Kenya Cumhuriyeti

Kenya Cumhuriyeti

Başkent Nairobi
Resmî diller Svahili, İngilizce
Yönetim Şekli Parlamenter Cumhuriyet
Yüzölçümü 580.367 km²
Nüfus 45.925.301
Nüfus Yoğunluğu 79,1 kişi/km²
Para birimi Kenya şilini (KES)
Zaman dilimi (UTC +3)
Telefon kodu +254
İnternet TLD .ke

Kenya ya da resmi adı ile Kenya Cumhuriyeti, Afrika kıtasının doğusunda yer alan bir ülkedir. Ülkenin sınır komşularını Etiyopya, Somali, Tanzanya, bir kısmı Victoria Gölü ile olmak üzere Uganda ve Güney Sudan oluşturmaktadır. Bunun haricinde ülkenin güneydoğusunda Hint Okyanusu yer almaktadır. Ülkenin başkenti Nairobi’dir.

Ülke ismi Kenya Dağı’ndan gelmektedir. Bantu dillerinden bir tanesi olan Kikuyu dilinden gelen Kere-Nyaga kelimesi yaklaşık olarak beyaz dağ anlamına gelmektedir. Önceleri Kenya Dağı’na verilen bu isim daha sonraları ülkenin tamamı için kullanılmıştır.

Kenya bayrağı

Kenya bayrağı günümüzdeki hali ile ilk olarak 12 Aralık 1963 tarihinde göndere çekilerek resmi olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Bayrak, yatay geniş şeritleri oluşturan siyah, kırmızı, yeşil ile yatay dar şeritleri oluşturan beyaz renkten oluşmaktadır. En üstte bulunan siyah renk ülkedeki siyah halkı temsil ederken, kırmızı renk sömürgecilik ve kölelik döneminde cesurca savaşılan ve bu uğurda akıtılan kanı, yeşil renk ise ülkenin sahip olduğu ormanları ve ovaları ifade etmektedir. Bu üç rengi birbirinden ayıran dar beyaz şeritler ise siyahi halkın geçmişi ve geleceği arasındaki barışı ile halkların birliğini sembolize etmektedir. Bayrağın tam ortasında bulunan Masailerin kullandığı geleneksel Masai kalkanı ve arkasında çapraz bir şekilde konumlandırılan ve birbiriyle kesişen iki adet mızrak ise halkın özgürlüğünü koruyabilmek adına verdiği mücadelesini sembolize etmektedir.

Kenya arması

Kenya arması

Kenya armasında Masailerin geleneksel savaş aletleri olan kalkan ve kalkanın arkasında çapraz olarak konumlandırılmış iki adet mızrak bulunmaktadır. Kalkanın iç kısmı Kenya bayrağının renklerini taşımakta olup, orta bölümünde ayağında balta tutan gümüş renkli horoz bulunmaktadır. Kalkanın her iki tarafından da tutan, dilleri kırmızı iki adet aslan yer almaktadır. Arka patileri üzerinde kayalık bir heykel altlığı üzerinde duran aslanlar ön patilerinden biriyle kalkanı tutarken, diğer ön patileri ile mızrağı tutmaktadırlar. Alt bölümde yer alan kayalık heykel altlığı bölümünde ayrıca Kenya’da bulunan yerel bitkiler ve meyveler olan kahve bitkisi, çay bitkisi, pire otu, sisal, mısır ve ananas yer almaktadır. Armanın en altında yer alan slogan bandında ise ülkenin İngilizce ile birlikte resmi dili olan Svahili dilinde Beraber çalışalım! (Harambee) yazmaktadır.

Armada bulunan renkler Kenya bayrağında olduğu gibi aynı anlamları içermekte olup, siyah Kenya halkını, kırmızı sömürgecilik döneminde bağımsızlık uğruna akıtılan kanı, yeşil doğal bitki örtüsü, orman ve ovaları, beyaz ise halkların barışını simgelemektedir. Kalkan içerisinde bulunan horoz ise ülke içerisinde var olan Kenya African National Union (KANU) partisinin de simgesi olup, ayrıca mutlu bir geleceğin ilanını ifade etmektedir. Aslanlar, ülkenin Büyük Britanya dönemindeki sömürgeciliği hatırlatmakta olup, her zaman güçlü ve uyanık olma gerekliliğini temsil etmektedir.

Tarih

Afrika’nın en eski yerleşim bölgelerinden biri olan Kenya’ya ilk Arap tüccarlar gelerek Malindi ve Monbana şehirlerini kurmuşlardır. Ülkeye gelen ilk Avrupalılar Portekizli gemiciler olmuştur. 18. yüzyılda Araplar Kenya’ya tekrar hâkim olmuşlar ve Portekizlileri bölgeden çıkarmışlardır. Bir İngiliz şirketinin Kenya’yı Araplardan kiralamasıyla ülke İngiliz sömürgesi olmuştur. 1952’de bağımsızlık hareketleri başlamış ülkede liderliğe getirilen Jomo Kenyattailk yıllarda tutuklanmış hapisten çıktıktan sonraysa Kenya’yı bağımsızlığına kavuşturmuştur.

Coğrafya

Nairobi Ulusal Parkı'ndaki  bir zürafa, arka planda Nairobi

Ülkenin toplamda sahip olduğu 3.457 km sınırın 867 km’si Etiyopya, 684 km’si Somali, 775 km’si Tanzanya, 814 km’si Uganda ve 317 km’si Güney Sudan ile oluşurken, ülkenin ayrıca Hint Okyanusu’nda 536 km’lik sahil şeridi bulunmaktadır.

Ülkenin merkezi bölgelerinde Rift Valley (Çatlak Vadisi) olarak adlandırılan ve Büyük Rift Vadisi’nin bir parçası olan derin vadiler yer almaktadır. Ülkenin en yüksek noktasını Kenya Dağı’nın zirvesini oluşturan ve 5.199 m yükseklikte bulunan Batian oluşturmaktadır. Ülkenin en alçak noktasını ise sıfır ile güneydoğu da kıyısı bulunan Hint Okyanusu sahil şeridi oluşturmaktadır. Ülkenin kıyı kesimlerinde koylar ve lagünler yer almaktadır. Sahilin güney kesimlerinde ise mercan resifleri gözlemlenebilmektedir. Ülkenin iç kesimlerinde batıya doğru ilerlendiğinde tepeler ve yaylalar gözlemlenebilmektedir.

İklim

Ülkenin iklimi genel olarak iki bölüme ayrılmaktadır. Kenya’nın 1.800 m’yi geçen yüksek arazilerinde Nisan-Haziran ayları ile Ekim-Kasım aylarında sağanak yağmur geçişleri gözlemlenebilmektedir. Söz konusu yağışlar genellikle günün öğlen, akşam ve gece döneminde yağmakta olup, geceleri oldukça serin geçebilmektedir. Bu bölgelerde en soğuk dönemler günlük en düşük 10 °C sıcaklıkların hissedildiği Temmuz ve Ağustos aylarıdır. Ocak ve Şubat aylarında en sıcak günler yaşanmakta olup, bu aylarda en yüksek 25 ile 26 °C sıcaklık değerleri ölçülebilmektedir. Ülkenin başkenti Nairobi’de Temmuz ayında sıcaklık değerleri 11 ile 21 °C arasında hissedilmekte olup, Şubat döneminde 13 ile 26 °C arası sıcaklıklar yaşanabilmektedir. Başkentte yıllık yağış ortalaması 958 mm seviyesindedir. Ülkenin bir kısmını elinde bulundurduğu Victoria Gölü kıyılarında sıcaklıklar daha yüksek ölçülebilmekte olup, aynı şekilde daha şiddetli yağışlar yaşanabilmektedir.

Ülkenin kıyı şeridinde sıcaklıklar 22 ile 32 °C arasında ölçülebilmekte olup, %75 oranında nem hissedilebilmektedir. Bu bölgelerde yağmur sezonu Nisan ile Haziran aylarında yaşanmakta olup, Ocak ve Şubat ayları kurak dönem olarak geçmektedir. Kıyı kesimlerinde en sıcak dönemler Ocak-Mayıs ile Ekim-Aralık aylarında yaşanmaktadır.

Bitki örtüsü ve yaban hayat

Kenya’da bitki örtüsü ve yaban hayat çok çeşitlilik arz etmektedir. Ülke genelinde gerçekleştirilen Safari turlarında birçok bitki ve hayvan gözlemlenebilmektedir. Afrika kıtasının Beş Büyük hayvanı olarak adlandırılan Afrika mandası, Afrika leoparı, aslan , Afrika fili ve kara gergedanı ülkede yaşamaktadır.

Afrika fili

Afrika mandası

Bunların haricinde ülke sınırları içerisinde yer alan ulusal parklarda çakal, serval, sırtlan, Afrika yaban köpeği, çita, duiker, oribi, yaban domuzu, su aygırı ve timsahın yanı sıra birçok sürüngen ve kuş türü de gözlemlenebilmektedir.

Etnik gruplar

Afrika'daki en büyük gecekondu mahallesi olan Kibera

Kenya genelinde 40’tan fazla etnik grup yaşamaktadır. Bu etnik gruplar da kendi içerisinde 50’den fazla dil ve lehçe kullanmaktadır. Ülkede yaşayan etnik grupların büyük çoğunluğu Bantu etnik grubuna üyedir. Ülkede en büyük etnik grubu Kikuyular oluşturmaktadır. Kenya’nın bağımsızlık mücadelesinde önemli rol oynayan Kikuyular nüfusun %22’sini oluştururken, en büyük ikinci etnik grup olan Luhyalar nüfusun %14’ünü oluşturmaktadır. Büyük çoğunluğu Kenya’nın batısında Victoria Gölü çevresinde yerleşik olan Luolar %13 ile Kenya’nın üçüncü büyük etnik grubunu oluşturlar. Kenya’da bunun haricinde Kalenjinler, Kambalar, Kisiiler, Merular ile birlikte diğer Afrika kökenli gruplar ve Afrikalı olmayan (Avrupalı, Arap) gruplar yaşamaktadır.

Din

Mwingi'de bir Cami

Ülke genelinde nüfusun %82,5’i Hristiyan dinine mensuptur. Bu oran içerisinde katolik mezhebine mensup hristiyanların oranı %23,3, protestan mezhebine mensup %47,4 ve diğer hristiyan mezhebine mensupların oranı da %11,8 düzeyindedir. İslamiyet ülke içerisinde en yaygın ikinci din konumunda olup, nüfusun %11,1’i islami inancına göre yaşamlarını sürdürmektedir. Bu iki dinin haricinde 2009 verilerine göre yerel dinlere ve diğer dinlere inanların mevcudiyetinin haricinde herhangi bir dine mensup olmadığını beyan eden küçük bir grupta mevcuttur.

Dil

1992 yılında kabul edilen anayasa sonucu Swahili dili de ülkenin İngilizce’nin yanı sıra diğer resmi dili olmuştur. Meclise seçilen üyelerin Swahili dil bilgisini kanıtlaması gerekmektedir ancak buna karşılık mecliste tüm kararlar İngilizce olarak yayımlanmaktadır. Kamu kurum ve kuruluşları ile birlikte mahkemelerin alt kanatlarında Swahilice ile iletişime geçebilme imkanı mevcut ancak buna karşılık yine tüm mahkeme kararları ile kamu kurum ve kuruluş dilekçeleri İngilizce olma zorunluluğu bulunmaktadır. Swahili dili ülkede resmi dilin yanı sıra ulusal dil olarak da kabul edilmektedir.

Bu iki dilin haricinde etnik gruplar arasında Kikuyuca, Kambaca, Luhyaca, Luoca, Kalenjince ve Turkanaca gibi farklı diller de ülkede konuşulmaktadır.

Sağlık

Ülkede temiz su kaynaklarına ulaşabilen nüfusun oranı genel Afrika ortalamasına göre yüksek düzeyde olup, 2015 tahmini verilerine göre nüfusun %63,2’si temiz kaynaklardan su temin edebilmektedir. Bunun yanı sıra nüfusun sadece %30,1’i tam teçhizatlı sağlık hizmetlerinden yararlanabildiği ülkede, nüfusun %69,9’u ilkel şartlarda sağlık hizmeti alabilmektedir. Ülke içerisinde ishal, hepatit, tifo, sıtma ,humma ve kuduz[1] çok sık görülen hastalıklar arasındadır. AIDS, Afrika kıtasının genelinin aksine düşük oranda görülmekte olup, bu oran 2014 verilerine göre %5,3 düzeyindedir.

Eğitim

Bir sınıfta okul çocukları

Kenya genelinde 15 yaş ve üzerinde olan nüfusta okuma yazma bilenlerin oranı 2015 verilerine göre %78 düzeyindedir. Bu oran erkeklerde %81,1 iken, kadınlarda %74,9 seviyesindedir. Ülkede öğrenim sisteminde 8+4+4 modeli uygulanmaktadır. Buna göre sekiz yıllık ilköğretim süresinden sonra dört yıl lise, dört yılda yüksek okul eğitimi alınmaktadır. Kenya’da ilköğretim mecburiyeti sekiz yıl olmasına karşılık kız ve erkek çocukların okuma gitme süresi bu sürenin de üzerinde genellikle on bir yıl olarak gerçekleşmektedir.

Kenya’da 2003 yılına kadar özellikle ilköğretim okullarında okul giderleri aynı zamanda ülkenin de sloganı olan Harambee (Türkçe:Hep birlikte çalışalım) sloganından yola çıkarak velilerin birlikte katkı sağlamaları ile yürütülmekteydi. Bu tarihte iktidara gelen hükumet seçim vaatlerinden birisi olması dolayısıyla ilkokullarda katkı payını kaldırarak ücretsiz yapmıştır. Bu karar ile birlikte maddi imkanları yetersiz olan aileler de çocuklarını okula gönderme imkanına sahip olmuşlardır.

Kenya’da güncel olarak yedi adet devlet üniversitesine sahiptir. Ülkede üniversitelerin yanı sıra birçok kolej de özel olarak eğitim vermektedir. Ülke genelinde başarılı olan öğrencilere devlet üniversiteleri için burs verilirken, bu gruba giremeyen daha az başarılı öğrenciler ücretli özel okullara gitmek durumda kalabilmektedir.

Ordu

Ülkenin silahlı gücü olan Kenya Defence Forces (KDF) Kenya Cumhuriyeti’nin ordusunu oluşturmaktadır. Ülkenin 1963 yılında bağımsızlığını kazanması sonrasında sömürgeci Büyük Britanya yönetimi tarafından doğu Afrika’da oluşturulan King’s African Rifles piyade birliklerinin bir bölümünden oluşturulan silahlı kuvvetler günümüzde 24.000 düzeyinde personele sahiptir. Bu personelin 20.000 gibi büyük bir oranı kara kuvvetlerinde yer almaktadır. Ülkede zorunlu askerlik bulunmamaktadır.

Ekonomi

Kenya'da tarımsal alanlar

Kenya nüfusunun yarısından fazlası tarım faaliyetlerinde bulunmaktadır. Ülke topraklarının sadece %20’si tarıma elverişli olmasına rağmen kısıtlı alanlarda özellikle kahve, çay, sisal ve pire otu ekimleri gerçekleştirilmektedir.

Tarımsal alanda gerçekleştirilen faaliyetlerin büyük bir bölümünü kişisel tüketimi karşılamak için gerçekleştirilen faaliyetler oluşturmaktadır. Bu bağlamda kişisel tüketimi karşılamak için ekilen ürünler arasında mısır, buğday, arpa, baklagiller, şeker kamışı, muz, pirinç, ananas ve pamuk çoğunluğu oluşturmaktadır.

Tarımsal faaliyetlerin yanı sıra hayvancılıkta toplum arasında yaygın bir konumdadır. Özellikle büyükbaş hayvan yetiştiriciliği önemli bir faaliyet konusudur. Büyükbaş hayvanların sütünden ve etinden faydalanılmaktadır. Bunun yanı sıra koyun ve keçi başta olmak üzere küçükbaş hayvan yetiştiriciliği de aileler tarafından gerçekleştirilmektedir. Ülke de belli bir miktarda deve yetiştiriciliği de gözlemlenebilmektedir. Kenya’da özellikle yumurta elde edebilmek adına kümes hayvanı yetiştirme faaliyetleri de yürütülmektedir.

Kenya yeraltı madenleri açısından fakir bir ülkedir. Sodyum karbonat ve tuzun iyi denebilecek oranlarda gün yüzüne çıkartıldığı madenlerin haricinde az da olsa alçıtaşı, kurşun, altın, gümüş, bakır, asbest, kireç taşı, fluorit, diatomit, sabuntaşı madenleri elde edilebilmektedir.

Turizm

Masai  kabilesi çocukları

Kenya konumu gereği Afrika kıtasında gözlemlenebilecek birçok farklı manzarayı bir arada sunabilen nadir ülkelerden biri olarak turizm açısından önemli kazanımlar elde edebilmektedir. Buna göre Kenya’ya turist olarak gelen biri kıyı kesimlerinde sahillerin yanı sıra uzun mercan kayalıklarını, büyük vahşi hayvanlar ile geniş savanlarını, karlarla kaplı dağ zirvelerini, çölleri ve küçük de olsa yağmur ormanlarını gözlemleyebilmektedir. Bunların haricinde ülke genelinde bulunan birçok ulusal park da turizm açısından önem arz etmektedir. Kenya’da tarih öncesine dair bulguların bulunduğu yerler de mevcut olup, bunların bir kısmı turist ziyaretine kapalı konumdadır. Bu yerler arasında Orrorin önemli bir yer tutmaktadır.

Ulaşım

Karayolu
Ülke genelinde 2013 verilerine göre toplamda bulunan 160.878 km karayolundan sadece 11.189 km’si asfaltlanmış konumdadır. Kenya’da trafik soldan akmaktadır. Ülke genelinde sınıflandırılan beş farklı karayolu bulunmaktadır. Buna göre A olarak sınıflandırılan uluslararası yollar, B olarak sınıflandırılan ulusal yollar, C olarak sınıflandırılan temel yollar, D olarak sınıflandırılan tali yollar ve E olarak sınıflandırılan yan yollardır.

Demiryolu
Ülke genelinde bulunan demiryolu hatları Rift Valley Railways Company tarafından işletilmektedir. 1977 yılından 2006 yılına kadar bu işlem Kenya Railways Cooperation tarafından gerçekleştirilmekteydi. Ülke genelinde gerçekleştirilen özelleştirme işlemleri dahilinde demiryolları da özelleştirilmiş ve 2006 yılında da Güney Afrika Cumhuriyeti menşeli bir firma olan Rift Valley Railways Company bu işlemi devralmıştır.

Kenya’da bulunan toplam 3.334 km demiryolu hattında genel itibarıyla mal taşımacılığı gerçekleştirilmektedir. Ülke demiryolu ağının çok büyük bir bölümünü Uganda Demiryolu olarak adlandırılan ve Mombasa’yı, Nairobi ve Kampala üzerinden Uganda şehri olan Kasese’yi birbirine bağlayan demiryolu hattı oluşturmaktadır. Söz konusu hat günümüzde Kampala’ya kadar hizmet verebilmektedir. Bu hat üzerinde insan taşımacılığı haftada üç kez olmak üzere Kisumu ile Nairobi ve Nairobi ile Mombasa arasında gerçekleştirilmektedir.

Denizyolu
Kenya’da denizyolu ile ulaşım sadece Victoria Gölü üzerinde sağlanmaktadır. Bu göl üzerinde Kisumu’da kurulu bulunan liman üzerinden yük taşımacılığının yanı sıra Uganda ve Tanzanya’ya feribot seferleri düzenlenmektedir.

Havayolu
Ülke genelinde var olan irili ufaklı 197 havaalanından sadece 16 tanesinin pisti asfaltlanmış konumdadır. Başkent Nairobi’de bulunan Jomo Kenyatta Uluslararası Havalimanı en büyüğü olmak üzere Mombasa’da bulunan Moi Uluslararası Havalimanı ülkenin iki büyük uluslararası havalimanları konumundadır. 2012 yılında gerçekleştirilen yenileme çalışmaları ile birlikte Kisumu’da yer alan Kisumu Havalimanı’da uluslararası bir havalimanı konumuna getirilmiştir.

Ülke genelinde 1986 yılına kadar devlet tarafından yönetilen Kenya Airways, AirKenya, African Express Airways ve Jubba Airways gibi özel sektör tarafından işletilen farklı havayolu şirketleri bulunmaktadır.

Spor

800 metrede Olimpiyat ve dünya rekortmeni  Kenyalı David Rudisha

Kenya diğer Afrika ülkeleri Etiyopya ve Fas ile birlikte dünyanın en iyi uzun mesafe koşucularını yetiştirmektedir. Uzun mesafe koşuları eğitimleri küçük yaşta başlanmakta, bu eğitimler ile birlikte Kenyalı atletler Olimpiyat Oyunları’nda özellikle 5000 metre, 10.000 metre, Hendekli koşu ve maraton’da başarılar elde etmektedir.

Ülkede popüler olan diğer bir spor dalı olan futbol, 1960 yılında Kenya Futbol Federasyonu (Kenya Football Federation (KFF)) olarak kurulan 2011 yılın da ise Futbol Federasyonu Kenya (Football Kenya Federation) ismi ile yeniden yapılandırılarak kurulan federasyon tarafından yönetilmektedir. Ülkede on altı takımın katıldığı ulusal bir lig düzenlenmektedir. Ülkenin en başarılı futbol takımı bugüne kadar elde ettiği 15 şampiyonluk ile Gor Mahia FC takımıdır.

Kenya millî futbol takımı Kasım 2015’te açıklanan FIFA sıralamasında 125. sırada yer almakta olup, en yüksek sıralamasını 2008 yılında 68. olarak elde etmiştir.

Kültür

Yerel dillerde gerçekleştirilen müzik ve dans Kenya kültürünün en önemli parçalarından bir bölümünü oluşturmaktadır. Kenya kültürü birden fazla eğilimlerden oluşmaktadır. Kenya’da belirgin bir tek tip kültür tanımı bulunmamaktadır. Bunun yerine ülkenin birçok farklı topluluklarının gelenek ve göreneklerini içeren çeşitli kültürel zenginlikler gözlemlenebilmektedir.

Kenya birçok müzik stiline ev sahipliği yapmaktadır. Burada popülar müziğin yanı sıra Afro müziği, Benga ve halk şarkıları da geniş yelpazede uygulanmaktadır. Kenya müziğinin en vazgeçilmez unsurunu gitar oluşturmaktadır. Susan Awiyo, Merry Johnson, Alex und Merry Ominde, Kim4Love, Necessary Noize ve Juacali ülkenin tanınmış müzik sanatçıları arasında yer almaktadırlar.

Ülkenin en önemli yazarlarını Abdilatif Abdalla, Carolyne Abdalla, Kuki Gallmann, Meja Mwangi, Ngũgĩ wa Thiong’o gibi isimler oluşturmaktadır.

Kenya mutfağı

Ugali ve sukuma wiki

Kenya mutfağının en önemli malzemesi pirinçtir. Kahve, çay, mısır, buğday, şeker kamışı, pirinç, tropikal meyve ve sebzeler gibi tarım ürünlerinin mutfağa etkisi olmuştur. Pirinç hemen her öğünde kullanılırken, tropikal meyveler de oldukça fazla tüketilmektedir. Kenya mutfağının en bilinen yemeği ise ıspanak ve kavrulmuş soğandan oluşan sukuma wiki adındaki yemekleridir. Pilau adını verdikleri bir diğer meşhur yemekleri etli ve patatesli pilav yemeğidir. Kızarmış ete verilen isimle nyama choma Kenya’da çokça tüketilmektedir. Mısır ve fasulyeli yemekler de en çok tercih edilen yemekler arasındadır. En çok tercih edilen tatlı çeşidi ise mandazi olarak bilinen lokma tatlısı çeşididir. Kenya’nın çayı ve kahvesi dünyaca ünlüdür. Mutfakta süt ve şekerle kaynatılan çay chai en popüler içeceklerindendir. Kenya’nın ulusal diğer içeceği ise yerel biralar ve sodaların dışında şeker kamışı içkisi olan Kenya Canedir. Kahve likörü olan Kenya Gold, baldan yapılan geleneksel bira Uki ve mısırdan üretilen Changaa da ülkenin yerel içecekleri arasındadır.

Kenya’da Bulunan Türkiye Dış Temsicilikleri

Nairobi Büyükelçiliği
Adres: 30 Gigiri Road P.O. Box 64748 00620 Nairobi-Kenya
Telefon: 00 254 20 712 69 29 / 00 254 20 712 69 30
Faks: 00 254 20 712 69 31
embassy.nairobi@mfa.gov.tr

Görev Bölgesi: Kenya, Seyşeller

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Katar Devleti

Katar Devleti

Başkent Doha
Resmî diller Arapça
Yönetim Şekli Mutlak Monarşi
Yüzölçümü 11.586 km²
Nüfus 2.155.446
Nüfus Yoğunluğu 186,0 kişi/km²
Para birimi Katar riyali (QAR)
Zaman dilimi (UTC +3)
Telefon kodu +974
İnternet TLD .qa

Katar ya da resmi adıyla Katar Devleti, Arap Yarımadası’nın doğusunda bulunan bir Basra Körfezi ülkesidir. Tek kara sınır komşusu Suudi Arabistan olup diğer tarafları Basra Körfezi ile çevrilidir. Kuzeybatısında Bahreyn, batı ve güneyinde Suudi Arabistan, doğusunda Birleşik Arap Emirlikleri ve kuzeyinde İran bulunur.

2,15 milyon nüfuslu Katar, artan petrol fiyatları ve sahip olduğu doğalgaz rezervleri sayesinde kişi başına düşen gelire göre dünyanın en zengin ülkesidir. Katar, Orta doğu’daki bütün körfez ülkelerinde olduğu gibi ekonomik olarak hızla gelişmektedir.

Katar bayrağı

Katar bayrağı, 11:28 oranındadır. Bayrak, ülkenin Büyük Britanya’dan bağımsızlığını ilan ettiği 3 Eylül 1971 tarihinden kısa bir süre önce kabul edilmiştir.

Bayrak, beyaz ve kestane rengi olmak üzere iki renkten oluşmaktadır. Göndere çekilen tarafta bayrağın üçte birinin kaplayan beyaz renk bulunmaktadır, diğer taraflar kestane rengindedir. Beyaz ile kestane renginin birleştiği noktada bulunan dokuzar adet üçgenler bu bölümde girintili çıkıntılı bir yer oluşturmaktadır. Katar bayrağı, yüksekliğinin iki katından daha çok genişliğe sahip olan tek ulusal bayraktır.

Bayrak; daha az noktası, 3:5 orantısı ve kestane rengi yerine kırmızı olan, komşu ülke Bahreyn’in bayrağına çok benzemektedir.

Bayrak üzerinde var olan kestane renginin aslında ilk çıkış noktasının kırmızı olduğu, ancak zamanla ülkenin de coğrafi olarak bulunduğu konum nedeniyle de yoğun güneş ışınlarının etkisiyle bu renge döndüğü ifade edilmektedir. Bahreyn bayrağına kırmızı renk ile büyük benzerlik gösterdiği için zamanla bu rengin kullanımı yaygınlaşmış ve 1949 yılında resmen bu renk bayrakta kabul edilmiştir. O dönem 11:30 oranına sahip olan bayrak, 1971 yılında yapılan güncelleme ile 11:28 oranına değiştirilmiştir.

Katar Tarihi

  1938'de Şeyh Abdullah bin Jassim Al Thani'nin gözetiminde inşa edilen Al Zubara Kalesi

Katar, uzun yıllar bölge aşiret beylerinin emri altında yönetilmiştir. Bölge genellikle göçebe kabilelerin yaşadığı yer olduğu için idaresinde de sık sık değişmeler meydana gelmiştir. 19. yüzyılda bölgenin idaresi bugünkü emir’in büyük dedesi olan Muhammed al Sani’ye geçmiştir.

Ülkede fiili Türk egemenliği ilk olarak 1852’de, daha sonra ve kesin olarak 1871’de Muhammed el-Sani’nin daveti üzerine başlamıştır. Katar’ın bugünkü başkenti Doha (Kal’atü’t-Türk adı verilen kale) ve yine bugün ABD üssünün bulunduğu el-Obeid’e yerleşen Türk birlikleri 1913’e kadar kaldılar. Katar da Basra Vilayeti’nin Lahsa sancağına bağlı bir kaza (ilçe) oldu. Al-Sani ailesi de Osmanlı kaymakamları olarak görev yapmaya başlamışlardır. Osmanlı Devleti Katar üzerindeki haklarından 29 Temmuz 1913’te vazgeçti. Son Türk askeri Katar’dan Ağustos 1915’te çekildi. I. Dünya Savaşı’nın çıkmasının akabinde 3 Kasım 1916’da Katar İngiliz işgaline girdi. Katar, 3 Eylül 1971’de İngiliz hakimiyetinden ayrılarak resmen bağımsız bir devlet olmuştur.

Katar Ekonomisi

Başkent Doha

Petrol rezervlerinin keşfedilmesinden önce Katar ekonomisi balıkçılık ve inci avcılığına bağlıydı. Ama 1940’larda petrol rezervlerinin keşfiyle ülkenin tüm ekonomisi değişime uğradı. Bu değişim yüksek yaşam standartları ve büyük ülkelerin vatandaşlarına sunduğu sosyal hizmetleri de beraberinde getirdi.

Ülke, dünyadaki en çok gaz rezervlerine sahip ülkeler arasındadır. Bu büyük etken ülke vatandaşlarının refah seviyesini en üst basamaklara taşımıştır. Ülkede hemen hemen hiçbir tüketim maddesi üretilmemekte, dışarıdan ithal edilmektedir. Fakat ülkedeki oldukça az olan vergi oranları ve enerjinin çok ucuz olması bu mallardaki fiyatı oldukça düşük tutması beklentisi doğursa da gıda benzeri tüketim malzemeleri ucuz değildir, ama elektrik ve elektronikte ucuzluk kendisini hissettirmektedir. 1 tanesi karada 6’sı açık denizde olmak üzere toplam 7 adet doğal gaz üretim noktası vardır. Ülkenin körfeze bakan kısmında ras laffan denen bir endüstri şehri kurulmuştur.

Petrolün varlığı ülkede gübre ve çimento sanayisinin gelişmesine de katkıda bulunmuştur.

Demografi

Katar vatandaşlarının tamamına yakını İslam dinine mensuptur. Etnik Arapların dışında çoğu vatandaş çeşitli ülkelerden petrol sektöründe çalışmak için gelmiştir. Arapça ana dildir. Onlarca değişik milletten insanların bulunması İngilizceyi ikinci bir millî dil haline getirmiştir. Katar Araplarının genelde üst düzey yönetici, bürokrat ya da mal sahibi olduğu ülkede diğer ülke Arapları bankalarda, petrol ve gaz tesislerinde ya da devletin kurumlarında memur olarak çalışırlar. Ülkenin demografik yapısı göçmenlik sistemine dayalıdır. Ülkede yabancı ülkelerden yaklaşık 1,8 milyona yakın işçi çalışmaktadır. Genellikle Filipinler, Nepal, Hindistan gibi ülkelerden insanlar bu ülkeye inşaat, sağlık, hizmet, enerji sektörlerinde çalışmak için gelirler.

Katar’da her 100 kadına 329 erkek düşer, 25-54 arasında bu oran 461’e kadar çıkar. Bu oranlar erkeklerin aleyhine olan dünyanın en yüksek cinsiyet oranlarıdır.

Eğitim

 İslam Eserleri Müzesi , Doha

Yakın tarihte Katar’da eğitime büyük önem verilmeye başlandı. Öğrenci sayısı az olduğundan daha iyi eğitim olanakları sağlanmaya başladı. Herkese bedava olarak verilen sağlık hizmetlerinin yanında anaokulundan üniversiteye kadar eğitim tüm Katar vatandaşları için ücretsiz hale getirildi. Ülkenin Katar Üniversitesi adında bir üniversitesi ve birçok yüksek eğitim kurumu vardır. Başkent Doha’da yapımı devam eden eğitim kasabası ülkenin tüm ortadoğunun en büyük eğitim yeri olmasını sağlamakta ve tüm bölgeden öğrencilerin burada toplanmasını hedeflemektedir.

Katar Coğrafyası

Katar Yarımadası Basra Körfezi’ne doğru Suudi Arabistan’dan çıkmış 160 km’lik bir uzantıya benzer. Genellikle alçak düzlüklerden oluşan ülke kumla örtülüdür. Ülkenin güneyi ise çöllerle kaplıdır.

Katar İklimi

Katar çölleri

Yazın kurak ve nemli, kışın ise ılık ve az yağışlıdır.

İdari bölümler

Katar en büyük yönetimsel birim olan 7 ayrı belediyeye bölünmüştür. Bunlar:

  • Ad Doha
  • Al Rayyan
  • Umm Salal
  • Al Khor
  • Al Wakrah
  • Al Daayen
  • Al Shamal
Sosyal Hayat

Katar sosyal hayat olarak da birçok etkinliğe ev sahipliği yapmaktadır.Hareketli gece hayatı ve birçok dünya starının uğrak yeridir. Uçsuz bucaksız çöllerinde kamp yapabilir, Şubat ayında bile denize girilebilmektedir. Birçok alışveriş merkezleri bulunmaktadır.

Spor

Ülkede en çok sevilen spor futboldur. Bu nedenle birçok ünlü futbol yıldızı ve dünya takımlarının katıldığı özel maç organizasyonları sık düzenlenmektedir. Tenis Katar da sevilen sporlar arasındadır. Her yıl uluslararası düzeyde 5 ayrı turnuva düzenlenmektedir. Katar, 2022 FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği yapmaya hak kazanmıştır.

Katar mutfağı

Kabsa - makbūs

Geleneksel Katar mutfağı ise Arap ve Ortadoğu mutfağının bir katışımıdır. İran ve Hint mutfağından da etkilenmiştir. Makbūs (Kabsa) isimli geleneksel yemekleri pirinç pilavı et ve sebzelerden oluşur. Deniz ürünleri ve hurma geleneksel mutfakta önemli yer arz eder. Diğer önemli ulusal yemekleri, pirinç pilavı, et ve sebzelerden yapılan bol baharatlı Kabsa, şeker, safran, tarçın, kakule ile pişirilen erişteden oluşan ve üstünde yumurta ile servis edilen Balaleet ve fırında pişirilmiş kuzu eti ve pirinç pilavından oluşan Ghuzi’dir. Katar’da kahve kakule ile aromalandırılır, genellikle kendinden şekerlidir ya da hurma ile tatlandırılmıştır. Qahwa helw isimli Katar kahvesi ise turuncu renklidir, kahvenin kakule safran ve şekerle karışımından elde edilen içecek genelde sütle servis edilir. Naneli limonatası da çok ferahlatıcı ve lezzetli bir geleneksel içecektir.

Katar’da Bulunan Türkiye Dış Temsilcilikleri

Doha Büyükelçiliği
Adres: Al Katifiya Zone 66 Al Rabwa Street 310 Diplomatic Area Dafna Doha-Qatar
P.O. Box: 1977
Telefon: +974 4495 1300
Faks: +974 4495 1320
embassy.doha@mfa.gov.tr

Görev Bölgesi: Katar

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Kanada

Kanada

Başkent Ottawa
Resmî diller İngilizce, Fransızca
Yönetim Şekli Parlamenter Monarşi
Yüzölçümü 9.984.675 km²
Nüfus 35.540.419
Nüfus Yoğunluğu 3,5 kişi/km²
Para birimi Kanada doları ($) (CAD)
Zaman dilimi (UTC -3,5 -8)
Telefon kodu +1
İnternet TLD .ca

Kanada, Kuzey Amerika kıtasının en kuzeyindeki ülkedir. Başkenti Ottawa’dır. Ülke, hem Frankofon, hem de İngiliz Milletler Topluluğuna bağlıdır. Amerika Birleşik Devletleri ile Kanada’nın ortak sınırı dünyanın en uzun kara sınırını oluşturur. Kanada’nın topraklarında çoğunlukla ormanlar ve Rocky Dağları’ndaki tundra hakimdir. Nüfusun beşte dördü de güney sınırına yakın yaşamaktadır. Kanada’da zaman genellikle soğuk ya da çok ciddi kış soğuklarıyla geçer, ancak Kanada’nın güneyindeki alanlar yaz aylarında bir o kadar da sıcak olur.

Toplam yüzölçümü bakımından dünyanın ikinci en büyük, toprak bakımından ise dünyanın dördüncü en büyük ülkesidir. Doğal güzellikleri ve geniş topraklarıyla tanınan ülke, ekonomik ve teknolojik açıdan komşusu Amerika Birleşik Devletleri’ne benzetilmektedir. Ancak ülke halkı Britanya mirasına daha bağlıdır. Britanya ve Fransa’dan gelen göçmenlerle kurulan ülke iki coğrafyanın da izlerini taşımaktadır.

Kanada, Aborjinlerin binlerce yıldır yaşadığı bir alan olmuştur. 15. yüzyıl sonlarında, İngiliz ve Fransız kolonileri Atlantik kıyısı civarlarında ilk kolonilerini kurmaya başladılar. Bölge daha sonralarında ise tamamen İngilizlerin kontrolüne girmiştir. Ancak Birleşik Krallık, başta Kuzey Amerika kıtası olmak üzere, bugünkü Kanada’yı da oluşturan topraklardaki gücünü, çeşitli savaşlarla, 18. yüzyılın sonlarından itibaren kaybetmiştir.

Buna rağmen Kanada, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı’nın hala birer parçası konumundadır. Aynı zamanda ülke, 10 eyalet ve 3 bölgeden oluşan, merkezi olmayan, anayasal monarşi ile yönetilen, 1867’de Konfederasyon yasası ile kurulan bir federasyondur.

Kanada çağdaş ve teknolojik olarak ilerlemiş bir ülkedir, ve fosil yakıt kaynakları, nükleer enerji üretimi ve hidroelektrik güç üretim imkânları ile enerji bakımından genelde kendine yeterlidir. Ekonomisi geleneksel olarak yüksek miktarlardaki doğal kaynaklarına dayalıdır. Her ne kadar çağdaş Kanada ekonomisi çeşitlenmişse de doğal kaynakların kullanımı halen çoğu bölgesel ekonominin önemli bir parçasıdır.

Bayrak

Kanada ulusal bayrağı, Maple Leaf (Akçaağaç yaprağı) ve l’Unifolié (Tek yapraklı) olarak da bilinir. Kırmızı fonun ortasında beyaz bir kare ve bu karenin içinde de 11 uçlu stilize edilmiş kırmızı bir akçaağaç yaprağı bulunur. Bu bayraktan önce Kanada, Britanya Kızıl Sancağı’nın çeşitli varyasyonlarını kullanmıştı. Kanada 1940’lardan 1965’e kadar kendi bayrağını yaratmak için çeşitli yarışmalar düzenledi ancak Kızıl Sancak Kanada üzerinde dalgalanmaya devam etti. 1964’te Başbakan Lester B. Pearson yeni bayrak için bir komite oluşturuldu. Üç seçenek içerisinden George F.G. Stanley’in akaçaağaç yaprağı tasarımı birinci oldu. Bugünkü bayrak 1964’te kabul edildi. Bayrak ilk defa 15 Şubat 1965 günü gözler önüne çıktı ve her yıl 15 Şubat Ulusal Bayrak Günü olarak kutlanmaya başladı.

Tarih

 Newfoundland adasındaki L'Anse aux Meadows, yaklaşık 1000 yıl boyunca küçük bir İskandinav yerleşiminin yeri.

Kanada’da en az 10.000 yıl boyunca İlk Halklar olarak tanınan yerliler yaşamıştır. Avrupalılar tarafından ilk ziyaret 1000 yılı civarında, kısa bir süreliğine Newfoundland’e yerleşen Vikingler tarafından yapılmıştır. Kolonici Avrupalılar, 16. yüzyılın sonu 17. yüzyılın başı gibi Kanada’ya geldi.

1763’de Yedi Yıl Savaşı’ndan sonra Fransa, Karayip Adaları’nı tutup Kuzey Amerikan kolonisi Yeni Fransa’yı Büyük Britanya’ya bırakmaya karar verdi.

Amerikan Devrimi’nden sonra Büyük Britanya’ya sadık olanlar Kanada’ya yerleştiler.

1 Temmuz 1867’de İngiliz Kuzey Amerika Yasası’nın geçmesiyle Büyük Britanya, Kuzey Amerikan kolonisi dört eyaletinden oluşan federasyona kendini yerel yönetim hakkı verdi. Bu eyaletlerden “Kanada” ikiye ayrılıp Quebec ve Ontario eyaletlerini meydana getirdi, diğer iki eyalet de New Brunswick ve Yeni İskoçya’ydı. Kanada Konfederasyonu terimi bu birleşimi ifade eder ve genellikle sonuçlanan federasyon için de kullanılır. Diğer İngiliz koloni ve bölgeleri de kısa zamanda Konfederasyon’a bağlandılar.

1880’de Kanada, Newfoundland ve Labrador dışında, şu anki alanına sahipti. Dominyon’un tüm ilişkilerinin kontrolü Westminster Tüzüğü ile 1931’de ve 1982’de Kanada Anayasası’nın kabulü ile sağlandı.

20. yüzyılın ikinci yarısında, çoğunluğu Fransızca konuşan Quebec eyaletinin bazı vatandaşları 1980 ve 1995’teki iki referandum ile bağımsızlık kazanmaya çalıştılar. Her iki referandum da Quebecois Partisi liderliğindeydi ve ilki %60, ikincisi %50.6 hayır oyu ile reddedildi.

Ekonomi

Toronto'nun finans merkezi

Varlıklı ve yüksek teknolojiye sahip endüstriyel bir toplum olarak Kanada bugün, serbest pazar merkezli ekonomik sistemi, üretim modelleriyle ve yüksek yaşam standartları ile ABD’ye çok benzer.

II. Dünya Savaşı’ndan bu yana imalat, madencilik ve hizmet sektörlerindeki artış Kanada’yı kırsal ekonomiden endüstriyel ve şehirsel bir toplum haline getirdi. Enerji üretimi bakımından kendine yeterli olan Kanada’nın doğu kıyısında ve batıdaki üç eyaletinde zengin doğal gaz yatakları ve fazlaca diğer doğal kaynakları bulunmaktadır. 1989’daki Kanada-ABD Serbest Ticaret Anlaşması (FTA) ve 1994’teki Meksika’yı da içeren Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (NAFTA) ABD ile olan ticari ve ekonomik bütünleşmede hızlı bir artışa neden oldu. Bu yakın ilişkiden dolayı, 2001’de ABD’de ekonominin kötüye gitmeye başlaması Kanada ekonomisinde de olumsuz etkiye yol açtı, ancak Kanada ekonomisi beklenenden daha az etkilendi. 1993-2000 arası reel büyüme ortalama %3 iken, bu oran 2001’de azaldı. 2003’te imalat ve doğal kaynaklar sektörlerindeki küçülmeden dolayı işsizlik arttı. Bunlara rağmen Kanada 2001’den sonra ekonomik gerilemeyi durdurmayı başardı ve G7 grubu içerisindeki en iyi ekonomik büyüme oranını tutturdu.

Ekonomik durumun üzerine düşmekte olan iki gölgeden birincisi İngilizce ve Fransızca konuşan bölgeler arasında devam eden anayasal çıkmazın federasyonun bölünmesi olasılığını ortaya çıkarmasıdır. Süregelen belirsizlik Kanada’nın borçlarından kimin sorumlu olacağı, ticari ilişkilerin nasıl bir hal alacağı gibi birçok soruyu da beraberinde getirmektedir.

Diğer bir uzun vadeli endişe de “beyin göçü” olarak da bilinen profesyonellerin daha yüksek ücret, daha düşük vergi gibi nedenlerle ABD’ye akmaya başlamasıdır. Aynı anda da önemi pek fark edilmese de göçmenlik yoluyla bir “beyin kazanımı” da devam etmektedir. Çoğu batı ülkesinde olduğu gibi Kanada’da da bu durumun faydaları yabancıların niteliklerinin tanınmasi kurallarıyla sınırlanmıştır; çok sayıda eğitimli ve yetenekli göçmen Kanada’da niteliksiz işlerde çalışmaktadırlar, çünkü sicilleri devlet, işverenler ve Kanada Medikal Birliği gibi çeşitli profesyonel kurumlarca tanınmamaktadır.

Şehirler ve Bölgeler

Toronto, Ontario

Kanada parlamenter demokrasi ve anayasal monarşiyle yönetilen bir federasyondur. Kraliçe II. Elizabeth ‘’Kanada Kraliçesi’’ unvanıyla devlet başkanı ve hükümdarı olma sıfatlarına sahiptir. Kraliçe ülkede bir temsilciye sahiptir. Baş vali olarak adlandırılan bu temsilcilik genellikle emekli olmuş politikacılar ya da seçkin Kanadalılar arasından seçilir. Yaklaşık 10 milyon metrekare yüzölçümlü Kanada 10 eyalet ve 3 bölgeden oluşmaktadır. Ontario eyaletinin güneydoğusunda konumlanan Ottawa şehri ülkenin başkentidir. Ottawa aynı zamanda Kanada’nın dördüncü büyük şehridir.

Eyaletler, federal yönetimden geniş oranda özerkliğe sahiptirler; ancak federal hükümetin belirlediği sağlık, eğitim gibi sosyal programları uygulamakla yükümlüdür. Eyaletler; Britanya Kolumbiyası, Alberta, Saskatchewan, Manitoba, Ontario, Québec, New Brunswick, Prens Edward Adası, Yeni İskoçya ve Newfoundland ve Labrador’dan oluşmaktadır. Bölgeler ise Yukon, Kuzeybatı Toprakları, Nunavut şeklinde sıralanmaktadır.

İklim

Kanada, soğuk ve uzun kış günleriyle bilinen karasal iklim, kutup iklimi ve nemli kıtasal iklime sahip bir ülkedir. Ülkenin en yoğun nüfuslu bölgesi olan Ontario eyaletinin güneyinde daha yumuşak kış koşulları yaşanmaktadır. Kutup bölgesindeki Nunavut eyaletinde ülkenin en düşük sıcaklıkları gözlemlenir. Kanada’nın sahil bölgesi Britanya Kolumbiyası’nda ise ılıman iklim hâkimdir. Ülke genelinde yazlar sıcak ve kısa olmaktadır. Kutup bölgeleri hariç birçok bölgede ortalama sıcaklık 30 derecenin üstüne çıkmaktadır. Resmi olarak ölçülen en yüksek sıcaklık 45 derece iken, en düşük sıcaklık -63 derecedir.

Demografi

Alberta Banff Ulusal Parkı'ndaki Moraine Gölü

2011 Kanada nüfus sayımı sonuçlarına göre toplam nüfus 33.476.688 kişi oldu. 2006 sayımlarına göre yüzde 5.9’luk bir artış yaşandı. Aralık 2012’de Statistics Canada 35 milyonun üzerinde bir nüfus olduğunu bildirdi. Bu G8 ülkeleri arasındaki en hızlı büyüme oranı anlamına gelir. 1990 ve 2008 yılları arasında nüfus yüzde 20.4 genel artışa eşdeğer olarak 5.6 milyon arttı. Nüfusun artmasının ana sebepleri göç ve daha az oranda doğal büyümedir. Kanada dünyada kişi başına düşen en yüksek göç oranına sahip ülkelerden biridir. Bunun başlıca nedenleri ekonomik politika ve daha az bir ölçüde aile birleşimidir. Kanada halkı büyük siyasi partilerin yanı sıra göçün mevcut seviyesini destekler. 2010 yılında rekor olarak 280.636 kişi Kanada’ya göç etti. Kanada hükümeti 2016 yılı için 280.000 ile 305.000 arasında yeni kalıcı oturma izni vermeyi düşünüyor. Bu sayı son yıllardaki göçmen sayısına benzer büyüklüktedir. Yeni göçmenler genellikle Toronto, Montreal ve Vancouver gibi büyük kentsel alanlara yerleşirler. Kanada ayrıca çok sayıda mülteciyi de kabul eder. Yıllık küresel mülteci yerleştirmenin yüzde 10’dan fazlası Kanada’ya aittir.

Eğitim

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) 2012 raporlarına göre Kanada dünyanın en eğitimli ülkesidir. Kanadalı yetişkinlerin yüzde 51’i en az bir lisans düzeyinde kolej ya da üniversite derecesinde eğitime sahiptir. Bundan dolayı ülke yetişkinlerin yükseköğretim düzeyinde eğitim alması bakımından dünya genelinde birinci sıradadır. Kanada gayri safi yurt içi hasılasının (GDP) %5.3’ünü eğitime harcar. Ülke yatırımını ağırlıklı olarak yükseköğretime yapar (öğrenci başına 20 000 ABD dolarından daha fazla). (2014 itibarıyla), yaşları 25’ten 64’e kadar olan yetişkinlerin yüzde 89’u lise derecesine eşdeğer bir eğitime sahiptir, OECD ortalaması ise yüzde 75.

Din

Kanada’da, diğer çoğu Amerika ülkelerinde olduğu gibi, en yaygın din Hristiyanlık’tır. En yaygın mezhep, Katoliktir. Katolikler nüfusun %42’sini oluştururlar. İkinci sırada, %40’lık oran ile Protestanlar gelir. Buna karşılık, Kanada nüfusunun %23.9’u ise, herhangi bir dine inanmamaktadır.

Diller

Kanada’nın iki resmî dili vardır: İngilizce ve Fransızca.

7 Temmuz 1969’da Kanada federal devletinin tümünde Fransızca ve İngilizce eşit kabul edildi. Bu durum Kanada’nın kendisini federal düzeyde çift dilli ve çok kültürlü bir ulus olarak tanımlamasına yol açtı.

Kanada Haklar ve Özgürlükler Beyannamesi belirtir ki:

  • Fransızca ve İngilizce resmi diller olarak birbirine eşittir;
  • Parlamentoda her iki resmi dilde de tartışma yapılabilir;
  • Kanunlar her iki resmi dilde de eşit otoriteyle yazılacaktır;
  • Parlamento tarafından kurulan herhangi bir mahkemede iki resmi dilde de işlem yapılabilir;
  • Herkes federal devletten iki resmi dilden istediği ile hizmet alma hakkına sahiptir;
  • Yeterli sayıya ulaşıldığı takdirde, içinde bulunulan eyalete göre azınlık resmi dili konuşanlar (Fransızca çoğunluğa sahip eyalette İngilizce konuşanlar ya da tam tersi) çocuklarının eğitimini iki resmi dilden istedikleriyle almasını sağlayabilirler.

Eyaletler düzeyinde sadece New Brunswick çift resmi dillidir; diğer tüm eyaletlerde çift dillilik federal yasalarla sağlanmıştır. Her ne kadar diğer eyaletler çift resmi dilli değilse de eyalet yönetimlerinin çoğu, İngilizce ya da Fransızca konuşan azınlıklarına hizmet vermektedir.

Quebec’in resmi dili Fransızcadır. Fransızca Dili Beyannamesi, Fransızcanın kullanımını koruyan kurallar ortaya koyar ancak bir yandan da İngilizce ve yerli dillerini konuşanlara da çeşitli haklar verir.

Fransızcanın sıklıkla konuşulduğu yerler, Quebec, Ontario, New Brunswick ve güney Manitoba’dır. 2001 nüfus sayımında 6,864,615 kişi Fransızcayı ana dilleri olarak beyan ettiler, bunların %85’i Quebec’de yaşayanlardı. İngilizceyi ana dil olarak belirtenler de 17,694,835 kişiydi.

Resmi diller dışında konuşulan dillerin de Kanada’da önemi vardır, 5,470,820 kişi ana dil olarak resmi diller dışında bir dil beyan etmişti (Bu istatistikler birden fazla ana dil beyan edenleri de içermektedir). En önemli resmi olmayan diller: Çince (853,745) {özellikle Kanton lehçesi (322,315)}; ve İtalyanca (469,485).

Kanada’da yerli dillerini konuşan çok sayıda insan yaşamaktadır, ancak bunların birkaçı dışında çoğu azalmaktadır. Bunlardan en önemli olanları Krice (72,885); İnuktitut (29,010), ve Ojibwe dili’dir (Cree ile birlikte toplam 150,000).

Mutfak

Kanada'da İngiliz kökenli Noel hindisi,

Kanada mutfağı ülke içinde farklılık gösteren zengin bir mutfaktır. Genel anlamda ülke mutfağı üç kategoride incelenebilir: Yerli mutfağı, Avrupa mutfağı ve Asya mutfağı. Ülkenin yemek kültüründe Aborjin yerlilerinin etkisi hissedilmektedir. Bugün Kanada’nın sembollerinden biri olan akçaağaç şurubu aborjinler tarafından kullanılmaya başlanmıştır. Pasifik somonu, kiviak ve bannock gibi diğer Aborjin mutfağı ürünleri de ülkede popülerliğini sürdürmektedir. Kanada mutfağında görülen Avrupa etkisi ise sadece İngiliz ve Fransız mutfağıyla sınırlı değildir. Ukrayna, Alman ve Polonya mutfakları da ülkenin yemek kültürünü belirlemiştir. Poutine, tereyağlı tart, Montreal simidi ve pierogi bunlardan birkaçıdır. Asya mutfağı ise özellikle 20. yüzyılda artan göç dalgasının etkisiyle önemli bir rol kazanmıştır. Karayipler ve Güneydoğu Asya’dan ülkeye gelen göçmenler yemek kültürlerini de beraberlerinde getirmişlerdir. Tüm bu çeşitlilik zengin bir Kanada mutfağı yaratmıştır.

Kanada’da Bulunan Türkiye Dış Temsilcilikleri

Ottava Büyükelçiliği
Adres: T.C. Ottawa Büyükelçiliği 197 Wurtemburg Street Ottawa, Ontario K1N 8L9<
Telefon: +1 613 244 24 70
Faks: +1 613 789 34 42
embassy.ottawa@mfa.gov.tr

Görev Bölgesi: Ulusal başkent bölgesi, Doğu Ontario, Quebec, Newfoundland ve Labrador ve Maritime bölgeleri

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Karadağ

Karadağ

Başkent Podgorica
Resmî diller Karadağca, Sırpça, Boşnakça, Arnavutça, Hırvatça
Yönetim Şekli Parlamenter Cumhuriyet
Yüzölçümü 13.812 km²
Nüfus 684.736
Nüfus Yoğunluğu 49,5 kişi/km²
Para birimi Euro ( EUR )
Zaman dilimi OAZD (UTC+1)-OAYZD (UTC+2)
Telefon kodu +382
İnternet TLD .me

Karadağ (Karadağca: Crna Gora), Црна Гора), Balkanlar’da bir ülkedir. Doğusunda Arnavutluk ve Kosova, kuzeyinde Sırbistan, batısında Hırvatistan, Bosna-Hersek, güneyinde Adriyatik Denizi yer alır. Başkenti, Podgorica’dır (eskiden Titograd). Anayasasında Karadağ "demokratik, refah ve çevreci bir ülke" olarak tanımlanır.

Karadağ, eski Yugoslavya’yı oluşturan altı cumhuriyetten biriydi. Yugoslavya’nın parçalanmasından sonra Karadağ, Sırbistan’ın zorlamasıyla yeni Yugoslavya’ya katılmıştır. Karadağ’ın çabalarıyla 2003 yılında Sırbistan-Karadağ olarak daha esnek bir federasyon çatısı oluşturulmuştur. Karadağ, 21 Mayıs 2006 Pazar günü yapılan referandumda çıkan % 55,5’lik evet oyu ile ise bağımsız olma kararı almıştır. 3 Haziran 2006’da ise Karadağ Parlamentosu, referandumda çıkan sonuca dayanarak Karadağ’ın bağımsızlığını ilân etti.

NATO Dışişleri Bakanları, Rusya’nın itirazlarına karşın eski Yugoslavya’yı oluşturan altı cumhuriyetten biri olan Karadağ’ı 29. üye olarak ittifaka davet etti.

Bayrak

Karadağ Bayrağı 13 Temmuz 2004’te Sırbistan’dan ayrıldıkdan sonra kabul edilmiştir. Bayrağın arka yüzü kırmızı 1:2 oranında ülkenin içinde amblemi yer alır. II. Petar Petrovic-Njegos tarafından tasarlanmıştır.

Arma

Karadağ Arması

Karadağ Silahlı Kuvvetleri

Karadağ Silahlı Kuvvetleri (Karadağca: Vojska Crne Gore), Karadağ’ı dışarıdan gelebilecek askeri tehditlere karşı korumakla görevli silahlı kuvvetlerdir. Kara, Deniz ve Hava kuvvetlerinden oluşmaktadır. Zorunlu Askerlik 2006 yılında kaldırılmıştır; Silahlı kuvvetler bu tarihten itibaren, tamamen profesyonel bir askerlerden oluşmaktadır.

2006 yılında Karadağ, Sırbistan’dan ayrılıp bağımsızlığını ilan edince, Sırbistan’dan kalan Deniz Kuvvetleri, Karadağ Silahlı Kuvvetleri’ne katıldı.

Karadağ Haziran 2017’de 29. NATO üyesi olmuştur.

Karadağ tarihi

Karadağ tarihi Karadağ’da günümüze kadar yer almış tarihsel olayları kapsar.

Zeta Prensliği adıyla, bağımsız bir il olarak kurulan Karadağ, 12. yüzyıl sonlarında Sırp egemenliğine girdi. 1389’da Sırplar Kosova’da Osmanlılara yenildikten sonra da bağımsızlığını korudu. 1516’dan sonra yönetim, halk meclislerince seçilen vladike adlı piskoposların elindeydi. Osmanlılar ve Arnavutlarla sık sık savaşan Karadağlılar 1711’de Rusya ile ittifak kurdu.

Dukliya kralı Jovan Vladimir

1878’deki Berlin Kongresi’nde Karadağ’ın bağımsızlığı tanındı ve ülkenin sınırları iki katına çıktı. Ama Arnavutluk’un direnmesi yüzünden 1880’e değin güney sınırları üzerinde anlaşmaya varılamadı. Sonunda Podgorica Ovasının tümü ve Bar (Antivari) ile Ulkini (Dulcigno) adlı küçük limanların yer aldığı 40 km’lik kıyı şeridi Karadağ’da kaldı. 1860’tan 1918’e değin hükümdarlık yapan I. Nikola Petrovic, 1910’da kendini Karadağ kralı ilan etti. 1912-1913 Balkan Savaşları’nda Osmanlılara karşı Sırbistan ile birleşen Karadağ bu savaşta topraklarını kuzeye ve doğuya doğru genişleterek Sırbistan’a komşu oldu. I. Dünya Savaşı sırasında Sırbistan’ı destekledi. Kasım 1918’in ilk günlerinde Karadağ’dan çekilen Avusturya-Macaristan İmparatorluğu birliklerinin yerini Sırp ordusu ve düzensiz birlikler aldı. Ardından Podgorica’da toplanan ulusal meclis 26 Kasım’da Nicola’nın tahttan indirilmesine ve Karadağ’ın Sırbistan’a katılmasına oybirliğiyle karar verdi.

Nisan 1941’de İtalyan birlikleri Karadağ’ın bazı bölgelerini işgal etti. Temmuzda, İtalyanların Cetinje’de topladığı, ama Karadağ halkını temsil niteliği çok kuşkulu olan bir ulusal meclis, Karadağ’ın bağımsızlığını ilan etti, bir yürütme organı seçti ve İtalya kralının ülkeye bir kral atamasını istedi. Aynı ay içinde bir ayaklanma başladı ve çatışmalar 1944 sonlarına değin sürdü; bu tarihte denetim partizanların eline geçti.

1946’da yapılan federal anayasa ile Karadağ, Yugoslavya’yı oluşturan altı özerk federe birimden bir yapıldı. Kotor Körfezi ve bu körfez ile Bar arasında kalan Adriyatik kıyıları topraklarına eklendi. 1945-1992 arasında Karadağ, Yugoslavya topraklarının yüzde 5.4’ünü oluşturuyordu. Cetinje’de olan yönetim merkezi, yeniden inşa edilip Titograd adı verilen Podgorica’ya taşındı.

1992’de Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nin ortadan kalkmasından sonra, Karadağ aynı yıl içinde Sırbistan ile birlikte Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’ni oluşturdu.Bosna Savaşı’nda Karadağ polisi ve paramiliter güçleri ile birlikte Sırpların yanında yer aldı. 1996’da Milo Đukanović başkanlığındaki Karadağ yönetimi Slobodan Miloseviç yönetimindeki Sırbistan ile olan bağlarını kopardı, kendi ekonomi politikasını oluşturmaya karar vererek, para birimini Alman Markı olarak değiştirdi.Ancak Karadağ, Sırbistanla gevşek de olsa sürdürdüğü birlik yüzünden 1999’daki NATO bombardımanından kendini kurtaramadı.

Karadağ

Karadağ

2002 yılında Sırbistan ile Karadağ arasındaki birlik antlaşması yenilendi. Yeni antlaşmaya göre ülkenin adı Sırbistan ve Karadağ Devlet Birliği olarak değiştirilirken, 3 yıl içinde taraflardan herhangi birinde yapılacak referandumla kendi kaderlerini tayin hakkı tanındı. 21 Mayıs 2006’da yapılan bağımsızlık referandumu sonusunda % 45’e karşılık % 55 oyla bağımsızlık kararı alındı. Referandumdan iki hafta sonra, 3 Haziran 2006’da Karadağ parlamentosu ülkenin bağımsızlığını ilan etti. 15 Haziran’da Sırbistan’ın da Karadağ’ın bağımsızlık kararını tanımasıyla Sırbistan Karadağ Birliği resmen sona erdi.

1913’te Karadağ

Karadağ’ın eski halkı Arnavutlardan oluşur. VII. yüzyılda İmparator Herakliyus zamanında, Sırplar da oraya yerleştirilmiştir. Osmanlılar, Rumeli’ye geçip fetihlere giriştikleri sıralarda Karadağ, Venedik Cumhuriyeti’nin tabiiyetinde idi. Osmanlı Devleti’nin Karadağ’daki fetihleri Sultan I. Murad dönemine rastlar. Zira ilk Osmanlı-Karadağ çatışması da I. Murat döneminde yaşanmıştır. İkinci Osmanlı-Karadağ çatışması Sultan I. Bayezid döneminde olmuştur. Bu seferde Osmanlı kuvvetleri Üsküp’ten çıkıp Zveçan ve Yeleç üzerinden Lim ve Tara nehirlerine kadar ulaşmıştır. Osmanlı Devleti’nin Karadağ’daki asıl fetihleri ise Fatih Sultan Mehmet döneminde olmuştur. Aslında Osmanlı Karadağ’ı tam olarak hakimiyetine almadı. Fatih, Karadağ’a bir nevi özerklik statüsü verdi ve bu durum Karadağlılar tarafından 1878 yılında Osmanlı’dan ayrılana kadar kullanıldı. Karadağlılar Osmanlı Devleti’nin hakimiyetine girişinden itibaren çok sayıda isyan çıkartmışlardır. Örneğin 1711, 1712, 1714 isyanlarını çıkartmışlardır. Bununla birlikte Hersek isyanına da destek vermişlerdir.

1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Rusya’nın yanında yer alan Karadağ, Osmanlı ordusunun önemli bir kısmını Balkanlarda meşgul etmiş ve savaşın Rusya lehine dönmesinde büyük bir etken olmuştur. Savaş sonrası imzalanan Ayastefanos ve hemen ardından Berlin Antlaşması’yla bağımsızlığını kazanan Karadağ, böylece devletler platformunda yerini almıştır. Bağımsızlığını kazanmasının ardından onu ilk tanıyan Osmanlı Devleti olmuştur. Bağımsızlıkla birlikte Osmanlı Devleti ile diplomatik ilişkiler hız kazanmış ve çok önemli aşamalar kaydedilmiştir. Bu dönemde iki devlet ilişkilerinin iyi bir düzeye gelmesinde, hiç şüphesiz II. Abdülhamid’in Balkan politikasında sergilediği tavrın önemli bir rolü vardır. Nikola Petroviç ile yakın dostluğu, iki devletin politikalarına da yansımıştır. ıı. Abdülhamid döneminde, 30 yılı aşkın bir süre, küçük sınır çatışmalarını bir kenara bırakılırsa, iki devlet arasında barışın hakim olduğu bir süreç göze çarpmaktadır. İlki 1883 ve ikincisi 1899 yıllarında olmak üzere Karadağ Prensi Nikola, Sultan Abdülhamid’in davetlisi olarak İstanbul’a gelmiş, törenlerle karşılanarak şaşaalı gösterilerle ağırlanmıştır.

II. Abdülhamid döneminde İstanbul Büyükçekmece başta olmak üzere Zonguldak Ereğli gibi yerlerde, taş işçisi, kuyucu, maden işçisi, bekçilik vb. iş kollarında çalışan Karadağlıların sayısında artış görülmüştür. Bunun yanında İstanbul’daki okullarda bizzat Abdülhamid’in bursuyla okuyan Müslüman ve Hristiyan Karadağlıların sayısı önemli bir seviyeye ulaşmıştır. Türkiye’de yaşayan Boşnakların önemli bir kısmı 1910’lu yıllarda Karadağ’dan gelmiştir. 5 Haziran 2017 tarihinde NATO’ya katıldı.

Etnik yapı

1991 sayımına göre Sırplar, Sırbistan-Karadağ federasyonunun toplam nüfusun %69’unu oluşturmaktaydı. Karadağlılar ise toplam nüfusun %5’ini, Karadağ nüfusunun %62’sini oluşturuyordu. Slav olmayan Arnavut azınlık ülkedeki 2. büyük gruptu ve resmi tahminlere göre toplam nüfusa oranları %17’siydi.

1965’ten sonra Sırbistan ve Karadağ’dan gelişmiş Avrupa ülkelerine ve Kuzey Amerika’ya sürekli göç yaşanmıştır. Eski Yugoslavya’nın dağılmasını ve Hırvatistan ile Bosna-Hersek’teki savaşı takip eden yıllarda göç Sırbistan ve Karadağ’a yönelmiştir. Mülteci sayımı sonucunda 1996 yılı ortalarında 566.200’ü mülteci statüsünde olan 646.000 kişi tespit edilmiştir. 79.700 kişi ise diğer cumhuriyetlerde yaşayan Sırp ve Karadağlılar ya da Yugoslavya’ya mülteci olarak gelip Yugoslav vatandaşlığına geçmiş kişilerdir.

Önemli şehirler

Karadağ illeri

2003 Nüfus Sayımına Göre

  • Podgorica (başkent; 169.132)
  • Nikšić (58.212)
  • Pljevlja (21.377)
  • Bijelo Polje (15.883)
  • Herceg Novi (12.739)
  • Berane (11.776)
  • Çetine (15.137) Eski krallık başkenti
  • Budva (10.918)
  • Tivat (9.467)
  • Rožaje (9.121)
  • Dobrota (8.169)
  • Danilovgrad (5.208)
  • Bijela (3.748)
  • İgalo (3.754)
  • Kolašin (2.989)
Eğitim

  • Okul Öncesi
  • İlkokul
  • Ortaokul
  • Lise
  • Üniversite
Lise

Karadağ’da 53 lise bulunmaktadır. Bunlardan 49 devlet okulu, 3 özel okul (2 tane uluslararasıdır) ve 1 devlet – özel okuludur.

Liseler bu şekilde ayrılır:

  1. Gimnaziya Liseleri
  2. Sanat Okulları
  3. Meslek Liseleri

a) Üç yıllık Meslek Liseleri
b) Dört yıllık Meslek Liseleri
4) İmam Hatip Lisesi (‘‘Mehmed Fatih’’ Medresesi)

Her yıl 9 bin civarında birinci sınıfta kayıt yaptıran öğrenci vardır. Tüm sınıflarda her yıl 29 bir civarında öğrenci vardır. Son istatistiğe göre Karadağ’da öğrencilerin %52si erkeklerden, %48 ise kadın cinsiyetinden ibarettir. Karadağ’da Lise Eğitimi zorunlu değildir. Bazı liselerde Türkçe dersi seçmeli ders olarak verilmektedir.

Üniversite

Karadağ’da 3 üniversite bulunmaktadır. Bunlardan 1’i devlet üniversitesi, 2’si vakıf üniversitesidir. Tüm üniversitelerde eğitim Karadağ dilinde verilmektedir. Karadağ Üniversitesi (Univerzitet Crne Gore), Karadağ’da bulunan tek devlet üniversitesidir. Yönetim olarak herhangi bir vakıf veya özel kurumla bağlantısı bulunmuş olmayan, bütçesi devlet tarafından karşılanan üniversitedir. Bu üniversite 1974 senesinde kurulmuş olup Karadağ’ın en eski yükseköğretim kurumudur. Bu üniversitede halen 20.000 öğrenci eğitim almaktadır. Üniversiteye bağlı olarak 19 fakülte ve 2 bilim enstitüsü faaliyet gösteriyor. 2004 senesi itibarıyla Bologna Süreci uygulanmaktadır. Karadağ Üniversitesi’nin genel merkezi Podgoritsa(Podgorica) şehrindedir ancak bazı fakülteler Niksic, Cetinje, Kotor, Herceg Novi, Bar, Budva, Bijelo Polje, Berane gibi şehirlerde eğitim vermektedir. Karadağ Üniversitesi’nin rektörlük görevini Prof. Radmila Vojvodić sürdürmektedir.

Vakıflarca kurulan iki üniversite Donja Gorica Üniversitesi ve Mediteran Üniversitesi’dir. İkisinin genel merkezleri Podgorica’da bulunmaktadır. Fakat Mediteran Üniversitesi’nin birkaç fakültesi Bar şehrinde faaliyet göstermektedir. Mediteran Üniversitesi 2006 yılında kuruldu, Donja Gorica Üniversitesi ise 2007 yılında kuruldu. İkisinin eğitim sistemi Bologna Süreci’ne göre uygulanmaktadır.

Spor

Karadağ’daki en popüler sporlar futbol, basketbol, su topu, voleybol ve hentboldur. Ülkedeki diğer önemli sporlar boks, atletizm, masa tenisi ve satrançtır.

Önceki dönemlerde yani Karadağ, Yugoslavya ülkesinin bir parçasıyken Karadağlı insanlar bu ülkenin millî takımlarında mücadele ediyorlardı. 24 Mart 2007 tarihinde Karadağ tarihinin ilk futbol maçını Macaristan ile Podgorica Stadında oynadı. Bu dostluk maçını Karadağ 2-1’lik skorla kazandı. Karadağ’ın en önemli iki futbol kulübü başkent Podgorica’da kurulmuş olan FK Budućnost Podgorica ve Nikšić şehrinin FK Sutjeska Nikšić ekipleridir. Karadağ Ulusal Olimpik Komitesi 2007 yılının Haziran ayında Uluslararası Olimpiyat Komitesine üye olarak katılmıştır. Karadağ’ın bağımsız bir ülke olarak katıldığı ilk Olimpiyat Oyunları 2008 tarihinde Pekin’de yapılan 2008 Yaz Olimpiyatları olmuştur. Ayrıca Karadağ, Sırbistan ile birlikte EuroBasket 2005 turnuvasını sunmuştur.

Su topu genellikle ülkenin ulusal sporu olarak lanse edilir. Karadağ, 13 Temmuz 2008 tarihinde İspanya’nın Málaga kentinde düzenlenen Avrupa Şampiyonasında Sırbistan’ı 5-5 ve 6-5’lik skorlarla yenmiştir. 2009 yılında düzenlenen FINA Erkekler Su Topu Dünya Liginde altın madalya kazanmışlardır. Kotor merkezli su topu ekibi PVK Primorac, 2009 yılında LEN Şampiyonlar Ligi şampiyonu oldu. Karadağ’ın bir numaralı su topu liginde altı takım yer almaktadır. Bu altı takımdan şu dördünün bütçesi bir milyon avrodan fazladır: VK Primorac Kotor, VK Jadran Herceg Novi, VK Budvanska Rivijera Budva ve VK Cattaro. Karadağ’ı 2008 Olimpiyat Oyunlarında temsil eden millî su topu takımı bu Olimpiyat Oyunlarında dördüncü sırayı yer almıştır.

Londra’da düzenlenen 2012 Olimpiyat Oyunlarında Karadağ bayan hentbol takımı, finalde Norveç’e 26-23’lük bir skorla yenilerek gümüş madalya almışlardı. Bu Karadağ’ın ilk Olimpiyat madalyası oldu.

Karadağ’da İklim ve Hava Durumu

İklim

Karadağ’ın güney bölgesinde Akdeniz iklimi etkisi görülür. Yazların kuru ve rüzgarlı yaşandığı coğrafyada kışlar yağmurlu geçer. Karadağ’ın orta bölgesi ve kuzeyinde ise karasal iklim hâkimdir. En sıcak ayın temmuz ayında yaşandığı ülkede sıcaklıklar yazları 35-40 derece civarındadır. Karadağ dağlık bir bölge olduğu için bölgeler arası sıcaklık farkları yüksektir. Dağ tepelerindeki karlar ilkbahar mevsimine kadar kalır.

Ekonomi

Yugoslavya’dan kopma sürecini sancılı yaşayan Karadağ’ın ekonomisi 1990’lı yıllarda düşüşe geçmiştir. Fakat 2000’lere gelindiğinde üretim kapasitesini arttıran ülke, 2005’te yüzde 4’lük büyümeyle önemli bir ivme yakalamıştır. Sırbistan’la ayrıldıktan sonra ekonomik anlamda yükselişini hızlandıran ülkede tarım oldukça gelişmiştir. Ülkenin bir diğer geçim kaynağı ise madenciliktir. Özellikle kömür ve boksit madenleri çokça çıkarılmaktadır. Son yıllarda özelleştirme baskısı yaşayan Karadağ’da hizmet sektörü yüzde 87’lik pay ile zirvededir. Karadağ’ın ekonomisinde turizmin de önemli yeri vardır.

Karadağ Mutfağı

Karadağ  mutfağı

Akdeniz lezzetleri ile oryantalist tatların iç içe geçtiği Karadağ’da İtalya, Türkiye, Bizans ve Macaristan mutfağından izlere rastlamak mümkündür. Bölgeden bölgeye farklılık gösteren mutfak kültürü kıyı kesimlerde daha çok Akdeniz mutfağı etkisindeyken orta kesimlerde doğu mutfağına yakındır.

Ülkede en çok tüketilen gıdaların başında balık, peynir, koyun eti gelir. Börek ve baklava gibi Türk mutfağında da yaygın yemekleri seven Karadağlılar zeytinyağı, sebze ve meyveyi çokça tüketmektedir.

Peynirin bir şarküteri ürünü olmaktan ziyade yemek çeşidi olarak görüldüğü Karadağ’da farklı renklerde ve tatlarda çok fazla peynir çeşidi vardır. Karadağ mutfağının en popüler yemeği rastan’dır. Koyu yeşil lahanayı koyun eti, ev yapımı sosis gibi türlü etlerle karıştırarak pişirdikleri bu yemek evlerde de en çok tüketilen yiyecekler arasındadır. Bir diğer çok meşhur yemekleri kaçamak’ın yapımında ise yerel patates ile peynir kullanılır. Karadağlılar için çocuklarına yemek yapmayı öğretmek bir gelenektir.

Festivaller

Ocak sonu, şubat başında düzenlenen Tripun Günü ise ülkenin koruyucusu olduğuna inanılan Tripun’a adanmıştır. Kotor’da Tripun Katedrali’nde gerçekleştirilen etkinlikler boyunca müzik ve dans iç içe geçer.

Karadağ’da mart ayı demek Kamelya ayı demektir. Yine Kotor’da gerçekleştirilen bu büyük festivalde sergiler ve konserler şehre yayılır.

Karadağ’da her yılın nisan ayında Herceg Novi Tiyatro Festivali düzenlenmektedir. Festival her sene alternatif tiyatro gruplarını bir araya getirir.

Haziran ayında düzenlenen Budva Müzik Festivali Adriyatik’in en büyük müzik festivalidir. Goran Bregoviç, Boney M gibi Balkan sanatçıların sahne aldığı festival her sene binlerce izleyici çekmektedir. Ağustos ayında düzenlenen Petrovic Jazz Festivali ise ülkenin bir diğer müzik festivalidir.

Karadağ halkı için spor vazgeçilmezler arasındadır. Bunun en büyük göstergesi denebilecek büyük Podgorico Maratonu her sene ekim ayında profesyonel ve amatör sporcuları bir araya getirmektedir.

Karadağ’da düzenlenen bir diğer önemli festival ise Merlinka’dır. Aralık ayında düzenlenen uluslararası queer festivalinde pek çok film gösteriminin yanı sıra yarışma bölümü de vardır. 2013’te Saraybosna ve Belgrad’da başlayan festivale 2014 senesinde Karadağ da katılmıştır.

Konuşulan Diller

Karadağ’ın resmi dili Karadağca’dır. Bunun yanı sıra ülkede Sırpça, Boşnakça, Arnavutlukça ve Hırvatça dilleri de konuşulmaktadır. Bunlar arasından Arnavutlukça hariç diğerleri benzerlik gösterdiği için ülke vatandaşları birbirleriyle anlaşmada güçlük yaşamazlar. 2011 senesinde ülke çapında yapılan anket sonucunda Karadağlıların pek çoğu anadillerinin Sırpça olduğunu söylemiştir. Fakat 2013 senesinde tekrarlanan anket sonuçlarına göreyse anadillerinin Karadağca olduğunu söyleyen insanların sayısı daha fazladır.

Din ve İnanç

Karadağ nüfusunun yüksek çoğunluğu inançlıdır. Ortodoks Hristiyanların yoğun olduğu ülkede Müslüman ve Katolik nüfus da mevcuttur. Ortodoks nüfusun çoğunluğu Montenegrins ve Serbs’te yaşamaktadır. Serbian Ortodoks Kilisesi’ne sadık kişi sayısı oldukça yüksektir. Ülkedeki en büyük azınlık grubu ise Müslümanlar oluşturmaktadır. Slavik Müslümanlar ve Arnavutluk Müslümanları olarak ikiye ayrılan nüfusun çoğu ülkenin kuzeydoğusunda yaşamaktadır. Karadağ’da ateist kişi oranı ise yüzde 1.24’tür.

Karadağ Türk Büyükelçiliği

PODGORICO BÜYÜKELÇİLİĞİ

Adres: Radosava Burica b.b. (Do Codre), 81000 Podgorica, Montenegro

Telefon: (020) 445.700 (yerel)
+382.20.445.700 (ulusal)
Fax: (020) 445.777 (yerel)
+382.20.445.777 (ulusal)

embassy.podgorica@mfa.gov.tr

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Kamerun Cumhuriyeti

Kamerun

Başkent Yaounde
Resmî diller Fransızca, İngilizce
Yönetim Şekli Başkanlık Sistemi
Yüzölçümü 475.442 km²
Nüfus 23.130.708
Nüfus Yoğunluğu 48,6 kişi/km²
Para birimi Orta Afrika CFA frangı (XAF)
Zaman dilimi WAT (UTC+1)
Telefon kodu +237
İnternet TLD .kcm

Kamerun ya da resmî adı ile Kamerun Cumhuriyeti, Afrika kıtasının ortabatı bölümünde yer alan bir ülkedir. Ülkenin sınır komşularını (kuzeyden saat yönünde ilerlendiğinde) Nijerya, Çad, Orta Afrika Cumhuriyeti, Kongo Cumhuriyeti, Gabon, Ekvator Ginesi ve 402 km’lik sahil şeridi ile Atlas Okyanusu oluşturmaktadır. Ülkenin başkenti Yaoundé’dir.

Ülke İsmi

Bölgeye gelen ilk Avrupalılar olan Portekizli denizciler, burada içerisinde bol miktarda kabuklu hayvan gördükleri bir nehre kendi dillerinde kabuklu hayvan anlamına gelen Camarões adını vermişlerdir. Bu isim daha sonraki dönemlerde önce bölgede yer alan dağlık alanlara daha sonra da günümüzde Douala’yı da kapsayan alana son olarak da tüm bölgeye ismini vererek bugünkü ülke sınırlarının tamamının ismi olarak kullanılmıştır.

Kamerun bayrağı

Kamerun bayrağı resmi olarak 20 Mayıs 1975 tarihinde göndere çekilerek kullanılmaya başlanmıştır.

Bayrak, Fransa’nın dikey üç renkli bayrağından esinlenerek Pan-Afrika renkleri olan yeşil, sarı ve kırmızıdan oluşturulmuştur. Dikey olarak bayrağı üç eşit parçaya bölen şeritlerden göndere çekilen tarafta bulunan yeşil, umudu ve ülkede bulunan zengin bitki örtüsünü sembolize etmektedir. Orta bölümde bulunan kırmızı bağımsızlık mücadelesi sırasında akan kanı ve egemenliğin sembolünü, bayrağın dalgalanan tarafında bulunan sarı renk ise güneşi ve ülkenin kuzeyinde bulunan savananın toprak rengini ifade etmektedir. Bayrağın tam ortasında kırmızı şerit üzerinde bulunan sarı beş köşeli yıldız ise sömürge döneminde Fransa ve İngiltere arasında bölüşülen kuzey ve güney Kamerun’un birliğini sembolize etmektedir.

I.Dünya Savaşı sonrasında Kamerun, Fransa ve Büyük Britanya arasında paylaşılmış, ülkenin kuzeyi Fransa mandacılık sisteminin, güney ise Britanya mandacılık sisteminin birer parçası haline gelmiştir. O dönemde kuzey bölümü Fransa’nın da etkisiyle günümüzdekine benzer (yıldızsız) dikey üç renkli bayrağı kullanmaya başlarken, güneyde her ne kadar kullanımı ile ilgili tereddütler söz konusu ise de Britanya bayrağının sol üst köşede olduğu bir bayrak kullanımda olmuştur. 1961 yılında yapılan halk oylaması ile güney bölümü, kuzey bölümü ile birleşme kararı aldıktan sonra dikey üç renkli bayrağa her iki bölgeyi de temsilen göndere çekilen taraftaki köşeye iki yıldız yerleştirilmiştir. 1972 yılında üniter devlet yapısının oluşturulmasında sonra günümüzde de güncelliğini sürdüren bayrak 1975 yılında oluşturularak resmen kullanılmaya başlanmıştır.

Kamerun arması

Kamerun Arması

Kamerun arması, Afrika ülkesi Kamerun tarafından kullanılan resmi devlet armasıdır.

Armanın merkezinde yer alan kalkan, Kamerun bayrağı renklerini barındırmaktadır. Kalkanın orta kısmında üçgen oluşturan ve Batı Afrika’nın 4.095 m ile en yüksek dağı olan Kamerun Dağı’nı temsil eden bölüm kırmızı bir zemine sahipken, üçgenin ayırdığı bölümlerden sol taraf yeşil zemine, sağ bölüm ise sarı zemine sahiptir. Kırmızı zemin üzerinde mavi ile Kamerun haritası yer almakta olup, haritanın da üzerine gelecek şekilde konumlandırılan kılıcın ucunda yer alan teraziler Roma mitolojisinde adalet tanrıçası olarak kabul gören Justitia’yı temsil etmektedir. Kılıcın tam ucunda ise yine kırmızı zemine denk gelecek şekilde sarı beş köşeli yıldız konumlandırılmıştır. Kalkanın arka kısmında çapraz olarak konumlandırılan iki adet Fasces ise devlet otoritesini ve cumhuriyetçi yönetim şeklini simgelemektedir. Kalkanın üst bölümünde ikisi Fasceslerin üzerine biri de kalkanın üst bölümüne gelecek şekilde konumlandırılmış ve hem Fransızca hem de İngilizce olarak yazılan Barış, İş, Anavatan (Fr: Paix, Travail, Patrie) (İng: Peace, Work, Fatherland) yer almaktadır. Kalkanın alt bölümünde yer alan slogan bandında ise yine hem Fransızca hem de İngilizce olarak ülkenin bu dillerdeki resmi adı olan Kamerun Cumhuriyeti (Fr: République du Cameroun) (İng: Republic of Cameroon) yazmaktadır.

Coğrafya

Kamerun Dağı

Kamerun sahip olduğu 475.442 km²’lik alan ile kıta içerisinde orta ölçekli ülkeler konumunda yer almaktadır. Ülkenin toplamda sahip olduğu 4.591 km’lik kara sınırından 797 km’si Orta Afrika Cumhuriyeti, 1.094 km’si Çad, 523 km’si Kongo Cumhuriyeti, 189 km’si Ekvator Ginesi, 298 km’si Gabon, 1.690 km’si Nijerya ile oluşurken, ülkenin ayrıca Atlas Okyanusu’na da 402 km’lik sahil şeriti bulunmaktadır.

Ülkenin iç kesimlerinde yaygın olarak gözlemlenen alçak yaylalar ülkenin kuzeyine doğru ilerledikçe Adamaua Platosu ve Mandara Sıradağları’nın etkisiyle yükselmektedir. Bu yükseltiler en uç kuzeyde Kamerun’un da küçük bir kısmına sahip olduğu Çad Gölü’nün yer alması nedeniyle alçalarak düşüş göstermektedir. Ülkenin batı ve kuzeybatı bölümlerinde Kamerun hattı olarak adlandırılan fay hattının da yer aldığı bölge üzerinde volkanik sıradağlar yer almaktadır. Özellikle kıyı kesiminde aktif olan volkanik dağların yanı sıra batı Afrika’nın 4.095 m ile en yüksek dağı konumunda bulunan Kamerun Dağı’da bu bölgede bulunmaktadır. Yükseltinin 3.011 m kadar çıktığı Oku volkanik dağlık alanları içerisinde ise Nyos Gölü ve Manoun Gölü yer almaktadır. Bamenda Platosu’nde bulunan Oku volkanik alanları içerisinde ayrıca Afrika kıtasının batı bölümünde yer alan en yüksek dağlık yağmur ormanları alanları gözlenebilmektedir. Ülkenin diğer önemli yükseltileri arasında Bakossi, Manengouba ve Kupe gibi kutsal olarak da kabul edilen dağlar yer almaktadır. Bakossi ve Manengouba dağları ise endemik bitki ve hayvan türlerinin bulunduğu ancak doğasının tehdit altında olduğu bölgelerdendir. Ülkenin güney bölümünde yer alan yaylalar da ise tropikal yağmur ormanları yer almakta olup, bu alanlar sahil kesimine yaklaştıkça yerini geniş ovalara bırakmaktadır.

İklim

Ülke genel olarak tropikal iklimin etkisi altında bulunmaktadır. Bu etki ile Kamerun’da şiddetli yağışların da yaşandığı sıcaklığın yüksek olduğu yağmur sezonları yaşanmaktadır. Ülke genelindeki yüksek bölgelere doğru sıcaklıklar ılıman değerlerde ölçülmektedir. Ülkenin Çad gölünün de yer aldığı kuzey kesimlerde kurak bir iklim gözlemlenmektedir. Ülkenin etkisi altında olduğu tropikal iklim nedeniyle Kamerun üç bölgesel iklim alanına ayrılabilmektedir, buna göre ülkenin kuzeyinde mevsimsel nemlilik görülmekte olup, Ekim-Nisan döneminde kurak sezon yaşanmaktadır. Kamerun’un kuzey bölgelerinde yıllık yağış ortalaması ise 700 mm seviyesindedir. Temmuz-Eylül döneminde yağışların en az olduğu dönem yaşanmakta olup, yıllık ortalama sıcaklık değerleri 32,2 °C seviyesindedir. Bu bölgede ölçülen yüksek sıcaklık değerleri ile birlikte yağışların yıl genelinde düşük olması nedeniyle her 2 ila 5 yılda bir kuraklık sorunu yaşanabilmektedir.

Kamerun-Ekom-Nkam-Şelalesi

Kamerunda  yaban hayatı

Ülkenin kuzey kesiminde yer alan savanaların güney kesimlerinde yer alan yağmur ormanlarına geçiş yaptığı bölgelere doğru başlayan ve yükseltisi 1.000 m ila 1.500 m arasında yer alan yaylalarda ise yıllık ortalama sıcaklık değerleri 22 °C seviyesinde ölçülürken, yıllık ortalama yağış 1.500 mm-1.600 mm düzeyindedir. Ülkenin batı kesiminde yer alan dağlık alanlarda ise yıllık ortalama yağış 2.000 mm ile 11.000 mm seviyesindedir. Özellikle Kamerun dağının güney ucunda ölçülen 11.000 mm yağış değerleri bölgeyi dünyanın en çok yağış alan bölgelerden biri yapmaktadır. Hem güney hem de batı kesimlerinde Aralık-Şubat dönemi kurak dönem olarak ifade edilse de, bu dönemde de yer yer yağışlar gözlemlenmektedir. Yağmur ormanlarının da sık bulunduğu Atlas Okyanusu’na kıyı sahil kesimlerinde ise yıllık ortalama sıcaklıklar 25 °C ortalama yağış ise 1.500 mm – 2.000 mm düzeyinde bulunmakta olup, Aralık-Ocak dönemi yağışsız dönem olarak geçmektedir.

Bitki örtüsü ve yaban hayat

Cross-River Gorili

Kamerun doğal alanları bakımından küçük Afrika olarak tanımlanmaktadır. Ülkenin güney ve orta kesiminde her daim nemli olan kahverengi, koyu kırmızı renge sahip ekvatoral kil olan ve Ferralsol olarak adlandırılan toprağa sahiptir. Ülkenin dikenli ve kurak ovalara sahip kuzey kesimlerinde ise kırmızı toprak olarak adlandırılan Terra Rossa toprağı gözlemlenmektedir.

2001 yılında yapılan bir araştırmaya göre ülke genelinde 96 tanesi endemik açıdan sadece bu ülkeden bulunan 542 farklı balık türü belirlenmiştir. Ayrıca yine aynı araştırmaya göre ülke genelinde 15.000 kelebek türü, 280 memeli hayvan türü (küçük ve büyük memeli hayvanların toplamı), Afrika’da bulunan 275 adet sürüngen türünün 165 tanesi, 3 timsah türü ve 190-200 kurbağa türü olduğu belirlenmiştir. Bunlara ilaveten 750 tanesi Kamerun’da yerleşik, 150 tanesi göçmen kuşlar olmak üzere 900 tane de kuş türü tespit edilmiştir.

2008 yılında Nijerya sınıra yakın bir konumda oluşturulan Takamanda Ulusal Park sayesinde soyu tehdit altında olan goril ailesine mensup Cross-River Gorili ‘nin korunması amaçlanmıştır. Şu anda sayıları 300 civarında bulunan goril türünün soyu kaçak avlanma ve orman alanlarının tahrip edilmesi nedeniyle tükenme noktasına gelmiştir. Banyang-Mbo-Tabiatı’nda ise ülkede var olan az sayıda orman fili nüfusunun korunması amaçlanmıştır.

1987 yılında oluşturulan Dja Ulusal Park, UNESCO Dünya mirasları listesinde yer almaktadır. Kamerun’da bu ulusal park haricinde UNESCO’nun dünya mirasları listesine aday başka ulusal parklarda mevcuttur:

  • 2006 yılından Boumba-Bek-Ulusal Park
  • 2006 yılından Campo-Ma’an-Nationalpark
  • 2006 yılından Korup-Ulusal Park
  • 2006 yılından Kribi yakınlarında bulunan Lobé Şelaleri
  • 2006 yılından Lobéké-Ulusal Park
  • 2006 yılından Nki-Ulusal Park
  • 2006 yılından Çad Gölü’nün Kamerun’da kalan kısmı
  • 2006 yılından Waza-Ulusal Park
Doğal kaynaklar

Kamerun’da doğal yeraltı zenginlikleri açısından petrolün yanı sıra boksit, demir cevheri, kahve, muz, kauçuk, ağaç, altın ve elmas bulunmaktadır.

Nüfus

Kamerun’da son olarak 2005 yılında gerçekleştirilen resmi sayım sonuçlarına göre 17,463,836 nüfus tespit edilmiştir. 2005 yılından sonra bir daha resmi sayım gerçekleştirilmemiş olup, 2016 tahmini sayım sonuçlarına göre 24,360,803 nüfus belirlenmiştir. Ülke içerisindeki nüfus yoğunluğu 35,7 kişi/km² düzeyindedir. Ülke nüfusunun büyük bir bölümü kuzey ve batı kesimlerindeki yeşil çimenlik alanlara hakim bölgelerde, liman kenti Douala ve sahil kesimi ile birlikte başkent Yaoundé’de yaşamaktadır. Ülkenin orta ve güneydoğu kesimlerinde ise nüfus yoğunluğu düşük seviyelerdedir.

Kamerun genç bir nüfusa sahip olup, 2016 tahmini verilerine göre %62,15’i 0-24 yaş aralığındadır. Ülkenin sadece %3,18’i 65 yaş ve üzerindedir.

0-14 yaş: %42.6 (erkek 5,228,047/kadın 5,149,228)
15-24 yaş: %19.55 (erkek 2,393,598/kadın 2,368,557)
25-54 yaş: %30.71 (erkek 3,762,054/kadın 3,718,266)
55-64 yaş: %3.97 (erkek 471,306/kadın 495,462)
65 yaş ve üzeri: %3.18 (erkek 360,386/kadın 413,899)

Şehirde yaşayanların oranı 2015 verilerine göre %54,4 olan ülkede, nüfusun yıllık artış oranı 2016 tahmini verilerine göre %2,58 düzeyindedir.

Etnik gruplar

Kamerun’da etnik grup olarak 286 unsur yer almaktadır. Ülken özellikle güney kesimlerinde nüfusunun %40’lık bir kesimi kendini Bantu etnik grubuna mensup olarak ifade etmektedir. Bu bölgede bantu etnik grubu içerisinde de çoğunluğu ülke nüfusunun içerisinde %19’luk çoğunluğu kapsayan Ekvatoral Bantu grubu oluşturmaktadır. Ekvatoral bantu etnik grubundan sonra ülke nüfusunda ikinci derecede öneme sahip olan ve %8’lik çoğunluğu oluşturan grup Kuzeybatı bantu etnik grubudur. Bu gruplar haricinde bu bölgelerde ayrıca Duala, Fang, Ewondos, Kpe/Bakwiri, Basaa, Ngumba, Eton, Bulu, Makaa, Njem, Ndzimu ve Luanda bantu etnik grupları da yaşamaktadır.

Semibantu etnik grubu ülkenin iç kesimleri ile birlikte kuzey kesimlerinde çoğunlukla yaşamakta olup, ülke nüfusunun %31’lik bir bölümünü oluşturmaktadır. Ülkenin yine iç kesimleri ile birlikte batı bölgelerinde yaşayan Bamileke grupları Semibantu grubu içerisinde çoğunluğa sahip bir konumdadır.

Ülkenin kuzey kesimlerinde yaşamlarını sürdüren nüfus genel itibarıyla Fulbe, Kanuri, Mandara, Musgum, Kotoko ve Massa gibi Sudan halkları tarafından oluşturulmaktadır. Ülkenin en kuzeyinde yer alan dağlık ve bataklık alanlar da ise Kirdi etnik grupları yaşamlarını sürdürmektedir. Ülkenin güney bölgelerinde yer alan yağmur ormanlarında da sayıları binlerle ifade edilen Pigmeler yaşamaktadır.

Kamerun genelinde etnik gruplar haricinde özellikle Nijerya, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Çad gibi komşu ülkelerden gelen çok sayıda göçmen yaşamaktadır. Özellikle Nijerya kökenli göçmenler resmi olmayan rakamlara göre ülke genelinde üç milyon dolayında bir nüfus oluşturmaktadır. Avrupalılar içerisinde Fransa vatandaşları en büyük beyaz topluluk konumundadır. Son yıllarda Çin’in bu ülkede yaptığı ekonomik yatırımlar neticesinde Çin vatandaşlarının sayısı da Kamerun içerisinde artış göstermiştir.

Dil

Kamerun’da yaşayan etnik grup sayısına paralel olarak çok sayıda yerel dil mevcuttur. Bu sayı günümüzde 230 dilin üzerinde bulunmaktadır. Ülke genelinde Fransızca ve İngilizce olmak üzere iki resmi dil sömürge ve himaye dönemlerinden miras olarak kalmıştır. Bu resmi dillerden Fransızca on bölgeden sekizini kapsayacak şekilde nüfusun %80’i için resmi dil konumundayken, İngilizce sadece Kuzeybatı ve Güneybatı bölgelerinde resmi dil olmak üzere nüfusun %20’sine hitap etmektedir. Ülkede resmi dil ve etnik grupların dilleri dışında bu dillerin karışımı olarak ortaya çıkan kreol diller de ön plana çıkabilmektedir.

Ülke bir dönem Almanya sömürgesi olması nedeniyle Almancada okullarda yaygın olarak öğretilmekte ancak Almancayı anadili olarak kullanan neredeyse hiç bulunmamaktadır. Son dönemlerde Ekvatoral Gine sınırına yakın bölgelerde İspanyolcada önem kazanan bir dil konumuna gelmiştir.

Ülkede konuşulan yerel diller arasında Fulfulde, Kanuri, Kotoko dilleri ve Shuwa kuzey kesimlerde, Benue-Kongo dil ailesine mensup Duala, Basaa, Kpe-Mboko, Malimba-Yasa, Makaa, Njyem, Ndsimu, Ngumba ve Kunabembe ile birlikte Ewondo, Bulu ve Fang gibi farklı Beti-Fang dilleri güney kesimlerde konuşulan yerel dillerdendir. Ülkenin batı kesimlerinde Ghomálá, Fé’fé, Medumba ve Yemba önemli yerel diller konumundadır. Kamerun’un kuzey ve doğu kesimlerinin bir bölümünde ise Sudanca ve Az-Sande dilleri ön plana çıkmaktadır.

Din

Ngaoundéré'de bir camii

Ülkede hakim olan din Hristiyan dinidir. Buna göre nüfusun %69,2 hristiyan inancına göre yaşamını sürdürmektedir. Bu oran içerisinde katolik mezhebine mensup hristiyanların oranı %38,4, protestan mezhebine mensup %26,3, ortodoks mezhebi mensuplarının oranı %0,5 ve diğer hristiyan mezheplerine mensupların oranı %4 düzeyindedir. İslamiyet ülke içerisinde en yaygın ikinci din konumunda olup, islami inancına göre yaşamlarını sürdürenlerin oranı %20,9 düzeyindedir. Ülke genelinde ayrıca %5,6 oranında batı ve orta Afrika dinlerine, %1 düzeyinde de başka dinlere inanan bir kesim mevcuttur. Kamerun’da herhangi bir dine inanmadığını belirten nüfusun oranı %3,2 seviyesindedir.

İslamiyet ülkenin özellikle kuzey bölgesinde yaşayan nüfus arasında oldukça yaygın bir konumdadır. Kamerun’un kuzeyinde müslümanlar oran olarak diğer dinlere göre daha yaygın olarak gözlemlenmektedir.

Sosyal durum

Eğitim

Bankim'de bir okul

Ülke genelinde 15 yaş ve üzerinde olan nüfusta okuma yazma bilenlerin oranı 2010 tahmini verilerine göre %71,3 düzeyindedir. Bu oran erkeklerde %78,3 iken, kadınlarda %64,8 seviyesindedir. Kamerun genelinde zorunlu bir eğitim sistemi bulunmasına rağmen okuma yazma bilmeyenlerin oranı %25 düzeyindedir. Ülkede okul çağına gelmiş çocukların okula başlama oranı %79 ile Afrika standartlarına göre yüksek olarak belirlense de, ülkenin kuzey bölgeleri ile güney bölgeleri arasındaki eğitim düzeyi farkı ciddi boyutlardadır.

Kamerun’da ilkokul ücretsiz olarak ziyaret edilebilmesine rağmen okul için gerekli tüm araç ve gereçler veliler tarafından karşılanmak zorunda. Bu zorunlu durum ülkenin güney bölgelerinde okula başlama oranlarını düşürürken, kuzey bölgelerde bu duruma ek olarak kültürel sebepler de çocukların okula gitme oranlarını etkileyebilmektedir.

2001 Cameroon Household Survey ‘in yaptığı bir araştırmada incelenen verilere göre her ne kadar kız çocukları ile erkek çocukları arasında okula başlama döneminde herhangi bir ayrım yapılmasa da, okul hayatında yaşanan en küçük düzensizliklerde kız çocuklarının okul hayatına daha çabuk son verildiği belirlenmiştir.

Başkent Yaoundé başta olmak üzere Duala, Buea, Dschang ve Ngaunderé’de devlet üniversiteleri bulunmaktadır.

Sağlık

2014 tahmini verilerine göre ülke genelinde ortalama yaşam 57.35 düzeyinde gözlemlenmekte olup, bu oran erkeklerde 56.09, kadınlarda ise 58.65 seviyesindedir. AIDS, Afrika kıtasında genel olarak yüksek değerlerde gözlemlense de Kamerun’da düşük oranda görülmekte olup, bu oran 2012 tahmini verilerine göre %4,5 düzeyindedir. Yine aynı tahmini verilere göre ülkede 600.000 üzerinde bu virüsü taşıyan kişi bulunmaktadır.

Tarih

Sömürge öncesi dönem

Turuncu: Almanya sömürgesi, Kırmızı: 1.Dünya Savaşı sonrası İngiliz Kamerunu, Mavi: 1.Dünya Savaşı sonrası Fransız Kamerunu, Yeşil: 1960 yılında itibaren bağımsız Kamerun

Günümüzde Kamerun’un bulunduğu bölgelerde sömürge dönemi öncesinde birçok etnik grup yaşantısını sürdürmekteydi. Ülkenin sık ormanlar ile kaplı güney kesimlerinde herhangi siyasi bir birliktelik sağlanmadan bir arada yaşayan Bantu toplulukları yer alırken, ülkenin güney ve batı kesimlerinde daha merkezi bir birliktelik ile topluluk halinde yaşayan oluşumlar meydana gelmiştir. Bu dönemin en önemli devlet öncesi yapıları arasında en kuzey bölgelerde Bornu, Mandara, Logone-Birni ve Makari-Goulfey gibi sultanlıklar yer alırken, Fombina İmparatorluğu ve ona bağlı Ngaoundéré, Garoua-Lainde, Maroua, Rei-Bouba, Tibati, Banyo ile birlikte batı bölgesinde Bamum Krallığı sömürge öncesi dönemde belli bir siyasi yapı ile Kamerun’da hakimiyet sürmüşlerdir.

Avrupalılar ile ilk temas

1472 yılında Portekizli denizcilerin Fernando do Poo önderliğinde bölgeye gelmesi sonucu Avrupalılar bu bölgeye ilk defa ayak basmışlardır. Gemilerini durdurdukları Wouri nehrinde yengeç başta olmak üzere birçok kabuklu hayvan gören Avrupalılar, bu sebeple bu nehire daha sonra ülkenin tamamına ismini verecek olan Rio de Camarões (Yengeç nehri) adını vermişlerdir. Portekizliler’in bu bölgede hakimiyet kurması sonucu 1520 yılında bölgeden ticaret yapılmaya başlanmıştır. Özellikle Duala gibi sahile yakın topluluklar ile yapılan ticaretin önemli bir kısmını köle, fildişi ve palmiye yağı ticareti oluşturmaktaydı.

Portekizlilerin gelmesi sonucu çok sayıda şeker kamışı tarlaları oluşturulmuş, köle ticareti çok daha büyük bir öneme sahip olmuştur. 10 Haziran 1840 yılında Douala ile Portekiz hükumeti arasında yapılan anlaşma ile köle ticaretine son verilmiş, söz konusu dönemden itibaren misyonerlik faaliyetlerine hız verilmiştir.

Günümüz Kamerun’un iç kesimleri ile ilgili ilk araştırmalar 19. yüzyılda gerçekleştirilmiş, bu bağlamda Alman Afrika bilimcisi Heinrich Barth 1851 yılında Royal Geographical Society Of London ‘un da talepleri neticesinde bu bölgelerde bulunmuş ve günümüz Kamerun’un kuzey bölgelerinde de araştırmalar gerçekleştirmiştir. Askeri bir hastanede doktor olan ve ayrıca Tunus konsolosluğu görevini de üstlenen Gustav Nachtigal, Çad Gölü bölgesinde araştırma yapan ilk araştırmacı olarak bahsi geçen bölgeden ilk bilgileri Avrupa kıtasına aktarmıştır.

Almanya sömürge dönemi

1862 yılında bu yana Gabon’da ticari faaliyetlerde bulunan Almanya, 1868 yılında Douala’da ilk ticari merkezini kurması sonucu bölge ile yakından ilgilenmeye başlamıştır. Almanya şansölyesi Otto von Bismarck’ın o güne kadar Tunus konsolosu olarak görev yapan Afrika bilimcisi Gustav Nachtigal’i imparatorluk adına Afrika’nın batı sahili komiseri ilan etmesi neticesinde Almanya çıkarları doğrultusunda bu bölgeleri sömürge sistemine dahil etme görevini vermiştir. Bu gelişmeler neticesinde 11 ve 12 Temmuz 1884 yılında Duala topluluklarını önderleri ile yapılan himaye anlaşmaları neticesinde bölgede göndere 14 Temmuz 1884 tarihinde Almanya İmparatorluğu bayrağı çekilmiştir ve himaye maddeleri açıklanmıştır. Yaşanan bu gelişmelerden beş gün sonra bölgeye gelen ve bölgeyi İngiltere adına sahiplenmek isteyen konsolos Hewett, resmi protestolar ile karşılaştır. Bu gelişmeler nedeniyle konsolosa The too late consul (Çok geç kalan konsolos) lakabı verilmiştir.

Sömürge bölgesinin geçici sınırları Berlin’de gerçekleştirilen Berlin Konferansı’nda çizilmiş, nihai sınırlar ise ilerleyen yıllarda Fransa ve Büyük Britanya ile 1885 yılından 1908 yılına kadar yapılan birden fazla anlaşmalar ile belirlenmiştir. 1884 yılında 495.000 km²’lik bir alana sahip olan Almanya, yıllar içerisinde Yeni Kamerun gibi bölgelerinde topraklarına katılması ile 1911 yılında 790.000 km²’lik bir büyüklüğe ulaşmıştır.

I.Dünya Savaşı’nın yaşanması neticesinde bölgedeki hakimiyetini kaybetmeye başlayan Almanya 1916 yılında son birliğinin de bölgeden çekilmesi ile sömürge sistemini tamamen kaybetmiştir. Almanya’nın bıraktığı bölge akabinde Britanya sömürge sistemi askerleri tarafından ele geçirilmiştir.

Fransız-İngiliz himaye dönemi

1919 yılında gerçekleştirilen Versay Barış Antlaşması çerçevesinde Kamerun resmen Milletler Cemiyeti kontrolüne verilmiş, Milletler Cemiyeti ise bu bölge üzerindeki görevini manda yönetim biçiminde gerçekleştirmesi adına Fransa ve Büyük Britanya’ya devretmiştir. Bölgenin her iki ülkeye verilmesi neticesinde Kamerun ikiye ayrılmış, Fransa bölgenin beşte dördüne sahip olarak büyük çoğunluğu kontrolü altına almıştır. II.Dünya Savaşı’ndan sonra bölge Birleşmiş Milletler tarafından cemiyet manda yönetim sistemi yerine mütevelli manda yönetimi sistemine geçirilmiştir. Bu değişiklik ile BM bölgenin kendi kendini yönetilmesini amaçlamıştır. Özellikle Fransa’nın hakim olduğu mütevveli manda yönetimi bölgesinde 1957 yılına kadar sık aralıklarla bağımsızlık yanlıların şiddet olayları yaşanmış, 10 Mayıs 1957 tarihinde de André Marie Mbida bu bölgenin başbakanı olarak atanmıştır.

Fransa’nın hakimiyeti altında bulunan Kamerun’da BM’nin himaye döneminin bitmesi ile gerçekleştirilen referandum sonuçları neticesinde bölge Doğu Kamerun adı ile 1 Ocak 1960 tarihinde bağımsızlığını ilan etmiştir. Ülkenin beşte birine sahip olan Britanya’nın hakimiyeti altındaki bölgede de buna benzer bir şekilde referandum gerçekleştirilmiş, referandum sonucuna göre bölgenin kuzey kesimleri Nijerya’ya bağlanma arzusunu dile getirmiş, bölgenin güney bölgeleri ise Doğu Kamerun ile Kamerun devletini kurmak adına bu bölge ile birleşmeyi kabul etmişlerdir. 1 Kasım 1961 yılında Britanya bölgesinin de katılımı ile Kamerun devleti resmen kurulmuştur. Günümüzde ülke içerisinde iki resmi dilin bulunmasının arka planında yaşanan bu gelişmelerin etkisi büyük olmuştur.

Bağımsızlık sonrası

Güney Kamerun'un Kamerun içerisindeki konumu

1960 yılındaki bağımsızlık sonrası Kamerun’un devlet başkanı olarak göreve başlayan Ahmadou Ahidjo zaman içerisinde ülkede bir diktatörlük sistemi oluşturmuş, dış siyasi desteğini aldığı Fransa’nın da etkisi ile hakimiyetini sağlamlaştırmıştır. 1 Eylül 1966 yılında kurulan Union Nationale Camerounaise (UNC) partisi 1990 yılına kadar ülkenin yasal tek partisi özelliğini taşımış, 1985 yılında da yapılan isim değişikliği ile Rassemblement démocratique du Peuple Camerounais/Cameroon People’s Democratic Movement (RDPC) adını almıştır.

1972 yılından itibaren ülke genelinde reformlar gerçekleştirilmiş, federal bir yapıya sahip olan ülkenin ismi 20 Mayıs 1972 tarihinde Federal Kamerun Cumhuriyeti ‘den yeni üniter devlet yapısının bir sonucu olarak Kamerun Birleşik Cumhuriyeti ‘ne değiştirilmiştir. Yaşanan bu gelişmeler neticesinde Kameruna’a katılmadan önce özerklikleri garanti altına alınan eski İngiliz himayesindeki Kamerun bölgesinde huzursuzluklara neden olmuştur.

6 Kasım 1982 tarihinde yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle görevinden ayrılan Ahidjo’nun yerine başbakan Paul Biya UNC’nin genel başkanlığı yanı sıra devlet başkanı da olmuştur. 1984 yılında gerçekleştirilen seçimleri kazanan Biya, aynı yıl kendisine yapılan darbe girişimini engellemiştir. 1988 seçimleri öncesi ülke içerisinde daha fazla demokrasi ve özgürlük vaatlerinde bulunan Biya, karşı bir adayın olmadığı seçimleri de büyük bir oy oranı ile kazanmıştır. 1990 yılından itibaren yoğunlaşan özgürlük ve demokrasi talepleri neticesinde basın özgürlüğünün önünü açan Biya, 1992 yılında da muhalefet partilerinin kurulmasına olanak tanıyan düzenlemeyi onaylamıştır. Tek partili düzenden çok partili düzene geçtikten sonra gerçekleştirilen ilk seçimlerde de zaferini ilan eden Biya, buna rağmen mecliste partisi çoğunluğu elde edemediği için UNPD ile koalisyon hükumeti kurmak durumunda kalmıştır. Ekim 1997 yılında gerçekleştirilen seçimlerde de zaferin ilan eden Biya, aynı seçim zaferlerini 2004 ve 2011 yılında katıldığı ve seçildiği seçimlerde de göstermiştir.

Günümüzde özellikle ülkenin eski Britanya himayesindeki güneybatı bölümünde yer alan Güney Kamerun bölgesinde yaşayan Kamerun nüfusu, bizzat devlet başkanı Biya tarafından kendisin de üye olduğu gruba pozitif ayrımcılık yapıldığı ve Fransızcanın hakim olduğu bölgeler kadar İngilizcenin hakim olduğu bölgeleri önem ve değer gösterilmediği gerekçesiyle zaman zaman bağımsızlık talepleri dile getirilmektedir. Bu girişimler neticesinde 1996 yılında ilki olmak üzere uluslararası alanda herhangi bir etkisi görülmese de güneybatısında yer alan Güney Kamerun bölgesi Ambazonia Cumhuriyeti adı altında bağımsızlık ilanları gerçekleştirilmiş ancak sonuca ulaştırılamamıştır.

İdari yapılanma

Kamerun'un bölgeleri

Kamerun  şehirleri

Kamerun toplamda on adet bölgeye ayrılmış konumdadır. 12 Kasım 2008 yılında yapılan yasa değişikliği ile o güne kadar il statüsünde olan yerler bölge statüsüne kavuşturulmuştur. Bu söz konusu bölgeler kendi içerisinde 58 ilçeye, ilçeler ise 300’ün üzerinde belediyeye ayrılmış durumdadır.

Ulaşım

Havayolu

Merkezi Douala’da bulunan ve 2006 yılında devlet tarafından kurulan Camair-Co Kamerun’un havayolları şirketi konumundadır. Bundan önceki devlet havayolları olan Cameroon Airlines’in iflas etmesi neticesinde aktif bir konuma gelen Camair-Co 2011 yılında önce ilk iç hat uçuşunu daha sonra da aynı gün dış hat uçuşunu gerçekleştirerek faaliyetlere başlamıştır.

Ülke genelinde 2008 verilerine göre 34 adet havaalanı bulunmakta olup, bunlardan sadece 11 tanesinin asfalt pisti bulunmaktadır. Douala International Airport ve Yaoundé Nsimalen International Airport havaalanları ülkenin ana uluslararası standartlara sahip iki havaalanıdır.

Demiryolu

Kamerun’da demiryolları Camrail tarafından işletilmektedir. 1996 yılında özelleştirme kapsamında özelleştirilen devlet demiryolları 1999 yılında 30 yıl süre için özel sektöre devredilmiş ve faaliyetlerine devam etmiştir. Ülke genelinde ilkel demiryolu ağlarına sahip olan Camrail, ülkenin birçok bölümüne de ray olmaması nedeniyle ulaşım sağlayamamaktadır.

Camrail Mayıs 2014 tarihi itibarıyla aşağıda yer alan şehirler arasında sefer düzenlemektedir.

Douala – Kumba
Douala – Yaoundé
Yaoundé – Ngaoundéré

Karayolu

Kamerun'da kullanılan bir dolmuş

Ülke genelinde 2004 yılı verilerine göre 50.000 km karayolu bulunmakta olup, bu yolların sadece 5.000 km’lik bir bölümü asfalt ile kaplıdır. Kamerun Trans-Afrika Karayolu Ağı üzerinden bulunmasından dolayı, bu ağa bağlı üç hat Kamerun’dan da geçmektedir. Bu ağlar şu şekildedir:

  • Dakar-N’Djamena Karayolu, Kamerun sınırında bağlandığı karayolu N’Djamena-Djibouti Karayolu
  • Lagos-Mombasa Karayolu
  • Trablus-Cape Town Karayolu
Denizyolu

Toplamda 2.090 km’lik bir karasularına sahip olan ülkede, özellikle yağmur sezonlarında yolcu ve yük taşımacılığı sınırlı şekilde yapılabilmektedir. Gemilerin taşıma yapabileceği sadece Benue nehri bulunmaktadır.

Ekonomi

Kamerun ekonomisi diğer birçok Afrika ülkesinin aksine uzun yıllar liberal ekonomi politikasını benimsemiştir. 2004 verilerine göre 12,7 milyar Euro olarak belirlenen Gayri Safi Yurtiçi Hasıla, 2002 verilerine göre 7,5 milyar Euro düzeyindeydi. Başlıca tarım ürünleri, patates ve mısır olan Kamerun’da, tahıl, muz, kauçuk, palmiye yağı, kakao, kahve ve pamuk da üretilir. Boksit ülkenin en önemli yeraltı madeni konumundadır. Ağır sanayinin bulunmadığı ülkede, endüstri kâğıt ve kereste üzerine kuruludur.

Ticaretin merkezi olan Douala'dan görüntü

Ülkenin dışarıdan ithal ettiği ürünlerin başında özellikle alkol üretiminde gerekli hammadde, gıda ürünleri, mineral ve diğer hammaddeler, tütün ve ulaşım araçları gelmektedir. Kamerun’un ithal ettiği ürünlerin değeri 1,205 trilyon CFA Frangı seviyesinde bulunmaktadır. 1,363 trilyon CFA-Frangı tutarındaki ihracatın çoğunluğunu ise ağaç ürünleri, kakao, petrol, kahve ve yurtiçinde üretilen gıda maddeleri oluşturmaktadır.

Kültür

Ülkenin ulusal bayramı olarak 20 Mayıs tarihinde gerçekleştirilen kutlamalarda devlet memurları ile okul, parti, firma gibi sivil toplum kuruluşu mensupları resmi üniformaları ile geçit törenleri gerçekleştirmektedir. Günün en önemli resmi geçidi ise Boulevard of 20th May / Boulevard du 20 mai meydanında organize edilmektedir.

Sanat : Kamerun’un en önemli sanat eserleri arasında ağaçtan farklı şekillerde yapılan maskeler, hayvan figürleri, davullar ve tahtlar yer almaktadır.

Edebiyat : Ülkenin önemli yazarları arasında Francis Bebey, Mongo Beti, Calixthe Beyala, Bole Butake, Papé Mongo, Ferdinand Oyono ve René Philombe bulunmaktadır.

Film : Jean-Marie Teno ve Jean-Pierre Bekolo ülkenin en önemli film yönetmenleri, Emile Abossolo-M’bo ise en önemli aktörü olarak ön plana çıkmaktadır.

Müzik : Ülkenin müzik başkenti olarak Douala ifade edilmektedir. Burada önemli miktarda müzisyenin yanı sıra stüdyolar ile film ve müzik şirketleri yer almaktadır.

Giyim : Kamerun’da özellikle resmi karşılamalarda ya Avrupai giyim tarzı (takım elbise, kravat, etek) ya da Kamerun’un rengarenk yöresel kıyafeti olan Kaba Ngondo ‘nun giyilme zorunluluğu bulunmaktadır. Bu kıyafetlerden hangisi ile karşılamalara/davetlere katılacağı davetiyelerde belirtilmektedir.

Kamerunda kullanılan renkli  şapkalar

Ülkenin kırsal kesimlerinde ise renkli kıyafetler ile birlikte başlarını örtmek için renkli şapkalar nüfus tarafından kullanılmaktadır.

Spor

Ülke genelinde en çok sevilen spor türü futboldur. İlk defa 1982 FIFA Dünya Kupası ‘nda başarılı bir şekilde yer alarak dikkatleri üzerine çeken The Indomptable Lions/Les Lions Indomptables (Türkçe: Yılmaz Aslanlar) ülkenin tanınmasına da katkıda bulunmuştur. Özellikle 1990 FIFA Dünya Kupası ‘nda ilk Afrika ülkesi olarak dünya kupaları tarihinde çeyrek finale çıkmaları büyük bir ilgi odağı haline gelmelerini sağlamıştır. Bu turnuvaya 38 yaşında bir futbolcu olarak katılan Roger Milla ilerleyen yaşına rağmen gösterdiği performans ve turnuva boyunca attığı dört gol ile herkesin ilgi odağı haline gelmiştir.

Son olarak Güney Afrika Cumhuriyeti’nde gerçekleştirilen 2010 FIFA Dünya Kupası’na katılan Kamerun, grup mücadelelerinde aldığı üç yenilgi ile turnuvaya ilk turda veda etmiştir.

Kamerun’da ki Türk Büyükelçiliği

Posta adresi
Boulevard de l’URSS 1782 B.P. 35155 Bastos – Yaounde
T:+237 222 20 67 75 / 222 20 67 76

F:+237 222 20 67 78
E: ambassade.yaounde@mfa.gov.tr

: Yaounde Büyükelçiliği
: Yaounde Büyükelçiliği

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Kamboçya Krallığı

Kamboçya

Başkent Phnom Penh
Resmî diller Khmerce
Yönetim Şekli Parlamenter Monarşi
Yüzölçümü 181.035 km²
Nüfus 14.805.000
Nüfus Yoğunluğu 81.7 kişi/km²
Para birimi Riel (KHR )
Zaman dilimi (UTC+7)
Telefon kodu +885
İnternet TLD .kh

Kamboçya, resmi adıyla Kamboçya Krallığı ve bir zamanlar Khmer İmparatorluğu olarak da bilinen, Güneydoğu Asya’da yer alan bir ülke. 181,035 km² alana yayılan ülke, kuzeybatıda Tayland, kuzeydoğuda Laos, doğuda Vietnam ile komşudur. Ayrıca güney batı kıyıları Tayland Körfezi’nde yer alır.

14,8 milyonluk nüfusuyla, dünya sıralamasında 70. sırada yer almaktadır. Resmi dini Theravada Budizmi’dir, halkın %95’i Budist’tir.

Başkent Phnom Penh, ülkenin politik, ekonomik ve kültürel merkezidir. Ülke kral tarafından parlamenter monarşi ile yönetilir.

Ekonomi

Kamboçya’nın ana gelir kaynakları tekstil ve turizmdir. İkinci geçim kaynağı olan turizm son yıllar içerisinde oldukça artış göstermektedir. Kamboçya’nın karşılaştığı en büyük ekonomik sorunlardan biri, hala eski nüfusun çoğunluk olarak eğitimden yoksun oluşu ve özellikle temel altyapı eksikliğinden muzdarip olan kırsal olmasıdır. Bölgesel ekonomik kriz, terör ve politik dengesizlikler ise ekonomiyi kötü yönde etkilemiştir ancak bir nebzede olsa ülke son yıllarda kalkınmaktadır.

Kamboçya ekonomisini tanımlamak gerekirse, Kamboçya oldukça düşük gelire sahip, ucuz bir ülkedir. Günlük gelir ortalaması 20-30 dolar arasında değişmektedir. Bir akşam yemeği üç dolara yenebilmekte, bir bira elli sente içilebilmekte ve bir oda üç dolara kiralanabilmektedir.

Bayrak

Kamboçya Arması

Kamboçya bayrağı, Kamboçya’nın resmî bayrağıdır. Beyaz renkli yapı, tarihi Angkor-Wat tapınağının bir temsilidir.

Tarih

Angkor krallığı bu bölgede kurulmuştur. En önemli eseri Angkor Tapınağıdır.

Kamboçya 1863-1953 yılları arasında Fransız kolonisi oldu. 1941-1945 yılları arasında Japon İmparatorluğu’nun işgali altında kaldı.

Pol Pot liderliğindeki Kızıl Kmerler (Khmer Rouge), 1975-1979 tarihleri arasında ülkeyi kontrol etti. Çin HC destekli Kızıl Kmerlerlerin lideri olan Pol Pot’un ideolojisine göre, ülkede sadece köylü sınıfı olmalıydı. Bu amaçla ülkenin tüm aydınlarını, bilim adamlarını, sanatkarlarını, kısacası köylü sınıfını oluşturmayan tüm Kamboçyalıları ağır koşullar altında pirinç tarlalarında çalışmaya zorladı. Çalışamayanlar ve muhalefet edenler Ortaçağ işkence yöntemleriyle öldürüldüler. Gözlük ve saatler de dahil olmak üzere tüm teknolojik aletler yasaklandı. Pol Pot yönetiminde dünyanın en büyük katliamlarından birini yaptılar. Verilere göre 3.3 milyon Kamboçyalıyı öldürdüler (1975-1979). Bu katliamlar Vietnam ülkeyi işgal edinceye kadar sürdü.

Ülkede 1991 yılında seçimler yapıldı. Kızıl Khmerler 1998’de Pol Pot’un ölümüyle tamamen dağıldı.

Tuol Sleng Soykırım Müzesi, Kamboçya’nın trajik ve tüyler ürpertici geçmişi sergilenmektedir. Kızıl Kmerler’in sorgulama ofisi olarak kullandığı, eskiden okul olan Security Prison 21 (Güvenlik Ofisi 21), Kızıl Kımerlerin yaptığı işkenceleri anlatan bir müzeye dönüştürülmüştür.

Din ve İnanç

Kamboçya

Nüfusun yüzde 95’inden fazlasının inandığı Theravada Budizm‘i, ülke genelinde bulunan 4,392 tapınak ile Kamboçya’nın resmî kabul edilen dinidir.

Halkın geri kalan kesimi İslam, Hristiyanlık dinleri, Ateizm ve diğer inanışlara bağlıdırlar.

Turizm

Turizm ülkede tekstilden sonra en büyük gelir kaynağıdır. Ocak-Aralık 2007 arasında 2 milyon turist ziyareti almıştır. Turistlerin çoğunuğu (%51) Siem Reap şehrini tecih etmiştir.Angkor Wat Tapınakları ülkenin en büyük turizm gelirini oluşturmaktadır ve Siem Reap yakınlarındadır.

İklim

Güneydoğu Asya’da hakim olan muson rüzgarları Kamboçya’da da etkisini sürdürmektedir. Kamboçya yağmurlu ve kuru olmak üzere iki ayrı mevsime sahiptir. Yağmurlu sezonu mayıs ayından kasım ayına kadar sürmektedir ve sıcaklıklar genellikle yüksek nem ile birlikte 22 dereceye kadar düşmektedir. Kuru sezonu ise kasım ayından nisan ayına kadar sürmektedir ve sıcaklıklar 40 dereceye kadar yükselmektedir. .

Şehirler-Bölgeler

tb

Üniter, parlamenter ve anayasal monarşiyle yönetilen Kamboçya illeri ve başkenti olmak üzere 25 ili bulunmaktadır. Başkent ve iller birinci düzey idari bölümlere dayanılarak ayrılmaktadır. Şehirler ikinci düzey idari bölümlere göre 25 belediyeye ve 150 ilçeye ayrılmaktadır. Belediyeler ve ilçeler kendi içlerinde komünlere ve meskenlere bölünmektedir. Başkenti Phnom Penh’dir. Büyük şehirleri: Banlung, Battambang, Kampot, Koh Kong, Kompong Thom, Kratie, Siem Reap ve Sihanoukville’dır.

Festivaller

Kamboçya Festivalleri

Kamboçya Krallığı’nın, Kamboçya ay takvimine göre geleneksel, tarihi ve kültürel festival hazinesi vardır. Bu festivaller Budizm, Hinduizm ve kraliyet geleneklerinin etkisi altında oluşmuşlardır. Festivaller geniş bir eğlence yelpazesine, neşe kaynağına, Kamboçya’nın ulusal renklerine ve turistlerin fikirlerini, davranışlarını etkilemek konusunda büyük bir etkiye sahiplerdir.

Toprağa ve çiftçiliğe derinden bağlı olan Kamboçya’nın Kraliyet Çiftlik Günü, KhemerceBon Chroat Preah Nongkoal‘ ekim ve dikim mevsiminin ciddiyetle kullandığı festivaldir. Her yıl Mayıs ayında Kraliyet Sarayı’nın yanında, Ulusal Müze’nin önündeki parkta kutlanmaktadır. Astrolojik inançlarına göre, Khemerce’ de Usapheak Reach olarak bilinen kraliyet öküzünün her yıl tarım hasat kaderinin belirlenmesinde etkili bir rolü bulunmaktadır.

Geleneksel olarak Kamboçya kralını temsil eden Kral Meak, kraliçe arkasından tohum serperken tarlayı sürmektedir. Tarla seromonik bir şekilde üç defa sürülmektedir. Daha sonra kraliyet hizmetlileri, kraliyet öküzünü pirinç, mısır, susam tohumları, fasulyeler, yeşillikler, su ve şarabın olduğu yedi altın yedi tepsiyle sürmektedirler.

Kraliyet kâhinleri daha sonra öküzün ne yediğini yorumlar ve sellerin, salgın hastalıkların, iyi bir hasatın, yağışın içinde olduğu bir dizi kainatta bulunurlar. Erkekler ve kadınlar Khemer‘in geleneksel kıyafetlerini giymektedirler.

Genel olarak Eylül ayının sonundan Ekim ayı boyunca 15 gün süren Pchum Ben Günü veya Ölüleri Anma Günü Festivali ölülerin ruhunu kutsamaya adanmış Kamboçya’nın en kültürel izidir. Kesin tarihi Kamboçya’nın ay takvimine göre değişmekte olan festivalde her ev sahibi tapınaklarını ziyaret eder ve keşişlere yemek sunarlar.

Yemek sunmak önemli bir saygı gösteriştir ve Budizm‘in en yaygın, en eski ritüellerinden bir tanesidir. Pchum Ben festivalleri süresince insanlar tapınaklara keşişler için ve ataları, akrabaları ya da arkadaşları olabilecek aç ruhları doyurmak için yemek getirirler. Aç ruhlar varoluşun altı modundan bir tanesidir ve inanışlara göre bu ruhlar açgözlülükleri, hasetleri ve kıskançlıkları yüzünden büyük, aç mideleri ve iğne deliği şeklinde ağızları olan, boyunları çok ince olduğu için yediklerini yutamayan yeniden doğmuş ruhlardır.

Pagodalar sunumlarını yapabilmek isteyen ve sevdiklerinin, atalarının ruhlarına dua etmeleri için keşişlere yalvarmayı bekleyen insanlarla dolmaktadır.

Kamboçya’nın Türk adası: Koh Rong

Kamboçya'nın Türk adası: Koh Rong

Kamboçya’nın Koh Rong Adası’nda işletmelerden tutun da ada ulaşımına kadar hakimiyet Türklerde. Öyle ki Koh Rong Adası’nda lahmacundan menemene kadar Türk mutfağından yemekler bulunuyor. Türk nüfusunun bir hayli fazla olması Koh Rong Adası’nın ‘Türk adası’ olarak anılmasını sağlıyor.

Kamboçya’nın güneybatısında yer alan Koh Rong, ülkenin en büyük ikinci adası olma özelliğine sahip. Koh Rong Adası’na gitmek için öncelikle Türk Hava Yolları’nın direkt seferiyle Phnom Penh şehrine uçmalısınız. Daha sonra körfezde bulunan Sihanoukville kentine gidip oradan da SpeedFerry adı verilen botlarla Koh Rong’a ulaşabilirsiniz.

Türk nüfusu oldukça fazla : Ne alaka diyeceksiniz ama Türkiye’den 7 bin 900 kilometre uzaklıkta olan Koh Rong’da Türk nüfusu oldukça fazla. Türklerin, adanın kurulmasında da büyük payları var. Bu adada işletmelerin bir kısmı Türklere ait, bir kısmında da Türkler çalışıyor. Başka bir deyişle Kamboçya’nın Türk adası. Koh Rong’un elektriğiyle, internetiyle, ada ulaşımıyla da Türkler ilgileniyor.

Lahmacundan menemene Türk mutfağı : Tabii adada Türkler yaşayınca Koh Rong’a Türk mutfağı da girmiş. Lahmacundan menemene, baklavadan sütlaca derken bizim mutfak bu adada yer edinmiş durumda.

Kamboçya Türk Büyükelçiliği

Posta adresi
No:1&3, Street 254, Sangkat Chaktomuk, Khan Daun Penh, Punom Pen, Kamboçya
T:+855 23 863 086

E: embassy.phnompenh@mfa.gov.tr

: Punom Pen Büyükelçiliği
: Punom Pen Büyükelçiliği

Görev Bölgesi :
TÜM KAMBOÇYA

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın
1

Japonya

Japonya

Başkent Tokyo
Resmî diller Japonca
Yönetim Şekli Parlamenter Monarşi
Yüzölçümü 377.944 km²
Nüfus 126.730.000
Nüfus Yoğunluğu 335,3 kişi/km²
Para birimi Japon Yeni
Zaman dilimi JST (UTC+9)
Telefon kodu +81
İnternet TLD .jp

Japonya (Japonca: 日本, Nihon ya da Nippon, resmî adı 日本国, Nihon-koku ya da Nippon-koku (yardım·bilgi)), Doğu Asya’da bir ada ülkesidir. Büyük Okyanus’ta bulunan Japonya Japon Denizi’nden Çin, Kuzey Kore, Güney Kore ve Rusya’nın doğusuna, kuzeyde Ohotsk Denizi’nden güneyde Doğu Çin Denizi’ne ve Tayvan’a kadar uzanır. Japonca adını oluşturan kanji karakterler "güneş" ve "köken" anlamına gelir. Bu nedenle Japonya "Doğan Güneşin Ülkesi" diye de bilinir.

Japonya coğrafî yapısı bakımından 6.852 adadan oluşan bir takımadadır. Bu adaların en büyükleri olan Honshu, Hokkaido, Kyushu ve Shikoku adaları ülkenin %97’sini oluşturur. Adaların çoğu dağlıktır ve bazıları yanardağlardan oluşur. Japonya’nın en yüksek dağı olan Fuji Dağı bir yanardağdır. Japonya 126 milyonluk nüfusuyla dünyanın nüfus açısından onuncu en kalabalık ülkesidir. Honshu’da bulunan Büyük Tokyo Metropolü, fiili başkent Tokyo ve bulunduğu alan çevresinde bulunan prefektörlükler ve şehirlerle birlikte 30 milyonunun üzerindeki nüfusuyla dünyanın en büyük metropoliten alanıdır.

Arkeolojik araştırmalar Paleolitik çağın son döneminden beri insanların Japon adalarında yaşadığını gösterir. Yazılı tarihte Japonya’nın adı ilk olarak 1. yüzyıldan kalma Çin metinlerinde geçer. Japonya’nın tarihi dış dünyadan etkilendikten sonra çok uzun yıllar boyunca tecrit edilmesiyle şekillenmiştir. Günümüzdeki Japon kültürü dış etkiler ile iç gelişmelerin bir karışımından oluşmaktadır. 1947 yılında anayasanın kabulünden beri Japonya parlamenter monarşi ile yönetilmektedir. Devletin başı Japon imparatoru, hükümetin başı ise başbakandır. Seçimle işbaşına gelen bir parlamentosu vardır.

Gayri Safi Yurtiçi Hasılaya göre Japonya, Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra dünyada ikinci sıradadır. Birleşmiş Milletler, G8 ve APEC üyesidir. Savunma bütçesi dünya beşincisidir. Dünyanın en büyük dördüncü ihracatçısı ve en büyük dördüncü ithalatçısıdır.

Bayrak

Japonya Arması

Japonca’da resmi olarak Nisshōki (日章旗?, "güneşli bayrak") veya Hinomaru (日の丸?, "güneş dairesi") denilen Japonya bayrağının şekli, beyaz bir zemin üzerine konulmuş kırmızı bir dairedir.

Kırmızı daire ülkeden doğan güneşi ifade eder. Ülkenin adı kendi dilinde ‘güneşin kaynağı’ anlamına gelen Japonya’da güneş, milli simgelerin en önemlilerinden biridir. Japon mitolojisine göre güneşin tanrıçası Amaterasu da Japon tanrılarının kraliçesi ve Japon imparator hanedanının anasıdır.

Güneşli bayrağı bin yıldan beri Japon askerleri (samuraylar) ve gemileri çekmişti. 1868’da başlayan Meiji Restorasyonu’ndan sonra bu bayrak milli bayrak olarak itibar gördü. 1999’de kabul edilen Ulusal Bayrak ve Marş Kanunu bayrağın ölçülerini saptadı

Arma

Japonya’nın imparatorluk ailesinin amblemidir. İmparatorluk dönemi boyunca kullanılmıştır.

Japonya tarihi

Japonya tarihi antik zamanların şehir devletlerinin modern Japon ulus devletine ulaşacak şekilde coğrafi ve sosyal tarihini anlatmaktadır.

Son buz devrinden sonra (MÖ 12000) Japonya coğrafyasının zengin ekosistemi insan yaşamını desteledi. Japonya’da bulunan en erken çömlek Jömon dönemine ait olup Japonya’yı gösteren ilk yazılı belge "Book of Han" olup Çin’de Han Hanedanlığı döneminde yazılmıştır. Bir numaralı kültürel ve dinsel etki Çin’den gelmiştir.

Günümüz Japon İmparatorluk Sarayı 6. yüzyılda yapılarak ilk kalıcı imparatorluk başkenti 710 bugün Nara kenti olan Heijõ-Kyõ’da kuruldu. Bu şehir Budist sanatı, dini ve kültürü adına bir merkez halini aldı. Heian-kyõ’da (günümüz Kyoto) kurulan yeni başkent güçlü bir merkezi devletin sonuçlanmasıydı. Heian periyodu klasik Japon kültürünün altın zamanı olarak geçer. Takip eden asırlarda hüküm süren imparatorların gücünün ve saray halkının zayıflaması merkezi devletin gücünü çatlatmıştır. 15. yüzyıla gelene kadar politik güç birkaç yüz Daimyo tarafından yönetilen, kendi samurayları olan feodal bölgelere bölünmüşlerdi. Uzun bir iç savaştan sonra Japonya’yı birleştiren Tokugawa Ieyasu imparator tarafında 1603 yılında şogun olarak görevlendirilmiştir. Tokugava Ieyasu fethettiği toprakları destekçilerine dağıttı ve Edo’da kendi Tokugawa Şogunluğunu kurdu. İmparator bu dönemde eski başkent Kyoto’da kalmaktaydı. Edo döneminde barış ve refah hakimdi. Japonya Hristiyan misyonerliğini engelleyip dış dünyayla bütün bağlantısının kesti.

1860’larda Tokugawa şogunluğu mevkisini kaybetti, imparator gücü tekrar eline aldı Meiji dönemi başladı. Yeni ulusal yönetim şekli feodalizmi bitirerek izole ve geri kalmış ada toplumunu Batı modelini izleyen bir dünya gücü haline getirdi. Demokrasi uygulaması için sorunlar vardı. Bunların başında Japonya’nın yarı bağımsız ve güçlü ordusunun siviller üstünde 1920-30 yıllarında siviller üstünde baskı kurmasıydı. Ordu 1931 yılında Mançurya’yı işgal etti ve 1937’de Çin’e karşı savaşa girişti. Sahilleri ve büyük şehirleri kontrol eden Japonya kukla devletler kurdu fakat Çin’i tamamen yenemedi. Aralık 1941’de Pearl Harbor’a yapılan saldırıyla beraber Birleşik Devletler ve müttefiklerine karşı savaşa girdi. 1942 ortalarına kadar kazanılan birkaç deniz zaferinden sonra endüstriden uzaklaşan askeri güçlere gemi, mühimmat ve yakıt sağlama sıkıntısı çekmeye başladı. Donanmanın batırılması ve büyük şehirlerin Birleşik Devletler tarafından yok edilmesine rağmen 1945’te Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan atom bombaları ve Sovyetler Birliği’nin Mançurya’yı işgal etmesi sonucunda imparator orduyu teslim olması için zorladı.

Birleşik Devletler Japonya’yı 1952 yılına kadar kontrol altında tuttu. 1947 yılında Birleşik Devletler tarafından yeni bir anayasanın hazırlanması ve kabul edilmesi zorlandı. Bu anayasa sonucunda Japonya parlamenter monarşi halini aldı. 1955 yılından sonra Japonya oldukça yüksek ekonomik büyüme rakamlarına sahip oldu. Mühendislik, otomotiv, elektronikte dünya merkezi haline geldi. Sahip olduğu gelişmiş altyapı, yüksek yaşam kalitesi, ve en yüksek beklenen yaşam süresine sahiptir. İmparator Shõwa 1989 yılında ölerek yerine oğlu Akihito’yu getirdi. 1990’larda ekonomik durgunluk büyük bir sorundu ve 2011’de yaşanan tsunami sonucunda ekonomik kayıplar yaşandı.

Japon tarih öncesi

Paleolitik Çağ

Cilalı taştan baltalar; Hinatabayashi B bölgesinde çıkartıldı, Shinano, Nagano. Jömon öncesi dönemine ait olup MÖ 30.000'e tarihlenmiştir. Tokyo Ulusal Müzesi

Yayoi döneminden bir Dōtaku(çan), MS 3. yüzyıl

Japon paleolitik dönemi en erken MÖ 50.000’lerden , son buzul çağının sonun zamanları olan MÖ 12.000’lere kadar geniş bir dönemi kapsamaktadır. MÖ 38.000’den önce ortaya çıkan kalıntıların çoğu kabul edilmeyip, pek çok tarihçi paleolitik dönemin 40 bin yıl önce başlandığına inanmaktadırlar.

Japon adaları anakaradan MÖ 11.000 dolaylarında buz devrinin bitmesiyle ayrılmıştır. Amatör araştırmacı, Shinichi Fujimura tarafından alt ve orta paleolitik çağ hakkında aldatmaya yönelik buluntular sunuldu. İncelemeler sonucu Fujimura ve beraberindekilerin çalışmaları reddedildi.

Jömon Dönemi

Jömon dönemi 14.000 ile MÖ 300 arasında kabul edilir. Kalıcı yerleşmelerin ilk görüldüğü zaman MÖ 14.000’de görülür. Jömon kültürü, mezolitik ve neolitik arasında yarı yerleşik avcu toplayıcı hayat tarzı ve ilkel tarımdan ibarettir.

Dokuma bu zamanlarda yoktur, kıyafetler genelde kürkten yapılırlar. Jömon halkı kilden kaplar yapmaya başladılar. Bu kapların üzerine desenleri örgülü iplerle ve çubuklarla işlediler. Günümüze ulaşan eserler üstünde yapılan radyokarbon tarihleme bu nesneleri MÖ 11.000’e tarihlenmiştir.

Yayoi dönemi

Yayoi dönemi MÖ 400 veya 300’den MS 250 yılına kadar süren dönemdir. Tõkyõ’da bulunan Yayoi’den adını almıştır.

Yayoi döneminin başında dokuma, pirinç tarımı, bronz ve metal işleme görülmektedir. Bronz ve demir’in bu dönem içinde aynı anda kullanılmaya başlandığı görülmektedir. Demir genellikle tarım ve benzeri aletlerin yapımında kullanılırken bronz ayin ve törenlerde kullanılmaktadır. Bronz ve demir döküm MÖ 100 yılında gözükmeye başlar, bu dönemde her iki madenin cevheri anakaradan gelmektedir. Yayoi döneminde iyi mahsül elde etmek için şamanizm ve kahinler ortaya çıktı.

Japonya’nın ilk geçtiği yazılı kayıtlar MS 57 yılında Çin’de yazılmış olan "Han Hanedanlığı Tarihi" ‘de geçmektedir. (Book of the Later Han) Kayıtlarda "Lelang’ta okyanusun ardında Wa’nın halkı yaşar. Yüzden fazla kabile sık sık gelerek vergilerini öderler." Metinlerde ayrıca Wa kralı Suishõ’nun Çin imparatoru An’e köleler sunduğu da aktarılır. 3. yüzyılda yazılan 3 Krallığın Kayıtları (Records of the Three Kingdoms) ülkenin 30 küçük kabileden oluştuğu ve şaman kraliçe Yamatai’li Himiko tarafından yönetildiği yazılır.

Antik Japonya

Kofun dönemi

Kofun dönemi MS 250 yılında başlayıp ismini antik mezar anlamına gelen kofun’dan almaktadır.

Kofun dönemi klanların etrafında gelişen güçlü askeri devletlerin gelişimine tanık oldu. Yamato ve Kawachi etrafında 3. ve 7’ci yüzyıllar arasında baskın olan Yamato devleti Japon imparatorluk sülalesinin oluşmasına katkı sağladı. Bu yönetim klanları bastırarak ve tarım arazileri eline alarak batı Japonya’da etkisi güçlü bir devlet kurdu

Japonya çine 5. yüzyıldan başlayarak vergi göndermeye başlamıştır. Çin kayıtlarında bu durum Wa olarak kayıtlı olup Çin sistemine bağlı olarak vergi veren 5 kral vardır.

Klasik Japonya

Asuka dönemi

Asuka döneminde, yönetimde bulunan Yamato yönetimi merkezi bir devlet olma yolunda ilerlemekteydi.

Japonya’da Budizm 538 yılında Kore Krallığı Baekje tarafından tanıtıldı. Budizm büyük oranda yöneten kesim tarafından kendi amaçları doğrultusunda desteklendi. Yeni tanıtıldığı zamanlarda genel toplum içinde budizm popüler bir hale gelmedi. Budizmin uygulaması ölülerin büyük kofunlarda gömülmesi geleneğini sekteye uğrattı.

Japonya’dan Çin’e 607 yılında getirilen mektupta; "Güneşin doğduğu toprağın imparatorundan Güneşin battığı toprağın imparatoruna yazılması Japon imparatoru tarafından yapılmış üstü kapalı bir hakaret olarak kabul edilir.

Nara dönemi

710 yılında devlet, başkenti Çin Tang Hanedanlığının başkenti olan Chang’an’ın ardından modellenen Heijõ-kyõ’ya (Günümüz Nara’sı) taşıdı. Kojiki ve Nihon Shoki Japonya’da üretilen ilk iki kitap olarak bu dönemde karşımıza çıkar. İki kitapta Japonya’nın tarihi ve yaratılış hakkında efsaneler içerir. 8. yüzyılın ikinci yarısı ise adı Man’yõshũ olan ve Japon şiirinin en iyi parçalarından oluşan bir koleksiyon olarak görülen eser yazılmıştır.

Bu dönemde Japonya pek çok doğal afet geçirdi. Bunların arasında yangın, kuraklık, kıtlık, ve nüfusun %25’inden fazlasını öldüren çicek hastalığı gibi bulaşıcı hastalıklar bulunmaktadır. İmparator Shõmu dine olan bağlılığının yeteri kadar olmadığı için bunların olduğunu düşünerek Budizm üzerine yapılan destekler arttırıldı. Tõdai-ji tapınağı bu dönemde inşa edildi. Nara döneminde Japonya nüfusun gerilemesinden muzdarip oldu ve bu sorun Heian Dönemine kadar devam etti.

Heian dönemi

Ekonomi

Takamatsuzuka mezarının duvarında bulunan duvar resmi, Asuka, Nara, 8. yüzyıl

Nara'da bulunan Büyük Buda heykeli, MS 752.

İnsanların %80 kadarı pirinç çiftçisiydi. Pirinç üretimi yükselirken nüfusun çok değişmemesi sonucunda refah arttı. Pirinç tarlaları 1600’den 1720’ye kadar neredeyse iki katına çıktı. Gelişen teknoloji sayesinde çiftçiler tarlarının akış ve sulamasını kontrol etmelerine olanak sağladı. Daimyõ (feoadl kral) birkaç yüz kale şehri kontrol eder ve yerel bir ticaret oluştururdu. Büyük ölçekli pirinç pazarları Edo ve Osaka’da gelişti. Şehir ve kasabalarda artan hizmet ve ürün ihtiyacını tüccar ve zanaatkarlar loncası karşılamaktaydı. Tüccarlar sınıf olarak düşük olsalarda zenginleşirlerdi. Tüccarlar paranın el değiştirmesi kredi elemanlarını geliştirdi, para genel kullanım alanına sahip oldu. Gelişen ve güçlenen market girişimleri destekledi.

Samurayların tarım veya ticari bir işle uğraşmaları yasaklanmış olmasına rağen borç para almalarına izin verilmekteydi. Bir bilgin bütün ordu sınıfının "bugün ye yarın öde" fikriyle yaşadığını gözlemledi.

Coğrafya

Japonya, Doğu Asya kıyılarında kıtanın Pasifik sahili boyunca uzanan ve stratovolkanik takımadalardan oluşan bir ada ülkesidir. Kuzey enlemi 24 °-46 ° ve doğu boylamı 123 °-146 ° arasındadır. Japonya, Ohotsk Denizi ile Rusya’nın güneydoğusundan, Japon Denizi ile Kore’nin biraz doğusundan ve Doğu Çin Denizi ile Çin ve Tayvan’ın doğu-kuzeydoğusundan ayrılmaktadır. Japonya’ya en yakın komşu ülke ise Rusya’dır.

Siyaset

Japonya anayasal monarşi olup İmparator’un yetkileri oldukça kısıtlıdır. Japonya Anayasası’na göre imparator “devletin ve halkın birliğinin simgesidir” ve egemenlik hakkı olmaksızın sadece törensel bir rol oynar. Egemenlik ise Japon halkına ait olup güç Başbakan ve Diet’in diğer seçilmiş üyeleri tarafından esas tutulur. Hirohito’nun ölümünden sonra tahta çıkan Akihito, 1989’da bu yana Japonya İmparatoru’dur ve veliaht prensi Naruhito ise tahtın varisidir.

Japonya’nın yasama organı Ulusal Diet çift meclisli bir parlamentodur. Diet her dört yılda bir halkoyuyla seçilen 480 sandalyeli Temsilciler Meclisi, altı yıl görev yapan halk tarafından seçilmiş üyelere sahip 242 sandalyeli Danışmanlar Meclisi’nden oluşmaktadır. 20 yaş üzeri yetişkinlerin gizli oyla tüm seçilebilen makamlar için genel oy hakkı bulunmaktadır. Diette sosyal liberal Japonya Demokratik Partisi ve muhafazakar Liberal Demokrat Partileri (LDP) hakimdir. LDP 1993 ve 1994 yılları arasında kısa bir 11 aylık dönem ve 2009-2012 yılları dışında, 1955 yılından bu yana sürekli bir seçim başarısı gördü. Parti alt kamarada 294 sandalye ve üst kamarada 83 sandalyeyi elinde bulundurmaktadır.

Japonya Başbakanı hükümetin başıdır ve Diet üyeleri tarafından belirlendikten sonra imparator tarafından atanır. Başbakan kabinenin başıdır ve bakanları atama ve görevden alma yetkisine sahiptir. Japonya’nın şu anki başbakanı Shinzo Abe, 2012 genel seçimlerinde LDP’nin zaferinden sonra, 26 Aralık 2012 tarihinde Yoshihiko Noda’nın yerine geçmiştir.

İdari bölümler

Japonya haritası

Japonya, idari olarak dört yılda bir seçilen vali, yasama ve idari bürokrasi tarafından denetlenen 47 prefektörlüğe (Japonca: 都道府県, todofuken) ayrılır. Prefektörlükler ise şehir, kasaba ve köy olmak üzere belediyelere ayrılır. Tokyo özel bir statüye sahip olup bunlara ek olarak 23 özel semte ayrılır. Hokkaidō ise prefektörlük ve belediyeler arası 14 alt prefektörlüğe ayrılır. Aynı zamanda bazı diğer prefektörlüklerde de alt prefektörlükler bulunmaktadır. Japonya aynı zamanda sekiz bölgeye ayrılmıştır ancak bu bölgeler coğrafi olup idari bir yapıyı temsil etmemektedir.

Japonya’da şu anda birçok şehir, kasaba ve köyler birleştirilmektedir. Bu işlemle birlikte prefektörlük altı idari bölgelerin sayısını azaltılarak idari maliyetlerin düşürülmesi beklenmektedir

Ordu

Japonya’nın askeri gücü (Japonya Öz Savunma Kuvvetleri), Japonya Anayasası’nın 9. maddesi ile sınırlandırılmış olup Japonya’nın herhangi bir savaş ilanı veya uluslararası anlaşmazlıklarda askeri kuvvet kullanmayı reddetmektedir. Bu yüzden Japonya Öz Savunma Kuvvetleri o zamandan bu yana Japonya dışında tek bir kurşun bile atmamıştır. Japonya Öz Savunma Kuvvetleri, ülkenin Savunma Bakanlığı tarafından yönetilmektedir ve Kara, Deniz ve Hava öz savunma kuvvetlerinden oluşmaktadır. Japonya’nın askeri harcamaları, ülkenin GSYİH’sının yüzde birinden az olmasına karşın 2005 yılı itibarı ile 44,3 milyar dolar gibi nispeten büyük rakamlara ulaşmaktadır. Öz Savunma Kuvvetlerine katılım tamamen gönüllüdür. Japonya Öz Savunma Kuvvetleri’nin toplam personel sayısı 247 450’dir. Japonya 1992 yılında yapılan bir kanun değişikliğiyle birlikte Kamboçya, Mozambik, Irak ve Endonezya gibi ülkelerde barış operasyonlarına katılarak II. Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk defa ülke dışına asker göndermiştir. Ayrıca Japonya Deniz Öz Savunma Kuvvetleri RIMPAC deniz tatbikatlarına düzenli olarak katılmaktadır.

Ekonomi

Yaklaşık 4 trilyon dolarlık millî geliriyle Japonya, dünyanın üçüncü büyük millî ekonomisidir. II. Dünya Savaşında ağır bir yenilgiye uğramış olmasına rağmen, kısa bir süre içerisinde Japonya’nın hızla kalkınmasıyla dünyanın önde gelen ekonomik güçlerinden birisi haline dönüşmesi "japon mucizesi" olarak değerlendirilmiş ve uzun yıllar boyunca çoğu gelişmekte olan ülke için bir örnek olarak gösterilmiştir. 1980’li yılların sonuna gelindiğinde Japonya’nın ekonomik gelişmesi o denli göz kamaştırıcı hale gelmiştir ki, "Japan As Number One" sloganı altında, Japonya’nın dünyanın en büyük ekonomik gücü olması planları yapılmaya başlanmıştır.

Hal böyle olmakla birlikte, 1990’lı yılların başından itibaren Japon ekonomisi büyük bir durgunluk içerisine girmiş, büyüme oranları büyük ölçüde azalmış, işsizlik artmıştır. Japonya’nın içine düştüğü bu kronik durgunluktan kurtulamaması halinde mali sektörde ciddi bunalımlar yaşamasının kaçınılmaz olacağı büyük ölçüde kabul görmektedir. Ekonomik büyüklüğü ve dünya ticareti içerisindeki yeri göz önünde bulundurulduğunda, (1 dolar 120 yen olarak alındığında, 2002 yılında Japonya 433 milyar dolar ihracat ve 350 milyar dolar ithalat ile 783 milyar dolarlık bir dış ticaret hacmi gerçekleştirmiştir) Japonya’nın içine düşeceği bir finansal krizin tüm dünyayı etkilemesi ise kaçınılmaz olacaktır.

Japonya’nın II. Dünya Savaşı sonrasında gösterdiği ekonomik başarının ardında yatan faktörler, daha sonra içine düştüğü ekonomik durgunluğun da belli’ başlı nedenini teşkil etmiştir. Japonya II. Dünya Savaşını takip eden dönemde, istikrarlı siyasi iktidar (Liberal Demokrat Partisi neredeyse 1990’ların ortalarına kadar sürekli olarak tek başına iktidar olmuştur), büyük şirket grupları (Keiretsu) ve güçlü bir bürokrasiden oluşan üçlü bir saç ayağı tarafından yönetilmiştir. Bu üç güç odağı arasındaki işbirliği Japonya’nın önemli ve cesur kararlar alarak güçlü bir endüstriyel yapıya kavuşmasına olanak sağlamıştır. Özellikle Keiretsular, kendi grupları içerisinde oluşturdukları dev bankalar aracılığıyla ihtiyaç duydukları finansmanı çok elverişli koşullarla elde edebilmiş ve hükümetin ve bürokrasinin de yönlendirmesi ve koruması altında hızlıbir şekilde gelişerek pek çok endüstriyel sektörlerde dünyada ön plana çıkmayı başarabilmiştir.

Nüfus

Japonya, dünyanın en yaşlı nüfusuna sahiptir. Medyan yaş 44,7 yıl olup dünyanın en yüksek medyan yaş, ve Japonya nüfusunun %30,1’i 60 yaşından daha yaşlı olup 60+ yaş grubuna girenlerin dünyanın en yüksek yüzde oranına sahiptir.

tb
Din

Hiroşima yakınlarındaki Itsukuşima Tapınağı torii, Japonya'nın üç manzarası ve UNESCO Dünya Mirası'ndan biridir.

Japonya’da din, Şintoizm ve Budizm olarak hakimdir. 2006 ve 2008 yıllarında yapılan araştırmalara göre, Japonya nüfusunun %40’ından azı örgütlü bir dine mensuptur (yaklaşık % 35’i Budist, % 3-4’ü ise Şinto mezheplerine ve türetilmiş dinlere ve % 1 -2.3’ü Hristiyan). 2011 yılı itibarı ile halkın %90’ının Budist ya da Şintoist veya ikisinin birleşimine mensup olarak tanımlamaktadır.

Japonların çoğu (%50-80 oranında shinbutsu-shūgō göz önüne alarak) anketlerde kendini Şintoist olarak tanımlamasa da atalarına ve tanrılarına (神 kami, shin) Şinto tapınaklarında veya özel sunaklarda dua ve ibadet etmektedirler. Bunun nedeni, bu terimlerin halkın çoğunluğu için çok az anlam taşımasından veya Şinto örgüt ve mezheplerine üyeliği tanımlamalarından dolayıdır. Japon kültüründe din (宗教, shūkyō) terimi yalnızca örgütlü dinleri (belirli doktrinlerle ve gerekli üyeliğe dayalı dinler) tanımlamaktadır. Araştırmalarda dinsiz (無宗教 mushūkyō) olarak tanımlanan kişiler Şinto ayinlerine ve ibadetlerine katılsalar da herhangi bir dinî örgüte bağlı olmayan kişilerdir.

1886 Meiji Restorasyonu sırasında Şintoizm Japon İmparatorluğu’nun resmî dini ilan edildi. II. Dünya Savaşı’ndan sonra 1947 Japonya Anayasası ile resmi devlet dini kaldırıldı.

Kültür

Kimono da Japon kültürünün en önemli unsurudur. Kimono giyen Japonlar adeta sihirli çubukla büyülenmişcesine seremonik ve kibar davranışlar sergilerler. Kimononun da farklılıkları vardır. Evli bayanların kimonolarının kolları kısadır. Bekarların ise uzundur. 20 yaşına basan genç kızlar aile içinde seremoniyle kimono giyer ve 20 yaşını kutlar.

Japonlar seremonilerinde hep dingin bir ruha sahip olup doğayla bir yaşamaya çalışırlar. Kadō (Halk diliyle İkebana da denir) da dünyaca ünlü Japon çiçek süsleme sanatıdır.

Geleneksel Japon kültüründe kadın-erkek ayrımı yoğun olarak vardır. En basitinden Japonca’da ‘erkek dili’ ve ‘kadın dili’ vardır. Erkekler oldukça erkeksi bir dille konuşurken kadınların bu dile ait kelimeleri ünlemleri kullanması pek doğru bulunmaz. Ancak günümüzde Japon kültüründe egemen olan yabancılaşma her alana olduğu gibi dile de etki etmiştir.

Mutfak

Japon mutfağı, bir çorba ile Japon pirinci veya eriştesi ve balık eti, sebze, tofu ve benzer besini lezzet eklemek için yapılan okazu gibi temel gıdalara dayanmaktadır. Erken modern çağda kırmızı et gibi daha önceden Japonya’da yaygın olmayan ürünler geldi. Japon mutfağı, gıdanın mevsimselliği, malzemeler ve sunum kalitesi ile bilinmektedir. Japon mutfağı, geleneksel tariflerle ve yerel malzemelerle geniş bir dizi bölgesel özellikler sunmaktadır. Michelin Rehberi, Japonya’daki restoranları dünyanın geri kalanından daha fazla Michelin yıldızı ile ödüllendirdi.

Spor

Geleneksel olarak, sumo Japonya’nın millî sporu olarak kabul edilir. Judo, karate ve kendo gibi Japon savunma sanatları ülkede izleyiciler yaygın olarak uygulanmakta ve tercih edilmektedir. Meiji Restorasyonu’ndan sonra, bazı Batılı sporlar Japonya’ya geldi ve eğitim sistemi aracılığıyla yayılmaya başladı. Japonya 1964 yılında Tokyo Yaz Olimpiyatları’na ev sahipliği yaptı. Japonya 1972 Sapporo ve 1998 Nagano olmak üzere iki kez Kış Olimpiyatları’na ev sahipliği yapmıştır.

Çay Töreni

"Sadō" (Çay Yolu) veya "Çanoyu" (Çayın sıcak suyu) adı verilen çay töreni 15. yüzyıla kadar geriye gider. Törenin esası, ev sahibinin konuklarına çay hazırlaması gibi gündelik bir ihtiyaca dayanır. Çay ikramı zaman içinde törensel bir nitelik kazanmıştır. Ev sahibi ve konuklar bu törenin ayrıntılı kurallarına büyük bir ciddiyetle uyarlar. Bu kurallar töreni olabildiğince sadeleştirir. Çay töreni başlı başına kurallar bütününden ibaret değildir. Bunun için bahçe düzenlemesinden çay odasının döşenmesine kadar birçok ön hazırlığın özenle önceden yapılmış olması gerekir. Çay törenine hazırlanmak, mimariden seramiğe, bahçecilikten tarihe, dinden güzel yazma sanatına kadar birçok alanda asgari bilgileri öğrenmek anlamına gelmektedir. Bu hazırlıklar çay töreninin mükemmelliği için şarttır. Bahçenin güzellikleri arasından çay odasına geçen konuklar, gördükleri güzellikler ve yaşadıkları sükunetle çay törenine hazırlanmaktadırlar. Çay töreninde ağırlıklı olarak Zen Budizmi’nin etkisi görülür. Tören ilk bakışta can sıkıcı bir oyun, gereksiz kurallar bütünü gibi gelebilir. Ancak amaç çay yapıp içmekten çok, doğaya karışmak, onun içinde kaybolmak, bu yolla ruhu aydınlatmaktır. Doğallığın yanı sıra sükunet, sadelik estetik ve zarafetle örülü bir arınma sürecidir çay töreni. Hareketler son derece yavaştır, bu nedenle çay yapımı için gerekli eylemlerde olabildiğince tasarruflu olup, yapılması gereken hareketleri çok incelikle hesaplayıp, bunu zarafetle gerçekleştirmek gerekmektedir. Sonuçta ortaya çıkan uyum, ölçülülük ve güzellik izleyenlerin ruhunda ve zihinlerde kalıcı izler bırakacaktır.

Özel günler

Matsuri olarak adlandırılan ve yıl içerisinde çeşitli zamanlarda kutlanan bayram ve festivallerin çoğu kraliyet döneminden günümüze kadar gelmektedir. Bu kutlamaların çoğu Çin ve Budist kökenlidir fakat Japonlar bu kutlamaları dini tören havasında yapmamaktadırlar. Ocak ayında kutlanan "Yetişkinler Günü" gibi bazı özel günler hafta sonları ile birleştirilmesi amacıyla daima pazartesi günleri kutlanır.

Bunların dışında Mart ile Nisan ayları arasında "Çiçek Seyretme" (Hanami), Mayıs ayında "Altın Hafta" (Golden Week), Temmuz 13 ile 15 arası bazen Ağustos ayında "Bon Festivali" (Obon) ve Eylül ayı ortalarında "Ay seyretme" (Tsukimi)dir.

"Sadō" (Çay Yolu) veya "Çanoyu" (Çayın sıcak suyu) adı verilen çay töreni 15. yüzyıla kadar geriye gider. Törenin esası, ev sahibinin konuklarına çay hazırlaması gibi gündelik bir ihtiyaca dayanır. Çay ikramı zaman içinde törensel bir nitelik kazanmıştır. Ev sahibi ve konuklar bu törenin ayrıntılı kurallarına büyük bir ciddiyetle uyarlar. Bu kurallar töreni olabildiğince sadeleştirir. Çay töreni başlı başına kurallar bütününden ibaret değildir. Bunun için bahçe düzenlemesinden çay odasının döşenmesine kadar birçok ön hazırlığın özenle önceden yapılmış olması gerekir. Çay törenine hazırlanmak, mimariden seramiğe, bahçecilikten tarihe, dinden güzel yazma sanatına kadar birçok alanda asgari bilgileri öğrenmek anlamına gelmektedir. Bu hazırlıklar çay töreninin mükemmelliği için şarttır. Bahçenin güzellikleri arasından çay odasına geçen konuklar, gördükleri güzellikler ve yaşadıkları sükunetle çay törenine hazırlanmaktadırlar. Çay töreninde ağırlıklı olarak Zen Budizmi’nin etkisi görülür. Tören ilk bakışta can sıkıcı bir oyun, gereksiz kurallar bütünü gibi gelebilir. Ancak amaç çay yapıp içmekten çok, doğaya karışmak, onun içinde kaybolmak, bu yolla ruhu aydınlatmaktır. Doğallığın yanı sıra sükunet, sadelik estetik ve zarafetle örülü bir arınma sürecidir çay töreni. Hareketler son derece yavaştır, bu nedenle çay yapımı için gerekli eylemlerde olabildiğince tasarruflu olup, yapılması gereken hareketleri çok incelikle hesaplayıp, bunu zarafetle gerçekleştirmek gerekmektedir. Sonuçta ortaya çıkan uyum, ölçülülük ve güzellik izleyenlerin ruhunda ve zihinlerde kalıcı izler bırakacaktır.

Mitoloji

Amaterasu… Amaterasu-oo-mikami Japon Şinto dininin güneş tanrıçasıdır. Japon imparatorluk ailesinin mitsel atasıdır. 天照大神 kelimesi Cennetlerde Parıldayan Tanrıça anlamına gelir. Kojiki’ye göre, onun kural tanımaz erkek kardeşi Susanoo her şeyi yerle bir edip, Amaterasu’nun pirinç tarlalarını, tapınakları tarümar edince, tanrıça buna çok içerlenir ve Ama-no-Iwato isimli mağaraya gizlenir. Güneşini kaybeden dünya karanlıktır artık.

Diğer tanrılar onu saklandığı yerden çıkarmak için bir oyun kurarlar. Tanrıça Ama-no-Uzume mağaranın önüne bir ayna koyar ve baştan çıkarıcı bir dans etmeye başlar. Bu bir kutlamadır, ve gelen seslerden meraka kapılan Amaterasu mağaradan dışarı uzandığında kendi yansısından ürker. Bu diğer tanrıların onu çekip çıkarması için iyi bir fırsattır.

Torunu Ninigi-no-Mikoto’yu Japonya’da barışı sağlaması için yeryüzüne gönderir. Onun oğlu ise Japonya’nın efsanevi ilk tennoosu (imparatoru) olur üç kutsal silahı ile Kılıç, Mücevher ve Ayna. Bu Japonya’nın İmparatoru mitsel temellere bağlama eğilimini yansıtır. Bu yapı ikinci dünya savaşından sonra büyük ölçüde çökse de Tenno halen dinsel niteliklerini muhafaza ediyor.

Japonya’daki Türk Büyükelçiliği

Tokyo Büyükelçiliği

Posta adresi :
2-33-6 Jingumae, Shibuya-ku, Tokyo, 150-0001 JAPONYA
T: (+81-3) 6439-5700

F: (+81-3) 3470-5136
E: embassy.tokyo@mfa.gov.tr

: Tokyo Büyükelçiliği
: Tokyo Büyükelçiliği

Görev Bölgesi :
Japonya, Mikronezya, Palau

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Jamaika

Jamaika

Başkent Kingston
Resmî diller İngilizce
Yönetim Şekli Parlamenter Monarşi
Yüzölçümü 10.991 km²
Nüfus 2.825.928
Nüfus Yoğunluğu 257,1 kişi/km²
Para birimi Jamaika doları (JMD)
Zaman dilimi (UTC -5)
Telefon kodu +1-876
İnternet TLD .jm

Jamaika, Küba’nın güneyinde, Büyük Antiller’de bir ada ülkesidir. Orta Amerika ve Karayiplerde bulunur. Yüzölçümü, 10.990 km²’dir. Sahil şeridi, 1.022 km dir. İkliminde; tropikal, sıcak, nemli hava etkindir; iç kısımlarda ise ılıman iklim görülür. Arazisi çoğunlukla dağlıktır, kıyıda dar ovalar vardır. En yüksek noktası Mavi Dağlar’dır (Blue Mountains, 2.256 m).

Bayrak

Jamaika bayrağı resmi olarak 6 Ağustos 1962 tarinde göndere çekilerek kullanılmaya başlanmıştır.

Bayrak sarı renkli Andreas haçı ve bu haçın oluşturduğu ikisi yeşil ikisi de siyah olmak üzere dört adet eşkenar üçgenden meydana gelmektedir. Andreas haçına renk veren sarı, ülkede var olan zengin yeraltı kaynaklarını ve güneş ışınlarının yaydığı güzelliği sembolize etmektedir. Bayrağın göndere çekildiği taraf ile dalgalandığı tarafta oluşan eşkenar üçgene renk veren siyah ise ülkenin geçmişte ve günümüzde yaşadığı zorlukları ve yoksulluğu ifade etmektedir. Bayrağın üst ve alt tarafında oluşan eşkenar üçgenlere renk veren yeşil ise ülkenin umutlarını ve tarım gücünün temsil etmektedir.

Tarih

Kristof Kolomb, Jamaika’ya 1494 yılında ulaştı ve adayı "gözlerin gördüğü en güzel ada" olarak tarif etti. Adaya Santiago adını verdi ancak adanın yerlilerce kullanılan adı Xaymaca, Jamaica şeklinde kullanılmaya devam etti. Adaya yerleşen İspanyol sömürgeciler yerli Taino halkını neredeyse tamamen yok etti. Adalar 1655 yılında İngiliz işgaline uğradı ve kolonileştirildi. İspanyolların bir kısmı kaçtı, kaçmayanlar İngilizler tarafından uzaklaştırıldı. İngiliz sömürgeciler oldukça az sayıdaydı ancak şeker üretiminde çalıştırmak üzere, çok sayıda Afrikalı köle getirdiler. Günümüzde de Jamaika halkının büyük çoğunluğu Afrika kökenlidir. Jamaika 1962’de Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını kazandı ancak İngiliz Milletler Cemiyeti‘nin üyesi olarak kaldı.

Kültür

Kingston'daki Bob Marley Heykeli

Çeşitli müzik türlerinden reggae, ska, mento, rocksteady, dub, dancehall ve ragga Jamaika kökenlidir. Jamaika’da reggae ve ska ile, punk rock ülke gelişiminde önemli bir rol oynadı. The Notorious B.I.G. ve Heavy D gibi bazı rapçiler, Jamaika asıllıdır. Diğer birçok dünyaca ünlü sanatçılar Bob Marley, Damian Marley, Lee "Scratch" Perry, Peter Tosh, Bunny Wailer, Big Youth, Jimmy Cliff, Dennis Brown, Desmond Dekker , Beres Hammond, Beenie Man, Shaggy, Grace Jones, Shabba Ranks, Super Cat, Buju Banton, Sean Paul, ben Wayne, Bounty Killer Jamaika doğumludur.

Din

Jamaika Karayip ülkeleri arasında din çeşitliliği en fazla olan yerlerden biridir.

Jamaika’da nüfusun yaklaşık %70’i Hristiyan; %10’u Rasta, Müslüman, Hindu, Yahudi, Bahai ve diğerleri; %21 kadarı da dinsizdir.

Nüfusun yaklaşık %10’unu oluşturan diğer dinler ise şunlardır (yaklaşık rakamlar): Rastafariler 24.000, Müslümanlar 5000, Hindular 1500, Yahudiler 350, Bahailer 300.

Dil

Jamaika’da halk Patois (Patwa diye okunur) dilini konuşmaktadır. Modern İngilizceden hem telaffuz hem de dil bilgisi olarak farklı bir yapıya sahip bu dil İngilizce, İspanyolca ve Fransızcanın bir tür birleşimidir. Jamaika’da resmi dil olarak ise İngilizce konuşulmaktadır. Jamaika’da konuşulan bir diğer popüler dil ise İspanyolcadır.

Eğitim

Erken çocukluk – Temel, Bebek ve özel okul öncesi işletilmektedir. Yaş grubu: 2-5 yıl.

Birincil – Kamuya ve özel sektöre ait (Özel olarak adlandırılan Hazırlık Okulları). Yaş grubu: 3-12

Ortaöğretim – Kamuya ve özel sektöre ait. Yaş grubu: 10-19 yıl.

Jamaika’da yüksek okul, tek cins ve karma eğitim kurumları vardır. Birçok okul, İngiliz Batı Hint Adaları boyunca kullanılan geleneksel İngilizce dilbilgisi okul modeli uygulamaktadır. Öğrenciler daha sonra üniversiteye başlamaktadır.

Ekonomi

Doctor's Cave Beach Club (Doktor Mağarası Plaj Kulübü) Montego Bay'da popüler bir destinasyondur.

Jamaika hem devlet teşebbüsleri ve özel sektör işletmeleri ile bir karma ekonomidir. Ekonominin başlıca sektörleri tarım, madencilik, imalat, turizm, finans ve sigorta hizmetleridir. Ülkeye döviz girmesindeki en önemli katkı, turizm ve madencilikten sağlanır. Yaklaşık 1.3 milyon yabancı turist her yıl Jamaika’yı ziyaret eder.

1980’lerin başından beri Jamaika’da özel sektör faaliyetlerinin teşvik edilmesi ve kaynak tahsisinde piyasa güçlerinin rolünü artırmaya yönelik yapısal reformların uygulanması için çalışmalar yapılmaktadır. 1991 yılından bu yana hükümet, enflasyonu düşürmek ve yabancı yatırım kısıtlamaların kaldırılmayı amaçlamıştır. Kur dalgalı döviz kontrolleri kaldırarak ekonomik liberalleşme ve istikrar programı izlemiştir. Jamaika, dünya boksit ihracatında Avustralya, Çin, Brezilya ve Gine’nin ardında beşinci büyük konumundadır. 2006 yılının ilk çeyreğinde, Jamaika ekonomisi bir büyüme dönemi geçirmiştir.

Coğrafya

Mavi Dağlar (Blue Mountains)

Jamaika Karayipler’de üçüncü büyük adasıdır. 17° ve 19° kuzey paralelleri ile 76° ve 79° batı meridyenleri arasına yerleşmiştir. Blue Mountains dahil Dağlar, içerilere hakimdir ve dar kıyı ovaları ile çevrilidir. Baş kasaba ve şehirlerde kuzey kıyısında sermaye güney kıyısında Kingston, Portmore, İspanyol Town, Mandeville, Ocho Ríos, Port Antonio, Negril ve Montego Bay şehirleri bulunur. Kingston Limanı, dünyanın yedinci büyük doğal limanıdır. Karasal sucul ve deniz ekosistemlerinin çeşitli arasında kuru ve ıslak kireçtaşı ormanları, yağmur ormanları, nehir kıyısı ormanlık, sulak alanlar, mağaralar, nehirler, seagrass yatak ve mercan resifleri bulunmaktadır

Jamaika’da Bulunan Türkiye Dış Temsicilikleri

Havana Büyükelçiliği
Adres: 5 Ta Avenida No: 3805 Entre 36 Y 40, Miramar, Ciudad Havana, CUBA
Telefon: +53 (7) 204 22 37 +53 (7) 204 12 04 +53 (7) 204 12 05 +1-613 902 5711 (Kanada VoIP)
Faks: + 53 (7) 204 28 99
embajada.habana@mfa.gov.tr

Görev Bölgesi: Bahamalar, Jamaika

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

İzlanda

İzlanda

Başkent Reykjavík
Resmî diller İzlandaca
Yönetim Şekli Parlamenter Cumhuriyet
Yüzölçümü 102.775 km²
Nüfus 323.810
Nüfus Yoğunluğu 3,1 kişi/km²
Para birimi İzlanda Kronası (ISK)
Zaman dilimi (UTC +0)
Telefon kodu +354
İnternet TLD .is

İzlanda, Atlas Okyanusu’nun kuzeyinde Grönland’ın güneydoğusu ile İskandinavya ve Büyük Britanya’nın kuzeybatısında yer alan bir ada ve Avrupa ülkesi. İzlanda, Arktik Okyanusu ile çevrilidir. Jeolojik olarak hem Avrupa hem de Kuzey Amerika kıtasındadır.

İzlanda, Atlas Okyanusu’nun kuzeyinde volkanik bir ada üzerinde kurulmuş ve çevresindeki birçok küçük adadan meydana gelmiştir. En yakın komşusu Grönland olup, 350 km uzaktadır. Diğer komşuları Norveç 1050 km, İskoçya 800 km uzaklıktadır.

Bayrak

İzlanda Bayrağı, mavi zemin üzerine bayrağın köşelerine doğru uzanan etrafı beyaz ile çevrelenmiş kırmızı haç; haçın yatay kısmı aynı Danimarka bayrağında olduğu gibi bayrağın gönder tarafına doğru kaymıştır.

Arma

İzlanda arması, bir lav bloğu üzerinde İzlanda bayrağını çevreleyen, ülkenin dört efsanevi koruyucusundan ("landvættir") oluşur.

Dört efsanevi figür:
Boğa ("Grigungur"), güneybatı İzlanda’nın koruyucusu,
Kartal veya griffin ("Gammur"), ülkenin kuzey-batısının koruyucusu,
Ejderha ("Dreki") kuzeydoğunun koruyucusu,
Kayalık devi ("Bergrisi"), güneydoğunun koruyucusu.

Tarih

İzlanda arması

861 yılında Norveçliler tarafından keşfedilen adaya ilk kez 9 ve 10. yüzyılda Norveç’ten gelen Vikingler yerleşmişlerdir. Bu toplulukların önderleri birleşerek 930 yılında parlamentonun ilk örneği sayılabilecek Athing’i meydana getirdiler. İç anlaşmazlıklar sonucu bağımsızlığını kaybeden ada 1262 yılında Norveç’in egemenliği altına girdi. 14. yüzyılda Norveç’in Danimarka’ya bağlanmasıyla, Danimarka’nın hâkimiyeti altına girdi. Danimarka önceleri adadan ticari bakımdan faydalanmaktaydı. Daha sonra İzlanda’yı tamamen idaresi altına aldı. 1551 yılında referandum ile Protestanlığı kabul eden İzlandalılar, 1662 yılında Danimarka kralına bağlılık yemini ettiler. 17. yüzyılda adada hastalık, kıtlık ve volkan püskürmeleri ortalığı kasıp kavurdu. 1838’de Reykjavik’te on üyeli bir meclis kuruldu. 1843’te de Althing yeniden teşkil edildi. 1904’te İzlanda’ya diplomasi dışında özerklik tanındı.

19. yüzyılda ortaya çıkan milliyetçilik akımları sonucu 1918 yılında İzlanda, Danimarka’ya bağlı bir devlet hâline geldi. II. Dünya Savaşı sırasında stratejik bir değer kazanan İzlanda’yı korumak gerekçesiyle İngiltere tarafından işgal edildi. Daha sonra 1941’de Amerikalılar burayı devraldı. 1941 yılında Althing, Danimarka ile bağlarını koparma kararı aldı. 1944 yılı Mayıs ayında halk oyuna sunulan yeni anayasa oylandıktan sonra 17 Haziranda cumhuriyet ilan edildi. İzlanda 1949 yılında NATO’ya üye oldu. Ordusu olmayıp da NATO üyesi olan tek ülkedir. 17 Haziran 1944’te, Amerika Birleşik Devletleri, İzlanda’yı ilk tanıyan ülke olmuştur.

Siyaset ve yönetim

İzlanda Cumhuriyeti 17 Haziran 1944’te Danimarka’dan koparak bağımsızlığını ilan etmiştir. Anayasa 16 Haziran 1944’te yapılmıştır. Cumhurbaşkanı Ólafur Ragnar Grímsson’dur ve dört yılda bir seçilmektedir. Biri 40 üyeli, diğeri 20 üyeli iki meclisi vardır ve her ikisinin de görev süresi dört yıldır. Üyeler seçimle belirlenirler. Başbakan, Cumhurbaşkanı tarafından yetkilendirilir ve hükümeti kurar. Ülke 23 bölge ve 14 şehir ile yönetilmektedir.

Coğrafya

Gullfoss Şelalesi

Ülkenin toplam yüzölçümü 103.000 km²’dir. İzlanda’nın büyük bir bölümü volkanik olup adadaki yanardağlar hâlâ faaldir. Bunların sayısı 200’ü bulmaktadır. En önemlisi 1490 metre yüksekliğindeki Heklâ’dır. İzlanda’nın kıyıları güneyde düz, öteki yerlerde girintili çıkıntılıdır. Kıyılarının uzunluğu 6.000 km’den fazladır. Adanın bazı bölümleri geçmişteki yanardağ püskürmeleri sonucu ortaya çıkmıştır. Lav ovalarıyla kaplıdır. Bu ovalarda yer yer jökül adı verilen buz kubbelerine rastlanır. Bunların en büyüğü Vatnapöhull 8.500 km²’yi bulan yüzölçümüyle Avrupa’nın en geniş buzuludur. Adada bol çağlayanlı birçok ırmak bulunmaktadır. Bunlar kısa ve ulaşıma elverişsizdir. Irmaklarından en önemlisi Tjorsa (210 km)dır. İzlanda’da çok sayıda krater gölü vardır. En önemlisi olan Thingvallavat Gölü 120 km² olup, 116 metre derinliktedir.

Adanın yanardağlarından sonra en önemli özelliği gayzerlerdir. Bu sıcak su kaynakları ısınma ve elektrik enerjisi elde etmede kullanılır.

İzlanda, bugün etkin durumda olan 30 kadar volkana ve zengin termal kaynaklarına sahiptir.

Ekonomi

Jeotermal enerjiyi kullanan Nesjavellir Santrali

İzlanda bir ada devleti olduğu için ekonomisinin temelini balıkçılık ve balık mamulleri teşkil etmektedir. Para Birimi, İzlanda Kronudur. Nüfusun %3’ü turizm, %8’i tarım, %14’ü endüstri, %75’i hizmet sektörlerinde çalışmaktadır. GSMH oranı $11,4 milyardır. Enflasyon oranı %6,8’dir. Ülkenin %0,8’i işsizdir. Bu rakam Avrupa’nın en iyi oranıdır. NATO’da yer alıp, ordusu olmayan tek ülkedir. Bu yüzden orduya gider harcanmaz. Ayrıca ülkede kış turizmi ve termal kaynaklı turizm oldukça gelişmiştir. Ülkenin iç kesimlerinde ve termal kaynakların olduğu yerlerde lüks oteller bulunur.

Tarım ve hayvancılık

İzlanda'da bir koyun sürüsü

İzlanda topraklarının büyük bir kesimi tarıma elverişsizdir. Ancak %0,5’inde tarım yapılmaktadır. Nüfusun %8’i tarım sektöründe çalışmaktadır. Başlıca ürünleri hayvan yemi, patates ve şalgamdır. Adanın buzullarla örtülü olmayan kesimlerindeki otlaklarda hayvancılık yapılır. Küçükbaş ve büyükbaş hayvancılık ülkede yaygındır. Hayvancılık, ülkedeki önemli bir geçim kaynağıdır.

Balıkçılık
İzlanda’nın en önemli gelir kaynağını meydana getiren balıkçılık, 106.487 gross tonluk 866 gemi ile yapılmaktadır. Yıllık tutulan balık yaklaşık olarak 1.500.000 tondur. Başlıca tutulan balık türleri, balina, morina ve ringadır. Tutulan balıkların büyük bir bölümü işlenerek ihraç edilmektedir.

Endüstri
Balıkçılıkta kullanılan malzemelerin ve balıktan elde edilen ürünlerin üretimi başlıca sanayi faaliyetidir. Balık konservesi ve balık unu fabrikası vardır. Küçük gemilerin yapıldığı, büyük gemilerin tamir edildiği tersaneleri; dokuma ve kumaş, çimento, ayakkabı, et ve süt ürünleri fabrikaları bulunmaktadır. Ayrıca başkent Reykjavik’in doğusunda ve adanın kuzeyinde çıkarılan alüminyum, başkent Reykjavik’ta bulunan birkaç alüminyum dökümhanesinde işlenerek ihraç edilir, ayrıca başkentte amonyum sülfat fabrikası da bulunmaktadır. Nüfusun %14’ü sanayide çalışmaktadır. Ülkedeki elektrik üretimi 8.474 milyar kWh (2004), elektrik tüketimi 7.881 milyar kWh (2004)’dır.

Ticaret
Ülke ihracatını %80’ini balık ürünleri, balık konservesi, tuzlanmış ve dondurulmuş balık, balık unu, balık yağı, alüminyum, diatomit ve gübre meydana getirir. Ayrıca hayvansal ürünlerde ihracatta önemli bir yer tutar. İhracat oranı, $3,587 milyar (2006), ihracat ortakları, Birleşik Krallık %17,9, Almanya %16,4, Hollanda %13, Norveç %11, ABD %8,1, İspanya %7,7, Danimarka %4,3 (2005)’dir. İthal ettiği ürünler, makineler, kimyevi maddeler, petrol ürünleri, ilaç ve çeşitli besin ürünleridir. İthalat oranı, $5,189 milyar (2006), ithalat ortakları Almanya %13,4, ABD %9,1, İsveç %8,6, Danimarka %7,3, Norveç %7,2, Birleşik Krallık %5,9, Çin %5,3, Hollanda %5, Japonya %4,7 (2005)’dir. Dış borç tutarı $3,073 milyar (2005)’dır.

Ulaşım ve haberleşme
İzlanda’da demir yolu yoktur. Kara yollarının uzunluğu 13 bin kilometreyi bulmaktadır. Başkent Reykjavik’te uluslararası bir deniz limanı ve havaalanı vardır. Ülkede hava yolu ulaşımı oldukca gelişmiştir. Ülkede irili ufaklı 98 adet havaalanı bulunur. Kullanılan telefon hatları: 243.900 (2005) kişidir. Televizyon sayısı: 198.000 (2005), İnternet kullanıcıları: 258.000 (2005) kişidir.

İklim

İzlanda'nın küçük buzullarından biri olan Eyjafjallajökull Buzulu

İzlanda’nın bulunduğu enlem dairesine karşı iklimi çok soğuk değildir. Ülkedeki rekor düşük sıcaklık -39 derece olarak ölçülmüşken 2009 yılında ise rekor yüksek sıcaklık 29 derece olarak ölçülmüştür. Gulf Stream akıntısının etkisinde kalan adada yazlar nemli ve serindir. Kışlar ise oldukça yumuşaktır. Isı ortalaması başkent Reykjavik çevresinde kışın -1 C°, yazın ise +11 C°’dir. Fakat kuzey bölgeleri daha soğuk olup, sıcaklık ortalaması kışın -8 °C civarındadır. Kuzey kesiminde Haziran ayında güneş 18 gün süre ile hiç batmadan ufuk hattı üzerinde durur.

Yağış ortalaması ise başkent dolaylarında 865 mm, güneydoğuda ise 1.710 mm’dir.

Bitki örtüsü

Bitki örtüsü adada çok azdır. Buzulların bulunmadığı kesimlerde otlaklar vardır. Bitki örtüsü genelde çalılar ve dikenlerden meydana gelmiştir. Büyük ve iri gövdeli kayın ağaçlarından meydana gelen ormanlar giderek azalmış, günümüzde yok denecek hale gelmiştir. Ormanların çok az oluşu ve iklim şartları adada yabani hayvanların bulunmamasına sebep olmaktadır.

Nüfus ve sosyal hayat

Başkent Reykjavik

İzlanda’nın nüfusu 320.000 kişidir. Nüfusun %80’i şehirlerde, diğer kısmı köylerde yaşar. Başkent Reykjavik’te nüfus 128.793 kişidir (2019 verileri). Şehirlerin çoğu kıyı kesimlerde ve güneydeki ovalarda kurulmuştur. İzlanda halkı için Theogir’in koyduğu kurallar bugün de geçerlidir. İzlanda’da bugün topluma açık yerlerde bira ve benzeri alkollü içkiler içmek yasaktır.

Dil

İzlanda halkı kendilerine özgü dillerini, kültürlerini, efsanelerini ve geleneklerini korumak için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Ülkede konuşulan diller İzlandaca (Resmi Dil), Danimarkaca, İngilizce, Nord lehçeleri ve Almancadır.

Din

Halkın büyük kısmı Hristiyanlığın Evangelist mezhebine (%95,6) bağlıdır. Geri kalan kısmının %3,7 Protestan, %0,7’si Katoliktir.

Eğitim

İzlanda’da eğitim düzeyi yüksektir. 7-15 yaşları arasında eğitim mecburi olup okuma-yazma bilmeyen yoktur. İzlanda’da beş üniversite ve iki kolej bulunmaktadır.

Mutfak

Hákarl

İzlanda mutfağı toprakları tarıma elverişli olmadığından sebze-meyve açısından zengin değildir. Bir ada ülkesi olan İzlanda mutfağının temelini balık oluşturur. Mutfağın en ünlü deniz ürünleri arasında okyanus levreği, morina balığı, ıstakoz ve somon gösterilebilir. Balık sarımsak, soğan ve tuzla marine edilerek geleneksel olarak fırında pişirilir. Kurutulmuş balık parçaları tereyağı ile birlikte yenir. Ayrıca kurutulmuş köpek balığı eti olan Hakarl adında popüler bir yemeği vardır. İzlanda’nın en ünlü yemeklerinden biri de ezilmiş, çırpılmış ve fırınlanmış bir balık yemeği olan plokkfiskurdur. Ülkede balina eti de oldukça ünlüdür ve pek çok restoranda yemek mümkündür. Hayvancılık gelişmiş olduğundan kuzu eti ve günlük üretilen diğer doğal yiyecekler de sık kullanılır. Balıkların kutuplardan gelmesi ve kuzuların gübresiz çayırlarda otluyor olmasından dolayı İzlanda mutfağına dünyanın en biyolojik mutfağı denilir.

İzlanda’nın geleneksel tatlılarından biri keklerin arasına kat kat böğürtlen reçeli konularak yapılan randalindir. Bir diğer tatlıysa skyr adındaki tuzsuz peynirle karıştırılmış krema ile birlikte sunulan yaban çilekleridir. Ülkenin milli içeceği alkol oranı yüksek olan Brennivin adındaki içkidir. Ayrıca İzlanda’nın Gull adında meşhur bira markası da vardır.

İzlanda’da Bulunan Türkiye Dış Temsicilikleri

İzlanda’yla karşılıklı yerleşik diplomatik temsilciliğimiz mevcut değildir. Oslo Büyükelçimiz, aynı zamanda İzlanda’ya akredite olarak görev yapmaktadır. İzlanda’nın Kopenhag Büyükelçisi de ülkemize akreditedir.

Oslo Büyükelçiliği
Posta adresi:
Halvdan Svartes Gate 5,
0268 PO Box 4045AMB,
0244 Oslo Norway
Telefon: Büyükelçilik: +47 2212 8750; Konsolosluk Şubesi: +47 2212 8750
Faks: +47 22 55 62 63
embassy.oslo@mfa.gov.tr

Görev Bölgesi: Norveç
Akredite Ülkeler: İzlanda

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

İtalya Cumhuriyeti

İtalya

Başkent Roma
Resmî diller İtalyanca
Yönetim Şekli Parlamenter Cumhuriyet
Yüzölçümü 301.338 km²
Nüfus 60.483.973
Nüfus Yoğunluğu 200,7 kişi/km²
Para birimi Euro (€)
Zaman dilimi OAZD (UTC+1)-OAYZD (UTC+2))
Telefon kodu +39
İnternet TLD .it

İtalya (İtalyanca: Italia, /iˈtaːlja/) ya da resmî olarak İtalyan Cumhuriyeti (İtalyanca: Repubblica Italiana) ya da bazen İtalya Cumhuriyeti, Güney Avrupa’da, büyük ölçüde İtalya Yarımadası üzerinde yer alan bir ülke. Akdeniz’in en büyük iki adası Sicilya ve Sardinya da İtalyan topraklarıdır. Kuzeyde Alpler bölgesinde Fransa, İsviçre, Avusturya ve Slovenya’yla kara sınırı vardır. Bağımsız iki Avrupa ülkesi olan Vatikan ve San Marino da İtalya’nın yarımadadaki toprakları içine sıkışmış enklav (bir başka ülkeyle tümüyle kuşatılmış) ülkelerdir. Campione d’Italia bölgesiyse İtalya’nın İsviçre içinde kalan bir eksklavıdır (ana topraklardan ayrı mülkiyet).

Yüzyıllar boyunca çok çeşitli Avrupa uygarlıklarına ev sahipliği yapmıştır. Etrüskler ve Antik Romalıların İtalya topraklarını kendilerine yurt edinmelerinin yanı sıra, Rönesans hareketi de İtalya’nın Toskana bölgesinde doğmuş ve tüm Avrupa’ya buradan yayılmıştır. İtalya’nın başkenti Roma, yüzyıllar boyunca Batı uygarlığının merkezi olmuş, mimaride barok üslûbunun doğuşuna tanıklık etmiş ve eskiden beri Katolik Kilisesi’nin merkezi olmuştur.

Günümüzde İtalya, demokrasi ile yönetilmekte olan bir cumhuriyettir ve ülkelerin kişibaşına nominal gayrisafi yurtiçi hasıla sıralamasında yirminci,[7] insanî gelişme endeksi sıralamasında yirminci, yaşam kalitesi endeksinde sekizinci sırada yer alan gelişmiş bir ülkedir. İtalya, 1957 yılında başkent Roma’da imzalanan Roma Antlaşması’yla kurulan Avrupa Birliği adlı siyasi ve ekonomik örgütlenmenin kurucu üyelerindendir. Yedinci en büyük gayri safi yurtiçi hasılasıyla G8 Zirveleri’nin, NATO’nun, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün, Avrupa Konseyi’nin, Batı Avrupa Birliği’nin ve Schengen Antlaşması’nın da katılımcılarındandır. 1 Ocak 2007 tarihinde sürekli üye sıfatı olmaksızın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde iki yıllık sürecek üyelik dönemine başlamıştır.

Bayrak

İtalya Arması

İtalya Bayrağı (İtalyanca: Il Tricolore üç renk), eşit genişlikteki 3 dikey renkten oluşur; yeşil, beyaz ve kırmızı. İtalya Cumhuriyeti’nin resmi bayrağıdır. Fransız İmparatoru Napolyon tarafından tasarlanmıştır.

Aslında renkler 1700’lerin sonunda bir akım olarak Fransız etkisiyle seçilmiştirler. Her renge bir anlam atfedilmeye çalışıldığında genelde yeşilin doğayı, beyazın Alplerdeki karı, kırmızının da İtalyan Bağımsızlık Savaşı’nda akan kanı temsil ettiği söylenir. Daha dindar bir açıklamaya göre ise; yeşil umudu, beyaz kaderi, kırmızı de hâyırseverliği temsil eder.

1997 yılında tricolore’nin kabulünün 200. yıldönümünde, 7 Ocak "Millî Bayrak Günü" ilan edilmiştir. (kanun no. 671, 31 Aralık, 1996). Kutlamalar yapılır, ancak resmî tatil değildir.

Arma

İtalya Cumhuriyeti Amblemi, 5 Mayıs 1948’den beri İtalya Cumhuriyeti’nin resmi amblemidir.

Amblem, 1946’da açılan bir yarışma sonucunda seçilmiştir. Teknik olarak, bu bir armadan ziyade bir amblemdir, çünkü uluslararası standartlara göre çizilmemiştir.

Etimoloji

İtalya sözcüğünün kökeni (İtalyanca: Italia) Latince Italia sözcüğüne dayanmaktadır.[8] Ancak başlı başına bu sözcüğün ne anlama geldiği belirsizdir. Yaygın biçimde inanılan savlardan biri, İtalya sözcüğünün antik dönemlerde Campania bölgesinin kuzeyinde yaşayan toplumların dili aracılığıyla Antik Yunancadaki Víteliú (anlam olarak genç sığır, Latince: Vitulus – buzağı) sözcüğünden geldiğini öne sürmektedir. Víteliú sözcüğü ise hayvanlar tanrısı Mars adına verilmiştir.[9] Büyük olasılıkla bununla ilgili olarak boğa figürü uzun yıllar güneydeki İtalyan boylarının simgesi olmuş ve çoğunlukla Roma’nın kurt figürünü boynuzlarken betimlenmiştir. Bu betimlemeler bağımsız İtalya’nın simgesi olarak Samnit Savaşları’nda sık sık kullanılmıştır.

İtalya adı ilk önceleri yalnızca, bugünkü İtalya’nın güneyindeki bir bölgeyi anlatmak için kullanılıyordu. Sirakuzalı Antiochus’a göre bu ad Calabria yarımadasının (o dönemki adıyla Bruttium) güney kesimleri için kullanılıyordu. Zamanla İtalya adı çevre bölgeleri de kapsayacak biçimde geniş bir kullanım alanı edindi. Antik Yunanistanlılar da bu bu adı daha geniş bir bölge için kullandılarsa da bu adın tüm yarımadayı anlatacak biçimde kullanılması ancak Romalıların bölgeyi ele geçirmesiyle oldu.

Tarih

Tarihöncesi Çağlar ve Roma İmparatorluğu

Colosseum, Roma döneminden kalma İtalya'daki en meşhur simgelerdendir.

İtalya Yarımadasındaki insan varlığının izleri bu İtalik kavimlerin yarımadaya ulaşmalarından çok öncelerine, 200 binyıl öncesi Yeni Taş Çağı’na kadar dayanır.[11] Lombardiya’daki Val Camonica vadisinde MÖ 8000 yılında kayalara oyulmuş resimler bulunmuştur. MÖ 1500-1100 yılları civarında kuzey İtalya’da izlerine rastlanan Terramare kültürü ise Tunç Çağına ait balta, kılıç ve hançer gibi cisimlerle günümüze kadar ulaşmıştır. Demir Çağının örnekleri ise MÖ 11.-7. yüzyıllar arasında Toskana civarında yerleşmiş Villinova kültürüne aittir.

MÖ 800 yılından sonra ortaya çıkan Etrüskler İtalya yarımadasında Antik Roma kültüründen önce ortaya çıkmış en önemli kültürdür. Etrüsklerin kökeni hakkında birçok değişik hipotez mevcuttur. Konuştukları dilin bir Hint-Avrupa dili olmadığı bilinmektedir. Roma kentinin kendisi Etrüsk topraklarına dâhildi. MÖ 396 yılında Etrüsklerin en büyük kenti olan Veio kentinin Romalılar tarafından istila edilmesiyle sona eren bu uygarlık Roma kültürüne damgasını vurmuş, Roma kültürü, mimarisi ve sanatına çok büyük bir etki yapmıştır.

Daha yakın dönemlerde, 8. ve 7. yüzyıllarda İtalya Yarımadası’nın güney kıyılarında ve Sicilya Adası’nda Yunan sömürge şehirleri kurulmuş ve bu bölgelere yoğun olarak Yunanlar yerleşmiştir. Daha sonraları bu nedenle Romalılar bu bu bölgeye Magna Graecia (Türkçe: Büyük Yunanistan) adını vermişlerdir. Antik Roma, başlangıçta MÖ 8. yüzyılda küçük bir tarım köyü olarak kurulmuş ancak yüzyıllar geçtikçe büyüyerek bütün Akdeniz’i çevreleyen muazzam bir uygarlık hâlini almıştır. Ele geçirdiği bölgelerde hâkim olan Yunan kültürüyle Roma kültürü birleşerek ortak bir uygarlık oluşturmuş; hukuk, devlet yönetimi, sanat ve felsefede bugün çağdaş Avrupa uygarlığının temelini oluşturan bir zemin yaratmıştır. Yaklaşık 12 yüzyıl boyunca varlığını sürdürmüş olan Roma uygarlığı bir monarşiden oligarşi ve cumhuriyetin bileşimi bir demokrasiye ve daha sonra da otokratik bir imparatorluğa dönüşmüştür. Roma İmparatorluğu zaman içinde düşüşe geçmiş ve çökmüştür. Hispania, Galya ve İtalya’yı içine alan batı imparatorluğu 5. yüzyılda bağımsız krallıklara bölündü. Batı imparatorluğunun 476 yılında sona ermesi Roma’nın yıkılışı ve Orta Çağın başlangıç tarihi kabul edilir.

Orta Çağ

İtalya 400'lü yıllar

İtalya 550'li yıllar

İtalya Yarımadası’nın 6. yüzyılda Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından Ostrogotlardan kısa süreli geri alınmasından sonra İtalya içlerine yeni bir Germen boyları dalgası başladı. Bu süreçte Lombardlar İtalya’nın kuzeyine gelerek buraya yerleşti. Yüzyıllar boyunca Bizans orduları, Arapların, Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu’nun ve Papalık Devleti’nin birleşik bir İtalyan Krallığı kurmasını engelleyecek güçteydi. Ancak Bizans aynı zamanda Roma İmparatorluğu’nun eski topraklarını yeniden ele geçirecek güçten de yoksundu. Yine de Orta Çağ boyunca İtalya üzerindeki güç dengeleri çeşitli devlet ya da hanedanlar arasında değişkenlik gösterdi.

İtalya’nın bölgeleri 19. yüzyıla kadar ya bağımsız yönetimler olarak kaldı ya da komşu devletlerin yönetimleri altında bulundu. Bu otorite boşluğu sırasında İtalyan şehirlerinde anarşik koşullar hüküm sürüyordu ve şehirler derebeylik düzenine göre birbirlerinden ayrılmış biçimde yönetiliyordu. İtalya bu dönemde ticaret cumhuriyetleriyle ünlenmişti. Bu şehir devletleri oligarşiye göre yönetilen tüccarların ayrıcalık sahibi olduğu yönetimlerdi. Venedik, Cenova, Pisa Amalfi ve Ankona bu dönemin deniz ticaret konusunda öne çıkan şehirleridir.

Orta çağ sonlarında  İtalya

Özellikle Venedik ve Cenova ticarette Avrupa’nın Doğu’ya açılan kapısıydı. Venedik, yöreye özgü bir tür camın üretilmesi ile ünlüydü. Floransa, ipek, yün, bankacılık ve mücevheratın önde gelen merkezlerindendi. Denizcilikte ileri bu şehir devletleri ayrıca Doğu’ya düzenlenen Haçlı Seferlerinde de başı çeken güçlerdi.

Kara ölüm olarak da anılan 1348 tarihli veba salgını, İtalya nüfusun neredeyse üçte birini öldürerek İtalya’nın tarihine damgasını vurmuştur. Bu salgının yaralarının sarılmasının ardından İtalyan şehirleri gerek ticaret gerekse ekonomi alanında büyümüştür. Bu iyileşme durumu daha sonra gerçekleşen hümanizm ve Rönesans hareketine ortam hazırlamıştır.

Orta Çağın sonlarında İtalya daha da küçük şehir devletlerine ve bölgelere bölündü: Napoli Krallığı İtalya’nın güneyinde etkili olan bir güçtü, Floransa Cumhuriyeti ve Papalık Devleti orta İtalya’yı yönetmekteydi, Cenova ve Milano kuzey ile batıda söz sahibi olan güçtü, Venedik ise doğu İtalya’da etkiliydi. 15. yüzyıl İtalyası Avrupa’nın en yoğun nüfuslanmış bölgelerinden biriydi ve sanatta Rönesans hareketinin de doğumyeridir. Dante Alighieri (1265–1321), Francesco Petrarch (1304–1374) ve Giovanni Boccaccio (y. 1313–1375)’nun yazıları ve Giotto di Bondone (1267–1337)’nin resimleriyle özellikle de Floransa bu kültür-sanat hareketinin merkezi olarak görülmektedir. Bu dönemde Niccolò de’ Niccoli ve Poggio Bracciolini gibi düşünürler kütüphanelerde Plato, Aristo, Öklid, Ptolemy, Cicero ve Vitruvius gibi ünlü Antik Yunan filozoflarının yapıtlarını incelemişlerdir.

1494 yılında Fransa Kralı VIII. Charles, İspanya’yı ele geçirebilmek amacıyla 16. yüzyıla dek sürecek olan saldırılar dizisinin ilk ayağını başlattı. Bu saldırılar ve rekabet sonunda İspanya Cateau-Cambrésis Antlaşması’yla galip taraf oldu. Böylece İspanya, Milan Düklüğü ve Napoli Krallığı üzerinde egemen güç durumuna geldi. Daha sonra İtalya üzerindeki etkili güç olma durumu, Utrech Antlaşması’yla Avusturya’ya geçti. Avusturya etkisi altında İtalya’nın kuzeyinde güçlü bir ekonomik dinamizm ve entelektüel canlılık oluştu. Fransız Devrimi ve Napolyon Savaşları (1796-1815) İtalyanlar arasında eşitlik, demokrasi, hukuk ve ulus olma bilinci gibi düşünceler uyandırdı.

Birleşme

19. yüzyılın ilk yıllarında İtalya I. Napolyon tarafından işgal edilerek Fransız etkisi altına girdi. Viyana Kongresi İtalya’nın Fransız işgalinden önce yöneten hanedanlara geri verilmesini öngörüyordu. Böylece Papalık Devleti, Sardinya-Piemonte Krallığı, Toskana Grandüklüğü, Modena Düklüğü ve Lombardiya-Venedik Krallığı tekrar kuruldu. Ancak Carbonari adı verilen gizli dernekler İtalya’nın birleşmesi için çalışmaya başladılar. Giuseppe Mazzini ve Giuseppe Garibaldi birleşme hareketinin öncüleri arasında yer alıyorlardı. Ayrıca Sardinya kralı II. Victor Emmanuel de bu birleşme hareketini destekleyenler arasındaydı.

1848 yılında Lombardiya Avusturya’nın elinde bulunuyordu. İtalya’yı birleştirmek konusunda Fransa’nın desteğini almayı başaran İtalya, 1859’da Fransa ile birlikte Avusturya’yı mağlup etti ve 11 Kasım 1859’da Avusturya ile Piyemonte arasında Zürih’te barış antlaşması yapıldı. Buna göre; Avusturya, Lombardiya’yı Piyemonte’ye verdi. Venedik dâhil olmak üzere diğer İtalyan Devletleri arasında bir konfederasyon oluşturulması ve konfederasyonun fahri başkanının papa, fiilî başkanının Piyemonte olması kabul edildi. Bir süre sonra Kuzey İtalya’daki küçük devletler de Piyemonte’ye katılma kararı aldılar. Böylece bütün Kuzey ve Orta İtalya Piyemonte’ye katılmış oldu. 1870’te Roma ve 1886’da Venedik, İtalya birliğine dâhil oldular. Bunların da katılımı sonucu İtalyan Millî Birliği tamamlanmış oldu. İtalya Krallığı kuruldu.

20. ve 21. yüzyıllar

1922-1943 arasında İtalya'nın başbakanı Benito Mussolini

İtalya, Roma devrinden sonra ilk kez tek bir ülke hâline gelebilmişti. Yeni İtalyan Krallığı’nda 20. yüzyılda kuzey İtalya hızlı sanayileşerek gelişirken, güney İtalya’da nüfus hızla yükseliyor ve milyonlarca insan daha iyi bir yaşam için yurdışına göç etme yolları arıyordu. 1861 yılında ülkede çıkarılan anayasa insanlara pek çok temel hak ve özgürlüğü sağlıyordu. Ancak seçme ve seçilme hakları bunun dışındaydı ve varlıklı olmayan kişilerle eğitimsiz sınıfın oy kullanma hakkı yoktu. Daha sonra, 1913’te ülkedeki tüm erkeklere oy kullanma hakkı tanındı. Böylece sosyalist parti liberalleri ve muhafazakârları alt ederek ana politik parti hâline geldi. 19. yüzyılın son yirmi yılından başlayarak İtalya da diğer Avrupa ülkeleri gibi sömürgeleşme yoluna gitti. Osmanlı İmparatorluğu’na karşı yaptığı Trablusgarp Savaşı’nı kazandı. Batı Türkiye’de Oniki Ada; Afrika’da Libya, Etyopya ve Somali gibi bazı ülkeleri de işgal ederek sömürgeleştirdi. I. Dünya Savaşı başladığında önce tarafsızlığını ilan eden İtalya, sonuç olarak 1915’te Londra Paktı ile İtilaf Devletleri arasına katıldı. İtalya’ya savaşa girmesi koşuluyla Trento, Trieste, Istria, Dalmaçya ve Osmanlı Devleti’nin bazı bölgeleri vadedildi. Savaş süresince 600.000 İtalyan askeri yaşamını yitirdi ve İtalya ekonomisi çöktü. Savaşın sonucunda İtalya’ya verilen sözlerden çoğu tutulmadı. St. Germain Antlaşması ile İtalya galip tarafta olmasına karşın yalnızca Trento, Trieste ve Bolzano’yu alabildi. Bu sonuç İtalyan toplumu arasında büyük hoşnutsuzluklara yol açtı.

I. Dünya Savaşı’nın neden olduğı yıkımdan sonra oluşan karışılık ortamında, 1917 Ekim Devrimi’nin ateşlediği hareketlilik bir anarşi ve kargaşa ortamı yarattı. Sosyalist bir devrimden kaygı duyan liberal görüşler Benito Mussolini önderliğinde Ulusal Faşist Parti’yi kurdular. Ekim 1922’de faşistler krala karşı bir darbe girişiminde bulundular. Kral, ordularına darbeci güçlere karşı koymamaları yönünde buyruk verdi ve Mussolini ile iş birliği yapma yoluna gitti. Bunu izleyen birkaç yıl içinde Mussolini tüm siyasi partileri kapattı ve birtakım kişisel özgürlükleri kısıtlayarak kendi diktatörlük rejimini ilân etti. 1935’te İtalya Habeşistan’ı görece uzun süren bir direniş sürecinin ardından işgâl edince Milletler Cemiyeti olaya müdâhil oldu. Buna karşılık Faşist İtalya, Nazi Almanyası ile anlaşma ve iş birliği yoluna gitti. Nazi Almanyası ile ilk antlaşma 1936 yılında yapıldı. Ardından 1938’de Çelik Paktı geldi. İspanya İç Savaşı’nda İtalya, Franco’yu sonuna kadar destekledi. Avusturya’nın ve Çekoslovakya’nın Almanya’ya bağlanması girişimlerinde de Hitler’e destek verdi.

İtalya, 1940’ta savaşa katıldı. Kuzey Afrika’da başarılı oldular ancak Yunanistan’ın işgalinde İtalyan birlikleri Yunan direnişçilere karşı yenilgiler aldı. Amerikan ve İngiliz birlikleri 1943’te Sicilya’ya çıktı. Aynı yıl İtalya’nın güneyini ele geçirdiler ve Mussolini, başbakanlık görevinden alınarak hapsedildi. Alman paraşütçüler Mussolini’yi kurtardı ve Mussolini İtalya’nın kuzeyinde İtalyan Sosyal Cumhuriyeti’ni kurdu. 1945’te İtalya’nın kuzeyi de kaybedildi ve bunun üzerine Mussolini İtalya’dan kaçmaya çalıştı ancak komünist partizanlarca yakalanarak kurşuna dizildi.

Coğrafya

İtalya'nın Uzaydan görünümü

İtalya Coğrafyası

İtalya, Güney Avrupa’da anakaradan Akdeniz’e çıkıntı yapan uzun, çizme biçimindeki İtalya Yarımadası ile bu yarımada ve Alpler arasındaki topraklar üstüne kuruludur. Ülke, en büyükleri Sicilya ve Sardinya olmak üzere Akdeniz’de irili ufaklı pek çok adanın da sahibidir. Toplam yüzölçümü 301.230 kilometrekaredir. Bunun 294.020’sini kara, 7.210’unu ise sular oluşturmaktadır. İtalya Yarımadası ile Sicilya Adası’nı Messina Boğazı ayırmaktadır.

Adalar da işin içine katıldığında İtalya Adriyatik, İyon ve Tiren denizleri aracılığıyla toplamda 7.600 kilometre uzunluğunda deniz kıyısına; İsviçre ile 740, Fransa ile 488, Avusturya ile 430, Slovenya ile 232, San Marino ile 39 ve Vatikan ile 3,2 kilometre kara sınırına sahiptir. Mikrodevletler olarak anılan Vatikan ve San Marino tümüyle İtalya içinde yer alır ve tek komşusu İtalya’dır. Benzer olarak İtalya’nın da İsviçre içinde kalan Campione d’Italia adında, yaklaşık 1,5 kilometrekare büyüklüğünde ve 2.500 nüfuslu bir eksklav beldesi vardır.

Apenin Dağları yarımadayı boydan boya aşar ve Alplerin bir koludur. Alpler ise ülkenin kuzey sınırında, İsviçre ile İtalya arasında yer alır. Ülkenin en büyük gölleri, kuzeyde yer alan 143 kilometrekarelik Garda Gölü ve ülkenin orta kesimlerinde bulunan Trasimeno Gölü’dür. Ülkenin en büyük akarsuyu Po Nehri, Alplerden başlayarak Padan Ovası’nı geçer ve batı sınırında Adriyatik Denizi’ne sularını boşaltır. İtalya’da ayrıca pek çok aktif volkan bulunur. Bunlardan Etna Avrupa kıtasındaki en büyük yanardağdır. İtalya’nın diğer önemli yanardağları, Vezüv, Stromboli ve Vulcano’dur.

İklim

İtalya İklimi

İtalya’da iklim özellikleri son derece çeşitlidir ve bölgenin coğrafi özelliğine göre ülkenin büyük bölümünde egemen olan tipik Akdeniz ikliminden büyük farklılıklar gösterebilir. Örneğin Torino, Milano ve Bologna gibi şehirlerin bulunduğu İtalya’nın iç kuzey bölgeleri Köppen iklim sınıflandırmasında Cfa kategorisinde yani karasal iklim bölgesi olarak gösterilir. Ligurya Bölgesi’nin kıyı kesimleri ve Floransa’nun güneyinde kalan bölgeler genel olarak Akdeniz iklimine uysa da, yarımadanın kıyı kesimleriyle yüksek rakımlı iç bölgeler ve vadiler arasındaki büyük iklim farklılıkları göze çarpar. Özellikle kış ayları boyunca yüksek yerler soğuk, yağışlı ve çoğu zaman da karlı olur. Bunun yanında kıyı kesimlerinde ise ılıman kışlar ile ılık ve yağışız yazlar geçirilir.

Yönetim ve politika

İtalya’nın yönetim biçimi çok partili ve parlamenter demokrasi ile işleyen cumhuriyettir. İtalya’nın politikaları bu bağlamda oluşturulur. Yürütme erki, bakanlar kurulunun elindedir ve bu kurula ülkenin cumhurbaşkanı başkanlık eder. Yasama organı, ulusal meclis ve bakanlar kurulu tarafından ortaklaşa yürütülür. Yargı, yasama ve yürütme erklerinden bağımsızdır. İtalya 2 Haziran 1946’dan bu yana demokratik cumhuriyet olarak yönetilmektedir. Bunun öncesinde ülkede bulunan kraliyet sistemi halkoylaması sonucu kaldırılmıştır. İtalyan Anayasası ise 1 Ocak 1948 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

İtalyan Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı (İtalyanca: Presidente della Repubblica) her yedi yılda bir ulusal meclis ve az sayıda bölgesel temsilci tarafından seçilir. İtalya’da cumhurbaşkanları tarafsız bir biçimde ülkenin birlik ve bütünlüğü simgelemekle yükümlüdürler. Daha önceleri İtalya krallarına verilen hakların büyük bölümünü elinde bulundurur. Cumhurbaşkanı, yasama, yürütme ve yargı erklerinin ortasında tüm bunların işlerliğini sağlamakla görevlidir. Yöneticileri atamak, yargıya başkanlık etmek ve ülke ordusunun başkomutanı olmak gibi görevleri de yürütmektedir. Seçim ile işbaşına gelmiş partiler içinden çıkacak başbakanı da cumhurbaşkanı atar ve başbakana kabineyi kurma görevi verir. Kabinenin onaylanması ulusal mecliste yürütülen güven oylamasına bağlıdır.

İtalya’da iki meclisli sistem uygulanmaktadır ve bu meclisler halk tarafından oylama yöntimiyle seçilir. Halk meclisinde 630 sandalye varken, sentadodaki sandalye sayısı 315’tir. Senatoda bunun yanı sıra az sayıda ömürboyu katılım hakkına sahip olan temsilci de yer alır. İtalya’da halk meclisine katılacak temsilcileri seçmek için yapılan oylamalara 18 yaşını doldurmuş olan her İtalyan vatandaşı katılabilir. Ancak senato üyelerini seçerken oy kullanma yaşı alt sınırı 25 olarak belirlenmiştir. Her iki meclis de 5 yıllık süreler için seçilir. Ancak cumhurbaşkanının bazı olağanüstü hâllerde meclisi feshetme hakkı vardır. Bu durumun örnekleri 1972, 1976, 1979, 1983, 1994, 1996 ve 2008 yıllarında yaşanmıştır.

İtalyan Parlamentosu’nun kendine özgü (sui generis) özelliklerinden biri de İtalya’nın kalıcı olarak yurtdışında yaşayan İtalyan vatandaşlarına da temsil hakkı vermesidir. Günümüzde çoğunluğu eski sömürge ülkelerinde olan 2,5 milyon yurtdışında yaşayan İtalyan vatandaşı vardır. 630 ulusal meclis temsilcisi içinde 12, 315 senato temsilcisi içindeyse 6 kişi yurtdışındaki İtalyan vatandaşları arasından seçilmiştir. Bu olay ilk kez Nisan 2006’da yaşanmıştır ve bu milletvekillerine İtalya’dan seçilenler ile eşit haklar verilmektedir. İtalyan hukuk sistemi büyük ölçüde Roma hukuku üstüne kuruludur. İtalya Anayasa Mahkemesi yasaların anayasaya uygunluğunu ve anayasanın korunmasını denetler. İtalya’da anayasa mahkemesi İkinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan yeniliklerdendir.

Dış ilişkiler

İtalya, günümüzdeki anlamıyla Avrupa Birliği’ne dönüşmeden önce oluşturulan Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun kurucu üyelerindendir. Ülke, 1955 yılında Birleşmiş Milletler’e kabul edilmiştir ve NATO’nun da en büyük destekçilerinden ve üyelerindendir. Ayrıca Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması/Dünya Ticaret Örgütü ve Avrupa Konseyi gibi örgütler de İtalya’nın üyesi olduğu bazı diğer kuruluşlardır. 1994 yılında Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın, 2001 ve 2003 yıllarında Avrupa Birliği’nin, ve G8 topluluğunun dönüşümlü başkanlık görevlerini de yürütmüştür.

İtalya Birleşmiş Milletler ve uluslararası güvenlik konusundaki politikalarını desteklemektedir. İtalyan ordusu çeşitli zamanlarda Somali, Mozambik ve Doğu Timor’da barış gücü askeri olarak görev yapmış; Bosna, Kosova ve Arnavutluk’ta NATO ile Birleşmiş Milletler operasyonlarına katılmıştır. Şubat 2003’te Afganistan’a 2.000 asker yollamıştır. İtalya Irak’ta istikrar ve güvenliğin sağlanabilmesi amacıyla yürütülen uluslararası çalışmalara da destek vermektedir. Irak’a göndermiş olduğu askerlerden 3.200 kadarını Kasım 2006’da geri çekmişse de günümüzde yalnızca insanî yardım ve sivil güvenlik ekipleri ile hizmet vermeyi sürdürmektedir.

İtalya’nın asker gönderdiği bir başka ülke de 2006 yılında Lübnan olmuş ve Birleşmiş Milletler aracılığıyla 2.450 İtalyan askeri bölgede konuşlandırılmıştır.

Savunma

Uçak gemisi Cavour

İtalyan Eurofighter Typhoon

İtalyan silahlı kuvvetleri, İtalyan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından başkanlık edilen Yüksek Savunma Konseyi’nin komutasındadır. 2008 yılında ordu 186.798 kişilik personelden oluşmaktadır. Bunun yanı sıra 114.778 kişilik bir jandarma ekibi de görev yapmaktadır.

İtalya’da askerlik görevi 2003 yılından bu yana zorunlu olmaktan çıkarılmıştır. 18 yaş ve üstü kişiler istedikleri takdirde orduya katılabilirler. İtalya’nın 2007 yılı askerî harcaması 33,661 milyar dolar olmuştur. (ulusal gelirin %1,8’i)

Ordu

İtalyan ordusu (İtalyanca: Esercito Italiano) İtalyan Cumhuriyeti’nin savunma birimleri içinde en temel olanıdır. Ülkede, 2003 yılından bu yana katılımın isteğe bağlı olduğu profesyonel ordu görev yapmaktadır. 2008 yılında İtalyan ordusunun asker sayısı 10669.703 olarak bildirilmiştir. İtalya’nın elinde bulundurduğu önemli savunma araçları içinde Dardo piyade savaş aracı, Centuaro tank imha edici, Ariete tanklar; hava savunma araçları içindeyse A-129 taktik taarruz saldırı helikopteri bulunmaktadır. İtalyan ordusu pek çok kez Birleşmiş Milletler kararları uyarınca dünyanın çeşitli yerlerinde görev yapmıştır.

Donanma

İtalyan Donanması (İtalyanca: Marina Militare) 2008 yılı itibarıyla 65 gemi ve uçak gemisi, muhrip, fırkateyn, denizaltı ve daha küçük boyutlu araştırma gemisine sahiptir. Marina Militare olarak anılan donanma son dönemlerde daha yüksek kapasiteli uçak gemileri, muhripler, denizaltılar ve çok amaçlı fırkateynler ile donatmaktadır. (Cavour gibi). İtalyan donanması NATO’nun bir üyesi olan İtalya adına dünyanın çeşitli bölgelerinde görevler yürütmüştür.

Hava kuvvetleri

İtalyan Hava Kuvvetleri (İtalyanca: Aeronautica Militare) İtalyan ordusunun en önemli ve gelişmiş birimlerinden biridir. İtalyan havacılık tarihi 1884 yılına kadar uzanmaktadır ve İtalya, 1911 yılında Osmanlı Devleti ile İtalya arasında yapılan Trablusgarp Savaşı’nda uçağı dünya üzerinde ilk kez savaş aleti olarak kullanarak tarihe geçmiştir. Çağdaş İtalyan havacılık kuvvetleri ise 28 Mart 1923 tarihinde kurulmuş ve bugün 466 bin personel ve 7.644 hava aracıyla hizmet vermektedir. İtalya 29 adet havaüssüne ve kendi ürettiği çok sayıda patentli hava savaş aracına sahiptir.

Jandarma

İtalyan jandarma askerlerine Carabinieri adı verilir. Bunlar asker donanımına sahip polis ekipleridir. Ülkede sivil güvenliğin sağlanmasından sorumlulardır. İtalyan jandarmasının geçmişi Savoy dükü I. Victor Emmanuel’e dayanmaktadır. Mussolini iktidarı dönemi faşist İtalya’da jandarma askerleri her türlü karşı eylem ve gösteriyi bastırmak için kullanılmıştır. Jandarma askerlerinin üniformaları lacivert renkli bir takım, yaka ve manşetlerde gümüşî şeritler ile gümüş rengi apoletlerden oluşmaktadır. Bu birimin kullandığı araçlar bölgeye göre değişen gereksinimler doğrultusunda otomobil, motosiklet, zodyak bot ya da unimoglar olabilir.

İdari bölümler

İtalya, 20 adet bölgeye ayrılmıştır (çoğul: regioni, tekil regione). Bunların beş tanesi, yerel sorunları çözmek için yasalar uygulayabilmelerine izin veren özerk statüye sahiptir; bu bölgeler, aşağıdaki tabloda bir yıldız (*) işareti ile etiketlenmiş. Ek olarak ülke toplam 96 il (province) ve 8.047 kömün’e (comuni) bölünmüştür.

tb

Nüfus bilgileri

2008 yılının sonunda, İtalya’nın toplam nüfusu 60 milyonu aştı. Bu sayılar ışığında, İtalya günümüzde Avrupa Birliği içinde Almanya, Fransa ve Birleşik Krallık’tan sonra dördüncü, dünya genelindeyse yirmi üçüncü en kalabalık ülkedir. İtalya’da kilometrekareye düşen kişi sayısı 199.2’dir ve bu yoğunluk da İtalya’yı Avrupa Birliği içinde en yoğun nüfuslu beşinci ülke yapar. Ülkenin en yoğun nüfuslu bölgesi Kuzey İtalya’dır ve ülkenin yüzölçümünün yaklaşık üçte birini oluşturan bu bölge, ülkenin toplam nüfusunun ise neredeyse yarısını barındırmaktadır.

İkinci Dünya Savaşı’nın sonrasında İtalya, uzun süreli bir ekonomik yükseliş sürecine girmiş ve bu dönemde ülkenin kırsal kesimlerinden büyük kentlere göç patlaması yaşanmıştır. Bunun yanı sıra ülke göç ile nüfus yitiren bir ülke olmaktan çıkmış, göçmen kabul eder hâle gelmiştir. Bu ekonomik canlılık ve atılım süreci 1970’lere dek sürmüştür. Buna karşın, son yirmi yılda İtalya’nın aldığı yoğun dış göç sayesinde İtalya 2000’li yıllarda yeni doğum oranlarında gözle görülür bir artış yaşamaktadır. Bu artış özellikle uzun süredir düşük oranlarda seyreden kuzey bölgelerinin nüfuslarında görülmektedir.

Kadın başına düşen çocuk sayısı da gerek göçmen annelerin, gerekse İtalyan kadınlarının dünya getirdikleri çocuklarla geçen yıllara oranla artış göstermiştir. 2005 yılında kadın başına düşen çocuk sayısı 1,32 iken, 2008 yılında bu sayı 1,41’e kadar çıkmıştır.

Göçler

İtalya Başkenti Roma

İtalyan hükûmetinin yaptığı açıklamaya göre İtalya’da ocak 2009 tarihinde toplam 3.891.295 göçmen yaşamaktadır. Bu rakam İtalya’nın toplam nüfusunun %6.5’ine denk gelmektedir. Avrupa Birliği’nin son yıllarda gerçekleştirdiği genişleme girişimleri sonucu İtalya’ya yapılan en yeni göç dalgası komşu Avrupa Birliği üyesi ülkeler ve Doğu Avrupa ülkelerinden gelmiştir. Önceden en yoğun göçün alındığı Kuzey Afrika’nın yerine günümüzde öne çıkan gruplar Asyalı göçmenlerdir. İtalya’da en büyük göçmen grup resmî olarak kayıtlı yaklaşık 800 bin kişiyle Rumenlerdir. Rumenler son yıllarda Arnavutları ve Faslıları sayıca geçerek İtalya’daki en büyük azınlık durumuna gelmişlerdir. Bazı gayrıresmî varsayımlar ve savlar, İtalya’da yaşayan Rumenlerin sayısının belirtilen rakamdan iki katı kadar hatta daha fazla olduğunu öne sürmektedir. 2009 yılı itibarıyla İtalya nüfusu içinde yurtdışında doğmuş olanların sınıflandırılması şöyledir: Avrupa (%53,5), Afrika (%22,3), Asya (%15,8), Amerika (%8,1) ve Okyanusya (%0,06). İtalya’da yaşayan göçmenlerin ülke içindeki dağılımı ise oldukça dengesizdir. Ülkedeki göçmenlerin %87,3’ü ülkenin ekonomik olarak en gelişmiş yerleri olan kuzey ve orta kesimlerinde yaşarken, yalnızca %12,8’i yarımadanın güney kesimlerinde yaşar.

İtalyan diasporası

1800’lerin sonunda İtalya topraklarında ulusal birliğin sağlanmasının ardından İtalya’da yurtdışına verilen kitlesel göçler başladı. 1898 ve 1914 yılları arasında tüm dünya ülkelerinde İtalyan diasporası kayde değer ölçüde büyüdü. Bu süreçte her yıl yaklaşık 750 bin İtalyan yurtdışına göç etti. İtalyan toplulukları, önceleri İtalya’nın eski Afrika sömürgelerinde büyüme gösterdi. Bu dönemde Eritre’de (İkinci dünya savaşı başladığındaki sayıları 100 bin)[29], Somali’de ve Libya’da (150 bin nüfusla toplam ülke nüfusunun %18’ini oluşturuyorlardı) pek çok sayıda İtalyan bulunuyordu. Ancak Libya’da yaşayan İtalyanlar 1970 yılında tümüyle ülkeden uzaklaştırıldılar. İkinci Dünya Savaşı sonrasında geçen on yıllık dönemde yaklaşık 350 bin İtalyan kökenli kişi Yugoslavya’yı terk etti. Geçmişte İtalyanların göç ettikleri bölgelerde bugün onların soyundan gelen milyonlarca insan bulunmaktadır: Brezilya (25 milyon), Arjantin (20 milyon), Amerika Birleşik Devletleri (17.8 milyon), Uruguay (1.5 milyon), Kanada (1.4 milyon), Venezuela (900,000) ve Avustralya (800,000).

Tanınan etnik azınlıklar

İtalya’da pek çok etnik grup hükûmet tarafından resmî olarak tanınmakta ve bu gruplara azınlık hakları çerçevesinde bazı ayrıcalıklar verilmektedir. Bu haklar uyarınca kimi azınlıkların dilleri, yaşadıkları bölgelerde ikinci bir resmî dil olarak kabul edilebilmektedir.

  • Fransızca, Aosta’da resmî dil statüsündedir. Ancak bu bölgede yaygın olarak konuşulan asıl dil Arpitancadır.
  • Ladince, Trentino-Alto Adige ve Güney Tirol’ün kimi yerlerinde resmî dildir.
  • Slovence: Slovenlerin yoğun olarak yaşadığı, Friuli-Venezia Giulia bölgesinin Gorizia ilinde resmî dildir.
  • Almanca: Bolzano’da resmî dildir.

Söz konusu bu bölgelerde hazırlanan resmî belge ve tabelalar ve trafik levhaları ikidillidir. Latincenin konuşulduğu bölgelerde ise üçdilli olarak da hazırlanabilmektedir. Azınlık okullarının bulunduğu yerlerde azınlık dillerinde eğitim görme olanağı bulunabilmektedir.

İnançlar

Hristiyanlığın Katolik mezhebi İtalya’daki en önemli dinî inançtır. Geçmişte Katolik Kilisesi İtalya’nın resmî dini olarak kabul görmüşse de 18 Şubat 1984’te hazırlanıp 25 Nisan 1985’te yürürlüğe giren bir konkordato (Kilise ile yapılan antlaşma) ile İtalya laik devlet yapılanması geliştirmiştir. 2006’da yayınlanmış bir araştırma raporuna göre İtalyanların %87.8’i kendisini Roma Katoliği olarak tanımlamıştır ancak bunların içinden yalnızca %36.8’si kiliseye düzenli gittiğini bildirmiştir. 2017’de yapılan bir araştırmaya göre ise İtalyanların %74.2’si kendisini Roma Katoliği olarak tanımlamıştır.

İtalya’da önemli ölçüde mensubu bulunan diğer Hristiyanlık mezhepleri Ortodoksluk, Pentakostalizm ve Evangelizm’dir. Ülkedeki en eski dinî azınlık grubu ise Yahudilerdir. Geçmişte İtalya’nın en büyük Hristiyan olmayan azınlığı olarak anılan Yahudilerin bugün İtalya’daki sayısı ortalama 45.000 kadardır. Son yıllarda Orta Doğu ve Kuzey Afrika’dan aldığı yoğun göçler sayesinde ülkede 825 bin kişiden oluşan bir Müslüman azınlık oluşmuştur. Müslümanlar İtalya nüfusunun %1.4’ünü oluşturmaktadır ama bunların içinden yalnızca 45.000’inin İtalyan vatandaşlığı vardır. Ülkede ayrıca 50 bin kadar budist 70 bin kadar Sih ve 70 bin kadar da Hindu yaşamaktadır.

Ekonomi

Ekonomi

Uluslararası Para Fonu’nun verilerine göre İtalya, 2008 yılında dünyanın en büyük yedinci, Avrupa’nın ve Avrupa Birliği’nin ise dördüncü ekonomisidir. Ülkenin kuzeyinde gelişmiş bir sanayi ile köklü ve zengin özel şirketler öne çıkarken, ülkenin güney kesimleri devlet destekli tarım ve ufak çaplı sanayi alanları ile ayakta durmaktadır.

Geride bırakılan son 10 yıl içinde ülke ekonomisinin yıllık ortalama büyümesi %1.23 olmuştur. Bu sayı Avrupa Birliği ortalaması için %2.28’dir. Son yıllarda yaşadığı ekonomik durgunluk, siyasi çalkantılar ve reform programlarını uygulamadaki aksaklıklar nedeniyle basın tarafından Avrupa’nın hasta adamı biçiminde anılmaktadır. Ancak yapılan son istatistiksel araştırmalar ışığında İtalyanların satın alım gücünün Avrupa Birliği ortalaması değerlerine yakın olduğu gözlenmektedir.

İtalya’da genel olarak ülkenin coğrafi yapısından kaynaklanan nedenlerden ileri gelen yapısal sorunlar vardır. Hammadde eksikliği ve enerji kaynaklarının azlığı da öne çıkan baika sorunlardır. Ülkenin coğrafi yapısı genel olarak dağlıktır. Bu nedenle yoğun tarım yapılabilecek topraklar oldukça kısıtlıdır. Enerji sektöründe büyük ölçüde dışa bağımlılık söz konusudur. 2006 yılı verilerine göre ülkede tüketilen toplam enerji miktarının %86’sı dış kaynaklardan sağlanmıştır.(katı yakıtların %99.7’si, petrolün %92.5’i, doğalgazın %91.2’si ve elektriğin %15’i.)

İtalya ekonomisi ayrıca altyapı yatırımlarının gelişmemesi, pazara yönelik reformların uygulanamaması ya da yapılmaması ve araştırma konusunda yatırımlar yapılmaması nedeniyle güç yitirmektedir. Dünya Ekonomik Özgürlük Endeksi, 2008 yılında yayınladığı çalışmada ülkenin sırasını dünyada 64. Avrupa’da ise 29. olarak belirlemiştir. Böylece İtalya, avro alanı içinde en son sıraye yerleşmiştir. Dünya Bankası’na göre İtalya iş kurma, yatırım yapma ve ticaret konularında oldukça uygun ülkeler arasında gösterilmektedir. Buna karşın, ülkede bürokrasi alanında, mülkiyet haklarının korunması ve yüksek vergilendirmeler konusunda sorunlar göze çarpmaktadır. Bununla birlikte son yapılan araştırmalarda İtalya’nın 2006 yılında araştırma ve geliştirme konularına ayırdığı bütçe gayrisafi millî hasılanın %1.14’üyle sınırlı kalmış ve böylece, %1.84’lük Avrupa Birliği ortalamasının ve %3’lük Lizbon Stratejisi hedeflerinin oldukça altında kalınmıştır.

İtalya ekonomisinin büyüklüğündeki diğer ülkelerde karşılaştırıldığında İtalya’da oldukça az sayıda dünya çapında çokuluslu şirket vardır. Buna karşın İtalya’daki küçük ve orta ölçekteki şirket sayısı oldukça fazladır. Bu durum İtalya’da üretim sektöründe tek bir ürünün öne çıkmasına neden olmuştur. İtalya’nın dışsatımını yaparak ekonomisini canlı tuttuğu lüks tüketim malları son dönemlerde Çin gibi yükselmekte olan ve işgücünün ucuz olduğu ülkelerle rekabet içine girmektedir. İtalya’nın dışarıya sattığı ürünler içinde en önde gelenler motorlu araçlar (Fiat Group, Aprilia, Ducati, Piaggio); kimyasal ve petrokimyasal ürünler (Eni); enerji ve elektrik mühendisliği sistemleri (Enel, Edison, Prysmian); elektrikli ev gereçleri (Candy, Indesit); uzay ve savunma teknolojileri (Alenia, Agusta, Finmeccanica); ateşli silahlar (Baretta); moda ve tekstil ürünleri (Armani, Valentino, Versace, Dolce & Gabbana, Robert Cavalli, Benetton, Prada, Luxottica); gıda ürünleri (Ferrero, Barilla, Martini & Rossi, Campari, Parmalat) ve lüks arabalar ((Ferrari, Maserati, Lamborghini, Pagani, Alfa Romeo, ile yatlardır (Ferretti, Azimut)

İtalya’da turizm ise ülkede en hızlı gelişen ve en çok kâr getiren sektörlerdendir. Her yıl 43.7 milyon turist ülkeyi ziyaret etmekte ve ülkeye 4.7 milyar dolar bırakmaktadır. İtalya dünya sıralamasında en çok ziyaret edilen beşinci ülke, turizmden en çok kazanan dördüncü ülkedir.

Ulaşım

Ulaşım

Ulaşım

2004 yılında İtalya’da ulaşım sektörü, yaklaşık 119.4 milyon avroluk iş hacmine ulaştı ve ulaşım alanında hizmet veren 153.700 şirkette 935.605 kişiye istihdam sağlandı. Ulusal yol ağında bakıldığında, 2002 yılında İtalya’da iş görür durumda toplam 668.721 kilometre uzunluğunda karayolu vardır. Bunun 6.487 kilometresi bir özel şirket tarafından işletilen devlet yollarıdır.

2005 yılında İtalya’da 34.667.000 otomobil (Her bin kişiye 590 otomobil) ve 4.015.000 yük taşıtı olduğu kayda geçmiştir. Devlete ait olan ancak yine bir özel şirket tarafından yönetilmekte olan demiryolları da 2003 yılında toplam 16.287 kilometre olarak ölçülmüştür. Ülkedeki demiryolu ağının %69’u elektrikli olup demiryollarında toplam 4937 lokomotif ve vagon çalışmaktadır. Fréjus Demiryolu Tüneli, Alpleri aşarak ülkeyi Fransa ile bağlayarak demiryolu ulaşımında önemli bir yer tutmaktadır. Yapımı sürmekte olan Brenner Tüneli ise Avusturya ile İtalya’yı demiryolu ile birbirine bağlayacaktır.

Ulusal sınırlar içinde kalan akarsu ağı genelinde toplam uzunluğu 1.477 kilometreyi bulan ırmak ve kanallarda ulaşım ve taşımacılık yapılabilmektedir. Ülkede ayrıca 2004 yılı itibarıyla büyük çapta havalimanlarının sayısı 30, büyük limanların sayısı ise 43 olarak saptanmıştır. Cenova limanı İtalya’nın en büyük, Akdeniz’in ise ikinci büyük limanıdır. 2005 yılında İtalya’da 389 bin birimlik sivil havacılık filosu ve 581 gemilik bir ticaret filosu bulunmaktadır.

Kültür

İtalya, 1861 yılında ulusal birliğini sağlayana dek tek bir ülke değildi. İtalya topraklarındaki küçük devlet ve krallıklar birbirleri arasında farklılık gösterebilen kendi kültürlerini geliştiriyorlardı. Bu nedenle günümüzde İtalyan geleneği ya da İtalyan kökenli olarak adlandırılan şeyler bölge ve kökenlerine göre ayrılabilir. İtalya’nın Avrupa’nın kültürel ve tarihî mirasına katkısı çok büyüktür. Roma İmparatorluğu gibi dünyanın köklü devletlerine ev sahiplliği yapmış olması ve Hristiyanlığın en önemli merkezi Vatikan’ı içinde bulundurması nedeniyle kültürel miras ögeleri bakımından son derece zengindir. İtalya, günümüzde UNESCO’nun 44 Dünya Kültür Mirası alanına ev sahipliği yaparak birinciliği elinde bulundurmaktadır.

Görsel sanatlar

İtalya’da resim sanatı tarihin hemen her döneminde gelişim göstermiştir.Tiziano Vecellio ve Caravaggio İtalyan resminin en seçkin erken örneklerini vermişlerdir. İtalyan ressamların işlerinde çoğunlukla dinî figürler öne çıkmıştır. Bunda ülkenin Vatikan ile olan yoğun ilişkisi etkili olmuştur. İtalya’da resim sanatında verilen yapıtlar çoğu zaman Avrupa’nın en önde gelen sanat eserleri olmuştur. Romanesk ve Gotik sanattan, Rönesans ve Barok üslubuna kadar her sanat akımında İtalyan ressamlar kayda değer ürünler vermişlerdir. Bu dönemlerde yapıtlar veren ressamlar arasında Michelangelo, Leonardo da Vinci, Donatello, Botticelli, Fra Angelico, Tintoretto, Caravaggio, Bernini, Titian ve Raphael sayılabilir. Bu dönemlerden sonra İtalya dış güçler tarafından sürekli baskılarla maruz kalmış ve bu da ülkede ilginin sanattan, daha çok politik sorunlara kaymasına neden olmuştur. Tüm bunlar sonucunda İtalya Avrupa’da sanat alanında elde ettiği otoriteyi yitirmiştir. Daha sonraları İtalyan resminde ilk canlanma 20. yüzyılda Fütürizm akımıyla olmuş ve bunu metafizik resim akımı izlemiştir. Bu akımda en önemli katkıları Giorgio de Chirico vermiş ve kendinden sonra gelecek olan kuşak ve gerçeküstücülük akımı temsilcileri üzerinde büyük etkiye sahip olmuştur.

Yazın

İtalyan dilinin temelleri, 1300’lü yıllarda Floransalı şair Dante Alighieri tarafından atılmıştır. İtalyan yazınının en erken ve önemli temsilcileri arasında sayılan Dante’nin İlahî Komedya adlı yapıtı Orta Çağlarda Avrupa’da üretilen en önemli yazınsal eserlerden biridir. Bunu dışında Giovanni Boccaccio, Giacomo Leopardi, Alessandro Manzoni, Torquato Tasso, Ludovico Ariosto ve Francesco Petrarca gibi ünlü İtalyan edebiyatçıları yüzyıllar boyu Avrupa yazınına katkıda bulunmuşlardır. Felsefe alanında öne çıkan düşünürler arasında Giordano Bruno, Marsilio Ficino, Niccolò Machiavelli ve Giambattista Vico sayılabilir.

Çağdaş İtalyan yazınını temsilcileri arasında ise pek çok Nobel ödüllü yazar bulunur. Nobel ödülü almış İtalyan edebiyatçılar şunlardır: ulusalcı şair Giosuè Carducci (1906)’da, realist yazar Grazia Deledda (1926)’da, çağdaş tiyatro yazarı Luigi Pirandello (1936)’da, şair Salvatore Quasimodo (1959)’da, Eugenio Montale (1975’te), satirist tiyatro yazarı Dario Fo (1997’de).

İtalyan tiyatroları sanatı incelenecek olursa, kökenleri Yunan tiyatrosu etkisinde kalmış Roma tiyatrosuna kadar indirilebilir. Roma dönemi drama yazarları genelde Yunanca oyunları çevirmişlerdir. 16. yüzyılda ve 18. yüzyıla kadar Commedia dell’arte akımı doğaçlama tiyatronun bir dalı olarak kalmıştır ve bugün bile İtalya sahnelerinde görülebilmektedir. İtalya’da yaygın olan bir başka tiyatro geleneği de canovaccio adı verilen gezici tiyatro truplarıdır. Bu truplardaki sanatçılar gittikleri yerlerde açıkhava sahneleri kurarlar ve kabataslak bir senaryo çerçevesinde hokkabazlık ve akrobasi ile karışık eğlence şovları düzenleyerek tiyatro yaparlar.

Bilim

Yüzyıllar boyunca, İtalya’dan pek çok bilim insanı yetişti. Bu bilim insanlarının çeşitli alanlarda insanlığa kazandırdıkları buluşlar ile kendilerinin ve ülkelerinin adını duyurdular. Bunlar içinde en bilinen isimlerden biri de Leonardo da Vinci’dir. Da Vinci, biyolojiden teknolojiye pek çok alanda çağdaş bilime rehberlik eden buluşlara imza attı. Aynı şekilde Galileo Galilei fizik, matematik ve astronomi alanlarında çalışan ve pek çok buluşa imza atan bir başka İtalyan bilim insanıdır. Galilei teleskobun geliştirilmesine önemli katkılarda bulunmuş ve bir bölümünü kendi gerçekleştirdiği sayısız astronmik buluşa olanak sağlamıştır. Nobel ödülü de kazanan fizikçi Enrico Fermi dünyanın ilk nükleer reaktörünü oluşturan gruba önderlik etmiş, kuantum teorisinin oluşturulmasına verdiği destek ve fizik alanındaki diğer önemli çalışmalarıyla adını duyurmuştur.

İtalya’da bilim alanında önemli katkılar veren araştırmacılar arasında Güneş Sistemi ile ilgili pek çok buluşa imza atan gökbilimci Giovanni Domenico Cassini, pili bulan fizikçi Alessandro Volta, matematikçiler Lagrange, Fibonacci ve Gerolamo Cardano, mikroskopik anatominin kurucusu doktor Marcello Malpighi, hücre teorileri, hayvan üremesi ve insan bedeninin işlevleri konusunda yeni bilgiler ortaya çıkarak biyoloji araştırmacısı Lazzaro Spallanzani, kendisiyle aynı adla anılan golgi aygıtını bularak Nobel ödülü kazanan bir diğer İtalyan bilim insanı Camillo Golgi ve radyoyu icat ederek, yine Nobel kazanan bir başka İtalyan olan Guglielmo Marconi sayılabilir.

Müzik

İtalyan folk müziğinden, Avrupa klasik müziğine kadar, müzik her zaman İtalya kültüründe önemli bir rol oynamıştır. Opera’ya hayat veren İtalya, klasik müziğin temellerinin atıldığı yerdir. Aynı zamanda piano ve violin gibi klasik müzikle ilgili çalgılarında ortaya çıkış yeri İtalya’dır. Senfoni, konçertove sonata da köklerini İtalya’da 16. ve 17. yüzyıllarda gelişen akımlardan alan müzik türleridir. İtalya’nın en önde gelen bestecileri arasında, Rönesans dönemi bestecisi Giovanni Pierluigi da Palestrina ve Claudio Monteverdi, Barok besteciler Alessandro Scarlatti, Arcangelo Corelli ve Antonio Vivaldi, klasik dönem besteciler Niccolò Paganini ve Gioachino Rossini ile romantik besteciler Giuseppe Verdi ve Giacomo Puccini sayılabilir.

Çağdaş İtalyan besteciler Luciano Berio ve Luigi Nono elektronik müzik konusunda önemli eserler vermişlerdir. Ülkede çok sayıda işler hâlde operaevinin bulunmasından dolayı ülkede klasik müziğin hâlâ tutunmakta olduğu görülmektedir. Milano’daki La Scala ve Napoli’deki San Carlo operaevleri ve Maurizio Pollini ile Luciano Pavarotti dünyaca ünlü tenörler İtalya’nın klasik müzik alanındaki başarı ve egemenliğinin birer göstergesidir.

Ülkede ilk olarak 1920’lerde ortaya çıkan caz müziği hızla tutuldu ve İtalya’da geniş kitlelere yayıldı. Faşist dönemin Amerikan karşıtı politikalarına karşın caz müziği ülkede hep popüler kaldı. 70’li yıllarda Progressive rock hareketinin başını çeken ülkelerden oldu ve rock müzik alanında dünyaya Premiata Forneria Marconi ve Goblin gibi gruplar kazandırdı. Pop müzik sanatçısı Mina, Andrea Bocelli, Laura Pausini, Eros Ramazzotti ve Mango İtalya’nın son dönemlerde uluslararası düzeyde sükse yapmış sanatçılarıdır.

Sinema

İtalyan sinema tarihi, Lumière Kardeşlerin hareketli resimler ile sinema tekniğini bulmasının kısa süre sonra başladı. İlk İtalyan filmi, dönemin papası XIII. Leo’nun kameraya karşı kutsama yapan görüntüsünden oluşan birkaç saniyelik, oldukça kısa bir kayıttı. Gerçek anlamda İtalyan sinema endüstrisi 1903 ve 1908 yılları arasında kurulan Società Italiana Cines, Ambrosio Film ve Itala Film adlarında üç film şirketiyle doğdu. Daha sonra Milano ve Napoli’de de film şirketler boy göstermeye başladı. Kısa süre içinde bu şirketler büyüyerek nitelikli işler çıkartmaya başladılar ve İtalyan filmleri dışarıya da gönderilmeye başlandı. İtalya’da sinema Benito Mussolini iktidarı döneminde bir tür siyasi propaganda aracı olarak da kullanıldı.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra İtalyan filmlerinin yıldızı parladı ve 1980’lerde televizyonun yaygınlaşmaya başlamasıyla İtalyan sineması bir gerileme sürecine girdi. Dünyaca tanınmış İtalyan film yönetmenleri arasında Vittorio De Sica, Federico Fellini, Sergio Leone, Pier Paolo Pasolini, Michelangelo Antonioni ve Dario Argento sayılabilir. Tatlı Hayat, İyi, Kötü ve Çirkin, Bisiklet Hırsızları gibi eski dönem İtalyan filmleri dünya sinemasında yer etmiş yapımlardır. Daha yakın geçmişte çekilen ve uluslararası düzeyde sükse yapan İtalyan filmleri arasında Roberto Benigni tarafından yönetilen Hayat Güzeldir ve Massimo Troisi’nin başrolünde oynadığı Postacı vardır.

Spor

İtalya’da yapılan popüler sporlar futbol, basketbol, voleybol, sutopu, eskrim, ragbi, bisiklet ve motor yarışları ile buz hokeyidir. (Çoğunlukla Milano, Trentino-Alto Adige ve Veneto bölgelerinde yapılır) Coğrafi koşulların elverişli olmasından dolayı kuzey bölgelerde en yaygın sporlar kış sporlarıdır. İtalyanlar kış sporları kategorilerinde yapılan yarışma ve karşılaşmalarda öne çıkmaktadırlar. İtalyan şehirlerinden Torino 2006 Kış Olimpiyatları’na ev sahipliği yapmıştır. İtalya’da spor türleri, çoğu zaman festivallerle birleştirilir. Bir tür at yarışı olan palio Palio di Siena festivalinde, gondol yarışları da her eylül ayının ilk pazar günü Venedik’te gerçekleşir. İtalya sporu Antik Roma’da gladyatör dövüşlerinin yapıldığı Kolezyum’dan, çağdaş Roma’da futbol kulüplerinin yarıştığı çağdaş Olimpiyat Stadyumu’na varan uzun bir yol katetmiştir.

İtalya’da en çok oynanan spor türü futboldur. İtalyan futbolunun en üst ligi olan Serie A, yalnızca ülke içinde değil tüm dünyada ilgiyle izlenmektedir. İtalya millî takımı, bugüne dek kazanmış olduğu 4 FIFA Dünya Kupası ile dünyanın en başarılı ikinci takımıdır. İtalya millî takımının kazandığı ilk dünya kupası 1934 yılındadır. Kriket de İtalya’da yeniden önem kazanmaya başlamış olan ve hızla popülerlik kazanan bir spor dalıdır. İtalya’da kriket sporu İtalya Kriket Federasyonu (İtalyanca: Federazione Cricket Italiana) tarafından düzenlenmektedir ve İtalyan Millî Kiriket Takımı dünya sıralamasında 27. sırada yer almaktadır.

Mutfak

İtalyan mutfağı dünyanın en zengin mutfaklarından biridir ve karakteristik özellikleriyle öne çıkmaktadır. İtalyan mutfağının geçmişi MÖ 4. yüzyıla kadar uzanmakla birlikte 18. yüzyılda Yeni Dünya keşifleriyle mutfaklara giren birtakım sebze ve meyveler sayesinde büyük bir değişime uğramıştır. İtalyan mutfağı bölgelere göre büyük farklılıklar gösterir. Sebze ve hamur işleri ağırlıktadır. Peynir ve şarap İtalyan mutfağının önemli ögeleri arasındadır. Geniş bir kahve çeşitliğine sahip olan İtalyan mutfağında özellikle espresso önemli bir yer tutar. İtalyan mutfağının dünyaya mâl olmuş yemekleri arasında pizza, spagetti ve bazı makarnalar ile bunların kendilerine özgü sosları, risotto, parmesan peyniri, lazanya ve tiramisu sayılabilir.

Mutfak

İtalyan Mutfağı

Dünyanın en zengin mutfaklarından biri olan İtalyan mutfağı, bölgelere göre önemli değişiklikler gösterir. Ülkenin kuzeyinde balık, patates, pirinç, mısır, domuz eti ve peynir çeşitleri en çok kullanılan malzemelerken, İtalyan Rivierası olarak adlandırılan Ligurya’da ise balık ve deniz ürünü çeşitleri ile fesleğen, ceviz ve zeytinyağı ön plana çıkar. İtalya’da yemek sadece doymak için yenmez. Yemek aynı zamanda çok önemli bir sosyalleşme aracıdır.

Peynir ve şarap, İtalyan mutfağının önemli ögeleri arasındadır. Kahve (özellikle de espresso) İtalyan mutfağında önemli bir yer tutar.

İtalyan mutfağının en bilinen yiyeceği ise makarnalardır. Şekillerine ve içlerine konulan malzemelere göre değişik adlar alırlar. İtalya’da yüzlerce makarna çeşidi bulunmaktadır. Buna karşın, elbette İtalyan mutfağı bu yiyeceklerden ibaret değildir.

Pizza

Spagetti

Bazı İtalyan yemekleri :

1. Pizza : İtalyan mutfağının en lezzetli ve en bilinen yiyeceğidir. Pizza için “Lamborghini ve Ferrari’den daha güzel” bir icat denmesi boşuna değildir. İçerdiği malzemeler sade, yapılışı kolay, lezzeti ise muhteşemdir.

2. Spagetti : Spagetti İtalyan mutfağının en temel unsurudur. İtalya; yapılış şekli, kullanılan malzeme ve makarnanın çeşidine göre değişmek üzere, yüzlerce spagetti çeşidine sahiptir. Bu yüzden spagetti yemekten asla sıkılmazsınız. İşte bu yüzden İtalyanlar spagettiden asla vazgeçmezler.

3. Lazanya : Lazanya, makarna, et ve beşamel sosunun mükemmel bir kombinasyonudur. Nasıl ki tantuni yediğinizde hemen ikincisini sipariş edersiniz, Lazanya da öyledir. Çok sayıda malzemenin karıştırılmasıyla yapılan ve adeta bir karbonhidrat deposu olan Lazanya yerken, ihtiyacınız kadarını yemeye dikkat etmelisiniz. Aksi takdirde mide ağrısı çekebilirsiniz.

4. Tortellini : İçi peynir veya kıymayla doldurulan Tortellini, hazırlaması ve servisi kolay olup lezzeti en yüksek olan makarnadır. Hazırlanması çok basittir. Kaynatılan Tortellini’nin üzerine, ekşi sos veya domates sosu eklenir. Permesan peyniri ise Tortellini’nin olmazsa olmazıdır. Lezzeti harikadır.

5. Tiramisu : Tiramisu, kahve, bisküvi ve Mascarpone adı verilen özel bir krem peynirle yapılır. Hem hazırlaması, hem de yemesi çok kolaydır. Şekerini abartmadığınız sürece, yumuşak ve lezzetli bir kekiniz olur.

6. Panna Cotta : İtalyanların en lezzetli tatlılarından biridir. Kalın bir krema tabakası, yumurtanın sarısı ve balın karışımıyla yapılır. Fırında düşük ısıda pişirilir. Panna cottaya İtalyanlar “pişirilmiş krema” derler. Gerçekten de öyledir. İyi yapılmış bir Panna Cotta, pişmiş kremayı andırır. Fırının ısısı ve pişme süresinin çok dikkatli ayarlanması gereken bir tatlıdır.

7. Panini : İtalyanlar sandviç konusunda ustadır ve pek çok sandviç çeşidi bulunur. Bunlardan biri de Panini’dir. Izgarada pişirilir ve en temel iki malzemesi domates ve maruldur. Gerisi kişinin zevkine kalmıştır. Jambon, pesto sosu vb eklemeler yapılabilir.

8. Chicken Parmigiana : İtalyanlar, tavuk göğsü ile rendelenmiş permesan peynirinin harika uyumunu keşfetmiştir. Fırında pişirilen bu yemek, et sevenler için güzel bir damak tadı sunar. Dana eti veya pirzola şeklinde çeşitleri de vardır.

9. Bruschetti :
İtalyanların hazırlanması en kolay yiyeceğidir. Tostta yapılır. Domates, fesleğen ve jambonla yapılır. Aslında malzeme konusunda bir kısıtlama bulunmaz. İçine koymak istediğiniz her şeyi koyabilirsiniz.

10. Osso Buco : Dana inciğinden yapılan bir İtalyan yemeğidir. Yağlanıp una bulanmış incik parçalarının kızartılmasının ardından diğer yan malzemeler, soğan, sarımsak, havuç, kereviz, defne yaprağı ile birlikte fırında pişirilmesi ile elde edilir. Üzerine domates sosu dökülerek servis edilir.

11. Minestrone : Kabak, ıspanak, soğan, havuç, pirinç, patates ve kuru fasulye bileşenlerinden oluşan vitamin deposu bir İtalyan çorbasıdır. Çorbaya ayrıca, fesleğen, sarımsak ve zeytinyağı karışımından oluşan bir de sos ilave edilir.

İtalya’daki Türk Büyükelçiliği

Türkiye Cumhuriyeti Roma Büyükelçiliği

Posta adresi
Via Palestro 28, 00185 Roma, İtalya Cumhuriyeti
T:0039-06 445 941
F:00 39 06 494 15 26
E: ambasciata.roma@mfa.gov.tr

: Türkiye Cumhuriyeti Roma Büyükelçiliği
: Türkiye Cumhuriyeti Roma Büyükelçiliği

Görev Bölgesi :

Abruzzo, Basilicata, Calabria, Campania, Lazio, Molise, Puglia, Sardegna, Sicilia, Toscana, Umbria. Büyükelçiliğimiz, İtalya Devletinin yanısıra; FAO, WFP, IFAD ve UNIDROIT kuruluşlarına da akreditedir.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

İsviçre Konfederasyonu

İsviçre Konfederasyonu

Başkent Yok (de jure), Bern (de facto)
Resmî diller Almanca, Fransızca, İtalyanca, Romanşça
Yönetim Şekli Doğrudan Demokrasi
Yüzölçümü 41.285 km²
Nüfus 8.508.898
Nüfus Yoğunluğu 206,1 kişi/km²
Para birimi İsviçre frangı (CHF)
Zaman dilimi UTC +1
Telefon kodu +41
İnternet TLD .ch

İsviçre, resmî adıyla İsviçre Konfederasyonu (Latince: Confoederatio Helvetica, CH kısaltması buradan gelir), federal otoritelerin merkezi Bern ile birlikte 26 kantondan oluşan federal cumhuriyet. Batı Avrupa’da bulunan ülkenin kuzey sınırında Almanya, batısında Fransa, güneyinde İtalya, ve doğusunda Avusturya ile Lihtenştayn yer alır.

İsviçre denize kıyısı olmayan, Alpler, İsviçre Platosu ve Jura Dağları arasında bölünen, 41.285 km² yüzölçümüne sahip bir ülkedir. Alpler toprakların daha fazla bölümünü işgal ederken, yaklaşık 8,5 milyon insandan oluşan İsviçreli nüfus çoğunlukla en büyük şehirlerin bulunduğu platoda yoğunlaşmıştır. Bu şehirlerin arasında iki küresel kent ve ekonomik merkez olan Zürih ve Cenevre de vardır. İsviçre Konfederasyonunun uzun bir silahlı tarafsızlık tarihi vardır -1815 yılından bu yana uluslararası bir savaş durumu olmamıştır- ve 2002 yılına kadar Birleşmiş Milletler’e katılmamıştır. Yine de etkin bir dış politika sürdürmektedir ve sıklıkla dünya çapında barış kurma girişimlerine katılır. İsviçre aynı zamanda Kızılhaç’ın doğduğu ülkedir ve ikinci büyük BM merkezi de dahil olmak üzere çok sayıda uluslararası organizasyonun ev sahibidir. Avrupa seviyesinde, Avrupa Serbest Ticaret Birliğinin kurucu üyelerindendir ve Schengen Bölgesinin bir parçasıdır – yine de dikkate değer olarak Avrupa Birliğinin ve Avrupa Ekonomik Alanının bir üyesi değildir.

İsviçre kişi başına düşen net olmayan yerli ürün bakımından dünyadaki en zengin ülkelerden biridir ve her bir yetişkin için en yüksek malvarlığına (finansal ve finansal olmayan) sahiptir. Zürih ve Cenevre sırasıyla dünyadaki ikinci ve sekizinci yaşam kalitesine sahip şehirler olarak sıralanmaktadır. Nominal (GSYİH) bakımından dünyanın on dokuzuncu, satın alma gücü paritesine göre otuz altıncı büyük ekonomisine sahiptir. Malların ihracatında yirminci, ithalatında on sekizinci sıradadır.

İsviçre dil ve kültür açısından dört ana bölgeye ayrılabilir: Almanca, Fransızca, İtalyanca konuşulan bölgeler ile Romanşça konuşulan vadiler. Bu nedenle, çoğunluğunun Almanca konuşmasına karşın ortak etnik ya da ortak dile bağlı bir İsviçre ulusundan sözedilemez. Ülkeye duyulan güçlü bağlılık duygusunun kaynağı ortak tarihsel zemin, federalizm ve doğrudan demokrasi gibi paylaşılan değerler ve kendini Alplerde yaşayanlar olarak tanımlama üzerine kurulmuştur. İsviçre Konfederasyonu’nun kurulması geleneksel olarak 1 Ağustos 1291 olarak kabul edilir ve her yıl yıldönümünde İsviçre Ulusal Günü kutlanır.

İsviçre Tarihi

 MÖ 44 yılında kurulan ve Ren Nehri üzerindeki ilk Roma yerleşimi olma niteliği taşıyan Augusta Raurica.

İsviçre bir devlet olarak 1848 yılındaki İsviçre Federal Anayasası’nın kabulünden bu yana varlığını sürdürür. Bu devletin temelini oluşturan konfederasyonun kuruluşu ise 13. yüzyılın sonlarında gerçekleşmiştir. 1291 yılında Uri, Schwyz ve Unterwalden kantonlarının oluşturduğu üç orman kantonu temsilcileri bir Federal Beyanname’nin altına imza attı. Beyannameye imza atan taraflar, o zamanlar Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu ile Avusturya Dükalığını elinde tutan Habsburg Hanedanı’nın hükmüne karşı çıkabilmek için birleşmeyi taahhüt ediyorlardı. Bu federasyon kantonları imparatordan, imparatorluk içinde otonom olduklarını garantileyen bir belge de aldı. Ancak iktidar Habsburg Hanedanı’nın eline geçince bu otonomiyi kabul etmeyen Habsburglar, yeni federasyona karşı saldırıya geçti. 15 Kasım 1315 günü gerçekleşen Morgarten Muharebesi’nde Habsburg ordusunu yenen İsviçreliler, Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu içinde İsviçre Konfederasyonu’nun varlığını güven altına aldılar.

1353 yılına gelindiğinde ilk birleşen üç kantona ek olarak Glarus ve Zug kantonlarıyla, Luzern, Zürih ve Bern şehir devletleri de birliğe katılarak 15. yüzyıla kadar varlığını sürdüren (Zürih bir toprak anlaşmazlığı nedeniyle 1440 yılında konfederasyondan atıldı) ve sekiz eyaletten oluşan "Eski Federasyon"u kurdular. Bu birlik sonraki yüzyıllarda yeni katılımlarla daha da büyüdü. Kutsal Roma Cermen İmparatoru I. Maximilian’a karşı İsviçrelilerin 1499 yılında kazandığı zafer sonucunda, İsviçre, Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu’ndan ayrılıp de facto olarak bağımsızlığını kazandı. 1798 yılında Fransız Devrimi kuvvetleri İsviçre’yi işgal etti. 1847 yılında ülkedeki Katolik ve Protestan kantonlar arasında bir iç savaş patlak verdi. Küçük ayaklanmalar dışında bu çarpışma, İsviçre topraklarında yaşanan son silahlı çatışmaydı. İç savaştan sonra İsviçre referandum uygulamasına geçti ve 1849 yılında federal anayasa kabul edildi.

İsviçre Coğrafyası

 Lugano Gölü

Orta-batı Avrupa arasında yer alan İsviçre, Alpler’in kuzey ve güney yamaçlarında konumlanmıştır. 41.285 kilometrekarelik yüzölçümüyle İsviçre, Birleşmiş Milletler tarafından tanınan ülkeler arasında yüzölçümü bakımından en büyük 135. ülkedir. 2011 sayımına göre 7.954.700’lük nüfusa sahip olan ülkede, kilometrekareye ortalama 188 kişi düşmektedir. Engebeli bir araziye sahip olan ülkenin güney kısmında, kuzey kısmına oranla daha dağınık bir yerleşim görülür. Yaklaşık 100’e yakın dağlık alanı mevcut olan ülkede tren, dişli demiryolları, teleferik ve diğer ulaşım araçları çoğunlukla kullanılmaktadır.

Güneydeki İsviçre Alpleri, ortadaki İsviçre Platosu ve kuzeydeki Jura Dağları olmak üzere ülke üç ana topografik alana ayrılabilir. Ülkeyi orta ve güneyinden kateden sıradağlar olan Alpler, ülke topraklarının yaklaşık olarak %60’ını oluşturur. Ülkede bulunan zirvelerin yaklaşık yüz tanesi 4.000 metre (13.000 ft)’ye yakın veya daha da üzerindedir. 4.634 metre (15.203 ft) ile ülkenin en yüksek noktası Dufour Zirvesi’dir. İsviçre Alpleri’nin yüksek dorukları arasında, bazılarında buzul bulunan vadiler yer alır. Buralarda doğan Ren, Rhône, İnn, Aare ve Ticino gibi başlıca nehirler; Cenevre Gölü, Zürih Gölü, Neuchâtel Gölü ve Konstanz Gölü gibi göllere dökülür.1.500’den fazla göle sahip olan İsviçre, Avrupa’daki temiz su rezervinin yaklaşık %6’sına sahiptir. Göller ve buzullar, ülke topraklarının yaklaşık olarak %6’sını oluşturur.

Yüksek dağlarla ayrılan birçok vadinin varlığı nedeniyle İsviçre’nin ekosistemleri çok hassastır ve hemen hemen her vadide kendine özgü ekolojiler oluşmuştur. Dağlık bölgelerde de diğer yükseltilerde bulunmayan zengin bir bitki örtüsü bulunur.

İsviçre’de İklim

 Joux Vadisi

İsviçre’nin yer yer farklılıklar göstermekle birlikte genelinde ılıman iklim görülür. Yaz ayları belirli bir sıklıkla yağmurlu ve mera ve otlatma için uygun olan sıcaklıkta ve nemlilikte geçer. Yaz aylarına kıyasla nem oranının düşük olduğu kış aylarında yüksek noktalarda istikrarlı hava koşulları seyrederken, alçak bölgelerde sıcaklık terselmesi gözükmekte dolayısıyla güneşsiz dönemler yaşanabilir. Alplerin güney tarafına yoğun yağmur yağdığı dönemlerde, kuzey Alplere sıcak fön rüzgârları gelir. Alp vadilerinin iç kısımlarında en kuru hava koşulları (bu bölgeye doğru hareket eden bulutların, dağların üzerinden geçerken içeriklerinin önemli bir bölümünü kaybetmelerinde dolayı) oluşur. Alplerde bulunan Graubünden gibi geniş bölgelerdeki yağış oranı Valais gibi bağcılığın yapıldığı güney batı bölgelere kıyasla az olur. En yağışlı hava koşulları Alplerin yükseklerinde ve Ticino kantonunda görülür.

Tüm yıl görülmekle birlikte en çok yağmur yaz aylarında düşer. Genel olarak sonbahar en kurak mevsim olmakla ve kışlar yazlara göre daha az yağmur almakla birlikte, yıldan yıla İsviçre ikliminde mevsimsel farklılıklar göze çarpar. Yüksek dağlarla çevrili özgün ekosistemlerden oluşan vadilerden dolayı, İsviçre’nin ekosistemi oldukça kırılgandır. İklimsel, coğrafi ve topografik özellikleri de Alpler bölgesini iklim değişikliğine hassas kılar.

İsviçre Ekonomisi

Engadine vadisi. Turizm, az sanayileşmiş alp bölgeleri için önemli bir gelir kaynağıdır.

Zengin ve kararlı bir pazar ekonomisine sahip olan İsviçre, kişibaşı Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’da Amerika Birleşik Devletleri, Japonya ve büyük Avrupa ekonomilerinin önünde yer alırken alım gücü paritesinde onuncu sırada gelir. 20. yüzyılın çok önemli bir döneminde açık ara ile Avrupa’nın en refah ülkesi olan İsviçre 1990’lardan beri ağır bir büyüme dönemine girdi ve 2005’e gelindiğinde kişi başına GSYİH’da nüfusu bir milyondan büyük Avrupa ülkeleri arasında İrlanda, Danimarka ve Norveç’in ardından dördüncülüğe düştü ve satınalma paritesine göre de onunculuğa geriledi. Buna karşın İsviçre’de kişi başına düşen millî gelir 80.000 dolar düzeyinde olup ve 35.000 dolar civarındaki AB ortalamasının oldukça üstündedir. İşsizlik oranı 2012 Aralık rakamlarına göre % 3.2’dir. İsviçre Avrupa Serbest Ticaret Birliği (EFTA) üyesidir.

İsviçre ekonomisinin en büyük sektörü % 73’lük oranı ile hizmet sektörüdür. Bankacılık, sigortacılık, turizm ve ticaret ekonominin en önemli kalemleridir. Toplam ihracatın üçte biri de banka, sigorta, turizm ve uluslararası organizasyonlar gibi alanlara aittir. Ekonominin yüzde 23’ünü ise sanayi sektörleri oluşturur. Sanayi sektörü en çok kimya endüstrisi, sağlık ve ilaç sektörü, bilimsel ve hassas ölçüm araçları ve müzik aletleri gibi alanlarda gelişmiştir. En büyük ihraç ürünleri kimyasal ürünler (ihracatının % 34’ü), makine/elektronik aletler (ihracatını % 20.9’u) ve hassas ölçüm araçları ve saatlerdir (ihracatının % 16.9’u). Tarım sektörü ise ekonomide sadece % 4 gibi bir oranı oluşturur. Buna karşın kaliteli tarım ürünleri tercih edilir.

İsviçre birçok çokuluslu şirketlere de ev sahipliği yapar. Gelirleri bakımından İsviçre’nin en büyük şirketleri; Glencore, Gunvor, Nestlé, Novartis, Hoffmann-La Roche, ABB, Mercuria Enerji Grubu ve Adecco sayılabilir.Ayrıca UBS AG, Zürih Sigorta Grubu, Credit Suisse, Barry Callebaut, Swiss Re, Tetra Pak ve Swatch Grup da diğer önemli şirketlerdendir. İsviçre ekonomisi dünyanın en güçlü ekonomilerinden biri sayılır

İsviçre’de bulunan uluslararası kuruluşlar

 Renkleri ters çevrilmiş İsviçre bayrağı Kızılhaç Örgütü'nün sembolüdür. 1863 yılında Henri Dunant tarafından bulunmuştur.

Özellikle İsviçre’nin tarafsızlığı nedeniyle hatırı sayılır bir miktarda uluslararası örgütün merkezi İsviçre’de bulunur. İsviçre’nin tarafsızlık politikası uluslararası arenada 1815 yılında Viyana Kongresi ile de tanındı. 1863 yılında İsviçre’de kurulan Kızıl Haç’ın merkezi hâlâ buradadır. İsviçre Avrupa Birliği’nin bir üyesi değildir ve 1990’ların başında yapılan referandum sonucunda İsviçre halkı AB’ye katılmayı reddetti. 2002 yılında Birleşmiş Milletler’e katılan İsviçre, bu örgüte en son katılan ülkelerden biridir.

İsviçre’nin Cenevre kenti Kızılhaç ve Kızılay Hareketi ile Cenevre Sözleşmelerinin doğduğu yerdir. Ayrıca 2006 yılından bu yana Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’ne ev sahipliği yapar. Birleşmiş Milletlere katılan en son ülkelerden biri olmasına rağmen, New York’tan sonra Birleşmiş Milletlerin ikinci büyük merkezi olan Milletler Sarayı Cenevre’de bulunur. İsviçre Milletler Cemiyetinin kurucu üyesi ve ev sahibidir.

Birleşmiş Milletler genel merkezi burada bulunmamasına rağmen, İsviçre Konfederasyonu; Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU), Mülteciler için Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği (UNHCR) gibi birçok BM ajansını barındırır ve Dünya Ticaret Örgütü de dahil olmak üzere 200 kadar uluslararası örgüte ev sahipliği yapar. Dünyanın karşı karşıya olduğu önemli konuları görüşmek üzere İsviçre’nin Davos kentine yabancı ülkelerden gelen siyasi liderler ve iş çevreleri, çevre ve sağlık konuları da dahil uluslararası konuların konuşulduğu Dünya Ekonomik Forumu yıllık toplantılarında bir araya gelirler.

Birçok uluslararası spor organizasyonu ve federasyonu da bu ülkede bulunur. Uluslararası Basketbol Federasyonu Cenevre’de, UEFA (Avrupa Futbol Federasyonları Birliği) Nyon’da, FIFA (Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği) ve Uluslararası Buz Hokeyi Federasyonu Zürih’te, Uluslararası Bisiklet Birliği Aigle’de ve Uluslararası Olimpiyat Komitesi Lozan’da bulunur.

İsviçre Ordusu

 Alplerde İsviçre Devriye Uçakları gösterisi.

İsviçre Silahlı Kuvvetleri, İsviçre’yi dışarıdan gelebilecek askeri tehditlere karşı korumakla görevli silahlı kuvvetlerdir. İsviçre’nin denize kıyısı olmadığından dolayı Deniz kuvvetleri yoktur. Silahlı kuvvetler, Kara ve Hava kuvvetleri olmak üzere 2 ana birimden oluşur. Profesyonel askerler silahlı kuvvetlerin %5’ini teşkil eder. Normal asker askerler 19-34 yaşları arası silahlı kuvvetlerde görev yaparlar (Bazı durumlarda 50 yaşına kadar). İsviçre askeri bakımdan tarafsızdır. Bu nedenden dolayı silahlı kuvvetler, başka ülkelerdeki silahlı çatışmalarda ve BM Barış Güçleri’nde görev yapmaz. İsviçre’de bütün kadın ve erkekler zorunluk askerlik hizmetini yerine getirirler.

1989 yılından itibaren askeri faaliyetlerde önemli azaltmalara gidildi. Hatta silahlı kuvvetlerin kaldırılması için halk oylaması yapıldı. 26 Kasım 1989 tarihinde yapılan halk oylaması sonucunda, silahlı kuvvetlerin kaldırılması halk tarafından kabul edilmedi. Aynı oylama ABD’de gerçekleşen 11 Eylül saldırıları’ndan kısa bir süre sonra yine tekrarlandı. Halkın %77’si bu değişikliğe yine karşı çıktı. Silahlı kuvvetler yine kaldırılamadı.

2003 yılında silahlı kuvvetlerde reformlar yapıldı. Halk oylaması ile bu reformlar kabul edildi. Bu reformlar sonucunda 200.000 olan yedek asker sayısı 80.000’e, 400.000 olan etkin asker sayısı 120.000’e düşürüldü.

İsviçre vatandaşlarının, Vatikan İsviçreli Muhafızlar ya da çifte vatandaş olanlar haricinde, başka bir ülkede askeri görev yapması yasaklanmıştır

İsviçre’de Sağlık

İsviçre’de yaşayan herkesin özel sigorta şirketlerinden ve sağlık sigortası veren kuruluşlardan bir evrensel sağlık sigortası yaptırması zorunludur. Sistemin maliyeti yüksek oranlarda olmasına rağmen, sistem sağlık çıktıları açısından diğer Avrupa ülkeleri ile kıyaslandığında İsviçre en iyilerindendir. 2006 yılı araştırmalarına göre İsviçre yaşam beklentisi kadınlar için 84, erkekler için ise 79 yıldır. Dünya üzerindeki en yüksek yaşam kalitesi İsviçre’de bulunur. Ancak, GSYİH (Gayrisafi Yurtiçi Hasıla) harcamalarının %11.5’i (2003) sağlık harcamalarına gider. 1990’dan beri sürekli bir artış sağlanan hizmetlerin yüksek fiyatlara ulaştığı görülmektedir. Yaşlanan nüfus ve yeni sağlık teknolojileri ile sağlık harcamaları muhtemelen artmaya devam edecektir.

İsviçre’de Ulaşım

 Landwasser viyadükündeki Glacier Express, Grisons.

İsviçre’de 64.855 km kara yolu bulunur. Bunun 1.057 km’si milletlerarası kara yolu şebekesine bağlıdır. Demir yollarının toplam uzunluğu 4.991 km’dir. Bunun dışında 830 km özel hatlar bulunur. Deniz ticaret filosu 30 gemiden meydana gelmiş olup, 294.304 gros ton yük kapasitelidir. En önemli limanı Basel’dir.

Demir yolları
İsviçre’de ilk demir yolu 1847 yılında Zürih ve Baden arasında toplam 30 km uzunluğunda inşa edildi. İlk önce demir yollarının merkezi planlanıp işletilmesi kararlaştırıldı (1848 Anayasası) fakat sürecin yavaş ilerlemesi üzerine 1852 yılında parlamento inşa sorumluluğunu özel firmalardan yararlanma izni ile birlikte kantonlara bıraktı. Bu gelişmeleri izleyen 30 yıl içerisinde ülkeye 2.500 km uzunluğunda tren rayı döşendi.

Günümüzde İsviçre, Monako ve Vatikan gibi küçük devletler hariç tutulduğunda Avrupa’nın en yoğun demir yolu ağına sahip ülkesidir (122 m/km²). İsviçre’de toplu ulaşım bağlantısına erişimi olmayan hemen hiçbir yerleşim yeri yoktur. Avrupa’nın en yüksek yerleşim yeri Juf’a (Graubünden kantonu) bile günde 8 kez toplu ulaşım taşıtları seferleri yapılmaktadır. Ülkedeki standart demir yolları 3.778 km. uzunluğunda olup bunun sadece 10 km’si elektrikli değildir. Buna ek olarak dar demir yollarının toplam uzunluğu 1.766 km’dir. Toplam 3.007 km. uzunluğunda demir yolu ağı ve yıllık 300 milyon yolcu kapasitesi ile İsviçre Federal Demir yolları (die Schweizerischen Bundesbahnen (SBB)) ülkenin en uzun ve önemli demir yolu ağına sahiptir. BLS AG ise 440 km’lik ağ ile ülkenin en önemli ikinci demir yolu operatörüdür. Ayrıca ülkede demir yolu işleten 47 özel firma bulunmaktadır.

Kara yolları
Nüfusun yoğun olduğu bölgelerin büyük bir bölümü en yakın otoyola en fazla 10 km uzaklıkta bulunmaktadır. Toplam motorlu taşıt yolu 71298 km’dir. Bunun 1.758 km’sini ana otoyollar oluşturur. İsviçredeki hanelerin 5’te 1’inin motorlu taşıt sahibi olmaması ülkenin gelişmiş toplu taşıma ağına bağlanmaktadır. Bu oran şehirlerde %43’e kadar yükselmektedir. İsviçre’de genel olarak otoyolların ücretsiz olmasına karşın yılda bir kez 40 İsviçre frankı ulusal otoyol vergisi ödenir. İsviçre otoyollarında 120 km/saat ana yollarda 80 km/saat ve şehir içi yollarda 50 km/saat ve bazı yerleşim yerlerinde 30 km/saat hız limiti bulunur.

Hava ulaşımı
İsviçre’nin yolcu kapasitesi bakımından ana ve en büyük havalimanı Zürih yakınlarında bulunan Zürih-Kloten havalimanıdır. Diğer önemli havalimanları Basel ve Cenevre havalimanlarıdır. Basel Havalimanı kısmen Fransa toprakları üzerine inşa edilmiş olup Almanya’nın Freiburg ve Fransa’nın Mulhouse şehirleriyle ortak kullanılır. Ayrıca Avrupa içi uluslararası uçuşların gerçekleştiği Bern ve Lugano bölgelerinde iki havalimanı daha vardır. Bunlara ek olarak İsviçre genelinde birçok sivil havaalanı da bulunur. Graubünden’de bulunan Samedan havaalanı ayrıca Avrupa’da bulunan havaalanları içerisinde en yüksek rakıma (1.707 m) inşa edilenidir. İsviçre merkezli en önemli hava yolu firması 2005 yılında Lufthansa tarafından satın alınan Swiss Air’dir.

İsviçre kültürü

 Lozan’da bir halk dansları gösterisi

İsviçre’nin kültürü komşuları tarafından çok etkilendiyse de yıllar boyunca önemli bölgesel farklılıklar gösteren kendine özgü bir kültür oluşmuştur. Özel olarak Fransızca konuşulan bölgeler Fransa’ya, Almanca konuşulan bölgeler Almanya’ya ve İtalyanca konuşulan bölgeler de İtalya’ya, ülkelerindeki diğer bölgelerden daha yakındır. İsviçre’deki kuvvetli bölgecilik nedeniyle homojen bir İsviçre kültüründen söz etmek mümkündür.

Kültürel olarak aktif olan birçok İsviçreli, ülkelerindeki kısıtlı olanaklar nedeniyle yurtdışına çıkmayı tercih etmiştir. Aynı zamanda İsviçre’nin tarafsızlığı ve düşük vergi oranları da tüm dünyadan birçok yaratıcı insanı bu ülkeye çeker. Savaş zamanlarında siyasi sığınma geleneği birçok sanatçının bu ülkeye gelmesinde yardımcı olurken günümüzde bunu düşük vergi oranları sağlar.

İsviçre Mutfağı

 İsviçre fondüsü oldukça ünlüdür. Peynirden yapılır.

İsviçre mutfağı çok yönlüdür. Fondü, raklet veya rösti gibi bazı yemekler ülke genelinde kullanılsa da, her bölgenin, yörenin iklimine ve kültürel farklılıklarına göre değişik türleri gelişmiştir. Geleneksel İsviçre mutfağı diğer Avrupa ülkelerinin mutfaklarına da benzer, Gruyeres ve Emmental vadilerinde tamamen yöresel olan süt ürünleri peynirler bulunur. Bu tür mutfak ürünleri İsviçre’nin batısında oldukça fazla türde bulunur.

Çikolata, 18. yüzyıldan beri İsviçre’de üretilir. 19. yüzyılın sonlarında temperleme gibi birçok teknolojik tekniğin gelişmesi ile İsviçre çikolatasının kalitesi arttı ve dünya çapında oldukça büyük bir ün kazandı. Ayrıca Daniel Peter tarafından 1875 yılında çok büyük bir atılım yapılarak sütlü çikolata icat edildi. Dünya çapında İsviçre en çok çikolata tüketen ülkedir.

İsviçre’de en ünlü alkollü içecek şaraptır.[kaynak belirtilmeli] İsviçre toprak, hava, rakım ve ışık zenginliği sebebi ile üzüm çeşitliliğinde oldukça zengindir. İsviçre şarabı, beyaz şaraplar özellikle Valais ve Vaud şarapları, Cenevre ve Ticino’da üretilmektedir. İsviçre üzüm bağları, Roma döneminden beri dünya çapında ünlüdür. En yaygın çeşitleri Chasselas (Valais Fendant olarak da adlandırılır) ve Pinot Noir’dir. Merlot, Ticino’da üretilen en ünlü çeşitlerdendir.

İsviçre’de Bulunan Türkiye Dış Temsilcilikleri

Bern Büyükelçiliği
Adres: Lombachweg 33, 3006 Bern-İsviçre
Telefon: 00 41-31 359 70 70 (Büyükelçilik-Konsolosluk)
Faks: 00 41 31 352 88 19
botschaft.bern@mfa.gov.tr

Görev Bölgesi: İsviçre ve Lihtenştayn

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

İsveç Krallığı

İsveç Krallığı

Başkent Stockholm
Resmî diller İsveççe
Yönetim Şekli Parlamenter Monarşi
Yüzölçümü 450.295 km²
Nüfus 10.196.177
Nüfus Yoğunluğu 22,6 kişi/km²
Para birimi İsveç Kronu (SEK)
Zaman dilimi UTC +1
Telefon kodu +46
İnternet TLD .se

İsveç veya resmî olarak İsveç Krallığı, Kuzey Avrupa’daki İskandinavya yarımadasında yer alan bir ülkedir. Ülkenin sınır komşuları batı ve kuzeyden Norveç, doğudan ise Finlandiya’dır. İsveç bunun dışında güneyinde yer alan Öresund Köprüsü ile Danimarka’ya bağlıdır.

İsveç ismi Eski İngilizce’de yer alan Sweoðeod sözcüğünden türetilmiştir. Bu sözcük de Sweon/Sweonas sözcüklerinden türemiştir. İsveç isminin İsveççe karşılığı olan Sverige aslen Götaland’daki Gotlar dışında "İsveçlilerin Ülkesi" anlamını taşımaktadır.

Yaklaşık 450.295 km² olan yüzölçümüyle İsveç, Avrupa Birliği ülkeleri arasında en büyük üçüncü ülkedir. Ülkenin toplam nüfusu 10,2 milyon olup yoğunluk bakımından 23 insan yaşamaktadır. Ancak nüfus yoğunluğu güneye doğru gidildikçe ivmeli şekilde artar. Ülkedeki halkın %85’i kentlerde yaşar. İsveç’in başkenti aynı zamanda ülkedeki en büyük kent olan Stokholm’dür. Başkentte 1,3 milyonu merkezde olmak üzere 2 milyon insan yaşar. Ülkenin diğer büyük kentleri sırasıyla Göteborg ve Malmö’dür.

İsveç, meclis sistemine sahip, meşruti monarşi ile yönetilen bir ülkedir. Ekonomi bakımından gelişmiş bir ülke olan İsveç, The Economist’in Demokrasi İndeksi’ne göre birinci sırada olup, Birleşmiş Milletler’in İnsani Gelişme Endeksi’ne göre de yedinci sıradadır. Ülke bunun yanında 1 Ocak 1995 tarihinden beri bir Avrupa Birliği ülkesidir.

İsveç, Ortaçağ’dan beri bağımsız ve tek bir ülkedir. Modern merkezi yönetim ise ilk defa 16. yüzyılda Gustav Vasa’nın kral oluşuyla başladı. 17. yüzyılda ülke İsveç İmparatorluğu’nu kurmak adına genişletildi. Ancak İskandinavya dışında fethedilen yerlerin büyük bir kısmı 18. ve 19. yüzyıllarda kaybedildi. İsveç’in bugün Finlandiya’da kalan doğu yarısı 1809’da Rusya tarafından ele geçirildi. İsveç’in yer aldığı son savaş ise 1814 yılında gerçekleşti. Bu savaş, İsveç’in, komşusu Norveç’i tek bir ülke altında birleştirmeye zorlamasıyla baş gösterdi. Kurulan birlik 1905 yılına kadar sürdü. 1814’ten beri İsveç, barış politikası izlemekte ve savaşa dayanmayan bir dış ilişkiler siyaseti gözetmekte, çıkan çoğu savaşta tarafsız kalmaktadır.

Tarih

 İsveç'in güneyindeki Skåne bölgesindeki Ale Dikilitaşı. Bu yapılar Vendel Dönemi'nden kalma mezar anıtlarıdır. Bunların birçoğu 7. yüzyıldan kalmadır.

İsveç, tarihi M.Ö. 12000’li yıllara dayanan ve Taş Çağı, Tunç Çağı, Demir Çağı gibi dönemleri yaşamış bir ülkedir. Ülke 8. ve 11. yüzyıllar arası Viking’lerin hakimiyeti altındaydı. Kurulan gemi tersaneleri ve el sanatları pazarlarıyla Baltık kentleri arasında ticaret merkezi olma özelliği kazanmıştı. 17. yüzyılda askeri ve siyasi başarılarıyla ön plana çıkan İsveç, Protestanlık mezhebinin ana merkezi konumuna gelmişti. 18. ve 19. yüzyıllarda kıtlık ve isyanlarla mücadele eden ülke, sanayileşen Batı Avrupa’nın gerisinde kalmış bir tarım ülkesiydi. Yavaş sanayileşmenin devam ettiği yıllarda tarıma verilen önem ülke kalkınmasında önemli rol oynamıştı. 1917 yılında parlamenter sistemin kabul edildiği ülke dünya savaşlarında tarafsızlığını ilan etmiş olmasıyla bilinmektedir. 1995 yılından beri üyesi olduğu Avrupa Birliği’nin para birimi Euro’yu kullanmamaktadır.

Ekonomi

 İsveç, Göteborg merkezli Volvo Cars'a ev sahipliği yapıyor

İsveç ihracata dayalı karma ekonomi sistemine sahiptir. Gayri Safi Yurtiçi Hasıla sıralamasında dünyanın en zengin 7. ülkesi olarak yerini almaktadır. Telekominikasyon, otomotiv ve ilaç endüstrilerinin önemli bir yer kapladığı ülke ekonomisinin yüzde 50’lik kısmını ise mühendislik alanları kapsamaktadır. Ayrıca ülke dünyanın 9. büyük silah ihracatçısı konumundadır. İsveç sosyal refah seviyesinde üst sıralarda yer alır. 2012 yılı OECD rakamlarına göre Fransa’nın ardından sosyal politikalara en çok yatırım yapan 2. ülke konumundadır. Gayri Safi Yurtiçi Hasılası’nın yüzde 6,3’ünü eşit eğitim imkânları sağlamak, yüzde 10’unu ise sağlık hizmetleri için kullanmıştır.

İsveç ekonomisi, kereste, hidroelektrik ve demir cevheri ile desteklenen gelişmiş bir ihracat yönlü ekonomidir. Bunlar dış ticarete yönelik bir ekonominin kaynak tabanını oluşturmaktadır. Başlıca endüstri kolları arasında motorlu taşıt üretimi, telekomünikasyon, ilaç sanayisi, endüstriyel makine üretimi, hassas aygıtlar, kimyasal ürünler, ev eşyaları ve aletleri, ormancılık ve demir ve çelik üretimi bulunmaktadır. Alışılagelmiş bir şekilde, yerel işgücünün yarısından fazlasını kullanan çağdaş bir tarım ekonomisi iken, bugün İsveç, Ericsson, ASEA/ABB, SKF, Alfa Laval, AGA, and Dyno Nobel gibi kuruluşların da gösterdiği gibi, uluslararası alanda rekabet gücü yüksek olan mühendislik, maden, çelik, kâğıt ve kâğıt hamuru endüstrilerini daha da geliştirmektedir.

İsveç, tarafsız bir ülke olarak II. Dünya Savaşı’na etkin olarak katılmadığı için, diğer birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi, ekonomi temelini, bankacılık sistemini ve bir bütün olarak ülkeyi yeniden yapılandırmak zorunda kalmadı. İsveç, ileri teknoloji kapitalizminin ve kapsamlı refah haklarının karışık bir sistemi içinde yüksek bir yaşam düzeyi elde etmiştir. İsveç, Danimarka’nın ardından ikinci en yüksek toplam vergi gelirine sahip bir ülke konumundadır.

Coğrafya

 Stora Sjöfallet Milli Parkı

İsveç, Kuzey Avrupa’da, Baltık Denizi ile Botni Körfezi’nin batı kıyılarında yer alır. Bu nedenle İsveç oldukça uzun kıyılara sahiptir. Bu özellikleriyle İsveç, İskandinavya yarımadasının doğu yakasını oluşturur. Ülkenin batısında ülkeyi Norveç’ten ayıran İskandinavya dağ sırası (Skanderna) yer alır.

Ülkenin batısında Norveç, kuzeydoğusunda Finlandiya, güneybatısında Skagerrak, Kattegat ve Öresund boğazları, doğusunda Baltık Denizi yer alır. Ülkenin ayrıca Danimarka, Almanya, Polonya, Rusya, Litvanya, Letonya, ve Estonya ile deniz sınırları yer almaktadır. Bununla beraber Danimarka ile İsveç arasında yer alan Öresund Köprüsü, ülkeleri birbirine bağlar. Sahip olduğu 449.964 km²’lik toprak ile İsveç, dünyanın elli beşinci, Avrupa’nın beşinci, Kuzey Avrupa’nın en büyük ülkesidir. Ülke ayrıca Amerika Birleşik Devletleri’nin Kaliforniya eyaletinden biraz daha büyük, Özbekistan ile yaklaşık aynı yüzölçümüne sahiptir. İsveç, 2008 itibarıyla 9.5 milyonluk bir nüfusa sahiptir.

İsveç’te rakımı en düşük nokta, Kristianstad kenti yakınındaki Hammarsjön Gölü’nde bulunan körfezde olup -2.41 m kadardır. Aynı şekilde ülkenin en yüksek noktası 2.111 metre ile Kebnekaise’dir.

İsveç yirmi beş adet bölge (landskap) barındırır. Bunlar; Bohuslän, Blekinge, Dalarna, Dalsland, Gotland, Gästrikland, Halland, Hälsingland, Härjedalen, Jämtland, Laponya, Medelpad, Norrbotten, Närke, Skåne, Småland, Södermanland, Uppland, Värmland, Västmanland, Västerbotten, Västergötland, Ångermanland, Öland ve Östergötland şeklindedir. Bu bölgeler herhangi bir yönetimsel durum teşkil etmezken, halkın kendilerini tanımlamakta kullandıkları birer isimden ibarettir. Bu bölgeler, üç ana bölümü (land) oluşturur. Bunlar kuzeydeki Norrland, ortadaki Svealand ve güneydeki Götaland topraklarıdır. Norrland, oldukça seyrek bir nüfusa sahipken, ülkenin yüzölçümü bakımından yüzde altmışını kapsar.

İsveç’in topraklarının yüzde on beşi, Kuzey Kutup Dairesi içinde yer alır. Yine güney İsveç tarımsal olarak ileriyken, kuzey bölgeler ise yoğun ormanları sayesinde ormancılığa el verişlidir. Ülkedeki en fazla nüfus yoğunluğu, günebatıdaki Öresund bölgesi ile başkent Stokholm yakınlarındaki Mälaren Gölü çevresinde yer alır. Gotland ve Öland adaları İsveç’in en büyük iki adası olup, her ikisi de güneydoğu kıyılarda bulunur. Aynı şekilde Vänern ve Vättern gölleri İsveç’in en büyük iki gölüdür. Vänern Gölü, Kuzey Avrupa’nın en büyük, Avrupa’nın ise Ladoga ve Onega göllerinden sonra üçüncü büyük gölü olmasıyla da bilinmektedir.

İklim

İsveç, Sibirya ile aynı enlemde yer almasına karşın ılıman bir iklime sahiptir. Ülkede yıl boyunca dört mevsim ve yumuşak hava olayları belirgin bir biçimde görülebilmektedir. Ülke üç farklı iklim kuşağına ayrılmaktadır. En güneydeki bölgede okyanus iklimi, orta bölgede nemli karasal iklim, kuzeydeki bölgede ise subarktik iklim görülmektedir. İsveç, kendiyle aynı, hatta kendinden alçak enleme sahip birçok yerden daha ılık ve sıcaktır. Bunun nedeni Gulf Stream okyanus akıntılarıdır. Örnekle; orta ve güney İsveç, Rusya’nın ve Kanada’nın birçok bölümünden daha sıcaktır. Yine yüksek enlemlerde bulunması, ülkenin gündüz uzunluklarını oldukça çeşitli kılmaktadır. Ülkenin Kuzey Kutup Dairesi içinde yer alan bölgesinde yaz boyunca güneş batmazken, kışları da hiç güneş doğmaz. Yine güneydoğuda yer alan başkent Stokholm’de haziran ayında on sekiz saat gündüz görülür. Ancak yine bu kentte aralık ayında sadece altı saat gündüz yaşanır. Ülkenin büyük bölümü yıllık 1,600 ila 2,000 saat arasında gün ışığı alır.

tb

Ülkedeki sıcaklıklar kuzeyden güneye oldukça farklılık gösterir. Güney ve orta bölgeler ılık yazlara ve soğuk kışlara sahiptir. Bu bölgelerde yazın hava sıcaklığı ortalama 20 ila 25 °C’ye kara çıkar, 12 ila 15 °C’ye kadar düşer. Aynı şekilde bu bölgelerde kışın sıcaklıklar ortalama -4 ila 2 °C’ye kadar iner. Daha serin yazlar ile uzun, sert kışların görüldüğü ülkenin kuzey bölgelerinde hava genelde eylülden mayısa kadar donma noktasının altındadır. Tüm İsveç’te nadiren görülen sıcak hava dalgaları nedeniyle yıl içinde kuzey de dahil olmak üzere yazın hava sıcaklıkları 25 °C’nin üzerine çıkar. Ülkede görülmüş en yüksek sıcaklık 1947 yılında Målilla’da ölçülmüş olup 38 °C kadardır. Aynı şekilde en ölçülmüş en düşük sıcaklık ise 1966’da Vuoggatjålme’de ölçülmüş olup -52.6 °C kadardır.

Ortalama olarak İsveç’in büyük kısmı yıllık 500 ila 800 mm kadar yağış alır. Bu da ülkeyi küresel ortalamanın altında bırakır. Ancak ülkenin güneyindeki bazı kesimlerde yıllık 1000 ila 1200 mm yağış düşer. Bunun dışında ülkenin kuzeyindeki dağlık alanlarda yağış yıllık 2000 mm’ye kadar yükselir. Kar yağışı görülen günler Güney İsveç’te aralık ve mart arasında, Orta İsveç’te kasım ve nisan arasında, Kuzey İsveç’te ekim ve mayıs arasında görülür. Ancak yine de ülkenin güney ve orta kesimlerinde kar yağışı görülen gün sayısı azdır.

Yönetim ve siyaset

 Şu anki İsveç Kralı Carl XVI Gustaf ve İsveç Kraliçesi Silvia

İsveç, parlamenter monarşi ile yönetilen bir ülkedir. Kral XVI. Karl Gustaf ülkenin başında olmasına rağmen, resmi olarak fazla yetkiye sahip değildir. Araştırma kuruluşu olan the Economist Intelligence Unit, ülkenin monarşik yönetimi nedeniyle demokratik olarak sınıflandırmanın zor olmasını belirterek buna rağmen ülkeyi 167 ülke içinde en demokratik ülke olarak tanımladı. Ülkenin yasama merkezi Riksdag (İsveç Meclisi) 349 üyeye sahip olup, başbakanı seçme yetkisine de sahiptir. Meclis seçimleri her dört yılda bir, eylül ayının üçüncü pazar günü yapılır.

İller ve belediyeler

İsveç, üniter bir devlet olup yirmi bir ile (län) ayrılmıştır. Her ilin, merkezi devlet tarafından belirlenen kendi yönetim sınırları (länsstyrelse) vardır. Her bir ilde ayrıca birer il meclisi (landsting) bulunmakta olup üyeleri doğrudan seçimler ile belirlenmektedir.

 Stokholm, İsveç'in başkenti ve en büyük kentidir.

Her bir ilin içinde birden fazla belediye (kommuner) bulunur. 2004 itibarıyla bu belediyelerin sayısı 290’dır. İsveç’teki belediye yönetimi, kent komisyon hükümeti veya kabine tarzı meclise benzer bir şekilde yapılır. Belediyelerdeki yasama topluluğu (kommunfullmäktige) 31 ve 101 arasında üyeye sahip olup kesin bir sayı bulunmamaktadır. Bu üyeler, dört yılda bir ülke çapında düzenlenen ve bir belediye içinde oy verilen partilerin ağırlığı kadar üyeye dağılır.

İsveç’te, belediyelerin daha alt birimleri olan mahalleler bulunmaktadır. 2000 yılı itibarıyla ülkede toplam 2,512 mahalle (församlingar) bulunmaktadır. Her ne kadar bu birimler eskiden İsveç Kilisesi tarafından ayrılmış olsa da, günümüzde nüfus sayımı ve seçimlerde halen bir öneme sahiptir.

Dil

İsveç’te en çok konuşulan dil, bir Kuzey Cermen dili olan ve Danca, Norveççe gibi dillerle yakın akraba olan İsveççedir. Ancak İsveççe, bu diğer Kuzey Cermen dillerinden biçimce ve okunuşça farklıdır. Norveççe bilen bir kişi zorlanarak da olsa İsveççe bir konuşmayı anlayabilir. Yine Danca bilen bir kişi, Norveççe bilenden biraz daha fazla zorlanarak konuşmaları anlayabilir. İsveççe İsveç’te en çok konuşulan dil olmasına karşın ülkede resmi dil konumunda değildir. İsveç Finleri de İsveç’te ikinci büyük dil grubunu oluşturur. Ülkedeki nüfusun yüzde üçü tarafından konuşulan Fince, azınlık dili olarak kabul edilmektedir. Ülkedeki diğer azınlık dilleri Meänkieli, Sami, Romanca ve Yidiş şeklindedir. İsveççenin devlet dili olması konusunda mecliste yapılan bir 2005 önerisi, sınırda bir oyla reddedildi.

Halkın büyük bir kısmı, Anglo-Amerikan kültürüyle olan yakınlıklarına bağlı olarak yabancı dil olarak İngilizce gibi kimi yabancı dilleri bilmektedir. II. Dünya Savaşı sonrasında doğan İsveçliler, ticari bağlantılar, denizaşırı yolculukların popülerliği, Anglo-Amerikan etkiler ve filmlerde altyazı kültürünün baskın olması gibi nedenlerle İngilizceyi oldukça rahat öğrenebilmektedirler. İsveç’te İngilizce, liselerde öğretimi zorunlu olan yabancı dildir. Bölgesel öğretim kurumlarının kararlarına bağlı olarak, İngilizce birinci sınıf ile dokuzuncu sınıf arasında zorunlu olarak işlenmektedir. Bunların dışında Fransızca, Almanca ve İspanyolca gibi diller de bir ikinci yabancı dil olarak öğretilmektedir. Yine İsveççe kurslarında Danca ve Norveççeden örnekler işlenmektedir.

Din

 İsveç'teki en eski ikinci cami Malmö Camii'dir

11. yüzyıldan önce İsveçliler, İskandinav putperestliğine inanıp, Aesir tanrılarına taparlardı. Uppsala, tapınakların merkeziydi. 11. yüzyılda yaşanan Hıristiyanlaşma ile, ülkenin yasaları değiştirildi. 19. yüzyıla kadar başka tanrılara tapmak yasaklandı. 1530’larda Protestanlık’ın gelişmesinden sonra Martin Luther’in İsveç kurumu Olaus Petri ülkede önemli etkiler yarattı. Bu dönemde kilise ile devletin bağı ve ülkenin Roma Katolik piskoposluğu ile olan bağları koparıldı. Bu sayede ülkede Luteranizm egemen olmaya başladı. Bu süreç 1593’te gerçekleşen Uppsala Kilise Meclisi’nin kurulmasıyla tamamlandı. Reform’u izleyen ve çoğu zaman Luteran Ortodokluğu adı verilen dönem boyunca Kalvinistler, Hollandalılar, Valonyalılar ve Moravya Kilisesi üyeleri gibi küçük Luteran-olmayan gruplar ticaret ve sanayide etkin rol oynadıkları gibi, dinî görünümlerini düşük tuttukları sürece oldukça hoşgörüyle karşılandılar. Kuzeydeki Sami toplulukları aslen şaman inançlarına sahipken, 17 ve 18. yüzyıl itibarıyla İsveçli Luteran misyonerlerin etkisiyle yavaş yavaş Protestanlık mezhebini benimsemeye başladı.

Ülke 18. yüzyıl sonuna kadar liberalleşemese de, Musevilik, Katoliklik gibi diğer inançlara sahip insanlar rahatça yaşama ve çalışma hakkı elde ettiler. Yine de 1860 yılına kadar İsveç’te Luteranların başka bir dine geçmesi yasadışıydı. 19. yüzyılda laik kiliselerin ülkeye gelişiyle beraber yüzyılın sonunda laiklik, halk ile kilise törenlerinin arasının açılmasıyla son buldu. İsveç Kilisesi’nin terk edilmesi o dönemde 1860 muhalefet yasası olarak anılan uygulamayla, kişinin başka bir mezhebe geçmesi zorunlu kılınarak yasallaştı. Tam anlamıyla dinî mezhepleri terk etme hakkı, 1951’deki Din Özgürlüğü yasası ile gerçekleşti.

Günümüzde İsveç halkının %61,2’i Luteran olan İsveç Kilisesi’ne bağlıdır. Ancak bu sayı her sene yaklaşık %1 oranında azalmaktadır. Ayrıca kilise hizmetleri de yalnızca nüfusun tek rakamlı yüzdesi tarafından kullanılmaktadır. Bu büyük etkin olmayan grubun varlığının sebebi 1996 yılına kadar, anne ya da babasından en az birinin İsveç Kilisesi’ne bağlı olması durumunda her çocuğun otomatik olarak bu kiliseye üye yapılmasıydı. Ancak 1996’dan sonra sadece vaftiz edilen kimseler bu kiliseye üye olmaya başladı. Bunun yanında yaklaşık 275.000 İsveçli, çeşitli laik kiliselere üyedir. Bu laik kiliselere katılım yüzdesi çok daha yüksektir. Bunun dışında ülkeye gerçekleşen göç nedeniyle ülkede 92.000 Katolik ve 100.000 Ortodoks yaşamaktadır. Yine aynı nedenden dolayı ülkede önemli bir Müslüman kesim de bulunmaktadır. Ülkedeki yarım milyona yakın Müslümanın sadece %5’i (25.000 kişi) düzenli olarak namaz ibadetini yerine getirmekte ve Cuma namazlarına katılmaktadır.

Sağlık

İsveç’teki sağlık hizmetleri kalitesi, diğer gelişmiş ülkelerle benzerlik gösterir. İsveç, bebek ölüm oranı dünyadaki en düşük beş ülkeden biridir. Ülkedeki ortalama yaşam süresi ve güvenilir içme suyu oranı yüksektir. Tedavi arayan herhangi bir İsveç vatandaşı, kısa sürede özel doktorlara erişebilmektedir. Yine birçok farklı tedavi şekli de talep edilebilmektedir. Ülkede sağlık hizmetleri, 21 il meclisi tarafından üstlenildiği gibi, hükümet tarafından verilen bütçelerle karşılanmaktadır. Ülkede vatandaşlar çok düşük miktarlarda tüm sağlık hizmetlerinden sıra beklemeksizin yararlanabilmektedir.

Kültür

 Yaz ortasını kutlayan İsveçliler (İsveççe: Midsommar)

İ sveç’in dünya çapında üne sahip çok sayıda sanatçısı bulunmaktadır. Bunlar arasında August Strindberg, Astrid Lindgren ve Nobel Ödülü sahipleri Selma Lagerlöf ve Harry Martinson yer almaktadır. Ülkenin toplamda yedi Nobel Edebiyat Ödülü bulunmaktadır (2010 itibarıyla). Yine ülkede doğmuş dünya çapında tanınan ressamlar arasında Carl Larsson ve Anders Zorn yer almaktadır. Ayrıca Tobias Sergel ve Carl Milles adlı heykeltıraşlar da heykel sanatında tanınırlığa sahiptir.

Ülkenin 20. yüzyıl kültür tarihinde, ilk verilen sinema eserleri arasında yer alan filmler önemli bir yer tutmaktadır. Bu ilk sinema örnekleri arasında Mauritz Stiller ve Victor Sjöström gibi ünlü İsveçli oyuncuların eserleri yer almaktadır. 1920’lerden 1980’lere kadarki dönemde film yapımcısı Ingmar Bergman; oyuncu Greta Garbo ve Ingrid Bergman uluslararası olarak geniş tanınırlık elde etti. Son yıllarda Lukas Moodysson ve Lasse Hallström gibi isimlerin filmleri de geniş bir izleyici kitlesine sahiptir.

Mutfak

Diğer İskandinav ülkeleri gibi geleneksel ve basit olan İsveç mutfağı, balık, et, patates ve süt ürünlerine dayalı bir mutfaktır. Baharat kültürü olmayan ülke, et suyu ve haşlanmış patatesle sunulan İsveç köftesiyle ünlüdür. Köfte dışında en tanınanlar kuru, sert, peksimete benzeyen çıtır ekmek Knäckebröd ve yabani kızılcık reçeli ingonddur. Kuzey İsveç’e ait bir balık yemeği olan Surströmming ve Güney İsveç’te tüketilen yılan balığı yöresel tatlara örnek olarak sıralanabilir. Patatesin damıtılıp otlarla zenginleştirilerek elde edilen İskandinavya’nın milli içkisi Aquavit ise ülkedeki en yaygın alkollü içkidir.

İsveç’de Bulunan Türkiye Dış Temsicilikleri

Stockholm Büyükelçiliği
Posta adresi: Dag Hammarskjölds Vag 20 115 27 Stockholm – Sweden
P.O.Box: 24105 10451 Stockholm – Sweden
Telefon:
Büyükelçilik: +46 8 23 0840-41
Konsolosluk Şubesi: +46 8 667 29 60
Telefonla başvuru: 16.00-17.30
Faks: +46 8 663 55 14

embassy.stockholm@mfa.gov.tr

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın