İsrail Devleti

İsrail Devleti

Başkent Tel Aviv, Kudüs
Resmî diller İbranice, Arapça
Yönetim Şekli Parlamenter Cumhuriyet
Yüzölçümü 22.072 km²
Nüfus 8.238.300
Nüfus Yoğunluğu 373,2 kişi/km²
Para birimi Şekel (₪‎) (ILS veya NIS)
Zaman dilimi UTC +2
Telefon kodu +972
İnternet TLD .il

İsrail ya da resmî adıyla İsrail Devleti, Orta Doğu’da, Asya ve Afrika kıtalarının kesiştiği yerde bulunan bir ülkedir. Coğrafi olarak, Asya kıtasında bulunur. Batısında Akdeniz, kuzeyinde Lübnan ve Suriye, doğusunda Ürdün, güneyinde ise Mısır, Filistin ve Kızıldeniz ile çevrilidir.

İsrail’in başkenti Kudüs’tür ancak bu durum Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 478 sayılı kararı nedeniyle ABD dışında uluslararası toplum tarafından tanınmamaktadır. İsrail’deki büyükelçilik ve konsoloslukların büyük çoğunluğu, ülkenin finans merkezi olan Tel Aviv’dedir ve uluslararası toplum tarafından Tel Aviv, İsrail’in başkenti olarak tanınmaktadır. İsrail, nüfusunun çoğunluğu Yahudi olan tek devlettir.

Uzun ve dar bir şekle sahip olan İsrail, 470 km uzunluğunda olup, en geniş bölgesi yaklaşık 135 km’dir. Sınırları ve ateşkes hatları içerisinde kalan toplam yüzölçümü 27.817 km²’dir. İsrail, yaklaşık 8.081.000’lik nüfusuyla, çeşitli din, kültür ve sosyal geleneklere sahip insanları bir araya getirmiştir. Para birimi Yeni İsrail şekelidir. İsrail dünyadaki en büyük 43. ekonomiye sahiptir. Aynı zamanda İnsani Gelişme Endeksi’nde Orta Doğu’da ilk sırada yer alır. Asya’da ise beşinci sıradadır. Basın Özgürlüğü Endeksi’nde İsrail 86. sıradadır.

Bayrak ve arma

İsrail’in bayrağı 28 Ekim 1948 tarihinde, İsrail Devleti’nin kurulmasının ardından 5 ay sonra kabul edilmiştir. Beyaz zemin üzerinde iki yatay mavi şerit arasında aynı mavi renkte bir Davut yıldızı’ndan oluşur. Anlamı,Dinimizden kopmayarak Davut’un kalkanı bizide korusun’ demektir. Bayraktaki iki mavi çizgi Fırat ve Nil nehirlerini temsil ettiği belirtilen görüşler arasındadır ki bu Saqr Abu Fakhr’a göre bu bir mitten ibarettir.

Bayrak 1891’de ilk siyonistler tarafından tasarlandı. Mavi çizgileri Yahudi dua şalı talliti hatırlatır.

 İsrail arması

2007’de Masada’ya asılan 660mx100m ebatlarında ve 5.2 ton ağırlığındaki İsrail bayrağı dünyanın en büyük bayrağı olma konusunda dünya rekoru kırmıştı

İsrail’in resmi devlet armasında yedi kollu şamdan (Menora) bulunur ve ישראל (İbranice: İsrail) yazmaktadır.

Tarih

Yahudiler 19. yüzyılın ikinci yarısında devlet kurma çalışmalarına başladılar. Arz-ı mev’ut (vadedilmiş topraklar) üzerine devlet kurma çalışmaları ilk önce İngiltere’de görülür. 1848’de İngiliz hükumeti bir genelgeyle Filistin’deki konsoloslarını, Yahudilerin himayesine verdi. 1870’te Yahudi faaliyetlerinin merkezi İngiltere’den Rusya’ya geçti. Siyonist hareketlerin başına geçen Theodor Herzl, Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulması için birçok çalışmalarda bulundu. Herzl, İngiltere gibi güçlü bir devleti arkasına alarak, gayesine ulaşma çabasındaydı. Herzl bu kapsamda II. Abdülhamit ile iki kere görüşmüş (İlki 17 Mayıs 1901, ikincisi 4 Temmuz 1902’de olmak üzere), her ikisinde de bir netice alamamıştır. Siyonistler, devlet olabilmeleri için bir tarım sınıfına ihtiyaçları olduğunu fark ettiler, bununla birlikte Avrupa Yahudilerinin neredeyse tamamı ticaretle uğraşıyordu, Rusya’da ise tarımla uğraşan Yahudiler mevcuttu. Bu dönemde Rusya’da Yahudilere karşı -özellikle çiftçi Yahudileri içeren- pogromlar ismiyle bilinen bir dizi katliam yaşandı. Katliamlara maruz çiftçi Yahudilere, Siyonistler tarafından ülkeyi terk edip Filistin’e yerleşmeleri teklifi yapıldı. 1870 yılından itibaren çiftçi Yahudiler Filistin toprakları üzerinde tarımsal yerleşme merkezleri kurmaya başladılar. Bununla birlikte, Rusya’yı terk eden Yahudilerin birçoğu Avrupa’ya göçtü. 1870-96 yılları arasında Eretz Israel’de on yedi tarım kolonisi kuruldu.

I. Dünya Savaşı sonunda 2 Kasım 1917’de İngiltere dışişleri bakanı Arthur Balfour’un girişimiyle Balfour Deklarasyonu süreci başlatıldı. Milletler Cemiyeti 1920 yılında, Filistin üzerinde İngiliz mandasını tanıdı. Bundan sonra kurulan bir Yahudi bürosu İngiltere nezdinde Yahudi haklarını temsil etmeye başladı.

 Filistin’in kaybettiği topraklar (1946-2000)

Bundan sonraki yıllarda Siyonistler dünyanın çeşitli yerlerine dağılmış bulunan Yahudi topluluklarını -devlet kurabilmek için etkili bir nüfus oluşturmak gayesiyle- Filistin’e göçmeleri için ikna etme çabalarına girişti. Nazi Almanyası’nın 1930’lardan 1940’ların ortalarına kadar Yahudilere soykırım uygulamaya başlamasıyla Filistin’e büyük bir Yahudi göçü başladı. Filistin’deki Araplar bu göçe karşı koyduklarından İngiltere, Yahudi göçlerinin durdurulmasına karar verdi. Bunun üzerine Sion’a bağlı Askeri Yahudi Teşkilatı Hagana, Filistin’e göç konusunda İngiltere’nin aldığı bu kısıtlayıcı kararı protesto amacıyla silahlı terör eylemlerine girişti. Filistin yönetimi Nazi liderliği ile işbirliğine girişti. Bu amaçla Kudüs müftüsü Almanya’ya birçok ziyarette bulundu.

Filistin’e de gizli Yahudi göçleri düzenlenmeye başlandı. II. Dünya Savaşı’nın Müttefikler’in galibiyetiyle bitmesinden sonra, Filistin meselesi son safhasına ulaştı. İngiltere daha sonra Amerika’nın yardımını sağladıktan sonra, Filistin meselesini Birleşmiş Milletler’e götürüp, meselenin çözülmesini istedi. BM, Kasım 1947’de Filistin’in biri Yahudi öteki Arap olmak üzere iki devlet arasında paylaşılmasına karar verdi. Yahudiler bu kararı kabul ederken Araplar reddetti. Kudüs şehrine ise BM denetiminde milletlerarası bir bölge statüsü tanındı. Bu çözüm Arapları tatmin etmedi. İsrail-Filistin Savaşı başladı.

14 Mayıs 1948’de BM paylaşım planı uyarınca David Ben-Gurion tarafından İsrail Devleti’nin kuruluşu ilan edildi. 24 saat sonra, Mısır, Ürdün, Suriye, Lübnan ve Irak orduları saldırıya geçerek İsrail topraklarına girdiler.

1949 yılının ilk aylarında BM nezdinde İsrail ile onunla savaşan Arap ülkelerinin her biri (o dönemden beri İsrail’le müzakere masasına oturmayı reddeden Irak hariç) arasında doğrudan müzakereler düzenlendi ve bunların sonucunda bir ateşkes anlaşması imzalandı. Anlaşma uyarınca sahil şeridi, Celile ve tüm Necef İsrail’e, Yehuda ve Samiriye (Batı Şeria) Ürdün’e, Gazze Mısır yönetimine ve Kudüs’ün ise Eski Şehir’in de dahil olduğu doğu kısmı Ürdün’e, batısı da İsrail’e bırakıldı. İsrail’in Filistinliler ile olan gerginliği ise sürmektedir.

Etimoloji

Tevrat’a göre; Yakup ailesi ile göç ederken, Tanrı’nın bir meleği insan kılığında Yakup’a görünür. Ailesini nehrin karşısına taşıdıktan sonra Yakup, melek ile gün ağarıncaya kadar güreşir. Melek, Yakup’u yenemeyeceğini anlayınca ona, ‘Beni bırak, gün ağarıyor’ der. Fakat Yakup, "Beni kutsamadıkça seni bırakmam" der. Yakup mücadele eder ve nihayetinde Tanrı’nın meleğini yener. O da Yakup’u Tanrı’yla mücadele eden anlamına gelen İsrail adıyla kutsar. Böylece Tanrı tarafından Yakup’un adı İsrail olarak değiştirilmiş olur. Bu nedenle Yakup’un soyundan gelenlere İsrailoğulları denir. Bu olaydan sonra Yakup, Mısır’a göçtüğünde sülalesi İsrailliler olarak anılır.

Coğrafya

İsrail, Orta Doğu’da Doğu Akdeniz kıyısındadır. Batısında Akdeniz, kuzeyinde Lübnan ve Suriye, doğusunda Ürdün, güneybatısında Sina Yarımadası ve Gazze vardır. Ülkenin güney bölgesi, Necef Çölü’nden meydana gelir. Kuzeydoğu kesimi ise Şeria Hendeğine açılır. Güneydoğuda dik yükseltiler vardır. Lut Gölü bu bölgededir. Akdeniz kıyı bölgesinin kuzey bölümü Yafa’dan Karmel Dağına kadar uzanarak, Şaran Ovası adını alır.

 Golan Tepeleri

Karmel Dağı’nın doğusunda Kişon Irmağı vadisi boyunca uzanan Esdradelon Ovası yer alır. Ova, Taberiye Gölü’ne kadar uzanır. Ürdün Nehri buradan geçerek deniz yüzeyinden 394 m aşağıdaki Lut Gölüne dökülür. Lut Gölü’nün sadece güneybatı sahili İsrail’indir. İsrail’in doğu bölgeleri dağlıktır. Buralar Şamiriye ve Yahudiye tepelerinden Necef Dağı’na kadar uzanır. İsrail’in en yüksek noktası 1208 m’lik Nyron Dağı, Taberiye Gölü’nün kuzeybatısındadır. Golan Tepeleri de kuzeydoğudadır. Şamiriye ve Yahudiye tepeleri üzerinde Kudüs’ün bulunduğu yaylanın bir kısmı yer alır.

Ülke topraklarının yarıdan fazlasını meydana getiren Necef Çölü, çorak volkanik engebelerle sınırlanmış, geniş bir bozkır ovasıdır. Batı kesiminde kuru yaylalar bulunur. Galilea ve Carmel’in yüksek tepeleri Halep çamları ve meşe ağaçları ile kaplıdır. En tipik bitki örtüsü Akdeniz makileridir. Akdeniz kıyı bölgesi verimli ve yeşilliktir. İsrail’de hızlı bir ağaçlandırma çalışmaları yapılmaktadır. Yabani hayvanlarının soyu gittikçe azalmıştır. Çok çeşitli kuş türleri vardır.

İklim

İsrail Akdeniz iklimi etkisi altındadır. Yazları kurak ve sıcak geçer. Yağmur ancak aralık, ocak ve şubat aylarında yağar. Yıllık ortalama yağış miktarı 1000 mm civarındadır. Yıllık sıcaklık ortalaması yazın 24-32 °C arasında, kışın ise 7 ile 16 °C arasındadır. Bu ortalama Necef Çölü’nde 38 °C’yi aşar.

Ekonomi

 Tel Aviv'in metropol bölgesi (3 milyondan fazla kişi) ülkenin ekonomik merkezi ve Silikon Wadi'nin kalbidir.

İsrail ekonomisi, yüksek teknolojik araç gereç üretimi, tarım, sanayi, elmas işlemeciliği ve turizme dayalıdır. Kibbutz adı verilen kommünal tarım çiftlikleri gıda üretiminin tamamına yakınını gerçekleştirerek ülkenin gıda da kendi kendine yetmesini sağlar. Teknoloji alanında İsrail ekonomisi dünyanın en hızlı gelişen ülkesidir. Intel, IBM, Motorola, Google gibi firmaların İsrail’de Ar-Ge merkezleri bulunur, bunun nedeni silikon üretimi için ülkenin elverişli olması ve en önemlisi kişi başına düşen bilgi teknolojilerinde çalışan sayısının çok yüksek olmasıdır. NASDAQ endeksinde İsrail Firmaları en çok işlem görenler sıralamasında ABD ve Kanada’dan sonra üçüncü sırada gelir. İsrail çeşitli güvenlik sorunlarına rağmen sürekli kaliteli insan gücü yetiştirmeye önem vererek ekonomisinin büyümesini sağlamıştır.

Tarım
İsrail tarımının temel birimini kibbutzlar teşkil eder. Kibbutz, bir kolektif üretim teşkilatıdır. Necef Çölü uzun çalışmalardan sonra ekilebilir duruma getirilmiş ve tarımsal üretim artmıştır. Kibbutz, kolektif çiftlikleri biçiminde teşkilatlanmış olmasına rağmen kooperatif şeklinde birimler de vardır. Bu birimlere moşavim denir. Tarım bu teşkilatlar tarafından yapılır. İsrail toplam işgücünün % 6,5’u tarım sektöründe çalışmaktadır. İsrail’de sulama şebekesi çok gelişmiştir. 400.000 hektardan büyük bir alan sulanabilmektedir. Ana tarım bölgesi Eşdraelon’dur. Sahil ovaları da vadiler kadar verimlidir. Yetiştirilen başlıca tarım ürünleri; tahıllar, Turunçgiller, şekerpancarı, üzüm ve vişnedir.

Hayvancılık
Otlakların az olması sebebiyle hayvancılık gelişmemiştir. İsrail’de sığır ve koyun yetiştirilir. Son yıllara kadar yasak olan domuz besiciliği önemli boyutta değildir zira Yahudiler domuz yemezler. Bunun yanında kümes hayvanları çoktur. Hayvanlardan elde ettiği ürünler kendi ihtiyacını karşılar. Balıkçılık çok gelişmiş olup, Hint ve Atlas Okyanusu’na çıkardığı gemilerle yapılan avcılık ile yılda 25.000 tondan fazla balık avlanır.

Sanayi
İsrail’de sanayi yükselen bir hızla gelişmektedir. Sanayi devrimi 1958-1965 yılları arasında gerçekleşmiştir. Bu dönemde ülke sanayisi % 142 oranında artış göstermiştir. Potasyum ve bakır sanayi bunların başlıcalarıdır. Toplam işgücünün % 33.4’ü sanayi alanında çalışmaktadır. Sanayi bölgeleri Tel Aviv ve Hayfa’da toplanmıştır. Gelişen sanayi sektörlerinin başlıcaları; ilaç, optik, elektrik malzemesi, elmas işletmeciliği, silah sanayisidir.

Ticaret
Dış satımının üçte birinden fazlasını elmas sanayi sağlamaktadır. İhraç ettiği malların başında turunçgiller gelmektedir. Bunlar, portakal, muz, narenciye ve üzümdür. Bugün dışarıya uçak ve silah satmakta, fakat ticaret dengesi devamlı açık vermektedir. İthalat özellikle mamül eşya ve sanayide kullanılan hammaddeler üzerinde yoğunlaşmıştır. Ticaretinin büyük bir kısmını ABD, İngiltere ve Almanya ile yapar.

Turizm
İsrail’de inanç turizmi yaygındır. Her yıl İsrail pek çok Müslüman, Hristiyan ve Yahudi tarafından ziyaret edilir. Ülkede Mescid-i Aksa, Ağlama Duvarı gibi dini yapıların bulunması inanç turizmini geliştirir. İsrail’de sadece inanç turizmi yoktur. Ülkede arkeolojik yapıların korunması ve sergilenmesi turist sayısını artırır. Ülkenin ılıman iklimi ve plajları turizm için elverişlidir.

Siyaset

Devlet Başkanı – Cumhurbaşkanı (İbr. Nasi) yedi yılda bir Knesset (Meclis)’in çoğunluğunun oyu ile seçilir. Devlet Başkanı genellikle törensel ve resmî görevleri yerine getirir; ancak af yetkisi gibi yürütme yetkilerine de sahiptir. Başbakanlığa Cumhurbaşkanı tarafından çoğunluğu kazanan partinin lideri seçilir. Hükümete parlamento dışından bakan tayin edilebilmektedir. 120 üyesi olan meclisin seçim sistemi Nispi Temsildir ve en düşük oy verme yaşı 18, en uzun hükümet dönemi ise 4 yıldır. Ayrıca İsrail yaklaşık olarak 32 yıldır koalisyon ile yönetilmektedir.

Ordu

IAI Lavi ("genç aslan"), İsrail Havacılık Endüstrisi  tarafından hazırlanan bir İsrail çok rollü savaş uçağı projesiydi. Uçak, 1980'lerin ortalarında geliştirilmeye başlanmış olup proje yüksek maliyeti nedeniyle iptal edildi.

İsrail, sadece Umman ve Suudi Arabistanın gerisinde olmak üzere GSYİH’sine oranla en yüksek savunma bütçesine sahip ülkedir. İsrail Savunma Kuvvetleri, İsrail özel kuvvetlerinin tek askeri kanadıdır ve Genelkurmay Başkanı kabinenin alt-yönetimi ile "Ramatkai"nin başıdır. İSK, kara, hava ve deniz kuvvetlerinden oluşur. 1948 Arap-İsrail Savaşında ülkenin kurulmasından önce -Haganah önderliğinde- paramiliter grupların birleştirilmesi ile kuruldu . İSK ayrıca Mossad ve Shabak ile çalışan Askeri Haberalma Yönetiminin (Aman) kaynaklarından yararlanır. Kısa tarihinde, birçok büyük savaş ve sınır çatışmaları olan İsrail Savunma Kuvvetleri dünyanın en deneyimli ordusu olmuştur.

Çoğu İsrailli orduya 18 yaşında katılır. Erkekler 3 yıl ve kadınlar 2 ila 3 yıl hizmet eder. Zorunlu hizmetten sonra, İsrail erkekleri yedek kuvvetlere katılır ve genellikle kırklı yaşlarına dek senede birkaç hafta görev yaparlar. Çoğu kadın ise yedek görevden muaftır. İsrailin Arap vatandaşları (Dürziler dışında) ve tam zamanlı dini eğitim alanlar da askeri hizmetten muaftırlar; Yeshiva öğrencilerinin bu muafiyeti yıllarca tartışma konusu olmasına rağmen. Çeşitli nedenlerle askeri hizmetten muaf olmak isteyenler için hastane, okul ve sosyal yardımlaşma hizmetlerini içeren Sherut Leumi veya ulusal servis bir alternatif oluşturur. Zorunlu askerlik programının bir sonucu olarak, İSK yaklaşık 176.500 aktif asker ve ek olarak 445.00 yedek ile hizmet verir.

Ulusal ordu, ağırlıklı olarak ülke içinde dizayn edilip üretildiği kadar ithal de edilen yüksek teknolojili silahlara dayanır. 1967’den beri özellikle Birleşik Devletler kayda değer miktarda askeri yardım yapmıştır; 2013-2018 yılları arasında yıllık 3,15 milyar Dolarlık yardım yapması beklenmektedir. Arrow (Ok) füzeleri dünyanın az sayıdaki operasyonel anti-balistik füze sistemlerinden biridir. İsrail’in Iron Dome (Demir Çatı) anti-füze hava savunma sistemi, Gazze Şeridindeki Filistinli militerlerin ateşlediği binlerce Kassam, 122 mm Grad ve Fajr-5 ile ağır roket saldırıları karşısında dünya çapında takdir topladı.

Yom Kippur Savaşından itibaren İsrail, Casus uydu iletişim ağı geliştirdi. Ofeq programının sonucunda İsrail bu tür uyduları yerleştirebilen dünyanın yedi ülkesinden biri oldu. Kuruluşundan beri İsrail GSYİH’nin önemli miktarını savunmaya harcadı. Örnek olarak 1984’te bu miktar GSYİH’nin %24’ydü. 2006’da ise %7,3’e düştü.

İsrail’in geniş ölçüde kimyasal ve biyolojik kitle imha silahlarına sahip olduğuna inanıldığı gibi nükleer silahlara sahip olduğuna da inanılır. İsrail, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nı imzalamamıştır ve nükleer silah kapasitesi hakkında kasıtlı belirsizlik politikasını sürdürmektedir. İsrail Irak’ın Scud füzeleri ile saldırıya uğradığı 1991’deki Körfez savaşı sonrası, Merkhav Mugan olarak isimlendirilen kimyasal ve biyolojik maddeleri geçirmeyen takviye güvenlik odalarını İsraildeki tüm evler için zorunlu kılmıştır.

İsrail sürekli olarak çok düşük not aldığı Küresel Barış Endeksi sıralamasında, 2011 verilerine göre 153 ülke içinde 145. sıradadır.

İsrail dünyanın en büyük silah ihracatçılarından biridir, 2007’de 4. en büyük silah ihracatçısı olmuştur. İsrailin ihraç ettiği silahların büyük çoğunluğu güvenlik nedenleri ile rapor edilmez

Demografi

İsrail’de 6.110.600 Yahudi vardır. İsrail nüfusunun %20.7’sini Araplar oluşturmaktadır. Son on yılda Romanya, Tayland, Çin, Güney Amerika’dan gelen pek çok işçi İsrail’e yerleşmiştir. Bu işçilerin çoğu yasa dışı ülke sınırlarında oldukları için göçmenlerin kesin nüfusu bilinmemektedir.

1948 yılından beri İsrail hep göç aldı. Alınan bu göçler Dünya’nın başka yerlerinde yaşayan Yahudilerin ülkeye yerleşmesinden kaynaklanıyordu. Fakat son 10 yılda İsrail’de iş imkanlarının artması ve Orta Doğu’da hızla gelişen bir ülke olması pek çok farklı ulustan insanın İsrail’e göç etmesine neden olmuştur. Haziran 2012 itibarıyla 60.000 Afrikalı göçmen ülkeye girmiştir. Göçmenlerin İsrail’e yasa dışı girmeleri hükûmet tarafından tehdit olarak algılandı ve bakanlar toplantısı yapıldı. İsrailliler’in %92’si kentsel alanlarda yaşamaktadır. 2011 yılından itibaren Doğu Kudüs’te yaşayanların nüfusu 250.000 kişi olmuştur. Golan Tepeleri’nde ise bu nüfus 20.000 kişidir.

İsrail kendini Yahudi olarak nitelendiren tek devlettir. Sadece Yahudiler ve Yahudi soyundan olan kişiler İsrail vatandaşı olabilir. Ülke’de çıkarılan Dönüş Yasası sonucu İsrail vatandaşlığı ülkeye gelen tüm Yahudilere verilir. İsrail nüfusunun %4’ü Yahudi soyundan gelen fakat Yahudi olmayan insanlardan oluşur. Dönüş Yasası böyle kişilere vatandaşlık vermeyi kabul etmiştir. Günümüzde İsrail’deki Yahudi nüfusunun %73’ü İsrail doğumludur. Nüfusun %18.4’ü Avrupa ve Amerika’dan göç eden Yahudilerdir. Geriye kalan %8.6’lık kısım Asya ve Orta Doğu coğrafyasındaki Yahudilerdir.

Dil

İsrail’de İbranice ve Arapça olmak üzere iki resmî dil vardır. İbranice devlette en çok konuşulan ve kullanılan dildir. Arapça ise İsrail’de sadece Arap azınlıklar tarafından kullanılır. İsrail’de İngilizce resmî dil değildir fakat tabelalarda İngilizce yer alır. Aynı zamanda okullarda İngilizce eğitimi verilir. Televizyonda İbranice yayın yapan kanallar sıklıkla olsa da İngilizce yayın yapan medya kuruluşları da vardır. İsrail’de günlük hayatta göçmen nüfus nedeniyle pek çok farklı dil kullanılabilir. 1990 ve 1994 yılları arasında 1 milyondan fazla anadili Rusça olan Yahudi İsrail’e göç etti. 2004 yılında kadar 700.000 Yahudi Fransa’dan göç etti. Yurt dışından göç eden Yahudiler İbranice öğrense bile günlük hayatta ana dillerini kullanabilirler. Bu yüzden Rusça ve Fransızca halk arasında sıklıkla kullanılan dillerdir.

Din

 Kudüs

İsrail devletinin resmi dini yoktur ancak devletin tanımında "Yahudi ve demokratik" yer alır. Bu durum Yahudilik inancı ile güçlü bir bağlantı oluşturur, aynı zamanda devlet hukuku ile dini hukuk arasında bir çatışma yaratır. Siyasi partiler, büyük ölçüde İngiliz Mandası döneminde var olduğu gibi din ve devlet arasındaki dengeyi korur.

İsrail topraklarında Musevi inancı hakimdir. İsrail’de Yahudiler en büyük nüfusu oluştururlar. Yahudilerin kendi aralarında mezhepsel farklılıkları olabilir. Bazı İsrailliler dinlerine çok bağlıyken bazıları biraz daha modern olabiliyorlar. İsrail’de yapılan bir sosyal ankette "İnancınızı nasıl tanımlarsınız?" sorusu yöneltilen Yahudilerin %55’i geleneksel, %20’si laik, %17’si Siyonist, %8’i Haredi Yahudisi olarak tanımlarken %5’İ kendilerini Ortodoks-radikal Yahudi olarak tanımlar.

Müslümanlar İsrail’in en büyük dini azınlığını oluşturmaktadır. Nüfusun %2’si ise Hristiyan’dır. Bu Hristiyan nüfusun çoğunluğu yurt dışından gelen göçmenlerdir.İsrail’de Budizm ve Hinduizm inancına mensup insanlar da vardır. Fakat bu inanca mensup insanlar yasa dışı göçle ülkeye geldikleri için İsrail’deki Budist ve Hindu nüfus tam olarak bilinmemektedir. Kudüs, Müslümanlar ve Hristiyanlar için büyük önem taşır. Batı Duvarı, Tapınak Dağı, Mescid-i Aksa Cami ve Kutsal Mezar Kilisesi İsrail’deki Müslüman ve Hristiyanlar için önemlidir.

Eğitim

İsrail’de eğitim hayatı 15 yıldır. Birleşmiş Milletlere göre halkın %97’si okuryazardır 1953’ten beri okullar devlet tarafından 5’e ayrılmıştır. Bunlar; normal okullar, dini okullar, ortodoks okullar, kamu okulları ve arap okulları. İsrail halkının büyük çoğunluğu normal okullarda eğitim görmektedir. İsrail’de yaşayan Araplar ise Arap okullarına giderler bundaki en büyük etken sadece İslam dini ve Arapça eğitiminin Arap okullarında verilmesidir.

İsrail’de öğrenciler 3 yaşında okula başlar ve 18 yaşında öğrenim hayatını bitirirler. Üniversitelere ise sınavla girilir. Üniversiteye giren öğrenciler eğitim hayatlarına devam ederler. Fakat İsrail’de ilköğretim, ortaöğretim ve lise zorunludur. Okullarda İngilizce eğitimi ilköğretimden itibaren verilir. İlköğretim 1. ve 6. sınıf, ortaöğretim 7. ve 11. sınıf, lise ise 12. ve 15. sınıftan oluşur. Liseyi bitiren öğrenciler Bagrut isimli sınava girerler ve sınavdan aldıkları dereceye göre üniversiteye yerleşirler. Sınavda en sık matematik, İbranice, genel kültür, felsefe ve tarih alanlarında soru sorulur Bu sınavlar mezun olunan okullara göre değişmez. Dini okullardan mezun kişilerde Bagrut isimli sınavdan geçmek zorundadır ve Bagrut sınavında dini sorular sorulmaz. İsrail’de eğitim ücretsizdir. Bunun dışında özel okullar yoktur tüm okullar devlete bağlıdır. İsrail üniversiteleri mezun olan öğrencilerine sağladıkları iş olanaklarıyla popülerdir. Times, Higher Education Jerusalem ve Tel Aviv Üniversitesini dünyanın en iyi 100 üniversitesi listesine eklemiştir.

Mutfak

 Humus, İsrail'de en çok yenen yiyeceklerden biridir

İsrailliler inançları gereği et ve süt ürünleri birlikte tüketmemektedir. Farklı kültürlerin bir arada olması mutfak çeşitliliğinde de kendini gösterir. Buna bir de, Avrupa, Rusya veya Yemen gibi, göç öncesi yaşanmış ülkelerin tatları da eklenir. Ama İsrail mutfağına Akdeniz ve Ortadoğu tarzının hâkim olduğu söylenebilir. İsrailliler de Türkler gibi çok ekmek tüketmektedir.

Cuma ve cumartesi günleri için hazırladıkları baharatlı ya da tatlı ekmekler vardır. Bunların en bilineni, örgü şekilli "khala"dır. Mayasız hamurdan pişirdikleri ekmekler de meşhurdur. İnançlarına göre Firavun zamanında Yahudiler Mısır’ı öylesine apar topar terk etmek zorunda kalmışlar ki yolculuk için hazırlayacakları ekmekleri mayalamaya zaman bulamamışlar. Bu gelenek o günlerin anısına ve hamursuz adıyla anılıyor. İsrail mutfağında şerbetli tatlılar yaygındır baklava, kadayıf, lokma gibi lezzetler çokça sevilmektedir. Avrupa geleneğinden gelen pasta ve keklerle bir arada İsrail mutfağında yer alıyor. İklimin getirisiyle meyve üretimi çeşitlilik arz etmektedir. En cok tüketilenler avokado, portakal ve nar. Kuskus, balık, humus, tahin, fava, falafel, şavarma (döner), gulaş en popüler yemeklerdendir. Bu arada en leziz yerel yemeklerin genellikle salaş mahalle lokantalarında yenebileceğini unutmamak gerek. İsrail’de her yerde alkol bulunsa da çok fazla tüketilmez.

İsrail’de bulunan Türkiye Dış Temsilcilikleri

Tel Aviv Büyükelçiliği
Adres: Embassy of Turkey, 202 Hayarkon Street, 6340507, Tel Aviv-Yafo, Israel
Telefon: 00 972 3 741 69 00
Faks: 00 972 3 524 1390
embassy.telaviv@mfa.gov.tr

Görev Bölgesi: İsrail

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

İspanya Krallığı

İspanya

Başkent Madrid
Resmî diller İspanyolca, Aragonca, Aranca, Baskça, Katalanca, Leonca, Galiçyaca
Yönetim Şekli Parlamenter Monarşi
Yüzölçümü 505.992 km²
Nüfus 46.464.053
Nüfus Yoğunluğu 91.8 kişi/km²
Para birimi Euro (€)
Zaman dilimi OAZD (UTC+1)-OAYZD (UTC+2)
Telefon kodu +34
İnternet TLD .es-.cat

İspanya (İspanyolca: España (/esˈpaɲa/) ya da resmî adıyla İspanya Krallığı (İspanyolca: Reino de España) Avrupa’nın güneybatısında, İber Yarımadası’nda yer alan ülkedir. Güneyde ve doğuda Akdeniz’e, kuzeyde ise Atlantik Okyanusu’na kıyısı vardır. Batıda Portekiz, kuzeyde Fransa, Andora ve güneyde Birleşik Krallık (Cebelitarık) ile komşudur. İspanya toprakları ayrıca Akdeniz’de Balear Adaları, Atlantik Okyanusu’nda Kanarya Adaları’nı ve Kuzey Afrika’da Ceuta ve Melilla adlı iki özerk şehri de kapsar. 505.992 km2’lik alanıyla İspanya, Fransa’dan sonra Batı Avrupa’daki ikinci büyük ülkedir. 650 metrelik ortalama yüksekliği ile de İsviçre’den sonra Avrupa’daki ikinci yüksek ülkedir.

İspanya parlamenter demokrasi şeklinde örgütlenmiş bir anayasal monarşi rejimi ile yönetilir. 1986’dan beri Avrupa Birliği’nin 1982’den beri NATO’nun bir üyesidir.

Tarihçe

İspanya tarihi

İspanya tarihi İspanya’da tarih öncesi dönemlerden günümüze kadar uzanan dönem boyunca yaşanan olayları kapsar.

İnsan uygarlığının İber yarımadasındaki tarihi günümüzden 35.000 yıl öncesine kadar uzanmaktadır. Bu dönem boyunca İber yarımadası Keltler, Kartacalılar, Fenikeliler, Yunanlar dahil birçok kavim tarafından istilaya uğramıştır. MÖ 2. yüzyılda İspanya Roma Cumhuriyeti’nin bir parçası haline geldi. 410 yılında İspanya bir Cermen ırkı olan Vizigotların eline geçti. Orta Çağ boyunca süren anlaşmazlıklara rağmen, İspanya Avrupa’daki en eski millî devletlerden biridir. İspanya’nın bugünkü sınırları on beşinci yüzyılın sonlarında çizilmiş ve Aragonlu II. Fernando ile Kastiyalı I. Isabel’in evlenmesiyle tek bir taht altında birleştirilmişti. 16. ve 17. yüzyıllarda Portekiz de bir süreliğine bu İber birliğinin bir parçasıydı.

İspanya 16. yüzyılda Avrupa’daki en büyük güç haline gelmiş ve bu dönemden 18. yüzyıla kadar Avrupa’daki meselelerle oldukça yakından ilgilenmiştir. İspanya’nın kralları Avrupa’nın birçok yerine yayılmış eyaletlere hükmediyordu. İspanyol İmparatorluğu evrensel bir imparatorluktu ve birçok yere, özellikle de Amerika’da oldukça yayılmıştı, öyle ki İspanyolca bugün bile İspanya sınırları dışındaki 200 milyonun ana dili durumundadır.

Yinelenen siyasi kararsızlık, siyasete askeri müdahaleler, sık sık ortaya çıkan iç savaşlar ve baskıcı hükümetlerin hüküm sürmesi modern İspanyol tarihini oluşturan olaylardı. On dokuzuncu yüzyılda İspanya’da İngiltere ve Fransa’dakine benzemeyen parlamenter monarşiyi sağlayan anayasal bir sistem vardı, fakat bu sistem İspanyol toplumunun sosyal, ekonomik ve ideolojik bakımdan ayakta durmasını sağlayacak kuruluşları geliştirebilecek kapasitede değildi.

500.000’den fazla kişinin öldüğü İspanyol İç Savaşı (1936 – 1939) nesillerdir süregelen anlaşmazlıkları daha geniş bir boyutta ve daha kanlı bir şekilde yeniden gözler önüne serdi. Katolik Kilisesi’nin sosyal ve siyasi rolü, sınıf farklılıkları ve Bask ve Katalan milliyetçilerinin cephesinde bölgesel özerklik savaşı merkezli bu anlaşmazlıklar milliyetçi lider Generalissimo Francisco Franco y Bahamonde (1939 – 1975) liderliğinde bastırılmış fakat tam olarak ortadan kaldırılamamıştı. Bu anlaşmazlıklar, Franco rejiminin son yıllarında militanların yenilik çağrıları ve artan terör eylemlerinin ülkenin istikrarını tehdit etmeye başlaması sonucunda tekrar alevlenmişti.

Franco’nun 1975 Kasım’ında ölmesi üzerine İspanya tahtına geçen I. Juan Carlos’un İspanya’yı demokratik bir ülke haline getireceği yönünde çok az belirti olmasına karşın, o ve Başbakan Adolfo Suarez Gonzalez (1976 – 1981) İspanya’yı üç yıl içinde şiddete başvurmadan diktatör bir rejimden çoksesli bir parlamenter demokrasiye geçirmiştir. Bu başarı, İspanya’nın tarihi bölünmüşlüğünün iyileşmesi yönünde ilk kilometre taşını koymuş oldu.

Demokrasiye bu barışçıl geçişte genç kralın siyasi kurumlara bağlılığının yanı sıra başbakanının mevcut siyasi durumda gerekli olan yenilikler konusunda oldukça öngörülü olması da büyük önem taşımaktadır. Şubat 1981’de başarısızlıkla sonuçlanan bir darbe ve Ekim 1982’de gücün barışçıl bir şekilde bir partiden diğerine geçmesi İspanyol toplumunun demokratik prensiplerinin ne derece olduğunu gözler önüne serdi.

Batı Avrupa hükümetleri, II. Dünya Savaşı’nın hemen ardından otoriter rejimi olan ülkelerle işbirliği yapmayı reddetmiş ve ülkeyi bölgenin siyasi, ekonomik ve savunma kurumlarından dışlamışlardı. Fakat Soğuk Savaş’ın başlamasıyla birlikte İspanya’nın Batı Avrupa’nın savunması açısından stratejik öneminin artması diğer siyasi etkenlerin önüne geçerek Franco rejiminin dışlanmasına bir son vermişti. İlk olarak 1953 yılında yapılan karşılıklı anlaşmalar sonucunda Amerika Birleşik Devletleri’nin Batı Avrupa’nın savunmasını desteklemek için İspanya’da bir hava ve deniz üssü ağı oluşturmasına izin verildi. İspanya 1955 yılında Birleşmiş Milletler üyesi oldu ve 1982’de NATO’ya girdi.

İberler

İberler Siyasi harita

Yunanlar tarafından daha sonra İberler (veya Ebro sakinleri) olarak adlandırılacak olan halk İspanya’ya MÖ üçüncü bin yılda göç etmişti. İberlerin kökeni hakkında kesin bir bilgi olmamasına rağmen, arkeolojik bulgular ışığında, kullandıkları eşyalar ve tarım alanındaki yetenekleri Akdeniz’in doğu kıyılarından geldikleri tezini büyük ölçüde destekliyor. İberler, coğrafik olarak birbirinden ayrılmış, küçük, birbirine bağlı, yerleşik kabileler halinde yaşıyorlardı. Her kabile kendine has bölgesel ve siyasi kimlikler geliştirmişti ve kabile içi savaşlar oldukça yaygındı. Aynı dönemde Akdeniz kökenli başka halklar da yarımadaya yerleşmiş ve İberler ile birlikte farklı halklarla da karışmışlardı.

Keltler MÖ 7. ve 9. yüzyıllarda iki büyük göçle Pireneler üzerinden İspanya’ya gelmişlerdi. Keltler genellikle Duero ve Ebro nehirlerinin kuzeyindeki bölgeye yerleşip burada İberler ile karışarak Keltiberler diye adlandırılan topluluğu oluşturmuşlardı. Keltiberler çiftçilik ve hayvancılığın yanı sıra Kelt’lerin anavatanları Tuna, İtalya ve Güney Fransa’dan geçerek getirdikleri metal işçiliği konusunda da oldukça başarılıydılar. Kelt etkisi Keltiber kültüründe oldukça baskındı. Keltiberler anaerkil ve bağımsız klanları dışında hiçbir sosyal veya siyasi düzen oluşturmamışlardı.

Batı Pireneler’de bulunan diğer etnik gruplardan biri olan Basklar yarımadaya İberler’den daha evvel gelmişti. Bask dili hiçbir dille akraba değildir ve onu Latin dönemi öncesi İberlerle tanımlama çalışmaları da inandırıcılıktan oldukça uzak çalışmalardır. Bask ismi ise Romalılar tarafından adlandırıldıkları Vascon kelimesinden türemiştir.

İberler Bronz Çağı’nda (MÖ 1900 – 1600) bütün Akdeniz kıyısı boyunca yeniden bir canlanma yaşadılar. Muhtemelen kabilelerin birleşmesi sonucunda İber Yarımadası’nın doğusunda ve güneyinde bir çeşit şehir devletler sistemi kuruldu. Yönetimleri eski kabile modelini takip ediyordu ve savaşçı ve rahip sınıfları tarafından despotça yönetiliyorlardı. Ekonomisi altın ve gümüş ihracatına ve kalay ve bakır (İspanya’da bolca bulunuyordu) ticaretine dayanan gelişmiş bir kentsel topluluk ortaya çıktı.

Fenikeliler, Yunanlar ve Kartacalılar İspanya’nın kıyı şeridinin kontrolü ve iç bölgelerdeki kaynaklar için İberler ile rekabete girdiler. Tireli tüccarlar en erken MÖ 1100 yılında Cadiz’deki ilk karakolu, "etrafı duvarla çevrili yeri" kurmuş oldukları kabul ediliyor. Eğer kabul edilen kurulma tarihi doğruysa, Cadiz Batı Avrupa’nın en eski şehri olduğu, hatta Kuzey Afrika’daki Kartaca’dan bile daha eski olduğu anlamına gelir. Fenikeli denizciler Cadiz’den Afrika’nın batı kıyılarını Senegal’e kadar keşfettiler ve Atlantik Okyanusu’nun açıklarına kadar gittikleri biliniyor.

Rodos Adası’ndan gelen Yunan akıncıları MÖ 8. yüzyılda İspanya’da karaya çıktılar. Massilia’daki (daha sonra Marsilya adını alacak) Yunan kolonisi artık Katalonya adı verilen Keltiberlerle ticari bağantılar kurdular. Massilialılar MÖ 6. yüzyılda yarımadanın Akdeniz kıyısında daha sonra birçok benzeri kurulacak olan ilk polis Ampurias’ı kurdular.

Hispania

Hispanya  Dönemi

Kartaca I. Pön Savaşı’nda (MÖ 264 – 41) Romalılara yenildikten sonra Sicilya kaybını, İspanya’da ticarete dayalı bir imparatorluk kurarak telafi etti. Hannibal II. Pön Savaşı’nda (MÖ 218 – 201) İtalya’yı istila ederken, Roma orduları da İspanya’yı işgal etti. İberler’in direnişi oldukça sert oldu, ama MÖ 19’da Roma İmparatoru Augustus (MÖ 27 – MS 14) İspanyayı fethetmeyi başarmıştı.

Bu fethin hemen ardından İberler’in Romalılaştırılması başladı. Romalılar tarafından Hispania adı verilen İspanya sadece siyasi bir birim değil, ayrıca üç tane birbirinden bağımsız yönetilen eyalet (MS 4. yüzyıldan sonra 9 eyalet) durumuna gelmişti. Daha önemlisi, İspanya bundan sonraki 400 yıl içinde kozmopolitan bir dünya imparatorluğunun çatısı altında hukuk, dil ve Roman yaşam tarzı ile birbirine bağlanmıştı.

İber kabile reisleri ve oligarşi yöneticileri Roman aristokrasisine kabul edildiler ve İspanya’nın ve imparatorluğun yönetiminde yer aldılar. Aristokratlar tarafından idare edilen latifundio adı verilen büyük topraklar İberler’de bulunan toprak idare sistemine integre edildi.

Romalılar mevcut şehirleri geliştirdi, Zaragoza, Mérida ve Valensiya’yı kurdu ve yarımadada refah seviyesini arttırdı. İspanya’nın ekonomisi Roma kontrolünde gelişti. İspanya Kuzey Afrika ile birlikte Roman pazarlarının ambarı olarak hizmet verdi ve limanlarından altın, yün, zeytinyağı ve şarap ihraç edildi. Tarımsal üretim sulama projelerinin kullanılmasıyla arttı. Hispanoromanlar – Romalılaştırılmış İberler ve İber soyu olan Roma askerleri ve kolonistler – MS birinci yüzyılın sonunda tam bir Roma vatandaşı statüsüne eriştiler. Trajan (98 – 117), Hadrianus (117 – 38) ve Marcus Aurelius (161 – 80) İspanya’da doğmuştur.

Hristiyanlık İspanya’ya ilk yüzyılda geldi ve ikinci yüzyılda şehirlerde oldukça yaygınlaştı. Kırsal bölgelerde ise Hıristiyanlık’ın Roma İmparatorluğu’nun resmi din olduğu 4. yüzyılın sonlarına kadar yayılma oldukça yavaş gerçekleşti. Kabul edilen doktrine karşı gelen birçok tarikat ortaya çıkmasına rağmen, İspanyol kilisesi Roma piskoposuna bağlı kaldı. Piskoposlar yerel yönetimlerin zayıfladığı beşinci yüzyılda düzeni sağlamak için otoritelerini kullanmışlardır. Piskoposlar konseyi Vizigot hakimiyeti sırasında büyük bir istikrar unsuru olmuştur.

405 yılında iki Cermen kabilesi Vandallar ve Suevi Ren Nehri’ni geçip Galya’lılara saldırdı, bu iki kabile Vizigotlar tarafından İspanya’ya püskürtüldü. Suevi İber Yarımadası’nın kuzeybatı ucunda, uzak bir yerde bir krallık kurdu. Sayıları hiç 80.000’i aşmayan acımasız Vandallar, kendi adlarını taşıyan Andalucía’yı işgal ettiler.

Vizigotlar

Vizigotlar Dönemi

İspanya’nın büyük bir kısmı kontrolü dışında olduğundan Batı Roma İmparatoru Honorius (395 – 423) kızkardeşi Galla Placidia ve kocası Vizigot Kralı Ataulf’u İber Yarımadası’nda düzeni sağlamakla görevlendirdi ve korumaları şartıyla o bölgeye yerleşip bölgeyi yönetme hakkı verdi. Romalılaşmış Vizigotlar Suevi’ye boyun eğdirirken, Vandalları da Kuzey Afrika’ya göç etmeye zorladı. 484 yılında Toledo’yu İspanyol monarşilerinin başkenti ilan ettiler. Vizigot işgali hiçbir suretle barbarca bir istila değildi. Başarılı Vizigot kralları, Roma İmparatoru’nun adıyla yönetmek için görevlendirilmiş olan aristokratlar sıfatıyla İspanya’da hüküm sürdü.

İspanya’nın 4 milyonluk nüfusu içinde yalnızca 300.000’i Cermen kökenliydi ve nüfuzları İspanyol tarihinde genellikle önemsiz görülüyordu. Seçkin savaşçı soylulardı, ama birçoğu Tejo Nehri vadisinde veya merkezdeki platoda yaşayan çobanlar veya çiftçilerdi. Mülki idareyi Hispano-Romanlar sürdürdü, Latince yönetim ve ticaret dili olmaya devam etti.

Vizigot yönetiminde kültür, Roma dönemindeki kadar parlak değildi ve formel eğitim ve yönetim, bunu yapabilecek en uygun kişiler Hispano-Roman rahip sınıfında olduğundan kilisenin eline geçti. Bütün Avrupa’da olduğu gibi Erken Orta Çağ’da kilise toplumun en birleştirici unsuru ve Roman düzeninin devamını bünyesinde barındıran bir kurumdu.

Din Roman Katolik Hispano-Romanlar ve dinsiz olarak gördükleri Ari Vizigot derebeylerinin arasındaki anlaşmazlıkların tek kaynağıydı. Bu sürtüşmeler bazen açık isyanlar ve Vizigotlar aristokrasisi içindeki inatçı lobiler monarşinin güçleşmesine yol açtılar. 589 yılında Recared isimli bir Vizigot hükümdar Toledo’da piskoposlar konseyinin karşısında Ari soyunu reddedip Katolik olduğunu açıkladı, bu Vizigot monarşisi ve Hispano-Romanlar arasındaki bağı kuvvetlendirmişti. İspanyol tarihinde siyasi birliğin din birliğiyle sağlandığı son olay olmayacaktı.

Yine de iç savaş, kral ailesine düzenlenen suikastler ve yağmalar bütün ülkede devam ediyordu ve savaş beyleri ve büyük toprak sahiplerinin geniş güçleri vardı ve bunları keyfi kullanıyorlardı. Kandavaları araştırılmadan kapanıyordu. Vizigotlar Roma devletinin mirasını almış ve geliştirmişti ama onu kendi aleyhine kullanabilme yeteneğine sahip değildi. Tahta geçme konusunda büyük karışıklık yaşadıkları bir dönemde, karşıt gruplar Yunanlar, Frankler ve nihayet Müslümanların iç meselelerine ve kral seçimlerine karışmalarını teşvik ettiler.

Endülüs dönemi

Endülüs  Dönemi

Sekizinci yüzyılın başlarında Kuzey Afrika’dan gelen ordular İspanya’nın Vizigot savunmasını yoklamaya başladı ve nihayet yüzyıllarca sürecek Müslüman egemenliğini başlattılar. İber Yarımadasını istila eden bu Müslüman Mağribiler, Araplar ve Araplar tarafından fethedilip Müslümanlık dinine geçen Fas’ın Berberi halkından oluşuyordu.

711 yılında Tanca’nın Berberi yöneticisi Tarık bin Ziyad 12.000 kişilik bir orduyla İspanya’daki bir dağlık buruna çıkartma yaptı (daha sonra onuruna Cebelitarık adının geldiği Jabal Tariq yani Tarık Dağı adı verildi). Vizigot bir klanın daveti üzerine Kral Rodrigo’ya karşı isyanda destek olması için gelmişlerdi. Rodrigo savaşta ölünce İspanya kralsız kalmıştı. Tarık Fas’a geri dönmüş, fakat ertesi yıl (712) Kuzey Afrika’da yöneticilik yapan Müslüman Musa bin Nusayr en iyi adamlarından oluşan bir orduyla kalma amacıyla İspanya’ya geldi. Üç yıl içinde en kuzeydeki dağlık bölge haricinde diğer bütün bölgeleri hakimiyeti altına aldı ve Fransa’ya akın etmeye başladı, bu akınlar 732 yılında Puvatya Savaşı sonucu yavaşladı.

Endülüs adı verilen Müslüman İspanya, Şam Helifesi’nin mülki ve dini liderliğinde örgütleniyordu. İspanya’daki yöneticiler genellikle siyasi anlayışları büyük ölçüde Bizans uygulamalarından etkilenmiş olan Suriyelilerdi.

Fakat İspanya’daki Moorlar’ın en büyük bölümünü Kuzey Afrika’nın Berberi halkı oluşturuyordu; yeni Müslümanlaştırıldıklarından içlerinde büyük bir dini şevk ve köktendincilik söz konusuydu. Berberi göçmenler ülke genelinde yayıldılar ve işgal edilen topraklardaki nüfusun yaklaşık yüzde 20’sini oluşturuyorlardı. Araplar yeniden hayata getirilen şehirlerde ve Romalılar’dan ve Vizigotlar’dan miras aldıkları latifundolarda bir aristokrasi oluşturdular.

Vizigot soylularının birçoğu Müslüman oldu ve yeni toplumdaki öncelikli pozisyonlarını korudular. Sözde Hıristiyan olan kırsal kesim de başarılı bir şekilde Müslümanlaştırılmıştı. Buna rağmen şehirlerde Hıristiyan bir Hispano-Roman topluluk yaşamaya devam etti. Bununla birlikte nüfusun yüzde 5’lik bölümünden fazlasını oluşturan Yahudiler ticaret, bilim ve meslek konularında öncü bir rol oynamaya devam ettiler.

Şam’daki Arap ağırlıklı Emevi hanedanlığı 756 yılında Abbasiler tarafından yıkıldı ve halifelik Bağdat’a taşındı. Kaçan Emevi prenslerinden biri İspanya’ya gelerek I. Abdurrahman adıyla (756 – 788) siyasi anlamda bağımsız bir Emirlik kurdu (Kurtuba Emirliği). Bu hanedanlık 250 yıl boyunca bolluk içinde yaşadı. Avrupa’da hiçbir ülke bu dönemde Endülüs’ün zenginliği, gücü ve başarısıyla boy ölçüşemiyordu.

929 yılında, birçok yönetici sınıfından olan insan gibi, yarı Avrupalı olan III. Abdurrahman (912 – 961) emirliği halifelik statüsüne yükseltti. Bu olay İspanya’nın Bağdat ile olan son bağını kopardı ve Endülüs’ün hükümdarlarına dini ve siyasi anlamda tam bir bağımsızlık tanıdı.

Abdurrahman’ın torunu II. Hişam 976 yılında tacı aldığında on iki yaşındaydı; Vezir İbn Abi Amir (El Mansur olarak bilinir) vekil oldu (981 – 1002) ve kendini diktatör ilan etti. Bundan sonraki yirmialtı yıl boyunca halife sadece bir yan figür olurken, gerçek hükümdar El Mansurdu. El Mansur yeniden çıkabilecek herhangi bir sivil anlaşmazlığa karşı halifeliğin dini ve siyasi birliğin bir idealini sembolize etmesini istiyordu. Paralı askerleri Hıristiyanlardan oluşmasına rağmen El Mansur sınırdaki Hıristiyan devletlere cihat çağrısında bulunuyor, onlara yazları yıllık harekatlar düzenliyor,böylece sadece İspanya’daki Müslümanları ortak bir sebep için bir araya getirmekle kalmayıp kuzeydeki geçici Müslüman kontrolünü de genişletmeyi düşünüyordu.

Kurtuba Halifeliği El Mansur’un diktatörlüğünde uzun süre yaşamadı. Tahta talip olan diğerleri, yerel aristokratlar ve Tavaif-ül Mülkden hak talep eden askeri kumandanlar veya bölgesel şehir devletler halifeliği parçaladı. Sevilla, Granada, Valensiya ve Zaragoza gibi bazı taifalar güçlü emirliklere dönüştü ama hepsi kendi aralarında siyasi kargaşalara sahne oldu ve ortaya çıkan Hıristiyan devletleri tarafından alındılar.

Araplar, Berberiler ve Müslümanlaştırılan İspanyolların arasındaki ilişkileri iyi tutmak çok zordu. Böyle heterojen bir nüfusu bir arada tutabilmek için İspanyol Müslümanlığı ahlak ve yasalara saygıyı vurgulamıştı. Bağnaz Berberilerin baskıları Endülüsteki Hıristiyanlar (Mozaraplar) ve Yahudilerin de anlaşmazlıklar çıkarmasına yol açmıştı.

Mozaraplar farklı bir sınıf olarak kabul ediliyordu; din ve vergilendirme konusu haricinde Müslümanlaştırılan İspanyollardan farklı olmasalar da. Hıristiyanlar çok ağır vergiler vermek zorunda bırakılmışlardı. Genellikle şehir tüccarları ve sanatçıydılar. Kiliselerinin birkaç kısıtlama dışında yaşamasına izin verilmişti, ama gelişmesi yasaktı. Piskoposlara ve manastıra ait yapıya el sürülmemişti falat öğreti engellenmiş ve entelektüel girişim ortadan kaldırılmıştı.

9. yüzyılda Kurtuba’daki Mozaraplar piskoposluğunun liderliğinde halkı Peygamber Muhammet’i inkar etmek için şehit olmaya davet etti. Hıristiyan devletlerin Endülüs’ün emniyeti için büyük bir tehlike olmaya başladığı 11. yüzyıla kadar Mozaraplar’a şiddet çok nadir görülmüştü. Birçok Mozarap Hıristiyan kuzeye kaçtı.

Kastilya ve Aragon

Sekizinci yüzyılda Müslüman işgaline direnenler İspanyanın en az Romanlılaştırılmış ve Hıristiyanlaştırılmış eski Suevi krallığının bulunduğu Asturias dağlarına sığınmış olan Vizigot savaşçılarından oluşan küçük bir grupla sınırlıydı. Oviedo Kralı Pelayo (718 – 737) yerlileri önce kendilerini savunmaya, daha sonra da saldırmaya teşvik etti; böylece Orta Çağ İspanyol tarihinin en büyük kısmını oluşturan 700 yıl boyunca sürecek yeniden fetih (İspanyolca Reconquista) başlamış oldu. Asturias’ta yaşam savaşı olarak başlayan hareket, Müslümanları İspanya’dan çıkarmak ve İspanya’da yeniden bir monarşi kurmak için bir haçlı seferine dönüşmüştü.

Leon kralları olarak bilinen, Pelayo’dan sonra tahta çıkan krallar Asturias’ın güneyine doğru Hıristiyan kontrolündeki bölgeleri genişletti, yerleşim olmayan bu yerleri Müslümanlara karşı güçlendirip bu sınıra yerleştiler. Krallığın siyasi merkezi askeri sınıra doğru kaydı.

Onuncu yüzyılda Leon Krallığı’nı korumak için Ebro Nehri boyunca, daha sonra Kastilya, yani "kaleler ülkesi" adı verilecek olan bölgeye kaleler inşa edildi. Bölgeye onu korumak isteyen sınır savaşçıları ve özgür köylüler yerleştirilmişti, bunlara Leon kralları tarafından fueros (özel imtiyazlar ve ayrıcalıklar) adı verilen ayrıcalıklar tanındığından bölgede kesin bir otonomi sahibiydiler. Kastilya zor sınır şartları altında kendi diyalekti, değerleri ve gelenekleri olan ayrı bir topluluk oluşturdu. Kastilya ayrıca babadan oğula geçen bir savaşçı sınıfı da yaratmıştı, sınır bu sınıfı oldukça "demokratikleştirmişti": bütün savaşçılar eşitti ve herkes savaşçıydı.

Kastilya 981 yılında bağımsız bir devlet haline geldi. Kastilya ve Leon evlilik yoluyla birçok kez birleşse de krallar ülkelerini sürekli olarak oğulları arasında paylaştırıyordu. Ama iki krallık III. Fernando yönetiminde 1230 yılında tamamen birleşti.

Komşu Frankların koruması altında Pireneler’in kıyısında ve Katalonya kıyılarında Fransa sınırını Müslüman İspanya’ya karşı korumak için küçük devletler kuruldu. İspanyol sınırı adı verilen bu bölgenin dışında Aragon Krallığı ve Katalonya eyaletleri ortaya çıktı ve Kastilya-Leon gibi sınırlarını genişlettiler. (Sınır devletlerinden günümüze kadar tek gelen devlet Andorra’dır).

Katalonya’daki eyaletlerin en büyük özelliği Barselonalı kontlar tarafından yönetilmeleriydi. Bunlar 9. yüzyılın sonunda, kendi bölgesinin Fransız tahtından bağımsız olduğunu ilan eden, Pireneler’in iki tarafındaki kilise ve yönetimi tekeline alan ve onarı – Frenk geleneğine uygun olarak – aile üyeleri arasında paylaştıran I. Wilfred’in (874 – 898) torunlarıydı. 1100 yılında Barcelona bütün Katalonya ve Balear Adaları üzerinde hakim duruma geldi. Aragon ve Katalan eyaletleri 1137 yılında Barcelona Kontu IV. Ramon Berenguer ve Aragon tahtının varisi Petronilla’nın evlenmesiyle birleştirildi. Berenguer Aragon kralı unvanını alsa da topraklarını Katalonya kontu olarak yönetmeye devam etti. Berenguer ve ondan sonra gelen hükümdarlar, farklı yönetimleri, hukuku, para birimi ve siyasi yönelimi olan bu iki ülkeyi yönettiler.

Valencia 1238 yılında onu yöneten emiri devirip Aragon ve Katalonya ile birleşti. Üç krallıktan oluşan bu birlik, Aragon (birlik genellikle bu isimle anılıyordu) Akdeniz ticaretinin kontrolü için Venedik ve Cenova ile mücadele etti. Aragon’un ticari ilgisi Karadeniz’e kadar uzandı ve Barcelona ve Valencia limanları tekstil, ilaç, baharat ve köle ile dolup taştı.

Aralarındaki anlaşmazlıklar yüzünden Müslüman kontrolündeki topraklar on birinci yüzyıldan itibaren yavaş yavaş Kastilyalıların eline geçmeye başladı. 1085 yılında Toledo da kaybedilince, emirler, Kuzeybatı Afrika’yı birkaç yıl içinde kontrol altına alan militan Berberi Murabıtlar’dan yardım istediler. Murabıtlar Zaragoza haricindeki bütün Endülüs’ü kendi krallıklarına kattılar. Kendi İslam görüşlerine dayalı olarak yeniden bir dini diriliş yaratmaya çalıştılar. Fakat İspanya’da misyonerlik çabaları kısa bir süre içinde canlılığını kaybetti. Murabıt devleti on ikinci yüzyılın ortasında kontrol ettikleri bölgeyi Fas’tan İspanya’ya kadar genişleten başka bir dini grup olan Muvahhidler tarafından ikiye ayrıldı. Bu grup Sevilla’yı başkentleri yapmıştı. Muravvidler de Murabıtlar’ın hedeflerini paylaşıyordu ve Hıristiyan devletler için askeri anlamda daha büyük bir tehlike oluşturuyorlardı. Fakat ilerlemeleri 1212 yılında Reconquista tarihi için çok önemli bir olay olan Las Navas de Tolosa Muharebesi ile durdurulmuştu. Bu savaş sonucunda Müslüman gücü zayıflamıştı. III. Fernando 1248 yılında Sevilla’yı aldı ve Endülüs’ü sadece Muvahhidler’e ihanet ederek İspanyolların himayesini kazanan Gırnata Emirliği ile sınırlandırdı. Granada Müslüman bir devlet olarak kalmıştı, fakat Kastilya’nın sömürgesiydi. Aragon on üçüncü yüzyılda Valencia’yı ilhak ederek heeflediği topraklara kavuşmuştu. Katalanlar ise daha çok toprak sahibi olmak istiyordu ve ekonomik görüşleri topraklarını genişletmeyi düşünmeyen darkafalı Aragon soylularına üstün gelmişti. 1276’dan 1285’e kadar Aragon krallığı yapan III. Pedro, 1282 yılında Sicilya ada krallığında çıkan bir isyan sonucu sürgün edilen Fransız Angevins(Anjou) yerine Sicilya tahtına seçildi. Sicilya ve daha sonra Napoli İspanyol tahtlarının parçası oldu ve Aragon İspanya’yı on sekizinci yüzyıla kadar etkileyecek olan İtalyan politikasına karışmaya başladı.

Geleneksel olarak Avrupa meselelerinden uzaklaşan Kastilya Atlantik’te bir tüccar filosu geliştirdi ve Fransa, İngiltere ve Hollanda kıyılarındaki ticari hakimiyet için Hansa Birliği ile başarılı bir şekilde yarıştı. Falan Kastilya’da elde eilen ekonomik gelişmeyi devam ettirecek ekonomik şartlar mevcut değildi. Bu hem ekonomik yapıdan hem de Kastilyalıların tutumundan kaynaklanıyordu. Kısıtlı kuruluşlar ekonominin bütün noktalarında etkindi – üretim, ticaret ve hatta nakliyat. Bu kuruluşlardan en güçlüşü Mesta, Kastilya’nın en büyük ihracat maddesi olan yün üretimini kontrol ediyordu. Ekonomik gelişmenin bir başka engeli de toplumsal anlamda çok değer taşımamasıydı. Soylular işi kendi kazançları olarak görüyordu ve gelirlerini ve prestijlerini toprak sahibi olarak kazanıyorlardı.

İspanyol İmparatorluğu

İspanya'nın Habsburglu kralı V. Karl

16. ve 17. yüzyıllar İspanya’nın tarihinde en büyük güce ulaştığı yıllardır. 1492’de Müslümanların son kalesi Granada Krallığı yıkıldı. Aynı yıl Kristof Kolomb İspanyol hükümdarının maddi desteğiyle Amerika’yı keşfettiği ünlü gezisine çıktı. Bu yolculuk,İspanya’nın dünyanın en büyük sömürge imparatorluklarından birini kurmasına yol açtı. Bu dönemde İspanya İtalya, Hollanda’yı egemenliği altına almakla kalmadı, Güney ve Kuzey Amerika’nın büyük bir bölümünü ve Filipinleri sömürgesi haline getirdi. 1588 yılında İspanyol Armada’nın İngiliz donanmasına yenilmesini takip eden taht ve din kavgaları sonunda İspanya zayıflamaya başladı. 1640’ta Portekiz’i, 1714’te ise Avrupa’daki bazı topraklarını ve Cebelitarık’ı kaybetti.

İspanya’nın Habsburg soyundan gelen son kralı II. Carlos , 1700’de ölmeden önce tahtını yeğeni Fransa kralı XIV. Louis’e bıraktığını açıkladı. II. Carlos ölünce, XIV. Louis tahtı torunu Philippe’a (İspanyolca Felipe)vermeyi düşündü. Ancak XIV. Louis’un önünde bir engel vardı; Habsburg soyundan gelen II. Carlos’un gene Habsburg soyundan gelen kuzeni Kutsal Roma-Cermen İmparatoru tahtta hak iddia ediyordu. XIV. Louis onun hakkını hiçe saydı ve İngiltere, Prusya, Felemenk Cumhuriyeti’nin desteklediği Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu İspanya, Cenova ve Köln elektörlüğünün desteklediği Fransa’ya savaş açtı. Böylece patlak veren İspanya Veraset Savaşları (1701-14)sonucu imzalanan Utrecht Barışı ile İspanyol tahtına XIV. Louis’nun yeğeni V. Philippe çıkarken; İspanya Amerika’daki bazı topraklarını ve İspanyol Felemenki gibi topraklarını kaybetti. Böylece İspanya’da Habsburg dönemi bitti, Bourbon dönemi başladı. Kısa aralıklar hariç İspanya günümüze kadar bu hanedan tarafından yönetilmiştir. Günümüzdeki İspanya kralı I. Juan Carlos ta Bourbon hanedanından gelmektedir.

19. yüzyılın başlarında İspanya İmparatorluğu tamamen dağıldı. İspanyolların Amerika’daki bütün sömürgeleri bağımsızlıklarını kazandılar. Ellerinde sadece Küba ve Porto Riko kaldı.

Cumhuriyet, İç savaş ve Faşizm

1873 yılında İspanya tarihinde ilk defa olarak kısa ömürlü bir cumhuriyet kuruldu. I. Dünya Savaşı’nda İspanya tarafsız devlet kaldı, fakat savaştan büyük ölçüde etkilendi. Fransa İspanya’nın bazı topraklarına saldırıp işgal etti. General Primoderivera, çıkan ayaklanmaları bastırarak ülkede diktatörlük kurdu. 1930 yılında iktidardan düştü. Bir yıl sonra yapılan seçimleri Cumhuriyetcilerin kazanması sonucu Kral On sekizinci Alfonso ülkeyi terk etti. 1931 yılında kurulan İkinci Cumhuriyet 1936’da yapılan seçimlere kadar sürdü. Seçimlerde solcuların başarılı olması üzerine ise çok kanlı bir savaş olan İspanya İç Savaşı baş gösterdi.

1939’da iç savaşın sona ermesiyle General Francisco Franco Devlet Başkanı oldu. 1936-1974 yılları arasında İspanya Franco’nun diktatörlük dönemini yaşadı. II. Dünya Savaşı’na katılmayan İspanya’da ordunun desteğiyle Franco savaştan sonra da yerini korudu. 1975 yılında Franco’nun ölmesiyle yerine İspanya kralı I. Juan Carlos tahta çıktı ve İspanya cumhuriyet yönetimine geri döndü.

Demokrasiye Dönüş

1976’da Franco’nun atadığı başbakan Navarro’nun istifası üzerine Kral Carlos Abolfo Sourez’i başbakanlığa atadı. 15 Haziran 1977’de 41 yıl sonra ilk defa genel seçimler yapıldı. Sourez’in başkanı olduğu Demokratik Merkez Birliği çoğunluğu elde etti. 1981’de sağcı Albay Antonio Tejero’nun meclisi basarak yaptığı darbe girişimi sonuçsuz kaldı. 1982 seçimlerini ise İspanyol Sosyalist İşçi Partisi seçimi büyük çoğunluğu elde ederek kazandı ve 46 yıl sonra İspanya’da yeniden bir sol iktidarın doğmasını sağladı.

1980’li yıllarda Avrupa Birliği’ne katılan İspanya 2003 yılında başlayan Irak Savaşı’nda ABD’nin yanında yer aldı. İspanya’nın son yıllardaki tarihindeki en önemli olay 11 Mart 2004 tarihinde Madrid kentindeki yolcu trenlerine yapılan bombalı saldırılardır. Bu terör olayları sonucunda 191 kişi öldü, 2.050 kişi yaralandı.

Bayrak

İspanya Arması

İspanya bayrağı Üstten alta olmak üzere üç yatay şerit ve bu şeritlerin renkleri sırasıyla kırmızı, sarı (iki kat kalın) ve kırmızıdır. Sarı şeridin üstünde gönder tarafında arma yer alır. Arma, Herkül Sütunlarının çevrelediği kraliyet mührünü kapsar. Sütunlar, Cebelitarık Boğazının bitimindeki her iki tarafta bulunan Cebelitarık ve Ceuta burunlarını temsil eder. Armadaki her çeyrek rozet İspanya krallığını temsil eder. Bu armanın ortasında İspanya Kraliyet Ailesi’nin Bourbon evinin sembolü vardır. Bu arma mavi oval bir zemin üzerinde yer alır ve kırmızı renk ile çerçevelenmiştir.

Politika

Anayasa

İspanya anayasası 1978’de kabul edilen anayasadır.

İspanya’nın anayasası 1812’de kabul edilen anayasaya dayanır. 1975’te Francisco Franco’nun ölümünden sonra 1977’de yapılan seçimlerle Constituent Cortes adında anayasal bir kurum olarak görev yapan meclis, anayasayı değiştirmek üzere toplandı ve 1978 anayasasını çıkarttı. Sonucunda da İspanya 17 özerk devlet ve 2 özerk şehre ayrıldı.

Dış ilişkiler

1975’te Francisco Franco’nun ölümünden sonra, Franco rejiminin dış ilişkileri engellediği İspanya, dış ilişkilerini geliştirmeye karar verdi. 1982’de NATO, 1986’da ise Avrupa Birliği üyesi oldu. 2001’de Kuzey Kore ile ilişkilerin normalleştirilmesi ile de İspanya tüm dünya ile ilişkilerini düzeltmiş oldu.

İspanya yönetim birimleri

İspanya 17 özerk bölgeye (comunidades autónomas) ve 2 özerk şehre (ciudades autónomas) ayrılmıştır. Ayrıca İspanya’da elli il bulunmaktadır. Yedi özerk bölgenin her biri (Asturias, Balearic Adaları, Cantabria, La Rioja, Madrid, Murcia, ve Navarre) aynı zamanda bir ildir.

İspanya özerk yönetim birimleri.

İspanya illeri

Tarihi sebeplerden ötürü, bazı iller ayrıca comarcas denilen ilçelere ayrılmıştır. İspanya’daki en küçük yönetim birimi belediyelerdir (municipio).

Coğrafya

İspanya (Batıdaki) Portekiz ve Birleşik Krallık’a ait olan (Güneydeki) Cebelitarık ile birlikte İber Yarımadası’nda, 36° ve 43,5° kuzey enlemleri ve (Balear Adaları, Kanarya Adaları, Septe ve Melilla’yı saymazsak) 9° batı ve 3° doğu boylamları arasında bulunur. İspanya İber Yarımadası’nın yedide altısını kaplar. Kuzeydoğusunda Pireneler boyunca Fransa ve Andorra ile İspanya arasındaki sınır uzanır. Bununla birlikte Akdeniz’de bulunan Balear Adaları, Atlantik Okyanusu’ndaki Kanarya Adaları ve Kuzey Afrika kıyılarında bulunan Septe ve Melilla eyaletleri de İspanya sınırları dahilindedir. Fransa sınırlarındaki Llívia şehri de İspanya’ya aittir. Bununla birlikte Fas kıyılarında bulunan Chafarinas Adaları, Peñón de Vélez de la Gomera, Alhucemas, Alborán ve Columbretes Adaları ile Perejil Adası da İspanya’ya aittir.

Toplam sınır uzunluğu 1917.8 km’dir. Andorra ile 63.7 km, Fransa ile 623 km, Cebelitarık ile 1.2 km, Portekiz ile 1,214 km, Fas ile (Ceuta şehri) 15.9 km uzunluğunda sınırı vardır.[2] 4964 km uzunluğunda kıyı şeridi vardır.

Septe ve Melilla şehirleri Kuzey Afrika’da bulunur ve Fas gibi Akdeniz kıyısındadırlar. İspanya’nın yüzölçümü 505.988 km karedir. İspanya, dağlık bir ülke olup ortalama yüksekliği 600 m olan dağlarıyla yükseklik açısından Avrupa’da İsviçre’den sonra ikinci sırada yer alır.

Plato ve yüksek ovaları çevreleyen dağların batı kesimleri hariç yarımadanın beşte ikisinden fazlasını sıradağlar kuşatır. Yarımadanın belli başlı nehirleri doğudan batıya doğru bir yol izleyerek Atlantik Okyanusu’na akar. Ebro nehri, Akdeniz’e dökülür. Denizciliğe elverişli tek nehir olan Guadalquivir ise Sevilla şehrinden geçer.

İspanya’nın en kuzeydeki noktası Esteca de Vares, en batıda Toriñana Burnu’dur, bunların ikisi de Galisya Bölgesi’ndedir. En güneydeki noktası Tarifa’daki Punta Marroquí, en doğudaki noktası ise Creus Burnu’dur. Kuzeyden güneye doğru uzanan en geniş alan 856 km, doğudan batıya uzanan en geniş alan ise 1.020 km’dir.

İspanya’nın en büyük ve tek gölü 368 hektarlık bir alana yayılan ve 55 metre derinliğinde olan Lago de Sanabria’dır.

Yüzey şekilleri

İspanya’daki en yüksek dağ Kanarya Adaları’na ait olan Tenerife Adası’ndaki Pico del Teide (3718 m)’dir. Anakaradaki en yüksek dağ ise Granada Eyaleti’ndeki Sierra Nevada’da bulunan Mulhacén (3482 m) dağıdır.

İspanya’nın kuzey kıyısı sadece Gijón ve Avilés ve Ribadeo ve La Coruña’nın arasında önemli çıkıntılar gösterirken, diğer yerlerde neredeyse düz bir hat şeklinde ilerler. Ülkenin diğer kıyılarına nazaran bu kıyı şeritleri dik ve aşılması zor kıyılar olarak tanımlanabilirler. Bunun nedeni burada bulunan dağların hemen hemen her yerde denizin içine kadar girmesidir. Bu kıyı şeridine ancak nehirlerin ağzından ve denizin kıyının iç taraflarına kadar girdiği, özellikle Galisya bölgesinde sıkça bulunan kollardan (Ríalardan) mümkündür. İspanya’nın batısı da tamamen bu kıyı özelliklerini gösterir, ama buradaki dağlar sadece burunlarda denizin içine kadar girdiklerinden ve Ría’ların arka kısımlarında genellikle düzlük alanlar bulunduğundan kuzey kadar aşılması güç bir kıyı şeridi değildir.

Güney ve doğu kıyılarının karakteristik özelliği ise düz haliçler ve bu haliçlerin aralarında bulunan ve tepelik alanlarla sona eren çıkıntılardır. Bu şeritler kuzey ve batı kıyılarına oranla çok daha kolay aşılabilen kıyılardır. Güney kıyısındaki en önemli körfezler batıdan doğuya doğru Cádiz, Málaga, Almería ve Cartagena Körfezleri; doğu kıyısındakiler ise Bahía Alicante ve Valensiya Körfezi’dir. İspanya’nın en uzun nehirleri Duero, Tajo ve Ebro’dur.

İspanya iklimi

– Atlantik İklim: Atlantik Okyanusu kıyısındaki bölgelerde görülür: Galisya, Asturya, Kantabria, Bask Ülkesi, Navarra. Özellikle kış aylarında yağış görülür, kış ve yaz oldukça ılıman geçer.

– Okyanus-Kıtasal İklim: İber Yarımadası’nın ortasında görülür: Kastilya Leon, Madrid, La Rioja, Kastilya-La Mancha, Ekstremadura ve Endülüs. Kışlar oldukça soğuk geçer ve özellikle kuzeyde kar yağışları görülür, yazlar ise sıcaktır.

– Kıtasal Akdeniz İklimi: Aragona, Katalonya, Valensiya (iç kısımlarında), Murcia, Kastilya-La Mancha ve Endülüs’te görülür. Yağışlar ilkbahar ve sonbahar aylarında görülürken, yazlar sıcak, kışlar ise soğuk geçer.

– Akdeniz iklimi: Katalonya’da, Balear Adaları’nda, Valensiya’da, Murcia’da ve Endülüs’te görülür. Çoğunlukla ilkbahar ve sonbahar aylarında yağış görülür. Yağışlar kuzeyden güneye doğru gidildikçe azalan bir seyirdedir (Barselona 640 mm, Tortosa 524 mm, Valencia 454 mm, Alicante 336 mm, Almería 196 mm). Kış aylarındaki hava sıcaklıkları çok düşük olmamakla birlikte yazın sıcak bir hava hâkimdir.

– Subtropikal İklim: Kanarya Adaları’nda görülür. Neredeyse bütün yıl boyunca ılıman bir iklim hâkimdir (18 ile 24 °C arası). Kış mevsimi yok denecek kadar hafif geçer. Santa Cruz de Tenerife’deki ortalama hava sıcaklıkları ocak ayında 17,9 °C, ağustos ayında ise 25,1 °C’dir. Kanarya Adaları’nın yağış oranı bölgeden bölgeye büyük farklılıklar göstermektedir.

– Dağ İklimi: Pireneler’in yüksek kesimlerinde ve Kastilya dağlarının yüksek yerlerinde görülen bir iklimdir. Kışlar uzun geçer, yazlar ise kısa ve ılımandır. özellikle kış ayları bölgede yoğun don olayları görülür bu sebeple yaz aylarının gelmesi uzar yazlar kısa ve ılıman geçer temmuz ayının ortalarına doğru bölgede şiddetli yağmurlar başlar ve su baskınları meydana gelir.

Ordu (askeriye)

İspanya ordusunu (İspanyolca: Fuerzas Armadas Españolas) kral yönetir. Ordu dörde ayrılır.

  • Kara Kuvvetleri (Ejército de Tierra)
  • Deniz Kuvvetleri (Armada)
  • Hava Kuvvetleri (Ejército del Aire)
  • Askeri Polis Kuvvetleri (Guardia Civil)
Ekonomi

Dünya Bankası verilerine göre İspanya dünyanın en büyük sekizinci ekonomisine sahiptir. CIA verilerine göre İspanya’nın Gayri safi millî hasılası 1.362 trilyon dolardır. Kişi başına düşen GSMH ise yaklaşık 33.700 dolardır. İspanya ekonomisi 2007 yılında tüm G7 ülkelerini geride bırakarak %3.8 büyümüştür.

İspanya 1999 yılında kendi para birimi peseta’yı bırakarak, diğer Avrupa Birliği üyeleriyle birlikte Euro para birimine geçmiştir.

İspanya’da 22,19 milyon çalışan bulunurken, bunların %3,5’i tarımda %29,8’i sanayide, kalan %66,6’lık kesim de hizmet sektöründe çalışmaktadır. Ancak bununla birlikte %22,3’lük işsizlik oranıyla Avrupa ortalamasının üstündedir.

Turizm

İspanya, Birleşmiş Milletler Turizm Örgütü’nün verilerine göre 2012 yılında kaydedilen 57.7 milyon turistle Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra Çin ile birlikte dünyada en çok ziyaret edilen üçüncü ülke durumundadır.

Nüfus

Temmuz 2008 itibarıyla İspanya’nın nüfusu 40.491.051 kişidir. Nüfus yılda %0,096 oranında artmaktadır. Kilometrekare başına 89.6 kişi düşmektedir. En yoğun il ise Madrid’dir.

Ülke genelinde tahmini ömür 79.92 yılken, erkeklerde bu rakam 76.6 yıl kadınlarda ise 83.45 yıldır.

Ülke nüfusu yüksek sanayileşme ve göçlerden dolayı 20. yüzyılda iki katına çıktı. Bunun ardından, 1980’lerden sonra doğum oranı azaldı ve elli ilden on birinde ciddi nüfus düşüşleri meydana geldi. Bundan sonra Latin Amerika, Doğu Avrupa, Afrika gibi yerlerden göç edenlerin sayısı arttı.

İspanya’da hemcins çiftler evlenme hakkına sahiptirler.

Diller

İspanya’da konuşulan diller ağırlıklı olarak şunlardır:

İspanya'da konuşulan diller

İspanyolca İspanya’nın tek resmi dili olarak kabul edilir, diğer diller ise sadece özerk bölgelerde günlük hayatta kullanılan ana dildir.

Bununla birlikte Valensiya Bölgesi’nde Katalancanın bir bask lehçesi olan Valensiyaca konuşulurken, Balear Adaları’nda da Katalancanın bir başka lehçesi olan Mayorka Lehçesi konuşulur. Bunların dışında küçük gruplar tarafından konuşulan azınlık dilleri de bulunur. Bunlardn birkaç tanesi Asturyasca, Aragonca ve Aranese’dir. Bununla birlikte Melilla’da yaşayan Masiriler Tamazight dili konuşurken, Olivenza’da (Ekstremadura) hâlâ Portekizce konuşan gruplar bulunmaktadır.

Tatil sezonu başladığında Almanya’dan, Polonya’dan ve birçok Güney Amerika ülkesinden özellikle tatil yörelerine çalışmaya gelen birçok kişi bulunur. Costa Blanca ya da Costa del Sol gibi bazı turistik bölgelere yerleşmiş olan birçok Alman ve İngiliz de mevcuttur.

Yabancı dil olarak İngilizce ve Fransızca konuşulur. Genç İspanyollar yabancı dil olarak daha çok İngilizceyi öğrenirken, yaşı büyük olan İspanyollar daha ziyade Fransızca bilmektedirler.

Dinler ve Dünya görüşleri

İspanyol anayasası ikinci maddesinde devletin bir dininin olmadığını belirtir. Ancak halkın %96’si resmi olarak Katolik’tir. Bunun yanında 2002 yılında Centro de Investigaciones Sociológicas kurumunun yaptığı bir anket sonucunda ankete katılanların sadece %80’i Katolik olduğunu söylemiştir. %12’lik kesimin ise herhangi bir dine mensup olmadığı ortaya çıkmıştır. Katoliklerin de %54’ünün çok az kiliseye gittiği veya hiç gitmediği bulunmuştur. Diğer katoliklerin de %15’i ara sıra, 10%’u ayda birkaç kez, 19%’u ise her pazar kiliseye gittğini belirtmiştir. Tüm İspanyol halkının %22’si ise en az ayda bir dini görevlerini yerine getirdiğini belirtmiştir.

Katolik Kilisesi Papalıkla yapılan bir anlaşmadan dolayı İspanya hükûmeti tarafından desteklenen bir kilisedir. İspanya’da Katolik Kilisesi inananlardan toplanan yardımlar sonucu ayakta kalmadığından, resmi olarak yardım toplamasına da gerek yoktur. Hıristiyanların en çok ziyaret ettiği kutsal yerlerden biri olan Santiago de Compostela da İspanya’da bulunmaktadır.

Nüfusun %2.5’ini İslam, %1’den daha az kısmını ise Yahudi dinine mensup kişiler oluşturmaktadır.

tb
Festivaller

İspanya denince neden akıllara siesta – fiesta geldiğini çok daha iyi anlayacaksınız çünkü gerçekten onlar bu işi iyi biliyorlar. Festivaller, ülke ekonomisine en çok katkı sağlayan etkinliklerden biri diyebiliriz ki, zaten “festival ülkesi” olarak da dünya çapında bir üne sahip kendisi. İşte İspanya’nın dünyaca ünlü festivalleri:

La Tomatina Fest (Domates Festivali)

San Fermin Festivali

– La Tomatina Fest (Domates Festivali) : 1945 yılından beri her ağustos ayının son çarşambası yapılan festival Valencia’nın Bunol köyünde düzenleniyor. Vakti zamanında Bunol köyündeki gençler pazarın kurulduğu meydanda itişip kakışırken birbirlerine tezgahlarda ne bulursalar atmaya başlarlar ve daha sonra bu bir gelenek halini alır. Bu gelenek büyür, büyür ve geçtiğimiz ağustos ayında 22 bin kişinin katılımıyla olukça ses geitren bir festival olarak Bunol köyüne tam 300 bin avroluk ekonomik bir gelir sağlar. Tabi ki her şey para değil, 9 bin 500 nüfuslu küçük kasaba katılım 50 binlere ulaşınca durumdan rahatsız olmuşlar ve 2012 yıllarında festivale katılım sınırlandırılmış. 1 hafta süren festivalde kasabanın merkezine 6 kamyon yanaşıyor, domatesleri indiriyor ve eğlence başlıyor. Katılımcıların bir saat boyunca çılgınca domateseleri birbirlerine fırlattıkları festivalde tam tamına 150 ton domates kullanılıyor.

– San Fermin Festivali : 1910 yılından beri her sene 6-14 Temmuz tarihleri arasında düzenlenen İspanya’nın en popüler festivali olma özelliğine sahip San Fermin’e dünya basını da büyük ilgi gösteriyor. Ülkenin kuzeyindeki Navarra bölgesinde bulunan, 196 bin nüfuslu Pamplona şehrinde düzenlenen festivale geçtiğimiz yaz ortalama 2 milyon kişi katılım gösterdi. Etkinlik, şehir merkezinde bulunan 875 metrelik taş yolda 6 boğa ve 6 öküzle, 18 yaşını geçmiş insanların sabah saatlerinden başlayarak gün boyu koşusunu kapsıyor. “Encierro” diye adlandırılan bu koşu sırasında güzergah üzerinde 16 ambulans ve 5 sağlık ekibi hazır tutuluyor çünkü 1910 yılından bu yana yapılan koşularda 16 kişi hayatını kaybetmiş. Festivalin kökenine bakacak olursak, Pamplona’nın ilk psikoposu olan Aziz Fermin’in ruhunun hala şehri koruduğuna inanılıyor ve her sene onun onuruna bu etkinlikler düzenleniyor. Ancak son yıllarda dini motiflerin ikinci planda kaldığı, eğlencenin ön plana çıktığını söyleyebiliriz.

Las Fallas Festivali

Castellers Festivali

– Las Fallas Festivali : Bahar bahane partiler şahane desek yeridir. İspanyollar herşeyi kutlarlar da baharın gelişini unuturlar mı? Tabi ki hayır, her sene martın ilk haftası ülkenin 3. büyük şehri olan Valencia’da 4 gün 4 gece çılgınca yapılan kutlamaların temasını sokaklarda gezen devasa, görkemli kuklalar oluşturuyor. Bir sene boyunca festival için hazırlanan dev kuklalar 4 gün boyunca trafiğe kapalı Valencia sokaklarında arzı endam ettikten sonra festvalin son günü yakılıyorlar.

– Castellers Festivali :
Katalonya’da her yıl 11 Eylül’de düzenlenen festivalde insan kulesi anlamına gelen castellers temalı gösteriler ve geleneksel Katalonya dansları gerçekleşiyor. 17. yüzyıldan günümüze kadar ulaşan inanışa göre insanlar danslar eşliğinde görkemli insan kuleleri oluşturur ve sonra dağılarak özgürlüklerini elde ederler.

Nisan (Feria da Abril) Fuarı

San Isidro Festivali

– Nisan (Feria da Abril) Fuarı : Paskalya tatilinden 2 hafta sonra Sevilla’da gerçekleşen festival 2 milyon civarında turiste ev sahipliği yapıyor. 19. yüzyılda Bask ve Katalan tüccarların bu bölgede satışlarını canlandırmak için yaptıkları zekice bir ticari hamle olan fuar tabi ki İspanyolların büyülü ellerinde görkemli bir festivale dönüşmüş. Flamenko, sevillanas gibi geleneksel dans gösterilerine de yer verildiği festivalde göze çarpan en önemli detaysa kıyafetler oluyor. İspanyolların geleneksel puantiyeli, renkli dans kıyafetleriyle görsel bir şölene dönen festival havai fişeklerle son buluyor.

– San Isidro Festivali : 12. YY’da yaşamış, İspanya’nın bilinen 5 azizinden biri olan ve Madrid’de doğan San Isidro, yoksul işçilerin hayvanlarını mucizevi şekilde tedavi etmesiyle halkın sevigisini kazanır. 1130 yılında ölen San Isidro’yu Kilise 1622 yılında aziz ilan eder ve her sene ölüm tarihi olan 15 Mayıs’ta Madrid’de geleneksel etkinliklerle anılıyor. İspanyolların kültürel ve geleneksel yapısını görmek için büyük bir fırsat olan festivalde halk kostümleriyle, flemenko ve latin danslarıyla göz doldururken, İspanyol mutfağının incileri de gönülleri mest ediyor.

İspanya Mutfağı

İspanyol Mutfağı

Akdeniz ezgilerinin görüldüğü mutfağa hâkim olan İspanya mutfağında, zeytinyağı ve balık tüketimi oldukça yaygındır. Gazpacho ise geleneksel çorbalarındandır. Domates, sirke, sarımsak, zeytinyağı ile yapılan içine ekmek kırıntıları eklenen çorbadır. Doğranmış sebze, katı yumurta ile servis edilmektedir.

Andalucia’daki Malaga ilinde yapılan ve oldukça özgün bir tadı olan Gazpacho’nun temel malzemesi ise bademdir. Üzerine üzüm eklenerek de servis edilmektedir.

İspanyol mutfağı denilince akla hemen gelenlerden biri de Paella‘dır. En meşhur yemeklerinden biridir bu ülkenin. Paella, tavuk eti, balık, deniz ürünleri ile pişirilen bir pilavdır. Orijinal Paella’nın içinde tavşan, tavuk ve salyangoz bulunmaktadır.

Bacalao pil-pil sarımsaklı ve biberli morina balığıdır ve oldukça çok sevilmektedir.

Empanada ise içi doldurularak yapılan bir tür börek çeşididir. Kökeni Galiçya’dan gelmektedir. Hamuru mayalı bir hamurdur, iç malzemesi genelde, biber, domates ve soğan ile yapılır, ek olarak deniz mahsulleri ya da kıyma kullanılarak yapılıp servis edilmektedir.

Yöresel yemeklerinden bazıları da şu şekildedir. Fabada Asturiana, Mar i Muntanya, Sanchocho Canario’dır. Fabada Asturiana yemeği, domuz sucuğu ve domuz budundan yapılan fasulye yemeğidir.

İspanya’nın bölgelerinde yemek kültürleri farklılık gösterebilmektedir. Bunlar yörenin iklim ve şartlarına, damak zevklerine göre değişmektedir. Orta İspanya’da, Conejo al Ajillo (sarımsak ve kişniş soslu tavşan) ve Huevos de Codorniz (bıldırcın yumurtası) önde gelen yemeklerin başındadır. Valensiya’da, dünyaca ünlü Bademli Koz Helvası öne çıkan lezzetler arasındadır. Katalonya hem dağlık lezzetlere, hem de kıyı lezzetlerine sahiptir ve ikisini ortak noktada buluşturur. En iyilerinin buluştuğu bir yemek olan Mar i Muntanya (deniz ve dağ), ağır ateşte pişirilmiş tavuk ve lezzetli karideslerin sarımsaklı ve öğütülmüş bademli koyu bir beyaz şarap sosuyla buluşturulmasıyla elde edilen bir yemektir.

Churroz ise İspanya’nın meşhur tatlısıdır. Buğday unu, su ve tuzla yoğrulan bir hamurun, rulo yapıldıktan sonra kızgın yağda kızartılmasıyla hazırlanan ince, uzun İspanyol tatlısıdır. Sade yenildiği gibi üzerine dökülen pudra şekeri ve çikolata sos ile de çok sık tüketilmektedir.

İspanya’da ki Türkiye Büyükelçiliği

Madrid Büyükelçiliği

T. C. Madrid Büyükelçiliği, Rafael Calvo, 18 2ºA-B 28010 Madrid
T:+ 34 913 103 904 / +34 629476693 Acil durumlar için

F:+ 34 91 308 66 02
E: embajada.madrid@mfa.gov.tr

: Madrid Büyükelçiliği
: Madrid Büyükelçiliği

Görev Bölgesi :

Asturyas, Bask, Ceuta, Melilla, Ekstremadura, Endülüs, Galisya, Kanarya Adaları, Kantabria, Kastilla ve Leon, Kastilla-La Mancha, La Rioja, Madrid, Navarra, Mursiya

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın
1

Birleşik Krallık – Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı

Birleşik Krallık

Başkent Londra
Resmî diller İngilizce, Galce, İrlandaca, İskoçça
Yönetim Şekli Parlamenter Monarşi
Yüzölçümü 242.495 km²
Nüfus 66.040.229
Nüfus Yoğunluğu 272,3 kişi/km²
Para birimi Pound sterling (£) (GBP)
Zaman dilimi UTC 0
Telefon kodu +44
İnternet TLD .uk

Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı, Avrupa’nın batısında, coğrafi olarak Büyük Britanyanın tamamını, İrlanda Adası’nın kuzey kısmını ve bazı diğer Britanya Adalarını kapsayan ülkedir. Ülkenin ismi, gerek ülke içinde, gerekse uluslararası camiada genellikle Birleşik Krallık (İngilizce: United Kingdom) olarak kullanılır. Büyük Britanya sözcüğü de zaman zaman Birleşik Krallık anlamında kullanılır. Birleşik Krallık’ın kurucu unsurlarından oluşmuş, en gelişmiş ve kalabalık ülkesi olan İngiltere’nin ismi ise birçok yabancı medya kuruluşunda ve zaman zaman da resmî kanallarda Birleşik Krallık yerine kullanılır. Ülkenin vatandaşları için kullanılan resmî tanımlama Britanyalıdır. Bununla birlikte İngiliz sözcüğü de uluslararası camiada yaygın olarak kullanılır. Briton sözcüğü de gayriresmî şekilde zaman zaman Britanyalı anlamında -özellikle İngiltere’de yaşayan halkı tanımlamak için- kullanılır.

Birleşik Krallık dört devletten meydana gelir: Galler, İngiltere, İskoçya ve Kuzey İrlanda. Bu devletlerin, İrlanda Adası’ndaki Kuzey İrlanda hariç, hepsi Büyük Britanya adasındadır. Bunların haricinde krallığa ait irili ufaklı birçok ada vardır. Wight Adası, Lundy, Scilly Adaları, Anglesey ve Hebrid Adaları, Orkney Adaları ve Shetland Adaları bunlardan bazılarıdır.

Man Adası ve Manş Adaları (Jersey, Guernsey, Alderney ve Sark) coğrafi olarak krallığa bağlı olsa da, resmî açıdan özel statüleri vardır. Resmî olarak krallığın parçası sayılmazlar, ancak monarka bağımlıdırlar. Bu adalar Avrupa Birliği’ne dahil değildirler.

Birleşik Krallık, Britanya İmparatorluğu döneminde kapsadığı çok geniş coğrafya nedeniyle "üzerinde güneş batmayan imparatorluk" olarak anılmıştır.

Bayrak

Birleşik Krallık bayrağı, Birleşik Krallık Devletleri’nin bütününü temsil eden bayraktır. Bayrak mavi zemin üstünde beyaz bir çarpı ve artı onların üstünde de kırmızı bir çarpı ve artı bulunmaktadır. Ancak Sivil, Hükümet ve Gemi Bayraklarında bayrak sol üst köşeye çekilir. Sivil bayrakta zemin kırmızı, Hükümet bayrağında mavi, Gemi bayrağında beyaz olur. Ancak gemi bayrağında beyaz zeminin yanı sıra zeminin üstünde kırmızı bir artı bulunur. Birleşik Krallık Bayrağı ise artının sol üstünde bulunur.

Birleşik Krallık bayrağının oluşumu

Bayraklar

Arma

Birleşik Krallık’ın resmi arması İngiliz, İskoç, Gal ve İrlanda armalarından oluşmuştur. Britanya tarihinde her soylunun kendine ait bir arması vardır. Hepsi bir birine benzerdir. Arma en üstünde taç vardır. Taç monarşiyi simgeler. Ortadaki kalkanda ise Büyük Britanya, Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı oluşturan etnik grupların kendine özgü armları vardır.

Tarih

Birleşik Krallık dört devletten meydana gelir: Galler, İngiltere, İskoçya ve Kuzey İrlanda

Birleşik Krallık’ın en eski halklarını Keltler oluşturmaktadır. MÖ 55 – MS 410 yılları arasında Britanya adaları Roma İmparatorluğuna bağlı Britannia eyaletini oluşturuyorlardı. 5. yüzyılda bölge Hristiyanlığın etkisi altına girdi. Aynı yıllarda Germen bir halk olan Anglosaksonlar büyük kitleler halinde adaya göç ettiler. 1066-1154 yılları arasında gene bir Germen ırkı olan Normanlar adayı ele geçirdiler. İngilizler bu Germen ırklarının devamını oluşturmaktadırlar. İskoçlar, Galliler ve İrlandalılar ise Keltlerin devamıdır.

Britanya İmparatorluğu
Tudor Hanedanı Döneminde İngiltere Krallığı güçlenerek İskoçya’yı geride bıraktı. İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth 1588 yılında Avrupa’nın en güçlü donanması olan İspanyol Armada’sını yenilgiye uğratarak Britanya İmparatorluğunun temellerini attı. 17. yüzyılda giderek güçlenen İngiltere Kuzey Amerika’da koloniler kurdu. 1707 yılında İngiltere ve İskoçya birleşerek Büyük Britanya Krallığını kurdular. 1800 yılında da bu birliğe İrlanda’yı da katarak Büyük Britanya ve İrlanda Birleşik Krallığı kuruldu. 1837-1901 yılları arasında hüküm süren I. Victoria döneminde Birleşik Krallık, "üzerinde güneş batmayan" Britanya İmparatorluğunu kurdu. 1921’e gelindiğinde bu imparatorluk Hindistan, Kuzey Amerika, Orta Doğu, Avustralya ve Afrika dahil 36,6 milyon km² lik bir alanı kapsıyor, 458 milyon kişilik bir nüfusa hükmediyordu ve nüfus bakımından dünyanın dörtte biri Britanya’nın egemenliği altında yaşıyordu.

20. Yüzyıl
20. yüzyılda bu imparatorluk yavaş yavaş çözülmeye başladı. 1922 yılında İrlanda bağımsızlığını kazandı. 1947 yılında Hindistan ve Pakistan bağımsız ülkeler haline geldiler. 1948 yılında Birleşik Krallık Filistin’den geri çekildi. Bunu 20. yüzyıl boyunca sayısız ülkeler izledi. 1997 yılında Hong Kong’un bağımsızlığı kazanması Birleşik Krallık’ın sömürge imparatorluğunun en son parçası olarak görülebilir. Birleşik Krallık’ın eski sömürgeleri günümüzde İngiliz Milletler Topluluğu çatısı altında ekonomik ve siyasi işbirliği yapmaktadırlar. Birleşik Krallık süper güç olma sıfatını ABD’ye kaptırmış olmakla birlikte dünyanın en güçlü ülkeleri arasında yerini korumaktadır. Birleşik Krallık Avro Alanı dışında kalmakla birlikte Avrupa Birliği’nin en önemli ülkeleri arasında yer almaktadır; ancak 2016’da yapılan referandumda ülke halkı Avrupa Birliği’nden ayrılma yönünde tercih yapmıştır.

Coğrafya

Birleşik Krallık’ın yüz ölçümü yaklaşık 243.610 kilometrekaredir. Britanya Adaları’nın çoğunluğunu kapsayan ülke, Büyük Britanya adasının tamamını, İrlanda adasının kuzey doğusundaki altıda birini topraklarında barındırır. Kuzey Atlantik Okyanusu ile Kuzey Denizi arasında yer alır; Fransa’ya 35 kilometre kadar yakınlaşır, aralarında Manş Denizi bulunur.

Ekonomi

Westminster Sarayı

Birleşik Krallık’ın para birimi İngiliz sterlinidir. Bir sterlin 100 peniden oluşur. Para biriminde onluk sistem 1971’de uygulamaya konulmuştur. Bu tarihten önce bir sterlin 20 şilinden, bir şilin ise 12 peniden oluşuyordu, yani, bir sterlin 240 peniden oluşuyordu. Birleşik Krallık Avrupa Birliği’nin üyesi olsa da, kendi para birimini korumaktadır.

Birleşik Krallık’ta kısmi olarak merkezi kontrol altında bir serbest piyasa ekonomisi mevcuttur. Dünyanın beşinci en büyük, Avrupa’nın Almanya’dan sonra ikinci en büyük ekonomisini oluşturur. Hükümetin ekonomi politikaları Birleşik Krallık Maliye Bakanlığı (İngilizce: Her Majesty’s Treasury, "Majestelerinin Hazinesi") tarafından hayata geçirilir. 2016 itibarıyla Gayri safi yurt içi hasılanın %78.8’ini hizmet sektörü oluşturmaktaydı. Hizmet sektörü ülkenin ekonomik büyümesinin arkasındaki ana sektördür.

İstatistikler

İsim Nüfus
(2015)
Nüfus
(%)
Yüzölçümü
(km²)
Yüzölçümü
(%)
Yoğunluk
(kişi/km²- 2011)
İngiltere​
54,786,300​
84%​
130,279​
54%​
406.55​
Kuzey İrlanda​
1,851,600​
3%​
13,562​
6%​
130.81​
İskoçya​
5,373,000​
8%​
77,933​
32%​
67.22​
Galler​
3,099,100​
5%​
20,735​
9%​
147.43​
Birleşik Krallık
65,110,000
100%
242,509
100%
259.16
Birleşik Krallık’a bağlı topraklar

Anguilla
Ascension
Bermuda
Britanya Antarktika Bölgesi
Britanya Hint Okyanusu Toprakları
Britanya Virjin Adaları
Cebelitarık
Falkland
Galler
Guernsey
Güney Georgia ve Güney Sandviç Adaları
Herm
İngiltere
İskoçya
Jersey
Kuzey İrlanda
Man Adası
Montserat
Pitcairn
Saint Helena
Sark
Tristan da Cunha
Turks ve Caicos Adaları

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

İrlanda Cumhuriyeti

İrlanda Cumhuriyeti

Başkent Dublin
Resmî diller İrlandaca (Gaelik), İngilizce
Yönetim Şekli Parlamenter Cumhuriyet
Yüzölçümü 70.273 km²
Nüfus 4.757.976
Nüfus Yoğunluğu 67,7 kişi/km²
Para birimi Euro (€) (EUR)
Zaman dilimi UTC 0
Telefon kodu +353
İnternet TLD .ie

İrlanda ya da resmî adıyla İrlanda Cumhuriyeti, kuzeybatı Avrupa’da bulunan ülke. Büyük Britanya’nın batısındaki İrlanda Adası’nın yaklaşık altıda beşini kaplamaktadır. Kuzey doğusunda, Birleşik Krallık’a bağlı olan Kuzey İrlanda ile komşu olan İrlanda’nın batısı Atlas Okyanusu, doğusu İrlanda Denizi, güneydoğusu St George Kanalı, güneyi ise Kelt Denizi ile çevrilidir. Ülke, parlamenter demokrasi ve anayasal cumhuriyet ile yönetilmektedir.

6 Aralık 1921’de İngiliz-İrlanda Antlaşması gereğince, Serbest İrlanda Devleti adıyla İngiliz Milletler Topluluğu’na bağlı bir dominyon olarak kuruldu. Antlaşmanın yürürlük tarihinden 1 yıl sonra (6 Aralık 1922) tam bağımsızlığa kavuşmuştur.

Ülke, 1 Ocak 1973’ten beri Avrupa Birliği üyesidir.

Bayrak

İrlanda Bayrağı Yeşil (gönder tarafı), beyaz ve turuncu olmak üzere üç eşit dikey şeritten oluşur; Bayrak daha kısa ve renkleri yer değiştirilmiş şekli olan (turuncu [gönder tarafındadır], beyaz ve yeşil) Fil Dişi Sahilleri bayrağına benzemektedir; Bayrak ayrıca yeşil (gönder tarafında), beyaz ve kırmızı renkli İtalya bayrağına da benzemektedir. Bayrağın yeşil kısmı katolikleri temsil eder. Turuncu kısmı ise protestanları. Beyaz ise ortada buluştukları barışı simgeler.

Arma

İrlanda arması

İrlanda arması, mavi üstünde altın sarısı arp resmedilmesiyle oluşturulmuştur. 1945 yılından bu yana kullanılmaktadır.

Tarih

1916 Nisan’ındaki Paskalya Başkaldırısı’nın ardından gelen baskı döneminde, İrlandalı gönüllüler IRA (Irish Republician Army, İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu) çatısı altında örgütlenerek Britanyalılar’a karşı bir gerilla savaşına giriştiler. İngiliz başbakanı David Lloyd George biri Kuzey İrlanda, diğeri Güney İrlanda için olmak üzere iki parlamento kurarak kontrolü elinde tutmaya çalıştı. Gerçekten, protestan Kuzey İrlanda’da (Ulster) parlamento toplandı. Ancak katolik Güney İrlanda, İngilizlere ödün vermeyi reddetti. Bunun üzerine İngiliz başbakanı Lloyd George İrlandalı yurtseverler ile görüşme masasında barış yaptı.

Antlaşma sonucunda Güney İrlanda uygulamada Serbest İrlanda Devleti adıyla bağımsızlığını kazandı (6 Aralık 1921 tarihli, İngiliz-İrlanda Antlaşması). Kuzey İrlanda ise Birleşik Krallık’a bağlı kaldı. Antlaşma sırasında statüsü, İngiliz Milletler Topluluğu’na bağlı bir dominyon olarak geçen İrlanda antlaşmanın yürürlük tarihinden 1 yıl sonra (6 Aralık 1922) tam bağımsızlığa kavuşmuş ve yüzyıllar süren işgalden sonra İngiliz güçleri İrlanda’nın büyük bir kısmından çekilmiştir.

Fakat IRA’nın aşırı kanadı, Eamon de Valera’nın öncülüğünde, İrlanda’nın bir bölümünü bağımsız, bir bölümünü de yeniden İngiltere’ye bağlı kılan anlaşmayı kabul etmedi. Bunu, bu anlaşmayı destekleyenlerin ve anlaşmaya karşı olanların savaştıkları bir iç savaş izledi. Sonunda IRA, İrlanda’nın bölünmesine razı oldu. 1925’te gerçekleşen Bağımsız İrlanda ile Kuzey İrlanda arasındaki sınır belirleme görüşmelerinden sonuç çıkmadı.

De Valera’nın Fianna Fáil partisi, 1927’de başbakan William Cosgrave’in hükümetine katıldı. 1932’de De Valera başbakan oldu ve Birleşik Krallık karşıtı birtakım ekonomik önlemler aldı. II. Dünya Savaşı’nda İrlanda tarafsız kaldı. 1948’de De Valera seçimleri kaybetti ve 1949’da İrlanda Cumhuriyeti ilan edildi. 1951’de De Valera yeniden başbakan, 1959’da ise cumhurbaşkanı oldu. 1972’de bir referandum ile Roma Katolik Kilisesi’nin devlet üzerindeki etkisi ortadan kaldırıldı. 1973’te protestan Erskine Childers cumhurbaşkanı oldu. Onu Cearbhall Ó Dálaigh (1974-1976), Patrick Hillary (1976-1990), Mary Robinson (1990-1997) izledi.

Siyaset

İrlanda Cumhuriyeti, egemen, bağımsız ve demokratik bir devlettir. Parlamento, başkan ve iki meclisten meydana gelir. Bunlar Temsilciler Meclisi ve Senatodur. Cumhurbaşkanı 7 yıl süreyle 18 yaşından büyük seçmenler tarafından seçilir. Senato 60 üyeli olup, 11 üyesi başbakan tarafından tayin edilir. Meclis ise 166 üyelidir. Mahallî idâre için ülke 27 bölge konseyine ve 4 ilçe konseyine ayrılmıştır.

Coğrafya

İrlanda

İrlanda’nın orta bölümü, doğuda Dublin’den batıda Galway’e kadar uzanan bir düzlüktür. Bu düzlük otlaklardan ve ormanlardan meydana gelir ve Büyük Allen bataklığı da bu ovadadır. Ovanın çevresinde 900 metreyi geçmeyen dağlar vardır. Başlıca sıradağlar arasında Wicklow Dağları yer alır. 926 m yüksekliğindeki Lugnaquilla bu dağların en yüksek yeridir. Güneybatıda Kerry Dağlarında Macgillycudys Reeks Dağı(1040 ) Carrantuohill de zirveyi meydana getirir. Burası İrlanda’nın en yüksek dağıdır. Connemare Dağları, Mayo Dağları ve kuzeybatıdaki Donegal Dağları başlıca sıradağlarıdır.

Bataklıklar ülkenin 1/6’ini kaplar. Bunlar genellikle Shannon Irmağının batısında yer alır. Britanya Adalarının en uzun ırmağı olan Shannon 385 km uzunluğundadır. Ülkenin diğer önemli ırmağı Liffey’dir. Önemli gölleri arasında yine İngiliz adalarının en büyük gölü olan Logh Neagh bulunur. Ayrıca göller bölgesinde Ree, Derg ve Killarney de önemli göller arasındadır.

İklim

Atlantik Kıyısında Moher Kayalıkları

İrlanda ılıman bir deniz iklimine sahiptir. Temmuz ayında elde edilen sıcaklıklar güneyde 16° ile kuzeyde 14° arasında değişir. Kışlar nispeten sıcak geçer ve sıcaklık Ocak ayında 4° ile 7° arasında değişir. Ülkeye hakim olan Atlas Okyanusu’ndan gelen nemli rüzgarlar ülkenin yıl boyunca yağış almasına neden olur. Ülkenin yaklaşık yüzde sekseni yılda ortalama 762 ile 1270 mm arasında yağış alır. Yağışlar nedeniyle ülke oldukça ıslaktır. Çoğu günler sis tabakasıyla kaplıdır.

Bitki örtüsü ve hayvanlar: İrlanda topraklarının yaklaşık üçte ikisi çayır ve meralardan meydana gelmektedir. Orman yok denecek kadar azdır. En çok rastlanan ağaçlar meşe, dişbudak ve akağaçtır. İrlanda tamamıyla bir kır ülkesidir.

Ekonomi

İrlanda, 1973'ten beri Avrupa Birliği'ne üye bir ülkedir

İrlanda ekonomisi tarıma ve endüstriye aynı derecede bağlıdır. Refah seviyesi yüksek olup, dünya devletleri arasında ilk on arasındadır. Ayrıca ülke düşük vergi oranları nedeniyle Google, Facebook, Apple ve Twitter gibi teknoloji şirketleri tarafından Avrupa üssü olarak kullanılmaktadır.

Ovalardaki toprakları genellikle verimlidir. Tarımda yulaf ve patates yetiştiriciliği başta gelmektedir. Çalışan nüfusun üçte biri tarımla uğraşmaktadır. Diğer yetiştirdiği ürünler buğday, arpa ve şeker pancarıdır..

Topraklarının yaklaşık üçte ikisi çayırlık ve meralardan meydana geldiği için hayvancılık çok gelişmiştir. Yılın on ayında hayvanlar otlaklarda otlayabilir. Sığır yetiştiriciliği hayvancılıkta başta gelir. Dağlık bölgelerde ve cılız otlaklarda koyun yetiştiriciliği yapılır. Koşum hayvanı olarak at beslenir. Dört tarafı denizlerle çevrili olmasına rağmen İrlanda’da balıkçılık çok gelişmemiştir. 1977’de Balıkçılık Bakanlığının kurulmasıyla bir sanâyi hâlini almıştır.

Ülkede çalışanların yaklaşık üçte biri imalat, madencilik ve inşaat sektörlerinde istihdam olmaktadır. Ağır sanayi ise gelişmemiştir. İmalat sanayinin büyük bölümü ise Dublin’de toplanmıştır. Başlıca endüstri, gıda, yapı malzemeleri, dokuma, giyim, kimya, metalurji, elektrik malzemeleri ve tütün sektörleridir. İrlanda, sanayideki kömür ve petrolden doğan enerji açığını hidrolik santrallerle kapatmaya çalışmaktadır. Yabancı sermâye sanâyinin gelişmesini de teşvik etmektedir. Halihazırda petrol ve yer altı gazı çıkarılmamak ile birlikte bu yöndeki araştırmalar devam etmektedir.

Besin ürünleri ihrâcâtın yarısından fazlasını meydana getirir. Sığır eti ihrâcât toplamının dörtte birini teşkil eder. Canlı hayvan satışı da ihrâcatta önemli yer tutar. Diğer ihraç ürünleri kimyasal maddeler, makineler, süt ürünleri, yumurta ve dokuma malzemeleridir. İhrâcatın onda dokuzunu İngiltere ile yapmaktadır. İrlanda dışarıdan ağır makine, nakliyat malzemeleri, petrol ve petrol ürünleri, tahıl ve hammaddeler satın alır. İthâlatın yarısını İngiltere’den sağlar. İrlanda 1973 yılında AET’ye katılmıştır.

İrlanda’nın maden kaynakları sınırlıdır. Adanın muhtelif yerlerine dağılmış durumda küçük bakır, gümüş, kurşun, çinko, altın ve demir yatakları vardır. Az miktarda taş kömürü bulunur. Adanın geleneksel yakıtı peat denilen yarı karbonlaşmış nebati toprak örtüsüdür.

Ulaşım

Dublin Havaalanı

İrlanda’nın toplam kara yolu uzunluğu 9722 km’dir. Demir yollarının uzunluğu ise 1988 km’dir. Hava ulaşımı, İrlanda Hava Yolları ile sağlanır. Ada olduğu için birçok limanı vardır. İrlanda’nın 100 gross tonluk 80 büyük gemisi bulunmaktadır.

Demografi

İrlanda’nın nüfûsu 4.757.976’dır. Kilometre kareye 53 kişi düşer. Nüfus yoğunluğu doğu ve kuzeyde yüksek, batıda ise düşüktür. Nüfus artışı % 0.5’tir. Nüfus azlığına göçler sebep olmaktadır. Göçlere özellikle kadınlar katılmaktadır.

Dil

Başkent Dublin

İrlanda Gaelcesi ve İngilizce olmak üzere iki resmî dili vardır. İngilizceyi konuşanlar daha çoktur. İrlanda dili bütün okullarda mecburidir. İngilizce seviyeleri de İrlanda Gaelcesine nazaran oldukça İyidir. İrlanda dilinin resmi adı Gaelik’dir.

Din

Nüfusun % 95’i Katolik, % 5’i Protestandır.

Eğitim

6-14 yaş arasında öğrenim mecburî olup, ücretsizdir. Ülkede 3415 ilkokul vardır. Orta öğretim kurumları özel olup, çoğunlukla dinsel kurumlar tarafından yönetilir. Devlet tarafından yardım görür. Yüksek öğrenim 1908 yılında kurulan Millî İrlanda Üniversitesi ile Dublin Üniversitesi tarafından sağlanır.

Mutfak

Bir bardak guinness

İrlanda mutfağı çiftlikte yetiştirilen hayvanlardan, bitkilerden ve adanın ılıman iklimden, İrlanda’nın tarihinden, sosyal ve siyasi koşullarından etkilenmektedir. Ortaçağ’dan 16. yüzyılda patates gelişene kadar İrlanda ekonomisinin baskın kaynağı sığır gütmekti. Bu nedenle, domuz eti, beyaz sığır eti ve tuzlanmış domuz pastırması daha yaygındı.

Bu nedenle İrlanda mutfağı doyurucu olarak tarif edilebilir: hemen hemen tüm geleneksel yemekler (özellikle kuzu ve domuz eti) et, patates ve lahana içermektedir. Uzun pişirme süreleri bir normdur ve baharatlar tuz ve biber ile sınırlıdır.

İrlanda’ya gidildiğinde denenmesi gereken yemeklerin arasında; Boxty (patates pancakeleri), Champ (soğanlarla pişilmiş patetes püresi), Coddle (domuz sosisi ve domuz pastırması ile yapılan patates güveci), Colcannon (patates püresi ve lahana), İrlanda Kahvaltısı (pastırma, yumurta, sosis ve beyaz ve/veya siyah pudding) ve Deniz ürünleri turtası (balık parçaları, patates püresi ve eritilmiş peynir) bulunmaktadır.

Yağlı süt ile yapılan ve soda ile mayalanan soda ekmeği ile denenmesi gerekenler arasında yer almaktadır.

Alkol ülkede oldukça pahalıdır. İrlanda, dünyanın en büyük viski üreticilerinden bir tanesidir ve bu zengin geleneği binlerce yıllık bir geçmişe sahiptir. Elli popüler marka bugün İrlanda tarafından dünya çapında ihraç edilmektedir.

İrlanda’nın bir diğer ünlü ihraç ürünü ise cesur, karanlık, kuru birasıdır. En ünlü markası ise Dublin’de üretilmekte olan Guinness’tir.

İrlanda’da Bulunan Türkiye Dış Temsilcilikleri

Dublin Büyükelçiliği
Adres: 8 Raglan Road Ballsbridge Dublin 4. Ireland
Telefon: +353 1 614 45 90
Faks: +353 1 668 50 14
embassy.dublin@mfa.gov.tr

Konsolosluk e-mail: consulate.dub@mfa.gov.tr
Konsolosluk Şubesi 09:00-12:00 saatleri arasında açıktır.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

İran İslam Cumhuriyeti

İran

Başkent Tahran
Resmî diller Farsça, Azerice, Türkmence, Arapça, Beluçça, Kürtçe
Yönetim Şekli Teokrasi
Yüzölçümü 1.648.195 km²
Nüfus 79.200.000
Nüfus Yoğunluğu 48 kişi/km²
Para birimi İran riyali (ريال) (IRR)
Zaman dilimi IRST (UTC+3:30)-İran Yaz Saati (IRDT) (UTC+4:30)
Telefon kodu +98
İnternet TLD .ir

İran (Farsça: ایران , resmî adı İran İslam Cumhuriyeti (Farsça: جمهوری اسلامی ایران / Cumhuri-ye İslâmi-ye İran, Güneybatı Asya’da ülke. Güneyde Basra Körfezi ve Umman Körfezi, kuzeyde ise Hazar Denizi ile çevrilidir. Türkiye, Azerbaycan, Ermenistan, Irak, Pakistan, Afganistan ve Türkmenistan ile kara sınırına sahiptir. Başkenti Tahran’dır. Resmî dili Farsçadır. Anayasasının 12. maddesine göre ülkenin resmî dini İslam resmî mezhebi İsnâaşeriyye Şiiliği’dir.

İran, MÖ 4000’lere dayanan tarihi ve var olan yerleşmeleriyle dünyadaki en eski sürekli uygarlıklardan birine ev sahipliği yapmaktadır. Tarih boyunca İran Avrasya’daki merkezî konumu nedeniyle jeostratejik öneme sahip olmuştur ve bir bölgesel güçtür.

İran BM, Bağlantısızlar Hareketi, İslam İşbirliği Teşkilatı ve OPEC üyesidir. İran siyasal sistemi 1979’da kabul edilen anayasaya göre oluşturulan birkaç karmaşık yönetim yapısına göre işlemektedir. En yüksek devlet makamı şimdiki Ayetullah Ali Hamaney’in üstlendiği İran dinî liderliğidir (Velayet-i Fakih).

İran, uluslararası enerji güvenliği ve dünya ekonomisinde geniş petrol ve doğal gaz kaynakları sonucu önemli bir konuma sahiptir.

Etimoloji

İran sözcüğü, ilk kez Nakş-ı Rüstem’deki I. Ardeşir’in kabartmasına eşlik eden yazıtta tespit edilmiş Orta Farsça Ērān, Pehlevice ʼyrʼn sözcüklerinden gelmektedir. Burada Orta Farsça yazıta eşlik eden Partça dilindeki yazıtta kral için ardašīr šāhān šāh aryān (Pahlavi: … ʼryʼn) ifadesi kullanılırken, kralın Orta Farsça yazıttaki adı ardašīr šāhān šāh ērān dır.

İran sözcüğünün kökeni, Sanskritçe Aryan sözcüğünden gelir.

İran (ایران) sözcüğü modern Farsçaya, Zerdüştlük’ün kutsal kitabı Avesta’da yer alan bir Proto-İrani terim olan Aryānām’dan girmiştir. Ariya- ve Airiia- kelimeleri aynı zamanda Ahameniş İmparatorluğu yazıtlarında etnik bir atıf olarak yer almıştır. Orta Farsça’dan gelen Ērān terimi, Pehlevî dili’nde ʼyrʼn, Nakş-ı Rüstem’deki I. Ardeşir’in taç giyme törenini gösteren kabartmanın yanındaki yazıtta bulunmuştur. Bu kabartmaya eşlik eden Partça dilindeki yazıtta İran,aryān olarak ifade edilirken, bu yazıtta, kralın sanı Orta Farsça ērān kelimesini (Pehlevî dilinde,ʼryʼn) içermektedir. I. Ardeşir’in zamanında ērān ifadesi devletten çok insanları kastederek bu anlamını korudu.

Bu yazıtta İran halklarına atfen kullanılan ērān kelimesine rağmen, ērān ifadesinin imparatorluk coğrafyasını ifade etmek için kullanılması Sâsânî hanedanlığının ilk döneminde de görülmüştür. I.Şapur’un -Ardeşir’in oğlu ve halefi- bir yazıtında açıkça Ērān bölgelerinin içine İranlıların yerleşmediği Ermenistan ve Kafkasya’yı da dâhil etmiştir. Kartir kitabelerinde yüksek rahip, Anērān’ın egemenliği altındaki bölgeleri gösteren listede aynı bölgeleri saymıştır. ērān ve aryān kelimelerinin ikisi birden, (İranlı) Aryanların ülkesi anlamına gelen Proto-İran dilindeki Aryānām teriminden gelmektedir. Airyanem Vaejah kelimesi ve kavramı aslında İran’ın ülke isminde (Edebi olarak Aryanlar’ın ülkesi anlamında), aynen Aryānā kelimesinin modern Farsça karşılığı olan Iran (Ērān) gibi korunmuştur.

Ülkenin adı MÖ 6. yüzyıldan 1935’e kadar Pers İmparatorluğu, Acemistan gibi isimlerle bilinirken, o yıl Rıza Şah uluslararası topluluktan "İran" adını kullanmalarını istemiştir. Birkaç yıl sonra bu isim değişikliğinin ülkenin geçmişiyle arasındaki bağı kopardığını iddia eden bilimadamları protesto gösterileri yapmış, 1959’da Muhammed Rıza Pehlevî her iki ifadenin resmî olarak birlikte ve birbirinin yerine kullanılabileceğini açıklamıştır.

1979’daki İran İslâm Devrimi’nden itibaren ülkenin resmi adı "İran İslâm Cumhuriyeti" olmuştur.

Bayrak

İran İslam Cumhuriyeti'nin resmi armasıdır. 1979 yılında devrim sonrası kabul edilmiş olup üzerinde Allah  yazmaktadır.

İran Bayrağının Anlamı İran bayrağı üç eşit büyüklükteki yatay çizgilerden oluşur;üst şerit yeşil, ortadaki beyaz ve alt şerit kırmızı. Beyaz şerit kenarlarında stilize yazıları vardır. Beyaz şerit ortasında ve bayrak merkezli,hanedanlığı temsil eden ,dört hilal ve bir kılıçtan oluşan bir sembol yer almaktadır.Yeşil şerit İslamı sembolize eder ve beyaz saflığı ve barışı temsil eder. Kan kırmızısı bir şerit ise yiğitliği sembolize eder.22 kez Kufi stili Allah o Ekber (Allah büyüktür) el yazması denenmiştir bu 11 Şubat 1979 İran Devrimi gününü temsil eder. Arması, kuvvet ve metaneti ve Müslümanlık inancının büyüklüğünü sembolize eder.Bir bütün olarak stilize amblemi, Allah olarak okunur. İran Bayrağının Tarihçesi İran bayrağı, 29 Temmuz 1980 tarihinde kabul edilmiştir.İran bayrağının renkleri, geleneksel ve muhtemelen en azından 18. yüzyıldan itibaren bu şekilde kaldığı düşünülmektedir.1905 yılından itibaren,yatay ve düz çizgili 3 renkli (yeşil,beyaz ve pembe renkli) bayrak kullanılmaktaydı.1933 yılında pembe renk kırmızıyla değiştirildi.1979 da cumhuriyet kabul edilene kadar İran,son şahı deviren Müslüman din adamları ve öğrenciler tarafından 400 yıl boyunca monarşiyle yönetilmişti. İran Bayrağıyla İlgili İlginç Bilgiler Önceden İran bayrağını merkezinde yükselen güneş önünde duran ve başında taç olan aslan sembolüze edilmekteydi, fakat bütün geleneksel bayrak ve afişler Şah’ın tahttan indirilmesinden sonra 1979 yılında kaldırıldı.Yeni amblemi Hamid Nadimi tarafından dizayn edilmiştir ve 9 Mayıs 1980 tarihinde Ayetullah Humeyni tarafından resmen kabul edilmiştir…

İran coğrafyası

İran'ın genel manzarası, içinde yoğun yeşil alanlar barındıran dağlık bir görünüme sahiptir. (Resim Elburz Dağları'nın güneyinde Firuzkuh yakınlarında çekilmiştir.)

İran, Güneybatı Asya’da, Umman Körfezi, Fars Körfezi, Hazar Denizi, Irak, Türkiye ve Pakistan arasında bir coğrafik konuma sahiptir. İran yeryüzündeki en dağlık ülkelerden biridir. Dağlar, üzerlerinde ana tarım ve yerleşim bölgelerinin yer aldığı çok sayıda dar havza veya platoyu çevrelemektedir.

Yüzey Şekilleri

İran çok aşınmış, kütlesel bir dizi dağ sırasının kuşattığı yüksek bir platoyu kaplar. Genelde 460 m’nin üzerinde olan yükseklik, ülke topraklarının yaklaşık altıda birini oluşturan dağ kuşağında 2.000 m’yi geçer. Gerçek anlamda düzlükler Irak sınırı boyunca uzanan Karun Nehri havzası, Basra ve Umman körfezlerine bakan ve dağ kuşağından engebeli kayalıklarla ayrılan dar kıyı şeridi ve Hazar Denizi kıyısında birdenbire alçalan yüksek dorukların eteğindeki bataklık ovalarla sınırlıdır.

Ülkenin kuzeybatısından başlayıp Basra Körfezine doğru inen Zagros Dağları daha sonra doğuya yönelerek Belucistan içlerine sokulur ve burada Mekran Dağlarıyla birleşir. Mezopotamya ovalarıyla iç plato arasındaki bölümünde, yaklaşık 200 km genişliğinde bir alana yayılan bir dizi paralel sırtı kapsar. Aşılması güç ve engebeli bir yapı gösteren Zagros Dağlarının sularını toplayan akarsular batı yönünde akarak dar boğazları yardıktan sonra verimli vadilerden geçer.

Elburz Dağları Hazar Denizinin güney kıyıları boyunca bir yay biçiminde uzanarak Horasan’ın sınır dağlarıyla birleşir. Horasan ve Belucistan’daki sıradağlar iç platonun doğu kenarını oluşturur. Elburz sistemi üzerinde bir bölümü hala etkin olan çok sayıda volkanik doruk bulunur; bu dorukların en yükseği, tepesi sürekli karla kaplı Demavend Dağıdır (5.604 m). Ülkenin güneydoğusunda yer alan, masif koni biçimli bir başka volkanik doruk olan Teftan Dağı (4.042 m) zaman zaman gaz ve çamur fışkırtır. Kuzeybatıda da sönmüş bir yanardağ olan Sebelan (4.812 m) ve Sehend (3.710 m) dağları yükselir. Lav ve kül örtüsüyle kaplı olan volkanik kuşaklarda sık sık şiddetli depremler olur.

İç plato iki küçük sıradağ dışında genelde kıraç ve düz bir yapı gösterir. Platonun en önemli yüzey şekilleri Kevir Çölü (Deşt-i Kevir) ve Lut Çölüdür (Deşt-i Lut). Alçak kesimlerdeki havzalarda biriken suların buharlaşmasıyla çok sayıda çorak alan oluşturmuştur. Yüksek kesimlere doğru kumlu ve çakıllı yüzey, yerini dağ ve tepe yamaçlarındaki verimli topraklara bırakır.

Akarsular ve Göller

İç platodaki tuzlu bataklıklarda kaybolan az sayıda akarsu dışında, ülkedeki akarsular genellikle dağların dış yamaçlarından denizlere doğru bir çığır izler. Zagros Dağlarından doğan Karun Nehri dağlar arasında kıvrılarak ilerledikten sonra düzlük kesimde güneye doğru inerek Şattü’l-Arap’la birleşir. Kuzeyde Elburz Dağlarından kaynaklanan Sefid Nehri Gilan Ovasını geçerek Hazar Denizine dökülür. 1960’ların başında tamamlanan Mencil’deki barajdan hidroelektrik enerji üretiminin yanı sıra sulamada da yararlanılır.

İsfahan’ın can damarını oluşturan Zayende Nehri Zagros Dağlarından çıktıktan sonra güneydoğu yönünde akarak sularını Gavhuni Bataklığına boşaltır. 1971’de Kuhreng Barajı’nın tamamlanmasıyla Karun’un yukarı çığırından Zayende’ye bir tünelle aktarılan sular tarım alanlarını sulamada kullanılır. Ülkenin üç büyük nehrinden yalnızca Karun ulaşıma elverişlidir. Öteki nehirlerin taşıdığı su miktarı mevsimlere göre büyük değişiklikler gösterir. Yaz aylarında iç havzalarda kaybolan sular yerlatında birikerek doğal kaynak biçiminde yeniden ortaya çıkar.

İran’ın en büyük iç su kütlesi kuzeybatıdaki Urmiye Gölüdür; göl yüzeyinin kapladığı alan 5.100-6.000 km² arasında değişir.

Toprak Dokusu

Hazar kıyılarındaki verimli kahverengi topraklar zengin bir astropik bitki örtüsüyle kaplıdır. Dağlık alanlarda kayaçları kaplayan ince toprak katmanlar yüksek oranda aşınmamış kırık parçalar içerir. Doğal aşınma daha ince dokulu toprakları vadilere taşır. Alüvyonlu çökeller genellikle tebeşirlidir. Yarı kurak platolar çayırlık alanların uzandığı kahverengi ve kestane rengi topraklarla kaplıdır. Hafif alkalik olan bu topraklar düşük miktarda organik madde içerir. Kurak bölgelerin tuzlu ve alkalik toprakları açık renkli ve verimsizdir. Kumullar gevşek kuvarstan ve öteki mineral kırıklarından oluşur.

İklim

tb

İran’da astropikten kutupaltına kadar değişen karmaşık iklim türleri görülür. Kış aylarında Sibirya merkezli yüksek basınç kuşağı İran Platosunun içlerine sokulurken, denize yakın yerlerde alçak basınç kuşağı egemen olur. Yaz aylarında güneyde dünyanın en alçak basınç merkezlerinden biri oluşur. Pakistan’dan gelen kuzey rüzgarları şubattan ekime değin kuzeybatı yönünde eser; yaz rüzgarlarının hızı Pakistan sınırındaki Sistan bölgesinde 110 km’ye ulaşır. Arabistan’dan esen sıcak rüzgarlar Basra Körfezinden nem taşır.

Yükseklik, deniz etkisi, mevsim rüzgarları, dağ ve çöllerle yakınlık gibi etkenler sıcaklık farklılıklarında önemli rol oynar. En yüksek yaz sıcaklığı Basra Körfezi kıyısındaki Huzistan’da 55 °C’dir; kışın Azerbaycan’da sıcaklık -37 °C’ye kadar iner. Yıllık ortalama yağış miktarı 400 mm’dir; Hazar kıyılarında 1.000 mm’nin üzerine çıkan bu miktar iç bölgelerdeki tuzlu çöllerde 100 mm’nin altında kalır. Yağışların yazrıdan fazlası kış aylarında düşer. Yaz ayları Hazar kıyıları dışında genelde kurak geçer. Ülkenin kuzey ve batısında dört mevsim belirgin biçimde ayırt edilir. Güney ve doğuya doğru ilkbahar ve sonbahar mevsimleri gittikçe kısalır.

Bitki Örtüsü ve Hayvan Varlığı

Mazenderan Eyaleti'nde ormanlık tepeler

Demavent Dağı İran'ın en yüksek noktasıdır.

Ülke topraklarının yaklaşık onda birini kaplayan ormanların büyük bölümü Hazar yakınlarında toplanmıştır. Bu bölgede meşe, kayın, ıhlamur, karaağaç, dişbudak ve gürgen gibi yaprakdöken ağaçların yanı sıra az sayıda yaprak dökmeyen ağaç türü de yetişir. Zagros Dağları karaağaç, akçaağaç, çitlembik, ceviz ve çam fıstığı ağaçlarının da yer aldığı yarı nemli meşe ormanlarıyla kaplıdır; dağ koyaklarında söğüt, kavak ve çınar gibi ağaçlara rastlanır. Geçiş kuşağındaki kurak platolarda ardıç, badem, dağ muşmulası ve yabani meyve ağaçlarının oluşturduğu seyrek kümeler bulunur. Step alanlarında bitki örtüsünü dikenli çalılıklar oluşturur. Orta yükseklikteki çöl düzlükleri ve engebeli kırlarda yavşan yetişir; 900 m’nin altındaki kesimlerde akasya ve bodur palmiye ağaçlarıyla seyrek çalılıklar vardır. Çöl ve kumul alanlarında yeraltı suları üzerinde ağaçlıklar uzanır.

Ormanlık dağlardaki başlıca yabani hayvanlar, pars, ayı, sırtlan, yaban domuzu, dağ keçisi, ceylan ve dağ koyunudur. Hazar bölgesinde çitaya da rastlanır. Yarı çöllük yüksek kesimlerde geyik, tilki, kirpi ve çeşitli kemirici hayvanlar bulunur. Belucistan’da Asya kara ayısı, kaplan ve sincaba rastlanır. İç kesimlerde çakal ve tavşan, çöllerde ise yaban eşeği yaygındır. Keklik ülkenin hemen her yanında rastlanan bir kuştur. Hazar ve Basra kıyılarındaki kuşlar arasında sülün, martı, ördek ve kaz sayılabilir. Çöllük alanlarda çok sayıda şahin yaşar. Elburz ve Zagros dağlarının yamaçlarıyla Huzistan ve Belucistan’da amfibyum ve sürüngen varlığı son derece zengindir. Basra Körfezindeki balık türlerinin sayısı 200’ü bulur; karides, ıstakoz ve kaplumbağa da boldur. Hazar denizinin en önemli balığı havyar elde edilen mersinbalığıdır.

Kültür

İran’ın kültürü İslâm dini ve geleneksel Türk, Fars ve Arap kültürü etrafında biçimlenmiştir. Buna karşın, İran’ın çeşitlilikler içinde yüksek bir kozmopolit toplum ve canlı bir kültüre sahiptir. İslâm etkisi Türk, Fars ve Arap kültürünün müzik, giyim, mutfak ve yaşam tarzında görülebilmektedir.

İran mutfağı

Fars, Arap ve Türk mutfağı tutulmakta olup, ülkenin her yerinde döner lokantalarından İran otellerinin lüks lokantalarına kadar her yerde bulunabilmektedir. Hızlı yiyecekler, Fars, Arap, Türk ve Batı mutfakları da çok popüler olup, geniş miktarda bulunabilmektedir. Fars, Arap ve Türk mutfağı birbirleriyle binlerce yıllık etkileşimle günümüze gelmiş gayet zengin ve farklı bir mutfaktır. Mutfağın temel malzemeleri kuzu eti, yöresel baharatlardır, pirinç ve bulgurdur. Bu nedenle İran mutfağı ağır yemeklerden oluşur. Mutfağın temel bileşenleri Kebaplar, lahmacunlar, etli yemekler ve hamurlu tatlılar olup, Dünya’nın her yerinde tanınmakta ve tercih edilmektedir. Fast-Food tarzı Batı kültürünün de arttığı bu devirlerde, fast-food ile yarışabilir hızlı hazırlanabilen bir mutfaktır.

Giyim ve kurallar

İran’da giyim bakımından bir zorlayıcılık yoktur. İnsanlar istedikleri kıyafeti giyebilmektedirler örneğin: yöresel kıyafetler veya batı tarzı kıyafetler. İran’da insanların birçoğu yöresel Arap kıyafeti olan kandura ve Kürt kıyafeti giyerler. Bu giyim biçimleri, İran’ın çok sıcak ve nemli veya çok soğuk olan iklimine göre degişmektedir. Ama kadınlar başlarına; tülbent, eşarp veya şal takmak zorundadır.

Toplum yapısı

İran'ın etnik haritas: -Pembe:Farsiler  -Turkuaz:Azeriler  -Kahverengi:Kürtler  -Maviler:Lurlar

Yapılan araştırmalara göre İran nüfusunun %61’ini Farslar, %16’sını Azerî Türkleri, %10’unu Kürtler, 6%’sını Lurlar, %2’sini Belûcîler, %2’sini Araplar ve %2’sini Kaşkay Türkleri ve diğer Türkmen gruplar oluşturur.

İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi’nin Ocak 2012 tarihinde verdiği demece göre İran nüfusunun %40’ı Türkçe konuşmaktadır. (Türkmence, Azerîce, Kaşkayca vs.) Ama İran’daki Azeriler ve Türkmenler, İran anayasasının 15. maddesinde mahalli dillerin öğrenimi serbest denilmesine rağmen okul ve üniversitelerde Türkmence ve Azerice öğrenmek ve dillerini yaşatma hakkından mahrumdurlar.

Dinler

İran nüfusunun dinî yapısının %90’ını Şiî Müslümanlar, %8’ini Sünnî Müslümanlar, kalan %2’sini ise diğer dinlere mensup insanlar Ahli-Hak, Bahâîler, Sâbiîler, Hindular, Hristiyanlar (Ermeniler (İsfahan), Keldânîler, Ortodoks Gürcüler), Musevîler, Sâbiîler, Yezîdîler ve Zerdüştler (Yezd civarı) oluşturmaktadır. Hindu, Keldani ve Sâbiîlik inançlarıa bağlı topluluklar azdır. İran’da dinî azınlıkların inanç özgürlüğü anayasal güvence altına alınmış olup azınlık temsilcilerine (Ortodoks Hristiyanlık, Musevîlik ve Zerdüştlük) Meclis’te koltuk ayrılmıştır. İran hükümeti tarafından "sapkın bir inanç" olarak nitelendirilen Bahâîlik ise yasak olup bazen sert kovuşturmalara uğramaktadır.

Ülkenin resmî mezhebi olan Şiîlik ve 12 İmam (İsna Aşeriye) inancı, ülkenin özellikle orta ve kuzey kısımlarında güçlüdür. Sünnilik inancıysa ağırlıklı olarak ülkenin kuzeybatısındaki Kürtler ile Pakistan sınırındaki Belûcilerde ve Horasan eyaletinde yerleşik Türkmen aşiretlerinde yaygındır.

Nüfus

81.824.270’luk (Temmuz 2015) nüfusa sahip olan ülke, hem etnik hem de mezhepsel bakımdan büyük çeşitlilik göstermektedir. Genel nüfusun %60’ı İrani denilen karakteristiğe sahiptir. Ülkenin kuzeybatısında, "İran Azerbaycanı" olarak adlandırılan bölge ve etrafında; Doğu Azerbaycan Eyaleti’nin Ahar, Bunab, Merend, Sarab, Shabestar, Tebriz; Batı Azerbaycan Eyaleti’nin Hoy, Maku, Miyandoab, Nakadeh, Salmas, Takab, Urmiye; Erdebil Eyaleti’nin Erdebil, Meskinşehr, Parsabad; Hamedan Eyaleti ve Zencan Eyaleti’nde yaşayan Türkler İran’da Farslarla beraber en büyük etnik topluluktur.

Azeriler dışında Kaşkaylar, Fars Eyaleti: Abadeh, Faraşbend, Firuzabad, Kazerun, Semirom ve Şiraz’da, Türkmenler ise Gülistan Eyaleti’nde Bender-i Türkmen’de ve Günbed-i Kavus yaşamaktadır.

Bunun dışında Bahtiyarîler ve Belûciler gibi Fars kökenlilerden başka etnik topluluklar da ülke nüfusunun önemli bir bölümünü oluşturur. Çoğunluğu Sünni olan ve Irak sınırına yakın bölgede yoğun olarak yaşayan Kürtler de 5.000.000 yaklaşan nüfuslarıyla önemli bir etnik topluluktur. Kürtler, resmi mezhebin Caferîlik olması sebebiyle sisteme entegre olamamışlardır.

Tarih

MÖ 4000 yılları

İran platosu boyunca bulunan onlarca tarih öncesi kalıntı MÖ dördüncü binyılda, Mezopotamya yakınlarında ortaya çıkan en erken uygarlıklardan yüzyıllar önce antik kültürlerin ve yerleşim yerlerinin varlığına işaret etmektedir.

MÖ üçüncü ve ikinci binyıl

Proto-İranlılar ilk olarak Hindu-İranlıların ayrılmasını takiben ortaya çıkmışlar ve izleri Baktria- Margiyana Arkeoloji Bölgesine kadar takip edilmektedir. Aryan, (Antik İran halkları) toplulukları MÖ üçüncü veya ikinci binyılda İran platosuna; büyük olasılıkla birden fazla göç dalgası ile gelmiş ve yerleşmişlerdir. Proto-İranlıların "Doğu" ve "Batı" diye gruplara ayrılması göçe bağlı olarak meydana gelmiştir.

MÖ birinci binyıl

MÖ birinci milenyumda Medler, Farslar, Baktrialılar ve Partlar batı bölgesinin nüfusunu oluştururken, Karadeniz’in kuzey steplerini Kimmerler, Sarmatlar ve Alanlar yerleşmişti. Diğer topluluklar Hindistan yarımadası kuzeybatı sınırındaki dağlık kesimde ve bugün Belûcistan denilen bölgede yerleşmişlerdir. İskit toplulukları gibi diğer topluluklar batıda Balkanlara doğuda ise Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ne kadar yayılmışlardır. Avesta dili c. MÖ 1000 ortaya çıkan Zerdüştlük’ün kutsal kitabı Avesta’nın kutsal ilahi ve kurallarını bir araya getirmek için kullanılmış eski bir İrani dildir. Zerdüştlük, 7. yüzyıla kadar Ahameniş İmparatorluğu ve sonraki İran imparatorluklarının devlet diniydi.

İslâmiyet öncesi (MÖ 625 – MS 651)

Medler

İran’ın bir millet ve imparatorluk (MÖ 625 –MS 559 ) olarak, Büyük Kiros Medler ve Persler’den Ahameniş İmparatorluğu’nu (MÖ 559–330) oluşturacak birleşik bir imparatorluk kurana ve daha ilerde insanlar ve kültürler arası bir birleşme olana dek zamanının en büyüğü olmak üzere birleşmesi, Medler ile başlar. Kiros’un ölümünden sonra, oğlu Cambyses fetihlerine Mısır’da önemli yerleri ele geçirerek devam etmiştir. Ölümünü taht kavgası izlemiştir ve kraliyet ailesinden gelmemesine rağmen I. Darius (MÖ 522-486 arasında hüküm sürmüştür) kral ilan edildi. I. Darius antik İran krallarının en büyüğü olarak kabul edilmiştir.

Ahameniş İmparatorluğu

I. Darius

Büyük Kiros ve I. Darius yönetiminde Pers İmparatorluğu o zamana kadar insanlık tarihindeki en büyük imparatorluk haline gelmiştir. Pers İmparatorluğu’nun sınırları doğuda İndus Nehri ve Ceyhun nehrinden batıda Akdeniz’e uzanıyor Anadolu (günümüz Türkiye’si) ve Mısır’ı kapsıyordu. Atina MÖ 499’da Sardes’in yağmalanması ile sonuçlanan Milet’teki bir isyana destek vermiştir. Bu, MÖ 5. yüzyıl boyunca süren Yunan-Pers Savaşları olarak bilinen savaşları çıkartacak ve Yunanlara karşı bir Ahameniş harekatına neden olacaktır. Yunan-Pers savaşları sırasında Persler bazı büyük üstünlükler ele geçirmişler ve MÖ 480’de Atina’yı yıkıp yerle bir etmişlerdir. Ancak Yunanların bir dizi zaferinden sonra Persler çekilmek zorunda kalmışlardır. Savaşlar MÖ 449’da Callias Barışı ile sona ermiştir.

Ahamenişlerin en büyük çalışması imparatorluğun kendisiydi. Zerdüşt’ün öğretilerinden kaynaklanan kurallar ve ahlak insan hakları, eşitlik ve köleliğin yasaklanmasına dayandırılan politikaları geliştiren ve uygulayan Ahamenişler tarafından sıkı bir şekilde takip edilmiştir. Zerdüştlük, Ahamenişler zamanında ve Kiros tarafından Babil’de özgür bırakılan sürgün edilmiş Yahudilerin ilişkileriyle, daha çok tanıtıldı ve İbrahimi dinleri etkiledi. Aristo, Eflatun ve Sokrates tarafından belirlenen Atina’nın Altın Çağı sırasında Yunanların Pers İmparatorluğu ve Orta Doğu ile temasları oluşurken Ahamenişlerin hüküm sürmüşlerdir. Orta Doğu ve Balkanlar halklarına sağlanan barış, asayiş, güvenlik ve zenginlik tarihte nadiren görülen bir dönemi oluşturmuş; bu dönem ticaretin bu oranda arttığı tek dönem olmuş ve bölge insanlarının yaşam standartları yükselmiştir.

Selevkos İmparatorluğu

Büyük İskender Ahameniş topraklarını, son Ahameniş İmparatoru III. Darius’u MÖ 333’te Issus Savaşı’nda yenerek imparatorluğuna kattı. Ölümünden sonra çatışmalara ve imparatorluğun bölünmesine yol açacak bir kararla ele geçirdiği Ahameniş topraklarının çeşitli bölümlerini ordusunun üst düzey komutanlarının yönetimine bırakarak 328–327’de bu topraklardan ayrıldı. 700 yıl sonra hüküm süren Sâsânî İmparatorluğu’na kadar (aşağıdaki bölüme bakınız) bu topraklarda tek bir devlet yönetimi kurulamadı.

Part İmparatorluğu

İran Ulusal Müzesi'nden Kraliçe Musa'nın bir büstü, 1939'da Huzistan'da bir Fransız araştırma ekibi tarafından bulundu.

Part İmparatorluğu MÖ 3. yüzyılın başlarında Yunan Selevkos İmparatorluğu’nu yendikten sonra İran platosunu tekrar birleştiren ve yöneten ve aynı zamanda MÖ 150 ve MS 224 arası Mezopotamya’yı kontrol eden Arsasid Hanedanı (اشکانیان Ashkâniân) tarafından idare ediliyordu. Partlar antik İran’ın üçüncü yerli halkından olan hanedanıydı ve beş yüzyıl hüküm sürdüler.

Medler’in, Asurlular’ın, Babil’in ve Elam’ın topraklarının ele geçirilmesinden sonra Partlar kendi imparatorluklarını düzenlemek zorunda kaldılar. Bu ülkelerin eski elit tabakasından olan herkes Yunan’dı ve yeni egemenler eğer hükümranlıklarını sürdürmek istiyorsa kendi geleneklerini bunlara uydurmak zorundaydılar. Sonuç olarak, şehirler eski antik haklarını korudu ve sivil yönetimler ancak belli oranda rahatsız edildiler.

Partlar doğuda, Roma’nın genişlemesini (orta Anadolu’da) sınırlandırdığı için Roma İmparatorluğu’nun baş düşmanlarıydı. Partlar zırhlı ve ağır silahlı ve hafif silahlı ancak hareketli atlıları kullanarak kendi topraklarını yaklaşık 300 yıla yakın bir süre savundular. Roma’ın en sevilen generali Marcus Antonius MÖ 36’da Partlılar’a karşı, sonucunda 32.000 asker kaybedeceği büyük bir sefer düzenledi. Roma İmparatoru Augustus zamanında Roma ve Part İmparatorluğu aralarındaki sorunları diplomasi aracılığıyla çözüyordu. Bu gelişmeler sırasında Partlar kendi ordularında Marcus Antonius’tan ve MÖ 53’te Harran’da "müthiş bir bozguna" uğrattıkları Marcus Licinius Crassus’den elde ettikleri deneyimlerle o dönem çok takdir edilen Roma Lejyon standartlarına, "altın kartallar"a göre bir düzenlemeye gittiler.

Sâsânî İmparatorluğu

I. Ardeşir'in Sâsânî döneminde yapılmış kabartması

İmparatorluk düzeninin gevşediği ve son kralın imparatorluğun vasallarından biri olan I. Ardeşir tarafından yenilmesi üzerine Part İmparatorluğu MS 224’te sona erdi. I. Ardeşir Sâsânî İmparatorluğu’nu kurdu. Ülkeyi ekonomik ve askeri alanda reformlarla geliştirmeye başladı. Sâsânîler Ahamenişler tarafından çizilen sınırlar içinde, onlara Erânshahr veya Iranshahr, "Aryanların Ülkesi" İranlılar diye atıfta bulunarak, başkentleri Tizpon olmak üzere imparatorluklarını kurdular. Romalılar arka arkaya I. Ardeşir,I. Şapur ve II. Şapur ile girdikleri savaşları kaybettikleri için çok sorun yaşadılar. Sâsânî hükümranlığı döneminde Roma İmparatorluğu’na karşı kazanılan zaferler Roma’da o kadar büyük bir karamsarlık yarattı ki tarihçi Cassius Dio şunları yazmıştır:

Bu bizim için büyük bir korku kaynağı idi. Doğudaki lejyonlarımız için Sâsânî Krallığı o kadar ürkütücüydü ki çok azı onlarla savaşmak istiyor geri kalanlar ise savaşma konusunda tamamen isteksiz davranıyordu.. ,,

Part ve daha sonra Sâsânî devrinde İpek Yolu üzerindeki ticaret Çin, Mısır, Mezopotamya, İran, Hindistan ve Roma medeniyetlerinin gelişmesinde önemli rol oynamıştır ve modern Dünya’nın temellerinin atılmasına yardımcı olmuştur. Partlılardan geriye kalan kalıntılar bazı açılardan klasik Yunan etkileri taşır ve çoğunlukta kendi oryantal anlayışlarını sergiler; "Part sanat ve yaşamını ifade eden kültürel farklılığın" açık bir ifadesi olarak. Partlılar, Avrupa Romanesk mimarisini andıran ve muhtemelen bu mimariyi etkilemiş olduğu Tizpon’da örnekleri görülen Part stili mimari tasarımların yaratıcılarıydılar. Sâsânîlerin yönetiminde İran Çin ile ilişkilerini geliştirdi, Sâsânî sanatı, müziği ve mimarisi büyük atılım gerçekleştirdi ve Nizip Okulu ve Gundeşapur Akademisi gibi dünya çapında tanınan bilim ve araştırma merkezleri oluşturuldu.

Safevî Devleti kurucusu Şah İsmail

Nadir Şah

Bu dönemde batıda Hıristiyanlığın, doğuda Budizm ve Manicilik gibi dinlerin yayılması sonucunda Zerdüştlük İran birliğinin sağlamlaştırılması için ulusal bir devlet dini olarak örgütlendi. Ayrıca yine bu dönemde yazılı kültüre geçilmiştir. Kutsal metinlerin derlenmesinden oluşan enderzler, Zerdüştlüğün kutsal kitabı olan Avesta, dini ya da din dışı gelenekler ve İran’ın ulusal destanı sayılan Şehname bu dönemde kaleme alınmıştır. MS 630’larda başlayan Müslüman Arap akınları Sâsânî egemenliğine 651 yılında son vermiş ve İslâmiyet’i İran’da yaymıştır.

632’de Arap yarımadasından Sâsânî İmparatorluğu’na saldırılar başladı. İran El Kadisiye Savaşı’nda İran’ın İslâmî Fethi’ne yol açacak şekilde yenildi.

Orta Çağlar (652–1501)

Emevîler


İran’ın İslâm devleti tarafından fethinden sonra İran Emevîler’in yönetimine girdi. Fakat İran tam anlamıylada İslamlaşmadı. Ancak İran’ın İslamlaşması İran toplumunun kültürel, bilimsel ve siyasî yapısı içinde derin dönüşümlere neden oldu: Olgunlaşmış İran edebiyatı, felsefesi, bilimi ve sanatı yeni oluşan İslâm medeniyetinin ana öğeleri haline geldi. Kültürel, politik ve dinî olarak İran’ın İslâm medeniyeti’ne eklemlenmesi çok büyük önem taşımaktadır. Son tahlilde İran’ın katkısı İslâm’ın Altın Çağı’nın oluşmasında çok etkili olmuştur.

Abbâsîler


Ebû Müslim Horasanî, Emevîleri Şam’dan çıkardı ve Abbâsîlerin Bağdat’ı fethetmesine yardım etti. Abbasi halifeleri, sıklıkla vezirlerini İranlılardan seçerdi ve İranlı valilerin ciddi anlamda yerel otonomi yetkileri vardı.

Tâhirîler ve Samanîler


822’de Horasan Valisi Tahir bağımsızlığını ilan etti ve yeni bir Pers hanedanlığı olarak Tahirîler hanedanlığını kurdu. Samanîler döneminde İran’ın bağımsızlığını kazanma çabaları daha da güçlendi.

İran’da araplaştırma denemeleri hiçbir zaman başarılı olamamıştır ve İranlılar için Shuubiyah gibi akımlar Arap istilacılarla ilişkilerde bağımsızlıklarını kazanma konusunda işleri kolaylaştırıcı ve hızlandırıcı görevi görmüştür. Abbâsîler sonrası dönemin kültürel canlanması İran ulusal kimliğinin yeniden su yüzüne çıkmasına yol açmıştır. Bu kültürel akım 9. ve 10. yüzyıllar sırasında zirve yapmıştır. Bu akımın en açık etkisi Perslerin dili ve İran’ın resmî dili olan Farsçanın günümüze kadar sürekliliğinin sağlanmasıdır. İran’ın en güçlü epik şairi Firdevsi Farsçanın günümüzde yaşamasının en önemli destekçisi olarak kabul edilmektedir.

Bir sessizlik döneminden sonra İran ayrı, farklı ve değişik bir öğe olarak İslâm’ın içinde belirdi. İslâm’ın fethinden sonra İran felsefesi, eski İran felsefesi, Yunan felsefesi ve gelişen İslâm felsefesi ile geliştirdiği değişik ilişkilerle farklılaşacaktır.İşrakilik ve Aşkınlık Felsefesi o dönemin İran’ında iki ana felsefe geleneği olarak kabul edilmekteydi.

Harzemşahlar Devleti ve Cengiz Han

1218’te Harezmşahlar Devleti’nin doğu bölgeleri olan Maveraünnehir ve Horasan Cengiz Han’ın istilasına uğradı. Bu dönemde yarım milyondan fazla İran nüfusu öldürüldü;[48]Nişabur gibi kentlerin caddeleri "kan nehirlerine döndü"; etrafına şehrin kedi ve köpek kulubelerinin itina ile yerleştirildiği insan kafalarından oluşan piramitler yapıldı. 1220 ve 1260 rasında İran’ın nüfusu bu kitlesel katliamlar ve açlık sonucu 2.500.000’dan 250.000’e düştü. Cengiz Han torunlarından biri olan Hülagû Han Fransa Kralı IX.Louis’e yazdığı bir mektupta İran’a ve Halife’ye karşı yaptığı akınlarda tek başına 200.000 kişinin öldürülmesinin sorumluluğunu üstleniyordu.

Timur


Başkentini Semerkand’da kuran başka bir fatih olan Timur onu takip etti. Bu yıkım dalgaları etkileri Nişabur gibi birçok şehrin bu saldırılar öncesi nüfuslarına yeniden kavuşmasını sekiz yüzyıl kadar; 20. yüzyıla kadar engelledi. Ancak hem Hülagû Han hem de Timur ve onların takipçileri kendi tarzlarını ve gelenekleri fethettikleri yerinkilere göre değiştirip tamamen Pers kültürüne uygun yaşadılar.

Erken modern dönem (1501–1921)

Safevî Hanedanı

Settar Han İran Anayasa Devrimi'nin anahtar kişisiydi.

Rıza Şah Pehlevî

İran’da ilk Şiî İslâm devleti Şah İsmail tarafından Safevî Hanedanı (1501 ile 1736 arası) yönetiminde kuruldu. Safevî Hanedanı Türk bir aile ve Erdebilde yaşıyorlardı. Erdebil, Türk bölgesi olan Azerbaycan’ın bir parçasıdır. ilerleyen zaman içinde büyük bir politik güç haline geldi ve çift taraflı devlet antlaşmaları yapmaya başladı. Safevîlerin en güçlü oldukları zaman I. Abbas’ın hükmettiği dönemdir.[55]Safevî Hanedanı Osmanlı Devleti, Şeybanî Hanlığı ve Portekiz İmparatorluğu ile savaştı. Safevîler başkentlerini Tebriz’den alarak önce Kazvin’e sonra da dönemlerinde sanata verdikleri destek ile İran estetik düzeyi yüksek üretim dönemlerinden birini yaşadığı İsfahan’a taşıdılar. Dönemlerinde ülke yönetiminde merkezileşme arttı; ordunun moderleştirilmesinde ilk adımlar atıldı ve mimaride İsfahânî tarzı gelişti. 1722’de Afgan isyancılar I. Hüseyin’i yendi ve Safevî Hanedanı’na son verdi.

Afşar Hanedanı

Ancak 1736’da Nadir Şah başarılı bir şekilde Afgan isyancıları İsfahan’dan çıkardı ve Afşar Hanedanı’nı kurdu. 1738’de aralarında Taht-ı Tavus, Işık Dağı elması ve Işık Denizi elmasının da bulunduğu kraliyet hazinelerini güvence altına alacak bir sefer yaptı. Ne var ki hükümdarlığı çok uzun sürmedi, 1747’de bir suikast sonucu öldü. Ölürken yanında bulunan karısı Kenya kökenli El Fatima’ya İran tahtını bıraktı.El Fatima’nın zenci olması nedeniyle İran halkı bu kadın şahı kabul etmedi ve yarı zenci olan Nadir şahın küçük kızı El Hebübe’ye tahtı bırakmak zorunda kaldı. El Hebübe Bu sırada 21 yaşlarında güzel bir kızdı Afgan şahı Şeyhsüvari El Hamd’la evliydi dolayısıyla İran tahtı iki Türk kadından sonra Afgan hanedanına geçerek siyasî varlığını sürdürmeye devam etmiştir.

Zend Hanedanı

Meşhed kökenli Afşar hanedanlığı, 1750’de başkentini Şiraz’da kuran Kerim Han Zend tarafından kurulan Zend Hanedanı tarafından takip edildi. Onun yönetimi görece bir barış ve refah sağladı.

Kaçar Hanedanı

Zend hanedanı Lotf Ali Han Ağa Muhammed Han Kaçar tarafından idam edilinceye kadar üç kuşak sürdü ve yeni hükümdar Tahran’ı 1794’te Kaçar hanedanı’nın doğuşunu gösterecek şekilde başkent yaptı. Yetenekli Kaçar yöneticisi Amir Kabir diğer modernleşme reformları arasında İran’ın ilk üniversitesini de kurmuştur. Kaçar hanedanı döneminde İran Rus-İran Savaşları sonucunda Rus İmparatorluğu ve İngiliz İmparatorluğuna karşısında Gülistan Antlaşması, Türkmençay Antlaşması ve Akhal Antlaşması ile topraklarının neredeyse yarısını kaybetmiştir. Büyük Oyun’a rağmen İran egemenliğini korumayı becermiş ve çevresindeki diğer ülkelerin tersine asla sömürgeleştirilememiştir. Sürekli tekrarlanan dış müdahaleler ve yozlaşan ve zayıflayan Kaçar yönetimi, bir Parlamenter monarşi içinde ülkenin ilk parlamentosunu oluşturan İran Anayasa Devrimi ve Kaçar hanedanının egemenliğine son veren Tütün Protestosu gibi protestolara yol açmıştır .

1908’de İran’da petrolün bulunması bir dönüm noktası oldu. Böylece hem emperyalist güçlerin İran üzerindeki hesapları hem de İran’ın 20. yüzyılına damgasını vuracak olan karmaşık sosyo-ekonomik yapı ortaya çıktı.

İran’ın kırsal kesiminde feodalizm egemendi ve büyük toprak sahipleriyle topraksız köylüler arasındaki uçurum oldukça derindi. Şehirlerde ise bazargan ya da çarşı adı verilen geleneksel küçük burjuvazi, esnaf tarihsel olarak etkin bir sınıf olarak göze çarpmaktaydı. Bu sınıf aynı zamanda toplumun en çabuk örgütlenebilen kesimini oluşturmaktaydı. Özgün bir hiyerarşiye sahip olan İran uleması, mollalar hem toprak sahipleri hem de çarşı esnafı arasında nüfuz sahibiydi. Pek çok açıdan bu sınıfların çıkarlarının temsilciliğini üstlendiği gibi vakıf mülklerine sahip olması açısından kendisi de ekonomik olarak toprak sahibi sayılırdı. Petrolün ekonomik bir ürün olarak devreye girmesiyle birlikte kapitalist ilişkilerin ülkede yayılmaya başlaması sonucunda bir ticaret burjuvazisi ve işçi sınıfı da ortaya çıkmış, 1940’lardan itibaren etkinliğini artıracak olan sanayi burjuvazisinin öncülleri oluşmaya başlamıştı. Ülke, emperyalist ülkeler açısından ise artık, en güçlünün en büyük dilimi alacağı bir pasta olarak görülmekteydi.

Kaçar Hanedanı İran tarihindeki son Türk hanedandır. Bu tarihten sonra Türkler bir daha devlet denetimini ele geçirememişlerdir.

Geç modern dönem (1921–)

Rıza Şah

İngiliz ajanı Sir Ardeşir J. Reporter aracılığıyla İngilizlere tanıtılan Rıza Pehlevî, 1921 darbesiyle İngilizler için çalışmaya başladı ve 1923 yılında başbakan ve sonunda 1925 yılında İran şahı oldu. İngilizlerin himayesi altında İran’daki birçok sosyalist, milliyetçi ve etnik hareketi bastırmayı başardı. 1925 yılında Kacar hanedanlığını devre dışı bırakarak kendi Pehlevî hanedanlığını kurdu. Kısa sürede Azerbaycan, Arabistan (Huzistan) ve Luristan gibi büyük bölgelerin yarı özerk konumunu ortadan kaldırarak tüm yetkileri Tahran’da merkezileştirdi. Aynı zamanda Farsça olmayan dillerin kullanımını da yasakladı ve bu yasakları kendi aşırı milliyetçi ideolojisi doğrultusunda tüm ülkede uygulamaya başladı. Yönetimi merkezileştirmek doğrultusunda Farsçayı tek yasal dil olarak tanıdı ve diğer milliyetlere ait dillere yasak koydu. Kürtçe, Lurice ve yabancı olan yani Hint-Avrupa dilleri olmayan Türkçe ve Arapça gibi dilleri de Farsçanın bozuk lehçeleri olarak baskı altında tuttu. Fars olmayan topluluklar böylelikle kendi yerli kültürlerini, dillerini, tarihlerini ve gündelik yaşam biçimlerini söküp atmaya mecbur edildiler.

Rıza Şah zamanında, devlet bütçesinden, Farsçılık propagandası yapan edebiyatçılara, tarihçilere, eğitimcilere ve sanatçılara büyük bir bütçe tahsis edildi. Bunun en önemli örneği 1925 yılında Ahmed Kesrevi tarafından yayınlanan “Azerîce ya da Eski Azerbaycan’ın Dili” kitabıdır. Kitapta Azerîcenin, Türkçe ile ilgili olmadığı ve aslında Farsçanın bir lehçesi olduğu savunulmuştur. Bir diğer örnek ise TUDEH Partisi’nin kurucularından sayılan Arânî’dir. Arânî, kendi döneminin birçok entelektüeli gibi, Farslaştırma siyasetinden himaye ediliyordu. Azerbaycan ile ilgili bir makalesinde, Azerbaycan’ı “İran’ın beşiği” saymış ve Azerbaycanlıların Farsçayı vahşî Moğolların saldırısı sonucu unuttuğunu iddia etmiştir. Arânî’ye göre bu olay çok tehlikelidir, çünkü Azerîleri yanlışlıkla Türk olduklarına ve İran’dan ayrılmaları gerektiğine ikna etmektedir. Ona göre bu sorunu çözmek için devlet, Türkçeyi ortadan kaldırmak ve Farsçayı yaygınlaştırmak için her türlü girişimi yapmak zorundadır.

Rıza Şah sanayileşmeyi, demiryolu taşımacılığını ve yapımını başlatıp İran’da yükseköğretimin temelini attı. Rıza Şah, Rusya ve Birleşik Krallık arasında bir denge politikası yürüttü ancak II. Dünya Savaşı başlayınca Almanya ile yakınlaşması Britanya ve Rusya’yı alarma geçirdi. 1941’de II. Dünya Savaşı boyunca İran demiryolundan yararlanmak amacıyla İran’ı Birleşik Krallık ve SSCB işgal etti.

İşgalin ardından müttefik güçleri, Şah Rıza’nın ülkedeki Alman görevlilerin sınır dışı edilmesi yönündeki isteklerini kabul etmemesi üzerine Şah, oğlu Muhammed Rıza Pehlevî lehine tahtından feragat etmeye zorlandı. Şah Rıza’nın ülkeden uzaklaştırılmasının ardından esas olarak işgal güçlerinin denetiminde olmak kaydıyla Muhammed Rıza Pehlevî iktidarı başlamış oldu.

Muhammed Rıza Pehlevî


Şah Rıza dönemine göre nispeten demokratik bazı açılımlar sağlandı; siyasî tutuklular özgür bırakıldı, basına yönelik sansür (karartma) kaldırıldı, siyasal ve toplumsal örgütlenmelere izin verildi. Artık sesini duyurma olanağı bulan çeşitli toplumsal ve siyasal muhalefet hareketleri bu özgürlük ortamından yararlanarak reform taleplerini yükseltmeye başladılar. Daha sonraki yıllarda ülkenin siyasal ve toplumsal yaşamını büyük ölçüde etkileyecek olan Marksist kökenli Tudeh (Kitle) Partisi de bu ortamda, 1941 yılında kuruldu ve işçi yasası, toprak reformu, kadın hakları gibi geniş toplumsal tabanı kucaklayan talepleriyle önemli destek buldu.

Birleşik Krallık, SSCB ve ABD’nin çıkar mücadelesine sahne olan İran’ın, 1942’de imzalanan anlaşmanın ve 1943’te yapılan Tahran Konferansı’nın ardından, bu üç devlet tarafından yeniden inşa edilmesine karar verildi; fakat SSCB. bu anlaşmaya uymayarak denetimi altındaki bölgede sosyalist nitelikli, 1945’te Azerî Azerbaycan Millî Hükümeti, 1946’da Kürt Mahabad Cumhuriyeti olmak üzere iki özerk devlet kurdurdu. İşgal bölgesini yine aynı yıl, İran’ın kuzey petrol yataklarını işletme konusunda imtiyazlı bir anlaşma imzaladıktan bir ay sonra boşalttı. SSCB işgalinin sona ermesinden hemen sonra İran, bu iki özerk cumhuriyetin varlığına güç kullanarak son verdi. SSCB’ye verilen imtiyaz da ülke içindeki milliyetçilerin ve Birleşik Krallık’ın baskısıyla 1947 yılında geçersiz kılındı.

Operasyon Ajax


Fakat tüm bu gelişmeler ülke içindeki milliyetçi muhalefeti güçlendirmişti. Giderek etkinliğini artıran Ulusal Cephe, 1951’de halkın büyük çoğunluluğunun da talebi olan petrolün ulusallaştırılması kararının Meclis’te kabul edilmesini sağladı. Bu karara karşı çıkan Başbakan Razmara’nın öldürülmesinin ardından çıkan ayaklanmadan sonra Şah, Ulusal Cephe’nin lideri Muhammed Musaddık’ı başbakanlığa getirmek zorunda kaldı. Batıda eğitim görmüş, bağımsızlıktan ve ulusal egemenlikten yana olan bir milliyetçiliği savunan Musaddık’ın ilk işi; petrolün ulusallaştırılması yönündeki kararı onaylamak oldu. Bu karar ve Musaddık’ın bağımsızlıkçı politikası Birleşik Krallık ve ABD’nin tepkisini çekmekteydi. Fakat bir süre sonra, başta Musaddık’a destek veren ulema, Muhammed Musaddık’ın Sovyetler’le yakınlaşmasından kaygılanarak hükümete verdikleri desteği geri çektiler ve Ulusal Cephe dağıldı. TUDEH Partisi ise Musaddık’ı desteklemeye devam etmekteydi. Bu durumdan rahatsız olan ordu içindeki bir grup CIA’in de desteğiyle bir darbe düzenlediler. 1953 yılında Şah, Musaddık’ı görevden almaya çalıştı fakat çıkan isyanın ardından ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Buna karşılık İngilizler A.B.D.’yi Musaddık’ı devirmek için hazırlanan bir plana dahil olmaya davet etti ve 1953’te Başkan Dwight D. Eisenhower Ajax Operasyonu’nun yapılmasını onayladı. Operasyon yapıldı ve Musaddık 19 Ağustos 1953’te tutuklandı. Şah ise kaçmış olduğu Roma’dan dönerek tekrar görevini devraldı. Bu gelişmelerin ardından İran petrollerinin işletilmesi için, %50 hakkı İran’da olmak üzere çok uluslu bir konsorsiyum oluşturuldu.

Operasyon Ajax’tan sonra Muhammed Rıza Pehlevî’nin yönetimi giderek otokratikleşti. A.B.D.’nin desteği ile Şah İran’ın altyapısını modernleştirirken kendisine muhalif bütün siyasî oluşumları istihbarat örgütü SAVAK aracılığıyla ezdi.

1953’te yaşanan olaylar İran’ın siyasal ve toplumsal yaşamı için bir dönüm noktası sayılabilir. Musaddık’ın devrilmesiyle sonuçlanan süreçte bölünen yalnızca uygar milliyetçi güçler olmadı. Tudeh’de de kırılmalar yaşandı. Partiden kopan gençlik örgütünden silahlı mücadeleye başlayan Halkın Fedaileri ve Halkın Mücahitleri örgütleri doğdu. Bu örgütlerin de içinde yer aldığı İran sol hareketi, 1960’lı yıllarda kitlesel etkinlik gösterse de, sol hareketin giderek kitle hareketinden silahlı mücadeleye kaymasıyla toplumsal tabandaki etkisini yitirmiş oldu. Musaddık’ın iktidara gelmesinde de önemli rol oynayan işçi hareketi ise etkinliğini kaybetse de etkisini İslâm Devrimi’ne kadar sürdürdü. Hatta devrimi başlatan, rafineri ve petrol işçilerinin grevi olacaktı.

Ak Devrim

Musaddık iktidarının sonundan İslâm Devrimi’ne uzanan süreçte büyük önem taşıyan gelişmelerden biri Şah’ın 1962 yılında gündeme getirdiği “Ak Devrim” adını verdiği reform paketidir. Ülkede siyasî istikrarı sağlayan Şah Muhammed Rıza petrol gelirinin de yardımıyla sosyo-ekonomik yapıyı sarsıcı biçimde değiştirmekteydi. Bir yandan istihdam artıp, ücretler yükselirken sanayi toplumuna hızlı geçişin sancıları çok güçlü bir şekilde kendini hissettiriyordu. Köylerinden ayrılan milyonlarca topraksız köylü şehirlerin etrafındaki gecekondu bölgelerinde toplanmaktaydı. Bir yandan yeni üretim biçimlerine bağlı olarak ortaya çıkan bir sanayi burjuvazisi giderek zenginleşirken yoksul, işsiz ve umutsuz, ekonomik olduğu kadar siyasal olarak da dışlanmış milyonlar da büyük kentlerin dışında öfkeli bir muhalefetin koşullarını oluşturuyordu. 1953’ün şaşkınlığıyla bölünüp gücünü yitiren sol, bu kitlelerle ilişki kuramazken; ulemanın etkinliği giderek artmaktaydı.

Şah’ın modern kapitalizm yolunda ilerlemek için yürürlüğe koymaya çalıştığı reform ise çarşı ya da bazargan adı verilen ve geleneksel olarak İran’ın siyasal, toplumsal yaşamında büyük önem taşıyan küçük ve orta sınıf esnafın, toprak sahiplerinin ve ulemanın tepkisini çekti. Toprak reformu, seçim reformu ve kadınlara oy hakkının tanınması, devlet işletmelerinin hisselerinin belirli oranda satılması gibi düzenlemeleri içeren Ak Devrim böylelikle tarıma dayalı ekonomiyi devre dışı bırakıp, toprak sahiplerini sanayi yatırımlarına yönelterek sağlam bir kapitalist ekonomik yapı kurmayı hedefliyordu. Ayrıca Şah’ın ulus inşa süreci için bir engel olarak gördüğü çarşı da bu şekilde tasfiye edilebilecekti. Yine bu hedef doğrultusunda eğitim, sağlık gibi alanlarda çeşitli düzenlemeler öngörülmekteydi. Bunun dış politikadaki yansımaları da İran’ın giderek bölgede A.B.D.’nin jandarması rolüne soyunması şeklinde gerçekleşti. 1970’lerde petrol fiyatlarının aşırı artmasıyla bir yandan içerideki modernleşme hamlesini ve bir sanayi atılımını finanse eden İran, bir yandan da satın aldığı gelişmiş silahlarla askeri güç haline gelerek Basra Körfezi’ndeki askeri varlığını fiilen pekiştiriyordu.

Söz konusu reformların tehdit ettiği sınıflar ve kadınların oy hakkı başta olmak üzere bazı yeniliklere karşı çıkan ulemanın kurduğu ittifak, mutsuz yoksul kitlelerin öfkesiyle birleşerek Devrim’e ulaşan süreçte geri dönülmesi zor bir dönemecin aşılmasına neden oldu. Seçim reformuna ulemanın tepki göstermesiyle başlayan olaylar sonucunda pek çok kişi öldü. Bu olaylar sırasında, 1979 Devrimi’nin manevî önderi haline gelecek din adamı Ayetullah Humeynî de siyasal bir önder olarak sivrilmekteydi. Humeynî olaylardan sorumlu tutularak tutuklandı, 18 ay hapiste tutuldu. 1964’te bırakılmasından sonra Humeynî A.B.D. hükümetini açıkça eleştirdi. Şah, General Hasan Pakravan’ın yönlendirmesiyle Humeynî’yi sürgüne yolladı. Humeynî önce Türkiye’ye, sonra Irak’a, en sonunda ise Fransa’ya gitti. Sürgünde Şah’ı eleştirmeye devam etti.

İslâm Devrimi ve sonrası

İran Devrimi, aynı zamanda İslâm Devrimi olarak da bilinir, Ocak 1978’de Şah karşıtı ilk büyük halk gösterileri ile başladı. Grevler ve gösteriler ülkeyi ve ekonomiyi felç ettikten sonra Şah Şubat 1979’da ülkeden kaçtı ve büyük bir halk kitlesinin karşılamasıyla Ayetullah Humeynî İran’a geri döndü. Pehlevî Hanedanı 11 Şubat’ta İran ordusu, gerillalar ve militanlar sokak savaşlarında Şah’a bağlı silahlı gruplara karşı üstünlük sağlayınca kendini “tarafsız” ilan etmesiyle tamamen çöktü. 1 Nisan 1979’da İran resmen İslâmî Cumhuriyet oldu. Aralık 1979’da ülke teokratik bir anayasayı ve Humeynî’nin ülkenin dinî lideri olmasını onayladı.

Genel af çıkarıldı, belirli bir süre, düzenleme için müzik ve gazete yasağı konuldu. Beni Sadr cumhurbaşkanı oldu.

Devrimin hızı ve gerçekleşmesi Dünya’da birçok kişide şaşkınlık yarattı, çünkü ciddi olarak ne askeri bir karşı koyuş, ne mali bir kriz ne de bir karşı ayaklanma yaşandı. Hem milliyetçi hem de Marksist muhalif gruplar İslâmî gelenekçilerle birlikte Şah’a karşı mücadele etmelerine rağmen onbinlercesi Ayetullah Humeynî yönetiminde İslâm Cumhuriyeti ile sonuçlanan devrim sonrasında İslâmî rejim tarafından idam edildi. ( Bakınız… 1988 İran siyasi suçlu idamları ve Tudeh)

2000 yılında Ayetullah Montazeri, yani Humeynî’nin sağ kolu, yayınladığı Hatıralar adlı kitabında, “1988 yılında 30.000 siyasî tutuklunun Humeynî’nin emriyle idam edildiği” ni yazıyordu.

İran-Irak Savaşı

İran’ın A.B.D. ile ilişkileri devrim sırasında hızla kötüleşti. 4 Kasım 1979’da bir grup İranlı öğrenci, A.B.D. büyükelçiliğinin “casus yuvası” olduğunu iddia ederek elçilik personelini rehin aldı. Elçilik personelini 1953’te Muhammed Musaddık’a düzenlenen komplo gibi devrim hükümetine karşı halkı ayaklandırmaya çalışmakla suçladılar. Öğrenci liderleri Humeynî’den izin almadan elçiliği basmalarına rağmen Humeynî olayın başarıya ulaşması üzerine onları destekledi. İlk birkaç ay içinde kadın ve Afro Amerikalı rehineler salıverilse de, kalan elli iki rehine 444 gün bırakılmadı.

Öğrenciler rehineler karşılığı Şah’ın verilmesini istedi ancak 1980 yazında Şah’ın ölümü üzerine rehinelerin casusluk suçundan yargılanması talebi gündeme geldi. Jimmy Carter yönetimin müzakere çabaları veya Kartal Pençesi Operasyonu kurtarma harekâtı başarıya ulaşamadı. Ancak 19 Ocak 1981 tarihinde Cezayir Bildirisi’ne istinaden rehinler bırakıldı.

Irak lideri Saddam Hüseyin kendisinin İran Devrimi’nin başlangıç aşamasında algıladığı dağınıklıktan ve İran’daki yönetimin Batılı hükümetler nezdinde itibar görmeyişinden üstünlük sağlamaya karar verdi. Devrim sırasında İran’ın güçlü ordusu dağıtılmıştı. Saddam Şah zamanından beri Irak’ın üzerinde hak iddia ettiği bölgeleri ele geçirerek Irak’ın Basra Körfezine açılımını genişletme arzusu taşıyordu. Irak için en çok önem taşıyan Huzistan yalnızca Arap nüfusu açısından değil zengin petrol yatakları açısından da değerliydi. Aynı zamanda Ebû Musa ve Büyük ve Küçük Tunb adaları da hedef haline gelmişti. Bu düşünceler içinde Hüseyin İran’a ani bir saldırı yapmayı ve başkent Tahran’a üç gün içinde ulaşmayı öngören bir plan yapmıştı. 22 Eylül 1980’de Irak ordusu savaşı başlatacak şekilde Huzistan’a girdi. Saldırı devrimci İran tarafından tamamen şaşkınlıkla karşılandı.

Saddam Hüseyin’in kuvvetleri 1982’ye kadar çeşitli ilerlemelerde bulunsa da İran kuvvetleri Irak kuvvetlerini tekrar Irak’a geri çekilmek zorunda bıraktı. Humeynî Irak’ın batı kısmında çoğunlukta olan Şiî Arapların yer aldığı kesimde İslâmî devrimine taraftar bulmaya çalıştı. Savaş 1982’den sonra altı yıl daha devam etti. Humeynî’nin kendi ifadesi ile “bir tas dolusu zehri” içerek BM’in barış antlaşmasını kabul etmesiyle de savaş sona erdi. On binlerce İranlı sivil ve asker Irak kimyasal silah kullandığı için öldü. Irak’a silah satan ülkeler; Mısır, Basra Körfezi’nin Arap ülkeleri, Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı ülkeleri, (1983’ten itibaren) ABD, Fransa, Birleşik Krallık, Almanya, Brezilya ve (aynı zamanda İran’a silah satan) Çin. İran sekiz yıl içinde kimyasal silahlardan dolayı 100.000’den fazla kurban verdi. İran’ın toplam yaralısının 500.000 ile 1.000.000 arasında olduğu tahmin ediliyor. Tüm uluslararası ajanslar savaş sırasında Saddam’ın İran’ın insan dalgası hücumları karşısında kimyasal silah kullandığını doğrularken İran’ın hiç kimyasal silah kullanmadığını teyit etmişlerdir

Yönetim

Hükümet ve siyaset

İslâm Cumhuriyetinin politik sistemi 1979 İran Anayasası’na dayanmaktadır. Sistem girift bir şekilde birbirine bağlı çeşitli yönetim yapılarını kapsamaktadır.

Dinî lider

İran Dinî Lideri İran İslâm Cumhuriyeti’nin genel politikalarının tanımlanmasından ve denetiminden sorumludur. Dini Lider din adamlarından oluşan Uzmanlar Meclisi tarafından kaydı hayat şartıyla seçilir. Dini lider, silahlı kuvvetlerin Başkomutanıdır, askeri istihbaratı ve güvenlik operasyonlarını kontrol eder ve savaş açmada veya barış kabul etmede tek yetkilidir. Yargının, devlet radyo ve televizyonunun, polis kuvvetlerinin, silahlı kuvvetlerin baş yöneticileri ve 12 üyeli Anayasa Koruma Konseyi’nin altı üyesi Dinî Lider şehmuz tarafından atanır.

Uzmanlar Meclisi


Uzmanlar Meclisi liyakat ve sahip olunan itibara bağlı olarak İran dinî liderini seçer ve görevinden alır. Danışmanlar Konseyi dinî lidere yasal görevleri konusunda danışmanlık yapmakla sorumludur. Danışmanlar Konseyi, yılda bir kez toplanır, sekiz yıllığına genel oy ile seçilen 86 “yetenekli ve eğitimli” hukukçudan oluşur. Devlet Başkanlığı ve meclis seçimlerinde olduğu gibi Anayasa Koruma Konseyi adayların yeterliliğini belirler. Konsey dinî lideri seçer ve dinî lideri her zaman görevden alma konusunda anayasadan kaynaklanan yetkisi vardır. Bütün toplantıları ve belgeleri çok gizlidir ve Konsey’in dinî liderin kararlarının herhangi bir tanesiyle çelişen bir kararı bilinmemektedir.

İran Devlet Başkanı


Anayasa İran Devlet Başkanı’nı dinî liderden sonraki en yüksek devlet otoritesi olarak tanımlar. Devlet Başkanı dört yıllığına genel oy ile seçilir ve yeniden yalnızca bir kez daha seçilebilir. Örneğin İran Devlet Başkanı Mahmut Ahmedinejad 2005 İran Devlet Başkanlığı Seçimleri’nde seçilmiştir ve ardından 2009’da yapılan seçimlerde tekrar cumhurbaşkanı olmuştur. Başkan adayları, İslâm devriminin ülkülerine bağlılıklarından emin olmak üzere mutlaka Anayasa Koruma Konseyi’nden onay almalıdır. ] Anayasanın 115. maddesine göre Cumhurbaşkanı Şii mezhebinden olmalıdır. Devlet Başkanı anayasanın uygulanmasından ve her konuda son sözü söyleme yetkisine sahip olan dinî lidere bağlı olan konular dışında yönetim yapılarının çalışmasından sorumludur. Devlet Başkanı Bakanlar Kurulunu atar ve onlardan danışmanlık alır, hükümet kararlarını yönlendirir ve yasamanın önüne konacak hükümet politikalarını seçer. Devlet Başkanı’na bağlı olarak sekiz kişilik yardımcılar kurulu ve yirmi iki kişiden oluşan ve meclis tarafından onaylanması gereken bir Bakanlar Kurulu vardır. Birçok devlette olan uygulamanın tersine İran’da hükümet orduyu kontrol etmez. Devlet Başkanı İçişleri ve Savunma Bakanı’nı atasa da, mecliste bu iki bakanlık için güvenoyu almadan önce dinî liderin açık onayını alması bir gelenektir.

İran Meclisi

Yeşil protestocuların Mahmut Ahmedinejad aleyhine yürüyüşü;Azadi(Özgürlük) Kulesi (Meydanı), Tahran, 15 Haziran 2009.

2008 yılı itibarıyla İran Meclisi tek meclisli bir yapıdır. İran devrimi öncesinde yasama iki meclisli idi ancak İran Senatosu yeni Anayasa’da kaldırıldı. İran Meclisi dört yıllığına seçilen 290 üyeden oluşmaktadır. Meclis yasama faaliyetini yürütür, uluslararası antlaşmaları değerlendirir ve ulusal bütçeyi onaylar. Tüm meclis üyeleri ve Meclis’teki tüm yasama çalışmaları Anayasa Koruma Konseyi tarafından onaylanmalıdır.

Anayasa Koruma Konseyi


Anayasa Koruma Konseyi altı tanesi Dinî Lider tarafından atanan on iki üyeden oluşmaktadır. Diğerleri İran Yargı’sı tarafından aday gösterilen hukukçular arasından İran Meclisi tarafından seçilmektedir. Konsey anayasayı yorumlar ve Meclis kararlarını iptal edebilir. Eğer bir yasa anayasa veya Şeriat ile uyumlu değilse Meclis’e düzeltilmesi için tekrar geri gönderilmektedir. Çelişkili gibi görünse de Konsey İran Anayasası’na dayanarak parlamento üyelerini veto etmiştir.

Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi

Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Meclis ve Anayasa Koruma Konseyi arasındaki anlaşmazlıklarda çözüm bulma yetkisine sahiptir ve Dinî Lider’i ülkedeki en güçlü yönetim yapısı yapacak biçimde ona danışmanlık görevi sunar.

Hukuk

Yargı sistemi

Dinî lider, sırayla Üst Mahkeme ve Başsavcı’yı atayan Yargı Sistemi Başkanı atar. Sulh ve ceza konuları ile ilgilenen mahkemeleri de içine alan çeşitli tipte mahkemeler ve ulusal güvenlik gibi önemli güvenlik konularına bakan “devrim mahkemeleri” de vardır. Devrim mahkemelerinin kararları kesindir ve temyiz edilemez. Özel Din Adamları Yargılama Mahkemesi, dinle ilgili konulara baktığı gibi, din adamları tarafından işlendiği öne sürülen suçlara bakar. Normal yargı işleyişinin dışında çalışır ve yalnızca Dinî Lider’e karşı sorumludur. Mahkemelerinin kararları kesindir ve temyiz edilemez.

İnsan hakları

tb
İdarî yapılanma

İran, idarî olarak ostanlara (Farsça: استان — ostān; çoğul: — استانﻫﺎ — ostānhā), ostanlarda şehristanlara (Farsça: شهرستان), şehiristanlarda bahşlara (Farsça: بخش) ayrılmaktadır. Ostanların merkezi genellikle (Farsça: مرکز — markaz) ostandaki en büyük şehir olmaktadır. Ostan yönetiminin başında Bakanlar Kurulu tarafından onaylanmasına istinaden İçişleri Bakanı tarafından atanmış olan bir vali-komutan (Farsça: استاندار — ostāndār) bulunur . İran idarî olarak 30 ostana ayrılmıştır:

Ekonomi

İran'ın otomobil üretimi 2005'te 1.000.000'u aştı. İran Khodro Ortadoğu'daki en büyük otomobil üreticisidir

İran ekonomisi planlı ekonomi, petrol ve diğer büyük sektörlerde devlet işletmeciliği, köy tarımı ve küçük ölçekli özel işletme ve hizmet yatırımlarının bir karışımıdır. Ekonomik altyapısı son 20 yıl içinde düzenli bir oranda gelişmektedir ancak enflasyon ve işsizlikten etkilenmektedir. 21. yüzyılın başında hizmet sektörü GSMH’da en büyük yüzdeye sahip oldu; hizmet sektörünü madencilik, imalat ve tarım izledi. 2006’da yaklaşık olarak hükümet bütçesinin %45’i petrol ve doğal gaz ödemelerinden ve %31’i vergi ve harçlardan geldi. 2000-2004 arasında hükümet harcamaları yıllık %14’lük bir enflasyon oluşturdu. İran $70.000.000.000’lık döviz rezervinin %80’ini ham petrol ihracatından elde etmiştir. 2007’de GSMH’nin $206.000.000.000 (satın alma gücü paritesi açısından ise $852.000.000.000) veya kişi başına düşen millî gelir açısından $3.160 (satın alma gücü paritesi açısından ise $12.300). İran’ın resmî olarak yıllık büyüme oranı ise %6’dır. Bu veriler ve çok çeşitli olan ancak küçük ölçekli sanayi yapısı nedeniyle, BM İran’ın ekonomisini yarı-gelişmiş kabul etmektedir.

Hizmet sektörü GSYİH içindeki payı açısından en uzun süreli büyümeyi göstermiş olsa da sektör dengeli değildir. Üretimin serbestliği ve ambalajlama ve pazarlamanın yeni ihracat pazarlarının gelişimini desteklemesi ile beraber devlet yatırımı tarım üretimi artırdı. Ülke çapında son yıllarda birçok barajın yapılması ile büyük ölçekli sulama ve ihracat amaçlı üretilen hurma, çiçek ve fıstık gibi tarım ürünleri 1990’lar sonrasında sektörler arasında en hızlı ekonomik büyümeyi sağladı. İran’ın büyük ticari ilişkileri olan ülkeler Çin, Almanya, Güney Kore, Fransa, Japonya, Rusya ve İtalya’dır.

%1,8’e yakın bir oranda istihdam sağlayan turizm sektörünün önümüzdeki beş yıl içinde istihdam açısından %10’luk bir oranı yakalaması bekleniyor. 2004 yılında 1.659.000 yabancı turist İran’ı ziyaret etmiştir; turistlerin çoğunluğu Orta Asya cumhuriyetleri de dâhil olmak üzere Asya ülkelerinden gelirken çok küçük bir kısmı Avrupa Birliği ve Kuzey Amerika ülkelerinden gelmiştir.2000’li yılların başında sanayi hâlâ altyapı, iletişim, denetleyici normlar ve yetişmiş çalışan konularında ciddi sorunlar yaşamaktadır. İran turizm geliri açısından Dünya’da 89. sıradadır ancak aynı zamanda Dünya’daki en turistik ilk on ülke arasındadır. Yetersiz tanıtım, dengesiz bölge şartları, Dünya’daki olumsuz imaj, turizm sektöründe etkili planlama yetersizliği turizmde büyümeyi engellemiştir.

1990’ların sonlarından itibaren İran; Suriye, Hindistan, Venezuela ve Güney Afrika gibi gelişmekte olan ülkelerle ekonomik iş birliğini geliştirdi. İran, Türkiye ve Pakistan ile ticaret ilişkilerini de geliştirmekte ve Ekonomik İşbirliği Örgütü adı verilen kurum aracılığıyla Batı ve Orta Asya’da ortak bir pazar oluşturma hedefini diğer ülkelerle paylaşmaktadır. İran, ithalat üzerinde daha çok azaltılmış sınırlamalar/vergiler ve Çarbahar, Keşm ve Kiş adaları serbest ticaret bölgeleri gibi yatırım için uygun bir iklim yaratarak milyarlarca dolar yabancı yatırım çekmeyi planlamaktadır.

Şimdiki hükümet daha önceki hükümetin pazar reform planlarını takip etmeye devam etmekte ve İran’ın petrole dayalı ekonomisini çeşitlendirmeye çalışacağını ifade etmektedir. Bunu devlet yatırımlarını otomotiv, imalat, uzay sanayileri, tüketici elektroniği, petrokimya ve nükleer teknoloji gibi alanlara yaparak gerçekleştirmeye çalışıyor. İran biyoteknoloji, nanoteknoloji ve ilaç sanayilerinde de açılımlar yapmaktadır. Güçlü petrol pazarı 1996’dan beri İran üstündeki finansal baskıların hafiflemesine neden oldu ve Tahran’ın borç servisinin ödemelerini yapmasını sağladı. İran’ın bütçe açıkları her zaman kronik bir sorun olmuştur; özellikle geniş ölçekli devlet sübvansiyonları; indirimli yiyecek sağlanması ve özellikle benzin satışı; tek başına enerji sektörüne maliyeti 2008 için 84.000.000.000 dolardır.

Tarım, İran’ın geleneksel faaliyetlerinden biridir. Antik dönemde yerleşik düzene geçilmiş olan ülkede doğudan gelen göçebe boylarla yaşanan gerilim ülke tarihinde belirleyici olmuştur. Bugün bile ülkede hâlâ önemli bir nüfusa sahip olan göçebe topluluklar bir sorun kaynağı olarak görülür. Ülkede tarım vadi tabanlarında, plato eteklerindeki vahalarda ve nemli alçak basınç hareketlerine açık yağış alan bölgelerde yapılır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, şekerkamışı, pamuk, tütün, pirinç, çay ve tahıllardır; fakat pirinç dışındaki ürünler ihtiyacı karşılamaktan uzaktır.

Hayvancılık da İran’ın önemli ekonomik faaliyetlerinden biridir. Göçebe yaşantısını sürdüren pek çok topluluk geçimini küçük ve büyükbaş hayvan yetiştiriciliğiyle sağlar. İpekböceği ve Hazar kıyısında Dünya’nın en kaliteli havyarlarının elde edilmesini sağlayan mersin balığı da ülke ekonomisi için önemli hayvanlardan sayılabilir. Zanaatkârlık tarih boyunca İran için önemli olmuştur. Gerek hayvancılık ve ipek üretimine bağlı olarak gelişen halıcılık, gerekse ülkenin geleneksel sanatları sayılabilecek süslemecilik ve tezhip gibi sanatlara bağlı olarak gelişen bakır işlemeciliği, çanak çömlek yapımı gibi el sanatları İran’ın Dünya’da tanınmasına neden olmuş faaliyetlerdendir. Bunlarla da bağlantılı olarak, küçük ticaret, esnaflık, daha sonra da göreceğimiz gibi, ülkenin sosyo-politik yapısına etki edecek derecede önemli olagelmiştir.

Bütün bu geleneksel faaliyetlere karşın, günümüzde ülkenin ekonomik kaderini tayin eden, nispeten yeni bir ürün olan petrol ve doğal gazdır. Petrol İran için öylesine önemli bir üründür ki; ülkenin son yüz yıllık tarihinin belirlenmesi, modernleşmesi ve sanayileşmesi hep petrole dayalı olarak gerçekleşmiştir. 1908’den beri işletilmekte olan petrolün tamamına yakın güneybatıdaki Huzistan bölgesinden ve Zağros Dağları ile Basra Körfezi kıyıları arasında kalan şeritten çıkarılır. İç bölgelerdeki nispeten zayıf ya da işletilmesi güç petrol yatakları ise doğal gaz bakımından zengindir. Dünya petrol rezervlerinin %10’unun, doğal gaz rezervlerinin ise %20’sinin İran’da olduğu tahmin edilmektedir. İran-Irak Savaşı öncesinde yıllık 300.000.000 tona kadar çıkan savaş döneminde 50.000.000-60.000.000 tona düşen petrol üretimi bugün hâlâ 200.000.000 tonun altındadır. Ülkenin en önemli sanayi işkolu petrole bağlı olarak gelişen petrokimya sektörüdür. Rafineriler dışında petrol ve doğal gaz boru hatları da petrolün işlenmesi ve iletilmesi açısından önem taşımaktadır. Başta demiryolu ve karayolu olmak üzere pek çok altyapı olanağının ve diğer sanayi alanlarının geliştirilmesi de özellikle 1970’li yıllarda elde edilen petrol gelirleri sayesinde gerçekleştirilmiştir.

İran ekonomisi, merkezi planlamanın, devletin ve bazı büyük şirketlerin yönetiminde olan petrol sanayisinin, küçük çapta özel ticaretin ve tarımın karışımından oluşmaktadır. İran ekonomik altyapısı son 20 yılda sürekli bir büyüme göstermese de; ekonomi, enflasyon ve işsizlikten olumsuz etkilenmeyi sürdürmüştür. 20. yüzyılın başlarında hizmet sektörü GSYIH’nin en büyük dilimini oluşturmaya başlamış, hizmet sektörünü sanayi ve tarım sektörleri takip etmiştir. Devlet bütçe gelirlerinin yaklaşık %45’i petrol ve doğal gaz gelirlerinden, %31’i ise vergilerden elde edilmektedir. 2000-2004 yılları arasında, bütçe harcamalarına yıllık %14’lük bir enflasyon oranı eşlik etmiştir. 2006 yılında İran’ın nominal GSYİH’si $195.500.000.000 ve kişi başına düşen millî gelir $2.440 olarak hesaplanmıştır. Tüm bu rakamlar ve İran’ın çeşitli ama küçük çapta sanayisi gözönüne alındığında, Birleşmiş Milletler İran ekonomisini yarı-gelişmiş olarak sınıflandırmıştır.

Hizmet sektörü, GSYIH’deki payı açısından uzun vadede en hızlı artışı göstermesine karşın, inişli çıkışlı bir grafik sergilemektedir. Devlet yatırımları, üretimin serbestleştirilmesi ve yeni dışsatım(ihracat) pazarlarının bulunması ile birlikte tarımda patlama yaratmıştır. Ülke çapında inşa edilen birçok baraj sayesinde, büyük ölçekte sulama projeleri hayata geçirilmiş, ihracata ve sanayiye yönelik tarım geliştirilmiş ve böylece 90’lı yıllarda İran’daki başka hiçbir sektörün elde edemediği bir büyümeye elde edilmiştir. Her ne kadar 1998-2001 yılları arasında art arda yaşanan aşırı kurak yıllar tarımsal çıktıyı olumsuz yönde etkilese de, tarımsal işgücünün önemli bir yüzdesini elinde tutmaktadır.

İran’ın başlıca ticaret yaptığı ülkeler Çin, Almanya, Güney Kore, Fransa, Japonya, İtalya ve Rusya’dır. İran, 90’ların sonundan beri Suriye, Hindistan, Küba, Venezuela ve Güney Afrika gibi ülkelerle yaptığı ekonomik iş birliğini de geliştirmektedir.

Enerji

İran doğal gaz rezervi açısından Dünya’da ikinci ve petrol rezervi açısından Dünya’da üçüncü durumdadır. 2005’te, kaçakçılık ve yetersiz ülke içi kullanım nedeniyle İran petrol ithalatına $4.000.000.000 harcamıştır. 2005’te petrol endüstrisi günde ortalama 4.000.000 varil üretime ulaşmıştır; 1974’te ise günde ortalama 6.000.000 varil üretim yapılıyordu. 2000’li yılların başında endüstri altyapısı teknolojik yetersizlikten dolayı çok zayıflamıştı. 2005’te çok az sayıda araştırma kuyusu açıldı.

2004’te, İran’ın doğal gaz rezervinin büyük bir kısmı henüz kullanıma açılmamış durumdaydı. Yeni hidroelektrik istasyonlarının eklenmesi ve klasik kömür ve petrol ile çalışan istasyonlarının hatlara bağlanmasıyla ülke kapasitesi 33.000 megavata yükselmiştir. Bu miktarın %75’i doğal gaz, %18’i petrole ve %7’si hidroelektrik enerjiye dayanmaktadır. 2004’te İran ilk rüzgar enerji ve jeotermal santrallerini açtı; ilk termal güneş santralini da 2009’da kullanıma açmaya hazırlanıyor.

Nüfus artışı ve yoğun endüstrileşme elektrik ihtiyacının yılda %8 oranında artmasına neden olmuştur. Hükümet, 2010 itibarıyla 53.000 megavatlık kapasite hedefine ulaşmak için gaz ile çalışan yeni enerji santrallerini etkin hale getirmeyi, hidroelektrik santraller eklemeyi ve nükleer enerji santraleri kurmayı planlamaktadır. İran’ın Buşehr’deki ilk nükleer enerji santrali 2007 yılı itibarıyla henüz faaliyete geçmemişti.

Kültür

<a href="https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/03/Kelileh_va_Demneh.jpg" target="_blank" class="js-lbImage" data-sub-html="Kelile ve Dimme eserinin 1429 tarihli Farsça yazımının bir sayfası “><img src="https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/03/Kelileh_va_Demneh.jpg" class="bbImage" alt="Kelile ve Dimme eserinin 1429 tarihli Farsça yazımının bir sayfası “>

İran kültürü İslâm öncesi ve İslâmî kültürün bir karışımıdır. Büyük olasılıkla Orta Asya ve Andronovo Kültürü’nden kaynaklanan İran kültürü, MÖ 2000’lerdeki İran bölgesi kültürünün mirasçısı olarak büyük oranda kabul edilmektedir. İkinci bin yıl sırasında entelektüellerin ve dinin ve daha önce de halkın dili olarak Farsça ile beraber İran kültürü uzun bir süre Orta Doğu ve Orta Asya’nın baskın kültürü olmuştur. İran kültürünün görece olarak Çin, Hint ve Roma medeniyetlerini etkilemesi açısından Sâsânî İmparatorluğu İran’da önemli ve etkili bir dönem oluşturmuştur, ve aynı şekilde batı Avrupa ve Afrika’yı da etkilemiştir. Bu etki hem Avrupa hem de Asya ortaçağ sanatında önemli bir rol oynamıştır. Bu etki İslâm dünyasına da taşınmıştır. Daha sonraları İslâmî öğrenimin filolojisi, edebiyatı, hukuku, felsefesi, tıbbı, Mimarisi ve bilimi İslâm dünyasına Sâsânî İmparatorluğu’ndan aktarılan yapılardan oluşuyordu.

İran’ın İslamlaşmasından sonra İslâmî töreler İran kültürüne girdi. Bunlardan en önemlisi Muharrem ayında yapılanlardır. Her yıl Aşure Günü İran’da, Ermeniler ve Zerdüştler dahil İranlıların büyük çoğunluğu Kerbela Savaşı’nda şehit olanları anma törenlerine katılır. Modern İran’da günlük yaşam Şiîlik anlayışına göre düzenlenmiştir ve ülkenin sanat, edebiyat ve mimarisi İran’ın derin ulusal geleneğini ve edebi kültürünü daimi bir hatırlatıcısı durumundadır. İran’ın Yılbaşısı (Nevruz) İran’da baharın gelişini kutlamak için 21 Mart tarihinde kutlanan eski çağlardan kalma bir gelenektir. Bu tarih aynı zamanda Türkiye, Kuzey Irak, Afganistan, Azerbaycan, Özbekistan, Türkmenistan, Tacikistan, Kazakistan, Gürcistan ve Ermenistan’da da kutlanmaktadır. 2004 yılında Nevruz UNESCO tarafından İnsanlığın Sözlü ve Manevî Mirası listesinde gösterildi.

İran sineması modern İran’da gelişmiştir ve birçok İranlı yönetmen dünya çapında yaptıkları çalışmalarla tanınmıştır. İran filmleri son yirmi beş yıl içinde üç yüzden fazla ödül kazanmıştır. En çok tanınan yönetmen Abbas Kiyarüstemi’dir. İran medyası özel ve kamu işletmeciliğinin bir karışımıdır ancak kitaplar ve filmler yayınlanmadan önce Kültür ve İslâmî Rehberlik Bakanlığı tarafından mutlaka onaylanmalıdır. Onay almayan filmler genellikle devlet sansürüne uğramıştır.

İnternet İran gençliği arasında inanılmaz oranda yayılmış durumdadır. İran bugün Dünya’da dördüncü büyük blogger sayısına sahip ülke durumundadır. Birçok İrani dil İran kökenlidir, Farsça bunların arasında en yoğun kullanılanıdır. Farsça Aryan veya Hint-Avrupa dillerinin Hint-İran dilleri dalına ait bir dildir. Eski Farsça’ya ait en eski kayıtlar Ahameniş İmparatorluğuna kadar gitmektedir ve Eski Farsça örnekleri günümüzde İran, Irak, Türkiye ve Mısır’da bulunmaktadır. Sekizinci yüzyılın sonlarında Farsça çok fazla Arapçalaştırılmıştı ve Arapça’ya benzetilerek yazılıyordu. Bu Farsça’nın yeniden canlandırılmasını savunan bir harekete neden oldu. Bu uyanışın en önemli sonuçlarından birisi Firdevsi’nin yazdığı Şehname oldu. İran’ın millî destanı sayılan bu eser özgün bir Farsça ile yazılmıştır.

Dil ve edebiyat

İran Anayasası’nın 15.maddesi şöyle der: "İran’ın resmî dili… Farsçadır… ve Farsçaya ek olarak yerel ve aşiret dillerinin basında ve kitle iletişim araçlarında ve okullarda çocukların edebiyatlarını öğrenmeleri için okullarda öğretilmesine izin verilmiştir."

Farsça İran’da lingua franca görevi görmektedir ve yayınların ve basılan eserlerin çoğu bu dildedir. Farsça’dan hariç olarak İran’da kullanılan görece yaygın olan diğer Azerice, Kürtçe ve hatta izafi olarak çok yaygın olmayan Arapça ve Ermenice dillerinde de yapılan birçok yayın ve basılan eser vardır.

İran ülkesini 1500 yıl boyunca Türk hanedanlar, aşiretler, ordular yönetmiştir. Türk lehçeleri İranda çok yaygındır. Yirminci asrın başlarında İran’ın ekseriyetinin anadili Türkçe idi. 100 yıllık asimilasyon politikaları sonucu bugün bile nüfusun %13-16’sı Türk’dür.

İran’da Türklerin yoğun olduğu yöreler: Abhar, Abiverd, Abyek, Ahar, Akbarabad, Alvand, Anzali, Ardabil, Asadabad, Astara, Avej, Bahar, Bayadistan, Bijar, Binab, Bojnurd, Buinzehra, Damavand, Esferain, Eslamshahr, Fereydan, Firuzabad, Firuzkuh, Garmi, Geydar, Gharadagh, Gharchak, Ghazvin, Ghods, Ghom, Ghorve, Guchan, Hamadan, Hurramdara, İshtihard, Julfa, Kabudarahang, Kalat, Karaj, Khalajistan, Khalkhal, Kharaghan, Khoy, Khudabande, Kivi, Mahanshan, Maku, Malakan, Maragha, Marand, Mazdaghan, Melard, Meshgin, Miyandoab, Miyane, Mughan, naghade, Namin, Nazarabad, Pakdesht, Razan, Razghan, Rey, Robat Karim, Salmas, Sarab, Save, Savujbulakh, Shabistar, Shahindej, Shahriyar, Shirvan, Songhur, Soyughbulagh, Tabriz, Tafresh, Takistan, Tarum, Tehran, Tekab, Tufargan, Urmiye, Zanjan, Zarrinabad.

Birçok İrani dil İran kökenlidir, Farsça bunların arasında en yoğun kullanılanıdır. Farsça Aryan veya Hint-Avrupa dillerinin Hint-İran dilleri dalına ait bir dildir. Eski Farsça’ya ait en eski kayıtlar Ahameniş İmparatorluğuna kadar gitmektedir ve Eski Farsça örnekleri günümüzde İran, Irak, Türkiye ve Mısır’da bulunmaktadır. Sekizinci yüzyılın sonlarında Farsça çok fazla Arapçalaştırılmıştı ve Arapça’ya benzetilerek yazılıyordu. Bu Farsça’nın yeniden canlandırılmasını savunan bir harekete neden oldu. Bu uyanışın en önemli sonuçlarından birisi Firdevsi’nin yazdığı Şehname oldu (Farsça: “Kralların Hikayesi”), İran’ın millî destanı; tamamen özgün Farsça ile yazıldığı söylenmektedir.

(Farsça)
« بسی رنج بردم در این سال سی
عجم زنده کردم بدین پارسی »
(Türkçe)
« Otuz yıl çok acı ve zorluk çektim
Farsça ile Aceme hayat ve can verdim »
(Firdevsi)

Farsça Arapça’nın yanı sıra özellikle Anadolu, Orta Asya ve Hindistan’da edebiyat ve bilim dili olarak kullanılmıştır. Şiîr İran kültürünün çok önemli bir öğesidir. Şiîr İran’da kültürden, bilim ve metafiziğine kadar birçok önemli eserde kullanılmıştır. Mesela İbni Sina’nın tıp makalelerinin yaklaşık yarısının nazım yazıldığı bilinmektedir.

İran birçok ünlü şair yetiştirmesine rağmen ne yazık ki Ömer Hayyam gibi ancak birkaç isim batılı okurlar tarafından bilinmektedir oysa Hafız Sadi ve "ferdosi" gibi isimler çoğu İranlı için çok değerlidir. 1634’ten beri ünlü şairlerin kitapları batı dillerine çevrilmektedir. Fars şiirinin gücünü gösteren, BM’in Uluslar Salonu’nun girişinde yer alan bir şiir örneği aşağıda yer almaktadır:

(Farsça)
« بنى آدم اعضاء يک پیکرند
که در آفرينش ز يک گوهرند
چو عضوى بدرد آورد روزگارد
دگر عضوها را نماند قرار »
(Türkçe)
« İnsanın soyu birdir
Yaratılırken atılan ortak temeldir
Birimizin acıyı hissetmesi yeterlidir
O acı hepimizindir »
(Sadi (1184-1283))
Sanat

Nakş-ı Cihan Meydanı

İran, Dünya’nın en zengin sanat geleneklerine sahip olan ülkelerden biridir ve birçok disiplini içine almaktadır; çömlekçilik, dokuma, hat sanatı, metal işleme, mimari, resim ve taş oymacılığı gibi. Halı dokuma Fars kültürünün ve sanatının en özgün dallarından biridir ve kökü antik çağlara kadar uzanmaktadır.

İranlılar mimaride matematik, geometri ve astronomiyi ilk kez kullananlardandı ve kapalı çarşı ve camilerin inşasında sıklıkla görülebileceği gibi büyük kamusal alanların yapımında sıra dışı yetenekleri vardı. Klasik İran mimarîsinin ana yapıları cami ve saraydır. İran, çok sayıda sanat evi ve galerisinin yanı sıra Dünya’daki en büyük ve değerli mücevher koleksiyonlarına da sahiptir. Dünyadaki en eski tavla 60 parçasıyla beraber Güneydoğu İran’da bulunmuştur.

İran UNESCO tarafından arkeolojik kalıntıları ve yerler açısından Dünya’daki en önemli yerler arasında yedinci sıradadır. UNESCO’nun Dünya Miras Listesi’ndeki 15 mimari eser İran mimarisine aittir. Anadolu’daki Pers egemenliği sırasında inşa edilen Halikarnas Mozolesi Dünyanın Yedi Harikasından biri kabul edilse de günümüzde İran yönetimi Pers sanat ve arkeolojik mirasının özellikle İslâm öncesine ait olan kesimine önem vermemekte ve birçok tarihi miras yıkım tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır.

Nakş-ı Rüstem'in panoramik görünümü.Nakş-ı Rüstem'de I. Darius ve I. Serhas dahil olmak üzere dört Pers İmparatoru'nun mezarı bulunmaktadır
Persepolis'in panoramik görünümü
İran’daki Türk Büyükelçiliği

Tahran Büyükelçiliği

Posta adresi
Ferdowsi Ave. No. 337 P.O.Box: 1144643463 Tahran
T:+98 21 3 595 11 00 (Santral)

F:00 98 21 3 311 79 28 – 00 98 21 3 595 11 36 (Konsolosluk Şubesi)
E: embassy.tehran@mfa.gov.tr

: Tahran Büyükelçiliği
: Tahran Büyükelçiliği

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

İngiltere

İngiltere

Başkent Londra
Resmî diller İngilizce
Yönetim Şekli Parlamenter Monarşi
Yüzölçümü 130,279 km²
Nüfus 55.619.400
Nüfus Yoğunluğu 426,9 kişi/km²
Para birimi Pound sterling (GBP)
Zaman dilimi UTC 0
Telefon kodu +44
İnternet TLD .uk

İngiltere, Avrupa’nın batısında, Büyük Britanya adasında bulunan ve Birleşik Krallık’ı meydana getiren dört ülkeden en büyük ve merkezi olanıdır.

İngiltere (England) adı, 5. yüzyılda Saksonlarla birlikte adayı istila eden Cermen halkı Angluslardan kaynaklanır. Angleland (Anglus diyarı) olarak kullanılan isim, zamanla günümüzdeki şekline dönüşmüştür. Ülkeyi tanımlamak için Türkçede kullanılan İngiltere sözcüğü ise İtalyancadaki Inghilterra ve Fransızcadaki Angleterre adlandırmalarına dayanmaktadır. Terra; toprak, arazi anlamlarına gelmektedir.

İngiltere adı günümüzde yaygın olarak uluslararası medyada ve zaman zaman da resmî düzeyde Birleşik Krallık veya Büyük Britanya anlamında kullanılır. İngiltere kavramının siyasi, ekonomik ve kültürel efsanesi yaşamakla birlikte; kendi yerel hükümetleri olan İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’nın aksine günümüzde İngiltere isimli bir siyasî oluşum veya hükümet yoktur.

Bayrak ve arma

İngiltere bayrağı, İngiltere’nin kullandığı, beyaz zemin üzerine kırmızı haç işaretinden oluşan bayraktır.

İngiltere, uluslararası arenada Birleşik Krallık’ın bir parçasıdır. Ancak bazı sportif ve kültürel faaliyetlerde bağımsız hareket etmekte ve bu bayrağı kullanmaktadır.

Ulusal bayrak renklerini taşıyan İngiltere armanın üzerinde Aslan figürü bulunmaktadır.

Tarih

Stonehenge, Neolitik bir anıt

İngiltere’nin bilinen ilk yerlileri Keltlerdir. Romalılar, Batı Avrupa’yı istila ederken İngiltere’yi de fethedip (MS 1. yüzyıl) adaya "Britania" adını verdiler. Roma egemenliğinin dört yüzyıl sürmesine karşın ülke bu durumdan fazla etkilenmedi. 5. yüzyıldan itibaren Anglus ve Sakson halklarının karışımından oluşmuş Anglosakson akınları, Keltleri kuzeydeki (İskoçya) ve batıdaki (Galler) dağlık yörelere göç etmek zorunda bıraktı. Bu göçler sonrasında İngiltere büyük ölçüde Anglosakson kültürü etkisine girdi.

Anglosaksonlar 6 ve 7. yüzyıllarda birbirine rakip küçük krallıklar kurdular. 8. yüzyılda Roma İmparatorluğu ve İrlanda’nın etkisiyle Hristiyanlığı kabul ettiler. 795’te başlayan İskandinav istilası 11. yüzyılın başına kadar birkaç defa tekrarlandı. Danimarkalı Büyük Knud, Büyük Britanya adasını tamamen fethetti. Anglosakson hanedanından Edward (1042-1066) Ingıltere’nin bağımsızlığını sağladı.

Onun ölümü üzerine tahta geçen Harold’u tanımayan Normandiya Dükü I. William (Fatih William diye de bilinir), taht üzerinde hak iddia etti ve ülkeye beş yıl süren savaşlar sonucunda egemen oldu. Normandiya kralları ve özellikle ilk Anjou’lu hükümdarlar Fransa’da geniş ve zengin topraklara sahiptiler. İngiltere Krallığı bir süre Avrupa’da Somme Vadisinden Pirene Dağları’na kadar uzanan büyük bir mülkün uzantısı gibi yaşadı. Norman işgalinin önemli bir sonucu, Anglosakson kültürüyle Fransa’dan gelen Norman kültürünün birbirine karışması oldu. İngiliz dili de bu kültür karışımından önemli ölçüde etkilendi.

Avrupa ile ilişkiler İngiltere Krallığı ile Fransa Krallığı’nı uzun savaşlara sürükledi. Bunların başlıcası 1337-1453 seneleri arasında süren Yüzyıl Savaşlarıdır.

Üçüncü Henry, Galler ülkesinde uç beyliklerinin gelişmesini destekledi ve 1170 yılında İrlanda’da "Pale" sömürgeleri kuruldu. Birinci Edward, Galler ülkesini fethetti. Etkisini İskoçya’ya kabul ettirmeyi denedi. 1215’te İngiltere Kralı John’a karşı ayaklanan asiller bu krala zorla Magna Carta adlı bir belge imzalatıp ilk defa o zamana kadar ancak tanrıya karşı yetkileri olduğu kabul edilen kralın halka karşı yetkileri de olduğunu kabul ettirmişlerdir. Bu belgenin insan haklarıyla ilgili ilk yazılı antlaşma olduğu kabul edilir.

Daha sonra 14 ve 15. yüzyıllarda İngiltere Krallığı birtakım sosyal, dini, siyasi karışıklıklara sahne oldu. 1349’da İngiltere’ye gelen "Kara Ölüm" adı verilen Büyük Veba Salgını İngiltere nüfusunun çok büyük bir oranının ölmesine, şehirsel ve kırsal nüfusunun önemli kısımlarının kaybolup ülkenin sosyal ve ekonomik hayatının yeniden değişik kurumlarla yenileşmesine neden olmuştur. 1455-1487 döneminde York Hanedanı taraftarları ile Lancaster Hanedanı taraftarları arasında çıkan iki tarafın amblemi Yorkluların "beyaz gülü" ve Lancasterlıların "kırmızı gülü" dolayısıyla Güller Savaşı adını alan iç savaş İngiltere’yi çok etkilemiştir. Bu savaş sonunda Lancasterlılar galibiyet elde etmiş ve Tudor Hanedanı İngiltere Krallığı’nı eline geçirmiştir.

Tudor Hanedanı Döneminde İngiltere Krallığı güçlenerek İskoçya’yı geride bıraktı. Tudor Hanedanı’ndan VII. Henry ve VIII. Henry (1458-1541), parlamentoyu kullanarak ülkede düzen ve birliği sağlamlaştırdılar, krallık otoritesinin halkın kabullenmesini sağladılar. VIII. Henry kilisede de reform yaptı ve İngiliz deniz gücünü kurdu.

I. Elizabeth

I. Elizabeth (1558-1603) Anglikanizmi İngiltere’nin resmi dini olarak kabul edip Katolik direnişini kırdı. I. Elizabeth 1588 yılında Avrupa’nın en güçlü donanması olan yenilmez İspanyol Armada’sını bozguna uğratarak Britanya İmparatorluğunun temellerini attı. İrlanda’yı İngiltere topraklarına kattı. Saltanatı döneminde edebiyat ve sanatta önemli gelişmeler yaşandı. İ. Elizabeth’in uzun ve başarılı saltanatında İskoçya’da İngiliz etkisinde farklılık görülmeye başlandı. İngiltere’deki "Tudor hanedanı"yla, İskoçya’daki "Stuart hanedanı" arasındaki evlenmeler, iki geleneksel düşmanı birbirine yaklaştırdı.

17. yüzyılda giderek güçlenen İngiltere Krallığı 1607’de kurulan Jamestown kolonisi ile başlayarak Kuzey Amerika’da koloniler kurdu. Birçok İngiliz ya yeni bir hayat yaşamak üzere ya da "Resmi Senetli Hizmetkar" olarak Kuzey Amerika’ya yerleştiler.

1603’te İskoçya Kralı Vİ. James, I. James adı ile İngiltere kralı oldu ve İngiltere Krallığı için "Stuart Hanedanı"’nı başlattı. 1603’ten 1707’ye kadar hem İskoçya Kralı ve hem de İngiltere Kralı olan aynı kişi, uluslararası hukuka göre iki ayrı devleti idareye başladı.

I. James’in oğlu olan I. Charles döneminde krallığın mali masraflarını karşılama yüzünden 1642-1651’de parlamento ile krallık taraftarları arasında İngiliz İç Savaşı adı verilen bir savaş ortaya çıktı. Parlamento güçleri bir seri savaştan sonra Krallık taraftarlarına hakim geldi. Önce parlamento idaresinde (1649–1653) bir devlet kuruldu. Ocak 1649’da eski kral I. Charles Londra’da idam edildi ve İngiltere bir cumhuriyet haline geçti. Sonra da Oliver Cromwell iktidarında (1653–1659) kısa süren "Commonwealth" adı verilen bir cumhuriyet kuruldu.

Cromwell’in ölümünün ardından parlamento iç karışıklıkları önlemek için 1658’de sürgündeki kral II. Charles’i krallığı yeniden kurmak üzere İngiltere’ye davet etti. 1658’den 1685e kadar Stuart Hanedanı hükümet dönemine "Restorasyon Dönemi" denilmektedir.

Stuart hanedanından II. Charles’in kardeşi olan ve onun yerine 1685’te İngiltere Kralı olan II. James’in katoliklere karşı yakın tutumu dolayısıyla kızı II. Mary ve onun kocası Hollanda Cumhuriyeti Hükümdarı olan III. William "Muhteşem Devrim" adı verilen bir devrimle İngiltere Krallığı’nı ellerine geçirdiler.

İİİ. William’ın krallık döneminden sonra 1702’de kızı Anne (Büyük Britanya) hem İngiltere Kraliçesi hem de İskoçya Kraliçesi olarak tahta geçti. Ayrıca İrlanda Kraliçesi unvanın da taşımaktaydı. 1707 yılında İngiltere Krallığı ve İskoçya Krallığı parlamentoları "1707 Birlik Kanunları" adlı kanunlar kabul edip iki krallığı birleştirdiler. Bu yıla kadar ayrı ayrı İngiltere Kraliçesi ve İskoçaya kraliçesi olan Kraliçe Anne yeni kurulan Büyük Britanya devleti kraliçesi oldu. Hukuken Kraliçe Anne ayrı olarak "İrlanda Kraliçesi" unvanını taşımaktaydı. 1800’de çıkarılan "1800 Birlik Kanunu" ile "Büyük Britanya Krallığı" ile "İrlanda Krallığı" birleştirilip "Büyük Britanya ve İrlanda Birleşik Krallığı" yani tek bir Birleşik Krallık kurulması bu devlet hukuken ortaya çıkmış oldu.

Birçok tarihçi için Birleşik Krallık tarihi 1707’de kurulan "Büyük Britanya" ile başlar.

Coğrafya

Birleşik Krallık - İngiltere, Galler, İskoçya, Kuzey İrlanda

İngiltere, Büyük Britanya adasının merkezi ve güney üçte ikisini kaplar. Kuzeyde İskoçya, Batıda Galler ile komşudur. Britanya takımadalarında Avrupa’ya en yakın olan ülkedir: Fransa’dan en dar kısmı 52 km genişliğinde olan Manş Denizi ile ayrılır. Manş Tüneli, ülkeyi Avrupa Kıtası’na bağlar. Fransa-İngiltere sınırı, kanalın tam ortasından geçer.

İngiltere’nin iklimi değişken bir yapıya sahiptir ve kışlar yumuşak yazlar serin geçer. "Gulf Stream" sıcak su akıntısı iklim üzerinde etkilidir.

İngiltere’nin büyük kısmı alçak tepelerle kaplıdır. Ancak kuzeye doğru biraz daha dağlık bir görünüm alır, Pennine Dağları ülkeyi kuzeyden güneye doğru ikiye ayırır. Buna karşın dağlar fazla yükselmez. En yüksek nokta, 978 m. irtifadaki Scafell Pike zirvesidir. Tepelik bölgeyle dağlık bölge arasındaki sınırı Tees-Exe hattının oluşturduğu kabul edilir. Doğuda düz bir bataklık bölge olan the Fens yer alır. Bataklığın büyük kısmı tarım amacıyla kurutulmuştur.

İngiltere’nin en büyük kentlerinin hangileri olduğu tartışmalı bir konudur. Sıralama "kent" kelimesinin farklı tanımlanmasıyla değişmektedir, oturdukları şehrin önemini yüksek göstermek isteyenler kendilerine uygun tanımı seçmektedir. Ancak hangi tanım esas alınırsa alınsın, Londra İngiltere’nin en büyük kenti olduğu gibi dünyanın da önemli kentleri arasındadır. Özellikle merkezi ve kuzey İngiltere’deki bazı kentler nüfus ve faaliyetler açısından önem taşır: Manchester, Birmingham, Leeds, Liverpool, Newcastle, Sheffield, Bristol, Coventry, Leicester, Nottingham ve Hull gibi.

İngiltere’nin en büyük doğal limanı merkezi güney kıyıda yer alan Poole’dür. Bu limanın, Avustralya’daki Sidney’den sonra, dünyanın en büyük ikinci doğal limanı olduğu iddia edilir.

İklim

İngiltere’de ılıman okyanus iklimi görülür. Sıcaklığın sıfırın altına çok nadir düştüğü kışlar, 32’derecenin üzerine çok nadir çıktığı yazlar yaşanır. Nem oranı yıl boyunca yüksektir ve genellikle yıl boyu yağış görülür. Hava sıcaklığı ve durumu gün içinde değişkenlik gösterir. En soğuk aylar ocak ve şubat, en sıcak ay ise temmuzdur. Mayıs, haziran, eylül ve ekim ayları da oldukça ılıman geçer. İngiltere’nin iklimsel özelliklerini belirleyen en önemli etmen enlemsel konumu ve Amerika kıtasından kıyılarına vuran Gulf Stream akıntısıdır.

Nüfus

Londra

İngiltere, Birleşik Krallığı oluşturan 4 ülkeden en geniş ve en kalabalık olandır. 60 milyondan fazla olan Birleşik Krallık nüfusunun %85’i (yaklaşık 50 milyon kişi) İngiltere’de yaşamaktadır.

Sosyal hayat

İngiltere’nin nüfusu 57.411.000’dir. Nüfusun % 80’i şehirlerde yaşar. Kilometre kareye 235 kişi ile dünyanın en büyük nüfus yoğunluğuna sahip ülkelerinden biridir. Geri kalan nüfusun yaklaşık 3 milyonu Galler’de, 5,5 milyonu İskoçya’da, 2 milyonu Kuzey İrlanda’da yaşamaktadır.

Halk, geleneklerine çok bağlı bir millet olarak tanınır. Atalarından kalan kraliyet, cumhuriyet olsa bile bugün hâlâ devam etmektedir. Halkın kanunlara ve polise gösterdikleri saygıdan dolayı, İngiliz polisi silah taşımaz, yalnızca tahta bir jop bulundurur. Önemli şehirleri arasında Cambridge, Birmingham, Derby, Ipswich, Liverpool, Nottingham, Northampton, Oxford, Cardiff, Newpord, Tozfaen, Belfast, Down ve Iyrone’dir. Manchester şehri ise kuzeyin başkenti olarak adlandırılmaktadır.

Ekonomi

Dünyanın "ilk sanayi kenti" olan Manchester'daki pamuk fabrikaları - 1820'ler

Çalışan nüfusun %40’ını sanayi kollarındakiler oluşturur. İngiltere sanayi devrimini Avrupa’da ilk gerçekleştiren ülkedir. Sanayi 18. yüzyıl’ın ikinci yarısında zengin taş kömürü yataklarının işletilmesiyle başlamıştır. Günümüzde taşkömürü üretimi azalmıştır (yılda 122 Mt [megaton] ) ve hepsi iç tüketimde kullanılmaktadır. Enerjinin ancak üçte biri kömürden sağlanmaktadır. Buna karşılık hidrokarbon tüketimi artmıştır. Bunun önemli bir bölümü (53 Mt petrol, 40 milyar doğalgaz) Kuzey Denizi’nden çıkartılmaktadır. Yine de yılda 20 Mt petrol dışalımı yapılmaktadır. Elektrik üretimi 288 milyar KWh’yi bulur ve bunun 37 milyar KWh’si nükleer santrallardan sağlanır. Çelik üretimi, çoğu dışarıdan satın alınan demir cevherinden olmak üzere yılda 20 Mt kadardır. Gemi yapımı ve motorlu taşıt endüstrileri çok gelişmiştir (2 milyona yakın taşıt, bunun %80’i binek otosu). Uçak sanayi ile birlikte daha birçok sanayi dalını bunlara eklemek gerekir (takım tezgâhları, tarım ve demiryolu makineleri, elektrikli makineler vb.)

En eski endüstri kolu tekstildir. Ancak eski önemini yitirmiş durumdadır. Bununla birlikte dışarıdan alınan pamuk ve hem yerli hem ithal yünle yılda 90.000 ton pamuklu, 185.000 ton yünlü üretilmektedir. Sentetik tekstil üretimi ise 400.000 ton dolayındadır. Kimya endüstrisi tekstile göre daha yeni olmasına karşın büyük bir hızla gelişmiştir. Petrokimya sanayinin (plastik madde, sentetik iplik, kauçuk, vb.) önemi de diğer kimya dallarına (gübre, boya, sabun, vb. üretimi) göre daha fazladır.

Endüstrinin yanında tarım ikinci plandadır. Çalışan nüfusun ancak %5’i tarım alanındadır. Gerçekte doğal koşullar da tarıma pek elverişli değildir. Yetiştirilen başlıca ürünler; buğday (5-10 Mt), patates, şeker pancarı, sebze ve meyvedir. Hayvancılık, tarıma göre daha geniş bir yer tutar: 15 milyon baş sığır, 30 milyon baş koyun. Yılda 1 Mt balık tutulmaktadır. Yoğun gübre kullanımına karşın tarım üretimi nüfusu beslemeye yetmemektedir.

İngiltere’nin önemli gelir kaynağı eskiden bu yana ticaretti. Sömürgelerden ve geri kalmış ülkelerden alınan hammaddeler işlenerek yine bu ülkelere satıldığından ekonomik zenginlik büyük boyutlara ulaşmıştı. Sömürgeler bağımsızlıklarını kazandıktan sonra bu durum değişmiştir. Bununla birlikte çok uluslu İngiliz şirketleri (British Petroleum, Imperial Chemical Ins. ve Shell gibi) ve büyük bir ticaret filosu ticaret dengesini ülke lehine destekleyici etmenlerdir. Ancak gene de ülke ekonomisi zaman zaman bunalıma düşmekte, bu da toplumsal sorunlara yol açmaktadır. Dolayısıyla İngiltere giderek eski ekonomik gücünü yitirmektedir.

Din

Canterbury Katedrali - Kent

Halkın büyük bir kısmı üzerinde Anglikan kilisesi hâkimdir. İskoçya kilisesinin 1,3 milyon taraftarı vardır. 6 milyon civarında Katolik, Metodist ve Baptist mezhepleri de mevcuttur. Ayrıca Müslüman, Musevi ve Budist dinlerine mensup halk da vardır.

Eğitim

Birleşik Krallık’ta 5 ila 16 yaş arasında eğitim zorunludur. Öğrencilerin %95’i devlet okullarında ücretsiz eğitim görürler. Ayrıca özel okullar da bulunur. Okulların sayısı 38.000’i bulur. Devlet okullarında ortalama 20 kişiye bir öğretmen düşer. Birleşik Krallık’ta 91 Üniversite,115 yüksek okul, ayrıca 700’ü aşkın teknik ve ticari kolej, sanat ve öğretmen okulları gibi çeşitli yüksek eğitim kurumları vardır.

İngiltere’nin en eski üniversitelerinden biri olan Cambridge Üniversitesi çok uzun yıllar önce eğitime açılmıştır. Üniversite kitaplığında iki milyon civarında kitap bulunmaktadır. Diğer eski üniversitesi ise Oxford Üniversitesidir. Ayrıca 1440 yılında kurulan Eton Koleji eski okullardandır. İngiltere’de130 civarında üniversite bulunmaktadır ve bu üniversitelerin birçoğu dünya sıralamasında ilk 100’de yer alır.

İngilizlerin eğitime önem vermeleri, ülkede birçok ilim insanının yetişmesine sebep olmuştur. Ünlü fizikçi Newton, Harvey ve Boyle,Halley, Watson, Dalton, Faraday, Boule, Hawking gibi bilim insanları bu ülkede yetişmişlerdir.

Sağlık

İngiliz sosyal refah sistemi; sağlık hizmetini, personel sosyal hizmetlerini ve sosyal güvenliği ihtiva eder.

Sağlık hizmeti, gelire bakılmaksızın İngiltere’de ikamet eden herkese verilir. Sosyal güvenlik sistemi, muhtaç durumda olan kimselere ve ailelere yardım sağlar. Hükûmet, sağlık hizmetinden doğrudan doğruya sorumludur. Sağlık hizmetleri ve sosyal güvenlik faaliyetleri mahalli sağlık kurulları ve sağlık yetkilileri tarafından yürütülür.

Personel sosyal hizmetlerinden mahalli idareler sorumlu olmakla beraber, bu husustaki prensip ve talimatların tespit edilmesi hükûmetin vazifesidir. Personel sosyal hizmetleri, mahalli idareler ve sosyal yardım kuruluşları tarafından yerine getirilir. Bu hizmetler; yaşlılara, güçsüzlere, özürlülere, özürlü çocuklarla bakıma muhtaç çocuklara verilen hizmetlerdir.

Spor

Wimbledon merkez kortu

Birleşik Krallık, futbolun vatanı olarak gösterilir. Ülkede 25.520 spor kulübüne üye 70.000 dolayında futbol takımı ve bu takımlarda yer alan yaklaşık 750.000 lisanslı futbolcu vardır. İngilizlere mahsus olan polo, rugby, hokey, kriket, golf, badmington, squash bu ülkede doğmuştur ve bazıları sadece bu adalar devletlerinde oynanır. Ayrıca İngilizler birçok spor branşlarında başarı göstererek adlarını dünyaya duyurmuşlardır. Birleşik Krallık’ı meydana getiren her ülkenin birer millî takımı vardır.

İngiltere futbolun merkezi olarak adlandırılır.Dünya çapında ün yapan futbol ligi FA Premier League’in anavatanıdır. İngiltere’nin Avrupa kupalarında başarılı olmuş bazı takımları, Liverpool FC, Nottingham Forest, Manchester United FC, Aston Villa FC, Chelsea FC, Arsenal FC, Tottenham Hotspur FC, Everton FC, Newcastle United FC, Leeds United’tır.

İngiltere, FIFA Dünya Kupası’nı kazanan (1966) ülkeler arasındadır.

İngiltere’de her yıl haziran ayında tenis sporunun en eski turnuvası olan Wimbledon Tenis Turnuvası düzenlenmektedir. Ülke ragbi ve kriket sporlarının da beşiği olarak bilinir.

İngiltere Türkiye Dış Temsilcilikleri

Londra Büyükelçiliği
Adres: 43 BELGRAVE SQUARE LONDON SW1X 8PA UNITED KINGDOM
Telefon: (00 44) 20 73 93 02 02
Faks: (00 44) 20 73 93 00 66 – (00 44 )20 73 93 92 13
embassy.london@mfa.gov.tr

Görev Bölgesi: İngiltere

Londra Başkonsolosluğu
Adres: RUTLAND LODGE, RUTLAND GARDENS, KNGHTSBRIDGE, LONDON SW7 1BW, UNITED KINGDOM
Telefon: 00 44 20 7591 69 00 Güvenlik birimi:00 44 20 7591 69 01 -02
Faks: 00 44 20 75 91 69 11
consulate.london@mfa.gov.tr

Görev Bölgesi: Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı, Isle of Man, Bbailiwick of Jersey ve Bailiwick of Guernsey.

Edingurg Başkonsolosluğu
Adres: T.C. Edinburgh Başkonsolosluğu Forsyth House, 93 George St Edinburgh, EH2 3ES United Kingdom
Telefon: +44 131 240 1267
consulate.edinburgh@mfa.gov.tr

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Irak Cumhuriyeti

Irak Cumhuriyeti

Başkent Bağdat
Resmî diller Arapça, Türkmence, Kürtçe, Ermenice, Süryanice
Yönetim Şekli Parlamenter Cumhuriyet
Yüzölçümü 437.072 km²
Nüfus 37.056.169
Nüfus Yoğunluğu 84,7 kişi/km²
Para birimi Irak dinarı (IQD)
Zaman dilimi UTC +3
Telefon kodu +964
İnternet TLD .iq

Irak ya da resmî adıyla Irak Cumhuriyeti, Batı Asya’da bir ülkedir. Kuzeyde Türkiye, doğuda İran, güneydoğuda Kuveyt, güneyde Suudi Arabistan, güneybatıda Ürdün, batıda ise Suriye ile sınır komşusudur. Başkenti ve en büyük şehri Bağdat’tır. Bugün Irak, Orta Doğu’da yer alan stratejik mevkisiyle, sahip olduğu petrol rezervleri ile Körfez’in önemli ülkelerinden biri durumundadır. Irak bir ara (savaştan önce), Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden sonra dünyanın en büyük üçüncü petrol rezervine sahipti. Amerika’yla savaştan ve işgalden sonra üretimde önemli düşüşler olmuştur. Fakat doğal rezerv sıralamasındaki yerini korumaktadır.

Irak uzun yıllar Birleşik Krallık’ın hâkim gücü altında idare edilmiştir. Birleşik Krallık’ın 1971’de Orta Doğu’dan tamamen çekilmesi ile bu bölge üzerinde ABD önder güç olmaya başlamıştır. Soğuk Savaş sonrası Orta Doğu’da etkisini artıran ABD’nin Irak’a özel bir politik ilgisi vardır. Yakın dönem Irak tarihi ABD tarafından şekillendirilmiştir. Irak, Orta Doğu’daki bütün körfez ülkelerinde olduğu gibi hızla gelişmektedir.

Bayrak ve arma

Irak bayrağı, Yemen, Mısır, Sudan, Suriye, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri bayraklarında olduğu gibi Arapları temsil eden geleneksel Arap ulusal renklerinden oluşmaktadır. Kırmızı renk hanedanlığı, siyah renk Abbasileri ve Araplığı simgelemektedir. ‘Allahu Ekber’ yazısı bayrağın ortasına beyaz şerit üzerine yeşil renkte ve Kufi harfleriyle Irak halkını temsil etmektedir.

Irak arması, altın kartal figürüyle birlikte ülke bayrağının kullanıldığı Arapları temsil eden geleneksel Arap ulusal renklerinden oluşan armalardandır.

Tarih

Aslan Avını gösteren kabartma, Nineveh'in kuzey sarayından, MÖ 645-635.

Irak’ın içinde bulunduğu Mezopotamya bölgesi dünyanın ilk önemli yerleşim merkezlerinden biridir. M.Ö. 7. yüzyıla kadar Sümer-Akad, Babil ve Asurların elinde kalan bölge, daha sonra Perslerin eline geçmiştir. Bölgede İslamiyet’ten önceki Araplar da Main, Sebai ve Himyeri devletlerini kurdular. İslamiyet’in doğuşu ve hızla gelişmesi ile birlikte Müslümanlar uzun süre bölgeye hâkim oldular.

Bağdat 762’den itibaren yeni baştan imar edilerek Abbasilerin, yani, İslam dünyasının başşehri oldu. Dünyanın en önemli kültür merkezlerinden biri haline geldi. Bilhassa 786-809 seneleri arasında halifelik yapan Harunürreşid ve oğlu Me’mun zamanında, Irak dünyanın en parlak ilim ve kültür merkezi oldu. Ancak 1258’de Irak’a giren Moğol hükümdarı Hülagü, şehirleri yakıp yıkmıştır. Sonraki tarihlerde eski günlerini yakalayamayan Irak, sırasıyla Celayirliler, Timuroğulları, Karakoyunlular, Akkoyunlular ve Safeviler’in hâkimiyeti altına girdi. 1515’te Kuzey Irak Osmanlı topraklarına katıldı, ardından Kanuni Sultan Süleyman 1534’te ülkenin tamamını fethetti.

Irak, Osmanlı hâkimiyetinde kaldığı yaklaşık beş asırlık sürede parlak bir dönem yaşadı. Osmanlı Sultanı Dördüncü Murad Han zamanında Bağdat ikinci kez fethedildi. Irak’ı ele geçirmek isteyen İngilizler, Birinci Dünya Savaşı döneminde 20 Kasım 1914’te Basra’ya girdiler. Ancak 29 Mayıs 1916’da Irak ve Osmanlı Kuvvetleri “Selman Pak” meydan savaşında İngilizleri yendiler. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Osmanlılar bölgeden çekildi. İngiltere 1918’de ordularını Musul’a soktu ve 1920’de yapılan son Roma Konferansı’nda da Irak’ın İngiliz mandası altına girmesi kararlaştırıldı. 1930’da İngiltere Irak’a sözde bağımsızlık tanıdı. 1933’te de Faysal’ın oğlu Gazi, kral oldu.

Irak, İkinci Dünya Savaşı’na girmedi. Ancak bütün İngiliz sömürgeleri gibi savaştan etkilendi. 14 Temmuz 1958’de Irak ordusu, 22 yaşındaki Kral İkinci Faysal’ın da öldürüldüğü kanlı bir darbe ile yönetime el koyarak cumhuriyeti ilan etti. Ancak darbeci Abdülkerim Kasım bir diktatördü ve Irak’a İngilizlerden fazla bir hürriyet vermedi. Bunun üzerine Sosyalist Arap Baas Partisi aynı senenin 8 Şubat’ında yönetimi ele geçirdi. 18 Kasım 1963’te ise Arif Kardeşler, karşı darbe ile başa geçti. Beş sene sonra 30 Temmuz 1968’de de Baas Partisi yeni bir darbe yaparak ikinci defa yönetimi ele geçirdi. Saddam Hüseyin’in başkanlığındaki Devrim Komuta Konseyi ve Sosyalist Arap Baas Partisi bugün de işbaşındadır. 22 Eylül 1980’de başlayan Irak-İran savaşı ülkede yüzbinlerce insan kaybına, milyarlarca dolarlık zarara, huzur, barış ve düzeninin bozulmasına yol açtı. Sekiz sene süren savaş sonunda, 20 Ağustos 1988’de ateşkes imzalandı.

1990 ortalarında Irak orduları Kuveyt’e girerek burayı işgal etti. Bunun üzerine başlayan Körfez Krizi petrol fiyatlarının artmasına ve ekonomik dalgalanmalara sebep oldu.

Saddam'ın yakalanışı, Aralık 2003

ABD ve Birleşik Krallık öncülüğündeki koalisyon kuvvetleri Irak’ı kitle imha silahlarından arındırmak, Saddam Hüseyin’in teröre verdiği desteği kesmek ve Irak halkını özgürleştirmek gerekçeleriyle Irak’taki Baas Rejimi’ne karşı saldırıya geçti. 20 Mart 2003’te başlayan hava saldırısı ve onu takip eden kara harekâtı sonunda 9 Nisan 2003’te başkent Bağdat’a giren koalisyon güçleri Saddam Hüseyin iktidarını devirdi. 15 Nisan’da Irak tümüyle koalisyon güçlerinin denetimine geçti. Bundan sonra bir süre belli bir direniş gerçekleşmedi. Aralık 2003’te Saddam Hüseyin yakalandı. Sonraki dönemlerde işgalci ABD güçlerine karşı bir direniş başladı ve günümüzde de bazen çok şiddetli olarak (özelikle Felluce) devam etmektedir. Bunun yanında Şiiler ile Sünniler arasında derin bir ayrışma ortaya çıkmış ve adeta iç savaşı andıran, günümüzde de devam eden şiddetli çatışmalar yaşanmaktadır. Terör örgütleri tarafından da düzenlenen saldırılarda çok sayıda insan ölmüştür. 2008 başlarında işgalin başladığı Mart 2003’ten beri 4020 civarında ABD askeri ölürken 1 milyondan fazla Iraklının şiddet, çatışma ve direniş olayları sonucu öldüğü belirtilmiştir. Ayrıca ABD’nin Iraklı tutuklulara yaptığı işkenceler skandala yol açmıştır. Bunun yanında keyfî uygulamalar sonucu öldürülen Iraklı sivillere rastlanmıştır.

Coğrafya

Kuzeydoğu Irak’taki Zagros Dağları

Körfez ülkeleri arasında Irak, Suudi Arabistan ve İran’dan sonra 437.072 km² ile en büyük yüzölçümüne sahip ülkedir. Arap olmayan dünya ile komşu tek Arap körfez devleti Irak, kuzeyde Türkiye, batıda Suriye ve Ürdün, doğuda İran, güneyde Suudi Arabistan ve Kuveyt ile çevrilidir. Irak’ın Körfez ile ilgisi denize çok kısa olan cephesinden kaynaklanır: 924 km² su alanına (kara suları) sahiptir. Bu görünümü ile tipik bir kara devleti olarak Irak, sınırlı bir stratejik derinliğe sahip olan Kuzey Irak’taki dağlık arazi dışında her taraftan savunmasız sınırlarla çevrili ve denize ulaşımı ise yetersizdir. Körfez’in üç büyüklerinden Irak’ın komşuları İran (1.458 km), Suudi Arabistan (814 km), Suriye (605 km), Türkiye (331 km), Kuveyt (242 km) ve Ürdün (181 km) ile olan toplam sınır uzunluğu 3.631 km’dir.

Sahip olduğu petrol rezervleri ve tarıma elverişli toprakları ile jeopolitik öneme sahip olan Irak; Saddam Hüseyin’in etkisi ve bölgede (özellikle Irak üzerinde) hâkim unsur olan ABD politikaları ile de Orta Doğu ve Körfez’in stratejik hassasiyete ve öneme sahip önemli bir ülkesi durumundadır. Ülkede başkent Bağdat’taki Bağdat Havalimanı başta olmak üzere altı adet uluslararası uçuşlara açık havalimanı bulunmaktadır.

İklim

Irak’ta, soğuk ve kurak kışlar, sıcak, bulutsuz yazlar görülür. Çoğunlukla çöl olması bu sayılan iklimsel sonuçları doğurur. İran ve Türkiye sınırı boyunca uzanan kuzeydeki dağlık bölgeler, yoğun kar yağışı altındadır. Bazen Orta ve Güney Irak’ta sel görülür. Toz ve kum fırtınaları da diğer doğal afetler arasında yer alır. Çoğunlukla geniş düzlüklerden oluşan bir arazi yapısı vardır. İran sınırında büyük bataklıklar görülür.

Irak’ın iklim şartları, kuzeydeki topografik ve dağlık yapısı nedeniyle ülkede bitki örtüsü olarak bozkır ve orman bulunur. Ülkenin kuzeyindeki dağlık bölgede kavak, söğüt ve meşe ağaçları bulunur. Güneyinde ise genelde çöl ağaçları olan hurma ve palmiye ağaçları vardır.

Biyoçeşitlilik

Irak’ın olağanüstü ekosistemi ve habitat çeşitliliği, ülkede önemli bir tür çeşitliliğinin oluşmasını sağlamıştır. Mezopotamya, üzerinde tarımın yapılmaya başladığı yıllardan itibaren birçok bitkinin anavatanı olmuştur ve günümüzde bu bitkiler Irak’ta yaşayan insanlar tarafından kullanılmaktadır. Irak’ın faunasının çeşitliliği, florasının çeşitliliğinden bile büyüktür. Meşe ormanları, Irak’ın kuzeyindeki Zagros Dağları’nın büyük bir bölümünü kaplar ve bir ekolojik bölge oluşturur. Irak’ın güneyinde ise kendine has çöl biyoçeşitlilikleri vardır. Bölge ayrıca Avrasya yaban hayatına da ev sahipliği yapar. Serçe, kınalı keklik, bıldırcın, ibibik, güvercin, yaban güvercini, ördek, yaban ördek, bayağı dağ bülbülü gibi kuşlar da burada yaşar. Bu yüzden Irak’ın biyoçeşitliliği bölgeden bölgeye değişebilmektedir. Irak’ın kuzeyinde karasal iklim hâkimdir, güneyinde ise çöl iklimi hâkimdir.

Ekonomi

Irak ekonomisi petrol üzerine kuruludur

Irak ekonomisi petrol üzerine kuruludur. Ham petrol ihracatı milli gelirin yüzde 60’ını, kamu gelirlerinin ise yaklaşık yüzde 90’ını oluşturmaktadır. OPEC üyesi olan Irak’ın (tespit edilmiş) petrol rezervi 143 milyar varildir (Petrol Bakanlığı’na göre rezervin 204 milyar varil olma ihtimali vardır). En büyük petrol rezervi, güneyde Rumelia sahasındadır ve 17 milyar varil düzeyindedir. Irak, rezervi itibariyle, Venezuela, Suudi Arabistan ve İran’ın ardından, dünyanın dördüncü büyük petrol ülkesidir. Irak’ın en önemli ihracat kalemi yüzde 99 oranla petroldür.

Irak’ta petrolün keşfine kadar, ülke tamamen bir tarım ülkesiydi. Tarım eskisi gibi olmamakla beraber bugün de önemini korumaktadır. Petrolden elde edilen gelirin büyük bir bölümü tarımın modernizasyonunda kullanılır. Tarım arazileri genelde Mezopotamya bölgesi ve büyük ırmaklar boyunda toplanmıştır. Ancak buralardaki yüksek vasıflı topraklardan gerektiği kadar faydalanılmamaktadır.

Ülkede sığır, eşek, katır kuzey bölgelerinde; deve, Asur arazisi, çöller ve Mezopotamya’nın bir bölümünde; koyun Mezopotamya’nın batısında yetiştirilir.

Demografi

2015 yılı nüfus tahminlerine göre Irak, 37.056.169 kişilik bir nüfusa sahiptir. Toplam nüfusun %75-80’i Araplar, %15-20’si Kürtler ve %5’i ise Türkmenler, Süryaniler, Keldaniler, Nesturiler, Asuriler ve diğer etnik gruplara mensuptur.

%97’si Müslüman olan halkın %60-65’i Şii Müslümanlar, %32-37’si Sünni Müslümanlardan oluşmaktadır.

Bağdat

Erbil

Şii Araplar Irak’ın güneyinde yaşarken, Bağdat civarında Sünni ve Şii Araplar, Irak’ın kuzeyinde ise Sünni Kürtler, Yezidiler ve Irak Türkmenleri yaşamaktadır.

Irak oldukça genç bir nüfusa sahip olup nüfusun %55’i 15-64 yaş grubuna, %42’si 0-14 yaş grubuna, %3’ü 65 yaş ve üzeri gruba dâhildir. Ortalama ömrün yaklaşık 66,5 yıl olduğu Irak’ta bebek ölüm oranlarının yüksekliği (%6,2) önemli bir sorundur. Irak nüfusunun %58‘i okuma yazma bilmektedir. Bu oran erkeklerde %70,7’ye çıkarken, kadınlarda %45’e inmektedir. 2000 yılı nüfus artış hızı %2,86 olarak tahmin edilmiştir. Bu itibarla günümüzde Irak’ın nüfusunun verilen nüfus artış hızını dikkate alırsak 37 milyonun üzerinde seyrettiği muhtemeldir.

Irak nüfusu (2015): 37.056.169 kişi.

Dinsel olarak:
%55-60 Şii Müslüman (Arap-Türkmen) nüfus: 17.050.000-18.600.000
%37-40 Sünni Müslüman (Arap-Kürt-Türkmen) nüfus: 11.470.000-12.400.000
%2-3 Hristiyan (Süryani, Keldani, Asuri-Şabak-diğer) nüfus: 620.000-930.000

Etnik olarak:
%51-54 Şii Arap, nüfus: 15.810.000-16.740.000
%20-21 Sünni Arap, nüfus: 6.200.000-6.510.000
%16-20 Kürt, nüfus: 5.250.000-7.000.000
%8-9 Türkmen, nüfus: 2.500.000-3.000.000
%3 Hristiyan, (Süryani, Keldani, Nasturi, Asuri), nüfus: 620.000-930.000

Ordu

Irak askerleri

Irak Silahlı Kuvvetleri, Irak’ın iç ve dış güvenliğini sağlamak; ülkeyi havadan, karadan ve denizden korumak amacıyla 1921 yılında kurulan ve günümüzde faaliyet gösteren silahlı kuvvet. Irak Silahlı Kuvvetleri, kendisine bağlı 4 birim bulundurur. Bunlar; Irak Kara Kuvvetleri, Irak Deniz Kuvvetleri, Irak Hava Kuvvetleri ve Irak Özel Operasyonel Kuvvetleri olarak sıralanır. Peşmerge, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne bağlı Irak’ın bölgesel silahlı kuvvetidir.

İçerisinde bulunan askeri personel 18-49 yaş aralığındadır. Bunun yanında silah donanımı tarafından, birçok profesör ve uzmana göre Orta Doğu’nun en güçlü ordularındandır. Irak Savaşı öncesi silahlar SSCB yapımıydı. Savaş sonrası ise batılı silahlar da kullanılmaya başlandı.

Irak Silahlı Kuvvetleri birçok savaşa katılmıştır. Altı Gün Savaşı, İran-Irak Savaşı, Körfez Savaşı, Irak Savaşı ve 2014 Kuzey Irak Taarruzu bunlara örnektir. Koalisyon müdahalesi öncesi ordu, Saddam Hüseyin’in kontrolündeydi. Savaş sonrası ise tekrar yapılandırılmıştır.

Kültür

Irak’ın kültürü Mezopotamya kültürü, İslam dini ve geleneksel Arap ve Kürt kültürü etrafında biçimlenmiştir. Buna karşın, Irak çeşitlilikler içinde yüksek bir kozmopolit toplum ve canlı bir kültüre sahiptir. İslam etkisi Arap ve Kürt kültürünün mimari, müzik, giyim, mutfak ve yaşam tarzında görülebilmektedir.

Giyim

Irak’ta giyim bakımından bir zorlayıcılık yoktur. İnsanlar istedikleri kıyafeti giyebilmektedir örneğin: yöresel kıyafetler veya Batı tarzı kıyafetler. Irak’ta insanların birçoğu yöresel Arap kıyafeti olan kandura ve Kürt kıyafeti giyerler. Bu giyim biçimleri, Irak’ın çok sıcak ve nemli veya çok soğuk olan iklimine göre değişmektedir.

Mutfak

Irak mutfağı

Arap ve Kürt mutfağı oldukça tutulmakta olup ülkenin her yerinde döner lokantalarından Irak otellerinin lüks lokantalarına kadar her yerde bulunabilmektedir. Hızlı yiyecekler, Arap, Kürt ve Batı mutfakları da oldukça popüler olup geniş miktarda bulunabilmektedir. Mutfağın temel malzemeleri kuzu eti, yöresel baharatlar, pirinç ve bulgurdur. Mutfağın temel bileşenleri kebap, etli yemekler ve hamurlu tatlılardır.

Yüzyıllar boyu pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış olan Mezopotamya’da yer alan Irak’ın mutfak kültürü çok zengindir. Ülkenin güney ve kuzeyinde farklı yöresel lezzetler tatmak mümkündür.

Kahvaltı, tüm halk için önemli bir öğündür. Tipik bir Irak kahvaltısında tereyağı, zeytin, yumurta, domates, salatalık, reçel, bal, kaymak ve beyaz peynir, kaşar gibi peynir çeşitleri yer alır. Sucuk (yumurta ile yenebilir), pastırma, börek, simit, poğaça ve çorbalar, Irak’ta kahvaltılarda tüketilmektedir. Kahvaltı için domates, yeşil biber, soğan, zeytinyağı ve yumurta ile hazırlanan menemen de çok sevilmektedir.

Çorba türleri, özellikle kış aylarında Irak mutfağının vazgeçilmez bir parçasıdır. Mercimek, ezogelin, yoğurt ve tarhana çorbası sıkça tüketilir.

Irak mutfağındaki et yemeklerinin çoğu kebaplar, köfteler, kuru fasulye ve tencere yemekleri sınıfındaki yemeklerdir. Kebaplar lokantalarda yenen ve ızgara yöntemiyle hazırlanan yemeklerdir. Kebaplar arasında “döner kebap” en sevilenlerdendir. Köfte, kıymanın ekmek içi, soğan ve çeşitli baharatlarla yoğrularak, şekillendirilip pişirilmesiyle yapılır; ızgara, fırınlama, kızartma veya sulu yemek olarak hazırlanabilir.

Irak mutfağı sebze yemekleri açısından çok büyük bir çeşitliliğe sahip bir mutfaktır. Dolmalar ve sarmalar, etli sebze yemekleri, kızartma sebzeler ve zeytinyağlıların sayısız çeşidi mevcuttur. Dolmalar ve sarmalar etli olarak da pişirilmektedir. Etli dolmalar kıyma, pirinç, soğan, domates ve biber salçası, çeşitli baharatlar içerir. Dolmalar için en çok kullanılan sebzeler biber, kabak, domates, patlıcan ve soğan gibi sebzelerdir. Birçok sebze kızartılarak ve ızgara yöntemiyle pişirilebilir. Patlıcan kızartma, kabak kızartma, biber, domates, havuç ve mücver çok sevilen kızartma çeşitleri arasındadır. Ayrıca zeytinyağlıların Irak mutfağında kendine has bir yeri vardır. Zeytinyağlı taze fasulye, fasulye pilaki, zeytinyağlı dolma bu sınıfa giren yemekler arasındadır.

Irak mutfağındaki sebzeler arasında patlıcan çok özel bir önem taşır. Patlıcan dolma, kızartma, musakka, pilav, salata ve ızgara dahil sayısız patlıcan yemeği mevcuttur.

Irak mutfağı tatlılar açısından da çok zengindir. Baklava, kadayıf, lokma gibi hamurlu tatlılar; muhallebi, keşkül, kazandibi, sütlaç gibi sütlü tatlılar; hoşaf ve kompostolar; revani, helva, aşure ve kabak tatlısı gibi tatlılar bulunur.

Irak’ta Bulunan Türkiye Dış Temsicilikleri

Bağdat Büyükelçiliği
Adres: 2/8 Veziriye Baghdad – Iraq
Posta adresi: PO BOX: 14001 Baghdad – Iraq
Telefon: 0312 – 218 60 10 (Ankara üzerinden ), 00 964 790 190 94 06
Faks: 0 312 218 61 10 (Ankara üzerinden)
embassy.baghdad@mfa.gov.tr

Görev Bölgesi: IKBY (Erbil, Süleymaniye, Dohuk) Hariç Tüm Irak

Erbil Başkonsolosluğu
Adres: Gulan Street, Ster Tower, Floor 11 Erbil
Telefon: 00964 66 224 62 33 ve 00964 750 921 56 77
consulate.erbil@mfa.gov.tr

Görev Bölgesi: Erbil, Süleymaniye, Dohuk

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Honduras Cumhuriyeti

Honduras Cumhuriyeti

Başkent Tegucigalpa
Resmî diller İspanyolca, Garifuna, İngilizce, Miskitoca
Yönetim Şekli Başkanlık Sistemi
Yüzölçümü 112.492 km²
Nüfus 7.810.848
Nüfus Yoğunluğu 70 kişi/km²
Para birimi Lempira (HNL)
Zaman dilimi (UTC -6)
Telefon kodu +504
İnternet TLD .hn

Honduras, Orta Amerika’da bir demokratik cumhuriyettir. Britanya Hondurası’ndan (yani Belize) farklı olarak İspanyol Hondruras’ı olarak da bilinir. Batısında Guatemala, güneybatısında El Salvador, güneydoğusunda Nikaragua bulunur. İspanyolca (Kastilya) resmi dildir. Etnik Yapısı %97 melez, %2 siyahi, %1 beyazdir.

Honduras, Orta Amerika’nın Nikaragua’dan sonraki en fakir ülkesidir. Uzun yıllar muz ve kahve üretimine bağlı olarak gelişen ülke ekonomisi, 2006 yılında ABD’yle imzalanan serbest ticaret anlaşması sayesinde tekstil endüstrisi alanında yabancı yatırım çekmeyi başarmıştır. Toplam ticaretinin üçte birini ABD’yle gerçekleştiren Honduras, ABD’deki ekonomik gelişmelerden doğrudan etkilenmektedir. Ülkenin öndegelen diğer ticaret ortakları Almanya, El Salvador, Guatemala ve Nikaragua’dır.

Bayrak

Honduras bayrağı günümüzde de kullanılan hali ile 18 Ocak 1949 yılında kabul edilerek göndere çekilmiştir.

Bayrak üç yatay şeritin mavi, beyaz, mavi sıralamasıyla bayrağı üç eşit parçaya bölmesinden oluşmaktadır. Mavi şeritlerden biri Atlas Okyanusu’nu, diğeri Büyük Okyanus’u simgelemektedir. Ortadaki beyaz şeridin üzerinde Orta Amerika Konfederasyonu’na dahil beş ülkeyi simgeler. 1866 yılında tüm Orta Amerika devletlerinin Federasyon çatısı altında toplanma arzusunu bayrağına koyduğu ve her biri eski Orta Amerika Konfederasyonu üyesi ülkeleri ifade eden yıldızlardan ortada konumlandırılanı bizzat kıtanın da ortasında bulunması dolayısıyla da Honduras’ı ifade etmektedir. Yıldızların diğerleri ise Kosta Rika, Nikaragua, Guatemala ve El Salvador’u temsil etmektedir.

Arma

Bugün kullanımda olan Honduras arması, 1825 yılıda savaşta kullanılmış armaya dayanır. Armanın orta bölümünde tuğlalardan örülmüş bir üçgenin içinde iki kale ve iki kalenin arasında bir volkan yer alır.

Honduras arması

1866 yılında volkanın üzerine bir de güneş eklenmiş ve bu kompozisyon "Özgür, egemen ve bağımsız" anlamına gelen "Libre, soberana e independiente" sloganıyla çevrelenmiştir. 20. yüzyılda armanın üst kısmına Kızılderili direnişini simgeleyen oklar, alt kısmına ise sağa meşe palamutları, sola bodur çamlar olmak üzere ağaçlar eklenmiştir. Alt orta kısmına da bir maden giriş kapısı ve ormancılıkta kullanılan çeşitli aletlerin eklenmesiyle birlikte Honduras Arması günümüzdeki halini almıştır.

Tarih

Batısında Mayaların, geri kalanında ise Mezoamerikalı ilk Kolombiyalıların vatanı olan Honduras, oldukça zengin bir kültürel mirasa sahiptir. Kristof Kolomb’un 1502’de keşfetmesiyle İspanyol kolonisine dönüşen ülke 1821 senesinde kendisiyle beraber dört Orta Amerika devletiyle bağımsızlığını ilan etmiştir. Bağımsızlığını ilan ettiği tarihten itibaren büyük küçük yaklaşık 300 ayaklanmanın yaşandığı ülkede sivil savaş da uzun yıllar devam etmiştir. 1870’lerle beraber uluslararası ticaret ve yatırımlara kapılarını açan Honduras’ta bu dönemde demiryolları inşa edilmiştir. Özellikle tropikal meyve ticaretinin çokça yapıldığı bu dönemde ülke ekonomisi kayda değer gelişme sağlamışsa da Honduras’ta istikrarsızlık 1990’ların başına dek devam etmiştir. 1969 senesinde El Salvador ile arasındaki gerginliğin iyice tırmandığı Honduras ile El Salvador arasında yaklaşık 5 bin kişinin ölümüyle sonuçlanan futbol savaşı yaşanmıştır. El Salvadorlu futbolcuların kaldığı oteli kundaklamak isteyen Honduraslılar ülke ile savaş durumuna girmiştir. Dünya Kupası’nda yaşanan olay El Salvador ordularının Honduras ordularına saldırmasıyla büyüyen olayın yankıları hala devam etmektedir. 1998 senesinde yaşanan Mitch kasırgasıyla büyük darbe alan ülke bu olay sonrasında yaklaşık 3.8 milyar dolarlık hasara uğramıştır. Yeniden yapılanmanın hala devam ettiği Honduras’ta 28 Haziran 2009 senesinde askeri güçlerin solcu devlet başkanı Manuel Zelaya hükümetine darbe yapmıştır. Dünyanın en fakir ülkelerinden biri olan Honduras’ta siyasi ve toplumsal refaha yönelik çalışmalar sürdürülmektedir.

2009 Darbesi
28 Haziran 2009’da askeri güçler, cumhurbaşkanını halkın seçmesi ve seçilen kişinin ikinci bir dönem daha görev yapmasını mümkün kılacak anayasa değişikliklerini referanduma sunmaya hazırlanan solcu devlet başkanı Manuel Zelaya’ya karşı darbe yapmış ve onu iktidardan indirmişlerdir. Bu konuda Dünya’da, özellikle Amerika kıtasında büyük bir kriz başlamıştır.

Coğrafya

Honduras haritası

Orta Amerika’da, Karayip Denizi kıyısında, Guatemala ve Nikaragua arasında ve Kuzey Pasifik Okyanusu kıyısında, El Salvador ve Nikaragua arasında yer alır. Alçak arazilerde subtropikal iklim, yükseklerde ve dağlarda ise ılıman iklim görülmektedir. İç kısımlarda çoğunlukla dağlar, kıyı bölgelerinde dar ovalar yer almaktadır. Ülkenin en yüksek noktası: Cerro Las Minas 2,870 m olup ülkede kereste, altın, gümüş, bakır, kurşun, çinko, demir, antimon, kömür, balık, hidro enerji gibi doğal kaynaklar bulunmaktadır. Hafif depremler yaygındır; Karayip kıyılarında kasırga ve su baskınları zarara yol açar. Yazları sıcak ve kurak kışları bol yağışlıdır.

Nüfus

Nüfusu 7,8 milyona varan Honduras’ta kilometrekareye 70 kişi düşmektedir. Halkın yarısından çoğu kırsal (%53) alanda yaşamaktadır fakat 1998’deki Mitch kasırgasının ardından şehre göçte artış gözlenmiştir.

Honduras halkı kökenlerine göre üç ana gruba ayrılır:

  • ladinos: Maya soyundan gelirler ve halkın %90’ını oluştururlar.
  • Garífuna: Siyah tenli Karayip bölgesi insanlarıdırlar. Nüfusun %2’sini (180.000) oluştururlar.
  • indígenas: (yerliler)
    • Miskitolar: 35.000 kişi
    • Sumu Twahka: 730 kişi
    • Paya: 3000 kişi
    • Lenca: 80.000 – 100.000 kişi
    • Chortí: 55.000 kişi
    • Jicaque/Tolupane

Son dönemde ortalama yaşam süresi kadınlarda 67, erkelerde ise 65 yıla yükselmiştir. Ülkede her 1600 kişiye bir doktor düşerken her 900 kişiye de hastanede bir yatak düşmektedir. Binde 30 bebek ölümlerine rastlanmaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre halkın gıda gereksinimi %98’lik bir oranla giderilmesine rağmen halkın yarısına yakın bir kısmı hatalı veya yetersiz beslenmeden muzdariptir.

Ülkede okuma yazma oranı %76’dır (kadınlarda ve erkeklerde ortalama aynı). Kırsal alanda okuma yazma oranı şehre kıyasla oldukça düşüktür.

Son yıllarda gözlenen hızlı nüfus artışı (2004 verilerine göre %2,2) nedeniyle Honduras’ta nüfusun yarısından çoğunu 18 yaşın altındaki çocuklar ve gençler oluşturmaktadır. Nüfus, son dönemdeki hızıyla artmaya devam ederse 2025’te toplam nüfusun 14 milyona ulaşması beklenmektedir. Yalnız hızlı nüfus artışı Honduras’ta fakirliğin sebebi olarak görülmemektedir.

Siyaset

Honduras yağmur ormanları

Honduras tarihinde İspanyol tesiri büyüktür. Uzun yıllar İspanyolların ticari dominyonu olarak kalan Honduras, bağımsızlığını kazandıktan sonra da kargaşa bitmemiştir. Bağımsızlıktan sonra El Salvador ile savaş durumuna gelen Honduras, bu olaydan dolayı ekonomik açıdan büyük kayıplar yaşamıştır. Hatta bir dünya kupası maçında El Salvadorlu futbolcuların kaldığı otel, Honduraslı vatandaşlar tarafından kundaklanmak istenmiştir. Bu olayın yankıları Honduras’ta hâlâ sürmektedir. Bu gün Honduras dünyanın birçok ülkesine göç veren ülkelerin başında gelmektedir.

San Pedro Sula şehrinde, son yıllarda Meksika ve Kolombiyalı uyuşturucu kartellerinin faaliyetlerini artırdığı ve buna bağlı şiddet olaylarının artış gösterdiği bildiriliyor.

BM Uyuşturucu ve Suç Ofisi’nin bilgilerine göre, Honduras’taki cinayet vakaları 2005-2010 arasında iki katına çıkarak, her 100 bin kişiden 87’sinin cinayete kurban gitmesiyle dünyanın en yüksek oranına sahip bulunuyor.

Türkiye – Honduras Siyasi İlişkileri

Honduras’la coğrafi uzaklık, birbirini yeterince tanımama ve farklı dış politika öncelikleri nedeniyle yakın bir süre öncesine kadar fazla gelişme kaydedilemeyen ikili ilişkilerimiz, ülkemizin Orta Amerika Entegrasyon Sistemi’ne (SICA) Şubat 2015’de bölge dışı gözlemci üye olması ve Honduras’a akredite Guatemala Büyükelçiliğimizin Eylül 2015’de faaliyete geçmesiyle yeni bir döneme girmiştir.

İki ülke arasında bugüne kadar üst düzey ikili ziyaret gerçekleştirilmemiştir. İkili temaslar daha çok uluslararası toplantılar vesilesiyle yapılmıştır. Guatemala’da düzenlenen Türkiye-SICA Birinci Dışişleri Bakanları Forumu vesilesiyle Sayın Bakanımız 13 Şubat 2015 tarihinde Honduraslı mevkidaşı Arturo Corrales Alvarez’le görüşmüştür.

20 Nisan 2017 tarihinde İstanbul’da ülkemizin evsahipliğinde yapılan Türkiye-SICA İkinci Dışişleri Bakanları Forumuna Honduras Dışişleri Bakanı Maria Dolores Agüero Lara katılmış, Sayın Bakanımız toplantı marjında adıgeçenle ikili bir görüşme gerçekleştirmiştir.

Honduras, Orta Amerika’daki dördüncü ticaret ortağımızdır. Türkiye’den Honduras’a gerçekleştirilen ihracatın önemli bir kısmını demir-çelik ürünleri, makine ve makine parçaları, silah ve mühimmat, elektrikli cihazlar, plastik ve plastik türevleri oluşturmaktadır. Honduras’tan satın aldıklarımızın başında tekstil ürünleri ve tütün mamulleri gelmektedir.

Ekonomi

Başkent Tegucigalpa - Toncontin Uluslararası Havaalanı'na yaklaşırken havadan görünümü

Honduras’ın ekonomisi tropik fırtına Mitch’den önce ve Mitch’den sonra olmak üzere iki ayrı şekilde ele alınabilir. 1998 öncesi %80’lerde olan fakirlik, 1998’de yaşanan felaketten sonra daha da artmıştır. Bu değişim işsizlik oranında da sayılara yansır. Fırtına öncesi %31 olan işsizlik oranı 1998’i takip eden yıllarda %44’e kadar ulaşmıştır. 2003 yılında bu oranın tekrar %27’ye düştüğü belirtilmektedir.

Latin Amerika ve Karayip Ülkeleri Ekonomi Komisyonu (ECLAC)’nin hesaplamalarına göre Mitch 3,8 milyar dolarlık maddi hasara yol açmıştır ve bu rakam Honduras’ın Gayri safi millî hasıla’sının %70’ine denk gelmektedir. Hükümet yeniden yapılanmanın 5 milyar dolara mal olacağını tahmin etmektedir.

Din

2010 yılında Hondurasların % 87,6’sı Hristiyan, çoğunlukla Katolik (% 50,3) ve daha az bir oranda Protestan (% 36,6), nüfusun% 10,5’i bir dine bağlı değildir ve% 1.1’i popüler bir dine inanmaktadır.

Mutfak

Honduras mutfağı

Honduras mutfağı, yerli (Lenca) mutfağı, İspanyol mutfağı, Karayip mutfağı ve Afrika mutfağının bir birleşimidir. Garifuna halkından yemekler de var. Hindistancevizi ve hindistancevizi sütü hem tatlı hem de tuzlu yiyeceklerde bulunur. Bölgesel spesiyaliteler arasında kızarmış balık, tamales, carne asada ve baleadas bulunmaktadır. Diğer popüler yemekler arasında şismol ve carne asada ile kavrulmuş etler, pirinç ve mısırla tavuk ve soğan turşusu ile kızarmış balık ve jalapeños bulunur. Kıyı bölgelerinde ve Körfez Adaları’nda deniz ürünleri ve bazı etler, bir kısmı hindistancevizi sütünü içeren birçok şekilde hazırlanır.

Çorbalar arasında fasulye çorbası, mondongo çorbası (işkembe çorbası), deniz mahsulleri çorbaları ve sığır çorbaları vardır. Genellikle bu çorbaların tamamı muz, yuca ve lahana ile karıştırılarak mısır ekmeği ile servis edilir.

Guatemala Büyükelçiliği

Adres: Diagonal 6, 12-42 Zona 10 Edificio Design Center Torre II Oficina 406 Guatemala
Telefon: +502 24902068
ambajada.guatemala@mfa.gov.tr

Görev Bölgesi: Guatemala, Belize, El Salvador, Honduras

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Hollanda Krallığı

Hollanda

Başkent Amsterdam
Resmî diller Felemenkçe, Frizce, Papiamento, İngilizce
Yönetim Şekli Parlamenter Monarşi
Yüzölçümü 41.528 km²
Nüfus 17.262.436
Nüfus Yoğunluğu 415 kişi/km²
Para birimi Euro(EUR)-Amerikan doları($) (Karayip Hollandası)
Zaman dilimi OAZD (UTC+1)-OAYZD (UTC+2)
Telefon kodu +31
İnternet TLD .nl

Hollanda (Felemenkçe: Nederland – Hollanda Krallığı’nı meydana getiren dört ülkeden biri. Topraklarının çok büyük bir kısmı Batı Avrupa’dadır, ayrıca Karayipler’de üç adası bulunmaktadır.

Hollanda, kuzey ve batıda Kuzey Denizi, güneyde Belçika, doğuda ise Almanya ile komşudur. Hollanda’nın Rotterdam kenti, Avrupa’nın en büyük limanlarından biridir.

Hollanda meşruti monarşi ile yönetilen bir Avrupa ülkesidir. Hollanda nüfus yoğunluğu fazla olan bir ülkedir. Ülke topraklarının çoğunluğu deniz seviyesinin altındadır. Hollanda Avrupa Birliği, NATO, OECD üyesidir. Hollanda aynı zamanda Schengen Bölgesi ve Benelüks topluluğunun bir parçasıdır. Belçika ve Lüksemburg ile birlikte Benelüks ülkelerini oluşturan 3 ülkeden biridir. Ayrıca Kyoto Sözleşmesi’ni imzalamıştır. Ülke Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne, Uluslararası Adalet Divanı’na Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne ve Europol’e ev sahipliği yapmaktadır.

Ülke özellikle peynirleri, yel değirmenleri, bisikletleri, laleleri, Holştayn adı verilen inekleri ve sosyal hakları ile tanınır. Hollanda’da eşcinsel evlilik yasaldır.

Ülke adı

Hollanda ismi aslında sadece ülkenin kuzeybatı kısmından Birleşik Hollanda Krallığı’nın en önemli eyaleti olan Hollanda Eyaleti’nden gelmektedir. Kısaca Hollanda olarak adlandırılmaktadır. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bu eyalet iki ayrı eyalete bölünmüştür: Kuzey Hollanda (Başkent: Haarlem) ve Güney Hollanda (Başkent Lahey: Den Haag). Felemenkçede "Hollanda" ifadesi sadece bu iki eyalet için kullanılır.

Hollanda  sınırı

Hollanda’nın dışındaki ülkelerde Hollandalılar genellikle "Hollandalı" olarak adlandırılırlar ve Hollanda turizm endüstrisi ve diğer endüstriler de ülkelerini "Hollanda" olarak pazarlamaktadırlar (hem İngilizcede, hem de Almancada). Hollanda eyaletinden gelmeyen Hollandalılar, ismi veren bölge olan Hollanda’nın ülkenin geri kalan bölümlerinde herkes tarafından sevilmediği için, "Nederland" için "Hollanda" adına ve "Nederlander" için "Hollandalı" adına belli bir antipati beslemektedirler.

İngilizce "Dutch" adı, "duutsc" gibi Orta Hollanda biçimlerinden ortaya çıkmıştır. "Duutcs" ve "dietsc" gibi Orta Hollanda biçimleri halk arasında konuşulan lehçelerin adlarıdır ve bu lehçelerin, yönetimin, bilimin ve kilisenin dili olan Latinceden ayırt edilmesine yaramışlardır. "Dutch" ve "duutsc" biçimleri Almanca bir kelime olan "deutsch" ile bağlantılıdır ve aynı kökenden gelir. Fransızlar ise bu bölgeyi Pays-Bas yani ‘alçak ülke’ olarak tanımlarlar.

Bayrak

Hollanda bayrağı 16. yüzyılın ikinci yarısında I. William tarafından hazırlatılmıştır. Bayrağın ilk ismi prinsevlag’tır. Bu "prensin bayrağı" anlamına gelmektedir. O zamanların lideri Prince William of Orange tarafından dizayn edilen bayrakta ilk başta kırmızı renk yerine turuncu renk vardı. Daha sonra 17. yüzyıl ortalarında turuncu renk kırmızı olarak değişmiştir.

Arma

1815-1907 yılları arasında kullanılan Kraliyet arması

Hollanda Armasi

Hollanda arması Hollanda devletince günümüzde kullanılan arma. Arma ilk olarak 1907 yılında kullanılmaya başlanmış ve 1980 yılında son şeklini almıştır.Arma ayrıca Hollanda Kraliyet ailesinin de sembolüdür.Armanın üzerinde Fransızca Je Maintiendrai (Türkçe: Muhafaza edeceğim) yazmaktadır.

Hollanda tarihi

Hollanda tarihi bugünkü Hollanda Krallığı topraklarının tarih öncesi dönemlerden günümüze kadar uzanan tarihini kapsar.

Tarih öncesi

Romalılardan önce Hollanda’da Tubanten, Cananefaten ve Frizler gibi çeşitli Cermen kabileleri yaşamaktaydı. Romalıların gelmesinden sonra cesaretleriyle tanınan Batavyalılar ve Toxandriërs gibi bazı Cermen kabileleri Ren nehrinin güneyine göç ederek Roma ordusuna asker verdiler. Batavyalılar Roma imparatoru Trajan’ın Daçya (Romanya) seferinde önemli bir rol oynamışlardır.

Roma dönemi

Roma imparatoru Jül Sezar Galya’yı ele geçirdikten sonra M.Ö. 58 civarında Belçika ve Hollanda’ya yöneldi. Bu bölgeleri ele geçirdikten sonra bölgenin ilk kentlerini kurdu ve bölgeyi Germania Inferior adı altında bir Roma eyaleti haline getirdi. Roma İmparatorluğunun sınırları bundan sonra Ren nehriyle sınırlı kaldı. Romalılar Hollanda’nın ilk kentlerini ve kalelerini kurdular ve bölgeye ilk defa yazı yazmayı getirdiler. Bu kentlerin en önemlileri Utrecht, Nijmegen, ve Maastricht’ti. Hollanda’nın kuzey bölümü Roma İmparatorluğu’nun sınırları dışında kaldı. Frizlerin yaşadığı bölge buna rağmen Roma kültüründen etkilendi.

Kutsal Roma İmparatorluğu dönemi

Roma İmparatorluğu’nun çökmesi üzerine bölge Barbar akınlarına hedef oldu. Yeni gelen kavimler yerlilerle karışarak 3 değişik halkı oluşturdular: kuzey kıyıda oturan Frizler, doğuda yaşayan Saksonlar ve güneydeki Franklar. Frankların kralı I. Chlodwig 496 yılında Hristiyanlığı kabul etti. Franklar kuzeydeki Frizye’yi ele geçirerek halkını Hristiyan yaptılar.

Hollanda’nın güney kısmı Şarlman’ın kurduğu, günümüzdeki Almanya ve Fransa’yı da kapsayan Karolenj İmparatorluğu’nun bir parçasıydı. 843 yılında Şarlman’ın torunları Verdun Antlaşması’nı imzalayarak imparatorluğu 3 parçaya böldüler. Bunlardan batıdaki imparatorluk zamanla Fransa’ya dönüştü. Doğu kısımlar Almanya haline geldi. Hollanda ise orta kısımda kaldı. Daha sonra bu orta kısım ikiye ayrıldı. Hollandaca konuşan halkın çoğu Alman kısmına katıldı. Flaman Bölgesi ise Fransa’ya katıldı.

10. ve 11. yüzyıllarda Hollanda Alman krallar ve imparatorlar tarafından yönetildi. I. Otto’nun kendisini imparator ilan etmesinden sonra Alman imparatorluğu Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu adını aldı. Hollanda’nın Nijmegen kenti bu imparatorluğun önemli kentlerinden biriydi.

Burgonya dönemi

1433 yılında günümüzdeki Belçika ve Hollanda’nın büyük bir bölümü Burgonya Düklüğü’nün eline geçti. Burgonya Düklüğü Fransa’nın Burgonya bölgesinde Fransa Krallığı’na bağlı bir feodal düklüktü. Burgonya Dükü İyi Philip aslında Hollandalı soylular tarafından davet edilmişti. Hollandalılar Burgonya Düklüğü’ne bağlı olan Flaman Bölgesindeki ekonomik ve yasal koşulların Hollanda’ya da getirilmesini istiyorlardı.

Nitekim Burgonya dönemi Hollanda için çok yararlı oldu. Burgonya Dükleri Hollanda’nın ticaret ve nakliye haklarını savundular. Hollanda filosu Hansa Birliği filosunu defalarca yenilgiye uğrattı. Amsterdam büyüdü ve zenginleşti. 15. yüzyılda Baltık bölgesinden gelen tahılın nakliyesi için Amsterdam en büyük liman haline geldi.

Seksen Yıl Savaşları

16. yüzyılda savaş ve miras yoluyla Alçak Ülkeler Kutsal Roma İmparatoru V. Karl’ın eline geçti. Hollandalılar bağımsızlık istiyorlardı. 1548 V. Karl Hollanda’nın Onyedi Vilayetler’ine özerklik verdi. Ancak V. Karl’ın oğlu II. Felipe babasının tersine Hollanda’ya taviz vermeme taraflısıydı. Çok dindar bir Katolik olan II. Felipe Hollanda’da yayılmaya başlayan Protestanlık’tan memnun değildi. Hollanda’ya zorla ağır yasalar ve vergiler getirdi, Protestanlığı yok etmeye çalıştı. Bütün bu sert yönetim koşulları Hollanda’da ayaklanmalara yol açtı.

Ayaklanmalar 1568-1648 yıllar arasında devam etti. Seksen Yıl Savaşları adıyla anılan bu ayaklanmalar sırasında 1579 yılında 7 Protestan ağırlıklı Hollandalı eyalet bir araya gelerek Utrecht Birliği’ni kurdular. Bu eyaletlerin arasındaki Oranje Prensliğinin Prensi olan I. Willem Hollandalı isyancıların başına geçti. Günümüzdeki Hollanda kraliyet ailesi olan Oranje-Nassau Hanedanı böylece I. Willem tarafından kurulmuş oldu. Utrecht Birliği zamanla Yedi Birleşik Alçak Ülkeler Cumhuriyetine (Republiek der Zeven Verenigde Nederlanden) dönüştü. Bu cumhuriyet ilerideki yıllarda günümüzdeki Hollanda’nın çekirdeğini oluşturacaktı.

Vestfalya Barışı

Vestfalya barış anlaşması

İspanya kralı II. Felipe ayaklanmaları bastırmak için 1585 yılında Hollanda’ya büyük bir ordu yolladı. İspanyollar Anvers’i ele geçirerek 10,000 kişiyi katlettiler. İspanyolların güneyde ele geçirdiği kentlerdeki Protestanlar kuzeye kaçtılar. Hollandalılar İspanyolların elindeki bazı kentleri tekrar geri aldılar ama Flaman Bölgesi’ndeki Katoliklerin çoğunlukta olduğu topraklar İspanya’nın elinde kaldı. Bu topraklar zamanla Belçika haline geldi. Kuzeydeki bölge ise Hollanda’yı oluşturdu. Böylece aynı dili konuşan Belçikalı Flamanlarla Hollandalıların kaderleri ayrılmış oldu. Seksen Yıl Savaşları 60 yıl daha devam etti. 30 Ocak 1648 tarihi imzalanan Vestfalya Antlaşması ile son buldu.

Hollanda Altın Çağı

Hollanda tarihinde 1585-1702 yılları arasındaki döneme Hollanda Altın Çağı denir. Bu dönemde Hollanda bilim, ticaret ve sanat dallarında dünyanın en gelişmiş ülkelerinden biri haline gelmiştir.

Hollanda’nın Altın Çağı 1585 yılında Anvers’in İspanya’nın eline geçmesi sonucu güneydeki zengin Kalvinci (Protestan) tüccarların ve aydınların kuzeye sığınmalarıyla başladı. Ayrıca İspanya’daki Engizisyon’dan kaçan Sefarad Yahudiler, Fransa’dan kaçan Protestan Huguenot’lar da Hollanda’ya sığındılar. Böylece Avrupa’nın en zengin ve aydın insanları Hollanda’da toplanmış oldular.

Mayıs 1940'ta Almanlar tarafından bombalanan Rotterdam

17. yüzyıl boyunca Hollandalılar dünyanın her bölgesiyle ticarete girdiler. Kuzey Amerika’da Nieuw Amsterdam gibi koloniler kurdular. 1602 yılında kurulan ‘Hollanda Doğu Hindistan Şirketi (Vereenigde Oostindische Compagnie) Asya’da koloniler kurdu. Bu koloniler zamanla Endonezya ülkesini oluşturdu. İlk olarak Osmanlı Devleti’nden ithal edilen laleler Hollanda’da bir tutku haline geldi. Ünlü Hollandalı ressamlar Rembrandt (1606-1669) ve Rubens (1577-1640) bu dönemde sanatlarını doruğa çıkardılar.

Ayrıca Hollandalılar köle ticaretinden büyük bir kar sağladılar. 1650 yılında Hollanda Avrupa’da köle ticaretinin merkezi haline geldi. Amsterdam limanında kayıtlı köle gemilerinin sayısı 10,000’i aşıyordu. Bu şekilde iddialar olmasını rağmen ilgili tarihte bu kadar gemi sayısı tartışmalıdır.

Fransız işgali

Hollanda 18. yüzyıl sonlarında Avrupa’da esen özgürlük ve demokrasi rüzgarlarından nasibini aldı. Fransız Devrimi ve Amerikan Bağımsızlık Savaşı Hollanda halkı arasında demokrasi isteklerine yol açtı. Hollanda halkı yurtseverler ve Oranjistler olmak üzere iki gruba ayrıldılar. Yurtseverler demokrasi yanlısıydılar. Oranjistler ise Oranje-Nassau Prensi V. Willem’i destekliyorlardı. Hollanda’nın ABD’nin bağımsızlığını tanıması üzerine Birleşik Krallık Hollanda’ya savaş açtı. 1780-1784 yılları arasındaki Dördüncü İngiltere-Hollanda Savaşı Hollanda’nın ticaretine büyük bir zarar verdi.

Hollanda'yı ele geçiren Napolyon Bonapart

1794 yılında Hollandalı Yurtseverler Fransız ordusunun yardımıyla Oranje-Nassau Prensini devirerek Batavya Cumhuriyeti’ni kurdular. Bu cumhuriyet 1806 yılına kadar yaşadı. O tarihte Napolyon Bonapart Hollanda’nın yönetimine el koydu. Hollanda Krallığı’nı kurarak 5 Haziran 1806’da kardeşi Louis Bonaparte’ı Hollanda kralı ilan etti. Fransız yönetimi 1813’de Napolyon’un yenilmesine kadar devam etti. Nihayet 30 Kasım 1813’de Oranje-Nassau Prensi VI. Willem Lahey sahillerinde karaya çıkarak kendisini Hollanda kralı ilan etti. 1815 yılında Avusturya’nın elindeki bölgelerin katılmasıyla Birleşik Hollanda Krallığı’na dönüştü.

Hollanda Krallığı

1 Kasım 1814-8 Haziran 1815 tarihleri arasında toplanan Viyana Kongresi’nde kuzey ve güneydeki Alçak Ülkelerin bir bayrak altında toplanmasına karar verildi. Böylece Belçika ve Hollanda ilk defa birleşmiş oluyordu. Lüksemburg da bu ülkeye bağlı bir düklük haline geldi. Ancak bu birliktelik uzun sürmedi. 1830 yılında Belçikalılar ayaklandılar ve 1839 yılında bağımsızlıklarını kazandılar. 1890 yılında da Lüksemburg bağımsız oldu.

Hollanda I. Dünya Savaşı boyunca tarafsız kaldı. Ancak II. Dünya Savaşı’nda Nazi Almanyası’nın işgaline uğradı. 10 Mayıs 1940 tarihinde Almanlar Belçika ve Hollanda’yı işgal etti. Hollanda’da yaşayan 140,000 Yahudi’nin 100,000’i Nazi Almanyası tarafından imha edildi. Ayrıca 1942 tarihinde Japonya Hollanda’nın bir sömürgesi olan Endonezya’yı işgal etti. Savaş bittikten sonra Endonezya bağımsızlığını ilan etti.

Hollanda Dünya savaşlarından sonra Avrupa’da barışın sağlanması konusunda büyük çabalar gösterdi. Hollanda hem NATO hem de Avrupa Birliği’nin kurucu ülkeleri arasında yer almaktadır. Parlamenter monarşiyle yönetilen Hollanda’yı 33 yıldır yöneten 75 yaşındaki Kraliçe Beatrix, görevini en büyük oğlu veliaht Prens Willem-Alexander’a bırakmıştır. Hollanda böylece 123 yıl aradan sonra yeniden bir kral tarafından yönetilmeye başladı.

Coğrafya

Ülke üç büyük nehir tarafından iki ana bölgeye bölünür. Bu nehirler Ren ve onun ana kolları olan Waal ile Meuse nehirleridir. Bu nehirler tarihte derebeylikler arasındaki sınırı oluşturduğundan birtakım kültürel farklılıklara yol açmıştır.

tb

Hollanda’nın güneybatısı bir nehir deltasıdır ve Scheldt Nehri’nin iki kolu buradan denize dökülür. Ren nehrinin sadece bir kolu kuzeydoğuya doğru akar, bu da IJssel Nehri’dir ve IJsselmeer’e dökülür. Bu nehir de dil açısından bir bölünme yaratır, nehrin doğusunda yaşayanlar Hollanda Aşağı Saksoncası ağzını konuşurlar.

Ülkenin toprakları Kuvaterner döneminde oluşmuştur. Toprakları genelde alüvyon, buzultaş, çökeller ve kilden oluşur .

Hollanda’nın büyük bölümü deniz seviyesinin altında yer alır. Ülkenin Avrupa’daki topraklarındaki en yüksek nokta 322 metre yüksekliğiyle Vaalserberg tepesidir. 1287 yılında meydana gelen St. Lucia Seli ülkede 50 bin kişinin hayatını kaybetmesine sebep oldu ve bu özelliğiyle tarihteki en ölümcül sellerden biridir. Hollanda’daki son büyük sel 1953 yılında meydana geldi, selde Hollanda’nın tarım yapılan topraklarının %9’u sular altında kaldı, ülkede 1835 kişi hayatını kaybetti.

Ülkede denizden kazanılan çok miktarda toprak mevcuttur. 1930’larda yapılan Zuiderzeewerken çalışmasında, denizden yaklaşık 2500 kilometrekare toprak kazanıldı. Denizden toprak kazanma amaçlı çalışmalarda elde edilen arazilere polder adı verilmektedir.

Ekonomi

Hollanda Ekonomisi

Hollanda çok güçlü bir ekonomiye sahiptir ve yüzyıllardır Avrupa ekonomisinde özel bir rol oynamıştır. 16. yüzyıldan beridir gemicilik, balıkçılık, ticaret ve bankacılık Hollanda ekonomisinin en önemli sektörleri olmuştur. Hollanda, dünyanın en fazla ihracat yapan ilk on ülkesinden biridir.

Hollanda dünyadaki 16. en büyük ekonomiye sahiptir ve kişi başına düşen nominal gayri safi yurtiçi hasıla sıralamasında 7. sıradadır. 1997-2000 yılları arasında yıllık büyüme Avrupa ortalamasının oldukça üstünde olan %4 civarında seyretti. 2001-2005 yılları arasında büyüme tüm dünyayla birlikte yavaşlasa da, 2007’nin üçüncü çeyreğinde yeniden %4.1’e çıktı. Eurostat’a göre Hollanda’da işsizlik oranı Ekim 2011 itibarı ile %4.8’dir ve bu Avrupa Birliği ülkeleri arasındaki en düşük orandır.

Hollanda’daki Türkler

Hollanda’daki Türkler, Türkiye’den Hollanda’ya göçmüş ve yerleşmiş Türklerdir. Geniş tanımı ile Hollanda’da doğan Türkleri de kapsar.(Türkiye’den göçmüş yerleşmiş olan Kürtler de dahildir.)

Hollanda’daki yabancılar Felemenkçe olarak öncelikle yabancı misafir işçi (Gastarbeider) olarak adlandırılmışlardır. Hollanda toplumu, Hollanda’ya işçi alımı ile gelen insanları sadece iş için gelen misafirler olarak görmüşlerdir. Bugün küreselleşmenin etkisiyle ve de buna bağlı olarak sosyal anlayışın gelişmesiyle "yabancı uyruklu" (Allochtoon) veya "Türk Hollandalılar" (Turkse Nederlanders) olarak adlandırılmaktadırlar.

Hollanda’daki Türk Toplumu

Hollanda'da  yaşan  Türklerden terör  örgütü pkk'yı protesto ederken

Hollanda Türkleri 1960 ve sonrasında iş bulmak amacıyla gittikleri Hollanda’da günümüze dek sayıları katlanarak artmışlardır ve şu anda 3. nesle ulaşmışlardır. Almanya Türkleri heterojen bir gruptur. Türk Devleti bütün vatandaşlarını Türk olarak tanımladığı için, bu tanım içinde bazı farklı etnik kimlikleri de barındırır. Ancak bu grubun hemen hemen hepsi Türkçeyi ana dil olarak konuşur. Hollanda’da, Kıbrıs, Irak, Suriye, Azerbaycan ve Balkanlar’dan giden, bu ülkelerin vatandaşlığında olan Türk kökenliler de bulunur.

Resmî veriye göre 1 Ocak 2016 tarihi itibarıyla Hollanda’da 397.415 Türk asıllı Hollanda vatandaşı yaşamaktadır.

Demografi

Türkler Hollanda’da hemen hemen her önemli şehirde yoğun bir şekilde yaşamakla birlikte, sanayi merkezlerinde sayıları daha yoğundur. Rotterdam, Lahey, Amsterdam, Deventer, Almelo ve Haarlem Türk azınlığın yaşadığı Hollanda şehirlerinin başlıcalarıdır.

Din

Hollanda'da bir Camii

Heterojen bir grup olduklarι için mezhep farklılıkları da bulunmaktadır, Nüfusları onbini aşan Azerbaycan Türkleri genelde şii mezhebine bağlıdır.

Din ve camii Hollanda’da yaşayan Türk toplumu için önemli bir rol oynamaktadır. Ülkede çeşitli İslami vakıflar ve dernekler vardır. Bunların aralarında en büyüğü Hollanda Diyanet Vakfı’dır. Diyanetin yanı sıra Süleymanlılar, Menzilciler ve Millî Görüş cemaatları binlerce üye’ye ve sempatizanlara sahiptir.

Almanya’da daha aktif olan bir Alevi toplumu bulunup, çeşitli şehirlerde bulunan Cemevleri ile sıkı bir organizasyona girişmişlerdir.

Dil

1 Ağustos 2004 tarihinde, okullarda çocuklara Türkçe ders verilmesi yasaklandı.

Politik Yaşam

Hollanda’da Türkler büyük ölçüde siyasete katılıyor. 2012 Hollanda genel seçimleri’inden itibaren mecliste 7 Türk asıllı milletvekilleri vardır: Tunahan Kuzu, Selçuk Öztürk (DENK), Yasemin Çegerek, Sultan Günal-Gezer, Keklik Yücel (İşçi Partisi), Fatma Köşer Kaya (D66), Sadet Karabulut (Sosyalist Partisi).[3] Senato’da Türk asıllı vekil yoktur.

Hollanda Türkleri, Hollanda siyaseti, medyası, ticareti vs. üzerinde fazlaca etkiye sahiptir. Türkler, ülkede Çinli’lerden sonra en çok işyerlerine sahiptir.

Türkiye’nin Hollanda Türkleri üzerinde ciddi bir stratejisinin bulunduğu söylenemez. Düne kadar Hollanda Türkleri sadece işçi olarak görülmüş ve getirdikleri döviz üzerinde durulmuştur. Bu bağlamda işçiler kendi sorunlarını çözmek zorunda kalmışlar, daha doğrusu sorunları ile başbaşa bırakılmışlardır. İşçi dövizleri uzun yıllar Türkiye’nin döviz ihtiyacını karşılamıştır.

Hollanda İlleri

İklim

Hollanda’daki iklim, ülke neredeyse bir ılıman bölgede bulunduğu için neredeyse her bölgede aynıdır. Hava çoğunlukla Atlantik’ten gelen soğuk siklonlardan etkilenir. İklimin özelliği yüksek rutubettir. Kış ortasında ortalama sıcaklık en az 3 derece Celsius’dur ve yaz yüksekliğinde 20 dereceyi aşmaz. Genel olarak, ülkedeki hava herkes için oldukça hoş. Don yok ya da yorucu bir sıcaklık yok. Batı rüzgarları, en sıcak aylarda bile ani sıcaklık değişimlerine neden olur.

Hollanda  iklimi

Hollanda’daki bahar rahatlamak için en iyi zamandır. Bu dönemde sıcak güneşli havanın tadını çıkarabilirsiniz. Sıcaklık 15C’yi geçmez. Bu hava koşulları, havayı muhteşem bir koku ile dolduran ilk Hollanda lalesi çiçek açar. Nisan ayında efsanevi çiçek sezonu başlar Bu etkinlik, dünyanın her yerinden gezginler kalabalığını toplar. Hollanda’da yazın nispeten serindir; sıcaklık nadiren 22 dereceyi aşar. Neredeyse her gün yağmur yağıyor, bu nedenle yazın yaz aylarında çok sayıda turist çok küçük. Sahilden su, sadece Temmuz ortasında 18 dereceye kadar ısınır. Tüm plaj sezonu bir aydan fazla sürmez.

Soğuk yaz yavaş yavaş bulutlu ve yağışlı bir sonbahara dönüşür. Gerçekten güneşli günler yok. Hollanda rutubet, donukluk ve sis ile sarmalidir. Ortalama sıcaklık 14C’ye düşer. Ancak, yılın bu zamanında peyzajlar sadece lezzetli. Hollanda’daki kış da ıslaktır. Sıcaklık nadiren sıfırın altına düşer. Yerel sakinler için, don, yıllarca beklenebilen gerçek bir tatil. Kışın ortalama sıcaklık 3 ila 6 derece arasındadır. Sahildeki havanın nemi yüzde 88’e ulaşıyor.

Mutfak

Hollanda, kuzey ve batıda Kuzey Denizi, güneyde Belçika, doğuda ise Almanya ile komşudur. Mutfağında genel Avrupa mutfağı hakimdir. Bunun dışında 17. Yüzyılda kolonileştirdiği Endonezya mutfağının da etkileri açıkça görülmektedir. Eskiden egzotik olarak kabul edilen malzemeler Hollanda mutfağının artık bir parçası olmuştur. Hindistan cevizi ve acı biber çok popülerdir. Ayrıca 1800’lere kadar ise Hollanda mutfağının temelini ekmek ve ringa balığı oluştururken İspanya’nın Peru’dan patatesi Avrupa’ya getirmesiyle temel gıda olan ekmek ve ringa balığının yerini patates almıştır.

Hollanda  mutfağı - Peynir kızartması

Hollanda mutfağı kuzey, güney ve batı olmak üzere üçe ayrılmaktadır. Kuzey bölgesinin mutfağı diğer iki bölgeye göre daha az gelişmiştir. Bölgedeki tarımdan dolayı et tüketimi ve et ile yapılan yemekler yaygındır. Ülknenin güney bölgesi ise Belçika mutfağının etkisinde kalmaktadır. Öğünlerde sebze ve çorba ağırlıklı beslenilmektedir. Ülkenin batısında ise peynir, mayonez ve hardalın tüketimi oldukça yaygındır.

Hollanda yemek seçenekleri olarak kendine has lezzetlerin yanı sıra dünya mutfaklarına ait lezzetleri de sunmaktadır. Farklı mutfakların esintileri yemekler üzerinde açıkça görülebilmektedir.

Hollanda yemek kültürü et ile sebzeyi birleştiren bir yapıdadır. Bunun dışında balık ve deniz ürünleri de oldukça fazla tüketilmektedir. Amsterdamlı gezginlerin ve tüccarların ülkeye getirdiği baharat çeşitlerinin de zamanla yemek kültürüne yerleştiği görülmektedir.

Birçok Avrupa toplumunda olduğu gibi Hollanda mutfağında da patates en çok tercih edilen besinler arasındadır. Rotterdam’ın köşe başlarında çokça patates kızartması ve türevleri satılmaktadır. Deniz ürünleri yönünden de oldukça zengin olan Rotterdam’da birbirinden çeşitli deniz ürünleri vardır.

Hollanda’da kahvaltı genellikle taze ekmek, peynir, sosis, tereyağ, haşlanmış yumurta, bal ve reçelden oluşmaktadır. Öğlen de genel olarak bu şekilde ya da atıştırmalık olarak yiyecekler tüketilmektedir. Sandviç özellikle çok fazla sevilmekte ve yenmektedir. Ülkenin sokaklarında ise tuzlanmış Ringa Balığı çok satılmaktadır.

Hollanda mutfağında akşam yemeği et ya da balığın yanında patatesin eşlik edilmesiyle sunulmaktadır. Bu geleneksel yemek anlayışında haşlanmış sebzeler de garnitür olarak masada yerlerini almaktadır. Çorba ise hem öğle hem de akşam yemeğinde tüketilmektedir.

Hollanda denilince ilk akla gelenlerden birisi de peynirlerinin çeşitliliği ve tüketilen peynir miktarının fazlalığıdır. Peynir kızartması da, patates kızartması gibi ana atıştırmalıklardan biridir.

Hollanda’da et ekseriyetle çok yağlı ve baharatlı hazırlanarak, genellikle çorbaya ilave ederek tüketilmektedir.

Mesela, bir miktar et ile beraber yenen en bilinen yemeklerden biri olan Stamppot Boerenkool isimli yemeğin yanında patates ezmesi ve yeşil lahana salatası bulunur ve beraber karıştırılarak tüketilir. Eti genellikle sosis olarak yemeklerin içerisinde kullanmaktadırlar.

Kıyı şeritlerinde yaşayanlar kırmızı etten ziyade balığı daha çok tüketirler. Haring ismini verdikleri balık çeşidi en çok yenilen balık türlerindendir.

En çok kullanılan sebzeler patates, lahana, havuç ve brokoli gibi kış sebzeleridir.

Hollanda ‘da ki Türk Büyükelçiliği

Lahey Büyükelçiliği

Posta adresi
Jan Evertstraat 15, 2514 BS The Hague The Netherlands
T:+31 70 302 31 01

F:+31 70 361 79 69
E: embassy.thehague@mfa.gov.tr

: Lahey Büyükelçiliği
: Lahey Büyükelçiliği

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Hindistan Cumhuriyeti

Hindistan

Başkent Yeni Delhi
Resmî diller Hintçe, İngilizce
Yönetim Şekli Parlamenter Cumhuriyet
Yüzölçümü 3.287.263 km²
Nüfus 1.330.783.327
Nüfus Yoğunluğu 404 kişi/km²
Para birimi Hint Rupisi (₹) (INR)
Zaman dilimi IST (UTC+5:30)
Telefon kodu +91
İnternet TLD .in

Hindistan ya da resmî adıyla Hindistan Cumhuriyeti (Hintçe: भारत गणराज्य Bhārat Gaṇarājya; İngilizce: Republic of India), Güney Asya’da bulunan bir ülkedir. Dünyanın en büyük yedinci coğrafi alanı ve en büyük ikinci nüfusuna sahip olan ülkedir. Ulusal marşları "Jana Gana Mana" dır. Hindistan Endonezya’dan sonra sayıca en kalabalık Müslüman nüfusa sahiptir.Hindistan nominal fiyatlarla dünyanın en büyük on ikinci ekonomisine ve Satın Alma Gücü Paritesi’ne göre dünyanın en büyük dördüncü ekonomisine sahiptir.

Dünyanın en büyük demokrasisidir. Güneyinde Hint Okyanusu, batısında Umman Denizi ve doğusunda Bengal Körfezi’nin bulunmasıyla birlikte Hindistan’ın deniz kıyısı 7.517 kilometre uzunluktadır. Batısında Pakistan, kuzeydoğusunda Çin, Nepal ve Bhutan ve doğusunda Bangladeş ve Myanmar ülkeleri ile sınır paylaşmaktadır. Ayrıca Sri Lanka, Maldivler ve Endonezya’ya çok yakındır.

İndus Vadisi Uygarlığı, tarihi ticaret yolları ve büyük imparatorlukların yer aldığı bölge olan Hint Yarımadası, uzun tarihin çoğu boyunca ticari ve kültürel zenginliği için biliniyordu. Hindistan, dünyanın en önemli dinlerinden olan Hinduizm, Budizm, Jainizm ve Sihizmin doğum yeridir. Ayrıca, Zerdüştlük, Yahudilik, Hristiyanlık dinleri M.S. birinci yüzyıldan itibaren ülkeye gelerek bölgenin çeşitli kültürünü şekillendirdi.

Hindistan, 28 tane eyalet ve birlik bölgesinden oluşan ve parlamenter demokrasi olan bir cumhuriyettir. Borsa sayılarına göre dünyanın en büyük on ikinci ekonomisine ve dünyanın en büyük dördüncü satın alma gücü paritesine sahiptir. 1991’den beri uygulanan ekonomik inkılapları nedeniyle dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden birisidir. Buna rağmen yoksulluk ve kötü beslenme oranları hâlâ çok yüksek, okuryazarlık ise çok düşüktür. Çin ile birlikte dünya gezegeninde nüfusu 1 milyar sınırının üstündeki iki ülkeden birisi olarak önemli bir yere sahip olan Hindistan, daha yüksek olan nüfus artış hızı sebebiyle yakın bir gelecekte dünyanın en kalabalık ülkesi olacaktır.

Etimoloji

Hindistan ismi eski Farsçada Indus adından türetilmiştir. Bu isim eskiden İndus Nehri ve çevresi için kullanılan bir isimdi. Eski Yunanlar ise Hindistanlıları Indoi olarak isimlendirmişlerdir. Hindistan adı Hindistan anayasasında ve Hindistan’daki birçok yerel dilde Bharat olarak geçer. Bharat adı Hinduların efsanevî kutsal kralları olan Kral Bharata isminden türetilmiştir. Farsçada bir kelime olan Hindistan adı ilk zamanlarda Kuzey Hindistan için kullanılmış olsa da zamanla bütün Hindistan için kullanılan bir terim olmuştur.

Bayrak

Hindistan bayrağı Hindistan’ın bağımsızlığını kazandığı 1947 yılında kabul edildi. Bayrak yatay 3 renkten (Pantone, Beyaz, Yeşil) oluşur. Bayrağın ortasında Hindistan’da kullanılan çakra vardır. Çakra mavi renklidir.

Arma

Hindistan armasi

Hindistan resmi devlet armasıdır. Armada ünlü Hint aslanları bulunur.

Hindistan’ın idari yapılanması

1956 öncesi

Hindistan, tarih boyunca, bölgede her birinin kendi idari bölümlenmesini kabul ettirdiği birçok farklı etnik grup tarafından yönetilmiştir. Günümüz Hindistan’ının idari bölümleri Britanya İmparatorluğu’nun sömürge yönetimi sırasında oluşmaya başlamış olan görece yeni bir bölümlenmedir. Britanya Hindistan İmparatorluğu bünyesinde günümüz Hindistan, Pakistan, ve Bangladeş’i barındırıyordu. Bu imparatorluğa bağlı olan diğer bölgeler de günümüz Nepal, Afganistan ve Myanmar (Burma) ülkeleridir. Bu dönemde Hindistan’ın bölgeleri ya doğrudan Britanya tarafından ya da yerel rajalar tarafından yönetilmiştir. 1947 yılında Hindistan’ın bağımsızlığını kazanmasıyla bu bölgeler büyük oranda korunmuş, yalnızca Pencab ve Bengal Hindistan ile Pakistan arasında paylaştırılmıştır. Yeni ulusun önündeki zor görevlerden biri soylular tarafından yönetilen birçok eyaleti birliğe katmak olmuştur.

Bağımsızlığın ardından istikrarsızlık baş gösterdi. Britanyalılar tarafından sömürgecilik nedeniyle gelişigüzel yaratılmış olan eyaletler ne bölgede bulunan geniş etnik çeşitliliği yansıtıyordu ne de Hindistan yurttaşlarının iradesiyle oluşmuştu. Ortaya çıkan etnik gerginlikler Hindistan Parlamentosu’nun 1956 yılında ülkeyi etnik ve dil sınırlarına göre yeniden düzenlemesine neden oldu.

1956 sonrası

Hindistan  Parlamentosu

Hindistan’da bulunan eski Fransız ve Portekiz sömürgeleri Hindistan Cumhuriyeti’ne 1962 yılında Puducherry, Dadra, Nagar Haveli, Goa, Daman, ve Diu birlik bölgeleri olarak katıldılar.

1956 yılından beri varolan eyaletlerden ayrılan yeni eyalet ve birlik bölgeleri yaratıldı. Bombay eyaleti kullanılan dil farklılığı nedeniyle Bombay Yeniden Örgütlenme Yasası ile 1 Mayıs 1960’ta Gucarat ve Maharaştra eyaletlerine bölündü. 1966’daki Pencab Yeniden Örgütlenme Yasası Pencab eyaletini dil ve din sınırlarına göre bölerek yeni bir Hindu ve Hindi dili konuşan Haryana eyaleti oluşturdu, Pencab’ın kuzey illeri Himaçal Pradeş eyaletine bağlandı, ve Pencap ile Haryana’nın ortak başkenti olan Çandigarh’ı birlik bölgesi yaptı. Nagaland 1962’de, Meghalaya ve Himaçal Pradeş 1971’de, Tripura ve Manipur 1972’de eyalet yapıldı. Arunaçal Pradeş 1972’de birlik bölgesi yapıldı. Sikkim Krallığı 1975’te Hindistan’a ilhak edilerek eyalet yapılmıştır. Mizoram 1986’da, Goa ve Arunaçal Pradeş 1987’de eyalet yapılırken Goa’nın kuzey yerleşim bölgeleri Daman ve Diu ayrı birer birlik bölgesi olmuştur. 2000 yılında üç yeni eyalet yaratılmıştır: Bihar’ın güney illerinden Jharkhand, doğu Madhya Pradeş’ten Çhattisgarh ve kuzeybatı Uttar Pradeş’ten Uttarançal. Delhi ve Puducherry birlik bölgelerine kendi meclslerini seçme hakkı verilmiştir ve tam eyalet olma yolunda ilerlemektedirler.

Din

Hindistan'da  din

Din Hindistan’da bir hayat tarzıdır. Bütün Hint geleneklerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Birçok Hint için din, günlük işlerden eğitim ve politikaya kadar hayatın her safhasına nüfuz etmiştir. Laik Hindistan, Hindu, İslam, Hristiyanlık, Jainizm, Sihizm ve diğer sayısız dini geleneğe ev sahipliği yapar. Hinduların yanında Müslümanlar önde gelen dini gruptur ve Hint toplumunun ayrılmaz bir parçasıdır. Hindistan Endonezya’dan sonra sayıca en kalabalık Müslüman nüfusa sahiptir. Hindistan’da tüm dinlerce kabul edilen ortak uygulamalar vardır ve her yıl çeşitli müzik ve dans festivalleri tüm topluluklarca kutlanır. Her birinin kendi hac yerleri, kahramanları, efsaneleri ve hatta mutfak alışkanlıkları vardır ki bu toplumun temel özelliği olan özgün farklılık içinde karışır gider.

Hinduizm

Bir dinî gelenekler dermesi olan Hinduizmin temelini belirleyen inanışları tanımlamak pek kolay değildir. Zira Hindistan nüfusunun büyük çoğunluğunun sahip olduğu bu inancı şekillendiren öğretiler; tek bir felsefeden ibaret değildir. Hinduizm belki de bu şekilde hem teorik alanda hem de uygulamada farklılıklar içerdiğinden dolayı "dinler mozaiği"diye anılabilecek tek dinî gelenektir. Bu dinin bir kurucusu ya da kutsal kitabı yoktur. Rig Veda, Upanişadlar ve Bhagavad Gita; Hinduların kutsal metinleri olarak gösterilebilir. Çoğu dinlerin aksine Hinduizm, tek bir tanrıya tapınmayı öngörmez. Bir Hindu; Şiva, Vişnu, Rama, Krişna veya diğer tanrı ve tanrıçalara tapabilir ya da her ferdin içinde yer alan "Yüce Ruh"a veya "Yıkılmaz Ruh"a inanabilir ve hâlâ Hindu olarak anılabilir. Terazinin bir yanında nihaî hakikat yolunda bir arayış; diğer tarafında ise ruhlara, ağaçlara ve hayvanlara tapan mezhepler vardır. Hinduizm’de sadece tanrı ve tanrıçalarla ilgili değil; güneş, ay, gezegenler, nehirler, okyanuslar, ağaçlar ve hayvanlarla da ilgili festivaller (şenlik) ve törenler vardır. En popüler olanları Deepavali, Holi, Dussehra, Ganesh Chaturthi, Pongal, Janamasthmi ve Şiva Ratri festivalleridir. Hinduizmi ilginç kılan ve Hint geleneğini zenginleştirip renklendiren; bu sayısız şenlik etkinlikleridir. Hint Mitolojisi ve Yaşayan Tanrılar Mahabharata ve Ramayana gibi destansı kahramanların ölümsüz olduğuna ve insanlar gibi hayatta olduklarına inanılır. Hinduizm tanrıları; hem insanüstü hem de insan gibidir ve onlara karşı ayrı bir sıcaklık ve aşinalık duygusu vardır. Ramayana kahramanı Rama; onur ve cesaret gibi nitelikleri temsil eder ve bir erkeklik modeli olarak görülür. Karısı Sita tipik bir Hint kadınıdır ve kocasıyla beraber sürgündeyken Lanka Kralı Ravana tarafından kaçırılmıştır. Sita’nın Rama ve kardeşi Lakşmana ve sadık maymunu Hanuman tarafından kurtarılışı, bu son derece ilginç hikâyenin etrafında örülmüştür. Bu destandan çeşitli hikâyeler, nesilden nesile anlatılagelmiştir. Dinî panayırlar, festivaller ve âyinler; bu efsaneleri canlı tutmuştur ve her etkinlik, eski hikâyelerin yeniden anlatılması için bir fırsat olmaktadır. Mahabharata’daki heyecan verici metinler; yakın akraba olan Pandavalar ve Kauravalar arasındaki hanedan kavgasının hikâyesini anlatır. Efendi Krişna, bu büyük destanda çok önemli bir rol oynar. Kendisi; Pandavalardan Arjuna’nın arkadaşı, rehberi ve filozofudur. Arjuna ise savaş alanlarında akrabalarını öldürmekte tereddüt gösterdiğinde ona bu tereddüdü aşmasında yardımcı olur. Krişna’nın hikmetli felsefesi ve öğretileri, Bhagavad Gita’da yazılmıştır. Krişna; çocukken tereyağı çalan, gençken de flüt çalıp yaramazlık yapan bir tanrı olarak bilinse de yetişkin yıllarında daha ciddî tarafının ön plana çıktığı hikmetli bir filozof olarak tasvir edilmiştir. Hindistan’ın tamamında, Hinduların taptığı birçok tanrı ve tanrıça vardır. Bunların arasında Hinduizm için en önemli olanı; sırasıyla yaratıcı, koruyucu ve yok edici olarak bilinen Brahma, Vişnu ve Şiva üçlemesidir. Brahma’nın pusuladaki dört yöne tekabül eden dört başı vardır. Hayatı ve tüm evreni yarattığına inanılır. Vişnu; doğum ve yeniden doğum devr-i dâimini yöneten koruyucudur. Ayrıca dünyayı kötü güçlerden korumak için çok defa dünyaya geldiğine dair bir inanış vardır. Rama ve Krişna’nın, Vişnu’nun tecessüm etmiş (cismaniyet kazanmış, bir bedene girmiş) hâli olduğu düşünülür. Genellikle boynuna sarılı bir kobra yılanı ile görülen Şiva; tüm kötülükleri yok eder ve birçok tecessümü vardır. Görülemeyen tanrılar, tanrısal güçleri simgeleyen birçok imge ve putlarla temsil edilir. Birçok put, tanımsız güzelliğe ve ihtişama sahip süslü tapınaklarda korunur. Hint tanrıları; tapınaklarda, karla kaplı tepelerde, nehirlerde, okyanuslarda ve Hintlerin zihinlerinde ve kalplerinde canlıdır.

İslam

İslam Hindistan’da 8. yüzyılın başlarında Arap tüccarlar aracılığıyla girdi, fakat gerçek etkinliğini 12. yüzyılda kazandı. Hindistan’ın Müslümanlaşması büyük çoğunlukla Türklerle olmuştur. İlk olarak Gaznelilerle başlayan Türk-İslam Devletleri zinciri Tuğluklular, Lodiler, Delhi Türk Sultanlığı ve son olarak Babür İmparatorluğu’yla 1858 senesinde sona ermiştir. İngilizlerin Babür devletini ortadan kaldırmasıyla Hindistan’daki 9 asırlık Türk-İslam hükümdarlığı da sona ermiştir. Türk sultanları içinde Gazneli Mahmut, Babür Şah, Ekber Şah en meşhur olanlarıdır. 17. asırda Hindistan’da yaşamış olan İmâm-ı Rabbânî Ahmed el- Farukî El Serhendi İslam’ın yayılmasında ve doğru bir şekilde yaşanmasında fazlasıyla etkili olmuştur. Yine bu dönemden önce de Türkistanlı alimlerin ve talebelerinin İslam’ın yayılmasında büyük katkıları olmuştur. Bunlardan en çok akla gelenleri Hoca Ahmed Yesevi, Muhammed Bahaüddin Nakş-ı Bend ve Abdülkadir Geylani’dir. Hinduizmin dalları olarak ortaya çıkan Budizm, Jainizm ve Sihizm’in aksine İslam’ın anlayışları, gelenekleri ve dini pratiği bu inanca mahsustur ve evrensel kardeşliği ve her şeye gücü yeten Allah’a teslimiyeti öngörür. 12. yüzyılda Müslüman akınları ve 16. ve 17. yüzyıllardaki Babürlü Türk idaresi Hindistan’da İslamiyet’in yayılışında etkili olmuştur. İslam’ın evrensel sevgi ve barışa yönelik mesajı daha sonraları tasavvuf ehlinin yardımlarıyla da yayılmıştır. Kabir ve Nanak gibi tasavvuf ehillerinin yaymış olduğu kardeşlik ruhu Hindistan’daki katı kast sisteminin çözülmesinde yardımcı olmuştur. İki inancın karşılıklı iletişimi hayatın ve kültürün her alanında Hindu ve İslami unsurların bir sentez oluşturmasını sağlamıştır. Günümüzde de 138 milyonla dünyanın 3. büyük Müslüman topluluğu Hindistan’da yaşamaktadır.

Sihizm

Ulaşımda  ölüm yolculuğu

,hindistan Ulaşım

Sihizm olarak geçen Sıkh Dini; Hindistan ‘da takriben 1500 ‘lü yıllarda doğmuştur. Günümüz Hint Yarımadası ‘nda diğer dinlere nazaran daha aktif ve uzlaşmaz tutumu ile gündemde kalmaya çalışan Sıkh Dini, Hint Felsefesi’nden kaynaklanan Maya ve Nirvana tasavvurlarını benimsemiş olmakla tanınmıştır. Sihizm, günümüzde Hindistan’ın dini ve siyasi hayatında önemli yerini korumaktadır.

Hristiyanlık

Hristiyanlığın Hindistan’a Güney Hindistan’da bir müddet kalan ve büyük ihtimalle de orada ölen havarilerden Thomas ile geldiğine inanılır. Fakat ülkeye gelen ilk misyonerin Bartholomeo olduğunu düşünenler de vardır. Tarihi bilgilere göre Hindistan’daki misyoner etkinlikler 1544 yılında Francis Xavier’in gelişiyle başladı. Onu başta Portekiz’den, daha sonra da Danimarka, Hollanda, Almanya ve İngiltere gibi ülkelerden gelen misyonerler izledi. 18. ve 19. yüzyıllarda hem Katolik hem de Protestan misyonerler Hristiyan öğretilerini yaydılar. Bugünkü Hindistan toplumu üzerindeki modern etkilerde Hristiyanlığın payı da vardır. Hristiyan misyonerler tüm ülkede okullar ve kolejler açarak inanç ve iyi niyet mesajları yaydılar. Hristiyanlık ve öğretileri Mahatma Gandi de dahil olmak üzere birçok aydını ve düşünürü etkilemiştir. Bugün Hindistan’da 30 milyon kadar değişik mezheplerden Hristiyan vardır.

Budizm

Orta Yol Budizm, Hinduizmin bir kolu olarak ortaya çıkmış fakat zamanla tüm Asya’da yaygın hale gelmiştir. Bu inancın kurucusu Gautama Buddha’nın kişiliği ve öğretileri Japonya, Çin ve Asya’daki milyonlarca insanın hayatını aydınlatmıştır. Budizm ile Hinduizmin temel öğretileri arasında güçlü bir benzerlik vardır. Budizm devamsızlık ilkesi veya kanunu üzerine kurulmuştur. Buna göre, bazı şeyler diğerlerinden daha uzun sürse de, her şey değişime tabidir. Budizmin diğer temel ilkesi hiçbir şeyin tesadüfen meydana gelmediğini ileri süren sebep kanunudur. Tüm olayların meydan gelişlerindeki etken doğa güçlerinin yanında karmadır. Yok edilemez ruh ve yeniden doğum devr-i daimi kavramları bu iki temel felsefeden kaynaklanmaktadır. Buda, aşırı rahat düşkünlüğü ve her şeyden uzak durma iki uç nokta arasında dengeli ve ahenkli bir hayat tarzı olarak Orta Yol’u savunmuştur. Budizm dört Asil Gerçeğe dayanır: 1. Istırap evrenseldir, 2. Istırabın sebebi hırs ve aşırı arzudur, 3. Istırabın üstesinden gelinebilir ve önlenebilir, 4. Arzulardan sıyrılmak ıstırapları yok edebilir. Istırabı önlemek için kişi aşırı arzularına galip gelmelidir ki bu nirvanaya ulaşmayı ve aydınlanmanın tamamlanmasını sağlar.

Demografi

Hindistan 1,2 milyar nüfusu ile dünyadaki en büyük ikinci ülkedir. Son 50 yılda tıbbi gelişmeler, tarımsal verimlilik ve Yeşil Devrim nedeniyle Hindistan’da büyük bir nüfus artışı olmuştur. Hindistan’da kentsel nüfus 1991-2001 arasında %31,2 artarak çok büyük bir artış göstermiştir. 2001 yılında yapılan sayıma göre Hindistan nüfusunun %70’i kırsal kesimde, 285 milyon Hindistanlı ise kentlerde yaşıyor. Bombay, Delhi ve Kalküta Hindistan’ını en büyük üç şehridir. Hindistan’da okuryazarlık oran kadınlarda %53,7, erkeklerde %75,3 toplam nüfusta ise 64,8’dir.

Fiziki Yapı

Hindistan Bölgeleri

Hindistan Fiziki yapı bakımından üç ayrı bölüme ayrılır. Bunlar Dekkan Platosu, Ganj Ovası ve Himalayalar bölgesidir.

1. Dekkan Platosu: Hindistan Yarımadasının güneyinde, doğu ve batısı Gat Dağları ile çevrili 600-800 m yükseklikte bir platodur. Gat Dağlarından dolayı denizin tesirinden uzaktır. Dekkan Platosu, ülkeyi ikiye ayıran Vindiya Dağları ile Ganj Ovasından ayrılır.

2. Ganj Ovası: Himalaya Dağlarından doğan Ganj Nehrinin ve kollarının suladığı çok verimli bir ovadır. Alüvyonlarla örtülü olup, Brahmaputra Nehri ve Ganj Nehrinin deltası da bu ovaya aittir. Bu ovanın genişliği yaklaşık olarak 320 kilometredir.

3. Himalayalar Bölgesi: Kuzeyde 2400 km uzunluğunda, Hindistan’ı Tibet Yaylasından ayıran ve tarih boyunca istilalara engel teşkil eden tabii bir duvardır. En yüksek yeri Everest Tepesidir (8882 m). Himalaya Dağları Hindistan’ın kuzey sınırını çizer. Çok yüksek olan bu dağlar ancak, Muztag, Karakurum ve Hayber gibi yerlerden geçit verir.

Kuzey Hindistan Dağları

Dağları: Kuzeyde Himalayalar, doğuda Doğu Gatlar, batıda Batı Gatlar ve ortada Vindiya Dağları bulunur. Himalayaların Hindistan sınırları içindeki en yüksek noktası 7817 m ile Nanda Devi Dağlarıdır.

Akarsuları: En önemli nehirleri Ganj, Brahmaputra, Narbada, Godavari, Krişna ve İndus’un bir kısmıdır. Ganj ve Brahmaputra en büyük nehirleridir. Brahmaputra 2900 km uzunluğundadır. Bu iki nehrin suları bazı bölgelerde ulaşıma elverişlidir. Ganj Nehri, Hindularca kutsal sayılır.

Gölleri: Sonbahar ve Kuç Yarımadasındaki küçük göllerden başka birkaç göl vardır. Bunlar da önemsizdir.

İklim

İklim

Bütünüyle Ekvator’un kuzeyinde kalan Hindistan, sıcak bölge içerisindedir. Ovalık bölgeler yıl boyunca nemli ve sıcak olur. Hindistan ikliminin başlıca özellikleri musonlar, alize rüzgarları, sıcaklık ve düzensiz yağışlardır. Hindistan’da yazlar yağışlı, kışlar ise kurak geçer. Aylık sıcaklık ortalaması 25-35°C arasında değişir. 4500-5000 m yüksekliklerde karlarla örtülü bölgeler bulunur.

Muson rüzgarlarının getirdiği yağmurlar bölgelere göre değişmektedir. Dağlık bölgelerde yağış ortalaması 508 milimetreyi bulur. Bu ortalama Tar Çölünde 254 mm, Assam’da 10.000 mm, Dekkan’da 254 mm, Batı Gatlarda ise 5000 milimetreyi bulur.

Tabii Kaynaklar

Bitki örtüsü ve hayvanlar: Tabii kaynaklar bakımından dünyanın en zengin ülkelerinden biridir. Ülke topraklarının % 22’si ormanlıktır. Özellikle Himalaya etekleri sık ormanlıktır. Himalaya eteklerindeki ormanlar yapraklarını dökmezler. Bunlar palmiyeler, liyanlar, meşe, bambu ve defne ağaçlarından meydana gelmiştir. Dekkan’ın kuzeydoğusu ile Ganj Ovasında büyük ormanlar bulunmaktadır. Bu ormanların ağaçları kurak mevsimde yapraklarını dökerler.

Hindistan’ın dağlık bölgeleri ve balta girmemiş ormanları; her çeşit vahşi hayvanlar, nesli tükenmek üzere olan kuşlar ve dünyada pek nadir görülen hayvan çeşitlerine sahiptir. Kaplan, pars, arslan gibi yırtıcı hayvanlar bulunmaktadır. Kurt, ayı, yaban kedisi ve tilki gibi vahşi hayvanlara bolca rastlanmaktadır. Fil, misk geyiği, maymun, timsah, kertenkele, akrep, çeşit çeşit yılan cinsleri ve her nevi kuş cinsleri mevcuttur.

Madenler: Hindistan madenler bakımından bir hammadde deposu olup, tarih boyunca milletleri kendisinin üzerine çekmiştir. Dünya demir rezervlerinin% 25’ine, mika rezervlerinin % 80’ine sahiptir. Boksit rezervi bakımından dünyanın ikinci ve manganez rezervi bakımından da üçüncü ülkesidir.

Hindistan’da çıkarılan diğer yeraltı madenleri krom, kurşun, kömür, altın, gümüş, bakır, uranyum, titanyum ve petroldür. Ayrıca kireçtaşı ve amonyum sülfatlı gübre ile betonarme ve sıvı alçı için lüzumlu alçıtaşı, Rayasthan ve Gucerat bölgelerinde çıkarılır. Hindistan, elmas ve zümrüt bakımından da dünyanın sayılı ülkelerinden biridir.

Ekonomi

Tarım

Tarım

1945’te bağımsızlığa kavuştuktan sonra ekonomik yönden planlı ve hızlı bir şeklide gelişmiştir. Fakat çok artan nüfus, refah seviyesinin yükselmemesine ve kişi başına düşen milli gelirin düşük olmasına sebebiyet vermektedir. Hindistan’ın iş gücünü meydana getiren nüfusun % 80’i tarımla, % 10’u endüstri ile uğraşır.

Sanayii: Milli gelirin 1/5’ini imalatçılık ve madencilik teşkil eder. Petrol ve kimya ürünleri kısmen kendi tüketimi için kafidir. Ortalama çelik üretimi 9,5 milyon, demir filizi üretimi ise 40 milyon tondur. Hindistan’da bugün Damador Vadisinde 5 milyar ton kömür rezervi, Madras’da 2 milyar ton linyit rezervi, Assam bölgesi civarında ise 5 milyon ton petrol rezervi bulunmaktadır. Ortalama yıllık kömür üretimi 123 milyon, petrol üretimi 19 milyon ton, boksit üretimi 1.740.000 ton civarındadır. Manganez üretiminde dünyada üçüncü sırayı almaktadır. Maden kaynakları bakımından oldukça zengin olan Hindistan’da alüminyum, krom, petrol, mika, kalay, çinko, kurşun, bakır ve altın çıkarılır.

Kalküta ve Bombay bölgesi pamuklu tekstil, jüt, gıda maddeleri ve kimya endüstrisi alanları ile gelişmiştir. Hindistan’da sanayi iki kolda ilerlemiştir. Bunlar pamuklu ve jütlü dokumacılık ve maden çıkarmadır. Makina endüstrisi alanında; vagon, lokomotif, gemi tezgahları ve otomobil fabrikaları vardır.

Hindistan’ın elektrik üretimi yaklaşık 112 milyar kws’dır. Nükleler enerji hususunda dünyanın en büyük uranyum ve toryum rezervlerine sahib olduğu için nükleer santralleri bulunmaktadır. Hindistan’ın büyük sanayi merkezleri; Bombay, Kalküta, Ahmedabad, Madras, Bangalore, Delhi, Jodhpur, Bhopol, Manharpur, Nagpur, İndore ve Srinagar bölgeleridir.

Tarım: Hindistan halkının 3/4’ü tarımla uğraşmaktadır ve gelirlerin yarısı tarımdan sağlanır. Hindistan topraklarının yarısında ekim yapılmaktadır. Tarım topraklarının % 80’ine tahıl ekilmektedir. Malabar ve Kromandel kıyılarında pirinç, şekerkamışı yetiştirilmektedir. Kuzeyindeki Ganj Ovası ve Bengal Körfezi kıyıları çok verimli topraklar olup, her nevi ürün alınmaktadır. Hindistan çay, susam, mercimek, yerfıstığı ve nohut üretiminde dünyada birinci sırayı; pirinç, şekerkamışı, soğan, keneotu ve hindkeneviri üretiminde ikinci sırayı almaktadır.

Bunların yanında buğday, arpa, keten, tütün, portakal, mısır, patates ve elma yetiştirilmektedir. Ayrıca her cins baharat, pamuk, kahve ve haşhaş üretilir.

Balıkçılık:
Hindistan, 4800 kilometrelik sahil şeridi, iç sularla birlikte sığ bölge olarak yaklaşık 260.000 km2lik alanda balıkçılık potansiyeline sahiptir. Fakat yılda ortalama iki milyon ton gibi cüz’i mikdarda balık avlanmaktadır.

Hayvancılık: Hindistan hayvancılık bakımından oldukça zengindir. Dini inanışlarından dolayı sağda solda serbestçe gezinen inek, öküz ve mandalardan yeterli şekilde faydalanılamaz. Sadece güçlerinden ve sütlerinden sınırlı ölçüde fayda sağlanabilmektedir. Sığır, tavuk, koyun, eşek, keçi, manda beslenmektedir.

Ormancılık: Ülke topraklarının % 22’si ormanlıktır. Ormanlardan kerestenin yanında ağaç zamkı, reçine, ilaç hammaddesi de elde edilmektedir.

Ticaret: Ticaretinin büyük kısmını, ABD, AET ülkeleri, İngiltere, Japonya ve Almanya ile yapmaktadır. Tekstil ürünleri, madenler, çay, bazı tarım ürünleri, pamuklu ve jütlü dokuma ve hindkeneviri başlıca ihraç ürünleridir. Besin maddeleri, makina ve aletler, sanayi hammaddeleri, motorlu araçlar ve buğday ithal etmektedir. Dış yardımlar sayesinde ekonomisini geliştirmektedir. İhracatının % 17’sini ABD’ye yapmakta ve ithalatının % 23’ünü ABD’den karşılamaktadır.

Ulaşım: Deniz ulaşımı iyi durumdadır. 8 büyük, 150 küçük liman vardır. Demiryolu ulaşımı bakımından dünyanın dördüncü ülkesidir. Toplam demiryolları 61.810 km, karayolları 1.772.000 km kadardır. İç su yolları ise 16.810 kilometredir. Ülkede 95 kadar havaalanı vardır.Hindistan Hava Yollarına ait uçaklar beş kıtaya uçuş yapmaktadır.

Hint mutfağı

Hint Mutfağı

Hint mutfağı, genellikle bol baharatlı yemeklerden oluşan bir mutfaktır.

Tatlıdan tavuğa kadar tüm yemekler baharatlıdır. Tatlılar tarçın ağırlıklı ve tavuklar köri ağırlıklıdır. Hinduluk dini sebebiyle fazla dana eti kullanılmaz. Tavuk eti ağrlıktadır. Aslında köri denilen bir baharat yoktur. "Köri"ler yemeğe göre değişiklik sergilemektedir. Örneğin bir tavuk ya da bir sebze yemeğinin "köri"si farklı olabilir. Hindistan’da bir restorana gidip Köri isterseniz kimse bir şey anlamaz. Genelde yemeğin sosunda "gravy" ya da "köri" denilmektedir. Diğer bütün yemekler gibi bunun adı bölgeden bölgeye değişebilmektedir.

Kuzey Hint mutfağı : Pencap mutfağı ile Babür saray mutfağının etkisi görülmektedir. Chapati, Naan ve Roti gibi ana yemekleriyle birlikte Dahi (yoğurt), Panīr (peynir) ve Ghee (tereyağı) gibi süt ürünleri, baharat olarak Kimyon, Kişniş, Tarçın ve Kakule kullanılmaktadır.

Güney Hint mutfağı : Kuzey Hint mutfağına göre daha vejetaryendir. Baharat miktarında azalma olmasına rağmen acı seviyesi daha yükselmektedir. Kuzey Hint mutfağına göre pirinç tüketimi fazla olmakla beraber, ekmeğin yerine daha çok pilav almaktadır.

Hindistan’daki Türk Büyükelçiliği

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın