları örnek olarak gösterilebilir.

Bu yasalarda, suçların önlenmesi kadar işlenen suçlarda suçluların yakalanmasına da önem verilmiştir. Eski Türklerde Polis Teşkilatı bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere askeri teşkilat içinde yer almış ve Askeri özellikler göstermiştir.

Osmanlı Devleti’nde Polis

1299-1453 Dönemi
Osman Bey Karacahisarı ele geçirdiği zaman, kentin yönetimini oğlu Orhan Bey’e vermiş ve onun yanına arkadaşı olan Gündüz Alp’i de Subaşı olarak tayin etmiştir. Bu kişi bugünkü anlamda ilk Polis Amiridir. Subaşılar barış döneminde savaş için gerekli olan askerleri disipline etmek ve eğitmekle birlikte, kentin dirlik ve düzenini de sağlamışlardır. Savaş zamanında ise yetiştirdikleri kıtalara komuta etmişlerdir.

-

-

Kulluk Neferi: Karakol Bekleyen Yeniçeri
Keçeli: Yeniçeri Neferi
Odabaşı: Yeniçeri Kışlası Amiri
Kulluk Bayrakdarı: Emniyet Amiri
Cellât: İdam Hükümlerini İnfaza Memur
Cellât başı: Cellâtların Amiri
Subaşı: Şehrin İnzibat Amiri
Asesbaşı: Yeniçeri Ocağı İnzibat Amiri
Böcek Başı: Gizli Polis Amiri

Osmanlı’da Polis Teşkilatı, Askeri Teşkilat kadrosu içinde yer almış, askeri amirler aynı zamanda Polis Amiri olarak da görev yapmışlardır. Devlet ve ordu teşkilatı zamanla büyümüş Padişahlar bütün yönetsel, askeri ve bunlarla birlikte ülkede kamu düzen ve güvenliğinin sağlanması işlerini, devlet ricali ve halk karşısında kendilerini temsil eden sadrazamlar vasıtasıyla yürütmüşlerdir. Bu nedenle sadrazamlar, bu görevler için özel memurlar, tebdil çuhadarlar kullanmışlardır.

1453-1826 Dönemi
Emniyet makamları; Sadrazam, Yeniçeri ağası, Falakacı, Cebecibaşı ve Cebeciler, Kaptanpaşa, Topçubaşı ve Topçular, Bostancıbaşılar, Kadı ve Böcekcibaşından oluşmuştur. En büyük sorumlu olan Yeniçeri Ağası, suç işleyenleri Falakacılara dövdürmüş ve hapsettirmiştir. Falakacılar, Yeniçeri Ağasının emri altında, falaka taşıyan acemi oğlanlardan oluşmuştur.

Cebecibaşı ve Cebeciler; Ayasofya, Kocapaşa ve Ahırkapı taraflarının, Kaptanpaşa; Kasımpaşa ve Galata semtinin, Topçubaşı ve Topçular; Tophane semti ile Beyoğlu’nun, Bostancıbaşı ve Bostancılar; Üsküdar, Eyüp, Kağıthane, Boğaziçi, Kadıköy, Adalar ve Kağıthane, Boğaziçi, Kadıköy, Adalar ve Ayastebanos’un, kamu düzen ve güvenliğini sağlamışlardır. Böcekçibaşılar ise, suçluları izleme ve yakalama işleriyle uğraşmışlardır. Ayrıca Başkent’de sadrazamın, illerde de valilerin emrinde "Baştebdil" adı verilen İstihbarat Şefi çalışmıştır. Bu dönemde "Kadı"lar da polis görevi yapmaya devam etmiş, Sadrazam ve Yeniçeri Ağası’ndan sonra, Adli, İdari ve Yerel Yönetim işleri yanında, İstanbul, Galata, Üsküdar ve Eyüp Kadılıkları, polisiyle işleri, özellikle ahlak zabıtasına ait işlerin yürütülmesinde polis amiri olarak görev yapmışlardır.

Taşrada ise, Kapıkulu ve Eyalet Askerleri iç düzen ve güvenliğin sağlanmasından sorumlu tutulmuş, şehir ve kasabalarda Kollukçular, Yasakçılar, Bekçiler, Edirne Şehri ve çevresinde Bostancı Ocağı, Halep ve çevresinde Çöl Beyleri polis hizmeti görmüşlerdir.

1908 – 1920 Dönemi
İkinci Meşrutiyet ilanı ile 1908 yılında Fransız ve Alman Polis Teşkilatları esas alınarak Polis Teşkilatının yeniden organize edilmesi kararlaştırılmış ve 22 Temmuz 1909 yılında çıkarılan "İstanbul Vilayeti ve Emniyeti Umumiye Müdüriyeti Teşkilatına Dair Kanun" ile 31 Mart İsyanından sonra artık yaşaması imkânsız olan Zaptiye Nezareti kaldırılarak, yerine Dahiliye Nezaretine bağlı ve memlekete şamil polis işlerinin yürütülmesiyle görevli "Emniyet Umumiye Müdürlüğü" ve İstanbul Vilayetine bağlı bir polis müdüriyeti kurulmuştur. General Ali Galip Pasiner, Emniyet Umumiye Müdürlüğü’ne 12 Ağustos 1909 tarihinde tayin edilmiştir. Aynı yıl içinde Avrupa memleketlerinin polis işlerine dair bir inceleme seyahati yapmış ve polisin teşkilatının bugünkü esasını oluşturmuştur

21 Mayıs 1913 tarihli Polis Nizamnamesi, İkinci Meşrutiyet devrinin koşullarına ve zamanın ihtiyaçlarına göre hazırlanmış ve bu Nizamname ile polisin örgütlenmesi, görev ve yetkileri, personelin dereceleri, sınıfları, mesleğe giriş, yükselme ve diğer tüm özlük işleri, soruşturma, yargılama, istifa, tayin, izin cezalandırma işleri, levazım işleri, polis karakolları ve görevleri, polisin kıyafeti ve davranış biçimleri yeniden düzenlenmiştir.

Kurtuluş Savaşında Polis

Mondros Mütarekesi’nin yapıldığı 1918 tarihinden, Milli Polis Teşkilatının kurulduğu 24 Haziran 1920 tarihine kadar, bütün yurtta Osmanlı Devletinin Polisi olarak hizmet etmiştir. 24 Haziran 1920 tarihinden, İstanbul Polis Müdüriyeti Umumiyesi’nin kaldırıldığı 24 şubat 1923 tarihine kadar geçen sürede ise polis teşkilatı ikilemiş, birisi merkezi İstanbul’da ve Osmanlı Devletine tabi olarak Kurtuluş Savaşı boyunca ve gittikçe daralmış olan bir bölgede ve yalnızca İstanbul’da, diğeri ise, merkezi Ankara’da hızla genişlemiş olan bir bölgede, İstanbul hariç Misak-ı Milli ile çizilen sınırlar içinde faaliyet göstermiştir.

24 Haziran 1920 de Milli Hükümetin Emniyeti Umumiye Müdürlüğü kurulmuş, 1 genel müdür, 1 genel müdür yardımcısı ile emniyet, seyrisefer, memurin şubelerinden ve 6 kişilik Teftiş Kurulundan oluşan küçük bir kadro ile çalışmaya başlamıştır.

Ankara’da Milli Hükümetin Emniye-i Umumiyesi Erzurum Milletvekili Durak Bey tarafından 1920 de teşkilatlandırılmaya başlanmış, aynı yıl içinde A. Naci Bey, 1923 yılında Halit Bey Emniyet Genel Müdürü olarak görev almışlardır.

tb

Görevleri

  1. Genel emniyet ve asayişin sağlanmasına yönelik hizmetlerin ilgili mevzuata uygun olarak yürütülmesini sağlamak,
  2. Asayiş suçundan toplumun nasıl korunacağı hakkında halkın bilgilendirilmesi, çocukların ve gençlerin suça yönelmelerini ve suçta kullanılmalarını önleyici tedbirlerin alınması hizmetlerini yürütmek,
  3. Asayiş suçları hakkındaki bilgi ve istatistikleri değerlendirmek, suç analizi yapmak veya yaptırmak ve bunları değerlendirerek asayiş suçlarının önlenmesi için suçla mücadele yöntemlerini belirlemek, taşra teşkilatının çalışmalarına yön vermek ve toplumun her zaman için Türk polisine güvenmesini sağlamaktır.

Bu görevlerin uygulama sahası, ilgili yönetmelik uyarınca il ve ilçe belediye sınırlarının içidir.

Görev çeşitleri

  • Trafik Polisi
  • Deniz Polisi
  • Motosikletli Polisler
  • Hava Polisi
  • Çocuk Polisi
  • Terörle Mücadele (TEM)
  • Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele
  • Çevik Kuvvet
  • Park Polisi
  • Özel Harekat

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın