Cennet ve cehennem yaratılmış mıdır? Yaratıldıysa yeri nerededir?

[KBASLIK] Cennet ve cehennem yaratılmış mıdır? Yaratıldıysa yeri nerededir? [/KBASLIK]
[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/Cennet-ve-cehennemi-dünyada-yaşatmak.jpg] Cennet ve cehennem yaratılmış mıdır? Yaratıldıysa yeri nerededir? [/KRSAG]Ehl-i sünnet inancına göre cennet ve cehennem yaratılmışlardır ve şu an mevcuddurlar.[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)](1)[/COLOR][/B]

Kur’an’ın ifadesine göre, [B]cennetln genişliği yer ve gök arası kadardır.[COLOR=rgb(184, 49, 47)](2)[/COLOR][/B] Yine Kur’an’ın ifadesine göre [B]cennet müttekılere[/B],[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)](3)[/COLOR][/B] [B]cehennemse kâfirlere[COLOR=rgb(184, 49, 47)](4) [/COLOR][/B]hazırlanmıştır. Her ikisi de Miraç gecesi Peygamberimize (s.a.v.) gösterilmiştir.[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)](5)[/COLOR][/B] Olmayan bir şey sakinleri için hazırlanabilir ve gösterilebilir miydi?

Ayrıca [B]cennetin varlığı Âdem kıssasıyla[/B] da sabit olmakta, [B]cehennemin halen mevcudiyeti de onunla kıyaslanmaktadır.[COLOR=rgb(184, 49, 47)](6)[/COLOR][/B]

Cennetin yukarıda arşın altında, cehennemin aşağıda yerin altında[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)](7)[/COLOR][/B] olduğunu söyleyenler olmuş ise de kesin şuradadır, demek mümkün olmamıştır. Her ne kadar Sevgili Peygamberimiz (s.a.v)[B] “Evimle minberimin arası cennet bahçelerinden bir bahçedir.”[COLOR=rgb(184, 49, 47)](8) [/COLOR][/B]buyurmuş ise de bunu, her şeyden önce Kendisini ve kabr-i şeriflerini ziyaretin önemi ve fazileti noktasında söylenmiş bir hadis olduğu şeklinde anlamamız lazım geldiğine inanmaktayız.

Bununla beraber kıyametin kopup, yerin başka bir mahiyet almasından sonra cennetin, hadiste işaret edilen yerde veya o yerin doğrultusunda a’la-i ılliyyinde olabileceği de ihtimalden uzak görülmemelidir.

[B]Bediüzzaman’a Göre Cehennemin Yeri[/B]

Bediüzzaman, [B]“De ki: her şeyin bilgisi Allah katındadır.”[COLOR=rgb(184, 49, 47)](10) [/COLOR]“Gaybı Allah’dan başka kimse bilmez.”[COLOR=rgb(184, 49, 47)](9)[/COLOR][/B] mealindeki âyetleri dersinin başına koyduktan sonra [B]“Cehennem nerededir?” [/B]diye bi soru sorar.

Cehennemin yeri bazı rivayetlerde “yerin altı”denilmiştir. Yer küresi, yıllık hareketiyle ileride haşir meydanının etrafında bir daire çiziyor. Cehennem ikidir. Biri küçük cehennem, diğeri de büyük cehennemdir. Küçük cehennem büyük cehennemin çekirdeğidir. İleride küçük cehennem büyük cehenneme inkılab edecek ve büyük cehennemden bir menzil olacaktır.

Küçük cehennem yerin altında, yani merkezindedir. Çünkü kürenin altı merkezidir. Coğrafya alimlerince bilinmektedir ki, her otuz üç metre kazıda bir derece sıcaklık artar. Yerin yarı çapı altı bin küsur kilometre olduğuna göre, merkeze kadar bu sıcaklık iki yüz bin dereceyi bulur… Bu ateş, dünya ateşinden iki yüz defa daha şiddetlidir. Küçük cehennem, büyük cehenneme ait bir çok görevleri dünyada ve berzah âleminde yapmıştır. Âhiret âleminde ise yer küre, sakinlerini yıllık hareketiyle etrafında daire çizdiği haşir meydanına döker. Tabii ki içindeki küçük cehennemi de büyük cehenneme teslim eder. Mu’tezilenin bazı imamları[B]: “Cehennem sonradan yaratılacaktır.”[/B] demiş olsalar da onların bu sözleri yanlıştır. Cehennem yaratılmıştır. Fakat hal-i hazırda tamamiyle inbisat ve sakinlerine tam münasip bir tarzda henüz inkişaf etmemiştir.

Kaldı ki gayb perdesinin içindeki ahiret âlemine ait menzilleri bu dünya gözümüzle görmek ve göstermek için ya kâinatı küçültüp iki vilayet şekline getirmeli, ya da gözümüzü büyütüp yıldızlar gibi gözlerimiz olmalıdır. İkisi de şu an mümkün olmadığına göre öyleyse âhiret âlemine ait menzilleri de, bu dünya gözümüzle görmek mümkün olmayacaktır. Fakat bazı rivayetlerin işaretiyle ahiretteki cehennemin bu dünyamızla münasebeti vardır. Mesela, yazın şiddetli sıcaklığına [B]“min feyhi cehennem” [/B]yani [B]“cehennemin kaynamasındandır” [/B]denilmiştir.

[B]Sözün özü: [/B]Cehennemin yerini tesbit noktasında Bediüzzaman’ın görüşlerni şu şekilde özetleyebiliriz:

[B]1. [/B]Kadîr- i Zülcelâl’in mülkü çok geniştir. Allah’ın hikmeti nereyi uygun görmüş ve göstermişse büyük cehennem oraya yerleşir.

[B]2. [/B]Büyük cehennem, yerin yıllık dönüşünün çizdiği dairenin altındadır. Bu cehennem, kimi zaman yerin merkezindeki küçük cehenneme görevlerini yaptırmıştır.

[B]3. [/B]Yerin merkezindeki küçük cehennem, büyük cehennemin çekirdeğidir. Hikmetli Yaratıcı, dağ gibi koca bir ağacı, tırnak gibi bir çekirdekte sakladığı ve vakti geldiğinde de çekirdekten ağacı çıkardığı gibi; yer kürenin kalbindeki küçük cehennem çekirdeğinde de büyük cehennemi saklar ve vakti geldiğinde de ondan büyük cehennemi çıkarır.

[B]4. [/B]Cennet ve cehennem hilkat ağacından ebediyyet tarafına uzanıp eğilerek giden bir dalın iki meyvesidir. Meyvenin yeri ise dalın en uç noktasıdır. Hem kâinat silsilesinin iki neticesidir. Neticelerin yerleri silsilenin iki tarafındadır. Süflîsi, ağırı aşağı tarafında; nurlusu ve ulvisi de yukarı tarafındadır. Hem şu işler selinin ve yerin manevî ürünlerinin iki ambarıdır. Ambarın yeri ise ürünün çeşidine göre, fenası altında, iyisi üstündedir. Hem ebede akan seyyal mevcudatın iki havuzudur. Havuzun yeri ise, selin durduğu ve biriktiği yerdir. Yani pislikleri ve zirzibili aşağıda, temizleri ve güzelleri ise yukarıdadır. Hem lütuf ve kahrın, rahmet ve azametin iki tecelligâhıdır. Tecelligâh is her yerde olabilir. Rahman-i Zülcemal ve Kahhar-i Zülcelâl nerede isterse tecelligâhını orada açar.[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)](11)[/COLOR][/B]

[COLOR=rgb(226, 80, 65)][U][I][B]Dipnotlar:[/B][/I][/U][/COLOR]

[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]1. [/COLOR][/B]Ömer en-Nesefî, Akaidü’n-nesefi, s. 8; Ebü’l- Münteha, Şerhu fıkhi’l- ekber, s.26.
[COLOR=rgb(184, 49, 47)][B]2.[/B][/COLOR] Al-i İmran, 3/133.
[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]3.[/COLOR][/B] Al-i İmran, 3/133.
[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]4.[/COLOR][/B] Bakara,2/24; Al-i İmran, 3/131.
[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]5.[/COLOR][/B] Buharî, Nikâh, 88; Rikak, 16; Tirmizî, Cehennem,11; Ahmed b. Hanbel, IV/429.
[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]6.[/COLOR][/B] TDV İslâm Ansiklopedisi, VII/185.
[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]7.[/COLOR][/B] age., VII/229.
[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]8. [/COLOR][/B]Buharî, fî mescid-i Mekke, 5.
[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]9.[/COLOR][/B] Mülk, 67/26.
[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]10.[/COLOR][/B] Neml, 27/65.
[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]11. [/COLOR][/B]Daha geniş bilgi ve orijinali için bk.Nursî, Said, Mektubat, s.8-10.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Cennet’in tabakaları

[B][SIZE=5][COLOR=rgb(41, 105, 176)]Cennet’in tabakaları[/COLOR][/SIZE][/B]

İbn Abbâs (r.a.)’dan gelen bir rivayette, Cennetin yedi tabakası olduğu haber verilmektedir. Bunlar, [I]Firdevs, Adn Cennet’i, Nâim Cennet’i, Daru’l-Huld, Me’va Cennet’i, Daru’s-Selâm ve İlliyyûn[/I]’dur. Bu tabakalardan her birinde, müminlerin yaptıkları iyi işler karşılığında girecekleri veya yükselecekleri derece veya mertebeler vardır.

[B]İslâm literatüründe cenneti ifade etmek üzere kullanılan isimleri ve cennet tabakalarını şu şekilde sıralamak mümkündür:[/B]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/cennet2.jpg[/TBR]
[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]1. Cennet: [/COLOR][/B]Ebedî saadet yurdunu ifade etmek üzere Kur’an’da, çeşitli hadislerde ve diğer İslamî eserlerde yer alan isimler içinde en çok kullanılan, içindeki bütün mekân ve imkânları kapsayacak şekilde muhtevası geniş olan bir terimdir. [I]Kur’an’da [B]yüz kırk yedi [/B]yerde geçmektedir.[/I] İslam literatüründe ebedî saadetle ilgili vaadler, özendirici anlatım ve tasvirler genellikle cennet ismi etrafında yoğunlaşmıştır. Diğer isimler tekil olarak kullanıldığı halde, cennetin çok sayıdaki ayette çoğul şekliyle de [B](cennât)[/B] yer alması, saadet yurdunun belli bir bölgesinin değil; tamamının adı olduğunu gösterir.

[COLOR=rgb(184, 49, 47)][B]2. Cennetü’n-Naîm: [/B][/COLOR]On üç ayette geçmektedir. Arapça’da[I] “refah, huzur, mutlu hayat”[/I] anlamına gelen nimet kelimesinden daha kapsamlı bir muhtevaya sahip olan [B]naîm,[/B] insana mutluluk veren maddî ve manevî bütün güzellikleri ifade etmektedir. Buna göre [I][B]cennâtü’n-naîm; [/B]mutluluklarla dolu cennetler [/I]manasına gelir.

[QUOTE][B]”Beni cennetü’n-naîmin vârislerinden kıl.”[/B] [I](Şuarâ, 26/85) [/I][/QUOTE]

[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]3. Adn cenneti:[/COLOR][/B] En belirgin anlamı ile [I]ikamet etme, ikamet edilen yer [/I]demek olan adn, on bir ayette kullanılmıştır. Adn’in, cennetin belli bir bölümünün adı olduğu veya çoğul şeklinde kullanılışına bakarak, onun tamamını ifade eden bir isim olduğu anlaşılır.

[QUOTE][B]”Şüphesiz ki, iman edenler ve güzel amel işleyenler yok mu, işte onlar mahlukatın en hayırlısıdır. Onların Rableri katındaki mükâfatı, zemininden ırmaklar akan, içinde devamlı olarak kalacakları Adn cennetleridir. Allah onlardan râzı olmuş, onlar da O’ndan râzı olmuşlardır. Bu, Rabbinden korkan O’na saygı gösterenler içindir.”[/B][I] (Beyyine, 98/7-8)[/I] [/QUOTE]

[COLOR=rgb(184, 49, 47)][B]4. Firdevs:[/B] [/COLOR]Özellikle, içinde [I]üzüm bulunan bağ bahçe[/I] anlamına gelir. İki ayette geçer. Firdevs, cennetin tamamını ifade eden bir isim olabileceği gibi, onun ortası, en yüksek ve en değerli bölgesinin özel adı da olabilir.

[QUOTE][B]”Şüphesiz, iman edip güzel amel işleyenler için barınak olarak Firdevs cennetleri vardır.”[/B] [I](Kehf, 18/107) [/I][/QUOTE]

[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]5. Hüsnâ: [/COLOR][/B]İyilik yapanlara Allah tarafından daha büyük bir iyilikle karşılık verileceğini, ayrıca buna bir de ilave (ziyade) yapılacağını ifade eden Yunus 26. ayetindeki hüsnâ (daha güzel, daha iyi, en güzel, en iyi) kelimesinin cennet anlamına geldiği müfessirlerin büyük çoğunluğu tarafından kabul edilmiştir. Ayetteki “ziyade”den maksat da, cennetten Allah’ı görme şerefine nail olmaktır.

[QUOTE][B]”Güzel davrananlara hüsnâ [I](daha güzel karşılık)[/I], bir de ziyade/fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir toz [I](kara leke) [/I]bulaşır ne de bir horluk [I](gelir)[/I]. İşte onlar cennet ehlidirler. Ve onlar orada ebedî kalacaklardır.” [/B][I](Yûnus, 10/26)[/I][/QUOTE]

[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]6. Dârüs’s-Selâm:[/COLOR][/B] [I]Maddî ve manevî âfetlerden, hoşa gitmeyen şeylerden korunmuş olma[/I] manasındaki selâm ile dâr/yurt kelimesinden oluşan bu terkip, iki ayette cennetin adı veya tabakası olarak zikredilmiştir. Cennetin esenlik yurdu olduğu şüphesizdir. Gerçek esenliğin ancak cennette bulunabileceği, sonsuz hayatın, ihtiyaç bırakmayan zenginliğin, zillete yer vermeyen şeref ve üstünlüğün, eksiksiz bir sıhhatin sadece orada mevcut olduğu anlaşılır.

[QUOTE][B]”Halbuki Allah, Dârü’s-Selâm’a çağırıyor ve O, dilediği kimseleri dosdoğru bir yola hidayet buyurur.” [/B][I](Yûnus, 10/25) [/I][/QUOTE]

[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]7. Dârü’l-Mukame:[/COLOR] [/B] [I]Asıl durulacak yer, ebedî ikamet edilecek yurt [/I]manasındaki bu terkip de cennete girenlerin Allah’a hamd ve şükür sırasında bulundukları mekân için kullanacakları bir tabir olmalıdır.

[QUOTE][B]”O (Rab) ki lütfuyla bizi Dârü’l-Mukameye / asıl oturulacak yurda [I](cennete) [/I]yerleştirdi. Artık orada bize ne bir yorgunluk dokunacak, ne de orada bize bir usanç gelecektir.” [/B][I](Fâtır, 35/35)[/I][/QUOTE]

[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]8. Cennetü’l-Me’vâ: [/COLOR][/B]

[QUOTE][B]”İman edip güzel amel işleyenlere gelince, onlar için Me’vâ cennetleri vardır.”[/B] [I](Secde, 32/19) [/I][/QUOTE]

[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/cennet.png]Cennet’in tabakaları[/KRSAG]Bu isimlerin dışında, [I]”ev, konak, şehir, ülke” [/I]anlamlarına gelen[B] “dâr” [/B]kelimesi, Kur’an’da [B]dâru’l-huld [/B] (ebediyet / sonsuzluk yurdu), [B]dâru’l-âhire [/B] (âhiret yurdu), [B]âkıbetü’d-dâr, ukbe’d-dâr [/B](dünya yurdunun sonu) terkipleriyle cennet anlamında kullanılmıştır.

Her ne kadar İbn Abbâs Cennet’in tabakalarını yedi ile sınırlandırmışsa da, ayetlerden anlaşıldığına göre, Cennet’in bir çok tabakası vardır. Burada İbn Abbâs’ın haber verdiği ve ayetlerde adları geçen Cennet tabakaları, Cennet’in en yüksek tabakalarıdır. Çünkü bu tabakalarda da bir çok tabaka vardır. Nitekim Allah Teâlâ’nın [B]”Nâim Cennetleri”[/B] veya [B]”Firdevs Cennetleri”[/B] şeklindeki çoğul ifade eden ayetleri buna delildir. Ayrıca Ümmü Hârise Hadisinde bu gerçek Hz. Peygamber (asm)’in dilinden ifade olunmuştur. Ümmü Harise Bedir’de şehit olan çocuğu hakkında Hz. Peygamber (asm)’den bilgi almak üzere gelmiş ve ona Rasûlullah bir çok Cennet olduğunu belirterek, çocuğunun da [B]”Firdevs-i Â’lâ’da” [/B]olduğunu söylemek suretiyle teselli etmiştir[I] [Mansur Ali Nâsıf, et-Tâcü’ el-Câmi’ li’l-Usul, fi Ahadisi’r-Rasûl, İstanbul (t.y.), V/4033].[/I]

Nitekim Müslim’in Ebû Sâid el-Hudrî’den rivayet ettiği hadiste de, Allah yolunda cihat edenlerin, cihatları sebebiyle Cennet’te yüz derece yükselecekleri, her derecenin arasının ise, yer ile gök arasındaki mesâfe kadar olduğu, Hz. Peygamber (asm) tarafından haber verilmektedir [I](Müslim, İmâre, 116).[/I] Hadiste sözü edilen dereceler konusunda ise şu ihtimaller öne sürülmüştür. Bu dereceleri zahiriyle anlamak mümkündür. Gerçekten söz konusu derecelerin, zahirinden anlaşıldığı üzere, birbirinden daha yüksek menziller (tabakalar) olması muhtemeldir. Buna karşılık, yükseklikten kasdın, Cennet’teki nimetlerin çokluğu, insanın veya bir başka yaratığın hiç aklına bile gelmemiş, gönlünden dahi geçmemiş iyiliklerin büyüklüğü veya çokluğu anlamında olması muhtemeldir. Zira Allah Teâlâ’nın mücâhide lutfettiği iyilik veya cömertlik türleri birbirinden çok farklıdır, birbirinden üstündür. Buna göre, nimetlerin fazilet (üstünlük) konusundaki farklılıkları uzaklık açısından yer ile gök arasındaki mesafe gibidir. Fakat el-Kadî Iyad (544/1149) birinci görüşü tercih etmiştir [I][en-Nevevi, Şerhu Müslim, Kahire (t.y.), XIII/28].[/I]

Yine Buhârî’nin bir rivayetinde Hz. Peygamber (asm), Allah yolunda savaşan mücâhidler için Cennet’te yüz derece (tabaka) hazırlandığını ve iki derecenin arasının yerle gök arası gibi olduğunu haber vermekte ve sözlerine devamla “Allah’dan istediğiniz zaman Firdevs’i isteyin… Çünkü Firdevs, Cennet’in ortası ve Cennet’in en yükseğidir (…). [B]Firdevs’ten Cennet nehirleri doğar” [/B]buyurmaktadır. [I](Buhârî, Cihad 4)[/I]

Aynî,[B] “Firdevs, Cennetin ortasıdır (vasatıdır).”[/B] cümlesini, Cennet’in en iyi yeri veya üstünü (efdali) olarak yorumlar ve bu görüşüne,

[QUOTE][B]”Böylece sizi en hayırlı bir ümmet kıldık.”[/B] [I](Bakara, 2/143)[/I][/QUOTE]

ayetinde geçen [B]”vesetan”[/B] kelimesini delil getirir[I] (el-Aynî, Umdetü’l-Kârî fî Şerhi Sahihi’l-Buhârî, İstanbul 1309, VI/539).[/I] Çeşitli rivayetlerde Firdevs Cenneti’nin güzellikleri dile getirilmiştir.

Diğer taraftan hadiste söz konusu edilen Cennet dereceleri arasındaki mesafelerin çeşitli rivayetlere göre[B] “yüz senelik mesafe”,[/B] [B]”beş yüz senelik mesafe”[/B] şeklinde değiştiğine işaret edelim [I](el-Aynî, aynı yer).[/I]

Bütün bu ayet, hadis ve âlimlerin yorumlarından Cennet’in birçok tabakası olduğu anlaşılmaktadır. Bu tabakalardan bazılarının daha yüce ve nimetlerinin daha güzel veya daha efdal olması sebebiyle isimleri bize bildirilmiştir. Firdevs Cenneti mertebece en yüksek olan Cennet tabakasıdır. [I](Ayrıca bk. et-Taberi, Tefsir, Mısır 1954, XVI/37-38)[/I]

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Türkiye’deki Damlataş mağaraları

Türkiye bulunduğu coğrafi konum ve toprak yapısı ile birçok doğal oluşumlu mağaraya sahiptir. Sahip olduğu bu mağara tiplerinden biri de karstik oluşumlu damlataş mağaralarıdır. Toroslarda, Orta Anadolu’da, Güneydoğu Anadolu’da, Trakya ve kuzeybatı Anadolu’da arazi yapısının da etkisiyle binlerce mağara oluşumlarına rastlanmaktadır. Bu mağaralardan bir kısmı günümüzde gezilebilirken bir kısmı da halen kapalıdır. Türkiye’de gezilebilen, görülmeye değer, hatta dünya literatürüne geçmiş en güzel mağaralardan bazıları…

[KBASLIK]1 – Astım Mağarası / Mersin[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/astim_magarasi.jpg[/TBR]
Akdeniz’in incisi Mersin’inin Silifke ilçesi sınırları içerisinde yer alan karstik oluşum bu mağara oldukça ünlüdür. Cennet – Cehennem çöküğünün yaklaşık 300 metre ilerisinde yer alan bu mağaraya demirden yapılma bir merdivenle inilmektedir. Mağara içindeki tüm galeriler birbirleri ile bağlantılıdır. Galeriler çok ilginç şekilli, parlak, dev sarkıt ve dikitlerle süslüdür. Hatta sarkıtların uçlarından halen sular damlamaktadır. Akan bu damlalarından dolayı mağara zemini oldukça kaygandır. Bu sebeple dikkatli olmanızı öneririz. İyi bir ışıklandırma sistemi olan mağaranın içindeki nemli havanın astım hastalarına iyi geldiğine inanıldığı ve içinde dilek tutulduğundan dolayı buraya Astım – Dilek Mağarası adı verilmiştir. Mağara MüzeKart ile gezilebilmektedir.

[KBASLIK]2 – Ballıca Mağarası / Tokat[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/ballica_magarasi.jpg[/TBR]
Yaklaşık 3,5 milyon yıl önce oluşmaya başlayan Ballıca Mağarası ya da İndere Mağarası, Tokat’ın Pazar ilçesine bağlı Ballıca’da yer almaktadır. Dünyanın en büyük mağaraları arasında gösterilmekte olup 1995’ten bu yana ziyaret edilmektedir. Tıpkı Astım Mağarası gibi buranın da astım ve nefes darlığı çeken hastalara iyi geldiği bilinmektedir. Sarkıt ve dikitlerden oluşan bu doğa harikası mağaranın değişik yerlerinde bulunan cüce yarasalar da görülmeye değer canlılar arasında gösterilmektedir. Birbirine bağlı beş kat ve sekiz galeriden oluşan Ballıca Mağarası’nın yıl içindeki ortalama sıcaklığı 18 derecedir. Bu mağarada MüzeKart geçmemektedir. Sadece nakit para ile içeriye giriş vardır.

[KBASLIK]3 – Dupnisa Mağarası / Kırklareli[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/dupnisa_magarasi.jpg[/TBR]
Kırklareli’nin Demirköy ilçesinin Sarpdere Köyü sınırları içerisindeki bu kireçtaşı mağara, iki kattan ve üç girişten oluşmaktadır. Üst bölümde bulunan bu kuru mağaralardan biri Kız Mağarası diğeri ise Kuru Mağara’dır. Bu mağaralar gelişimini tamamlamıştır. Bu mağaraların 50-60 m aşağısında ise Sulu Mağara yer almaktadır. Kuru Mağara’nın 200 metresi, Sulu Mağara’nın da 250 metresi gezilebilmektedir. Kız Mağarası ise 15 Kasım – 15 Mayıs tarihleri arasında ev sahipliği yaptığı yarasaların üreme mevsimi olması nedeniyle ziyarete kapatılmaktadır. MüzeKart geçemeyen mağaraya nakit para ile girebilirsiniz.

[KBASLIK]4 – Oylat Mağarası / Bursa[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/oylat_magara.jpg[/TBR]
Yeşil Bursa’nın İnegöl ilçesi sınırı içinde bulunan mağarada iri bloklar halinde dev sarkıt ve dikitler bulunmaktadır. Bağlantılı iki kattan oluşan mağaranın girişinden büyük salona kadar dar galerilerden geçilmektedir. Geçilen bu bölümde damlataş havuzları, dev kazanları dikkat çekmektedir. Mağaranın kalan kısmında büyük çöküntü salonu vardır. %90 nem oranına sahip mağaranın astım ve bronşit hastalarına iyi geldiği bilinmektedir. MüzeKart ‘ın geçersiz olduğu bu mağaraya nakit para ile giriş vardır.

[KBASLIK]5 – Cüceler Mağarası / Antalya[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/cuceler_magarasi.jpg[/TBR]
Antalya’nın turistlik ilçesi Alanya’ya bağlı Demirtaş sınırları içinde yer alan mağara, doğal oluşumundan çok hikayesi ile dikkat çekmektedir. Rivayete göre; Osmanlı döneminde burada yaşayanlar, sahip oldukları küçükbaş hayvan başına toplanan vergiyi vermemek için yetkililer köye geldiğinde keçilerini ve koyunlarını bu mağaraya saklarlarmış. Mağaranın girişi seyir terasından izlenebilen muhteşem vadi manzarası ile başlamaktadır. 2012 yılında ziyarete açılan ve 6 galeriden oluşan mağaradaki toplam yürüyüş mesafesi 155 metre kadardır. Gezilebilen her noktasında doğanın gücünü hissedeceğiniz sarkıt ve dikitler vardır. Nakit para ile giriş vardır. MüzeKart geçersizdir.

[KBASLIK]6 – Aynalıgöl Mağarası / Mersin[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/aynaligol_magarasi.jpg[/TBR]
Aynalıgöl Mağarası diğer adıyla Gilindire, bölgede yaşayan bir çoban tarafından tesadüfen bulunmuştur. Mersin’in Aydıncık ilçesinin Sancak Burnu ile Kurtini Deresi arasında yer alan mağarada bir de göl vardır. Yapılan analize göre göl sularının ilk 10 metresi tatlı su olup 10 metreden aşağısı tuzlu sudan oluşmaktadır. Gölde profesyonel dalgıçlar özel ekipmanlarla dalış yapabilmektedir. Mağaradaki, bu harika gölün bir diğer özelliği de sarkıt ve dikitlerin gölün içerisinde de devam etmesidir. Girişi denize bakan mağaraya denizden ve karadan giriş mümkündür. Nakit para ile mağara gezilebilmektedir. MüzeKart geçersizdir.

[KBASLIK]7 – Karain Mağarası / Antalya[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/karain_magarasi.jpg[/TBR]
Yurdumuzun en büyük doğal oluşum mağaralarından biri olan Karain, Antalya’da yer almaktadır. Mağarada yapılan kazılarda, bölgenin günümüzden 500.000 yıl kadar önce yerleşim merkezi olarak kullanıldığı saptanmış ve Türkiye’nin içinde insan yaşamış en büyük mağarası olarak da kayıtlara geçmiştir. Mağara kazısından çıkarılan buluntular mağaranın hemen yakınındaki Karain Müzesi’nde ve Antalya Müzesi’nde sergilenmektedir.

[KBASLIK] 8 – Karaca Mağarası / Gümüşhane[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/karaca_magarasi.jpg[/TBR]
Karaca Mağarası, Gümüşhane’nin Torul ilçesine bağlı Cebeli Köyü sınırları içerisinde, denizden 1550 metre yükseklikteki doğal oluşumlu bir mağaradır. Mağarada; damlataşı şekilleri, sarkıtlar, dikitler, sütunlar, org desenli duvarlar, mağara çiçekleri, mağara incileri ve traverten basamakları gibi birçok doğa harikası bir arada yer almaktadır. Mağara içindeki havanın astım ve birçok solunum hastalığına iyi geldiği de söylenmektedir.

[KBASLIK]9 – Yalan Dünya Mağarası / Antalya[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/yalan_dunya_magarasi.jpg[/TBR]
Antalya’nın Gazipaşa ilçesi Beyrebucak Köyü’nün ev sahipliği yaptığı mağaranın efsaneleşmiş bir de aşk hikayesi bulunmaktadır. Mağara girişi biraz dardır. Ancak aşağıya doğru inildikçe büyük bir koridor ziyaretçileri karşılar. Muhteşem bir oluşuma sahip sarkıtlar, dikitler ve sütunlar ise mağaranın girişinden itibaren başlamaktadır. Mağaranın en ilginç yapısı ise milyonlarca yıl boyunca su damlacıklarından oluşan 10 metre çapındaki sütundur.

[KBASLIK]10 – Damlataş Mağarası / Antalya[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/damlatas_magarasi.jpg[/TBR]
Ülkemizdeki en ünlü ve en çok bilinenidir, Antalya’nın Alanya ilçesindeki Damlataş Mağarası. Deniz kıyısında bulunan mağara, Türkiye’de turizme açılan ilk mağara olma özelliğini de taşımaktadır. Mağara içerisinde dış havadan 8-10 kat daha fazla karbondioksit ve yüksek oranda nem vardır. Bunun da astım hastalığına iyi geldiği tespit edilmiştir. Tespitin ardından sadece turistlik amaçla değil tedavi amacıyla da yıl boyunca yüz binlerce kişi mağaraya gelerek vakit geçirmektedir.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Türkiye’nin Mimari güzellikteki Köyleri

Türkiye’mizin her köşesi yemyeşil bir dünya. Her köşesi ayrı güzel. Şehirleşmeyle birlikte hepimiz en doğal olanı bulma çabası içine girdik. Bu nedenle kafa dinlemek isteyenlerin son dönemlerde ilk tercihi popüler tatil beldelerinin aksine o sevimli köyler oluyor. Köy deyince hepimizin aklına ilk gelen şey doğal yaşam, organik meyve ve sebzeler, el emeği ürünler olsa da bazı köylerimiz mimari açıdan kesinlikle görülesi bir güzelliğe ev sahipliği yapıyor. Kaçını ziyaret etme şansınız oldu bilmiyoruz ama işte günün birinde mutlaka görülmesi gereken köylerimiz.

[KBASLIK] 1 – Yeşilyurt Köyü[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/yesilyurt-koyu.jpg[/TBR]
Her detayı büyüleyici bir güzelliğe sahip olan Kaz Dağı’nın en özel köylerinden biridir Yeşilyurt Köyü. Zaten zeytin ve çam ağaçlarıyla çevrilmiş doğası dillere destan olan bu köyü özel kılan bir diğer ayrıntı ise sokak aralarındaki o huzurlu görünümdür. Öyle ki yıllanmış taş evleri ve bu evlerin bahçesinden sarkan yeşillikleri ile Yeşilyurt’un tüm sokaklar sanki bir türlü fırsat bulup da gidemediğimiz köyünüze gelmişisiniz hissiyatını uyandırıyor. Siz siz olun Ege’nin saklı cennetlerinden biri ola bu köyü ziyaret etmeyi sakın ihmal etmeyin.

[KBASLIK]2 – Atça[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/atca.jpg[/TBR]
Mimari açıdan en güzel yerlerden bahsederken Atça’yı unutmak olmaz. Aydın’ın Sultanhisar ilçe sınırları içerisinde yer alan Atça, ülkemizin ilk modern imarlı yerleşim birimi olmasıyla ünlü. Ona ülkemizin küçük Paris’i denmesinin bir sebebi var. O da Paris’te 12 caddenin birleştiği Charles de Gaulle Meydanı’ndan esinlenerek yapılmış olması. Yani kuş bakışı bakıldığında belde tamamen Paris’i andırıyor. Kendi halinde huzur dolu bir yer olan Atça’da her yıl yapılan Çilek Festivali ise, ziyaretçilerin bir hayli ilgisini çekiyor.

[KBASLIK]3 – Şirince[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/sirince.jpg[/TBR]
İzmir’in Selçuk ilçesine bağlı eski bir Rum köyü olan Şirince, tahmin ediyoruz ki tüm şirinliğiyle hepimizin severek gittiği ya da mutlaka gitmek istediği yerlerin başında geliyor. Meyvenin her çeşidinden yapılmış meyve şarapları ve her köşe başında karşınıza çıkacak el emeği ürünler satan teyzeleri ile köy, cıvıl cıvıl tatil beldelerinin aksine her daim yalnızca kafa dinlemek isteyenlere kapısını açıyor. Dört bir yanı Rum evleriyle donatılmış olan Şirince’de aslına sadık kalınarak yapılan minik restorasyonlarla konaklama birimi haline gelmiş onlarca butik otel yer alıyor. Yerel halkın yaşadığı evlerin yanı sıra otel ve kafelerin mimarisi de henüz köye adım atar atmaz dikkatinizi çekmeyi başarıyor.

[KBASLIK]4 – Göynük[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/goynuk.jpg[/TBR]
Mimarinin ön planda olduğu Osmanlı kasabalarından biri olan Göynük, Bolu il sınırları içerisinde yer alıyor ve ziyaretçilerine keyifli bir seyahat rotası sunuyor. Osmanlı sivil mimari örneğini yansıtan bu durak, Zafer Kulesi, evleri, Gazi Süleyman Paşa Camisi ve açık hava müzesiyle mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Göynük’ü günübirlik ziyaret edebileceğiniz gibi dilerseniz Osmanlı mimarisinin korunarak butik otel haline dönüştürülmüş tarihi yapılardan birinde konaklama imkanı da bulabilirsiniz.

[KBASLIK]5 – Adatepe Köyü[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/adatepe-1.jpg[/TBR]
Kaz Dağı’nın yamacında, Ayvacık’ın Küçükkuyu ilçesinde yer alan Adatepe Köyü, eski bir Rum köyü olmasının etkisiyle tahmin edebileceğiniz gibi dört bir yanı Rum evleriyle donatılmış. Doğal ve tarihi SİT alanı olması sebebiyle ise bugün hala tüm köy özenle korunmaya devam ediyor. Taş evleri ve dar köy sokakları ile gelen tüm ziyaretçilerin ilgisini çeken Adatepe Köyü, yalnızca bu değerleri değil, görülesi doğal güzellikleriyle de ön plana çıkıyor.

[KBASLIK]6 – Cumalıkızık Köyü[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/cumalikizik.jpg[/TBR]
Bursa’da yer alan ve adımınızı atar atmaz tarihi havasının sizi ele geçireceği nadir değerlerden biri de Cumalıkızık Köyü’dür. Genelinin oldukça ilgi çekici bir güzelliğe sahip olduğu köy, yalnızca gelen konukların değil, 2014 yılında UNESCO’nun da ilgisini çekerek Dünya Miras Listesi’nde yer almayı başarmış. Özellikle mimariye, tarihe hatta fotoğrafçılığa ilgisi olan herkesin mutlaka günün birinde bu köyün havasını solumasını şiddetle tavsiye ettiğimizi belirtmek isteriz.

[KBASLIK]7 – Yörük Köyü[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/oruk-koyu.jpg[/TBR]
Safranbolu ilçe merkezine 11 km mesafede yer alan Yörük Köyü, koruma altına alınan köylerimizden bir diğeri. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 1997 yılından bu yana korunan köyde, Osmanlı döneminin mimari yapısı açıkça görülebiliyor. Bu köyü turistler tarafından bir hayli ilgisini çekici kılıyor. Bitişik şekilde sıralanmış bahçeli evleri ve sokakları ile mutlak görmenizi tavsiye ettiğimiz Yörük Köyü’nü Safranbolu’nun minik bir maketi gibi düşünebilirsiniz.

[KBASLIK]8- Sığacık[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/sigacik.jpg[/TBR]
İzmir- Seferihisar’a bağlı olan Sığacık, özellikle İzmirliler ve civar ilçelerde yaşayanların kaçış duraklarının başında geliyor. Denizin yanı başında kurulmuş olan köyün yerel üreticilere fırsat veren meşhur pazarında, ev yapımı yemeklerden tutun, sebzeye, zeytine, bala kadar her şeyin en doğal hali bulunabiliyor. Sığacık’ın en dikkat çeken özelliklerinden bir diğeri de hiç şüphesiz içinizi ısıtan müstakil evleri oluyor. Hatta insanın adeta ahşap panjurlu, çiçeklerle bezenen evlerin bulunduğu daracık sokaklarında kaybolası geliyor. Bu evlerin bir kısmı bugün konaklama birimi olarak hizmet vermeye devam ediyor.

[KBASLIK]9 – Behramkale Köyü[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/behramkale-koyu.jpg[/TBR]
Yaz aylarının sık sık ziyaret edilen duraklarından biri haline gelen Behramkale Köyü, tarihi dokusu, denize açılan ara sokakları, taş işçiliğinin en güzel örneklerinden olan evleri ile listemizde yer almayı fazlasıyla hak ediyor. Assos Antik Kenti, limanı ve denize nazır taş konaklama birimleriyle ön plana çıkan köyde, yazın yaşanan ziyaretçi akınıyla birlikte nüfusunda bir hayli artışı olsa da kış aylarında yalnızca 150 haneli bir köy olmasıyla biliniyor.

[KBASLIK]10 – Harran[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/harran.jpg[/TBR]
Şanlıurfa’ya 44 km uzaklıkta yer alan Harran, hem tarihi hem de mimari açıdan oldukça dikkat çekiyor. Yalnızca ülkemizden değil dünyanın dört bir yanından turist ağırlayan bu yerleşim yeri, dünyanın ilk bilim merkezlerinden biri olarak biliniyor. Dünyada kurulan ilk üniversitenin burada yer almasından tutun kerpiçten yapılmış konik kubbeli evlerine kadar her detayı ilgi çekici olan köy, 1979 yılından bu yana SİT alanı ilan edilerek koruma altın alınmış.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Kazdağlarında gizli kalmış 12 köy

Tarihi dokunun ve doğal güzelliklerin eşsiz bir şekilde bütünleştiği yerlerden biri Kazdağları. Ege Bölgesi’nin insanoğluna bahşettiği bu görkemli diyarlar, günlük hayatımızda görmeye pek alışkın olmadığımız manzaralarla süslü. Doğal su kaynakları, bol oksijenli havası ve flora zenginliği ile Kazdağları, ülkemizin en önemli hazinelerinden biri bizce. Çanakkale’den Balıkesir’e dek uzanan bu cennet diyarın içerisinde yaşamak ise olağanüstü bir duygu olmalı.

Hani hep uzun yaşamın sırrını merak edip duruyoruz ya, bize kalırsa cevap Kazdağları’nın ardında gizli. İşte Kazdağları’nın görkemli diyarında saklı kalmış 12 köy.

[KBASLIK]1 – Yeşilyurt[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/yesilyurt.jpg[/TBR]
Edremit Körfezi’nin sonunda, İzmir – Çanakkale yolu üzerinde, Küçükkuyu’ya 3 km mesafede bulunuyor Yeşilyurt Köyü. Kazdağları’nın batı ucundaki bu şahane köy, son zamanlarda saklı olmaktan çıktı, turistik bir hal aldı aslında. Köyün taş evleri ve sokakları gerçekten de çok güzel bir görüntü sergiliyorlar. Şimdilerde Yeşilyurt’ta pek çok lüks pansiyon ve butik otel yer alıyor.

[KBASLIK]2 – Adatepe[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/adatepe.jpg[/TBR]
Çanakkale’nin Ayvacık ilçesine bağlı, taş evleriyle tarihi dokuyu yaşatan eski ve şirin bir köy Adatepe. Zeytin ağaçlarının gölgelediği sokaklarda soluklanmak, köy meydanında yaşlı çınar ağaçlarıyla selamlaşmak ve Kazdağları’nın ihtişamlı atmosferini yaşamak, Adatepe’nin bizlere sunduğu güzelliklerden bazıları. Adatepe’nin hemen yanında yer alan Zeus Altarı ise, Edremit Körfezi’ni ayaklar altına alan harika bir seyir noktası.

[KBASLIK]3 – Nusratlı[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/nusratli.jpg[/TBR]
Çanakkale’nin Ayvacık ilçesine bağlı köylerden biri de Nusratlı. Kazdağları’nın güney yamaçlarında bulunuyor. Yeşilyurt ve Adatepe gibi turistik değil ama potansiyeli oldukça yüksek. Köyün içerisinde zeytin, zeytinyağı, şifalı bitkiler ve organik ürünler satılan küçük bir dükkan bulunuyor. Bir de 4-5 tane ev pansiyonu var. Tüm bunlar köy ekonomisine katkı sağlamak amacıyla işletiliyor.

[KBASLIK]4 – Zeytinli[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/zeytinli.jpg[/TBR]
Balıkesir’in Edremit ilçesine bağlı bir sahil beldesi ile bir dağ köyü Zeytinli. Sahil kısmı Edremit ve Akçay’a nazaran daha sakin. Ancak bizim bahsettiğimiz asıl köy ise Kazdağları’nın yamaçlarında yer alıyor. Akçay’ı geçtikten sonra karşınıza çıkacak olan Zeytinli tabelasını takip ettiğinizde sizi Sütüven ve Hasanboğuldu Şelaleleri karşılayacak. Zeytinli’ye geldiğinizde, bu iki doğa harikasını mutlaka görmelisiniz.
[KBASLIK]
5 – Tahtakuşlar[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/tahtakuslar.jpg[/TBR]
Edremit’e 17 km mesafede bulunan bir alevi köyü Tahtakuşlar. Köyü en ilginç kılan özellik ise, Tahtakuşlar Etnografya Müzesi’ne ev sahipliği yapıyor oluşu. Ülkemizde ilk özel etnografya müzesi olan müzede, yörük kültürüne ait objeler ve Kazdağları bitkileri sergileniyor. Tahtakuşlar Köyü’nde, sadece Kazdağları’nda yetişen Kazdağları köknarının kozalaklarını toplayabilir ve bu kozalakları çayınıza katabilirsiniz. Evet, böyle ilginç şeylerle karşılaşmak her zaman mümkün Tahtakuşlar’da.

[KBASLIK]6 – Mehmetalan[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/mehmetalan.jpg[/TBR]
Balıkesir’in Edremit ilçesine bağlı, 200 yıllık köklü bir tarihe sahip olan bir köy Mehmetalan. Kazdağları’nın en eski köylerinden biri olan Mehmetalan, Yeşilyurt ve Adatepe kadar olmasa da, turizm potansiyeli yüksek köylerden. Köyün içerisinde modern standartlara sahip 3-4 tane butik otel bulunuyor. Yürüyüş ve bisiklet parkurları, gözlem ve kültür noktaları ile ekoturizme kazandırılmaya çalışılan köylerden biri Mehmetalan.

[KBASLIK]7 – Küçükçetmi[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/kucukcetmi.jpg[/TBR]
Küçükçetmi, Ayvacık ilçesine 25 km mesafede yer alıyor. Taşın ve ahşabın birlikte kullanıldığı taş evler yine harika bir görsel şölen yaşatıyor bizlere. Tarihi Afrodit Kaplıcası’na ev sahipliği yapan Küçükçetmi, günümüz ihtiyaçlarına cevap vermekten biraz uzak olduğu için, Kazdağları’nın turizm açısından gelişememiş köylerinden biri. Taş evleri ve otantik güzelliklerini koruyabilmiş nadir köylerden biri Küçükçetmi aynı zamanda.

[KBASLIK]8 – Beyoba[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/beyoba.png[/TBR]
Beyoba Köyü, Edremit ilçesine bağlı. Geçmişi 1500 – 1600 yıllarına uzanan tarihi bir köy. Kazdağları’nın zeytin ağaçlarıyla çevrelenmiş köylerinden biri Beyoba. Turistik açıdan gelişememiş, tipik köy hayatının sürdüğü köylerden biri. Maalesef ağır bir göç yaşadığından ötürü nüfusu bir hayli az. Köy halkının büyük çoğunluğu, geçim derdi yüzünden Zeytinli’ye göç etmiş.

[KBASLIK]9 – Eski Güre[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/eski_gure.jpg[/TBR]
Edremit’in Güre beldesinde bulunuyor Eski Güre. Neden ‘eski’ deniyor, çünkü neredeyse terk edilmiş bir köy Eski Güre Köyü. Kazdağları’nın diğer köylerinde olduğu gibi buradaki evler de taştan yapılmış. Ancak yalnızca birkaç tanesi restore edilmiş. Tamamı yıkık vaziyette. Bu nedenle midir bilinmez, oldukça etkileyici bir havası var Eski Güre’nin. Sokaklarda keçilerin sesi ve rüzgarın uğultusu yankılanıyor sadece.

[KBASLIK]10 – Kıraçoba[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/kiracoba_koyu.jpg[/TBR]
Çanakkale’nin Yenice ilçesine bağlı terk edilmiş bir köy Kıraçoba. Köy halkı tasını tarağını toplayıp gidince, köyün nüfusu 3’e düşmüş. Bu nedenle de haritadan silinmiş bu talihsiz köy. Kıraçoba’nın eski halkının bir kısmı Edremit’te, bir kısmı da Yenice’de yaşıyor şimdi. Kazdağları’nın en ıssız köşelerinden biri olan Kıraçoba Köyü, kendisine sadık kalan 3 kişilik halkıyla, yalnızlığa bürünmüş.

[KBASLIK]11 – Çamlıbel[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/camlibel.jpg[/TBR]
Kazdağları’nın bize göre en kahraman köylerinden biri Çamlıbel. Edremit ilçesine bağlı olan bu tarihi köy, kısmen turistik sayılabilir. Kazdağları’nın yamaçlarında yer alan diğer köylerin aksine, Çamlıbel Köyü’nün evleri tahtadan barakalar şeklinde yapılmış. Bu nedenle de köyün bundan önceki ismi ‘Taktaköy’ imiş. Kurtuluş Savaşı sırasında Çamlıbel halkının büyük bir kısmı Kuvayi Milliye’ye katılmış ve Ayvalık cephesinde çarpışarak işgale karşı direniş göstermişler. Çamlıbel’e kahraman dememiz işte bu yüzden.

[KBASLIK]12 – Arıklı[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/arikli.jpg[/TBR]
Arıklı, Çanakkele’nin Ayvacık ilçesine bağlı. Kazdağları’nın eşsiz doğal güzelliklerini barındırıyor bu güzide köy. Turizm potansiyeli yüksek ancak köy halkının ekonomik durumu maalesef buna izin vermiyor şimdilik. Arıklı’nın bakımsız halinin de en büyük nedenlerinden biri bu. Köy muhtarı, köyün girişine bir konak yaptırmış. Amacı, köydeki çirkin yapıların yıkılmasına ön ayak olmakmış ama işte dediğimiz gibi, ekonomik sebeplerden dolayı yarım kalmış bu proje.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

İstanbulun Koruları

[KBASLIK]İstanbulun Koruları[/KBASLIK]
İstanbul yüzyıllar boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan kadim bir şehir ve bu kadim şehir kalbinde birçok tarihi değere ev sahipliği yapıyor. Bu değerler arasında şehrin nefes alan mekanları ve koruları da oldukça önemli. İstanbul’daki korular çoğu zaman korunmuş orman parçalarından oluşmaktadırlar. Aslında ‘Korumak’ sözcüğünden türeyerek meydana gelen ‘Koru’ kelimesi av yasağının ve ağaç kesiminin yasak ya da sınırlı olduğu, özel olarak bakımı ve kontrolü yapılan alanları belirtmek için kullanılıyor. Sonradan ağaçlandırılmış geniş ağaçlık alanları da koru ve koruluk olarak nitelendirebiliriz.

İstanbul’daki korular kentin gürültü ve karmaşasından uzaklaşmak isteyenlerin kendilerini attığı yerler. İstanbul Boğazı’nın iki yakasında sıralanan bu korularda denizin kokusunu içinize çekip, yüzyıllık ağaçların gölgesinde kuş sesleri eşliğinde hem ruhunuzu hem de bedeninizi dinlenebilirsiniz. Sonra uzun uzun yürüyüş yapabilirsiniz veya tarihi köşklerde bir fincan Türk kahvesi yudumlarken yeşille mavinin buluşmasından doğan bu eşsiz güzelliği seyredebilirsiniz.

[KBASLIK]1 – Fethi Paşa Korusu / Üsküdar[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/fethi_pasa_korusu-1.jpg[/TBR]
Üsküdar’da bulunan bu koru 26 hektarlık bir alanı kaplıyor. Boğazın hemen yanı başından başlayan Fethi Paşa Korusu, 1960-1980 arasında mülkiyet sorunu nedeniyle uzun süre bakımsız kalmış. Özel mülkiyet olduğu için de girilmeyen bu koru İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin istimlak işlerini tamamlamasının ardından 1985-1987 yılları arasında bakıma alındı.
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/fethi_pasa_korusu-2.jpg[/TBR]
Ağaçları bakım yapıldığı kadar koruya gezinti yolları, koşu parkurları, seyir yerleri, kafeterya ve spor alanları da eklenerek halka açıldı. Korunun içinde gezinirken size; çam, meşe, sakız ağacı, akçakesme, atkestanesi, Trabzon hurması, yalancı akasya, dişbudak, porsuk ve nadide bir ağaç olan Japon kadife çamı size eşlik eder. Koru günümüzde de İstanbul Büyükşehir Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü’nün sorumluluğunda olup restoran ve kafeteryası halka açıktır.

[KBASLIK]2 – Hidiv İsmail Paşa Korusu / Beykoz[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/hidiv_korusu.jpg[/TBR]
İstanbul’da şehrin ortasında yer alan konumuna rağmen içine girdiğiniz anda sanki şehirden çok uzaktaymışsınız gibi hissettiren bu yer Hidiv Kasrı ya da Çubuklu Korusu olarak da biliniyor. Beykoz’a bağlı Çubuklu’da olmasından dolayı da Çubuklu korusu olarak anılan Hidiv İsmail Paşa Korusu, Çubuklu’nun sahilinden başlayarak yamaç boyunca uzanarak yükseliyor. Koru yaklaşık 17 hektarlık alan üzerinde kurulu.
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/hidiv_korusu-2.jpg[/TBR]
Korunun ortasında paşanın İtalyan mimarisinin hakim olduğu ve 1907’de yapılan kasrı halen ayaktadır. ‘Hidiv Kasrı’ olarak bilinen bu görkemli yapı koruda; gümüşi ıhlamur, at kestanesi, porsuk ve fıstık çamları, ehrami serviler, saplı meşe, yaz ıhlamuru, dişbudak, yalancı akasya, Akdeniz defnesi, Trabzon hurması, kuş üvezi, erguvan, çitlembik ve Londra çınarı gibi ağaçların ortasında yer alıyor.

[KBASLIK]3 – Küçük Çamlıca Korusu / Üsküdar[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/kucuk_camlica_korusu.jpg[/TBR]
Korular konusunda oldukça şanslı olan Üsküdar’daki bu koru, Küçük Çamlıca tepesi üzerinde yer alıyor. 227 rakımlı Küçük Çamlıca tepesi üzerindeki koruluğun yamaçlarındaki Tomruk suları, dönemin padişahı 2. Mahmut yıllarında sosyal yaşama açılmasıyla biliniyor. Ancak 1970’li yıllardan sonra yaşanan yapılaşma sonucu büyük bir kısmı tahrip edilen koru, fıstık çamları, karaçam, kızılçam, servi, çınar, gürgen ve ıhlamur ağaçlarından oluşuyor.

[KBASLIK]4 – Emirgan Korusu / Sarıyer[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/emirgan_korusu-1.jpg[/TBR]
İstanbul’un Avrupa Yakasında yer alan ilçesi Sarıyer’deki Emirgan Korusu, 43 bin hektar alanı kaplamaktadır. Koru aynı zamanda sayısız türde çiçek, asırlık erguvan, meşe, çınar gibi birçok ağaç türüne ev sahipliği yapıyor ve İstanbul’daki en geniş ağaç çeşitliliğine sahip olmasıyla biliniyor. Koruya girer girmez göletlerin ferahlığı, şelalelerin sesleri ve kuşların şarkıları ile doğanın bin bir rengini yansıtan renkleri sizi alır götürür. Emirgan Korusu; 1943 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesine geçmiş ve gerekli düzenlemeler yapıldıktan sonra halka açmış.
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/emirgan-korusu-2.jpg[/TBR]
Emirgan Korusu, içerisinde birçok mekana ev sahipliği yaptığı gibi etkinlikler yönünden de oldukça aktif bir yer. Koruluk alan içerisinde gölet, şelaleli havuz, mesire alanları, çocuk oyun parkları, seyir terasları, Meydan İstanbul, mescit, lale müzesi bölümleri, kafe ve restoranlar ile adlarını renklerinden alan Sarı, Pembe ve Beyaz Köşk olmak üzere üç tarihi köşk yer alıyor. Sarı Köşk’te misafirler için hafta içi sabah serpme ve hafta sonu sabahları da 70 çeşitten oluşan açık büfe kahvaltı servis edilmektedir. Sarı Köşk, 1871-1978 tarihlerinde Hidiv sülalesinden İsmail Paşa tarafından yaptırılmış. Sarı ve beyaz renklerle boyanmış zarif yapısı var.

[KBASLIK]5 – Mihrabat Korusu / Beykoz[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/mihrabat_korusu-1.jpg[/TBR]
Tıpkı Üsküdar gibi Beykoz’da yeşil alan ve korular yönünden İstanbul’daki en şanslı ilçelerden biri. Beykoz’un Kanlıca semtinde bulunan koru, Boğaziçi’ne hakim bir manzaraya sahip ve boğazı bir kolye gibi süsleyen Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’ne bakıyor. Toplamda 210 bin metrekarelik bir alanı kaplayan Mihrabat Korusu, etkinlik ve hizmet veren mekanlar yönünden de diğer korulara oranla biraz küçük kalıyor. Bu kadar küçük olması da korunun daha sakin olmasına yarıyor. Koşu ve yürüme parkurları, mesire yeri, oturma alanları, çocuk parkları ve seyir terasları bulunan Mihrabat Korusu’nu sizler kadar çocuklarınızın da çok seveceğine eminiz.
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/mihrabat-korusu-2.jpg[/TBR]
Korunun Osmanlı’nın son döneminde Mısırlı Abbas Halim Paşa’nın kızı Rukiye Hanım’a yüz görümlüğü olarak hediye edilmesinden mi kaynaklanıyor bilinmez, burası düğün, nişan törenleri ve davetler için sıkça tercih edilen bir yer. Koru içerisinde hem çeşitli organizasyonlar yapılabilen hem de sabah kahvaltısından akşam yemeğine kadar Türk mutfağından leziz örneklerinden sunan iki kafe-restoran var.

[KBASLIK]6 – Gözdağı Korusu / Pendik[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/gozdagi_korusu-1.jpg[/TBR]
İstanbul’un adı belki de en az duyulan saklı bahçesi Gözdağı Korusu. Pendik ilçesine hakim 206 metre rakımlı tepesinde yer alan Gözdağı Korusu; Marmara Denizi, Yalova ve Adalar’ı ayaklarınızın altına seren bir manzaraya hakim. İstanbul’un güzelliklerini kuşbakışı seyrederken çam kokuları ve rengarenk çiçeklerle bezenmiş tabii güzelliklere de tanıklık edilen koru, şehir hayatının karmaşasından ve keşmekeşinden kurtularak nefes almak ve dinlenmek isteyenleri kendine çekmeye devam ediyor.
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/gozdagi-korusu-2.jpg[/TBR]
Koruda İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait kafeterya ve restoran olarak hizmet veren Gözdağı Sosyal Tesisleri bulunmaktadır. Korunun etrafındaki piknik alanları, seyir çardakları, çocuk parkı ve gezi alanları da bulunuyor. Sosyal tesise gelenler isterlerse doğanın içinde hem kahvaltı yapabilir hem de öğlen ve akşam yemeklerini yiyebilirler.

[KBASLIK]7 – Fatih Korusu / Beykoz[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/fatih-korusu-1.jpg[/TBR]
Eski adı Otağtepe olan bu korunun yeni adı; Fatih Korusu Tema Vehbi Koç Doğa Kültür Merkezi’dir. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ve birinci köprüye hakim bir manzaraya sahip olan koru huzur ve sakinlik arayanların kolayca kaçabileceği bir konumda yer alıyor. Boğaz manzarasının en güzel görüldüğü yerlerden bir olan bu yeşil alanda betonarme yapılardan olan kafeterya gibi yerler yok.
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/fatih-korusu-2.jpg[/TBR]
Koruma altında olan bu yer akşam saat 17.30’dan sonra kapılarını kapatmakta. Buraya Kavacık otobüsleriyle ve de Üsküdar’dan kalkan 15M ile ulaşabilirsiniz. Ayrıca TEMA Vakfı burada mevsimlik bitkilerinin üretip yetiştiriyor. Sizler de bu ürünlerden ya da seradaki bitkiler satın alarak vakfa katkıda bulunabilirsiniz.

[KBASLIK]8 – Abraham Korusu / Beykoz[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/abraham_korusu-1.jpg[/TBR]
Abraham Korusu ya da halk tarafından daha çok bilinen adıyla Beykoz Korusu. Adından da anlaşılacağı gibi korunun sınırı Beykoz ile Paşabahçe arasındaki sırtlardan başlayarak Riva’ya kadar uzanıyor. Koru, 150 dönümlük alanıyla Boğaziçi korularının en büyüklerindendir. Koru içinde iki büyük mağara, beş havuz ve bir saray kalıntısı bulunuyor. Osmanlıdan günümüze kadar gelen asırlık ağaçları, Boğaz manzarası ve yemyeşil dokusuyla koruda bir de sosyal tesis var.
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/abraham_korusu-2.jpg[/TBR]
2 bin 783 metrekarelik açık alan ve 711 metrekarelik restoran bölümüyle hizmet veriyor. Koru zaman zaman çeşitli davet ve organizasyonlara da ev sahipliği yapıyor. Aynı zamanda her Pazar -60 çeşit- zengin bir açık büfe kahvaltı servisi de sunuluyor.

[KBASLIK] 9 – Validebağ Korusu / Üsküdar[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/validebag_korusu-1.jpg[/TBR]
Anadolu yakasının en büyük ikinci yeşil alanı olan Validebağ Korusu; Üsküdar’da Altunizade, Acıbadem ve Koşuyolu semtlerinin arasında kalıyor. Burası sadece bir koru alanı değil. Aynı zamanda tarihe de tanıklık eden bir yer olmasıyla özel bir dokuya da sahip. Yıllara meydan okuyan, yaşları 100 ile 400 arasında değişen ve 40’ı aşan türdeki anıt ağaçlarıyla, 100’ün üzerinde hayvan ve böcek çeşidiyle şehrin içinde adeta ekolojik bir barınak görevi üstleniyor.
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/validebag_korusu-2.jpg[/TBR]
Validebağ Korusu, Osmanlı dönemi olan 1850’de Bezmialem Valide Sultan’ın yurt içinden ve yurt dışından getirttiği ağaç ve bitki türleriyle araziyi modern bir botanik bahçesine çevirmeye başlıyor. Sonrasında ise koru alanını Sultan Abdülaziz, kız kardeşi için devralıyor. Korunun içinde günümüze kadar gelmeyi başaran bir yapılar da mevcut. Bu yapılardan biri efsane ‘Hababam Sınıfı’ filminin de çekildiği yer olan meşhur Adile Sultan Kasrı. Diğer bir yapı ise yıllanmış görüntüsüyle günümüzde ‘İzci Müzesi’ olarak kullanılan Abdülaziz Av Köşkü. Ayrıca, Öğretmenler Evi Oteli ve Huzurevi arazi içerisinde yer alan diğer sayılı yapılardan.

[KBASLIK]10 – Cemile Sultan Korusu / Üsküdar[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/cemile_sultan_korusu-1.jpg[/TBR]
Koru adını, 31. Osmanlı padişahı olan Sultan Abdülmecid’in kızı olan Cemile Sultan’dan alıyor. Eşsiz ve harika bir boğaz manzarasına sahip olan Cemile Sultan Korusu, günümüzde İstanbul Ticaret Odası yönetiminde. Cemile Sultan Korusu, çevre düzenlemeleri ve 2000 yeni ağaç dikimi ile adına yakışır bir çehreye dönüştürülürken, koruda yer alan yüzlerce ağaç da İstanbul Ticaret Odası’nın çaba ve çalışmaları sayesinde kurtarılmış olup hepsi halen yaşamaktadır.

Koru alanı içerisinde çeşitli organizasyonlara ev sahipliği yapan davet mekanlarının yanı sıra kafe, restoran, yüzme havuzu, basketbol sahası ve tenis kortu gibi sosyal alanlar da var. Ancak tüm bu sosyal alanları ve tesisleri kullanabilmek için tesis üyeliği yaptırmanız gerekiyor.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Tarihi İstanbul Hanları

Geçmişin izlerini günümüzde de yakalayabileceğiniz yerlerden biridir tarihi hanlar. Her biri tıpkı ilk kullanılmaya başlandığı günkü gibi hep dolup taşmaya devam eder satıcıları ve alıcılarıyla. Alışveriş burada daha bir heyecanlı daha bir egzotiktir. Pazarlıkların havalarda uçuştuğu bu tarihi çarşılar hep cıvıl cıvıl hep rengarenk olmuştur. Bizans’tan Osmanlı’ya Osmanlı’dan Cumhuriyet’e ve günümüze kadar süre gelen, zamanın değişimine direnen bu yapılar ve bu alışveriş kültürünün yaşandığı İstanbul’un tarihi hanları ve çarşılarını keşfetmek için konuyu okuyabilirsiniz.

[KBASLIK]1 – Kuru Kahveci Han[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/kuru_kahvesi_han.jpg[/TBR]
İstanbul’un Avrupa Yakası’ndaki simgelerinden biri olan Eminönü’nde Mısır Çarşısı’na ya gezmek için ya da alışveriş için herkesin yolu mutlaka bir şekilde düşer. Kuru Kahveci Han’a ulaşmak için tarihi Mısır Çarşı’sına geliyorsunuz ve biraz ilerliyorsunuz. İster istemez bir anda etrafınızı mis gibi kahve kokusu sarmaya başlar. Artık kendinizi tutamazsınız ve kahvenin kokusuna kapılırsınız. İşte bu kokunun kaynağı size Kuru Kahveci Han’a ayak bastığınızın işaretidir. Kısaca tarif etmek gerekirse bu han, Eminönü’nde Tahmis Caddesi ile Çiçek Pazarı Sokağı arasında konumlanıyor. Kırık hatlı olarak yapılmış cephenin tam ortasında bulunan han kapısının üstündeki mermer üzerinde ‘Kourou Kahvedji Han’ yazısı ve 1912 tarihi göze çarpar. Aynı mermerin sağ tarafında ise hanın ismi Arap harfleriyle yazılmış.

[KBASLIK]2 – Giritli Mustafa Paşa Han[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/giritli_mustafa_pasa_han.jpg[/TBR]
Teknolojiye yenilen bir el sanatının mekanı Giritli Mustafa Paşa Han ve sakinleri perde terzileri. Gün geçtikçe gelişen ev tekstili karşısında ayakta kalmaya çalışan, Eminönü’nde Osmanlı ve Avrupa etkisini taşıyan Giritli Mustafa Paşa Han, mekanın bilinmeyen tarihi ve kaybolmaya yüz tutan perde terzilerinin anılarına karışmış durumda. Eminönü’nün, Mercan Mahallesi’nde, Fincancılar Sokak ile Çakmakçılar Yokuşu’nun kesiştiği noktada yer alan han, unutulmaya yüz tutmuş perde terzilerinin yalnızlıklarını paylaşmaya devam ediyor.

[KBASLIK]3 – Büyük Yeni Han[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/buyuk_yeni_han.jpg[/TBR]
Yedi tepeli mega kent İstanbul’un değişmeyen yüzü Büyük Yeni Han geçmişten günümüze halen kullanılmaya devam ediyor. Konum olarak han, Avrupa Yakası’nda İstanbul Suriçi’nde Mahmutpaşa Çakmakçılar Yokuşu, Sandalyeciler ve Çarkçılar sokakları arasında kalıyor. Yapının kitabesi günümüze kadar gelmemiştir. Ancak eski kaynaklar tarandığı zaman kayıp kitabede yapının inşa tarihi 1764, yaptıranını padişah III. Mustafa ve mimarının da Mehmet Tahir Ağa olduğu belirtilmiştir. Hanın mimari planına bakılınca düzgün olmayan bir dikdörtgen olduğu görülür. Fotoğraf: Ayşe Baranok Köse

[KBASLIK]4 – Kapalı Çarşı[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/kapali_carsi.jpg[/TBR]
Dünyanın en büyük tarihi çarşısı olarak literatüre geçmiş olan Kapalı Çarşı yaklaşık 31 bin metrekarelik bir alana yayılmış durumda. Konum olarak Nuruosmaniye ve Beyazid Camileri ile Mahmutpaşa Çarşısı arasında kalıyor. Çarşının üstü dam ve kubbelerle kaplı. İçinde çeşit çeşit ürünlerin satıldığı çarşıda yüzlerce dükkan var. Üzeri kurşun kaplı ve pencereli yüzlerce kubbesi olan Kapalı Çarşı’nın ilk yapısı günümüzdeki Eski Bedesten adı verilen yerdir. Bu ilk yapı Bizans çağından kalma bir yapıdır. Kapalı Çarşı’da günümüzde değerli eşya ve mücevherlerin satıldığı bölümler Fatih Sultan Mehmet zamanında yapılmıştır. Asıl büyük çarşı ise, Kanuni Sultan Süleyman döneminde ahşap olarak yapılmıştır. Kapalı Çarşı, yapıldığı yıldan günümüze 7 büyük yangın ve her depremde aldığı hasarlarla onarılarak yeniden işler hale getirildi ve günümüzdeki son haline ancak 250 yılda ulaşabildi. Kapalı Çarşı’nın bölümlerinden söz edecek olursak da İç Bedesten, Sandal Bedesten ve diğer bölümler diyebiliriz.

[KBASLIK]5 – Mısır Çarşısı[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/misir_carsisi.jpg[/TBR]
Tarihi Baharat Yolu’nun İstanbul Durağıdır Eminönü’ndeki Mısır Çarşısı. Burası dönemin padişahı 4. Mehmet’in annesi Hatice Turhan Sultan tarafından Yeni Cami’ye gelir kapısı olsun diye vakıf olarak yaptırılmış. Son şeklini 1943 yılındaki restorasyonuyla alan çarşının yapımına Mimar Kasım Ağa başlamış, 1660 yılında Mimar Mustafa Ağa tamamlayarak bitirmiştir. Kapalı çarşıdan daha küçük olan Mısır Çarşısı yerli ve yabancı turistlerin en çok ziyaret ettiği yer olup çarşının 6 tane kapısı ve 86 tane dükkanı vardır.

[KBASLIK]6 – Balkapanı Hanı[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/balkapani_han.jpg[/TBR]
Osmanlı dönemi çarşılarından olan Balkapanı, inşa edildiği dönemde deniz gümrüğünün bulunduğu bölgeye yakın olmasına dikkat edilmiştir. Han, adından da anlaşılacağı üzere inşa edilip kullanılmaya başlandığı andan itibaren gümrükten gelen balın istiflendiği ve halka dağıtıldığı bir ticaret merkezi görevini görmüştür. Not: Osmanlıdaki ‘Kapan’ kelimesinin ‘kantar’ anlamına geldiğini de hemen belirtelim. Balkapanı dışında İstanbul’da iki tane daha tarihi kapan bulunmaktadır. Bunlardan biri günümüzde de herkesin semt olarak bildiğimiz Unkapanı, diğer ise Yağkapanı. (Günümüzdeki Galata-Karaköy bölgesi.)

[KBASLIK]7 – Valide Han[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/valide_han.jpg[/TBR]
Aslında Kösem Sultan Hanı olan 16. yüzyıla ait bu hanın adı söylene söylene Valide Han olmuş. Bu han Büyük Valide Hanı ya da Küçük Valide Hanı olarak ikiye ayrılmaktadır. Konum olarak burası; Çakmakçılar Yokuşu ile Fırıncılar Yokuşu arasında bulunuyor. Diğer hanlara oranla basık bir girişe sahip ve çatısındaki tarihi bacalar halen görünüyor. Yıllardır anlatılagelen bir efsaneye göre, Kösem Sultan’ın herkesten gizlediği bir hazinesi varmış. Bu gizli hazinenin de bu hanın bir köşesine saklandığı rivayet ediliyor. Tarihi kaynaklara göre 366 adet odası bulunan handa bugün kaç odanın kullanıldığı bilinmemektedir.

[KBASLIK]8 – Vezir Han[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/vezir_hani.jpg[/TBR]
Dönemin ünlü vezir-i azamı Köprülü Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Bu büyük ve görkemli hanın günümüze kadar gelmesinde 1894-1895 yıllarında Sadrazam Fazıl Ahmet Paşa’nın verdiği talimatla hanın ciddi bir tadilattan geçirilmiş olmasıdır. Ortasında avlusu olan bu iki katlı yapı taş ve tuğla kullanılarak inşa edilmiştir. Avlu ortasında bir de fevkani bir mescit yer alıyor.

[KBASLIK]9 – Tahtakale[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/tahtakale.jpg[/TBR]
Eminönü’nün simgesi Mısır Çarşısı’nın güneybatısında yer alan Tahtakale, tıpkı geçmişte olduğu gibi şimdide de tüm hareketliliği ve canlılığıyla yaşamaya devam ediyor. Yapıldığı dönem önemli bir ticaret merkezi olan Tahtakale halen bu önemini de korumaya devam ediyor.

[KBASLIK]10 – Sahaflar Çarşısı[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/sahaflar_carsisi.jpg[/TBR]
Osmanlı’dan günümüze gelen bir diğer önemli çarşı da Sahaflar Çarşısı’dır. Çarşı aynı zamanda Osmanlı döneminden günümüze kadar gelebilmeyi başarmış İstanbul’un en eski kitap çarşısı. Eski ve antika niteliğindeki kitapları da bulabileceğiniz Sahaflar Çarşısı konum olarak Kapalı Çarşı’nın Fesçiler Kapısı ile Beyazıt Cami arasında kalıyor. Çarşının ortasında bir büst sizi karşılar. Bu büst bu topraklara matbaayı ilk getiren kişi olan İbrahim Müteferrika’ya aittir.

[KBASLIK]11- Beyazıd Kalpakçılar Münhedin Han[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/beyazid-münhedin-han.jpg[/TBR]
Baltacı Münhedim Hanı; İstanbul Suriçi Beyazıt Kalpakçılar Caddesi ile İskender Boğazı Sokakları arasındaki dar bir yapı adası üzerinde inşa edilmiştir. Yaptıranını ve mimarını bilmediğimiz bu han inşaat tekniğinden anlaşılacağı gibi 18. inci yüzyıla aittir. Yaptıranı ve mimarı bilinmemektedir. Plan şeması cephede İskender Boğazı sokağının konumuna uydurulmuş olup diğer cepheler sağındaki Kebapçı ile solundaki Sorguçlu han ile bitişik nizamdadır. Taş ve tuğla karışımı ile inşa edilmiş olan cephe bulunduğu arsaya uymak zorunda olduğundan yukarıya doğru kırılarak devam eder. Giriş kapısı bindirmeliksiz yuvarlak taş kemerli ve gösterişsiz bir mimariye sahiptir. Sağ ve sol tarafında pencereler açılmış olan giriş dar bir geçitle 6 x 12 metrekarelik ortadaki küçük avluya bağlanır. İki katlı olan bu handa avlunun etrafını çevirmesi gereken revaklar tamamen ortadan kalkmıştır. Avludaki merdiven ise orijinal değildir. Cephe ve avluya bakan pencereleri dikdörtgen söveli ve yuvarlak kemerlidir. Yapının üst örtü sistemi de tamamen değiştiğinden orijinaline ait hiçbir iz de kalmamıştır.

[KBASLIK]12- Beyazıt Tığcılar Zincirli Han[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/zincirli-han.jpg[/TBR]
Zincirli Han; İstanbul Suriçi Kapalıçarşı kuzeyinde bulunan Tığcılar Sokağındadır. İnşaat tekniği ve civarındaki hanlara bakarak 18.yüzyıl sonlarına doğru yapıldığını anlamaktayız. Tek avlulu ve iki katlı bir ticaret hanıdır. Tığcılar Sokağındaki çok sade yuvarlak taş kemerli girişi avluya beşik tonozlu bir geçitle bağlanır. İki kata çıkan merdivenler bu geçittedir. Avluyu çevreleyen revaklar tuğladan yuvarlak kemerlidir. Kemerleri taşıyan kare payeler ise taştandır. Her iki katta da revaklara açılan odaların yuvarlak taş kemerli birer kapı ve penceresi bulunmaktadır. Odalardaki izlerden burada ocaklar olduğu anlaşılmakta ise de bu ocakların hiçbiri günümüze gelmemiştir. Her iki katın da üstü çapraz tonoz ile örtülüdür. Zemin katı çok değişikliğe uğramış ve orijinal yapısını tamamen kaybederek günümüze gelmiştir.

[B][COLOR=rgb(85, 57, 130)]HAN MİMARİSİ:[/COLOR][/B]

Osmanlı Ticaret Hanlarının geleneksel bir plan tipi bulunmaktadır. Bu gelenek bu Han yapısında da uygulanmıştır. Arazinin şartlarına göre kare, dörtgen ve yamuk bir avlu etrafında revaklar bulunur. Bu revaklarla dükkanlar arasında koridorlar oluşmaktadır. Başka bir şekilde izah etmek istenirsen koridorun bir yanı dükkan diğer yanı ise avluya bakan balkonlardır. Dükkan denilen hücreler ise 25- 36 metrekarelik mahallerdir. Hanın çevresinde sokaklar bulunursa bu hücrelerden dışarı pencere açılmaktadır. Hanlar genelde arazi ve çevre şartlarına uyularak iki veya üç katlı olarak inşa edilmiştir. Bu revaklar genelde sivri kemer veya yuvarlak kemerlerdir. Son katta ise revakların üstü küçük kubbeler veya tonozlarla örtülmüştür. Çatı örtüsü ise kurşundur. Bugün hanlar büyük çapta harap durumda olduğu için bu özelliklerin büyük bir kısmı görülmez.

[KBASLIK]13 – Beyazıt Yağlıkçılar Cebeci Han[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/yaglıkcılar-cebeci-han.jpg[/TBR]
Cebeci Hanı; İstanbul Suriçi Kapalıçarşının kuzeyinde Yağlıkçılar Caddesi üzerinde olup Astarcı ve Sarraf hanları ile çevrelenmiştir. Kitabesi olmayan bu hanın yaptıranı ve mimarı bilinmemektedir. Yapı inşa tekniği bakımından 18.yüzyıla ait olarak tarihlendirilir. İstanbul’a gelen tüccarların konaklaması için yapıldığı ileri sürülen bu hanın avlusunda hayvanları sulamak için bir havuz ve küçük bir de namazgah varmış. Muntazam bir dikdörtgen plâna sahip olan hanın girişi Yağlıkçılar Caddesi üzerindedir. Ardarda iki avlulu ve iki katlı bir binadır. Günümüzde özgün mimarisinden çok kaybetmiş olan bu hanın girişi yuvarlak bir kemer halinde olduğu kalan inşaat parçalarından anlaşılmaktadır. Bu giriş beşik tonozlu bir geçitle 17 x 37 m.lik birinci avluya bağlanır. Buradaki ikinci bir geçitle de hanın esas avlusu olan 37 x 37 m. lik ikinci avluya girilir. Her iki avlunu çevresi klasik han şemasında olduğu gibi tuğla kemerli revaklarla çevrilidir. 72 x47 m. ölçüsünde bir alana inşa edilmiş bu han 1894 depreminde neredeyse tamamen yıkılmış ve uzun müddet harabe halinde kaldıktan sonra onarılarak tekrar kullanıma açılmıştır. Bu onarımlarda ilk plân şemasına olduğunca sadık kalınmaya çalışılmıştır.

[B][COLOR=rgb(85, 57, 130)]HAN MİMARİSİ:[/COLOR][/B]

Osmanlı Ticaret Hanlarının geleneksel bir plan tipi bulunmaktadır. Bu gelenek bu Han yapısında da uygulanmıştır. Arazinin şartlarına göre kare, dörtgen ve yamuk bir avlu etrafında revaklar bulunur. Bu revaklarla dükkanlar arasında koridorlar oluşmaktadır. Başka bir şekilde izah etmek istenirsen koridorun bir yanı dükkan diğer yanı ise avluya bakan balkonlardır. Dükkan denilen hücreler ise 25- 36 metrekarelik mahallerdir. Hanın çevresinde sokaklar bulunursa bu hücrelerden dışarı pencere açılmaktadır. Hanlar genelde arazi ve çevre şartlarına uyularak iki veya üç katlı olarak inşa edilmiştir. Bu revaklar genelde sivri kemer veya yuvarlak kemerlerdir. Son katta ise revakların üstü küçük kubbeler veya tonozlarla örtülmüştür. Çatı örtüsü ise kurşundur. Bugün hanlar büyük çapta harap durumda olduğu için bu özelliklerin büyük bir kısmı görülmez.

[KBASLIK]14- Çakmakçılar Büyük Valide Han[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/cakmakcilar.buyuk_.valide.han_.jpg[/TBR] Büyük Valide Han; İstanbul Suriçi Mahmutpaşa Çakmakçılar yokuşu ile Fincancılar yokuşu arasında olan han Kösem Sultan tarafından inşa edilmiştir. Hanın kesin inşa tarihi bilinmemektedir. Büyük Yeni Han ile karşılıklı olan İstanbul’un en büyük hanlarından olan bu yapıyı Sultan I. Ahmet (1603-1617) in eşi, Sultan IV. Murat (1623- 1640) ve Sultan İbrahim (1640-1648) in annesi Kösem Mahpeyker Sultan, yine kendisinin yaptırttığı Üsküdar’daki Çinili Külliyesine akar olması için inşa ettirmiştir.

Evliya Çelebi Seyyahatnamesin de bu görkemli yapıdan şöyle bahseder: “Bu hanın yerinde evvelce Cerrah Mehmet Paşanın sarayı vardı, zamanla yıkılmış olduğundan Kösem Valide altlı üstlü üçyüz hücreli şeddadi bir han bina ettirmiştir ki İstanbul’da Mahmut Paşa Hanı ile bundan büyük han yoktur. Bir tarafında dört köşe bir cihannüma kulesi vardır ki eflâke ser çekmiştir. Develiği ve bin aded at ve katır alır ahırı vardır. Ortasında camii şerifi vardır.” Hanın 1926 da çöken Han-ı sağır denen küçük han bölümünün avlusunun kuzey-doğusunda 12 x 12 m. ölçüsünde bir kule bulunmaktadır. Cihannüma kulesi denilen içi dilimli bir kubbesi olan bu kulenin Cerrah Paşa Sarayına aittir. Bizans yapı karakteri taşıyan bu kulenin Evliya Çelebi’nin bildirdiği Cerrah Paşa Sarayının da üzerinde yapıldığı bir Bizans eserinden kalmış olduğu düşünülebilir.

İstanbul Camileri hakkında önemli bir kaynak olan Hüseyin Ayvansarayi’nin “Hadikatü’l-Cevami isimli eserinde ise avludaki küçük camiden şöyle söz edilmektedir:

“ İstanbul’da vaki Valide Hanı denmek şehir han-ı kebir bu camiin vakfından olup han derununda olan mescit dahi sultanı müşarünileyhanın eser-i hayrıdır.” İstanbul’da Valide Hanı olarak tanınmış olan bu hanın içinde yine Sultanın yaptırttığı bir cami vardır. Kösem Sultan’ın servetini bu hanın bir odasında sakladığı ve gelini Sultan IV. Mehmet’in annesi Turhan Hatice Sultan tarafından Başlala Uzun Süleyman Ağa ile birkaç has odalı tarafından 2-3 Eylül 1651 de gecesi odasında bir perde ipi ile boğulup öldürtülmesinden sonra bu servetin yağmalandığı da bir söylencedir. Naima tarihinde Valde Sultanın servetinden şöyle bahsetmektedir: “…ol handa yirmi sandık Florin altını bulundu, anı dahi miriye aldılar.”

Üç avlusu olan bu han 98 x 168 m.lik bir alana sahiptir. Büyük ve Küçük Han olarak iki kısımdan yapılmış olan bu hanın planı bulunduğu araziye uydurulmuş olduğundan geometrik bir düzen göstermez. “Han-ı kebir” denilen büyük hanın esas girişi oldukça meyilli bir yol olan Çakmakçılar Yokuşu tarafındadır. Muntazam kesme taştan yapılmış bu girişin üzerinde konsollara oturmuş yedi tane üç kademeli çıkmalar vardır. Bu cepheyi üstten bir taş saçak silmesi dolaşır. Girişten basık kemerli, beşik tonozlu bir geçitle üçgen şeklindeki küçük bir avluya ve kare planlı bir mekâna oradan da revakların çevrelediği 63 x 66 m. boyutundaki büyük avluya geçilir. Avlunun etrafını çevreleyen yuvarlak kemerli revakların gerisindeki odalar yuvarlak taş kemerli kapılar ile avluya açılmaktadır. İkinci kattakilerin kapılarının yanında bir de dikdörtgen ve taş söveli pencereleri vardır. Dış cephede de pencere dizisi görülmekle beraber bunlar günümüze gelene kadar çok bozulmuş ve adeta karakterini kaybetmiştir. Avlunun her iki tarafından evvelce taş merdivenlerle yukarı katlara çıkılıyorsa da günümüzde bu merdivenler tamamen değişmiştir. Revakların arkasında yola bakan cephede ise bir sıra sivri kemerli dükkanlar bulunmaktadır. Fincancılar yokuşu tarafına bakan ve Han-ı sağir olarak adlandırılan küçük han, muntazam bir dikdörtgen plana sahiptir. 21 Mart 1926’da yıkılan bu bölüm 15 x 56 m. ebadında dikdörtgen bir avluyu çevreleyen revaklar ve onların gerisinde ise sivri kemerli kapılarla revaklara açılan odalar vardır. Evliya Çelebinin bahsettiği ahırların buradaki avlunun bodrumunda olması muhtemeldir. Hayvanların barındığı bölüm ile oturma mekanlarının bu handa görüldüğü gibi çok kesin bir şekilde birbirinden ayrılması Türk Han mimarisinde ilk defa denenmiş bir plandır.

Çakmakçılar caddesine bakan ve üçgen avlusu bulunan üçüncü bölüm ise oldukça küçüktür. Bu avludan Büyük han’a ve avlusuna açılar bir geçit bulunmaktadır. Yola bakan taraftaki girişin solundaki revakın altındaki bir merdivenle üst kata çıkılmaktadır. Bu üçgen şeklindeki avlunun zemin ve üst kat mekanları yolun eğim ve kenarına uymak zorunluluğundan kare veya dikdörtgen şeklinde yapılmışlardır. Zemin kattaki mekanların yola bakan tarafında ise bir sıra dükkan sıralanmıştır.

Büyük Valide Hanının birinci ve ikinci avluda toplam 153, üçüncü avluda da 57 olmak üzere toplam 210 odası bulunmakta idi. Kösem Sultan’ın ölümünden sonra hanın büyük kısmı hazineye kalmış ve Cumhuriyetten sonra da bir kısım odalar Vakıflara geçmiştir. Vakıflar Başmüdürlüğü 1940’lı yıllarda bu odaların bir kısmını satmıştır. Hanın bakımsızlığı maliklerinin çokluğu ve veraset yoluyla uzun yıllar boyu veraset yoluyla elden ele geçmesi nedeniyle 126 kadar hissedarı olmuştur. Yüzyılın başında buradaki bekar odalarında çoğunlukla İranlılar oturuyorlardı. İstanbul’da Kuranı Kerimin ilk basıldığı yerde bu handaki İranlıların matbaasıdır. Hatta bu Kuranın basılışı için Şeyhülislâmdan fetva alınamayınca 1870’li yıllarda gizlice burada basılmıştır. 19 Ağustos 1906’da bir kısmı çökmüş 1931’de hanın ikametgah olarak kullanılamayacağına karar veren Valilikçe odalar boşaltılmıştır.

[KBASLIK]15- Çakmakçılar Büyük Yeni Han[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/cakmakcilar-buyuk-yeni-han.jpg[/TBR]
Büyük Yeni Han; İstanbul Suriçi Mahmutpaşa Çakmakçılar Yokuşu, Sandalyeciler ve Çarkçılar sokakları arasındadır. 1764’de Sultan III. Mustafa tarafından Mimar Mehmet Tahir Ağa’ya inşa ettirilmiştir. Avlu duvarında bugün sadece bulunduğu çerçeve kalmış olan kitabesinin ne olduğu bilinmemektedir. Eski kaynaklar bu kitabede inşa tarihi olan 1764 ile III. Mustafa ve mimarının adının yazılı olduğunu kaydederler. Hanın planı düzgün olmayan bir dikdörtgen şeklindedir. Üç katlı olan bu yapının biri 42 m. diğeri ise 25 m. uzunluğunda iki avlusu olup bu avlulara üç ayrı yerden girilmektedir. Avlular birbirlerine kemerli ve beşik tonozlu geçitlerle bağlanırlar ve her katta üç taraftan yuvarlak kemerli revaklarla çevrilidir. Zemin ve birinci katlarda 58’er, ikinci katta ise 57 odası bulunmaktadır.

Dış tarafta ise 40 dükkan vardır. Çakmakçılar Yokuşundaki cephedeki giriş ana giriştir. Çok hareketli olan bu cephede yokuşun eğiminden dolayı zemin kat üzerinden başlayan ve cephe boyunca devam eden beş çıkma yapılmıştır. İkinci katta bu çıkmalar konsollarla biraz daha genişletilerek cephede daha bir hareketlilik sağlanmıştır. Cephedeki pencereler dikdörtgen taş sövelerin üzerinde sağır sivri kemerlerle dekore edilmiştir. Sandalyeciler sokağına bakan uzun cephenin üst tarafında bir kuş evi ve maşallah yazısı bulunur. Çakmakçılar tarafındaki köşesinde bir çıkma bulunur buradan itibaren bütün sokak boyunca cephe düzdür. Buradaki odalar dükkanların gerisinde kaldığı için pencereleri avluya açılmaktadır. Daha sonraları bu dükkanlar arkadaki odalarla aradaki duvar yıkılarak birleştirilmiştir. Çarkçılar sokağındaki cephe yolda eğim olmamasından dolayı düzdür.

Yalnız bu cephe Çakmakçılar ile birleşirken kot farkı meydana geldiğinden dolayı iki kata iner. Hanın bütün cephe mimarisinde kefeki taşı arasında iki sıra tuğla hatıllar kullanılmıştır. Hanın her iki avlusundaki revakların üzerleri beşik ve çapraz tonoz ile örtülüdür. Odaların üst örtüleri ise çapraz tonozdur. Büyük Yeni Han yapıldığında içeride sarraf dükkanlarının bulunduğu bilinmektedir. Hatta ticaret sicil kayıtlarına göre Emekli Sandığına bağlı olan günümüzde bulunmayan memurlara borç veren bir kuruluş olan “Emniyet Sandığı” da burada açılmıştır. Bankalar Caddesindeki hanların yapılmasından sonra sarraflar buradan ayrılmışlardır. I. Dünya Savaşından sonraki işgal yıllarında bir müddet işgal kuvvetlerinin karargahı olarak da kullanılmıştır.

[KBASLIK]16- Divan yolu Vezir Han[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/vezir.han_.jpg[/TBR]
Vezir Han; İstanbul Suriçi Çemberlitaş Divanyolu Caddesi ile Vezirhan Caddesi’nin kesiştiği yapı adasında 1660 tarihinde Sadrazam Fazıl Ahmet Paşa tarafından Köprülü Mehmet Paşa Külliyesi’nin bir yapısı olarak inşa edilmiştir. Bugünkü tramvay yolu külliye’nin ortasından geçmektedir. Yapının kitabesine göre inşa tarihi 1660 yılıdır. Sokak ve arsa durumuna uymak mecburiyetinden dolayı muntazam bir planı yoktur. Han 3200 metrekarelik bir yapı alanına sahiptir. Taş ve tuğla karışımı olarak inşa edilmiş olan bu han iki avlulu ve iki katlıdır. Hanın taç kapılı girişi cadde üzerinde olup arazinin meyilinden dolayı bu kısım üç katlıdır. Cephede yuvarlak taş kemerli 8 adet dükkan kapının iki tarafında sıralanmıştır. Giriş kapısının üzerinde talik hatla yazılmış 1894-95 tarihli beş satırlık bir tamir kitabesi vardır. Buradan beşik tonozlu bir geçitle revaklı, üçgen biçiminde birinci avluya geçilir. İkinci avlusu 70 x 45 m. ebadında yamuk biçiminde olup sivri kemerli revaklıdır. Üst kata revak altında karşılıklı iki yöndeki merdivenlerle çıkılır. Kapı ve pencereleri dikdörtgen ve taş hatıllıdır. İkinci avluda bugün fonksiyonunu kaybetmiş küçük bir mescit bulunmaktadır.

[KBASLIK]17- Eminönü Rüstem Paşa Büyük Çukur Han[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/küçük.çukur.han_.jpg[/TBR]
Büyük Çukur Han; İstanbul Suriçi Eminönü Rüstempaşa Mahallesi Mahkeme sokak ile Kızılhan sokağın kesiştiği yapı adasında Sadrazam Rüstempaşa tarafından 1558 tarihlerinde inşa ettirilmiştir. Hanın Mimar Sinan tarafından Rüstem Paşa külliyesi içinde bir yapı olarak tek avlulu iki katlı olarak inşa edilmiştir. İstanbul’un en eski hanlarından biridir. Han yapısının yeri ve ticaret dünyası olarak bakıldığında yapı o dönemde de ticaretin merkezi olduğu bilinmektedir. Han dışarıdan iki katlı olup iç avludan üç katlıdır. Zira binanın dışarıdan görülmeyen bir de bodrum katı vardır. Han 33 X 29 metrelik bir alana inşa edilen hanın avlusu 11 X 8 metre ebadındadır. Hanın iki farklı cephesinden iki ayrı girişi bulunmaktadır. Rüstem Paşa Hanı, yer yer özgün dokusunu kaybetmiş olsa da özgün yapısına dair fikir verebilecek kadar korunmuştur. Rüstem Paşa Camii’nin de içinde bulunduğu Rüstem Paşa Külliyesi’nin bir parçası olarak inşa edilen han, tek avlulu ve iki katlı hanlar grubuna girmektedir.
[B][COLOR=rgb(85, 57, 130)]
HANLAR MİMARİSİ:[/COLOR][/B]

Osmanlı Ticaret Hanlarının geleneksel bir plan tipi bulunmaktadır. Bu gelenek bu Han yapısında da uygulanmıştır. Arazinin şartlarına göre kare, dörtgen ve yamuk bir avlu etrafında revaklar bulunur. Bu revaklarla dükkanlar arasında koridorlar oluşmaktadır. Başka bir şekilde izah etmek istenirsen koridorun bir yanı dükkan diğer yanı ise avluya bakan balkonlardır. Dükkan denilen hücreler ise 25- 36 metrekarelik mahallerdir. Hanın çevresinde sokaklar bulunursa bu hücrelerden dışarı pencere açılmaktadır. Hanlar genelde arazi ve çevre şartlarına uyularak iki veya üç katlı olarak inşa edilmiştir. Bu revaklar genelde sivri kemer veya yuvarlak kemerlerdir. Son katta ise revakların üstü küçük kubbeler veya tonozlarla örtülmüştür. Çatı örtüsü ise kurşundur. Bugün hanlar büyük çapta harap durumda olduğu için bu özelliklerin büyük bir kısmı görülmez.

[KBASLIK]18- Laleli Çukur çeşme Han[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/laleli-cukur-cesme-han.jpg[/TBR]
Taş Han veya Sipahiler Hanı veya Çukurçeşme Hanı; İstanbul Suri Laleli Fethi Bey Caddesine cepheli olarak Sultan III. Mustafa tarafından inşa edilmiştir. Kitabesi olmamakla birlikte Sultan III. Mustafa’nın yaptırtmış olduğu Laleli Camiinin Vakıf kayıtlarında bu hanın camiin vakfından olduğu ve ulufelerini almak için İstanbul’a gelen Sipahilerin kalmaları için yaptırıldığı yazılıdır. Bu yüzden ilk yapıldığında “Sipahi Hanı” adı ile tanınmaktadır. Üç avlulu olan bu hanın giriş cephesi çağdaşlarından farklı olarak tuğla hatıllı olmayıp kesme taştan inşa edildiğinden dolayı Taş Han adı ile anılmıştır. Diğer cephelerde ve iç avluya bakan duvar örgüsünde ise taş sıraların arasında tuğla hatıllar ile klasik dokuya dönülmüştür. Giriş 27 x 14 m. lik birinci avluya alışılmışın dışında bir plan şemasıyla uzun bir bina koluyla bağlanır. Avluya geçişi de içine alan bu kısım tek başına bir bölüm meydana getirmekte olup üzerinde iki katlı dar odalar bulunmaktadır.

Bu geçit ayrıca uzun bir koridor ile ana avluya da bağlanmakta olup iki yanında üst kata çıkışı sağlayan merdivenler vardır. Girişin üzerinde biri büyük diğer ikisi küçük olmak üzere üç taş kemer hafif bir çıkıntı yapan taş payelere oturur. Bu kemerlerin üzerinde zemin kat ile üst katı ayıran taş bir silme devam edere. Esas avlu bodrumlu olup diğerlerinden oldukça büyüktür. Bir rampa inilen avludaki bu bodrum atların barınması için yapılmıştır. Yuvarlak revak kemerleri tuğladandır. Bu revakların arkasında kalan odaların bazıları yuvarlak taş kemerli kapı ve dikdörtgen taş hatıllı pencerelerle bazıları da sadece sadece kapı ile revaklara açılmaktadır. Günümüzde bakımsız ve bazı yerleri harap olmakla beraber eski karakterini muhafaza edebilmiş olan bu yapı İstanbul’daki askeri hüviyetli tek handır.

[KBASLIK]19- Mahmut Paşa Kürkçü Han[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/kürkçü.han_.jpg[/TBR]
Mahmutpaşa Kürkçühan; İstanbul Suriçi Mahmutpaşa yokuşunda, Çakmakçılar ve Çarkçılar Sokaklarının arasındaki yapı adasında Sadrazam Mahmut Paşa tarafından 1480 tarihlerinde inşa edilmiştir. Kesin inşa tarihi bilinmemektedir. Fetihten sonra yapılan ilk hanlardan olup günümüze gelen en eski İstanbul hanıdır. Fatih Sultan Mehmet döneminin sadrazamı Mahmut Paşa tarafından kendisinin yaptırdığı camiye akar olmak üzere yaptırılmıştır. Mimarı Atik Sinan’dır. 128 x 68 m. lik bir alanı kaplayan bu han iki avlulu ve bunların etrafını çevreleyen iki katlı bir yapıdır. Toplam 8.700 metrekarelik bir alana inşa edilmiştir.

Kare biçimindeki büyük avluda duvarlara çapraz olarak inşa edilmiş “Hacı Küçük” adıyla anılan birinin vakfettiği küçük bir mescit yer alır. Daha küçük olan ikinci avlu ise kapladığı sahanın çarpık olmasından dolayı yamuk şeklindedir. Mahmutpaşa yokuşuna açılan giriş kapısı üzeri tonoz örtülü ve eyvan şeklindedir. Buradaki koridor kemerli bir revakın çevrelediği avluya açılır. Bu revaklı avlunun iki tarafındaki taş merdivenlerle üzeri beşik tonoz ile örtülü üst kata çıkılmaktadır. Bu kattaki odalar revak’a birer kapı ve pencere ile açılmaktadır. Cephede üst örtünün altında tuğladan yapılmış bir kirpi saçak bütün binayı dolaşır. Binanın yapımında aralarda tuğla derz doku kullanılarak taş kullanılmıştır. 16-19 yy. arasında bu bölgede sıkça çıkan yangınlardan bu han çok zarar görmüş olmasına rağmen her seferinde onarılmıştır.

[B][COLOR=rgb(85, 57, 130)]HANLAR MİMARİSİ:[/COLOR][/B]

Osmanlı Ticaret Hanlarının geleneksel bir plan tipi bulunmaktadır. Bu gelenek bu Han yapısında da uygulanmıştır. Arazinin şartlarına göre kare, dörtgen ve yamuk bir avlu etrafında revaklar bulunur. Bu revaklarla dükkanlar arasında koridorlar oluşmaktadır. Başka bir şekilde izah etmek istenirsen koridorun bir yanı dükkan diğer yanı ise avluya bakan balkonlardır. Dükkan denilen hücreler ise 25- 36 metrekarelik mahallerdir. Hanın çevresinde sokaklar bulunursa bu hücrelerden dışarı pencere açılmaktadır. Hanlar genelde arazi ve çevre şartlarına uyularak iki veya üç katlı olarak inşa edilmiştir. Bu revaklar genelde sivri kemer veya yuvarlak kemerlerdir. Son katta ise revakların üstü küçük kubbeler veya tonozlarla örtülmüştür. Çatı örtüsü ise kurşundur. Bugün hanlar büyük çapta harap durumda olduğu için bu özelliklerin büyük bir kısmı görülmez.

[KBASLIK]20- Mahmut Paşa Sabuncu Han[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/sabuncu.han_.jpg[/TBR]
Sabuncu Hanı; İstanbul Suriçi Mahmutpaşa Sabuncuhanı Sokağındadır. Kitabesi olmadığından yaptıran ve mimarı bilinmemektedir. İnşaat tarzından 1890 tarihlerinin sonu olarak tarihlendirebiliriz. Bulunduğu arsanın durumundan dolayı muntazam bir planı yoktur. Birbiri ardında iki yapı bloğu şeklinde inşa edilmiş olan bu han iki katlı ve iki küçük avluludur. Sabuncu hanı sokağına bakan blok 29 x 26 m. arkadaki ise 28 x 30 m. bir alanı kaplamaktadır. Sokağa bakan cephesindeki kapı taş kemerli bir açıklık halindedir. Buradan tonozlu bir geçitle avluya geçilir. Giriş koridorunun solundaki merdiven birinci bloğun birinci katına sağdaki merdiven ise ikinci bloğun ikinci katına çıkar. Avlunun etrafındaki revaklar ve avlu günümüzde yapılan ilavelerle bütün orijinalliğini kaybetmiştir. Arkadaki ikinci avlu biraz daha az tahrip olarak günümüze geldiğinden mimarisini anlayabiliyoruz. Binanın ön cephesinde zemin katta penceresiz üst katta ise her mekana bir adet olmak üzere taş söveli dikdörtgen pencereler açılmıştır. Diğer üç cephe etrafındaki binalarla bitişik nizam olduğundan penceresizdir.

[COLOR=rgb(85, 57, 130)][B]HAN MİMARİSİ:[/B][/COLOR]

Osmanlı Ticaret Hanlarının geleneksel bir plan tipi bulunmaktadır. Bu gelenek bu Han yapısında da uygulanmıştır. Arazinin şartlarına göre kare, dörtgen ve yamuk bir avlu etrafında revaklar bulunur. Bu revaklarla dükkanlar arasında koridorlar oluşmaktadır. Başka bir şekilde izah etmek istenirsen koridorun bir yanı dükkan diğer yanı ise avluya bakan balkonlardır. Dükkan denilen hücreler ise 25- 36 metrekarelik mahallerdir. Hanın çevresinde sokaklar bulunursa bu hücrelerden dışarı pencere açılmaktadır. Hanlar genelde arazi ve çevre şartlarına uyularak iki veya üç katlı olarak inşa edilmiştir. Bu revaklar genelde sivri kemer veya yuvarlak kemerlerdir. Son katta ise revakların üstü küçük kubbeler veya tonozlarla örtülmüştür. Çatı örtüsü ise kurşundur. Bugün hanlar büyük çapta harap durumda olduğu için bu özelliklerin büyük bir kısmı görülmez.

[KBASLIK]21- Nuru Osmaniye Çuhacı Han[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/çuhacı-han.jpg[/TBR]
Çuhacı Han; İstanbul Suriçi Nurusosmaniye Kılıççılar Sokak ile Çuhacı Han Sokak’ları arasındaki yapı adasında 1725 tarihlerinde inşa edilmiştir. Hanın kesin inşa tarihi ve mimarı belli değildir. Mahmutpaşa Yokuşunun başında Kılıççılarsokağı ile Çuhacı Han Sokağı arasındadır. Çuhacı Hanın kitabesi yoktur. Vakıf kayıtlarına göre Lale devrinde Nevşehirli Damat İbrahim Paşa (1718-1730) tarafından bir tür yünlü kumaş olan Çuhacıların ticaretleri için yaptırılmıştır. Hatta Çuhacılar loncası Kethüdasının da bu hanın içinde oturduğu ve bu esnaftan dolayı da adının Çuhacılar Hanı olduğu bilinir. Hanı daha sonra Çuhacı esnafı terk etmiş ve onların yerini kuyumcu ve gümüşçüler almıştır. Han yapılmadan önce yerinde İğneci El-hac Hasan Ağa’nın mescidi olduğunu Hüseyin Ayvansarayi Hadikatü’l-Cevâmi isimli eserinde yazmaktadır. Muhtemelen Nevşehirli, hanı yaptırırken bu mescidi de hanın kapısı üzerindeki mekanda yeniden yaptırmış olmalıdır. Çuhacı Han 29 Eylül 1755’deki büyük Hocapaşa yangınında yanmış, günümüzdeki bina ise bu yangından sonra kısmen yenilenerek yapılmıştır.

Tuğla ve taş karışımı olarak inşa edilmiş olan bu yapı iki katlı ve dikdörtgen avluludur. Çuhacı Hanı sokağındaki girişi sade, yuvarlak taş kemerli bir açıklık şeklindedir. Bu girişin üzerinde yedi adet ve üç sıralı taş konsollar üzerine oturan taş ve tuğla karışımı bir bindirmeliği vardır. Han inşa edildiği sırada yeniden yapılmış olan mescit bu mekanda idi ve 1914 yılına kadar kullanılmış olup bu tarihten sonra atölye haline getirilmiştir. Bu bindirmeliğin sivri kemerli, sağır alınlıklı iki büyük dikdörtgen pencerenin alt ve üstünde daha küçük pencere bulunur. Giriş 21 x 28 m. ölçüsündeki dikdörtgen avluya uzun ve çapraz tonozlu bir geçit ile bağlanır. Avlunun etrafında payelere oturan sivri kemerli üzerleri manastır tonozu ile örtülü iki katlı revak bulunur. Revakların iki yanındaki taş merdivenlerle üst kata çıkılmaktadır. Köşelerdeki iki merdiven ise depo olarak kullanılan bodruma inmektedir. Günümüzde yapılan ilavelerle orijinal özelliklerini tamamen kaybetmiş olan bu hanın 1964 de 1/4 hissesi Vakıflar’a geri kalanı ise şahıslara aittir.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Türkiye’deki Peribacaları

[KBASLIK]1 – Kuladokya / Kula – Manisa[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/kuladokya.jpg[/TBR]
KuladokyaSanki Kapadokya der gibi ama değil. Çünkü burası Kuladokya. Toprak yapısından kaynaklı tıpkı Kapadokya gibi peribacası oluşumlarına sahip olan bu bölgeye halk Kuladokya demiş ve burası artık Kuladokya olarak anılmaya başlamış. Amasyalı Anadolu tarihçisi Strabon ise buradan ‘Yanık Ülke’ diye bahseder ve 2000 yıl önce bu topraklara gelerek buraya ‘Yanık Ülke’ anlamına gelen ‘Katakekaumene’ demiş. Hatta bu bölgeyi; ‘Burada hiç ağaç yok, toprağın yüzü dağlık ve kayalık olan ülke sanki yangından olmuş siyah renkte…’ diye anlatmış. Kuladokya 2012 yılında hak ettiği değeri görerek ‘Tabiat Anıtı’ olarak tescil edilmiş, SİT alanı olarak ilan edilip koruma altına alınmış. Bir de Avrupa’nın 58., dünyanın ise 100. jeoparkı ilan edilen bölgesi olmuş.

[KBASLIK]2 – Vanadokya / Başkale – Van[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/vanadokya.jpg[/TBR]
VanadokyaVan turizmine kazandırılmayı bekleyen, jeolojik bir doğa harikası olan peribacaları Başkale ilçesine bağlı Yavuzlar Köyü’nde yer alıyor. Bu bölgede turizme kazandırılmayı bekleyen sadece peribacası oluşumlarının olduğu yer değil aynı alanda bulunan çok sayıda tünel ve mağara da turizme kazandırılmayı bekliyor. Vanadokya, Başkale ilçe merkezine yaklaşık 33 kilometre mesafede olup araçla 30 dakikalık bir yolculukla ulaşabilirsiniz. Yavuzlar Köyü’nde volkanik Yiğit Dağı’nın püskürttüğü kayaçların, yağmur sularının ve rüzgarın aşındırmasıyla ortaya çıkardığı peribacaları tıpkı Kapadokya’daki oluşumlar gibi. Burada yaşayan yöre halkı da tıpkı Kula’da olduğu gibi Kapadokya’dan esinlenerek buraya ‘Vanadokya’ demiş.

[KBASLIK]3 – Narman Peribacaları / Narman – Erzurum[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/narman_peribacalari.jpg[/TBR]
Bölgedeki oluşumların renginden dolayı buraya; Kırmızı Periler Diyarı da denilmektedir. Burada bulunan ve birer doğal birer anıt niteliği taşıyan peribacaları renginden ve oluşum şeklinden dolayı sıra dışı bir özelliğe sahip. Bu özelliklerden biri, Colorado kanyonundaki benzerleri gibi kırmızı bir görünüme sahip olması. Diğeri ise buradaki peribacalarının oluşum şekliyle alakalı. Bu şekiller, kırmızı kum taşları ve benzer renkteki çakıl taşlarının kaynaşması ve sıkışma tektoniğinin ürünüdür. Narman Peribacaları, Yanıktaş Köyü’ne yakın bir mesafede konumlanmakta ve yaklaşık 6300 hektarlık geniş bir alanı kaplamaktadır. Kapadokya’daki peribacalarından farkı ise oluşumların tortul biçimlerden meydana gelişidir. Kapadokya Peribacaları ve volkanik bir yapıya sahipken Narman Peri Bacaları sedimanter bir yapıya sahiptir.

[KBASLIK]4 – Simav Peri Vadi / Simav – Kütahya[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/simav_peribacalari.jpg[/TBR]
Simav peribacalarıEge’de peribacalarıyla donatılmış bir vadi burası. Kütahya’nın Simav ilçesine bağlı Yeniköy’ün Sarıyer mevkide yer alıyor. Bölgeye yöre halkının bir kısmı ‘Peri Vadi’, bir kısmı ‘Yeniköy Peribacaları’ bir kısmı da ‘Simav Peribacaları’ diyor. Siz hangisini söylemek isterseniz söyleyin ama buraya mutlaka gidin. Gidin demişken de burası; İstanbul’a 415 km, İzmir’e 213 km, Balıkesir’e 119 km, Kütahya’ya 170 km mesafede yer alır. Bölgenin turizme kazandırılması içinse çalışmalar daha yeni yeni başlamış durumda. Fotoğraf: Ethem Çakır

[KBASLIK]5 – Frig Vadisi Peribacaları / İscehisar – Afyon[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/frig_peribacalari.jpg[/TBR]
Frig peribacalarıJeolojik yapısı gereği, volkanik bir arazi üzerinde bulunan Afyon’un; İhsaniye, İscehisar, Bayat ve Bolvadin ilçelerinde peribacası oluşumlarına rastlamanız mümkün. Frig Vadisi içinde yer alan ve Afyonkarahisar Valiliği tarafından yaptırılan ‘Turizm Kuşağı Yolu’ ile birbirine bağlanan peribacalarının güzergahını takip ederek tüm bu oluşumları gezebilir, keşfedebilirsiniz.

[KBASLIK]6 – Seben / Bolu[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/seben_vadisi.jpg[/TBR]
Seben peribacalarıBolu’nun güneyindeki Aladağ Çayı Vadisi’ndeki Seben geçmişten günümüze, Friglerden kalma esrarengiz yerleşim alanlarını bünyesinde saklamaya devam ediyor. Meraklıların sadece hafta sonları için bile gelip keşfettiği bu topraklar, ilçeye üç kilometrelik mesafede olan Solaklar Köyü’nde yer alıyor. Volkanik bir arazide oluşmuş kayaların yüzlerce yılda aşınmasıyla oluşmuş buradaki peribacaları, mağaralar, ilginç kanyonlar ve koni biçimindeki kayaçlarla kaplı coğrafya; adeta gelenlere burası minyatür bir Kapadokya dedirtiyor.

[KBASLIK]7 – Selime Peribacaları / Aksaray[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/aksaray_peribacalari.jpg[/TBR]
Aksaray PeribacalarıSelime, Nevşehir’e yakınlığı ve toprak yapısının benzerliğiyle peribacalarına rastlanılan bir yer. Özellikle Kapadokya’nın giriş kapısı olarak kabul edilen Aksaray’ın Selime beldesi yakınlarındaki irili ufaklı yüzlerce peribacasına ülkemizin ve dünyanın dört bir yanından gelen yerli ve yabancı turistlerin ilgisi çekiyor. Günümüzden yaklaşık bin 700 yıl önce bölgede Hristiyanlar tarafından ilk yüksek sesli ayinin yapıldığı Selime Katedrali’nin de bulunduğu alanda, Kapadokya’nın diğer bölgelerinde de benzerleri görülen yüzlerce peri bacası bulunuyor.

[KBASLIK]8 – Meşeli Köyü Peribacaları / Şavşat – Artvin[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/artvin_peribacalari.jpg[/TBR]
Artvin PeribacalarıArtvin’i hep yemyeşil doğası, saklı kalmış doğa harika Karagöl’ü ile hatırlarsınız. Ama burada bir doğa harikası yer daha var. Şavşat ilçesine bağlı Meşeli Köyü’ne yer alan peribacaları. Buradaki peribacası oluşumlarına yukarıdan, Kapadokya’dakilere aşağıdan bakıyorsunuz. Burada peribacaları çam ağaçlarının içinden fırlayarak enfes bir görsel şölen sunuyor. Karagöl Sahara Milli Parkı sınırları içinde yer alan peribacaların yanında bir de Çil Gölü var. Gelmişken bu gölü görmeden gitmemenizi de tavsiye ederiz.

[KBASLIK]9 – Sakaeli Gelincik Kayası Peribacaları / Orta – Çankırı[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/cankiri_peribacalari.jpg[/TBR]
Çankırı PeribacalarıÇankırı’nın Orta ilçesine bağlı Sakaeli Köyü’nde, tıpkı Kapadokya’daki oluşumlar gibi peribacalarını anımsatan tarihi kaya yerleşimleri meraklıların fırsat buldukça keşfe geldiği yerlerden. Roma ve Bizans döneminden kalma kaya yerleşmelerinin olduğu alanı yöre halkı ‘Çankırı’nın Peribacaları’ olarak adlandırıyor. Sakaeli Köyü sınırları içinde kalan kaya yerleşimlerinin olduğu alan 1990 yılında 1. derece arkeolojik sit alanı olarak ilan edilmiş. Çakıl taşlı tortul kayaç özelliğini taşıyan ve yüzeyinde yaklaşık 130 adet kaya oyuğunun bulunduğu kaya yerleşkeleri adeta zamana meydan okuyor.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Maddi ve Manevi değeri yüksek Dini mekanlarımız

Anadolu öyle zengin bir coğrafya ki uğruna en kanlı savaşlar yapıldı, yıllarca üzerinde birçok uygarlık yaşayıp kendinden izler bıraktı. Antik dönem, Roma ve Bizans derken Anadolu’nun tamamı Osmanlıların hakimiyetine girerek bir Tük yurdu oldu. Selçuklulardan, beylikler döneminden ve Osmanlıdan günümüze kadar bu topraklar, üzerinde yaşamış yüzlerce medeniyetten bir parçayı günümüze kadar getirmeyi başardı. Günümüze kadar gelmeyi başarabilen bu kalıntıların her biri hem manevi hem de maddi olarak oldukça değerli. Özellikle Müslümanlar için ayrı bir yere sahip aşağıda listelediğimiz yerler gibi. İşte her biri görülmeye değer, her biri birbirinden özel 8 yer.

[KBASLIK]1 – Kasimiye Medresesi / Mardin[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/kasimiye_medresesi.jpg[/TBR]
Mezopotamya uygarlıklarının kadim şehri Mardin’de yer alan medrese anıt niteliğindeki yapılarımızdan biridir. Kasimiye Medresesi’nin yapımına Artuklu Dönemi’nde başlanmış olup Akkoyunlu döneminde, dönemin hükümdarı Cihangiroğlu Kasım Padişah (1457-1502) zamanında bitirilmiştir. Günümüze kadar mükemmel yapısıyla ayakta kalabilen iki katlı, kubbeli, tek ve açık avlulu medresenin inşasında düzgün kesme taşlar kullanılarak tamamlanmıştır. Medrese plan özellikleri, taş işçiliği ve süsleme motifleriyle günümüzde bile gelenlerin ilgisini çekmeye devam etmektedir. Medrese; cami ve türbe ile birlikte külliye içerisinde yer almaktadır.

[KBASLIK]2 – Ashab-ı Kehf / Kahramanmaraş[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/afsin_eshabi_keyf.jpg[/TBR]
Ashab-Kehf yani ‘Yedi Uyurlar’ ya da ‘Yedi Uyuyanlar’ olarak adlandırılan bu mağaralara birçok yerde rastlayabilirsiniz. Hatta ülkemizde dört, dünya da ise toplam 33 tanedir. Aslına bu durum da bize birçok inanışta bu mağaraların görülebileceğini göstermektedir. Hikayeler, birçok dinde ve toplumda farklı farklı anlatılsa da genel hatlarıyla anlatılanlar aynı yere çıkmaktadır. Bu hikaye kısaca: İçinde bulunduğu toplumdan kaçan ya da kendi toplumuna sırt çeviren 7 kişiden oluşan grubun yüzyıllarca uyuması, şeklindedir. Hikayenin en eski kaynağı bazı kişilerce Hindistan’daki Mahabharata Destanı olarak gösterilse de birçok bilim insanı bu hikayenin temelinin Hristiyanlığa dayandığında hem fikirdir. Hikayenin bir başka ayrıntısı da bu kişilerin peşine takılan köpeğin (İslam’daki adı Kıtmir’dir.) cennete gittiği yönünde belirtilir.

[KBASLIK]3 – Balıklıgöl / Şanlıurfa[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/balikligol_urfa.jpg[/TBR]
Efsanelere konu olan Balıklıgöl, sazan türü balıklara ev sahipliği yapmaktadır. Buradaki balıklar kutsal sayıldığı için asla avlanma ve yenilmez. Şimdi buradaki balıkların neden kutsal sayıldığına sair efsanelerden bahsedelim. Dönemin hükümdarı Hz. İbrahim’i ateşe atıldıktan sonra, bir mucize gerçekleşir ve etraf güllük gülistanlık olur. Bu mucizenin gerçekleştiği yerin Balıklıgöl olduğuna, Hz. İbrahim’i yakan odunların da balık olup buradaki havuza dolduğuna inanılır. Bu kutsal mekan yıl boyunca ziyarete açıktır. Özellikle dini bayramlarda ve kandillerde en yüksek ziyaretçi sayısına ulaşmaktadır.

[KBASLIK]4 – Mevlana Türbesi / Konya[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/mevlana_muzesi_turbesi.jpg[/TBR]
Konya’nın merkezinde bulunan ve günümüze Mevlana Müzesi olarak da anılan yapı kompleksi, eskiden Mevlana’nın dergahı olarak kullanılmıştır. 1926 yılından bu yana da faaliyet gösteren müzedir. Dergahın olduğu yer Selçuklu Sarayı’nın o dönemdeki gül bahçesiymiş. Bahçe, Sultan Alaeddin Keykubad tarafından Mevlana’nın babası Sultanü’l Ulema Bahaeddin Veled’e hediye edilmiştir. 12 Ocak 1231 tarihinde Mevlana’nın babası vefat edince buradaki türbeye defnedilmiştir. Bu defin gül bahçesine yapılan ilk defindir.

[KBASLIK]5 – Selimiye Cami / Edirne[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/selimiye_cami.jpg[/TBR]
Dönemin Osmanlı padişahı 2. Selim’in Mimar Sinan’a yaptırdığı ünlü camidir. Sinan’ın 80 yaşında (Bazı kaynaklarda 90 yaşında olarak belirtiliyor.) yaptığı ve ‘Ustalık eserim’ dediği bu kadim yapı, Osmanlı mimarisinin en önemli yapıtlarından biri olarak kabul görmektedir. Caminin kapısındaki kitabeye göre yapının inşasına 1568 yılında başlanmıştır. Bu heybetli caminin 27 Kasım 1574 Cuma günü açılması planlanmış. Ancak padişah II. Selim’in ölümünün ardından cami, 14 Mart 1575’te ibadete açılabilmiş. Selimiye Cami, 2000’de UNESCO tarafından Dünya Mirası Geçici Listesi’ne dahil edildi. Daha sonra Selimiye Cami ve Külliyesi, 2011’de ise Dünya Mirası olarak tescil edildi.

[KBASLIK]6 – Ulu Cami / Bursa[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/ulucami_bursa.jpg[/TBR]
Camilerin en ulusu olarak adlandırılır halk arasında Bursa Ulucami. Ülkemizde birçok yerde adı Ulucami olan yapı vardır. Ancak Bursa Ulucami’nin yeri hepsinin içinde ayrıdır. Dönemin padişahı 1. Bayezid tarafından yaptırılan cami, Bursa’nın dini ve tarihi sembollerinden biri halini almıştır. Yapı çok ayaklı cami şemasının en klasik ve anıtsal örneklerinden olup yirmi kubbelidir. Caminin duvarlarına farklı hattatlar tarafından yazılmış 192 adet hat levhası ve duvar yazısı vardır ve bu yazılar, hat sanatının özgün örnekleri arasında gösterilir. Ayrıca hakkında bir hikaye anlatılan caminin içinde yer alan ve tepesi açık bir kubbenin altında bulunan şadırvan, Ulu Cami’nin dikkat çekici yeridir.

[KBASLIK]7 – Topkapı Sarayı Hırka-i Saadet Dairesi ve Kutsal Emanetler/ İstanbul[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/topkapi_sarayi_kutsal_emanetler.jpg[/TBR]
Topkapı Sarayı’nın Emanetler Dairesi’nde Yavuz Sultan Selim’in Halife olduğu 16. yüzyıldan 19. yüzyıl sonlarına kadar Osmanlı padişahlarına çeşitli tarihlerde gönderilen dini eserler oluşmaktadır. Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethetmesiyle hilafet, Abbasilerden Osmanlıya geçmiştir. Bunun üzerine son Abbasi Halifesi 3. Mütevekkil, Hz. Muhammed’in Hırkası (Hırka-i Saadet) da dahil olmak üzere halifelik alameti sayılan kutsal emanetlerin hepsini Yavuz Sultan Selim’e vermiştir. Halifeliği devir alan Osmanlı padişahları Kabe’nin bakım ve onarımını da üstlenmiş olmaktadır. Osmanlı padişahları, Kabe’nin içindeki altın şamdanlar, buhurdanlıklar, güladbanlar, lambalar, askılar ve Kur’an-ı Kerim kopyalarının yenilenmesinden de sorumluydular. Zaman içinde yenileriyle değiştirilen bu değerli nesneler Topkapı Sarayı’na getirilirdi. Mukaddes Emanetler koleksiyonunda bu nesnelerin örnekleri sergilenmektedir. Ayrıca, Osmanlı padişahlarının Kabe’ye yaptırmış oldukları anahtar, oluk, kapı ve Hacerü’l-esved (Kabe’nin duvarında bulunan, meşhur kara taş) mahfazası, Hırka-i Saadet ve Sakal-ı Şerif mahfazaları da koleksiyonun bir diğer bölümünü oluşturmaktadır.

[KBASLIK]8 – Göbeklitepe / Şanlıurfa[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/gobeklitepe.jpg[/TBR]
Dünya tarihini kökten değiştiren bir keşif, Göbeklitepe. Buluntuların olduğu yerde yapılan çalışmalar buranın Dünya çapında bilinen en eski tapınak yeri olduğuna işaret ediyor. İl merkezinin yaklaşık olarak 22 km kuzeydoğusunda kalan, Örencik Köyünün yakınlarında gün yüzüne çıkarılmaya ve araştırılmaya devam ediliyor. Bilim insanları tarafından Göbeklitepe’nin bir kült merkezi olarak kullanımının M.Ö. 8000’li yıllara kadar devam ettiği ve bu tarihlerden sonra yavaş yavaş insanlık tarafından terk edildiği tespit edilmiştir. Elde edilen tüm bilgiler ve kazılarla gün yüzüne çıkarılan anıtsal mimari eserler, Göbeklitepe’yi dünya çapında eşsiz ve özel kılmaktadır. Bu bağlamda UNESCO tarafından 2011’de Dünya Mirası geçici listesine alındı ve 2018’de kalıcı listeye girdi.

[URL unfurl=”true”]https://www.topragizbiz.com/konular/gobeklitepe-unesco-dunya-mirasi.9667/[/URL]

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Kaplıca nedir? Türkiye’nin Termal Kaplıcaları

[KBASLIK]Kaplıca nedir? [/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/kaplica.jpg[/TBR]
Ilıca olarak da bilinir, maden sularından yararlanma amacıyla kaynarcaların çevresinde kurulan tesislere verilen genel isme kaplıca denir

Araştırmalar sonucunda çeşitli hastalıkların tedavisine yardımcı olduğu anlaşılan mineral iyonlarıyla yüklü maden sularının oluşumuna ilişkin değişik görüşler vardır. Bu görüşlerden biri, çatlaklardan sızan yerüstü sularının, yolu üzerindeki minarelleri eriterek derinlerdeki ısınmış katmanlara ulaştığı ve buradaki sıcaklığın etkisiyle buharlaşıp yoğunlaşarak yeryüzüne geri döndüğü biçimindedir. Magmaya yakın katmanlarda bazı minarelleri eritmiş durumda bulunan suların buharlaşıp yoğunlaşarak tektonik olaylarla yeryüzüne çıktığı görüşü ise baş-ka bir yaklaşımdır. Maden suları fiziksel özellikleri bakımından çok sıcak, sıcak ve soğuk sular olarak sınıflandırılır.

Kimyasal özellikleri bakımından ise bikarbonatlı, sülfatlı, tuzlu, kükürtlü, karbon dioksitli, demirli, arsenikli, iyotlu, karışık ve radyoaktif madensuları vardır.

Kaplıca sözcüğü, ılıcanın üstüne bir hamam yapılması sonucunda ortaya çıkan tesisin kaplı ılıca biçiminde tanımlanmasından türemiştir.

Kaplıcalar, özellikleri nedeniyle şifalı sular olarak da bilinen maden sularının yeryüzüne çıktığı kaynarcalar ile bunların çevresinde kurulan hamam, havuz, klinik, otel gibi tedavi ve konaklama tesislerinden oluşur. Tesisler, kaplıca suyundan banyo ve içme kürleriyle yararlanılmasına göre farklılıklar gösterir. Üç haftayı bulan banyo kürleriyle hekim denetiminde fizik tedavi yapılan hidroterapi aygıtlarıyla donatılmış kaplıcalarda daha geniş tesisler kurulur.
Kaplıcalar sağlık açısından olduğu kadar turizm açısından da önem taşır. İnsanlığın eski çağlardan beri sağlık amacıyla şifalı sulardan yararlandıkları bilinmektedir. Anadolu’ nun çeşitli yörelerindeki kaplıcaların Yunan ve Roma dönemlerinden beri işletildiğini gösteren yapı kalıntılarına rastlanır.

[KBASLIK]Kaplıca Tedavisi Nedir ?[/KBASLIK]
Sıcak, madensel yeraltı sularının tedavi edici etkilerden banyo veya kısmi banyo şeklinde yararlanılmasına Kaplıca Tedavisi veya BALNEOTERAPİ denir.

[KBASLIK]Kaplıca Tedavisinin Amacı Nedir ?[/KBASLIK]
Vücut direncini artırmak,
Genel durumu düzeltmek,
Hastanın şikayetlerini azaltmak,
Hastanın bulgularını ortadan kaldırmak,
Kalıcı hasarları önlemek.

[KBASLIK]Madensel Sular Nasıl Oluşur ?[/KBASLIK]
Maden suyunun yeryüzüne çıktığı kaynağa kaynarca denir. Bir kaynarca suyunun fiziksel ve kimyasal özelliği bir başkasına, hatta çok yakındaki bir kaynaktan çıkan maden suyunun özelliğine benzemez. Bu nedenle tıbbi tedaviye yardım amacıyla kullanımında özenli olmak gerekir. Öte yandan kaplıca sularının hastalıkların iyileştirilmesine katkıda bulunma ölçüsü hakkında ayrıntılı ve kesin bilimsel açıklama yoktur.

Madensel sular derinlere sızan yer üstü sularının ve/veya derinlerde oluşan suların yeryüzüne çıkması ile oluşur. Bu sular yollarına çıkan mineralleri, tuzları, gazları ve radyoaktif maddeleri eriterek bünyelerine katar, bazen de ısınarak yeryüzüne çıkarlar.

[KBASLIK]Kaplıcanın Etkinliği Hangi Faktörlerle İlgilidir ?[/KBASLIK]
Suyun sıcaklığı,
İçerdiği kimyasal maddeler,
Kaynak bölgesinde bulunan mikroskobik organizmalar,
Havadaki nem oranı,
Havanın sıcaklığı,
Atmosfer basıncı,
Rüzgar…
Kas-İskelet Sistemi Hastalıklarında Kaplıcanın Yeri Nedir ?
Kas-İskelet sistemi hastalıklarında temel tedavi yöntemleri :
İstirahat
Hasta bölgenin korunması,
İlaç tedavisi,
Fizik tedavisi,
Egzersiz tedavisi,
Rehabilitasyon,
Cerrahi tedavi’dir.

Kaplıca tedavisi Fizik Tedavinin Hidroterapi (su ile yapılan tedavi) alt grubu içinde değerlendirilebilir. Temel tedavi yöntemleri ile kombine edilerek doktor kontrölünde uygulanacak olan Kaplıca Tedavisi Kas-İskelet sistemi hastalıklarında büyük yararlar sağlayabilir.

[KBASLIK]Hangi Hastalıklarda Kullanılır ?[/KBASLIK]
· Kireçlenmeler,
· İltihabi romatizmalar,
· Yumuşak doku romatizmaları,
· Mekanik bel ve boyun problemleri,
· Çalışma şart ve ortamına bağlı ağrılı tablolar,
· Ortapedik problemler; kırık sekelleri,ameliyat komplikasyonları,
· Spor yaralanmaları,
· Kas hastalıkları,
· Nörolojik hasarlanmalara bağlı problemler.

[KBASLIK]Kaplıcanın Etkileri Nasıl Oluşur ?[/KBASLIK]
Kesin olarak bilinmemektedir.Kaplıcanın tedavi edici etkisi iki ana mekanizma ile açıklanır:

· Biyokimyasal-Spesifik etki; su içinde bulunan erimiş mineral ve gazların deri yoluyla emilmesi sonucu vücut metabolizmasında değişikliklere sebep olmaları.
· Termal-Nonspesifik etki; suyun sıcaklığı ve çevre faktörlerin etkisi ile kan dolaşımının artması, metabolizmanın hızlanması, sinir sisteminin ve hormonal sistemlerin uyarılması.

[KBASLIK]Kaplıca Tedavisinin Etkileri Nelerdir ?[/KBASLIK]
· Genel durumda düzelme,
· Kan dolaşımında artma,
· Solunum hızlanması,
· İç organ işlevlerinde artma,
· Vücut ısısında artma-terleme,
· Bozulmuş hormonal ve sinirsel dengelerde düzelme,
· Ağrılarda azalma ve kas spazmlarının çözülmesi,
· Hareket kapasitesinde artma,
· Eklam ve kaslardaki kalıcı hasarların önlenmesi,
· Psikolojik rahatlama.

[KBASLIK]Kas-İskelet Sistemi Hastalıklarında Hangi Çeşit Kaplıca Suları Faydalıdır ?[/KBASLIK]Kas-İskelet Sistemi hastalıklarında genellikle tuzlu, kükürtlü, karbondioksitli, oligometalik ve radyoaktif sular etkili olmaktadır. (Kütahya Yoncalı bölgesindeki sular bu özelliktedir)

[KBASLIK]Dikkat Edilecek Hususlar Nelerdir ?[/KBASLIK]
· Hastalığın kesin tanısı konulmalıdır,
· Hastalığın aktivasyon derecesi, yaptığı lokal ve sistemik hasarlar değerlendirilmelidir,
· Hastanın sistemik-dahiliye kontrolü mutlaka yapılmalıdır,
· Hasta kaplıca kürü esnasında izlenmeli, yararlı ve zararlı etkiler gözlenmelidir.

[KBASLIK]Hangi Hastalar Kaplıcaya Giremez?[/KBASLIK]
· Ateşli hastalıklar, sistem enfeksiyonları,
· Alevli dönemde iltihabı-romatizmal hastalıklar,
· Ağır kansızlık,
· Kanser ve benzeri habis hastalıklar,
· Kanamalı hastalıklar ve kanamaya meyil,
· Kadınlarda adet dönemleri, gebelik ve doğum sonrası dönemler,
· Ağır kalp, Akciğer, Böbrek ve Karaciğer hastalıkları ve yetmezlikleri,
· Koroner arter hastalıkları; kalp krizi geçirmiş hastalar, yakın zamanda kalp anjini-spazmı geçirmiş hastalar,
· Oynak hipertansiyonu veya kan basıncı sürekli sistolik 150 mmHg üzerinde seyreden hastalar,
· Yaygın varisler, iltihabı ve/veya tıkayıcı damar hastalıkları,
· Kontrol altına alınmamış ve insüline bağımlı şeker hastalığı,
· Akut yada kronik üriner, bilier ve istestinal tıkanmalar,
· Açık yaralar,
· 6-12 aydan yeni, antikoagülan kullanan, yüksek risk faktörüne sahip Serebrovasküler hastalığa bağlı yarım felçli hastalar (hiç girmeseler daha iyi ),
· Epilepsi ve benzeri nöbet geçiren hastalar,
· Akıl hastaları ve ağır psikolojik problemleri olan hastalar,
· İleri yaşta ve düşkün hastalar,
· Aşırı şişman hastalar.
Kaplıca Sularında Hangi Şekillerde Faydalanılır ?

Kaplıcalardan:banyo, oturma banyosu, kısmi banyo, çamur banyosu ve buhar banyosu olarak faydalanılabilinir.

[KBASLIK]Kaplıca Tedavisi Nasıl Uygulanır ?[/KBASLIK]
Tedavi süresi ve şekli; hastanın ve hastalığın durumuna, suyun özelliklerine göre belirlenir,
Tedavi süresi ortalama 2-3 haftadır. Toplam banyo sayısı 15-20 civarında tutulur.
Kürler günlük veya günaşırı yapılır. Günlük kürlerde haftada bir gün ara verilir.
Banyo süresi 5-25 dakika olarak belirlenir.Süre başlangıçta az tutulur, giderek artırılır.
Banyo kürleri genellikle sabahları hafif bir kahvaltıdan sonra uylulanmalıdır.
Yeterli sıvı desteği sağlanmalıdır.
Hastalar kürden önce mutlaka mesane ve barsaklarını boşaltmalıdır.
Banyo içinde en rahat pozisyonda durulmalıdır.
Suyun kaldırma kuvvetinden dolayı su içinde egzersiz kolay yapılır.
Su içinde hareket deriden mineral ve gaz emilimini artırır.
Fazla hareket dolaşım sisteminde aşırı yüklenmelere sebep olur.
Banyodan sonra hasta iyice kurulanmalı ve iyi havalandırılmış bir odada 30-60 dakika dinlendirilmelidir.
Kaplıca kürü esnasında sebze ve meyve ağırlıklı gıdalar tercih edilmelidir.
Yan Etkileri Nelerdir ?
Duyarlı hastalarda sıcağa tahammülsüzlük, fenalık hissi, başağrısı, tansiyon yükselmesi, çarpıntı, su elektrolit bozuklukları, ateş vs. olabilir.

[KBASLIK]Yan Etkiler Nasıl Tedavi Edilir ?[/KBASLIK]
Bu hastalar hemen ortamdan uzaklaştırılıp dinlendirilmeli, gerekli müdahaleler yapılmalı ve tedavi protokolü gözden geçirilmelidir.

Yaz mevsiminde deniz suyu sıcaklığı, kışın yerini termal suların sıcaklığına bırakıyor. Ülkemiz adeta bir termal cennet. Birçok hastalığa şifa olan bu kaynak sular, yorgun düşen ruhunuzu da yeniden canlandırıyor. İşte ülkemizin dört bir yanında bulunan ve sıcacık sularında şifa bulabileceğiniz 13 kaplıca.

[KBASLIK]Pamukkale Travertenleri/Denizli[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/pamukkale.jpg[/TBR]
Denizli’ye 18 km uzaklıkta bulunan Pamukkale Travertenleri, bünyesindeki kireç çözeltisi nedeniyle bembeyaz bir görünüme sahip. Pamukkale Travertenleri’nin tedavi edici özelliği, çok eski çağlardan beri biliniyor. Hatta çok eski dönemlerden beri Pamukkale Travertenleri, birçok kral ve devlet adamını bile ağırlamış.

[KBASLIK]Ayaş Kaplıcaları/Ankara[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/ayas_kaplicalari.jpg[/TBR]
Ayaş Kaplıcaları, ülkemizin en önemli termal kaynaklarından biri olarak dikkat çekiyor. Ankara’da bulunan Ayaş Kaplıcaları, özellikle romatizma, mide ve böbrek hastalıkları gibi birçok hastalığı tedavi edebiliyor.

[KBASLIK]Diyadin Kaplıcaları/Ağrı[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/diyadin_kaplicalari.jpg[/TBR]
Ağrı’nın Diyadin ilçesinde bulunuyor Diyadin Kaplıcaları. Romatizma, kemik hastalıkları, kireçlenme ve metabolizma rahatsızlıkları gibi birçok hastalığa şifa olan Diyadin Kaplıcaları, ülkemizin en önemli termal kaynaklarından biri.

[KBASLIK]Hamamboğazı Kaplıcaları/Uşak[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/hamambogaz_kaplicasi.jpg[/TBR]
Çevresi yemyeşil ormanlarla çevrili olan Hamamboğazı Kaplıcaları, Uşak’ın Banaz ilçesinin 7 km kuzeydoğusunda bulunuyor. Hamamboğazı Kaplıcaları’nda Gazoz, Sarı Kız ve Kara Kız isimleriyle bilinen üç ayrı su yer alıyor. Kronik romatizma, mide ve karaciğer hastalıklarını tedavi eden Hamamboğazı Kaplıcaları’nın suları, birçok şifalı maden içeriyor.

[KBASLIK]Oylat Kaplıcaları/Bursa[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/oylat_kaplicalari.jpg[/TBR]
Bursa’nın İnegöl ilçesinde bulunan Oylat, ülkemizde kaplıca turizmi açısından oldukça büyük bir öneme sahip. Etrafı pek çok doğal güzellikle çevrili olan Oylat ve Oylat Kaplıcaları’nın suyu öylesine şifalı ki, pek çok doktor hastalarına burayı öneriyor.

[KBASLIK]Bademli Ilıcası/İzmir[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/bademli_ilicasi.jpg[/TBR]
Antik dönemden kalma bir ılıca olan Bademli Ilıcası, İzmir’in Dikili ilçesinde bulunan Bademli Köyü’nde bulunuyor ve ismini de bu köyden alıyor. Deniz suyu 42 derece iken, sıcak su kaynağında ise su 65 derece. Bademli Ilıcası, romatizma, böbrek taşı ve cilt hastalıkları gibi pek çok rahatsızlığa iyi geliyor.

[KBASLIK]Hıdırlar Kaplıcası/Çanakkale[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/hidirlar_kaplicasi.jpg[/TBR]
Çanakkale’nin Yenice ilçesinde bulunan Hıdırlar Köyü’nde yer alıyor Hıdırlar Kaplıcası. Yemyeşil bir alan üzerine kurulu olan Hıdırlar Kaplıcası’nın suları, birkaç yerden kaynıyor; suyun sıcaklığı ise 73 derece. Suyun içerisinde kükürt bulunduğu için içmeye elverişli değil ancak banyo yaparak birçok hastalığa şifa bulabilirsiniz.

[KBASLIK]Gülbahçe Ilıcası/İzmir[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/gulbahce_ilicasi.jpg[/TBR]
İzmir’de, Gülbahçe Köyü’nün güneyinde bulunuyor Gülbahçe Ilıcası. Hemen yanında antik bir hamam mevcut. Suyun sıcaklığı 17 derece olan ılıca, özellikle romatizma ve deri hastalıklarını tedavi ediyor.

[KBASLIK]Kurşunlu Kaplıcaları/Manisa[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/kursunlu_kaplicasi.jpg[/TBR]
Kurşunlu Kaplıcaları, Manisa’nın Salihli ilçesinde bulunuyor. Kaplıca, harika bir vadi içerisinde yer alıyor ve sunduğu şifalı suların yanı sıra, muhteşem bir doğal güzelliği de gözler önüne seriyor. Suyun sıcaklığı 52-96 derece değişirken, birçok hastalığı da tedavi ediyor.

[KBASLIK]Otingo Kaplıcası/Artvin[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/otingo_kaplicasi.jpg[/TBR]
Artvin’in Borçka ilçesinde bulunuyor Otingo Kaplıcası. 300 yıllık bir şifa kaynağı olan Otingo Kaplıcası, özellikle romatizma ve halsizliğe çok iyi geliyor.

[KBASLIK]Hamamayağı Kaplıcası/Samsun[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/hamamyagi_kaplicasi.jpg[/TBR]
Suyu, içerdiği mineraller bakımından oldukça zengin olan Hamamayağı Kaplıcası, Samsun’un Ladik ilçesinde bulunuyor. İçerisinde pek çok piknik alanı da bulunan Hamamayağı Kaplıcası, özellikle romatizma ve sinir hastalıklarına oldukça iyi geliyor.

[KBASLIK]Ayazma Ilıcası/Kocaeli[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/ayazma_ilicasi.jpg[/TBR]
Günümüzde Kocaeli’nin tek sağlık yapısı olarak dikkat çeken Ayazma Ilıcası, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde de sağlık merkezi olarak kullanılmış. Yapılan pek çok araştırma sonucunda, Ayazma Ilıcası’nda bulunan suyun, birçok hastalığa iyi geldiği tespit edilmiş.

[KBASLIK]Karahayıt Kaplıcaları/Denizli[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/karahayit_kaplicalari.jpg[/TBR]
Pamukkale’de bulunan termal kaplıcasının bir uzantısı Karahayıt Kaplıcaları. Denizli’nin Karahayıt kasabasında bulunuyor. Suyun sıcaklığı 420, 500 ve 560 derece arasında değişiyor. Karahayıt Kaplıcaları’ndaki su, içme suyu olarak da kullanılırken, sindirim sistemi, mide, karaciğer gibi birçok rahatsızlığa şifa oluyor.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

İstanbul Arkeoloji Müzeleri

İstanbul Arkeoloji Müzeleri, tarihi değeri yüksek mega kent İstanbul’un Avrupa Yakası’nda yer almaktadır. Tarihi Yarımada olarak adlandırdığımız sınırlar içerisinde kalan Sultanahmet semtindeki Gülhane Parkı’ndan Topkapı Sarayı’na çıkan Osman Hamdi Bey yokuşunda olup misafirlerine yıl boyunca kapılarını açmaktadır.
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/muze_kapak.jpg[/TBR]
İstanbul Arkeoloji Müzeleri; Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk Müzesi olmak üzere üç ana birimden oluşmaktadır. Bu nedenle İstanbul Arkeoloji Müzeleri olarak adlandırılmaktadır. Günümüzde adı Eski Şark Eserleri Müzesi olan ve ziyaret edilebilen bina, 1883 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi olarak Osman Hamdi Bey tarafından kurulmuştur. 1472 yapım tarihli Çinili Köşk ise Fatih Sultan Mehmet’in av köşküdür.

Cumhuriyetten önce yani Osmanlı döneminde arkeolojiyi de kapsamı içine alan müzecilik 19. yüzyılın ortalarına kadar gelmektedir. Osmanlı’da Türk müzeciliğinin dönüm noktası aslında Sadrazam İbrahim Edhem Paşa’nın eğitimini Fransa’da tamamlamış olan oğlu dünyaca ünlü arkeolog, müzeci ve ressamımız Osman Hamdi Bey’le başlar. Osman Hamdi Bey o dönem Müze-i Hümayun’un müdürü olarak atanır. Atamayla birlikte birçok anlayış değişir ve yerini yepyeni bir sisteme ve arkeolojinin kurumsallaşmasına bırakır. Hamdi Bey bu yenilikçi tavrıyla günümüzde Arkeoloji Müzesi olarak binanın inşası için dönemin ünlü Fransız mimarı Alexandre Vallaury görevlendirir. 1903 ve 1907 yıllarında bina bugünkü halini almıştır.

Müze-i Hümayun yani günümüz Türkçesiyle Padişahlık Müzesi adıyla kurulan ilk arkeoloji müzemiz 13 Haziran 1891 yılında ziyarete açılmıştır. Bir yerde aslında Müze-i Hümayun’un devamı olarak İstanbul Arkeoloji Müzeleri günümüzde hem sergi hem de arkeolojik kazı misyonuna devam etmektedir.
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/muze_1.jpg[/TBR]
Türkiye’nin ilk müzesi olan İstanbul Arkeoloji Müzeleri, dünyada çapında yapılma dönemi itibarı ile müze olarak inşa edilmiş ilk 10 müze binası arasında gösterilmektedir.

Günümüzde Arkeoloji Müzeleri’nin giriş kat salonlarında arkaik dönemden Roma dönemine antikçağ heykelleri, İskender Lahti, Ağlayan Kadınlar Lahti, Tabnit Lahti gibi dünya çapında eşi benzeri olmayan harika eserler sergilenmektedir.

Binanın üst katında ise Hazine Bölümü, İslam Öncesi, İslam Sikke Kabinleri ve Kütüphane olarak adlandırılan yerler bulunmaktadır. Topkapı Sarayı Surları içerisindeki Çini Köşk Müzesi’nde Türk İslam Çini sanatına ait eşsiz eserler ve Eski Şark Eserleri Müzesi’nde de Anadolu ve Mezopotamya eserleri sergilenmektedir.

[KBASLIK] 1 – Klasik Arkeoloji Müzesi[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/klasik-arkeoloji-muzesi.jpg[/TBR]
Osman Hamdi Bey tarafından 1887 ve 1888 yılları arasında dönemin en büyük keşfi yapılmıştır. O dönemde Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde yer alan Lübnan’ın yapılmıştır. Osman Hamdi Bey, Sidon Kral Nekropolü Kazısı’nda birçok değerli esere ulaşmıştır. Bu değerli eserler arasında; üzerinde Makedonya Kralı Büyük İskender’in betiminin yer aldığı İskender Lahti, Likya Lahti, Tabnit Lahti gibi eserler gün yüzüne çıkarıldıktan sonra İstanbul’a taşınmıştır.
İstanbul’a ulaşan bu değerli eserler için büyük bir binaya ihtiyaç duyulmuştur. Osman Hamdi Bey de Çinili Köşk’ün karşısına dönemin ünlü mimari Alexandre Vallaury’e Padişahlık Müzesi – Müze-i Hümayun’u inşa ettirmiştir. İnşaatın bitmesi eserlerin yerleştirilmesi de tamamlanınca İstanbul Arkeoloji Müzeleri 13 Haziran 1891’de ziyarete açılmıştır. Hatta müzenin ziyarete açıldığı 13 Haziran günü ülkemizde müzeciler günü olarak kutlanmaktadır. Yıllar geçtikçe yeni gelen eserlerle ana müze binası yetersiz gelmeye başlamıştır. Bunun üzerine binanın güney doğu bitişiğine, 1969-1983 yılları arasında yeni sergi salonları eklenmiştir.
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/klasik-arkeoloji-muzesi-2.jpg[/TBR]
Çeşitli uygarlıklardan günümüze kadar gelebilmeyi başarmış bir milyonu aşkın değerli esere ev sahipliği yapmasıyla bugün de dünyanın en büyük müzeleri arasında seçkin bir yere sahiptir. İstanbul Arkeoloji Müzeleri 1993 yılında Avrupa’da yılın Müzesi seçilerek “’Avrupa Konseyi Müze Ödülü”’ne de layık görülmüştür.

[KBASLIK] 2 – Çinili Köşk Müzesi[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/cinili-kosk-muzesi.jpg[/TBR]
İstanbul Arkeoloji Müzeleri kompleksinin en eski yapısı Çinili Köşk. Kaynaklarda yapım yılı olarak 1472 gösterilen Çinili Köşk, Sarayburnu’ndaki korulukta ve Topkapı Sarayı’nı çevreleyen tarihi surların içinde kalmaktadır. Yapının Müze-i Hümayun’a dönüştürülmesi ise 1880 yılında denk gelir. Oldukça değerli arkeolojik ve İslam eserlerinin sergilenmesi için kullanılan köşk, 1939 yılında Topkapı Sarayı Müzesi’ne bağlanmıştır. Bunun üzerine binanın içindeki değerli eserler çeşitli müzelere dağıtılmıştır ve köşk müze olarak işlevini yitirmiştir.
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/cinili-kosk-muzesi-2.jpg[/TBR]
Çini Köşk, Selçuklu döneminin etkisinde kalarak yapılmış olan Osmanlı sivil mimarisinin İstanbul’daki tek örneği olarak da değerlidir. 1953 yılına gelindiğinde ise İstanbul’un fethinin 500. yılına denk gelmesiyle onarılan bina Fatih Müzesi adıyla yeniden meraklılarına ve halka kapılarını açmıştır. Sonrasında ise yeniden müze görevi görerek Türk İslam, Selçuk ve Osmanlı çinilerinin ve seramik eserlerinin sergilendiği bir yer olmuştur. 1981 yılına gelindiğinde ise bu müze İstanbul Arkeoloji Müzelerine bağlanmıştır. Son olarak günümüzdeki halini 10.06.2005 yılında yapılan restorasyon çalışmalarıyla almıştır.

[KBASLIK]3 – Eski Şark Eserleri Müzesi[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/eski-sark-eserleri-muzesi-2.jpg[/TBR]
Eski Şark Eserleri Müzesi binası 1883’da Güzel Sanatlar Akademisi yani Sanayi-i Nefise Mektebi Alisi kullanılmaktadır. Bu okul binası olarak kullanılan yapıda da Fransız mimar Alexandre Vallaury ismini görüyoruz. Uzun yıllar öğrencilere eğitim verilen okul binası bir süre sonra Cağaloğlu’na taşınmıştır.

Okulun taşınmasından sonra bina Halil Edhem Bey tarafından, Yakın Doğu ülkelerinin eski kültür belgelerinin sergilenmesi için 1917-1919 yıllarında müze haline getirilmiştir. Müze; Anadolu, Mezopotamya, Mısır ve Arabistan yarımadası eserleri olmak üzere 4 ana koleksiyondan oluşmaktadır. Anadolu ve Mezopotamya Yunan öncesi, Mısır ve Arabistan yarımadası eserleri ise İslam öncesi dönemleri içermektedir.
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/eski-sark-eserleri-muzesi-1.jpg[/TBR]
Eski Şark Eserleri Müzesi bugüne gelene kadar çeşitli onarımlar ve farklı sergileme yöntemlerinden geçmiştir. Son olarak çağdaş sergileme teknikleri kullanılarak oluşturulan salonlarda eğitici olmak, insanoğlunun tarih içinde gerçekleştirdiği kültür atılımlarını anlatmak ve insan elinden çıkmış kültür belgelerini anlatmak amaçlanmıştır. Anlatım bölgesel bir sınıflama içinde yapılmış, Arabistan yarımadası, Mısır, Mezopotamya ve Anadolu kültürleri ayrı ayrı tarihi gelişimleri içinde ziyaretçilere sergilenmektedir.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Unutulan Kadim Meslekler

[B][SIZE=5][COLOR=rgb(184, 49, 47)]Unutulan Kadim Meslekler[/COLOR][/SIZE][/B]

Anadolu, bu topraklara yüzyıllardır hakim olan uygarlıkların etkisiyle farklı dillere, dinlere ve kültürlere ev sahip yapmıştır. Son olarak Osmanlıyla birlikte onlarca farklı kültürden insanın bir arada yaşaması ve etkileşim kurması bu topraklardaki kültürel zenginlik, binlerce yılın izini taşıyan el sanatlarının ve mesleklerin oluşmasına yol açmıştır.

Günümüzde teknolojinin gelişmesiyle sanayileşmenin artması, nüfusun artması, insanların değişen ihtiyaçları ve talepleri, büyük beceri gerektiren ve her biri sanat eseri olan ürünlere olan ilginin azalmasına neden oldu. Azalan bu ilgiyle de her biri bin bir zahmetle yapılan ürünlere ait meslekler yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.

Ustalar gençlere el vermezse, el sanatları unutulur, kaybolur…. İnsanlık ilk önce taşı yonttu. Sonra o taşı yontacak aletleri taştan yapmaya başlayarak, taş ustası oldu. Bu iş için aletler yaptıkça elleri ustalaştı. Bu ustalaşan eller; aletleri, eşyaları, giysileri ve yaşadığı yerleri değiştirerek güzelleştirdi. İnsanoğlu zaman içinde her alanda ustalaştı, zihniyle ustalaştı, eliyle ustalaştı ve sanatı da ustalaştı. Tüm bu ustalaştığı sanatları çocuklarına öğretti, nesilleri boyu aktardı.

Aktarılan bu sanatla usta eller Mardin’in taş evleri yonttur güzelleştirdi. Göbekli Tepe’de usta eller ‘T’ biçimli büyük taşları yonttu ve göklerdeki tanrısına ibadet ederek saygısını sundu. Aynı usta eller Çatalhöyük’te, koltuğun üzerine oturan ‘Ana Tanrıça’ figürünü belirleyerek taşı yonttu ve günümüze kadar gelerek bize kültürlerini aktardı. Karagöz’le Hacivat’ı oynatarak eğlendi. Erzurum Oltu’da oltu taşını çıkararak oydu, Eskişehir’de lületaşını deldi, gümüşü oya gibi işleyerek telkâri dedi, elini, boynunu, bu güzelliklerle donattı. Eli ustalaştıkça zihni ustalaştı, sanatı güzelleşti ve doruğa ulaştı.

Ancak günümüzde tüm bu ustalar ve onların el emeği göz nuru sanat eserleri unutulma tehlikesiyle karşı karşıya. Türünün belki de son örneklerini görebileceğiniz bu sanat eserlerini yerinde, ustasının elinde şekillenerek görmek isterseniz bu destinasyonlardan birini ziyaret edebilirsiniz.

[KBASLIK]1 – Kargı Bezi Dokumacılığı / Çorum[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/1_1_kargi.jpg[/TBR]
Çorum’a özgü bir dokuma çeşidi olan Kargı Bezi dokuması, mahalli el sanatlarımızdan biridir. Kargı ilçesinden adını alan dokuma, kıyafetlerin yanı sıra masa örtüsü, perde gibi ev mefruşatlarında kullanılırdı. Yaklaşık 1 asırlık bir geçmişe sahip olan Kargı bezinin ilk üretimi, yöre halkının temel giysi ihtiyacı göz önünde bulundurularak ortaya çıkmıştır.

Unutulmaya yüz tutmuş olan bu el sanatı hakkında yapılan araştırmalar sonucunda; Kargı bezinin ilk zamanlar Kızılırmak vadisindeki yerleşim birimlerinden olan Gökçedoğan, Köprübaşı, Karacaoğlan köylerinde dokunduğu tespit edilmiştir. Epey bir zaman ve yoğun bir el emeği isteyen bu dokumacılık türü maalesef sanayileşmeye yenik düştü ve eskiye oranla bu dokuma türüne ilgi git gide azaldı. Kargı bezi dokuması, günümüzde Çorum’un Gökçedoğan köyünde birkaç aile tarafından da olsa eski usul ve yöntemlerle devam ettirilmeye çalışılmaktadır.

[KBASLIK]2 – Lületaşı İşleme Sanatı / Eskişehir[/KBASLIK]
El sanatları içerisinde nitekim daha şanslı bir yanı var lületaşı işlemeciliğinin. Çünkü Eskişehir’de meraklıları bu el sanatını halen yapıyor ve genç nesil de bu sanata merak salmış durumda. Beyaz altın olarak da isimlendirilen lületaşı bu adı sahip olduğu beyaz renkten alır ve dünya genelinde en kalitelisi Eskişehir’de çıkarılır. Toprağın 20 ile 130 metre kadar altında yumrular halinde bulunan bu taş için özel kuyular açılmakta.

[KRSOL=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/2_2_luletasi.jpg]Lületaşı İşleme Sanatı[/KRSOL][KRSOL=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/2_luletasi.jpg]Lületaşı İşleme Sanatı[/KRSOL]Bu taş günümüzde tütün çubuğu, pipo, nargile uçlarının yapımında kullanılmakta. Biraz eski dönemlerde ise lületaşından ustalar; kap kacak, kutu, fincan, heykel gibi eşyalar yaparlarmış. Eskişehir’in çarşılarında halen bu el sanatıyla ilgilenen ustaları görebilir, kendiniz ve sevdikleriniz için lületaşı satın alabilirsiniz.

[KBASLIK]3 – Kazaziye İşleme Sanatı / Trabzon[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/3_kazaziye.jpg[/TBR]
Tarihi çok eskilere dayanan Kazaziye, incecik 1000 ayar gümüş ya da 24 ayar altın tellerden yapılmakta olup asla kaynak kullanılmaz. Sadece elle örülerek yapılan bu sanat, çeşitli boyutlardaki şişlerin ve iğnelerin kullanılmasıyla elde edilmekte. Oldukça eskilere dayandığını belirttiğimiz bu el işinin en eskisi olan uçan at broşunu Uşak Müzesi’nde görebilirsiniz.

Trabzon’da 1910’lu yıllarda elliden fazla bu işin ustasını bulabilirdiniz. Ancak günümüzde bu sayı oldukça azdır. Kazaziyeyi günümüzde kadınlar; kolye, bileklik, küpe gibi takı olarak kullanırken erkekler tespih püsküllerinde tercih etmekte.

[KBASLIK] 4 – Taş Yontma Sanatı / Mardin[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/4_tas_isleme.jpg[/TBR]
Anadolu’nun en kadim topraklarından biri olan Mardin yüzyıllar boyunca birçok farklı medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Mardin’de kiliseler, manastırlar, medreseler, camiler, hanlar ve evler bölgenin dayanıklılığıyla ünlü taşından yapılmıştır. Günümüzde bu taş işlemeciliğinin en güzel örneklerini halen görebilmekteyiz. Mardin’de ustaların ellerin sanata dönüşen bu özel taş tebeşirimsi bir özellik sunuyor. İnce ve tane yapılı olması çıkartıldığında rahatlıkla işlenebilmesine imkan tanır.

Taş ve testere ile kesilebilmesi, matkapla delinebilmesi, sert kesicilerle yontulabilmesi ustaların elinde sanata dönmesindeki en önemli etken. Mardin taşı işlendikten sonra güneş ve su ile temas ettiğinde sertleşiyor ki bu durum yontulmaya elverişli bu taşın en belirgin ve en önemli özelliği. Türk el sanatları alanında dekoratif taş işçiliği yaşanan dönemlere göre farklılıklar gösterse de ustalıkta yüksek kalitesini her zaman korumayı hep başardı.

[KBASLIK]5 – Sedef Kakma El Sanatı / Sakarya[/KBASLIK]
[KRSOL= https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/5_sedef.jpg]Sedef Kakma El Sanatı[/KRSOL] [KRSOL=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/5_5_sedef.jpg]Sedef Kakma El Sanatı[/KRSOL]Sedef kakma sanatıyla uğraşan ustaya ‘Sedefkâr’ denir. Yıllar boyunca nesilden nesle büyük bir ustalıkla aktarılarak günümüze kadar gelmeyi başarabilen sedefkârlık sanatı mimari ve süslemecilik alanlarında kullanıldı. Özellikle 16. yy ve 17. yy. sedefkârlık dönemin en önemli meslekleri arasında gösteriliyordu. Ancak 18. yüzyıla gelindiğinde sedefkârlık bu önemini yavaş yavaş yitirmeye başladı.

Sedef kakmacılığı genellikle ceviz, meşe, abanoz gibi ağaçlardan yapılan süsü eşyalarının zeminine çizilen desenler nazikçe oyulur, sonra istiridye kabuğundan yapılan aynı formda kesilen sedef, sıcak tutkalla oyulan yere yapıştırılır. Önce kaba tesviyesi sonra da ince tesviyesi yapılan ahşap cilalanır ve böylece sedef kakma işi sonlanır.

[KBASLIK]6 – Çömlek Yapımı Sanatı / Avanos[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/6_comlek.jpg[/TBR]
Nevşehir’in yaklaşık 18 km. kadar kuzeyinde bulunan Avanos’ta çok sayıda çömlek atölyesi hizmet vermekte. Buradaki bu seramik yapımı geleneği çok eskilere taa Hititlere kadar dayanır. Kızılırmak’ın getirdiği kırmızı toprak ve milden elde edilen seramik çamuru, Avanoslu seramik ustalarının elinde yüzyıllardır şekillenmeye devam ediyor. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Hititlerden bu güne çarkla yapılan çanak çömlek ustalığı kavimden kavme, babadan oğla öğretilerek günümüze kadar ulaştı. Çömlekçilik aslında Anadolu’nun hemen her yöresinde çok eskilerden bu yana yapılan el sanatlarından biridir. Günümüzde çömlekçilik sanatı birkaç yörede az sayıda kalan ustasıyla hayatta kalmaya ve yaşamaya çalışıyor.

[KBASLIK]7 – Edirnekâri / Edirne[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/1_edirnekari.jpg[/TBR]
Adından da anlaşılacağı üzere Edirne’ye has bir el sanatı olan Edirnekâri, ‘Edirne işi’ anlamına geliyor. Edirnekâri; Osmanlı’nın son dönemlerinde ortaya çıkmış olup 18 yüzyıldan günümüze ahşap üzerine yağlıboya ile yapılan süslenmiş eserlere verilen genel isim. Gelin kızlar için çeyiz sandığı, yazı kutusu, para kutusu ya da çekmecesi, yüklük ve dolap kapakları gibi ahşap yüzeylere sahip nesnelere Edirnekâri uygulanabiliyor. Edirnekâri’de; belinden kurdele ile bağlı buketler, vazo içinde stilize edilmiş çiçekler ve tabak içinde meyve kompozisyonları sıklıkla tercih edilen motiflerin başında geliyor. Bu motifler üzerinde renklerin açık – koyu tonları, ışık ve gölge oyunları kullanılır. Hazırlanan ahşaplar son olarak motiflerinin korunması için cilalanır.

[KBASLIK]8- Kutnu Kumaşı Dokumacılığı / Gaziantep[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/2_kutnu_bezi.jpg[/TBR]
Özel bir dokuma türü olan Kutnu dokumacılığı ülkemizde sadece Gaziantep bölgesinde yapılan bir ipekli dokuma türüdür. Bölgenin yerel değerlerinden sadece biri olan kutnu bezinin yolculuğu, el tezgahlarında ipliğin kumaş haline gelene kadar dokunmasıyla başlar. Suni ipek ve pamuk ipliğinin bir araya gelmesiyle el tezgahlarında işin ustaları tarafından dokunan kutnu kumaşının farklı türleri de mevcuttur. Dokumacılığına ilk başlandığı yıllar oldukça eskiye dayanan kutnu kumaşı, çeşitli boyalara birkaç kez batırılır. Boyalara batırılan kumaş kendine has bir motife ve renge sahip olur. Artık Antep bölgesiyle özdeşmiş olan kutnu kumaşı yöresel kıyafetlerin yanı sıra çeşitli aksesuar, çanta, terlik, perde vb. birçok üründe kullanılır.

[KBASLIK]9- Savatlı Gümüş İşlemeciliği / Van[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/3_savat.jpg[/TBR]
Savat, bir alaşımın adıdır. Bu alaşım yani savat, gümüş eşyaların süslenmesinde kullanılır. Gerdanlıklar, saç tokaları, saç bağları, tepelikler, bilezikler, yüzükler, kemerler savatla en çok yapılan süs eşyaları arasında yer alır. Taa antik çağlara kadar uzanan bu el sanatına yöre halkı ‘Sevad’ demektedir. 950 ayar 1 ölçü gümüş, dört ölçü bakır, dört ölçü kurşun, bir miktar kükürt 750 santigrat derecelik bir sıcaklıkta eriyik haline gelene kadar karıştırılır. Bu karışımdan ortaya çıkan alaşıma savat denir. Biz yukarıda, ustalara sorduğunuzda söyledikleri genel ölçü miktarını yazdık ancak bu işi yapan her ustanın kendine has bir ölçü miktarı ve karşım şekli mevcuttur. Isıtılıp karıştırılarak ortaya çıkan savat adlı alaşım soğumaya bırakılır. Soğuyan madde, toz halini alıncaya dek önce örs üzerinde, sonrasında da havanda iyice dövülür. Elde edilen toz savat, gümüş bir eşya üzerine daha önce açılmış olan kılcal kanallara iki yolla sürülür. Bu iki yoldan biri tıpkı tabaktaki bir yemeğe tuz serper gibi serpilmesidir. Diğeri de boraks ile sulandırılarak çamur haline getirilip boşluklara sıvanarak doldurulmasıdır. Sonra tekrar ateşe tutulan ve sıcakla eriyen savatın konulduğu boşluklara iyice nüfuz etmesi sağlanır. Sonrasında yine soğumaya bırakılır. Son aşama olarak da cilalanır.

[KBASLIK]10 – İpek Dokumacılığı / Hatay[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/4_ipekdokumasi.jpg[/TBR]
İpek dokumacılığı denince akla hep ilk olarak Bursa gelir. Ama biz size ipek dokumacılığında Bursa kadar ileri gitmiş başka bir şehrimiz olan Hatay’daki el tezgahlarından bahsedeceğiz. Hatay’da kozacılık yaparak ipek böceği beslemeciliği 1900’lerden çok daha eskiye dayanır. Hatay’da o dönemlerde köylülerin yetiştirdiği ipek böceğinin kozaları dokuma yapan ailelere satılırdı ve bir zamanlar Hatay’ın hemen her köyünde ipekçilik önemli bir gelir kaynağıydı. Evlerde dokunan bu ipek kumaşlar yalnızca özel sipariş üzerine büyük şehirlere gönderilirdi. Kozalardan elde edilen ipek lifleri birçok aşamadan geçerek ip haline getirilir ve el tezgahlarında sabırla dokunurdu ve artık neredeyse hiç kalmadı, ipek böcekçiliği ve tezgahlarda dokunan ipekli kumaşlar.

[KBASLIK]11 – Yazma Baskı / Tokat[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/5_yazma_baski.jpg[/TBR]
Osmanlı dönemine kadar uzanan bir geçmişe sahip, yazmacılık. Yurt genelinde yapılan bu el sanatının en güzel örnekleri hep Tokat ilinden çıkardı. Bu sanat; kalem işi ve baskı yazma olmak üzere iki türe ayrılır. Kalem işi yazma, kumaş fırça ile boyandığı için daha yavaş bir üretime sahip. Baskı yazmalarda ise, sulak alanda yetişmiş olan ıhlamur ağacından yapılmış kalıplar kullanılır. Bu ağaç kütüğünün üzerine desen kalemle çizilir. Çizilen desen ortaya çıkana kadar özel bir bıçakla oyulur. Kaç tane desen ve renk kullanılacaksa o kadar kalıp hazırlanır. Bu her iki yöntem kullanılarak baş örtüsü yani yazmalar hazırlanır. Aslına bakarsanız bu yöntemlerle sadece başörtüsü değil bohça, sofra örtüsü, yorgan ve yastık yüzü gibi eşyalar da hazırlanır.

[KBASLIK]12 – Boynuz Tarak / Sivas[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/6_tarak.jpg[/TBR]
Sivas’ın en ünlü el sanatı olarak bilinen boynuz tarak için; öküz, manda, koç boynuzu kullanılır. Bu hayvanların boynuzları alındıktan sonra bir süre kurumaya bırakılır. Kuruyan boynuzlar en ince ayrıntısına kadar iyice temizlenir ve ateş ocağına konur. Böylece boynuzun tarak olma yolculuğu da ustasının elinde başlamış olur.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın