Dünyanın En Ünlü 10 Müzesi

Dünyanın her yerinde birbirinden önemli eserlere ev sahipliği yapan müzeler var. Her biri insanlık tarihine kısa bir yolculuğa çıkaran bu müzeler içinde bazıları var ki diğerlerinden daha popüler. Bizler belki 2 ya da 5 saat içinde bir müzeyi gezip bitiriyoruz ama gezerken arka planda o müzenin tamamlanması için yıllarca süren bir çalışmanın olduğunu unutmadan gezmekte fayda var. Müzeler asılında internetten ve kitaplardan gördüğünüz fotoğrafların vücut bulmuş halidir.

Dünyadaki tüm önemli popüler müzeleri gezmek tabii ki de kolay değil. Ancak gezileriniz sırasında imkanınız oldukça görmeniz gereken, dünyanın sayılı müzelerini sizler için bu yazımızda listeledik. Eğer ki bu listede yer alan müzelerin bulunduğu şehirlere gidecek olursanız o müzeleri gezmeden şehirden ayrılmamanızı tavsiye ederiz.

[KBASLIK]1 – Pergamon Müzesi / Berlin – Almanya[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/1_pergamon_berlin.jpg[/TBR]
İlk sıraya Pergamon (Bergama) Müzesi’ni koymak istedik çünkü bu müze Anadolu topraklarından bir parçaya ev sahipliği yapıyor. Berlin’in Müze Adası’nda yer alan Pergamon Müzesi’nde sergilenen eserler, Alman arkeologların Osmanlı topraklarında etkili oldukları 19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarındaki kazılarda ortaya çıkarılmışlardır. Bergama Müzesi adını Pergamon’daki Zeus sunağından alıyor. Helenistik dönem yapısı olan ve İzmir Bergama’da yer alan Zeus sunağı 1910 yılında Almanlar tarafından gün yüzüne çıkarılıp Berlin’e götürülmüş. Bu taşıma sırasında Berlin’de Pergamon Müzesi binasının yapımına başlanmıştı. Bu müzede sergilenen en önemli eserler ‘Zeus Sunağı’ ve tarihi Milet kentine ait ‘Pazar Kapısı’ ve İştar Kapısı’ olarak bilinir.

[KBASLIK]2 – Louvre Müzesi / Paris – Fransa[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/2_louvre_muzesi.jpg[/TBR]
Leonardo Da Vinci’den ve Michelangelo’ya, dünyanın en büyük ve adı en çok bilinen sanat müzesi olan Louvre’da aynı zamanda Mona Lisa da ev sahipliği yapan müze. Bu müze de ünlü ressamların eserleri kadar İslami Eser ve Anadolu Medeniyetleri bölümünde Anadolu’dan getirilen eşsiz değerdeki binlerce eseri bulabilirsiniz. Bu arada bu müzeyi tam olarak gezmek için en az 1 gününüzü ayırmanız gerektiğini hatırlatalım.

[KBASLIK]3 – İngiltere (British) Müzesi / Londra – İngiltere[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/3_british_muzesi.jpg[/TBR]
Dünyanın her neredeyse her notasından buraya taşınan Eskiçağ eserleri müze de sergilenmektedir. Özellikle Anadolu ve Trakya bölgelerinden olmak üzere Dünyanın çeşitli bölgelerinden paha biçilemez eserleri gizlice alarak ya da satın alma yöntemiyle müzeye getirerek sergilemeye başlamışlar. Anadolu medeniyetleri, Yunan ve Mısır medeniyetlerine ait birçok önemli eseri burada inceleyebilirsiniz.

[KBASLIK]4 – Çin Ulusal Müzesi / Pekin – Çin[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/4_cin_ulusal_muzesi.jpg[/TBR]
Çin’in başkenti Pekin’de yer alan bu müze, ülkenin ana tarih ve sanat müzesi olarak gezilebilmektedir. Dünyanın en çok en çok ziyaret edilen müzeler listesinde hep ilk üçte yer alan Çin Ulusal Müzesi 2003 yılında iki ayrı müzenin birleşmesiyle kurulmuştur. Müze içinde gezerken Çin’in sanat ve tarihi hakkında çeşitli bilgilere ulaşabilirsiniz. Müze binası 1959 yılında inşa edilmiş olup Çin Halk Cumhuriyeti’nin 10. yıldönümü için inşa edilen on büyük binadan biridir.

[KBASLIK]5 – Ulusal Hava ve Uzay Müzesi / Washington – ABD[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/5_ulusal_hava_ve_uzay_muzesi.jpg[/TBR]
ABD’nin başkenti Washington DC’de bulunan müze, bir Smithsonian Enstitüsü müzesidir. Diğer müzelerden sergilenen eserleriyle ayrılan bu müze, 1946 yılında Ulusal Hava Müzesi adıyla ziyarete açılmış. Müzenin içinde dünyanın en büyük tarihi uçakların ve uzay araçları koleksiyonunu görebilirsiniz. Dünyada en çok ziyaret edilen ilk beş müzeden biri de bu müze.

[KBASLIK]6 – Vatikan Müzeleri / Vatikan[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/6_vatikan-muzeleri.jpg[/TBR]
Vatikan’da bulunan bu müze kompleksi Roma Katolik Kilisesi tarafından Rönesans döneminde inşa edilmiş. Böylesine köklü bir geçmişten gelen müze dünyanın önemli heykellerine, tablolarına ve paha biçilemez değerdeki esere ev sahipliği yapan önemli bir binadır. Müze kompleksi toplamda, Sistine Şapeli ile birlikte 54 galeriden meydana gelmektedir. Ziyaretçiler Sistine Şapeli’ne 53 galeriyi gezdikten sonra verilen ek bağış karşılığında girebilmektedir.

[KBASLIK]7 – Mısır Müzesi / Kahire – Mısır[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/7_misir_muzesi.jpg[/TBR]
Kahire’ de bulunan Mısır Müzesi, Osmanlı döneminde Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından eski Mısır Medeniyetinden kalan eserlerin ticaretinin yapılmaması ve yağmalanmaması için kurulmuş bir müzedir. Bu devasa müzenin içerisinde 120 binden fazla eski Mısır’a ait eserleri görebilirsiniz. Mısır Müzesi, Tutankamon’un mezarına ve burada gün yüzüne çıkarılan çeşitli mumyalara da ev sahipliği yapmasıyla oldukça ünlü bir müze.

[KBASLIK]8 – Ermitaj Müzesi / Saint Petersburg – Rusya[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/8_ermitaj_muzesi.jpg[/TBR]
Çariçe II. Katerina tarafından 1764 yılından yaptırılan bu müze dünyanın en büyük ve en eski müzeleri arasında öne çıkıyor. Müze gösterişli binasında büyük bir çoğunluğu tablo olmak üzere 3 milyondan fazla eşsiz esere ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Leonarda Da Vinci, Rembrandt, Peter Paul Rubens, Francisco Goya, Michelangelo, Van Gogh ve Pablo Picasso gibi dünyaca ünlü birçok ressama ait tabloyu bu müzede görmeniz mümkün.

[KBASLIK]9 – Amerikan Doğa Tarihi Müzesi / New York – ABD[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/9_amerikan_doga_tarihi_muzesi.jpg[/TBR]
Birbirine bağlı 25 bina bloğundan oluşan bu müze, dünyanın en büyük ve en ünlü müzelerinden biri. Müzede; sergi salonu, araştırma laboratuvarları ve bir de kütüphane var. 200’den fazla bilim insanı kadrolu olarak çalıştığı Amerikan Doğa Tarihi Müzesi’nin koleksiyonu, sadece küçük bir kısmı herhangi bir zamanda sergilenebilen 32 milyondan fazla parça içerir.

[KBASLIK]10 – Rijksmuseum / Amsterdam – Hollanda[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/10_rijksmuseum.jpg[/TBR]
Rijksmuseum, Amsterdam kent merkezinde 1800 yılında kurulan bir müze. Hollanda’nın milli müzesi olan Rijksmuseum’da, Hollanda Altın Çağı‘na ait birçok eser ziyarete açık olup sergilenmekte. Bu devasa müze aynı zamanda Hollanda’nın en geniş sanat tarihi kütüphanesine de ev sahipliği yapmasıyla da öne çıkmakta. Rijksmuseum’daki en popüler eser ise, Avrupa’nın en önemli ressamlarından Rembrandt’ın ünlü tablosu The Night Watch tablosu.

[KBASLIK]İstanbul Arkeoloji Müzeleri[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/istanbul_arkeoloji_muzesi.jpg[/TBR]
Mottomuz da olan ‘Önce Türkiye’yi Keşfet’ cümlesinden yola çıkarak hala gezmediyseniz bu harika müze kompleksini keşfetmenizi tavsiye ederiz. Ülkemizde Osmanlı döneminde ilk tarihi kazılara ve müzecilik çalışmalarına başlayan Osman Hamdi Bey’den günümüze kadar çıkarılan ve koruma altına alınan eserleri bu komplekste bulabilirsiniz. 3 ayrı binadan oluşan müze komplikesinde Anadolu medeniyetlerinden, Osmanlının hüküm sürdüğü topraklardaki medeniyetlere kadar binlerce eser ait olduğu topraklardaki bu müzede ziyaretçilerini bekliyor.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Kayıp kent PETRA

Arap çöllerinde kayıp bir mücevher, dünyanın da en gizemli antik kentlerinden biri, Petra. Antik kentin girişinde ise kale gibi yükselen bir mühendislik harikası var: El Hazne.
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/kapakpetra.jpg[/TBR]
2200 yıllık Petra Antik Kenti’nde atılan her adım, dönülen her köşe, takip edilen her patika sizi yeni bir kaya mezarına ya da kült merkezine götürüyor. Her köşesi sürprizlerle dolu bu kentin. Kent içerisinde gezerken ve gizemli yapılara bakarken zaman zaman bu görkemli mimariye hayran kalıyorsunuz. Zaman zaman da bu topraklarda yaşayanların nasıl olup da bir anda arkalarında hiç iz bırakmadan ortadan kaybolduklarına dair düşünüyorsunuz.

Ürdün’ün saklı bir kanyonunda milattan önce Nebatiler tarafından yapılan antik kent, bir dönem tarihin tozlu sayfalarında kayboluyor ve kayıp kent Petra, on sekizinci yüzyılda yeniden keşfediliyor.

Nefes kesici görünümü, heybeti, gizemi, gün ışığına göre değişen kayalarının renkleri ile dünyanın en ünlü yapıları arasında yerini alan Petra’nın bilinmeyen arka yüzünü bizlerle birlikte gelin siz de yeniden keşfedin.

[KBASLIK]1 – Petra’nın Kuruluşu[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra-resim-1.jpg[/TBR]
Eski el yazmalarında Yunanca taş anlamına gelen Petra adıyla söz edilen bir zamanların antik başkenti burası. Petra da tam olarak anlamını karşılayan bir şehirdir. Bulundukları dönem için oldukça geniş bir coğrafyada yaşayan Güney Ürdünlü bir Arap topluluğu olan Nebati halkının şehirlerinden biri olan Petra, taş kelimesinin hakkını vererek gün ışığında renkleri değişen kayalık kanyonun ortasında, saklı yolların ardında, kayaların içine yukarıdan aşağıya doğru oyma yöntemi ile kazıyarak inşa edilmiş.

[KBASLIK]2 – Petra’da Yaşam[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra-resim-2.jpg[/TBR]
Petra, Nebati İmparatorluğu ile birlikte büyüyüp gelişti. Yıllar geçtikçe kuruluşundan itibaren büyüyen krallık bölgeden geçen ticaret yollarını da kontrol etmeye başlayarak bu topraklarda MÖ 400 ile MS 106 yılları arasında burada muhteşem bir kent kurdular. Kurdukları bu kenti de krallığın ticaret merkezi haline getirdiler.

[KBASLIK]3 – Petra’nın Yükselişi[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra-resim-3.jpg[/TBR]
Ticaretle gitgide zenginleşen Petra, Kızıldeniz’den Basra Körfezi’ne hatta Gazze’den Şam’a kadar ticarette önemli bir kavşak noktası haline döndü. Böylece Arabistan, Mısır, Suriye, Hindistan, Yunanistan ve Roma’yı birbirine bağlayan bir yer oldu. Bu sırada batıda Romalılar ve Yunanlılarla ve doğuda da Perslerle ticaret yapmaya başladılar.

[KBASLIK]4 – Petra’nın İnşası[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra_6.jpg[/TBR]
Krallık böylece ticaretten elde ettiği yüksek gelirle kumtaşı kayalıklara kendileri için oldukça görkemli ve gizemli bir şehir inşa ettiler. Tüm heybetiyle günümüze kadar gelmeyi başaran bu görkemli antik kentinin tespit edilebilen inşası 500 yıl kadar sürmüş.

[KBASLIK]5 – Petra’nın Konumu[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra1.jpg[/TBR]
İnşasının bitmesi 500 yıl süren Petra Antik Kenti oldukça korunaklı bir yerde. Korunaklı diyoruz çünkü; şehre ulaşmak için Siq adı verilen yer yer birkaç metreye kadar daralan bir vadiden kente ulaşılıyor buraya. Görkemli bu kent dar geçitlere sahip bu vadinin, yaklaşık 1 km içerisinde bulunuyor. Böylesine gizli bir yerde bulunan kent krallığa şehrin korunması konusunda çok büyük avantajlar sağlıyor. Ayrıca vadide bir yandan kent inşa edilirken bir yandan da inşa edilmiş olan antik çağ barajı da, şehrin su ihtiyacını karşıladığı gibi bu görkemli kenti su baskınlarına karşı da korumuş.

[KBASLIK]6 – Petra’nın Görkemli Yapıları[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra2.jpg[/TBR]
Nebati Krallığı hüküm sürdüğü yıllar boyunca Petra’nın yumuşak, güneşin açısına göre rengi pembe, kırmızı, turuncu ve sarıya dönüşen kumtaşı kayalarına anıt mezarlar, görkemli tapınaklar, kaya mezarlar, evler, ticarethaneler yaptılar. Bu eserler ilk zamanlarda daha çok Mısırların ve Asurluların yapılarına benzemekteydi. Sonrasında ise ticaretle birlikte doğan etkileşimle eski Yunanlılardan ve Romalılardan esinlenmişler.
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra3.jpg[/TBR]
Antik kentte dikkat çeken en görkemli yapılar, Al Khazneh (Hazine), Roma tarzında inşa edilmiş Amfitiyatro, Ad – Deir Manastırı, kayalara mezarların bulunduğu geniş kanyon Street of Facades, Kraliyet Mezarları, Hz Musa’nın Kardeşi Harun’un Mezarı (Aaron’un Mezarı). Bu görkemli ve şahane yapıtların çok büyük bölümü günümüze kadar ayakta kalarak gelmeyi başarabilmişlerdir. Eserlerin günümüze kadar korunarak gelmesinin temel nedeni ise; bölgenin hava olaylarına özellikle de yağmura maruz kalmamasıdır. Öyle ki konum olarak Petra Antik Kenti fazla yağış alan bir konumda olsaydı kayaya oyulmuş eserlerin büyük bir bölümü suyun etkisiyle ufalanarak yok olurdu.

[KBASLIK]7 – Petra Dikkatleri Üstüne Çekiyor[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra4.jpg[/TBR]
Böylesine bir zenginliğe ve görkeme sahip olan şehir dikkatleri üstüne çekmeye başlıyor ve kaçınılmaz sona doğru ilerliyor. Çevredeki uygarlıkların ve imparatorlukların göz diktiği krallıkta savaşlar baş gösteriyor.

[KBASLIK]8 – Petra Krallığını Kaybediyor[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra5.jpg[/TBR]
Petra’nın kurucusu olan Nebatiler yaşanan savaşlar sonucunda M.S. 106 yılında Romalılara yenilerek yıkılmışlar ve kenti Roma İmparatorluğu’na teslim etmişler. Bu tarihten sonra Romalıların yönetimindeki görkemli şehir Roma İmparatorluğu’nun Hristiyanlığı benimsemesi ile tam bir Hıristiyan kenti olmuş.

[KBASLIK]9 – Petra’da Dengeler Değişiyor[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra6.jpg[/TBR]
Romanın ikiye ayrılması ile Bizans egemenliğinin hüküm sürdüğü topraklar yaklaşık 300 yıl sonra İslamiyet’le tanışır. 661’de Emevi Uygarlığı, 750 yılında ise Abbasi Uygarlığı renkli ve görkemli bu şehri ele geçiriyor.

[KBASLIK]10 – Petra Kayboluyor[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra7.jpg[/TBR]
Petra’da yaşanan bu hakimiyet savaşları, sürekli değişen dengelere bir de sık sık bölgede meydana gelen depremler, dünyadaki ticaret yollarının da yer değiştirmesi eklenince Petra’nın ticaretteki öneminin yanında tarihi önemi de kaybolmaya başlıyor. Yine hazin bir son ve Petra Antik Kenti yavaş yavaş kaderine terk ediliyor. Tam olarak kesin tarihi bilinmese de 1300’lü yıllarda bu görkemli şehrin tamamen terk edildiği düşünülüyor. Bu terk edilmişliğin etkisiyle antik Petra kenti uzun süre üzerinde insan yerleşimi bulunmadığı için de günümüze kadar hiçbir tahribata uğramadan gelebilmeyi başarmıştır.

[KBASLIK]11 – Kayıp Kent Petra[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra8.jpg[/TBR]
Yaşanan tüm bu olumsuzluklarla gözden düşen Petra, zaman içerisinde terk edilmesinin yanında tüm dünya tarafından unutulup gitti. Nebatiler ise ardında bu kayıp kenti bırakarak yeryüzünden tamamen silindiler.

[KBASLIK]12 – Petra Keşfediliyor[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra9.jpg[/TBR]
Petra Antik Kenti tarih sahnesinden silinmesinden yaklaşık 1000 yıl sonra çoğu Ürdünlü’nün belki de bir efsane olarak bildiği ve sıklıkla anlattığı şehir, modern insanlık tarafından ancak 1812’de maceraperest gezgin İsviçreli Johann Burckhardt tarafından yeniden keşfedildi. Bu keşifle birlikte kayıp kentinadı batıya duyurulmuş oldu. Böylece Petra o dönemden itibaren eski parlak günlerine dönemese de turistlerin akın akın keşfetmeye gittiği bir yer.

[KBASLIK]Petra’nın Bilinmeyen Arka Yüzü – El Hazne[/KBASLIK]
[KRSOL=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra10.jpg]Kayıp kent PETRA[/KRSOL][KRSOL=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra11.jpg]Kayıp kent PETRA[/KRSOL]Petra’da ayakta kalan en büyük ve en görkemli yapı: El Hazne. Petra’daki hiçbir yapıda El Hazne’deki mükemmellik yok. Çok yönlü bir mühendislik harikası olarak nitelendirilen El Hazne, 12 katlı bir binanın yüksekliğine sahip. Günümüzde ise uzmanlar neredeyse 200 yıldır inşaatının ardındaki mühendislik dehasını ve neden yapıldığını anlamak için uğraşıyordu. Ortaya atılan teoriler sürekli çürütülüyor ve değişiyor. Böylesine çorak bir çölde neden böyle görkemli bir yapı inşa edilmişti?

Cevap; son yapılan araştırmalar ile bu gizemli yapı yüzeyinin 6 metre altında kazı yapıldı ve 4 gömü odası bulundu. Bu odaların içinde ise 11 kişinin kemiklerine ulaşıldı. Böylece birçok bilgi daha ele geçti ve geçmeye devam ediyor.
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra12.jpg[/TBR]
El Hazne’nin bir anıttan çok daha fazlası. Altında bir mahsen saklayan bir mozole…

1985 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası listesine alınan görkemli şehir Petra, 2007 yılında oluşturulan Dünyanın Yeni Yedi Harikası arasında yer almıştır.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

An Luşan ( An Lu-shan ) İsyanı

[KBASLIK]An Luşan İsyanı[/KBASLIK]
[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/an-lu-shan.jpg]an lu-shan[/KRSAG]An Luşan İsyanı, Çin’de Tang Hanedanı döneminde, 16 Aralık 755’den 17 Şubat 769’a kadar sürmüş, büyük toplumsal kargaşa ve huzursuzluk ortamına neden olan ayaklanma General An Luşan’ın Kuzey Çin’de kendi imparatorluğunu ilan etmesiyle başladı. An Luşan Yan Hanedanlığını kurarak ayaklanmayı ilan etti. Onun kendi oğlu tarafından öldürülmesiyle vekili ve yol arkadaşı Shi Sming ve oğlu mücadelesini devraldı ve davam ettirdiler. İsyan üç Tang imparatoru döneminde devam etti. Tang hanedanına sadık aileler ve onların karşısında yer alan ailler ile isyan büyüdü. an Luşan Arap, Göktürk ve Sogdluları da etkileyerek kendi saflarına çekti. İsyan sonrası büyük bir kargaşaya, dev kayıplara ve geniş bir sahada yıkıma neden oldu. Tang Hanedanı zayıfladı ve batı Çin üzerindeki hakimiyetini kaybetti. 742 yılı başlarında, Asya 13 yıl süren bir kaos dönemindeydi. Bölgedeki imparatorlar büyük ayaklanma, devrim, hanedan değişikleriyle çalkalanıyordu. Bu yılda doğu steplerinde Türk-Sogd etkisiyle 744 yılında Uygur Kağanlığı kuruldu. Bu İpek Yolunu kullanan tacirler ve gezginler aracılığıyla samimi ilişkiler arttı. Abbasiler Horasan’da başlattıkları isyan sonucunda Emeviler’e son vermiş ve Abbasi Halifeliğini kurmuşlardı. Batıda genişlemek isteyen Tang hanedanlığı müslüman Araplar ve Karluk Türkleriyle Talas Muharebesi’ne girmiş ve muharebeyi kaybetmişti. Bu arada güneyde Nanzo Krallığına karşı yapılan sefer etkisiz olmuştu. Aynı zamanlarda Tibet üzerine yapılan sefer görece daha başarılı olmuştu, bu sefer ile Tibetlilerin orta Asya toprakları ele geçirildi. 755 yılında Tibet imparatorunun suikasta uğramasıyla Tang imparatorluğu zaferini sağlamlaştırdı. Bu arada Türk bir general imparatorluk içerisinde güçlü bir pozisyona gelmişti.

[KBASLIK]General An Luşan[/KBASLIK]
[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/Tang-hanedanligi-doneminde-cin.-M.S-700.png]Tang hanedanlığı döneminde Çin. M.S 700 [/KRSAG]An Luşan kesin olmamakla birlikte Sogdlu bir baba ve Türk bir annenin çocuğuydu, Çin’de kısa sürede saygı değer bir yönetici durumuna geldi. Altın ve gümüşten yapılma lüks bir evde ikamet ederdi. İmparator Huanzong tarafından üç garnizonun komutanlığına getirildi ve Sarı Nehir’in kuzeyinde alanın tümü sorumluluğuna verildi. İsyan, imparator Huanzong’un son dönemlerinde başlamış ve Suzong ile Daizong zamanında devam etmiş ve Daizong döneminde sona ermiştir.

[KBASLIK]İsyan[/KBASLIK]
755 yılı sonlarında An Luşan ayaklandı. Ordusu ile Pekin yakınlarından harekete geçti. Yol boyunca, An Luşan yerel yöneticileri itaat altına alarak ilerledi. Daha fazla insan ona katıldı ve isyan genişledi. Büyük Kanal yönünde süratle ilerleyerek Luoyang şehrini aldı. Burada Tang güçlerini bozguna uğrattılar. Luşan kendisini Yan Hanedanlığı’nın imparatoru ilan edildi. Batı şehirlerini zaptettikten sonra güney Çin’e dayandı.

[KBASLIK]Yongkiu Muharebesi[/KBASLIK]
756 yılının baharında gerçekleşen Yong ki muharebesi korkunçtu. Yan kuvvetleri 20.000 kayıp verdiler ve fiyasko ile sonuçlanan bir ilerleme harekatı yaptılar ancak başarılı olmadılar ve bu bölge Tang kuvvetlerinin kontrolüne geçti. Bu Yan güçlerinin güney Çin’i ele geçirmesini engelledi. Yan ordusu burada kontrolü sağlayamadı ve üç ay sürece Suiyang kuşatmasını başlattı. Luoyang şehrini iki yıl boyunca ellerinde tuttular.

[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/an-lu-shan-isyani.jpg[/TBR]

[KBASLIK]Çangan ilerlemesi[/KBASLIK]
An Luşan’ın güçleri ana karargahları olan Batı Çin’de yüksek tepelerde savunma pozisyonuna geçmiş Tongguan geçidini tutmuşlardı. Bu arada geçit üzerinden hücuma geçmekte olan ordunun iki generali saray içi entrikalar yüzünden idam edildi.Yeni generalin tayini ile ordu takviye güçleri ile geçitten hücuma geçti ve An Luşan’ın savunmasını yardı.

[KBASLIK]İmparator’un kaçışı[/KBASLIK]
İsyancılar, imparatorluk güçlerinin ve sarayın bulunduğu Çangan’ın ele geçirmek üzereydi ve ve yardımcıları İmparator Huanzong’un Siçuan şehrine kaçmasını tavsiye ettiler. Dağlık bölgenin doğal savunması sayesinde ordu tekrar örgütlenecek ve toparlanacaktı. İmparator saraydakileri de beraberinde alarak dağlık bölgeden Siçuan’a doğru yola çıktı. Tek sorun coğrafi koşullar değildi Yang Guozhong ve kuzeni aynı zamanda imparatorun sevgilisi Yang Gufie ile imparatorun muhafızları arasındaki sürtüşme arttı yol boyunca Xiangyang şehri yakınlarında muhafızlar yang Gufei ve Yang Guozhong’un öldürülmesini talep etti. İmparator’un kabulden başka seçeneği yoktu. Bunun üzerine Guozhong intihar etti, kuzeni Gufei ise boğduruldu.

[KBASLIK]Chang’an’ın düşüşü[/KBASLIK]
756’da, An Lushan ve isyancı güçleri Chang’an şehrini aldı, bu gelişmiş bir şehir için yıkıcı bir olay oldu. Şehirde 1.960.188 kişi yaşıyordu. Nüfusun çoğu isyancıların tutumu nedeniyle bölgeyi terk etti. Nüfus çevredeki küçük şehirlerle birlikte 800.000 – 1.000.000 arası bir sayıya kadar düştü.

756’da, Xuanzong’un oğullarından Li Heng, Lingzhou şehrinde imparatorluğunu ilan etti. Başka bir şehirde prens Li Lin yerel otoritelerce Yong Prensi ilan edildi. Suzong ilk olarak Guo Ziyi ve Li Guangbi isimli iki general isyancıyla mücadele için görevlendirdi. Bu generaller bazı Türk kabilelerinden aldıkları kuvvetlerle Uygur Kağanlığı üzerine gitmiş ve Bayançur Kağan’ı 759 yazında öldürmüşlerdi. Bu arada Abbasi halifesi Mansur, Tang hanedanlığı üzerine 4.000’den fazla paralı asker yolladı ve akabinde savaş yapıldı. Bu askerlerin çoğu bölgedeki kabilelerle karıştı. 757 yılında imparatorluk ordusu Çang’an ve Luoyang şehirlerini geri aldı, isyancılar püskürtüldü ve isyanın ana merkezi kuzeydoğuya doğru kaydı.

[KBASLIK]Suiyang kuşatması[/KBASLIK]
757 yılıda, isyancılar Suiyang şehrini kuşattılar 30.000 insan açlıktan öldü ve kalanlar ölenleri yiyerek hayatta kalabildiler. Şehir uzun süre sonra düştüğünde sadece 400 kişi hayattaydı.

[KBASLIK]İsyanın Sonu[/KBASLIK]
Ocak 757’de An Luşan oğlu tarafından öldürldü. Yerine Shi Siming isimli general geçti. Shi Siming onun çocukluk arkadaşı ve takipçisiydi. Shi hemen akabinde Luoyang şehrini geri aldı. Shi Siming 761 yılında kendi oğlu tarafından öldürüldü. Oğlu derhal kendi imparatorluğunu ilan etti ve generallerin desteğini aldı. 762 yılında imparator Suzong ağır bir hastalığa yakalandı. Tang ve Huige birleştirilmiş güçlerinin komutasını ortanca oğluna verdi. Oğlu Li Çu, isyancılar üzerine son seferleri yaptı, bu arada yeni Yan hanedanlığı uzun sürmeyecekti birçok asker ve üst düzey görevli Tang tarafına geçmeye başlamıştı. 762 kışında Luoyang yeniden alındı ve Yan İmparatoru Shi Chaoyikaçmaya çalışırken önü kesildi. Yakalanacağını anlayan Shi Çaoyi intihar etti. Böylece sekiz yıllık isyan sona erdi İsyanın sona ermesiyle Tang imparatorluğu kendisini yeniden inşa etmeye başladı.İsyan Tang hanedanını oldukça zayıflatmıştı ve kaos yer yer devam ediyordu. Tang hanedanının zayıflamasıyla Tibet İmparatoluğu yeniden orta asyayı ele geçirdi ve hatta Çangan şehrini 763’te aldı.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Hipergrafi Sendromu- Yazı yazmak isteme sendromu

[KBASLIK] Hipergrafi – Yazı yazmak isteme sendromu[/KBASLIK]
Hepimiz zaman zaman duygularımızı, düşüncelerimizi yazıp rahatlamak isteriz. Yazmak, insanın kendini anlamasını sağlayan bir araçtır, çoğu kişi için bir terapiyle eş değerdir. Ancak, yazı yazmanın da bir hastalık olabileceğini düşündünüz mü hiç? Aşırı yazı yazma durumu olarak bilinen hipergrafi diğer adıyla Geschwind Sendromu nedir, gelin birlikte bakalım.
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/hipergrafi.jpg[/TBR]
Geschwind Sendromu, beyindeki temporal lobda oluşan epilepsi nedeniyle ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Epileptik nöbetler sırasında, kişinin bilişsel fonksiyonlarında farklılaşma meydana gelir; hipergrafi. Bu sendromda, aniden ortaya çıkan ve aşırıya kaçan dinsel düşünceler veya işitsel sanrılar gibi anormal bulgular da görülebilir.

[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/hipergrafi-1.jpg]Hipergrafi[/KRSAG]Hipergrafiye sahip kişilerde aşırı yazı yazma durumu görülür. Yazmak için materyal bulamadıkları durumlarda, mobilyaları, bedenleri hatta kendi kanlarını bile kullanabilirler. Yazı yazma dürtüsü engellenemez, asla yorulmadan yazarlar. Düşüncelerinin akıp gitmesini engellemek için onları yazmak isterler.

Hipergrafiye epilepsinin neden olduğu biliniyor. Ancak epilepsiden muzdarip herkes, bu rahatsızlığa yakalanmıyor. Etkilenen kişilerden bazıları ise, bu rahatsızlığı yeteneğiyle birleştirip, ünlü bir yazar olabiliyor. Öyle ki hipergrafi olduğu bilinen pek çok yazar bulunuyor.

Rus yazar Fyodor Dostoyevski’nin sendromun tüm özelliklerini taşıdığı biliniyor. Hatta sendromu keşfeden bilim insanı Norman Geschwind, hipergrafiyi “Dostoyevski Sendromu” olarak da adlandırmış.

Hollandalı ressam Vincent Van Gogh da kardeşi Theo’ya normalden çok daha uzun mektuplar yazdı. Van Gogh, 1872 ile 1890 yılları arasında toplam 902 mektup kaleme aldı. Amerikan edebiyatının melankolik prensesi olarak tanınan Slyvia Plath, Stephen King, Isaac Asimov, Edgar Allen Poe, Samuel Johnson gibi birçok ünlü sanatçının da hipergrafiye sahip olduğu biliniyor.

[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/hipergrafi-2.jpg]Hipergrafi[/KRSAG]Van Gogh’un mektuplarından biri Türk hikayeciliğinin önde gelen isimlerinden Sait Faik Abasıyanık da hipergrafiye sahip olan başka bir yazar. Sait Faik Abasıyanık kendisini nasıl hissettiğini şöyle ifade ediyor;

[COLOR=rgb(184, 49, 47)]‘’Söz vermiştim kendi kendime; yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da hırstan başka ne idi ? Burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekleyecektim. Hırs hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kağıt kalem aldım oturdum. Ada’nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.”[/COLOR]

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Othello Sendromu: Kıskançlıktan öldürten rahatsızlık

[KBASLIK]Othello Sendromu: Kıskançlıktan öldürten rahatsızlık[/KBASLIK]
Dozu kaçırıldığında hem kişiye hem de karşısındakine psikolojik olarak zarar veren bir duygu kıskançlık. Abartıldığı takdirde, takıntıya dönüşen kıskançlık beraberinde paranoya ve kaygıları da getirip, kişinin mental sağlığını çok ciddi şekilde etkiliyebiliyor. İşte bu tip kıskançlıkların en uç noktası olan Othello Sendromu…
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/Othello-Sendromu-Kiskancliktan-oldurten-rahatsizlik.jpg[/TBR]
Othello Sendromu, diğer adıyla ‘patolojik kıskançlık’ kıskançlığın tüm sınırlarını aşıyor, tedavi edilmediği takdirde ise kişinin ve çevresindekilerin hayatını zorlaştırıyor. Hatta intihara ve cinayete kadar gidebiliyor.

Othello Sendromu adını, Shakespeare’nin aynı isimli dünyaca ünlü oyunundan alıyor. Oyunda Othello, kıskançlık, kuşku ve yanlış anlaşılma yüzünden karısını ve kendisini öldürüyor. Sendromun ismi de Othello’nun kıskançlığından geliyor.

Sigmund Freud, Othello’nun trajedisinden yola çıkarak patolojik kıskançlığa bu ismi vermiş. Peki Othello Sendromu nasıl anlaşılıyor? Othello Sendromu’nda birey, eşini / sevgilisini aşırı sahiplenmeye başlıyor.

Terk edilme ve aldatılma korkularıyla, partnerinin davranışlarından sürekli anlam çıkarmaya ve açık aramaya çalışıyor. Bir sözden hatta mimikten bile şüphe duyabiliyor, şüphelendiği anlarda ise kontrolünü kaybedip saldırganlaşıyor.

[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/Othello-Sendromu-Kiskançliktan-oldurten-rahatsizlik.jpg]Othello Sendromu: Kıskançlıktan öldürten rahatsızlık[/KRSAG]Bu sendroma sahip kişiler için neredeyse her şey, partneriyle kurduğu her iletişim aldatıldığına dair bir kanıt olarak değerlendirilebiliyor. Öyle ki, en olmayacak sözlerden bile farklı anlamlar çıkarıp sonucu bir şekilde aldatıldığına bağlayabiliyorlar.

Kıskançlık öyle şiddetli bir hal alıyor ki, sürekli bunu düşünüp aldatılmamak için ‘önlem’ almaya çabalıyorlar. Partnerini sürekli kontrol etme, her yaptığını bilmek isteme, telefonunu karıştırma hatta bazen bazı arkadaşlarıyla görüştürmeme gibi.

Aslında bu, ilişkide psikolojik şiddete de giriyor. ‘Onunla görüşme, bunu engelle, şunu sil’ gibi söylemler, hiç de masumane değil. Bu tarz söylemlerin altında psikolojik bir rahatsızlık olabilir, dikkatli olun.

Sendroma sahip kişiler, şiddete eğilimliyse ortaya fiziki bütünlüğe zarar veren ve hatta cinayetle sonuçlanan olaylar çıkabiliyor. Maalesef sürekli sosyal medyada ya da ekranlarda gördüğümüz ‘Aşk Cinayeti’ başlıklı haberlerin temelinde de Othello Sendromu olması muhtemel.

Othello Sendromu’nun temel belirtilerini ise; sevilen kişiyi kısıtlama isteği, herkesten kıskanma, sürekli kuşku duyma, düşüncelerini kontrol edememe, ayrılık korkusu, aldatılma korkusu, karşındaki kişi üstüne hakimiyet kurma isteği, aşağılama olarak sıralayabiliriz.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Quasimodo Sendromu: Vücuttaki hayali kusurları takıntı haline getirme

[KBASLIK]Quasimodo Sendromu: Vücuttaki hayali kusurları takıntı haline getirme
[/KBASLIK]
Quasimodo Sendromu olarak bilinen Beden Dismorfik Bozukluğu, bireyin görünüşünde kusurlar olduğunu düşünmesi ve bunları takıntı haline getirmesidir. Gerçekte var olmayan bu kusurlar, birey tarafından sürekli düşünülür, onun günlük yaşantısını etkileyecek hale gelir. Bu sendrom Adını Victor Hugo’nun Notre Dame’in Kamburu eserindeki Quasimodo karakterinden alır. Quasimodo Sendromu ilk kez 1886’da İtalyan Psikiyatr Enrico Morelli tarafından tanımlanmıştır.
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/Quasimodo-Sendromu-Vucuttaki-hayali-kusurlari-takinti-haline-getirme.jpg[/TBR]
Sendroma sahip kişi, görüntüsünden memnun değildir. Kendisini çirkin ya da eksik hisseder. Aynaya her baktığında hayali bir kusurla karşılaşır ve bundan aşırı etkilenir. Vakaların büyük çoğunluğu olmayan kusurları nedeniyle insan içine çıkmaz istemez, kendini eve kapatır.

Genellikle yüz, burun, cilt ve gözlerde bir kusur bulunur. Kusurlu olduğuna inanılan kısımlar sürekli olarak aynada incelenir. Kişinin kendiyle ilgili memnuniyetsizliği tedavi edilmediği takdirde öyle bir hal alır ki, onu intihara kadar götürebilir.

[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/Quasimodo-Sendromu-Vucuttaki-hayali-kusurlari-takinti-haline-getirme-1.jpg]Quasimodo Sendromu: Vücuttaki hayali kusurları takıntı haline getirme[/KRSAG]15-20 yaşları arasında ortaya çıkabilen bu durum, özellikle ergenlik çağındaki kişileri etkiler. Ergenlik döneminde birey, sorgulama ve kabullenme sürecinde olduğu için dış görünüş özgüvenleri için önem taşır.

Bireyler, devamlı olarak beğenmedikleri bölgelerini kontrol eder ve başkalarıyla kıyaslarlar. Günde ortalama 3-6 saat kusurlu buldukları yerleriyle uğraşırlar. Fikir alma ihtiyacı duyarlar, hayali kusurlarının nasıl göründüğünü sorgularlar.

Görünüşlerinden memnun olmadıkları için, saç, makyaj, kıyafet konusunda kararsızdırlar. Kendilerini çirkin kabul ederler ve olmayan kusurlarını diğer insanların da fark ettiğini düşünürler. Bu da hastalarda kaygı bozukluğunu tetikler.

Hastalığa sahip kişiler, psikiyatrdan önce dermatoloji ya da plastik cerrahi kliniklerine giderler. Hayli kusurları nedeniyle utanç duydukları için, bunu kabullenip bir doktora başvurmaları da oldukça zordur. Bir çeşit takıntı durumu gösteren bu rahatsızlık, sosyofobi, obsesif kompulsif bozukluk ve depresyona da yol açabilir.

Hasta, kendinde gördüğü kusurları kapatabilmek için büyük bir uğraş sarf eder. Çoğu zaman plastik cerrahinin kapısını çalsa da, psikolojik olarak tedavi edilmediği takdirde, ilerleyen durumlarda şiddet eğilimi gösterip, beğenmediği bölgesinden kurtulmak isteyip, kendine zarar verebilir.

Bu sendromun görüldüğü vakalarda intihar olasılığı da oldukça yüksektir. Özellikle günümüzde sosyal medya ile yayılan güzellik anlayışı ve insanların tek tipleşmesi de, gençlerde beden dismorfik bozukluğunu tetikleyebilir.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Motosiklet nedir? Özel yapım motosikletler

Motosiklet, iki tekerlekli ve içten yanmalı bir motora sahip olan ulaşım aracıdır. İlk olarak 1989 yılında bisikletlere motor takma girişimleriyle ortaya çıktı. İçten yanmalı motorların ve teknolojinin gelişmesi, motosiklet sektörününde ilerlemesine katkıda bulundu. Buhar motoruyla başlayan motosiklet teknolojisi günümüzde yerini gezi-spor amacıyla kullanılan yüksek performans ve konfor sağlayan motorlara bıraktı.

[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/motosiklet-1.jpg[/TBR]

[KBASLIK]Gezi Motosikletleri [/KBASLIK]
Uzun yolculuklar, farklı rotalar için tasarlanmış, oldukça yüksek bir konfor süren motosikletler. Gezi motosikletleri tasarımları uzun mesafeleri az duraklayarak almayı sağlayacak şekilde üretilmiştir. Diğer motosiklet türlerine göre daha büyük yakıt deposu, daha rahat bir oturuş pozisyonu ve yan ve arka çantalara sahiptir. Gezi/Turing motosikletlerinin dezavantajları ise ağır olmaları ve geniş boyutları nedeniyle şehir içi trafiğinde yol almalarının zor olması.

[KBASLIK]Spor Motosikletleri[/KBASLIK]
Sürüş konforunun ikinci planda kaldığı, hızın ön planda olduğu motorlardır. Bu motorlar düşük ağırlıkları ve aerodinamik yapılarıyla yüksek performans ve yüksek hız sunar.

Motosiklet, giderek daha fazla insanın kapıldığı büyük bir tutku. Bu tutkuyu benimsemiş insanların motosikletlerini bir aile ferdiymiş gibi sevdikleri ise bir gerçek. Tamamen bir kişi için özelleştirilmiş, dünyada tek bir motosiklet sahibi olmak ise neredeyse her motosiklet tutkununun hayalleri arasındadır.

Sürücülerin büyük çoğunluğu için motosiklet, yol masraflarını düşük tutup trafik sıkıntısından kurtulmak, belki de biraz macera arayışından çok daha fazlası. Bu virüsü kapanlar için motosiklet, adeta bir yaşam tarzı haline geliyor. Hastalığın ilerleyen aşamalarında sıradan bir motosikletten daha fazlasını isteyenler, hayallerini gerçekleştirip kendilerine özel bir motosiklet yaptırabiliyor.

[KBASLIK]1. Rough Crafts Bavarian Fistfighter[/KBASLIK]
[KRSOL=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/Fistfighter.jpg]Rough Crafts Bavarian Fistfighter[/KRSOL][KRSOL=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/Honda-XR650L.jpg]Classified Moto’s Honda XR 650L[/KRSOL]Fistfighter’a ilk bakışınızda farklı karakterini anlıyorsunuz. Alçak, agresif ve hızlı bir motosiklet izlenimi veren tasarımıyla, karşılaşacağı her türlü rakibin üstesinden gelebilecek bir canavar gibi gözüküyor. Kısa ön camı ve yükseltilmiş selesinin verdiği özel görüntüyü ise seri üretim bir modelde bulmak mümkün değil.

[KBASLIK]2. Classified Moto’s Honda XR 650L[/KBASLIK]
Daha önce bir arazi motosikletinin özelleştirilebileceğini hiç düşünmediyseniz, bu motosiklet sizi şaşırtabilir. Orijinal modelinden daha alçak, daha hafif ve kusursuz bir performans sergiliyor. Neredeyse her tür arazi koşulunun üstesinden gelebilen ve değişik tasarımıyla benzerine pek rastlayamayacağınız bir motosiklet.

[KBASLIK]3. BMW R5 Hommage[/KBASLIK]
[KRSOL=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/2017-BMW-R5-Hommage.jpg]BMW R5 Hommage[/KRSOL][KRSOL=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/2019s-Honda-CB550.jpg] Federal Moto’s Honda CB550[/KRSOL]

Motosikletlerden hakkında hiç bilgisi olmayan biri bile R5 Hommage’ın çok eski zamanlardan gibi görünmek için tasarlandığını anlayabilir. Tam olarak BMW’nin onyıllardır üretilmeyen R5 modeli taklit edilmiş. Klasik çizgileri ile gerçekten güzel görünen, performansı da tasarımının hakkını veren, muhtemelen her motosiklet tutkununun sahip olmaktan onur duyacağı bir motosiklet.

[KBASLIK]4. Federal Moto’s Honda CB550[/KBASLIK]
Tasarımı bir cadde motosikleti ile arazi motosikletinin birleşimini andıran CB550, gördüğünüz en güzel motosiklet olmayabilir. Yine de bu tarz motosikletler kendine has ruhları ile birçok sevene sahip. Klasik görünüme sahipken modernlikten de ödün vermeyen bu motosiklet, motor bloğu üstünde yapılan geliştirmeler sayesinde oldukça hızlı.

[KBASLIK]5. NCT BMW R100 Black Stallion[/KBASLIK]
[KRSOL=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/2018-NCT-BMW-R100-Black-Stallion.jpg]NCT BMW R100 Black Stallion[/KRSOL][KRSOL=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/2013-Auto-Fabrica-Honda-CX500.jpg]Auto Fabrica Honda CX500[/KRSOL]Fiziksel geliştirmeler konusunda bu motosiklet işleri bir sonraki seviyeye taşıyor. Küçük bir ön cam bile bulunmuyor. İlk bakışta gidonunu görmekte sıkıntı yaşayabilirsiniz. Gidon yerinde, fakat bir motosikletten çok sahilde kiraladığınız bir bisikletten bekleyeceğiniz bir tasarıma sahip. Tamamen çıplak şasisi ve kısa kuyruk tasarımı ile ortaya bambaşka bir motosiklet çıkartmışlar.

[KBASLIK]6. Auto Fabrica Honda CX500[/KBASLIK]
Bu motosikleti diğerlerinden ayıran özelliği, zamanında çoğu motosiklet severin motosiklet dünyasının “canavarı” olarak gördüğü CX500’ü, bir motosikletten çok estetik bir sanat eserine dönüştürmüş olmaları. Aynı zamanda orijinal modelinden çok daha yüksek performansa sahip, hatta bu konuda sınıfındaki çoğu rakibinden üstün.

[KBASLIK]7. Down&Out Triumph Bonneville T100[/KBASLIK]
[KRSOL=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/Down-Out-Triumph-Bonneville-T100.jpg]Down&Out Triumph Bonneville T100[/KRSOL][KRSOL=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/2018-XTR-Pepo-Harley-Davidson-Dyna.jpg]XTR Pepo Harley-Davidson Dyna[/KRSOL]Bu motosiklet hakkında her şey kendine has. Geniş, bölmeli deri selesi ve herhangi bir motosiklette görmeye alışık olmadığımız genişlikteki arazi lastikleri, kaba fakat çok çekici bir görüntü veriyor. Triumph’un zaten ikonik olan Bonneville modeli daha da güzel hale getirilmiş.

[KBASLIK]8. XTR Pepo Harley-Davidson Dyna[/KBASLIK]
Eğer bir Harley-Davidson ile pistlerde izlediğimiz yarış motosikletlerinden biri çocuk sahibi olsaydı ortaya çıkacak şey tam olarak bu. Bütün klasik Harley çizgilerini koruyor fakat bir yarış motosikleti performansına sahip. Aslında yarış modellerine de benziyor denebilir, ilginç bir motosiklet.

[KBASLIK]9. Hazan Motorworks BSA 500[/KBASLIK]
[KRSOL=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/motosiklet-1.jpg]Hazan Motorworks BSA 500[/KRSOL][KRSOL=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/Revival-BMW-Landspeeder.jpg]Revival BMW Landspeeder[/KRSOL]BSA 500 de motosikletten çok sanat eserine benzeyen tasarımlardan bir tanesi. Bütün çizgileri uzatılıp düzleştirilmiş. Bu sayede tamamen yeni bir görünüm kazanmış. Aslında 1960’ların ünlü klasik bisikletlerini andırıyor fakat tabii ki pedallar yerine bir motora sahip.

[KBASLIK]10. Revival BMW Landspeeder[/KBASLIK]
Muhtemelen listemizin en farklı görünen motosikleti Landspeeder. Sürücünün alçakta oturup, gidona uzanarak kullanması için arkadan öne doğru yüksek bir eğimle tasarlanmış. Oturuş pozisyonu bile kendine has. Motosikletin neredeyse her parçası simsiyah boyanmış. Hem geleceğe yönelik, hem klasik, hem hızlı bir motosiklet görünümü veren değişik bir motosiklet.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Chp döneminde Deniz Müzesi yapılan tarihi Bezm-i Alem Valide Sultan Camii

[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]İstanbul’daki tarihi [/COLOR][COLOR=rgb(41, 105, 176)]Bezm-i Alem Valide Sultan Camii[/COLOR][COLOR=rgb(184, 49, 47)]’nin tıpkı Ayasofya gibi CHP’nin baskıcı tek parti döneminde ibadete kapatılarak deniz müzesine çevrildiği ortaya çıktı. [/COLOR][/B]

[IMG alt=”İlk kez duyacaksınız! Tarihi cami ile ilgili gerçek ortaya çıktı”]http://i2.haber7.net//haber/haber7/photos/2019/23/RzbOX_1560081918_3013.jpg[/IMG]

Gezi Parkı’ndaki şiddet olaylarında eylemcilerin bira içip, ayakkabılarıyla girerek saygısızlık yaptığı ve ‘üs’ olarak kullandığı Bezm-i Alem Valide Sultan (Dolmabahçe) Camii daha önce de CHP zulmüne maruz kalmıştı. 1948’de müzeye çevrilen ve 27 Mayıs darbecileri tarafından karargah olarak kullanılan Bezm-i Alem Valide Sultan Camii’nde 1967’ya kadar ezan sesi yükselmedi. Star gazetesi Müslümanların içini acıtan ve tarihe kara bir leke olarak geçen vahim olayın fotoğraflarına ulaştı. 19 yıl ezan sesine ve müminlere hasret bırakılan Dolmabahçe Camii’nin müze çevrilmesinin ardından dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın buradaki sergiyi gezdiği güne ait fotoğraflar ortaya çıktı.

[KBASLIK]EZANA HASRET KALDI [/KBASLIK]
CHP’nin tek parti döneminde 1950’ye kadar 513 cami; 327 cami arsası, bin 70 mescit satıldı, türbeler, darüşşifalar, imaretler ve mezarlıklar talan edildi. Sultanahmet ve Bursa Alacahırka camileri de barınak yapıldı. İstanbul Boğazı’nda ‘Dolmabahçe Camii’ olarak bilinen Bezm-i Alem Valide Sultan Camii 31. Osmanlı Padişahı Sultan Abdülmecid’in annesi, Padişah II. Mahmud’un eşi Bezm-i Alem Valide Sultan tarafından inşa ettirilen, mimarisi neoklasik ve ampir üslubun belirgin özellikleriyle göz dolduran cami de 19 yıl boyunca aynı kaderi yaşadı. Sultan Abdülmecid tarafından yapımı tamamlanan ve 23 Mart 1855 tarihinde ibadete açılan Dolmabahçe Camii’nin 1948-1967 yılları arasında CHP döneminde kapısına kilit vuruldu. 1948’de ibadete kapatılan camii 1961’e kadar müze olarak kullanıldı.

[IMG]http://i2.haber7.net//haber/haber7/photos/2019/23/nw1Qc_1560082718_1573.png[/IMG]

[KBASLIK]İSMET İNÖNÜ MÜZE YAPTI [/KBASLIK]
Camiinin müze olarak açılışını ise 28 Eylül günü 1948’de İsmet İnönü tarafından yapıldı. 1948-19 61 yılları arasında Hünkâr Kasrı ile birlikte ‘Deniz Müzesi ve Arşivi Müdürlüğü’ olarak kullanılan cami, müzenin Beşiktaş’taki İskele Meydanı’nda Türk Amirali Kapdan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa’nın türbesi karşısında yeni binasına taşınmasıyla hizmete açılabildi. Dolmabahçe Camii, 1966 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmesinin ardından 1967 tarihinde tekrar ibadete açılabildi.

[IMG]http://i2.haber7.net//haber/haber7/photos/2019/23/P4nNw_1560081645_9467.jpg[/IMG]

[KBASLIK]ŞEHİR PLANLAMASI KILIFIYLA İLK DARBE[/KBASLIK]
Yaklaşık 100 yıl boyunca müslümanların ibadet mekanı olan Dolmabahçe Camiinin kaderi 1930’lu yıllarda istanbul’un nazım planının yeniden ele alınması ile değişti. Dolmabahçe Camii’ne ilk darbe ‘şehir planlaması’ adıyla vuruldu. Fransız mimar Henri Prost’un projesi ile Dolmabahçe-Harbiye arasında Kadırgalar Caddesi açılması kararlaştırıldı. Proje kapsamında Bezm-i Alem Valide Sultan Camii’nin tarihi avlusu ve dış duvarları söküldü. Yıkılan cami avlusu ve duvarların yerine cadde yapıldı.

[IMG]http://i2.haber7.net//haber/haber7/photos/2019/23/h7HsW_1560081659_674.jpg[/IMG]

[KBASLIK]800 CAMİ KAPATILDI[/KBASLIK]
CHP’nin tek başına iktidar olduğu 1940 1950’li yıllarda çok sayıda cami kapatıldı. CHP’nin tek parti döneminde 1950’ye kadar 513 cami; 327 cami arsası, bin 70 mescit satıldı. Yıkılmayan camiler CHP’li işadamları tarafından satın alınarak işyeri, depo ve imalathane olarak kullanıldı. CHP tarafından kapatılan camilerin bir kısmı Demokrat Parti’nin (DP) iktidara gelmesinin ardından tekrar ibadete açıldı. Adnan Menderes de 1957 Adana mitinginde, CHP’nin 800 camiyi kapattırdığını söylemiş; bu konuşma Yassıada Mahkemesi’ndeidam kararı gerekçeleri arasında sayılmıştı.

[IMG]http://i2.haber7.net//haber/haber7/photos/2019/23/uHuEz_1560082757_4848.png[/IMG]

[IMG]http://i2.haber7.net//haber/haber7/photos/2019/23/068o2_1560081709_0974.jpg[/IMG]

[IMG]http://i2.haber7.net//haber/haber7/photos/2019/23/6bLsr_1560082789_1741.png[/IMG]

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Hz.muhammed (sav)’in Hayatı ve İslam’a daveti

[QUOTE][B][COLOR=rgb(85, 57, 130)]Alemlere rahmet peygamberimiz Hz.Muhammed (sav)’ın hayatıyla ilgili oldukça geniş bir kaynak. Her Müslümanın okuyup bilmesi gereken bir hayat. Konu başlıkları eklendikçe buradaki linklere tıklayarak o konuya ulaşabilirsiniz. Her konu açıldığında buradaki başlıklar da link eklenerek güncellenecektir.[/COLOR][/B][/QUOTE][KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/hz-muhammed.png]Hz.muhammed (sav) yazısı[/KRSAG]Hz Peygamberin hayatı ve İslam daveti mü’min kullar için bir hidayet rehberdir. O’nun risalet öncesi ve sonrası örnek ahlakı, imanı, cesaret ve azmi, cehalet, küfür ve şirkle mücadelesi imanlı kalplere bir müjde ve mukaddes öğüttür. Bu yüzden O’nun hayatı çok iyi anlaşılmalı ve örnek alınmalıdır.

[KBASLIK]Hz. Peygamberin hayatı ve İslam daveti[/KBASLIK]
Yüce Allah, Hz. Muhammed’in (sav) kalbine indirdiği Kur’an ile iman ve İslam’ı bahşetmiş, hanifliği öğreterek tevhid nuru ile aydınlanmak isteyen gönüllere cennetlerini vaad etmiştir.

Bugün hür ve gönülden tebası olmaya gayret ettiğimiz İslam; cehaletin ve şirkin en koyu karanlıklarından, münafık ve kafirlerin her türlü isyanlarına rağmen mü’minlerin canı ve malı pahasına çıkmış, başta Peygamberimiz (sav) olmak üzere sahabelerin, muhacirlerin ve ensarın iman dolu göğüsleri neticesi bugünlere kadar gelebilmiştir.

Bu davet ve karanlıklardan çıkış insanlık tarihinin en büyük destanlarından biridir ve her noktasında Allah’ın Yüce irade ve ilminin eserini taşımaktadır. Mü’min; bu ibret ve iman dolu destanı okumak, tevhid nurunu ve şirk tehlikesini iyi bellemek, doğru yolu unutmamak ve İslam’ı yaşatmak zorundadır. Sn.Celaleddin VATANDAŞ’ın “Hz. Peygamberin (sav) hayatı ve İslam Daveti” adlı eserinden uyarlanan bu destansı sayfalarda hakikati, imanı ve esenliği tüm detayı ile bulacaksınız.

Allah anılan esere emeği geçen herkesten, okuyandan ve okutandan razı olsun.

[IMG]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/hz-muhammedin-mekke-hayati.png[/IMG]

[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]BÖLÜM: 1 RİSALET ÖNCESİ[/COLOR]

1. [/B]Abdulmuttalib’in Yetimi
[B]2.[/B] Farklı Bir Çocuk
[B]3.[/B] Faziletler Birliği (Hilfu’l-Füdul)
[B]4.[/B] Ticaret ve evlilik
[B]5.[/B] En güvenilir kişi
[B]6.[/B] Fikri Uyanış
[B]7.[/B] İlahi seçim ve görev

[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]BÖLÜM: 2 BİREYSEL DAVET YILLARI[/COLOR]

8.[/B] İlk talimatlar
[B]9. [/B]Davete bireysel hazırlık
[B]10. [/B]İlk Mü’minler
[B]11.[/B] Vahyin Korunması ve Doğru Anlaşılması
[B]12.[/B] Bir Tevhid Eylemi: Namaz
[B]13. [/B]İlk tepkiler
[B]14.[/B] Geleneksel Rekabetler ve Kişisel Husumetler
[B]15.[/B] Davetin zorlukları
[B]16.[/B] İman kardeşliği
[B]17.[/B] İnancın ve hayatın referansı
[B]18.[/B] Safların ayrılışı
[B]19.[/B] Davetin yöntemi
[B]20.[/B] Davetin merkezileşmesi

[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]BÖLÜM: 3 KİTLESEL DAVETİN BAŞLAMASI[/COLOR]

21.[/B] Kitlesel davetin başlaması
[B]22. [/B]Şaşkınlığın girdabında
[B]23. [/B]Mekke şehir devleti
[B]24.[/B] Sorumluluktan kaçış
[B]25.[/B] Yolcu ve rehberi
[B]26.[/B] İslâm Davetinin Muhalifleri ve Muhatapları
[B]27.[/B] Büyük korku
[B]28.[/B] Kitlesel Davetin ilk Günleri
[B]29. [/B]Zandan İlme – Kuşkudan Güvene
[B]30. [/B]Din ve gelenek
[B]31. [/B]Putçu Zihniyet ve Putları
[B]32.[/B] Hz. İbrahim’in Örnek Daveti ve Nemrut

[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]BÖLÜM: 4 İSLAM DAVETİ VE İTİRAZLAR[/COLOR]

33.[/B] Organize tepkiler
[B]34.[/B] Ahlak isyanı
[B]35. [/B]İnsan ve değeri
[B]36.[/B] Düşmanlığın Toplumsal Nedenleri
[B]37.[/B] Zorba Bir Sistem Ve Akıbeti
[B]38.[/B] Batılın korkaklığı
[B]39.[/B] Allah’ın Rahmetini Paylaştırmaya Kalkışanlar
[B]40.[/B] Kurana Yönelik İtirazlar

[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]BÖLÜM: 5 ŞİDDET YILLARI[/COLOR]

41. [/B]Güneş ve Ay
[B]42.[/B] Baskı ve işkence
[B]43.[/B] Eskinin işkencecileri
[B]44. [/B]Şiddete rağmen davet
[B]45.[/B] Birinci Habeşistan Hicreti
[B]46. [/B]İkinci Habeşistan Hicreti
[B]47.[/B] Bir mucize
[B]48.[/B] İslam’a yeni katılanlar
[B]49. [/B]Müşriklerin Anlaşma Çabaları
[B]50.[/B] Teklif – tehdit – iftira
[B]51.[/B] Tehdide tehdit
[B]52.[/B] Sizin Dininiz Size, Benim Dinim Bana

[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]BÖLÜM: 6 ZORLUK YILLARI VE HİCRET[/COLOR]

53.[/B] Boykot yılları
[B]54. [/B]İlahi yardım
[B]55. [/B]Boykot yıllarındaki İslam daveti
[B]56.[/B] Hayatın kitabı: Kur’an
[B]57.[/B] Müşriklerin Kur’an hayranlığı
[B]58.[/B] Hüzün yılı
[B]59.[/B] Taif yolculuğu
[B]60.[/B] MİRAÇ
[B]61.[/B] AKABE Görüşmeleri
[B]62. [/B]HİCRET

[IMG]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/hz-muhammedin-medine-hayati.png[/IMG]

[B][COLOR=rgb(65, 168, 95)]BÖLÜM: 1 İMAN YURDUNUN İNŞASI[/COLOR]

63.[/B] Yeni bir yurt
[B]64.[/B] Hicret
[B]65.[/B] Medine’de ilk aylar
[B]66.[/B] Medine İslam devletinin inşası
[B]67. [/B]İslam’ın yeni muhalifleri; Yahudiler
[B]68.[/B] Kıblenin değiştirilmesi
[B]69. [/B]Suffenin yoksulları
[B]70. [/B]Bir arınma yolculuğu: Oruç
[B]
[COLOR=rgb(65, 168, 95)]BÖLÜM: 2 İSLAM VE SAVAŞ[/COLOR]

71.[/B] Savaş
[B]72.[/B] Ayırma günü (Yevmü’l Furkan) : Bedir
[B]73. [/B]Bayram günleri
[B]74.[/B] Hareketli aylar
[B]75. [/B]Tahammülün sınırı
[B]76.[/B] Egemenliğin inşası
[B]77.[/B] İntikam savaşı: Uhud
[B]78.[/B] Uhud’un kazandırdıkları
[B]79.[/B] İntikam kurbanları
[B]80. [/B]Nadirlilerin Medine’den kovulmaları
[B]81. [/B]Kureyş’in zor günleri

[B][COLOR=rgb(65, 168, 95)]BÖLÜM: 3 İSLAM VE CAHİLİYENİN DİRENİŞİ[/COLOR]

82.[/B] Temiz bir hayat
[B]83. [/B]Sorumluluk bilinci
[B]84. [/B]Mutedil bir din
[B]85. [/B]Örnek Kur’an neslinin eğitimi
[B]86. [/B]Resul: Örnek şahsiyet
[B]87. [/B]Bir yol arkadaşı
[B]88.[/B] Kölelikten kurtuluş
[B]89.[/B] İzzet ve kuvvetin sahipleri
[B]90. [/B]İftira (İfk olayı)
[B]91.[/B] Bir evlilik ve bir sıkıntı

[B][COLOR=rgb(65, 168, 95)]BÖLÜM: 4 KUŞATMA VE AÇILIM[/COLOR]

92.[/B] Topyekun kuşatılma: Hendek Savaşı
[B]93.[/B] İhanetin bedeli
[B]94. [/B]Siyasi egemenliğin tesisi

[B][COLOR=rgb(65, 168, 95)]BÖLÜM: 5 DÖNÜM NOKTASI[/COLOR]

95.[/B] Hubeydiye
[B]96. [/B]Zafere doğru
[B]97. [/B]Davet mektupları
[B]98.[/B] Hayber
[B]99. [/B]Aşk ve kıskançlık
[B]100. [/B]Yoksulluk ve zenginlik
[B]101.[/B] Kaza Umresi
[B]102.[/B] Mekke’nin ciğerpareleri
[B]103.[/B] Kuzeyin güvenliği ve Mute

[B][COLOR=rgb(65, 168, 95)]BÖLÜM: 6 ZAFER VE VEDA[/COLOR]

104. [/B]Zafer: Mekke’ye dönüş
[B]105. [/B]Huneyn
[B]106.[/B] Taif kuşatması
[B]107.[/B] Şirkin hezimeti
[B]108.[/B] Kurtaran veya saptıran itaatler
[B]109.[/B] Sadakat seferi: Tebük
[B]110.[/B] Pişmanlık ve af
[B]111.[/B] Fitne Meclisi: Dırar
[B]112.[/B] Sahte imanın adamları: münafıklar
[B]113.[/B] İlahi ultimatom
[B]114. [/B]Veda
[B]115.[/B] Tercih ve ayrılış
[B]116.[/B] İslam’ davetin kronolojisi

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Kolonya nedir? faydaları ve zararları nelerdir?

[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/kolonya.jpg]Kolonya Nedir? Tarihçesi ve detayları[/KRSAG][B][SIZE=5][COLOR=rgb(184, 49, 47)]Kolonya Nedir? Tarihçesi ve detayları[/COLOR][/SIZE][/B]

Bilinen en eski koku ürünlerinden biri olan kolonya, alkol oranı ile parfümden ayrılır. Hafif ve serinletici özelliği ile vazgeçilemeyen bir üründür.

Kolonya, bilinen en eski parfüm çeşitlerinden biridir. Tüm zamanların bilinen en yaygın ve en çok kullanılan tuvalet malzemesidir. Günümüzün en popüler kolonyası, geçmişte olduğu gibi hala limon kolonyasıdır. Kolonyanın icat edilmesi ile ilgili çeşitli rivayetler var. Ancak bilinen bir gerçek, İtalyan bir parfümcünün, 18. yüzyılın başlarında parfümün merkezi konumundaki İtalya’da değil Almanya’nın Köln kentinde kolonyayı icat etmesidir. Geçmişte erkekler için üretilen bir parfüm çeşidiydi. Günümüzde her yaş grubundan insanın kullandığı hem parfüm hem de hijyen üründür.

“Kolonya” kelimesi, Almanya’nın Köln kentinden dünyaya yayıldığı için İngilizcede, “Köln” kelimesinin karşılığı olan “cologne” şeklindedir. Fransızlar da, Köln için “cologne” sözcüğünü kullanır. Almanlar ise kolonyaya “Kölnisch wasser” adını verir. Türkçeye “kolonya” olarak geçmiştir.

Güzel koku, insanların yüz yıllardır ihtiyaç duyduğu ve aradığı bir gerçek. İnsanlarda koku alma duygusu hayvanlara nazaran daha alt düzeyde. Ancak güzel kokunun yaşattığı duygular, bazen yemek yemek kadar önemli ve değerli görülüyor. Bazı insanlar için gerçekten yemek yemek gibi duyguların önüne geçebiliyor. İnsanlar, kokularla yiyecekleri sınıflandırır, güzel ve kötü kokuları ayırt eder ve davranışlarını ona göre değiştirir. Aromalı kokular insanlara çok farklı duygular yaşatabilir. Örneğin, 10 yıl önce kullandığımız bir kolonyayı tekrar kullandığımızda hemen 10 yıl öncesine gideriz, anılarımız gözlerimizin önünden geçiverir. Tarifsiz mutluluklar yaşatabilir bu kokular. Kolonya da bu anlamda son 200 yıldır insanlar için çok cazip bir kokudur.

[KBASLIK]Kolonya Tarihi [/KBASLIK]
Kolonyanın icadı ile ilgili birkaç rivayet var. Bu kadar yaygın bir kokunun ilk olarak nerede ve kim tarafından icat edildiğini bulmak zor olabilir. Biz en yaygın iki “icat hikayesini” anlatalım:

Yaşam suyu (aqua vitae) adıyla ilaç olarak kullanılan alkolün 1600’lü yıllarda içki olarak içilmeye başlanması ile aromalı kokularda farklı bir atılım yaşandı. Parfümcülüğün merkezi İtalya, alkolle ilgili gelişmelerin ardından bu popülerliği Fransa’ya kaptırdı. İtalya’da yaşayan gezgin, eczacı ve parfümcü Giovanni Paolo de Feminis, 1709 yılında, Macaristan Kraliçesi Elizabeth için ürettiği ve “Macar Suyu” denilen bileşime yüzde 2 ila 4 oranında bergamut, limon, portakal ve biberiye esansları katarak yeni bir koku icat etti. Yeni geliştirdiği koku ile Almanya’nın Köln kentine yerleşti. Feminis, Köln’de, icat ettiği kokuyu “hayranlığa değer su” (eau admirable) adıyla üretmeye başladı. 1727 yılında Köln Tıp Fakültesi’nde icat ettiği kokuyu tıbbi olarak onaylattı. Daha sonra kokunun adını “Eau de Cologne” (Köln Suyu – Kölnisch wasser) olarak değiştirdi.

Feminis, işler gelişince İtalya’daki yeğeni Gian Maria Farina’yı yanına çağırdı. Amcasının mesleğini ölünceye kadar (1860) devam ettirdi. Farina ailesinin fertlerinden biri olan berber Jean-Baptiste Farina, 1806 yılında Paris’te parfüm üretimine başladı. Farina; limon, portakal, nane ve bergamut suyundan oluşturduğu karışıma alkol katarak yeni bir koku elde etti. Bu kokuyu “Köln Suyu” adıyla üreterek piyasaya sundu. Yedi Yıl Savaşları boyunca askerler bu kokuyu kullandı ve ünü hızla yayıldı. Köln, Avrupa’da “kolonya şehri” olarak anılmaya başlandı. Farina ailesi, kolonya üreten fabrika ve şirketler kurarak büyük bir servetin sahibi oldu. Farina’nın en iyi müşterilerinden biri olan Napolyon’un kolonyayı içtiği ve her sabah bir şişe kolonyayı başından aşağı döktürdüğü söylenir. 1810 yılında Napolyon’un emriyle kolonya, parfüm olarak satılmaya başlanmış.

Başka bir rivayete göre de, 1792 yılında Kölnlü bir bankerin oğlu olan Wilhelm Muelhens’in düğününde bir rahip, genç çifte bir kitap hediye eder. Kitapta “aqua mirabilis” adı verilen bir sudan bahsedilmektedir. Rahiplerin bu suyu tedavi amaçlı kullandığını öğrenen Muelhens, evinde bir imalathane kurarak suyu üretmeye başlar. Napolyon, Köln’ü işgal ettiğinde askerlerine bütün evleri numaralandırmaları talimatı verir. Muelhens’in kapısında ise “4711” numarası yazılıdır. Bu numara aynı zamanda ürettiği suyun isimdir. Napolyon, bu suyun formülünü ister; ancak üreticiler formülü vermez. Sadece bir tuvalet suyu olduğunu söylerler. Üreticileri “4711” adlı suyun formülünü 200 yıl saklamayı başarır. 1799 yılında, “4711” adlı tuvalet suyu üretilmeye başlanır. 1960’lı yıllara kadar Muelhens’in torunları formülü gizli bir mahzende tutar.

Kolonya, ilk üretildiği yıllarda kozmetik ürünü olarak değil tıbbi amaçla bir tür panzehir olarak kullanıldı. İçeriğindeki karışım, özellikle sindirim sistemini ferahlatıcı etkisi sebebiyle içkilerle veya şekerle birlikte içiliyordu. Hatta antiseptik olarak ağız sağlığı için kullanıldı. Hala kullandığımız gibi cilt üzerindeki tahrişler veya yaralar için de enfeksiyona karşı kullanılıyordu. Ardından tuvaletten sonra koku giderici olarak kullanılmaya başlandı. 18. yüzyılda kolonya için adeta çığır açıldı. Burjuvanın ağır ve pahalı kokularının yerini daha hafif ve ferahlatıcı kokusu ile “Eau de Cologne” almaya başladı. Sadelik ve saflığın simgesi olarak burjuva bu kokuya yöneldi.

[KBASLIK]Osmanlı ve Türkiye’de Kolonya Tarihi [/KBASLIK]
Osmanlı’da kolonyanın izlerine, II. Abdülhamit döneminde rastlanıyor. O dönemde alkollü ıtriyat olarak “eua de cologne” ithal ediliyordu. İlk yerli kolonya üretimini 1882 yılında Ahmet Faruki yapmıştır. Faruki, aynı zamanda birçok ilacı da üreten isimdir. Halk o dönemde Faruki’nin ürettiği kokuya “odikolon” dermiş. Daha sonra “kolonya suyu” olarak anılmaya başlanmış. Daha sonra bu isim “Faruki Kolonyası” olarak halk diline yerleşmiştir. “Kolonya” sözcüğünün isim babası ve yayılmasını sağlayan isim de Ahmet Faruki’dir.

Kolonya, ucuz ve hafif kokusu ile Osmanlı’nın son dönemleri ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarına kadar hızla yayılmıştır. Ferahlatıcı özelliği sebebiyle gül suyunun yerini almıştır. Ahmet Faruki’den sonra çok sayıda yerli üretici kolonya üretmeye başlamış. Ethem Pertev, Hasan Hassan, Hasan Şevki, Süleyman Ferit, Evliyazade Nureddin, Ekrem Yalçın, Kemal Kamil ve Eyüp Sabri Tuncer, yerli kolonyanın ilk temsilcileridir. Süleyman Ferit’in “Altın Damlası”, adlı kolonyası, hala İzmir’in en meşhur kolonyasıdır.

Günümüzde de birçok ilin ünlü kolonyası bulunuyor. Meşhur bazı kolonya türleri şunlardır; İzmir’in Altın Damlası, Gizli Çiçek ve İzmir Geceleri kolonyaları, Rize’nin Çay Kolonyası, Antalya’nın Turunç Çiçeği Kolonyası, Eskişehir’in Anıl Kolonyası, Ankara’nın Eyüp Sabri Tuncer kolonyaları, Düzce’nin Ceviz Yaprağı Kolonyası ve Tütün Kolonyası, Amasya’nın Elma kolonyası, Isparta’nın Gül Kolonyası, Trabzon’un Hamsi ve Fındık kolonyaları, Edremit ve Ayvalık’ın Zeytin Çiçeği kolonyaları, Sındırgı’nın Çam Kolonyası, Balıkesir’in Beyaz Zambak kolonyası…

1950’den günümüze kadar çeşitli kimyasal işlemlerle kolonya sektörü gelişmiş, çok farklı ürünler ortaya çıkarılmıştır.
[B][/B]
[KBASLIK]Kolonya ve Parfüm Arasındaki Fark [/KBASLIK]
Kolonya ile parfüm arasında içindeki etil alkol (etanol) oranına göre değişir. Parfümdeki etil alkol oranı yüzde 25 iken, kolonyada bu oran yüzde 3’e kadar düşüyor. Pahalı ve özel parfümlerde etil alkol oranı yüzde 40 ila 50’ye kadar çıkabiliyor. Kolonyadaki alkol miktarı derecesini belirler. 80 derecelik bir limon kolonyasında 883 ml etil alkol bulunur. Parfümler de alkol dışında esans ve yağlar içerir. Alkol ve yağ miktarı düştükçe parfümün ağır kokusu hafifler. Kolonyanın parfümden farklı bir özelliği de ferahlatıcı yapısıdır. Cilde sürülen kolonyadaki alkol hava ile temasında hızla buharlaşır. Buharlaşan alkol molekülleri çevreden ısı çeker ve cilde serinlik verir. Ayrıca kolonyanın keskin kokusu ayıltıcı etki yapar. Kolonyanın kokusu daha kısa süre kalırken, parfümler uzun süre kalıcı olabilir.

[KBASLIK]Kolonya İçeriği [/KBASLIK]
Kolonya, birçok çiçeğin ve meyvenin aromasından veya yağından üretilebiliyor. En yaygın kolonya içeriği şunlardır; limon, portakal (acı, kan), mandalina, bergamot, greyfurt aromaları… Aynı zamanda neroli, lavanta, biberiye, kekik, turunç yaprağı, yasemin, iğde ve tütün yağları da içerebiliyor.

[KBASLIK]Evde Kolonya Yapımı [/KBASLIK]
Kolonya, her ne kadar büyük fabrikalarda üretilse de evde de yapılabilen bir kimyasal bileşimdir. Evde kolonya yapımı için çok fazla tarif bulabilirsiniz. Biz kolonyanın ne kadar basit bir yapısı olduğunu belirtmek için en basit tarifi kullanmayı tercih ettik.

İlk olarak “etanol” adı verilen etil alkol (C2H5OH) elde etmek gerekiyor. Kolonyalarda metil alkol sağlığa büyük zararları vardır. Bu sebeple kullanılmamalıdır. Limon kolonyası için 883 ml etil alkol, 15 ml limon esansı, 152 ml damıtılmış su hazırlanır. Limon esansı etil alkol ile çözülür. Daha sonra 1 litreye kadar damıtılmış su ilave edilir. Son işlemde çözelti bir bez veya süzgeçle süzülür. Hepsi bu kadar…

[B][COLOR=rgb(85, 57, 130)]Bunları Biliyor Musunuz? [/COLOR][/B]
[LIST]
[*]Dünyanın en popüler doğal kokusunun vanilya kokusu olduğu belirtiliyor. Bunun sebebi, anne sütünde bu kokunun bulunması olarak gösteriliyor. Yani insanın ilk tanıştığı kokulardan biri.
[*]Dünyada en sevilen kokunun bir bebek pudrası olduğu iddia ediliyor.
[*]Bir araştırmaya göre, mağazalardaki ürünlerin üzerindeki güzel kokuların müşterilerin ürünü alması için teşvik ettiği tespit edilmiş.
[*]ABD’deki Columbia Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, koku duygusu azalan insanların 4 yıl içinde öldüğü belirlenmiş. Yani, koku duygusundaki azalmanın teşhis edilememiş bir hatalığın belirtisi olabildiği iddia ediliyor.
[*]Genel olarak parfüm kadınlar için, kolonya erkekler için gibi bir algı vardır. Çünkü erkekler her zaman hafif kokulara ilgi duyar.
[*]Köln’de 1799 yılında üretilmeye başlanan “4711” adlı kolonya, günümüzde hala üretilen en eski kolonya markasıdır.
[*]Yüzde 80 ila 95 oranında etil alkol içeren kolonya, ağzı kapalı ve güneş ışığından uzak bir ortamda 5 yıl bozulmadan durabilir.
[*]Etil alkolden daha ucuz olan metil alkolden üretilen kolonyalar içildiğinde körlüğe yol açar. Aşırı tüketimi öldürür.
[*]Eski Sovyet ülkelerinde kolonya çeşitleri votka ile karıştırılarak alkollü içki olarak kullanılıyordu.
[*]II. Abdülhamit döneminde konuk ağırlama ritüeli olan gül suyu, kolonyanın ithal edilmeye başlanması ile yerini kolonyaya bıraktı. Günümüzde kolonya, konuk ağırlamada kullanılan en eski ananedir.
[*]Bayılma ya da sivri sinek ısırmalarında da sık kullandığımız kolonyaların zararları olduğu yapılan araştırmalarda ortaya çıktı. Geleneklerimizin vazgeçilmez bir parçası olan kolonya, beyne başta olmak üzere birçok organımıza zarar verir.İlk kez bir Macar kesişi tarafından keşfedilen kolonyaya uzun yıllar “Macar suyu” denilmiştir. 17. yüzyılda parfüm koleksiyoncuların dikkatini çeken bu eşsiz kokunun keskinliği herkesi etkilemiştir. Maddenin öz asidinden elde edilen kolonya birçok çiçeğin ve meyveden yapılır. İçeriğinde etil alkol ve besinlerin esansı bulunan bu hoş koku ülkemizde geleneksel olarak bayramlarda gelen misafire dökülerek ikram ediliyor. İlk geliştirildiği yıllarda tıbbi amaçla kullanılan kolonya formülüne biberiye, portakal çiçeği, bergamot ile limondan oluşan ve ferahlatıcı özelliği vardır. Bu yüzünden karışım, sindirim sistemi rahatsızlıklarında şeker üzerine damlatılarak tüketilirmiş. Antiseptik özelliğinden ötürü ağız çalkalamada, yara temizliğinde kullanılıyor, kas ve eklem ağrıları için kullanılırmış. Tedavi amaçlı kullanılan kolonya ülkemize 2. Abdülhamid Han zamanında girmiştir. Yararı olduğu kadar zararı olan kolonya özellikle günümüzde merdiven altı üretildiği için içerisinde doğal maddeden çok işlenmiş zararlı maddeler bulunmaktadır. Cildiye uzmanları egzama, cilt alerjilerine yatkın olanların kolonya kullanımı konusunda ciddi uyarılarda bulundu.
[/LIST]
[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]Ağır tahribata neden olan kolonyanın bazı zararları da şöyle sıralanıyor:[/COLOR][/B]

[KBASLIK]KOLONYANIN ZARARLARI NELERDİR?[/KBASLIK]
– Kolonya içerdiği sakinleştirici maddeden dolayı koku ve tat alma duyularının etkisini olumsuz ekiler.
– Solunum yolu ile uçucu asit maddeleri solunum yoluna yerleşir ve ilerleyen zamanlarda hasarlara neden olur.
– Vücudun ter gözeneklerini tıkayarak terlemeyi engeller. Böylece ciltte zararlı bakterilerin çoğalmasına sebebiyet verir.

[KBASLIK]kolonyanın cilde zararları[/KBASLIK]
– Tuvalet sonrası ele dökülen kolonya bakterileri yok etmez. Aksine elde bulunan bazı bakterilerle etkileşime girerek çoğalmalarına neden olur.
– Bazı genetik yatkınlık olan hastalıkların ayyuka çıkmasına neden olur.
– Göze temas ettiği an göz merceğine zarar vererek körlüğe davetiye çıkarır.
– Kronik solunum yolu hastalarının kesinlikle uzak durması gereken bir maddedir. Hastalığı hem tetikler hem ciddileştirir.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Baklava şerbeti nasıl yapılır?

[KBASLIK]Baklava şerbeti nasıl yapılır?[/KBASLIK]
[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/baklava-serbeti-nasil-yapilir.jpg]Baklava şerbeti nasıl yapılır?[/KRSAG]Bayramın vazgeçilmez tatlılarından olan baklavanın şerbetini hazırlarken bazı püf noktalara dikkat etmekte fayda var. Hem baklavanın çıtır olması hem de adeta hazır alınmış gibi kıvamını tutturmak istiyorsanız bu yazımıza göz atmalısınız. Peki, baklavalara lezzet veren baklava şerbeti nasıl yapılır?

Baklavaya gerçek lezzetini veren şerbetidir. Şerbet doğru yöntemler uygulanmadan yapıldığında baklava ya çok yumuşak ya da çok sert olabilir. İşte sizlere baklava şerbeti yapmanın yöntemi…

[KBASLIK]MALZEMELER[/KBASLIK]
[B]40 cm.lik yuvarlak bir tepsi baklava için;[/B]

3 su bardağı şeker
3 su bardağı su
1 iri dilim limon
Bir çay kaşığının üçte biri tuz

[KBASLIK]YAPILIŞI[/KBASLIK]
Öncelikle şeker,su, tuz ve limonu tencereye koyup, ocağın altını açın. Şeker eriyene kadar karıştırın. Bu ilk karıştırmayı yapmazsanız şerbet daha çabuk şekerlenecektir.

Eğer içine limonu kabuklu atmayacaksanız, çeyrek limon suyunu şerbeti ocaktan almadan 10 dakika önce ekleyin. Şerbeti ocaktan almadan hemen önce eklerseniz, şerbet şekerlenir.

Şerbet tamamen kaynamaya başladıktan sonra, altını kısın daha sonra 30 dakika kaynatmaya devam edin. Şerbetin kıvamı oldukça koyu olmalıdır ki, tatlı şerbeti hemen içine çekip hamurlaşmasın.

Gevrek bir tatlıysa şerbeti ılıyana kadar bekletip ardından tatlıya dökün. Tatlınız biraz kalınsa ve sertse şerbeti ocaktan alır almaz dökün ve üstünü kapatın ki sert kalmasın.

Şerbeti bekletme süresi oda sıcaklığına bağlı olarak değişiyor. Eğer tatlı sıcak bir yerde ise şerbeti 15 dakika bekletmek yeterli.

Soğuk bir mutfakta ise 10 dakika bekletmek yeterli.

[KBASLIK]TATLI ŞERBETİ KAÇ DAKİKA KAYNATILIR?[/KBASLIK]
Tatlı şerbetinin en önemli noktası kaynama noktasıdır. Tatlı şerbeti yapımında ne kadar kaynatılacağı en sık aldığımız sorular arasında. Hazırlayacağınız tatlının şerbetini hiçbir şekilde 20 dakikanın üzerine geçecek şekilde kaynatmamalısınız. Ortalama 10 ila 20 dakika arasında kaynatılan şerbet mükemmel olacaktır.

[KBASLIK]TATLI ŞERBETİ ÇEKMEZSE NE YAPILMALIDIR?[/KBASLIK]
Yaptığınız tatlı şerbeti çekmezse, fırını ısıtın ve çekmeyen tatlınızı fırında bir süre ısıtın. Ne kadar etkili olduğunu kısa sürede göreceksiniz.

[KBASLIK]TATLI ŞERBETİ KIVAMI NASIL ANLAŞILIR?[/KBASLIK]
Hazırladığınız şerbetten bir damla işaret parmağınızın üstüne aldığınızda eğer dağılmıyor ya da yayılmıyor ya şerbetiniz kıvam almış demektedir.

[KBASLIK]TATLI ŞERBETİ SICAK MI DÖKÜLMELİDİR ?[/KBASLIK]
Şerbetli tatlı hazırlayanların en kararsız kaldığı nokta, şerbeti sıcak mı yoksa soğukken mi dökmeliyim sorusudur. Bunun en bilineni de tatlıyı sıcak, şerbeti de soğuk dökmektir.Fakat ustalardan aldığımız bilgilere göre en iyi sonuç, her ikisininde ılık denilebilecek bir sıcaklıkta olması gerektiğidir. Şerbet kaynadıktan ve tatlınız fırından çıktıktan sonra her ikisininde biraz ılımasını bekleyip, şerbeti tatlıya dökmek size en iyi sonucu verecektir.

Tatlı şerbeti fazla sulu olmayacağı gibi fazla koyu da olmamasına dikkat etmelisiniz. Eğer koyu kıvamda olursa tatlınız şerbeti emmeyecektir. Sulu olursa da tatlınızın şekli bozulacaktır. Soğuk tatlıya soğuk şerbet ya da sıcak tatlıya sıcak şerbet dökülmesi gibi bir durum söz konusu olamaz.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Karbonatın faydaları ve zararları nelerdir?

[KBASLIK]Karbonatın faydaları nelerdir?[/KBASLIK]
[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/karbonat-limon.jpg]Karbonat ve Limon[/KRSAG]Karbonik asit maddesinin bir türü olan karbonat hakkında merak edilenleri sizler için araştırdık. Mide ve diş ağrılarına birebir fayda sağlayan karbonatı uzmanlar balla karıştırıp tüketilmeyi tavsiye eder. Peki karbonatın faydaları nelerdir? Kimyada üç oksijenden oluşan karbonata dair her şeyi haberin detayında bulabilirsiniz.

Zengin minerallerden oluşan karbonat tozu, doğada bulunan karbonat taşı oksijenin elementlerini içerir. Antik çağlarda keşfedilen karbonat her uygarlık tarafından farklı amaçlarda kullanılmıştır. Alternatif tıpta kullanılan karbonat aynı zamanda Mısırlılardan beridir kozmetik ve temizlik ürünlerin ham maddesidir. Yüksek mikrobiyal çözünürlüğü olan karbonat, derinlemesine toksin atarak cildin yenilenmesini sağlar. Hemen hemen herkes limon ve karbonat birleşiminin dişleri beyazlattığını bilir. Bu kadar güçlü bir maddeyi uzmanlar her evde mutlaka bulundurulmasını tavsiye eder. Eski çağlardan beri doğal ilaç olarak kullanılan karbonatın af tüketilmesi uzmanlar tarafından tavsiye edilemez. Genellikle suda çözülerek ya da içine ek bir besin eklenerek tüketilmesi daha sağlıklıdır. Vücudun pH düzeyini dengelemede etkilidir. Bu yüzden üst solunum yolları rahatsızlıklarında da kullanılır.

[KBASLIK]KARBONATIN FAYDALARI NELERDİR?[/KBASLIK]
– Hastalıklar esnasında bağışıklık vitaminlere özellikle protein maddesine bile savaş açar. Bu esnada enerji harcayan vücut mekanizması hızla ısınır. Ateşlenme durumu gerçekleşir. Ateşlenme artıkça sinir hücreleri hasar alır. Bu durumdan ilk olarak beyin etkilenir. Uzmanlar ılık bir kova suya iki yemek kaşığı karbonat eklenip karıştırılmasını ve temiz bir havlu batırarak koltuk altı, alın, ense ve göğse bırakılarak ateşlenmenin şiddetlenmesinin azalacağını söylüyor.

– Yemek sonrası mide sindiremediği besinlerden dolayı gaz ve sıkışma gibi sağlık sorunları yaşanır. Bu durum karın ağrısına ve şişkinliğine neden olur. Hazımsızlık çeken kişi bir bardak suya bir tatlı kaşığı karbonat ekleyerek tükettiğinde şiddetin kısa sürede azalacağını görür. Bazı uzmanlar içerisine bal katılarak karışımın daha sağlıklı hale geleceğini vurgular. Karbonat, su ve bal karışımı sindirim problemlerinin yaşanmasını önlemede etkilidir. Ayrıca bu karışım vücuttaki tüm toksinleri idrar yolu ile atar. bağışıklık sistemini güçlendirir.

– Vücudun asit dengesi organların daha iyi çalışmasını sağlar. Ancak asit vücutta sürekli aynı seviyede kalmasında fayda var eksikliği ciddi komplikasyonlara neden olabilir. Asit ve su vücudun sistem işlevselliğini artırır. Bu yüzden karbonatlı su sayesinde bu dengeyi koruyup vücudun sürekli değişen pH değerini dengede tutmuş olursunuz. pH dengesi bozuk olan vücutta özellikle ciltte ciddi sorunlar yaşanır. Ayrıca böbrek üstü bezleri çalışmaz. Bu yüzden pH dengesi oldukça önemlidir. günde tüketilen 2,5 litreye ek yarım litre karbonatlı su ekleyerek bu durumun yaşanması önlenebilir.

– Kemik ve kas hareketlerinde önemli olan asit fazla olunca ödem oluşur. Bu ödem faydalı olan asidin zararlı hale gelmesine neden olur. Karbonatlı su bu dengeyi düzelterek az olan asidi yükselttiği gibi yüksek olan asidi de düşürür. Karbonatlı su aynı zamanda hücrelerin deformasyonunu önleyerek kanser oluşumunu engeller.

– Bazı kişilerde hormonlar dengesiz çalıştığında koltuk altı ve ayak terlemesi çok olur. Bu da kokuya sebebiyet verir. Ayrıca kapalı kalan ayak terlediğinde cilt tahrişine yol açar. Bu gibi sorunları yaşayanlar için ılıktan biraz sıcak bir kova suya bir bardak dolu karbonat atarak ayaklarını yarım saat masaj yaparak bekleterek hem kokunun gitmesi sağlanır. Ayrıca cildin tahribatı da önlenir.

– 2 adet çilek ezip üzerine bir yemek kaşığı karbonat dökerek, karıştırın. Bu karışımla sabah akşam birer defa dişlerinizi fırçalayın. Diş yüzeyindeki tartarları yok eder. Yüzeyin hasar almasını engeller. Diş minesini zayıflatmaz. Tam tersi diş etlerini hastalıklara karşı korur.

– İki yemek kaşığı limon suyuna bir buçuk yemek kaşığı karbonat ekleyiniz. Önceden buharda beklettiğiniz cildinize masaj yaparak uygulayınız. 5-10 dakika sonra ılık su ile en son soğuk su dökerek yıkayınız. Özellikle siyah noktaların oluşumunu önler. Olan siyah noktaları da götürür.

[KBASLIK]KARBONATIN ZARARLARI[/KBASLIK]
Yüksek miktarda tüketilmesi önerilmez. Aksi halde vücudun asit baz dengesini bozar. Kronik hastalığı olanların bir uzmana danışarak tüketmesinde fayda var. Mide bulantısına, kan basıncını yükselmesine, dehidrasyon, hızlı kalp çarpıntısına neden olabilir. Ayrıca vücuttaki potasyumu hızlı enzimleyerek vücutta ilme görmeden atar. Çocukların tüketilmesi önerilmez.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın