Cennet ve cehennem yaratılmış mıdır? Yaratıldıysa yeri nerededir?

[KBASLIK] Cennet ve cehennem yaratılmış mıdır? Yaratıldıysa yeri nerededir? [/KBASLIK]
[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/Cennet-ve-cehennemi-dünyada-yaşatmak.jpg] Cennet ve cehennem yaratılmış mıdır? Yaratıldıysa yeri nerededir? [/KRSAG]Ehl-i sünnet inancına göre cennet ve cehennem yaratılmışlardır ve şu an mevcuddurlar.[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)](1)[/COLOR][/B]

Kur’an’ın ifadesine göre, [B]cennetln genişliği yer ve gök arası kadardır.[COLOR=rgb(184, 49, 47)](2)[/COLOR][/B] Yine Kur’an’ın ifadesine göre [B]cennet müttekılere[/B],[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)](3)[/COLOR][/B] [B]cehennemse kâfirlere[COLOR=rgb(184, 49, 47)](4) [/COLOR][/B]hazırlanmıştır. Her ikisi de Miraç gecesi Peygamberimize (s.a.v.) gösterilmiştir.[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)](5)[/COLOR][/B] Olmayan bir şey sakinleri için hazırlanabilir ve gösterilebilir miydi?

Ayrıca [B]cennetin varlığı Âdem kıssasıyla[/B] da sabit olmakta, [B]cehennemin halen mevcudiyeti de onunla kıyaslanmaktadır.[COLOR=rgb(184, 49, 47)](6)[/COLOR][/B]

Cennetin yukarıda arşın altında, cehennemin aşağıda yerin altında[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)](7)[/COLOR][/B] olduğunu söyleyenler olmuş ise de kesin şuradadır, demek mümkün olmamıştır. Her ne kadar Sevgili Peygamberimiz (s.a.v)[B] “Evimle minberimin arası cennet bahçelerinden bir bahçedir.”[COLOR=rgb(184, 49, 47)](8) [/COLOR][/B]buyurmuş ise de bunu, her şeyden önce Kendisini ve kabr-i şeriflerini ziyaretin önemi ve fazileti noktasında söylenmiş bir hadis olduğu şeklinde anlamamız lazım geldiğine inanmaktayız.

Bununla beraber kıyametin kopup, yerin başka bir mahiyet almasından sonra cennetin, hadiste işaret edilen yerde veya o yerin doğrultusunda a’la-i ılliyyinde olabileceği de ihtimalden uzak görülmemelidir.

[B]Bediüzzaman’a Göre Cehennemin Yeri[/B]

Bediüzzaman, [B]“De ki: her şeyin bilgisi Allah katındadır.”[COLOR=rgb(184, 49, 47)](10) [/COLOR]“Gaybı Allah’dan başka kimse bilmez.”[COLOR=rgb(184, 49, 47)](9)[/COLOR][/B] mealindeki âyetleri dersinin başına koyduktan sonra [B]“Cehennem nerededir?” [/B]diye bi soru sorar.

Cehennemin yeri bazı rivayetlerde “yerin altı”denilmiştir. Yer küresi, yıllık hareketiyle ileride haşir meydanının etrafında bir daire çiziyor. Cehennem ikidir. Biri küçük cehennem, diğeri de büyük cehennemdir. Küçük cehennem büyük cehennemin çekirdeğidir. İleride küçük cehennem büyük cehenneme inkılab edecek ve büyük cehennemden bir menzil olacaktır.

Küçük cehennem yerin altında, yani merkezindedir. Çünkü kürenin altı merkezidir. Coğrafya alimlerince bilinmektedir ki, her otuz üç metre kazıda bir derece sıcaklık artar. Yerin yarı çapı altı bin küsur kilometre olduğuna göre, merkeze kadar bu sıcaklık iki yüz bin dereceyi bulur… Bu ateş, dünya ateşinden iki yüz defa daha şiddetlidir. Küçük cehennem, büyük cehenneme ait bir çok görevleri dünyada ve berzah âleminde yapmıştır. Âhiret âleminde ise yer küre, sakinlerini yıllık hareketiyle etrafında daire çizdiği haşir meydanına döker. Tabii ki içindeki küçük cehennemi de büyük cehenneme teslim eder. Mu’tezilenin bazı imamları[B]: “Cehennem sonradan yaratılacaktır.”[/B] demiş olsalar da onların bu sözleri yanlıştır. Cehennem yaratılmıştır. Fakat hal-i hazırda tamamiyle inbisat ve sakinlerine tam münasip bir tarzda henüz inkişaf etmemiştir.

Kaldı ki gayb perdesinin içindeki ahiret âlemine ait menzilleri bu dünya gözümüzle görmek ve göstermek için ya kâinatı küçültüp iki vilayet şekline getirmeli, ya da gözümüzü büyütüp yıldızlar gibi gözlerimiz olmalıdır. İkisi de şu an mümkün olmadığına göre öyleyse âhiret âlemine ait menzilleri de, bu dünya gözümüzle görmek mümkün olmayacaktır. Fakat bazı rivayetlerin işaretiyle ahiretteki cehennemin bu dünyamızla münasebeti vardır. Mesela, yazın şiddetli sıcaklığına [B]“min feyhi cehennem” [/B]yani [B]“cehennemin kaynamasındandır” [/B]denilmiştir.

[B]Sözün özü: [/B]Cehennemin yerini tesbit noktasında Bediüzzaman’ın görüşlerni şu şekilde özetleyebiliriz:

[B]1. [/B]Kadîr- i Zülcelâl’in mülkü çok geniştir. Allah’ın hikmeti nereyi uygun görmüş ve göstermişse büyük cehennem oraya yerleşir.

[B]2. [/B]Büyük cehennem, yerin yıllık dönüşünün çizdiği dairenin altındadır. Bu cehennem, kimi zaman yerin merkezindeki küçük cehenneme görevlerini yaptırmıştır.

[B]3. [/B]Yerin merkezindeki küçük cehennem, büyük cehennemin çekirdeğidir. Hikmetli Yaratıcı, dağ gibi koca bir ağacı, tırnak gibi bir çekirdekte sakladığı ve vakti geldiğinde de çekirdekten ağacı çıkardığı gibi; yer kürenin kalbindeki küçük cehennem çekirdeğinde de büyük cehennemi saklar ve vakti geldiğinde de ondan büyük cehennemi çıkarır.

[B]4. [/B]Cennet ve cehennem hilkat ağacından ebediyyet tarafına uzanıp eğilerek giden bir dalın iki meyvesidir. Meyvenin yeri ise dalın en uç noktasıdır. Hem kâinat silsilesinin iki neticesidir. Neticelerin yerleri silsilenin iki tarafındadır. Süflîsi, ağırı aşağı tarafında; nurlusu ve ulvisi de yukarı tarafındadır. Hem şu işler selinin ve yerin manevî ürünlerinin iki ambarıdır. Ambarın yeri ise ürünün çeşidine göre, fenası altında, iyisi üstündedir. Hem ebede akan seyyal mevcudatın iki havuzudur. Havuzun yeri ise, selin durduğu ve biriktiği yerdir. Yani pislikleri ve zirzibili aşağıda, temizleri ve güzelleri ise yukarıdadır. Hem lütuf ve kahrın, rahmet ve azametin iki tecelligâhıdır. Tecelligâh is her yerde olabilir. Rahman-i Zülcemal ve Kahhar-i Zülcelâl nerede isterse tecelligâhını orada açar.[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)](11)[/COLOR][/B]

[COLOR=rgb(226, 80, 65)][U][I][B]Dipnotlar:[/B][/I][/U][/COLOR]

[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]1. [/COLOR][/B]Ömer en-Nesefî, Akaidü’n-nesefi, s. 8; Ebü’l- Münteha, Şerhu fıkhi’l- ekber, s.26.
[COLOR=rgb(184, 49, 47)][B]2.[/B][/COLOR] Al-i İmran, 3/133.
[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]3.[/COLOR][/B] Al-i İmran, 3/133.
[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]4.[/COLOR][/B] Bakara,2/24; Al-i İmran, 3/131.
[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]5.[/COLOR][/B] Buharî, Nikâh, 88; Rikak, 16; Tirmizî, Cehennem,11; Ahmed b. Hanbel, IV/429.
[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]6.[/COLOR][/B] TDV İslâm Ansiklopedisi, VII/185.
[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]7.[/COLOR][/B] age., VII/229.
[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]8. [/COLOR][/B]Buharî, fî mescid-i Mekke, 5.
[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]9.[/COLOR][/B] Mülk, 67/26.
[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]10.[/COLOR][/B] Neml, 27/65.
[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]11. [/COLOR][/B]Daha geniş bilgi ve orijinali için bk.Nursî, Said, Mektubat, s.8-10.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Cennet’in tabakaları

[B][SIZE=5][COLOR=rgb(41, 105, 176)]Cennet’in tabakaları[/COLOR][/SIZE][/B]

İbn Abbâs (r.a.)’dan gelen bir rivayette, Cennetin yedi tabakası olduğu haber verilmektedir. Bunlar, [I]Firdevs, Adn Cennet’i, Nâim Cennet’i, Daru’l-Huld, Me’va Cennet’i, Daru’s-Selâm ve İlliyyûn[/I]’dur. Bu tabakalardan her birinde, müminlerin yaptıkları iyi işler karşılığında girecekleri veya yükselecekleri derece veya mertebeler vardır.

[B]İslâm literatüründe cenneti ifade etmek üzere kullanılan isimleri ve cennet tabakalarını şu şekilde sıralamak mümkündür:[/B]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/cennet2.jpg[/TBR]
[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]1. Cennet: [/COLOR][/B]Ebedî saadet yurdunu ifade etmek üzere Kur’an’da, çeşitli hadislerde ve diğer İslamî eserlerde yer alan isimler içinde en çok kullanılan, içindeki bütün mekân ve imkânları kapsayacak şekilde muhtevası geniş olan bir terimdir. [I]Kur’an’da [B]yüz kırk yedi [/B]yerde geçmektedir.[/I] İslam literatüründe ebedî saadetle ilgili vaadler, özendirici anlatım ve tasvirler genellikle cennet ismi etrafında yoğunlaşmıştır. Diğer isimler tekil olarak kullanıldığı halde, cennetin çok sayıdaki ayette çoğul şekliyle de [B](cennât)[/B] yer alması, saadet yurdunun belli bir bölgesinin değil; tamamının adı olduğunu gösterir.

[COLOR=rgb(184, 49, 47)][B]2. Cennetü’n-Naîm: [/B][/COLOR]On üç ayette geçmektedir. Arapça’da[I] “refah, huzur, mutlu hayat”[/I] anlamına gelen nimet kelimesinden daha kapsamlı bir muhtevaya sahip olan [B]naîm,[/B] insana mutluluk veren maddî ve manevî bütün güzellikleri ifade etmektedir. Buna göre [I][B]cennâtü’n-naîm; [/B]mutluluklarla dolu cennetler [/I]manasına gelir.

[QUOTE][B]”Beni cennetü’n-naîmin vârislerinden kıl.”[/B] [I](Şuarâ, 26/85) [/I][/QUOTE]

[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]3. Adn cenneti:[/COLOR][/B] En belirgin anlamı ile [I]ikamet etme, ikamet edilen yer [/I]demek olan adn, on bir ayette kullanılmıştır. Adn’in, cennetin belli bir bölümünün adı olduğu veya çoğul şeklinde kullanılışına bakarak, onun tamamını ifade eden bir isim olduğu anlaşılır.

[QUOTE][B]”Şüphesiz ki, iman edenler ve güzel amel işleyenler yok mu, işte onlar mahlukatın en hayırlısıdır. Onların Rableri katındaki mükâfatı, zemininden ırmaklar akan, içinde devamlı olarak kalacakları Adn cennetleridir. Allah onlardan râzı olmuş, onlar da O’ndan râzı olmuşlardır. Bu, Rabbinden korkan O’na saygı gösterenler içindir.”[/B][I] (Beyyine, 98/7-8)[/I] [/QUOTE]

[COLOR=rgb(184, 49, 47)][B]4. Firdevs:[/B] [/COLOR]Özellikle, içinde [I]üzüm bulunan bağ bahçe[/I] anlamına gelir. İki ayette geçer. Firdevs, cennetin tamamını ifade eden bir isim olabileceği gibi, onun ortası, en yüksek ve en değerli bölgesinin özel adı da olabilir.

[QUOTE][B]”Şüphesiz, iman edip güzel amel işleyenler için barınak olarak Firdevs cennetleri vardır.”[/B] [I](Kehf, 18/107) [/I][/QUOTE]

[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]5. Hüsnâ: [/COLOR][/B]İyilik yapanlara Allah tarafından daha büyük bir iyilikle karşılık verileceğini, ayrıca buna bir de ilave (ziyade) yapılacağını ifade eden Yunus 26. ayetindeki hüsnâ (daha güzel, daha iyi, en güzel, en iyi) kelimesinin cennet anlamına geldiği müfessirlerin büyük çoğunluğu tarafından kabul edilmiştir. Ayetteki “ziyade”den maksat da, cennetten Allah’ı görme şerefine nail olmaktır.

[QUOTE][B]”Güzel davrananlara hüsnâ [I](daha güzel karşılık)[/I], bir de ziyade/fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir toz [I](kara leke) [/I]bulaşır ne de bir horluk [I](gelir)[/I]. İşte onlar cennet ehlidirler. Ve onlar orada ebedî kalacaklardır.” [/B][I](Yûnus, 10/26)[/I][/QUOTE]

[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]6. Dârüs’s-Selâm:[/COLOR][/B] [I]Maddî ve manevî âfetlerden, hoşa gitmeyen şeylerden korunmuş olma[/I] manasındaki selâm ile dâr/yurt kelimesinden oluşan bu terkip, iki ayette cennetin adı veya tabakası olarak zikredilmiştir. Cennetin esenlik yurdu olduğu şüphesizdir. Gerçek esenliğin ancak cennette bulunabileceği, sonsuz hayatın, ihtiyaç bırakmayan zenginliğin, zillete yer vermeyen şeref ve üstünlüğün, eksiksiz bir sıhhatin sadece orada mevcut olduğu anlaşılır.

[QUOTE][B]”Halbuki Allah, Dârü’s-Selâm’a çağırıyor ve O, dilediği kimseleri dosdoğru bir yola hidayet buyurur.” [/B][I](Yûnus, 10/25) [/I][/QUOTE]

[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]7. Dârü’l-Mukame:[/COLOR] [/B] [I]Asıl durulacak yer, ebedî ikamet edilecek yurt [/I]manasındaki bu terkip de cennete girenlerin Allah’a hamd ve şükür sırasında bulundukları mekân için kullanacakları bir tabir olmalıdır.

[QUOTE][B]”O (Rab) ki lütfuyla bizi Dârü’l-Mukameye / asıl oturulacak yurda [I](cennete) [/I]yerleştirdi. Artık orada bize ne bir yorgunluk dokunacak, ne de orada bize bir usanç gelecektir.” [/B][I](Fâtır, 35/35)[/I][/QUOTE]

[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]8. Cennetü’l-Me’vâ: [/COLOR][/B]

[QUOTE][B]”İman edip güzel amel işleyenlere gelince, onlar için Me’vâ cennetleri vardır.”[/B] [I](Secde, 32/19) [/I][/QUOTE]

[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/cennet.png]Cennet’in tabakaları[/KRSAG]Bu isimlerin dışında, [I]”ev, konak, şehir, ülke” [/I]anlamlarına gelen[B] “dâr” [/B]kelimesi, Kur’an’da [B]dâru’l-huld [/B] (ebediyet / sonsuzluk yurdu), [B]dâru’l-âhire [/B] (âhiret yurdu), [B]âkıbetü’d-dâr, ukbe’d-dâr [/B](dünya yurdunun sonu) terkipleriyle cennet anlamında kullanılmıştır.

Her ne kadar İbn Abbâs Cennet’in tabakalarını yedi ile sınırlandırmışsa da, ayetlerden anlaşıldığına göre, Cennet’in bir çok tabakası vardır. Burada İbn Abbâs’ın haber verdiği ve ayetlerde adları geçen Cennet tabakaları, Cennet’in en yüksek tabakalarıdır. Çünkü bu tabakalarda da bir çok tabaka vardır. Nitekim Allah Teâlâ’nın [B]”Nâim Cennetleri”[/B] veya [B]”Firdevs Cennetleri”[/B] şeklindeki çoğul ifade eden ayetleri buna delildir. Ayrıca Ümmü Hârise Hadisinde bu gerçek Hz. Peygamber (asm)’in dilinden ifade olunmuştur. Ümmü Harise Bedir’de şehit olan çocuğu hakkında Hz. Peygamber (asm)’den bilgi almak üzere gelmiş ve ona Rasûlullah bir çok Cennet olduğunu belirterek, çocuğunun da [B]”Firdevs-i Â’lâ’da” [/B]olduğunu söylemek suretiyle teselli etmiştir[I] [Mansur Ali Nâsıf, et-Tâcü’ el-Câmi’ li’l-Usul, fi Ahadisi’r-Rasûl, İstanbul (t.y.), V/4033].[/I]

Nitekim Müslim’in Ebû Sâid el-Hudrî’den rivayet ettiği hadiste de, Allah yolunda cihat edenlerin, cihatları sebebiyle Cennet’te yüz derece yükselecekleri, her derecenin arasının ise, yer ile gök arasındaki mesâfe kadar olduğu, Hz. Peygamber (asm) tarafından haber verilmektedir [I](Müslim, İmâre, 116).[/I] Hadiste sözü edilen dereceler konusunda ise şu ihtimaller öne sürülmüştür. Bu dereceleri zahiriyle anlamak mümkündür. Gerçekten söz konusu derecelerin, zahirinden anlaşıldığı üzere, birbirinden daha yüksek menziller (tabakalar) olması muhtemeldir. Buna karşılık, yükseklikten kasdın, Cennet’teki nimetlerin çokluğu, insanın veya bir başka yaratığın hiç aklına bile gelmemiş, gönlünden dahi geçmemiş iyiliklerin büyüklüğü veya çokluğu anlamında olması muhtemeldir. Zira Allah Teâlâ’nın mücâhide lutfettiği iyilik veya cömertlik türleri birbirinden çok farklıdır, birbirinden üstündür. Buna göre, nimetlerin fazilet (üstünlük) konusundaki farklılıkları uzaklık açısından yer ile gök arasındaki mesafe gibidir. Fakat el-Kadî Iyad (544/1149) birinci görüşü tercih etmiştir [I][en-Nevevi, Şerhu Müslim, Kahire (t.y.), XIII/28].[/I]

Yine Buhârî’nin bir rivayetinde Hz. Peygamber (asm), Allah yolunda savaşan mücâhidler için Cennet’te yüz derece (tabaka) hazırlandığını ve iki derecenin arasının yerle gök arası gibi olduğunu haber vermekte ve sözlerine devamla “Allah’dan istediğiniz zaman Firdevs’i isteyin… Çünkü Firdevs, Cennet’in ortası ve Cennet’in en yükseğidir (…). [B]Firdevs’ten Cennet nehirleri doğar” [/B]buyurmaktadır. [I](Buhârî, Cihad 4)[/I]

Aynî,[B] “Firdevs, Cennetin ortasıdır (vasatıdır).”[/B] cümlesini, Cennet’in en iyi yeri veya üstünü (efdali) olarak yorumlar ve bu görüşüne,

[QUOTE][B]”Böylece sizi en hayırlı bir ümmet kıldık.”[/B] [I](Bakara, 2/143)[/I][/QUOTE]

ayetinde geçen [B]”vesetan”[/B] kelimesini delil getirir[I] (el-Aynî, Umdetü’l-Kârî fî Şerhi Sahihi’l-Buhârî, İstanbul 1309, VI/539).[/I] Çeşitli rivayetlerde Firdevs Cenneti’nin güzellikleri dile getirilmiştir.

Diğer taraftan hadiste söz konusu edilen Cennet dereceleri arasındaki mesafelerin çeşitli rivayetlere göre[B] “yüz senelik mesafe”,[/B] [B]”beş yüz senelik mesafe”[/B] şeklinde değiştiğine işaret edelim [I](el-Aynî, aynı yer).[/I]

Bütün bu ayet, hadis ve âlimlerin yorumlarından Cennet’in birçok tabakası olduğu anlaşılmaktadır. Bu tabakalardan bazılarının daha yüce ve nimetlerinin daha güzel veya daha efdal olması sebebiyle isimleri bize bildirilmiştir. Firdevs Cenneti mertebece en yüksek olan Cennet tabakasıdır. [I](Ayrıca bk. et-Taberi, Tefsir, Mısır 1954, XVI/37-38)[/I]

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Kayıp kent PETRA

Arap çöllerinde kayıp bir mücevher, dünyanın da en gizemli antik kentlerinden biri, Petra. Antik kentin girişinde ise kale gibi yükselen bir mühendislik harikası var: El Hazne.
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/kapakpetra.jpg[/TBR]
2200 yıllık Petra Antik Kenti’nde atılan her adım, dönülen her köşe, takip edilen her patika sizi yeni bir kaya mezarına ya da kült merkezine götürüyor. Her köşesi sürprizlerle dolu bu kentin. Kent içerisinde gezerken ve gizemli yapılara bakarken zaman zaman bu görkemli mimariye hayran kalıyorsunuz. Zaman zaman da bu topraklarda yaşayanların nasıl olup da bir anda arkalarında hiç iz bırakmadan ortadan kaybolduklarına dair düşünüyorsunuz.

Ürdün’ün saklı bir kanyonunda milattan önce Nebatiler tarafından yapılan antik kent, bir dönem tarihin tozlu sayfalarında kayboluyor ve kayıp kent Petra, on sekizinci yüzyılda yeniden keşfediliyor.

Nefes kesici görünümü, heybeti, gizemi, gün ışığına göre değişen kayalarının renkleri ile dünyanın en ünlü yapıları arasında yerini alan Petra’nın bilinmeyen arka yüzünü bizlerle birlikte gelin siz de yeniden keşfedin.

[KBASLIK]1 – Petra’nın Kuruluşu[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra-resim-1.jpg[/TBR]
Eski el yazmalarında Yunanca taş anlamına gelen Petra adıyla söz edilen bir zamanların antik başkenti burası. Petra da tam olarak anlamını karşılayan bir şehirdir. Bulundukları dönem için oldukça geniş bir coğrafyada yaşayan Güney Ürdünlü bir Arap topluluğu olan Nebati halkının şehirlerinden biri olan Petra, taş kelimesinin hakkını vererek gün ışığında renkleri değişen kayalık kanyonun ortasında, saklı yolların ardında, kayaların içine yukarıdan aşağıya doğru oyma yöntemi ile kazıyarak inşa edilmiş.

[KBASLIK]2 – Petra’da Yaşam[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra-resim-2.jpg[/TBR]
Petra, Nebati İmparatorluğu ile birlikte büyüyüp gelişti. Yıllar geçtikçe kuruluşundan itibaren büyüyen krallık bölgeden geçen ticaret yollarını da kontrol etmeye başlayarak bu topraklarda MÖ 400 ile MS 106 yılları arasında burada muhteşem bir kent kurdular. Kurdukları bu kenti de krallığın ticaret merkezi haline getirdiler.

[KBASLIK]3 – Petra’nın Yükselişi[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra-resim-3.jpg[/TBR]
Ticaretle gitgide zenginleşen Petra, Kızıldeniz’den Basra Körfezi’ne hatta Gazze’den Şam’a kadar ticarette önemli bir kavşak noktası haline döndü. Böylece Arabistan, Mısır, Suriye, Hindistan, Yunanistan ve Roma’yı birbirine bağlayan bir yer oldu. Bu sırada batıda Romalılar ve Yunanlılarla ve doğuda da Perslerle ticaret yapmaya başladılar.

[KBASLIK]4 – Petra’nın İnşası[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra_6.jpg[/TBR]
Krallık böylece ticaretten elde ettiği yüksek gelirle kumtaşı kayalıklara kendileri için oldukça görkemli ve gizemli bir şehir inşa ettiler. Tüm heybetiyle günümüze kadar gelmeyi başaran bu görkemli antik kentinin tespit edilebilen inşası 500 yıl kadar sürmüş.

[KBASLIK]5 – Petra’nın Konumu[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra1.jpg[/TBR]
İnşasının bitmesi 500 yıl süren Petra Antik Kenti oldukça korunaklı bir yerde. Korunaklı diyoruz çünkü; şehre ulaşmak için Siq adı verilen yer yer birkaç metreye kadar daralan bir vadiden kente ulaşılıyor buraya. Görkemli bu kent dar geçitlere sahip bu vadinin, yaklaşık 1 km içerisinde bulunuyor. Böylesine gizli bir yerde bulunan kent krallığa şehrin korunması konusunda çok büyük avantajlar sağlıyor. Ayrıca vadide bir yandan kent inşa edilirken bir yandan da inşa edilmiş olan antik çağ barajı da, şehrin su ihtiyacını karşıladığı gibi bu görkemli kenti su baskınlarına karşı da korumuş.

[KBASLIK]6 – Petra’nın Görkemli Yapıları[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra2.jpg[/TBR]
Nebati Krallığı hüküm sürdüğü yıllar boyunca Petra’nın yumuşak, güneşin açısına göre rengi pembe, kırmızı, turuncu ve sarıya dönüşen kumtaşı kayalarına anıt mezarlar, görkemli tapınaklar, kaya mezarlar, evler, ticarethaneler yaptılar. Bu eserler ilk zamanlarda daha çok Mısırların ve Asurluların yapılarına benzemekteydi. Sonrasında ise ticaretle birlikte doğan etkileşimle eski Yunanlılardan ve Romalılardan esinlenmişler.
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra3.jpg[/TBR]
Antik kentte dikkat çeken en görkemli yapılar, Al Khazneh (Hazine), Roma tarzında inşa edilmiş Amfitiyatro, Ad – Deir Manastırı, kayalara mezarların bulunduğu geniş kanyon Street of Facades, Kraliyet Mezarları, Hz Musa’nın Kardeşi Harun’un Mezarı (Aaron’un Mezarı). Bu görkemli ve şahane yapıtların çok büyük bölümü günümüze kadar ayakta kalarak gelmeyi başarabilmişlerdir. Eserlerin günümüze kadar korunarak gelmesinin temel nedeni ise; bölgenin hava olaylarına özellikle de yağmura maruz kalmamasıdır. Öyle ki konum olarak Petra Antik Kenti fazla yağış alan bir konumda olsaydı kayaya oyulmuş eserlerin büyük bir bölümü suyun etkisiyle ufalanarak yok olurdu.

[KBASLIK]7 – Petra Dikkatleri Üstüne Çekiyor[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra4.jpg[/TBR]
Böylesine bir zenginliğe ve görkeme sahip olan şehir dikkatleri üstüne çekmeye başlıyor ve kaçınılmaz sona doğru ilerliyor. Çevredeki uygarlıkların ve imparatorlukların göz diktiği krallıkta savaşlar baş gösteriyor.

[KBASLIK]8 – Petra Krallığını Kaybediyor[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra5.jpg[/TBR]
Petra’nın kurucusu olan Nebatiler yaşanan savaşlar sonucunda M.S. 106 yılında Romalılara yenilerek yıkılmışlar ve kenti Roma İmparatorluğu’na teslim etmişler. Bu tarihten sonra Romalıların yönetimindeki görkemli şehir Roma İmparatorluğu’nun Hristiyanlığı benimsemesi ile tam bir Hıristiyan kenti olmuş.

[KBASLIK]9 – Petra’da Dengeler Değişiyor[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra6.jpg[/TBR]
Romanın ikiye ayrılması ile Bizans egemenliğinin hüküm sürdüğü topraklar yaklaşık 300 yıl sonra İslamiyet’le tanışır. 661’de Emevi Uygarlığı, 750 yılında ise Abbasi Uygarlığı renkli ve görkemli bu şehri ele geçiriyor.

[KBASLIK]10 – Petra Kayboluyor[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra7.jpg[/TBR]
Petra’da yaşanan bu hakimiyet savaşları, sürekli değişen dengelere bir de sık sık bölgede meydana gelen depremler, dünyadaki ticaret yollarının da yer değiştirmesi eklenince Petra’nın ticaretteki öneminin yanında tarihi önemi de kaybolmaya başlıyor. Yine hazin bir son ve Petra Antik Kenti yavaş yavaş kaderine terk ediliyor. Tam olarak kesin tarihi bilinmese de 1300’lü yıllarda bu görkemli şehrin tamamen terk edildiği düşünülüyor. Bu terk edilmişliğin etkisiyle antik Petra kenti uzun süre üzerinde insan yerleşimi bulunmadığı için de günümüze kadar hiçbir tahribata uğramadan gelebilmeyi başarmıştır.

[KBASLIK]11 – Kayıp Kent Petra[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra8.jpg[/TBR]
Yaşanan tüm bu olumsuzluklarla gözden düşen Petra, zaman içerisinde terk edilmesinin yanında tüm dünya tarafından unutulup gitti. Nebatiler ise ardında bu kayıp kenti bırakarak yeryüzünden tamamen silindiler.

[KBASLIK]12 – Petra Keşfediliyor[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra9.jpg[/TBR]
Petra Antik Kenti tarih sahnesinden silinmesinden yaklaşık 1000 yıl sonra çoğu Ürdünlü’nün belki de bir efsane olarak bildiği ve sıklıkla anlattığı şehir, modern insanlık tarafından ancak 1812’de maceraperest gezgin İsviçreli Johann Burckhardt tarafından yeniden keşfedildi. Bu keşifle birlikte kayıp kentinadı batıya duyurulmuş oldu. Böylece Petra o dönemden itibaren eski parlak günlerine dönemese de turistlerin akın akın keşfetmeye gittiği bir yer.

[KBASLIK]Petra’nın Bilinmeyen Arka Yüzü – El Hazne[/KBASLIK]
[KRSOL=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra10.jpg]Kayıp kent PETRA[/KRSOL][KRSOL=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra11.jpg]Kayıp kent PETRA[/KRSOL]Petra’da ayakta kalan en büyük ve en görkemli yapı: El Hazne. Petra’daki hiçbir yapıda El Hazne’deki mükemmellik yok. Çok yönlü bir mühendislik harikası olarak nitelendirilen El Hazne, 12 katlı bir binanın yüksekliğine sahip. Günümüzde ise uzmanlar neredeyse 200 yıldır inşaatının ardındaki mühendislik dehasını ve neden yapıldığını anlamak için uğraşıyordu. Ortaya atılan teoriler sürekli çürütülüyor ve değişiyor. Böylesine çorak bir çölde neden böyle görkemli bir yapı inşa edilmişti?

Cevap; son yapılan araştırmalar ile bu gizemli yapı yüzeyinin 6 metre altında kazı yapıldı ve 4 gömü odası bulundu. Bu odaların içinde ise 11 kişinin kemiklerine ulaşıldı. Böylece birçok bilgi daha ele geçti ve geçmeye devam ediyor.
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra12.jpg[/TBR]
El Hazne’nin bir anıttan çok daha fazlası. Altında bir mahsen saklayan bir mozole…

1985 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası listesine alınan görkemli şehir Petra, 2007 yılında oluşturulan Dünyanın Yeni Yedi Harikası arasında yer almıştır.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

An Luşan ( An Lu-shan ) İsyanı

[KBASLIK]An Luşan İsyanı[/KBASLIK]
[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/an-lu-shan.jpg]an lu-shan[/KRSAG]An Luşan İsyanı, Çin’de Tang Hanedanı döneminde, 16 Aralık 755’den 17 Şubat 769’a kadar sürmüş, büyük toplumsal kargaşa ve huzursuzluk ortamına neden olan ayaklanma General An Luşan’ın Kuzey Çin’de kendi imparatorluğunu ilan etmesiyle başladı. An Luşan Yan Hanedanlığını kurarak ayaklanmayı ilan etti. Onun kendi oğlu tarafından öldürülmesiyle vekili ve yol arkadaşı Shi Sming ve oğlu mücadelesini devraldı ve davam ettirdiler. İsyan üç Tang imparatoru döneminde devam etti. Tang hanedanına sadık aileler ve onların karşısında yer alan ailler ile isyan büyüdü. an Luşan Arap, Göktürk ve Sogdluları da etkileyerek kendi saflarına çekti. İsyan sonrası büyük bir kargaşaya, dev kayıplara ve geniş bir sahada yıkıma neden oldu. Tang Hanedanı zayıfladı ve batı Çin üzerindeki hakimiyetini kaybetti. 742 yılı başlarında, Asya 13 yıl süren bir kaos dönemindeydi. Bölgedeki imparatorlar büyük ayaklanma, devrim, hanedan değişikleriyle çalkalanıyordu. Bu yılda doğu steplerinde Türk-Sogd etkisiyle 744 yılında Uygur Kağanlığı kuruldu. Bu İpek Yolunu kullanan tacirler ve gezginler aracılığıyla samimi ilişkiler arttı. Abbasiler Horasan’da başlattıkları isyan sonucunda Emeviler’e son vermiş ve Abbasi Halifeliğini kurmuşlardı. Batıda genişlemek isteyen Tang hanedanlığı müslüman Araplar ve Karluk Türkleriyle Talas Muharebesi’ne girmiş ve muharebeyi kaybetmişti. Bu arada güneyde Nanzo Krallığına karşı yapılan sefer etkisiz olmuştu. Aynı zamanlarda Tibet üzerine yapılan sefer görece daha başarılı olmuştu, bu sefer ile Tibetlilerin orta Asya toprakları ele geçirildi. 755 yılında Tibet imparatorunun suikasta uğramasıyla Tang imparatorluğu zaferini sağlamlaştırdı. Bu arada Türk bir general imparatorluk içerisinde güçlü bir pozisyona gelmişti.

[KBASLIK]General An Luşan[/KBASLIK]
[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/Tang-hanedanligi-doneminde-cin.-M.S-700.png]Tang hanedanlığı döneminde Çin. M.S 700 [/KRSAG]An Luşan kesin olmamakla birlikte Sogdlu bir baba ve Türk bir annenin çocuğuydu, Çin’de kısa sürede saygı değer bir yönetici durumuna geldi. Altın ve gümüşten yapılma lüks bir evde ikamet ederdi. İmparator Huanzong tarafından üç garnizonun komutanlığına getirildi ve Sarı Nehir’in kuzeyinde alanın tümü sorumluluğuna verildi. İsyan, imparator Huanzong’un son dönemlerinde başlamış ve Suzong ile Daizong zamanında devam etmiş ve Daizong döneminde sona ermiştir.

[KBASLIK]İsyan[/KBASLIK]
755 yılı sonlarında An Luşan ayaklandı. Ordusu ile Pekin yakınlarından harekete geçti. Yol boyunca, An Luşan yerel yöneticileri itaat altına alarak ilerledi. Daha fazla insan ona katıldı ve isyan genişledi. Büyük Kanal yönünde süratle ilerleyerek Luoyang şehrini aldı. Burada Tang güçlerini bozguna uğrattılar. Luşan kendisini Yan Hanedanlığı’nın imparatoru ilan edildi. Batı şehirlerini zaptettikten sonra güney Çin’e dayandı.

[KBASLIK]Yongkiu Muharebesi[/KBASLIK]
756 yılının baharında gerçekleşen Yong ki muharebesi korkunçtu. Yan kuvvetleri 20.000 kayıp verdiler ve fiyasko ile sonuçlanan bir ilerleme harekatı yaptılar ancak başarılı olmadılar ve bu bölge Tang kuvvetlerinin kontrolüne geçti. Bu Yan güçlerinin güney Çin’i ele geçirmesini engelledi. Yan ordusu burada kontrolü sağlayamadı ve üç ay sürece Suiyang kuşatmasını başlattı. Luoyang şehrini iki yıl boyunca ellerinde tuttular.

[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/an-lu-shan-isyani.jpg[/TBR]

[KBASLIK]Çangan ilerlemesi[/KBASLIK]
An Luşan’ın güçleri ana karargahları olan Batı Çin’de yüksek tepelerde savunma pozisyonuna geçmiş Tongguan geçidini tutmuşlardı. Bu arada geçit üzerinden hücuma geçmekte olan ordunun iki generali saray içi entrikalar yüzünden idam edildi.Yeni generalin tayini ile ordu takviye güçleri ile geçitten hücuma geçti ve An Luşan’ın savunmasını yardı.

[KBASLIK]İmparator’un kaçışı[/KBASLIK]
İsyancılar, imparatorluk güçlerinin ve sarayın bulunduğu Çangan’ın ele geçirmek üzereydi ve ve yardımcıları İmparator Huanzong’un Siçuan şehrine kaçmasını tavsiye ettiler. Dağlık bölgenin doğal savunması sayesinde ordu tekrar örgütlenecek ve toparlanacaktı. İmparator saraydakileri de beraberinde alarak dağlık bölgeden Siçuan’a doğru yola çıktı. Tek sorun coğrafi koşullar değildi Yang Guozhong ve kuzeni aynı zamanda imparatorun sevgilisi Yang Gufie ile imparatorun muhafızları arasındaki sürtüşme arttı yol boyunca Xiangyang şehri yakınlarında muhafızlar yang Gufei ve Yang Guozhong’un öldürülmesini talep etti. İmparator’un kabulden başka seçeneği yoktu. Bunun üzerine Guozhong intihar etti, kuzeni Gufei ise boğduruldu.

[KBASLIK]Chang’an’ın düşüşü[/KBASLIK]
756’da, An Lushan ve isyancı güçleri Chang’an şehrini aldı, bu gelişmiş bir şehir için yıkıcı bir olay oldu. Şehirde 1.960.188 kişi yaşıyordu. Nüfusun çoğu isyancıların tutumu nedeniyle bölgeyi terk etti. Nüfus çevredeki küçük şehirlerle birlikte 800.000 – 1.000.000 arası bir sayıya kadar düştü.

756’da, Xuanzong’un oğullarından Li Heng, Lingzhou şehrinde imparatorluğunu ilan etti. Başka bir şehirde prens Li Lin yerel otoritelerce Yong Prensi ilan edildi. Suzong ilk olarak Guo Ziyi ve Li Guangbi isimli iki general isyancıyla mücadele için görevlendirdi. Bu generaller bazı Türk kabilelerinden aldıkları kuvvetlerle Uygur Kağanlığı üzerine gitmiş ve Bayançur Kağan’ı 759 yazında öldürmüşlerdi. Bu arada Abbasi halifesi Mansur, Tang hanedanlığı üzerine 4.000’den fazla paralı asker yolladı ve akabinde savaş yapıldı. Bu askerlerin çoğu bölgedeki kabilelerle karıştı. 757 yılında imparatorluk ordusu Çang’an ve Luoyang şehirlerini geri aldı, isyancılar püskürtüldü ve isyanın ana merkezi kuzeydoğuya doğru kaydı.

[KBASLIK]Suiyang kuşatması[/KBASLIK]
757 yılıda, isyancılar Suiyang şehrini kuşattılar 30.000 insan açlıktan öldü ve kalanlar ölenleri yiyerek hayatta kalabildiler. Şehir uzun süre sonra düştüğünde sadece 400 kişi hayattaydı.

[KBASLIK]İsyanın Sonu[/KBASLIK]
Ocak 757’de An Luşan oğlu tarafından öldürldü. Yerine Shi Siming isimli general geçti. Shi Siming onun çocukluk arkadaşı ve takipçisiydi. Shi hemen akabinde Luoyang şehrini geri aldı. Shi Siming 761 yılında kendi oğlu tarafından öldürüldü. Oğlu derhal kendi imparatorluğunu ilan etti ve generallerin desteğini aldı. 762 yılında imparator Suzong ağır bir hastalığa yakalandı. Tang ve Huige birleştirilmiş güçlerinin komutasını ortanca oğluna verdi. Oğlu Li Çu, isyancılar üzerine son seferleri yaptı, bu arada yeni Yan hanedanlığı uzun sürmeyecekti birçok asker ve üst düzey görevli Tang tarafına geçmeye başlamıştı. 762 kışında Luoyang yeniden alındı ve Yan İmparatoru Shi Chaoyikaçmaya çalışırken önü kesildi. Yakalanacağını anlayan Shi Çaoyi intihar etti. Böylece sekiz yıllık isyan sona erdi İsyanın sona ermesiyle Tang imparatorluğu kendisini yeniden inşa etmeye başladı.İsyan Tang hanedanını oldukça zayıflatmıştı ve kaos yer yer devam ediyordu. Tang hanedanının zayıflamasıyla Tibet İmparatoluğu yeniden orta asyayı ele geçirdi ve hatta Çangan şehrini 763’te aldı.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Hipergrafi Sendromu- Yazı yazmak isteme sendromu

[KBASLIK] Hipergrafi – Yazı yazmak isteme sendromu[/KBASLIK]
Hepimiz zaman zaman duygularımızı, düşüncelerimizi yazıp rahatlamak isteriz. Yazmak, insanın kendini anlamasını sağlayan bir araçtır, çoğu kişi için bir terapiyle eş değerdir. Ancak, yazı yazmanın da bir hastalık olabileceğini düşündünüz mü hiç? Aşırı yazı yazma durumu olarak bilinen hipergrafi diğer adıyla Geschwind Sendromu nedir, gelin birlikte bakalım.
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/hipergrafi.jpg[/TBR]
Geschwind Sendromu, beyindeki temporal lobda oluşan epilepsi nedeniyle ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Epileptik nöbetler sırasında, kişinin bilişsel fonksiyonlarında farklılaşma meydana gelir; hipergrafi. Bu sendromda, aniden ortaya çıkan ve aşırıya kaçan dinsel düşünceler veya işitsel sanrılar gibi anormal bulgular da görülebilir.

[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/hipergrafi-1.jpg]Hipergrafi[/KRSAG]Hipergrafiye sahip kişilerde aşırı yazı yazma durumu görülür. Yazmak için materyal bulamadıkları durumlarda, mobilyaları, bedenleri hatta kendi kanlarını bile kullanabilirler. Yazı yazma dürtüsü engellenemez, asla yorulmadan yazarlar. Düşüncelerinin akıp gitmesini engellemek için onları yazmak isterler.

Hipergrafiye epilepsinin neden olduğu biliniyor. Ancak epilepsiden muzdarip herkes, bu rahatsızlığa yakalanmıyor. Etkilenen kişilerden bazıları ise, bu rahatsızlığı yeteneğiyle birleştirip, ünlü bir yazar olabiliyor. Öyle ki hipergrafi olduğu bilinen pek çok yazar bulunuyor.

Rus yazar Fyodor Dostoyevski’nin sendromun tüm özelliklerini taşıdığı biliniyor. Hatta sendromu keşfeden bilim insanı Norman Geschwind, hipergrafiyi “Dostoyevski Sendromu” olarak da adlandırmış.

Hollandalı ressam Vincent Van Gogh da kardeşi Theo’ya normalden çok daha uzun mektuplar yazdı. Van Gogh, 1872 ile 1890 yılları arasında toplam 902 mektup kaleme aldı. Amerikan edebiyatının melankolik prensesi olarak tanınan Slyvia Plath, Stephen King, Isaac Asimov, Edgar Allen Poe, Samuel Johnson gibi birçok ünlü sanatçının da hipergrafiye sahip olduğu biliniyor.

[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/hipergrafi-2.jpg]Hipergrafi[/KRSAG]Van Gogh’un mektuplarından biri Türk hikayeciliğinin önde gelen isimlerinden Sait Faik Abasıyanık da hipergrafiye sahip olan başka bir yazar. Sait Faik Abasıyanık kendisini nasıl hissettiğini şöyle ifade ediyor;

[COLOR=rgb(184, 49, 47)]‘’Söz vermiştim kendi kendime; yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da hırstan başka ne idi ? Burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekleyecektim. Hırs hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kağıt kalem aldım oturdum. Ada’nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.”[/COLOR]

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Othello Sendromu: Kıskançlıktan öldürten rahatsızlık

[KBASLIK]Othello Sendromu: Kıskançlıktan öldürten rahatsızlık[/KBASLIK]
Dozu kaçırıldığında hem kişiye hem de karşısındakine psikolojik olarak zarar veren bir duygu kıskançlık. Abartıldığı takdirde, takıntıya dönüşen kıskançlık beraberinde paranoya ve kaygıları da getirip, kişinin mental sağlığını çok ciddi şekilde etkiliyebiliyor. İşte bu tip kıskançlıkların en uç noktası olan Othello Sendromu…
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/Othello-Sendromu-Kiskancliktan-oldurten-rahatsizlik.jpg[/TBR]
Othello Sendromu, diğer adıyla ‘patolojik kıskançlık’ kıskançlığın tüm sınırlarını aşıyor, tedavi edilmediği takdirde ise kişinin ve çevresindekilerin hayatını zorlaştırıyor. Hatta intihara ve cinayete kadar gidebiliyor.

Othello Sendromu adını, Shakespeare’nin aynı isimli dünyaca ünlü oyunundan alıyor. Oyunda Othello, kıskançlık, kuşku ve yanlış anlaşılma yüzünden karısını ve kendisini öldürüyor. Sendromun ismi de Othello’nun kıskançlığından geliyor.

Sigmund Freud, Othello’nun trajedisinden yola çıkarak patolojik kıskançlığa bu ismi vermiş. Peki Othello Sendromu nasıl anlaşılıyor? Othello Sendromu’nda birey, eşini / sevgilisini aşırı sahiplenmeye başlıyor.

Terk edilme ve aldatılma korkularıyla, partnerinin davranışlarından sürekli anlam çıkarmaya ve açık aramaya çalışıyor. Bir sözden hatta mimikten bile şüphe duyabiliyor, şüphelendiği anlarda ise kontrolünü kaybedip saldırganlaşıyor.

[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/Othello-Sendromu-Kiskançliktan-oldurten-rahatsizlik.jpg]Othello Sendromu: Kıskançlıktan öldürten rahatsızlık[/KRSAG]Bu sendroma sahip kişiler için neredeyse her şey, partneriyle kurduğu her iletişim aldatıldığına dair bir kanıt olarak değerlendirilebiliyor. Öyle ki, en olmayacak sözlerden bile farklı anlamlar çıkarıp sonucu bir şekilde aldatıldığına bağlayabiliyorlar.

Kıskançlık öyle şiddetli bir hal alıyor ki, sürekli bunu düşünüp aldatılmamak için ‘önlem’ almaya çabalıyorlar. Partnerini sürekli kontrol etme, her yaptığını bilmek isteme, telefonunu karıştırma hatta bazen bazı arkadaşlarıyla görüştürmeme gibi.

Aslında bu, ilişkide psikolojik şiddete de giriyor. ‘Onunla görüşme, bunu engelle, şunu sil’ gibi söylemler, hiç de masumane değil. Bu tarz söylemlerin altında psikolojik bir rahatsızlık olabilir, dikkatli olun.

Sendroma sahip kişiler, şiddete eğilimliyse ortaya fiziki bütünlüğe zarar veren ve hatta cinayetle sonuçlanan olaylar çıkabiliyor. Maalesef sürekli sosyal medyada ya da ekranlarda gördüğümüz ‘Aşk Cinayeti’ başlıklı haberlerin temelinde de Othello Sendromu olması muhtemel.

Othello Sendromu’nun temel belirtilerini ise; sevilen kişiyi kısıtlama isteği, herkesten kıskanma, sürekli kuşku duyma, düşüncelerini kontrol edememe, ayrılık korkusu, aldatılma korkusu, karşındaki kişi üstüne hakimiyet kurma isteği, aşağılama olarak sıralayabiliriz.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Quasimodo Sendromu: Vücuttaki hayali kusurları takıntı haline getirme

[KBASLIK]Quasimodo Sendromu: Vücuttaki hayali kusurları takıntı haline getirme
[/KBASLIK]
Quasimodo Sendromu olarak bilinen Beden Dismorfik Bozukluğu, bireyin görünüşünde kusurlar olduğunu düşünmesi ve bunları takıntı haline getirmesidir. Gerçekte var olmayan bu kusurlar, birey tarafından sürekli düşünülür, onun günlük yaşantısını etkileyecek hale gelir. Bu sendrom Adını Victor Hugo’nun Notre Dame’in Kamburu eserindeki Quasimodo karakterinden alır. Quasimodo Sendromu ilk kez 1886’da İtalyan Psikiyatr Enrico Morelli tarafından tanımlanmıştır.
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/Quasimodo-Sendromu-Vucuttaki-hayali-kusurlari-takinti-haline-getirme.jpg[/TBR]
Sendroma sahip kişi, görüntüsünden memnun değildir. Kendisini çirkin ya da eksik hisseder. Aynaya her baktığında hayali bir kusurla karşılaşır ve bundan aşırı etkilenir. Vakaların büyük çoğunluğu olmayan kusurları nedeniyle insan içine çıkmaz istemez, kendini eve kapatır.

Genellikle yüz, burun, cilt ve gözlerde bir kusur bulunur. Kusurlu olduğuna inanılan kısımlar sürekli olarak aynada incelenir. Kişinin kendiyle ilgili memnuniyetsizliği tedavi edilmediği takdirde öyle bir hal alır ki, onu intihara kadar götürebilir.

[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/Quasimodo-Sendromu-Vucuttaki-hayali-kusurlari-takinti-haline-getirme-1.jpg]Quasimodo Sendromu: Vücuttaki hayali kusurları takıntı haline getirme[/KRSAG]15-20 yaşları arasında ortaya çıkabilen bu durum, özellikle ergenlik çağındaki kişileri etkiler. Ergenlik döneminde birey, sorgulama ve kabullenme sürecinde olduğu için dış görünüş özgüvenleri için önem taşır.

Bireyler, devamlı olarak beğenmedikleri bölgelerini kontrol eder ve başkalarıyla kıyaslarlar. Günde ortalama 3-6 saat kusurlu buldukları yerleriyle uğraşırlar. Fikir alma ihtiyacı duyarlar, hayali kusurlarının nasıl göründüğünü sorgularlar.

Görünüşlerinden memnun olmadıkları için, saç, makyaj, kıyafet konusunda kararsızdırlar. Kendilerini çirkin kabul ederler ve olmayan kusurlarını diğer insanların da fark ettiğini düşünürler. Bu da hastalarda kaygı bozukluğunu tetikler.

Hastalığa sahip kişiler, psikiyatrdan önce dermatoloji ya da plastik cerrahi kliniklerine giderler. Hayli kusurları nedeniyle utanç duydukları için, bunu kabullenip bir doktora başvurmaları da oldukça zordur. Bir çeşit takıntı durumu gösteren bu rahatsızlık, sosyofobi, obsesif kompulsif bozukluk ve depresyona da yol açabilir.

Hasta, kendinde gördüğü kusurları kapatabilmek için büyük bir uğraş sarf eder. Çoğu zaman plastik cerrahinin kapısını çalsa da, psikolojik olarak tedavi edilmediği takdirde, ilerleyen durumlarda şiddet eğilimi gösterip, beğenmediği bölgesinden kurtulmak isteyip, kendine zarar verebilir.

Bu sendromun görüldüğü vakalarda intihar olasılığı da oldukça yüksektir. Özellikle günümüzde sosyal medya ile yayılan güzellik anlayışı ve insanların tek tipleşmesi de, gençlerde beden dismorfik bozukluğunu tetikleyebilir.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

THY’nin ilk Rüya Uçağı Boeing 787-9 Dreamliner Gökyüzü İle Buluştu

THY’nin ‘rüya uçak’ olarak adlandırdığı Boeing 787-9 Dreamliner’ı gökyüzü ile buluştu. Uçak ,bu ay sonu THY filosuna dahil olacak. İlk uçuş İstanbul’dan Antalya’ya yapılacak.

[IMG]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/thy-ruya-ucak-1.jpg[/IMG]
Türk Hava Yolları (THY), ABD’nin Boeing firmasından 25’i kesin, 5’i opsiyon olmak üzere toplam 30 adet Boeing 787-9 tipi yolcu uçağını filosuna katacak. Kompozit malzemeleri gövde ve kanadı da içeren ana yapısının yüzde 50’sini oluşturan ‘rüya uçak’ olarak adlandırılan Boeing 787-9 tipi uçakların ilki bu ay sonu THY filosuna katılacak. Dreamlinar’ların 3’ü temmuz, kalan 2’si ise ağustos aylarında filoya katılacak.

[KBASLIK]İlk teslim alınacak uçak gökyüzünde[/KBASLIK]
THY’nin ilk teslim alacağı Boeing 787-9 uçağı da, ABD’deki Boeing tesislerinde ilk test uçuşunu yaparak gökyüzü ile buluştu. TC-LLA kuyruk tescilli alan uçak, Boeing’in Everett tesislerinden test uçuşu için havalanan ‘rüya uçak’ Everett(PAE)-Moses Lake(MWE) uçuşu yaptı. İlk uçuş da başarıyla tamamlandı.

Uçağın uzunluğu 63 metre, kanat genişliği 60 metre ve yüksekliği 17 metre…Uçağın menzili ise 14 bin 140 kilometre. Boeing 787’lerin günümüzün aynı büyüklükteki uçaklarından yüzde 20 daha az yakıt tükettiği, diğer uçaklara kıyasla yüzde 20 ile yüzde 45 arasındaki oranda daha çok kargo taşıyabildiği belirtiliyor.

[KBASLIK]İlk uçuş Antalya’ya yapılacak[/KBASLIK]
THY’nin ilk Boeing 787-9 uçakları teslim alındıktan sonra kısa süre iç hatlarda uçacak. Daha sonra ise Bali, Bogota-Panama, Washington ve Atlanta hatlarına da tahsis edilecek. THY’nin ilk ‘rüya uçağı’nın da Türkiye’de hangi kente ve ne zaman uçağı da belli oldu.

THY’nin ilk Boeing 787-9 tipi uçağı 8 Temmuz’da saat 08:35’de TK2410 sefer numarası ile İstanbul Havalimanı’ndan Antalya’ya uçacak. 1 saat 30 dakika sürecek uçuşun programına Boeing 787-9 tipi uçağın girdiğini öğrenen yolcular ise ilk tarifeli uçuşta yer almak için sefere ilgi gösterdiği öğrenildi. Uçuş programına göre THY’nin Boeing 787-9 tipi uçaklarının ilk dış hat uçuşları 17 Temmuz’da İstanbul’dan Denpasa’ya (Bali), 8 Ağustos’ta İstanbul’dan Washington’a, 10 Eylül’de İstanbul’dan Bogota-Panama City’ye ve 11 Eylül’de de İstanbul’dan Atlanta’ya olacak.

[IMG]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/thy-ruya-ucak-2.jpg[/IMG]

[KBASLIK]Yeni tasarımla geliyorlar[/KBASLIK]
2020 yılından itibaren itibaren filodaki yerini alacak THY’nin Airbus 350’lerinin ilkinin teslim tarihi ise gelecek yıl mart ayı olarak planlandı. A350 tipi uçakları da bu tarihten itibaren belirli tarihlerde filoya girecek. THY’nin yeni nesil uzun menzilli uçakları Boeing 787-9 ve Airbus 350 yeni tasarımlarıyla gelecek. Geniş gövdeli uçakların yolcu kapasitesi 280 ila 320 arasında olacak.

Dreamliner’ların business sınıfı 30 yolcu, A350’lerin ise business sınıfı 32 yolcu kapasiteli olacak. Yolcu konforunun artırılması hedeflenen Business sınıfı tasarımında önemli değişiklikler var. Bunlardan en çok dikkat çekeni ise her koltuktan koridora çıkış olması. Ayrıca yeni nesil kabin eğlence sistemleri uzun yolculukların daha konforlu geçmesi sağlanacak.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Tacizciye Fırlattıkları Terlik “Silah” Sayıldı 5 Yıla Kadar Hapis İsteniyor

Denizli’de yaşayan H.H. adlı kadın ile 2 kadın arkadaşının birlikte tatil için gittiği Aydın’ın Kuşadası ilçesinde eğlence mekanından çıktıktan sonra kendilerini elle taciz ettiğini iddia ettikleri kişiye tepki gösterip, fırlattıkları terlik, ‘silah’ sayıldı. İki yıl önce yaşanan olayla ilgili taciz soruşturması açılmazken, terlik atan 3 kadına, 5 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.

[IMG]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/terlik-taciz.jpg[/IMG]

Olay, 9 Temmuz 2017 tarihinde Kuşadası ilçesinin Türkmen Mahallesi’nde meydana geldi. Denizli’de yaşayan fotoğraf stüdyosunda çalışan H.H., çalışmayan iki kadın arkadaşıyla birlikte tatil yapmak için Kuşadası’na gitti. Gece bir eğlence mekanına giren ve saat 03.00 sıralarında kaldıkları Türkmen Mahallesi’ndeki eve gitmek için yola çıkan H.H., iddiaya göre kendisiyle aynı yaştaki iki kadın arkadaşıyla yolda yürürken karşılarından gelen M.E.K.’nin (24) tacizine uğradı.

DHA’nın aktardığına göre, 3 genç kadın, karşıdan iki kolunu da yana açarak gelen M.E.K.’nın, göğüslerine dokunduğunu ileri sürüp, tepki gösterdi. H.H. ve yanındaki iki kadın arkadaşı ile M.E.K. arasında çıkan başlayan tartışma kavgaya dönüştü. Kavga sırasında H.H. ile kadın arkadaşları M.E.K.’ya ayaklarındaki terliği fırlattı. Çevredekilerin ihbarıyla olay yerine gelen polis ekipleri kavgaya ayırdı. Taraflar, polis merkezine götürüldü.

[KBASLIK]İki yıl sonra gelen tebligatla şaşkına döndüler[/KBASLIK]
Polis merkezinde ifade veren H.H. ile iki arkadaşı daha sonra memleketleri Denizli’ye döndü. Olaydan iki yıl sonra gelen mahkeme tebligatıyla H.H. ile arkadaşları şaşkına döndü. Kuşadası’nda meydana gelen olayla ilgili kadınları taciz ettiği iddia edilen M.E.K.’nin darp edildiği gerekçesiyle şikayetçi olduğu, savcılığın ise soruşturma başlattığı öğrenildi. Kuşadası Cumhuriyet Savcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, şüpheli konumunda olan H.H. ile iki kadın arkadaşı hakkında, saldırıda kullanmaya elverişli terlik ve ayakkabı ile yaralamaya teşebbüs ettikleri, kasten basit yaraladıkları, şüphelilere atılı suçun bu haliyle silahla basit yaralama suçunu oluşturdukları ve eylem birliği içinde hareket ettikleri gerekçesiyle Kuşadası Asliye Ceza Mahkemesi’nde 5 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.

[KBASLIK]”Bir taciz olayı var ama karşı taraf darp edildiğini söyleyince biz yargılanmaya başladık”[/KBASLIK]
Attıkları terliğin silah sayılmasına çok şaşırdıkları belirten H.H., “Eğlence mekanından çıktıktan sonra eve giderken, karşımızdan gelen kişi, iki kolunu da yanlara açarak üzerime doğru geldi. Elleriyle bizim göğüs bölgemize dokundu. Biz de tepki gösterdik ve aramızda arbede çıktı. Bu sırada ayağımızdaki terlikleri fırlattık. Terlikler ona isabet etmedi. Kendisi de ilk mahkemede terliğin isabet etmediğini söyledi. Terlik silah sayıldı ve hakkımızda dava açıldı. Mağdurken, suçlu konumuna düştük. Bir taciz olayı var ama karşı taraf darp edildiğini söyleyince biz yargılanmaya başladık. Bu durumda hapis cezası alabiliriz. 2 yıl önce yaşanan bir olayda mağdurken sanık olduk” dedi.

[KBASLIK]”Soruşturmada ihmal var”[/KBASLIK]
Üç kadının avukatı olan Ozan Orpak ise soruşturma aşamasında ihmal olduğunu düşündüklerini belirterek, “2 yıl önce yaşanan bir olay için yeni dava açılıyor. Tatil için gittikleri yerde tanımadıkları bir kişinin kollarını açarak gelmesiyle tacize uğruyorlar. Üç kadın müvekkilim her kadının vereceği tepkiyi veriyor. Karşı tarafın şikayetçi olması üzerine dava açılıyor. Ancak biz soruşturma aşamasında ihmal olduğunu düşünüyoruz. Polis merkezinde tacize uğradıklarını söylemelerine rağmen taciz soruşturması açılmamış. Neden kaynaklandığını bilmiyoruz. Tacize uğrayan kadınlar olmasına rağmen, şüpheli konumunda oluyorlar ve silahla basit yaralama suçundan yargılanmaya başladılar. Terliğin silah olup olmadığı tartışılan bir konu. Ancak, tacize uğrayan bir kadının kendisini korumak amacıyla kullandığı terlik bir silah değildir” diye konuştu.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

2019 Sıla Yolu Yakıt Fiyatları

[KBASLIK]2019 Sıla Yolu Yakıt Fiyatları[/KBASLIK]
[IMG]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/yakit-fiyatlari.jpg[/IMG]

[TABLE]
[TR]
[TD][SIZE=6][B] Almanya[/B][/SIZE][/TD]
[TD][/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]95 E10[/B][/TD]
[TD]1,4510[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]95 E5[/B][/TD]
[TD]1,5800[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]98 E5[/B][/TD]
[TD]1,6890[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]Dizel[/B][/TD]
[TD]1,2770[/TD]
[/TR]
[/TABLE]

[TABLE]
[TR]
[TD][SIZE=6][B] Avusturya [/B][/SIZE][/TD]
[TD][/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]95 E5[/B][/TD]
[TD]1,3060[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]98 E5[/B][/TD]
[TD]1,4670[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]Dizel[/B][/TD]

[TD]1,2490[/TD]
[/TR]
[/TABLE]

[TABLE]
[TR]
[TD][SIZE=6][B] Macaristan[/B][/SIZE][/TD]
[TD][/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]95 E5[/B][/TD]
[TD]1,2240[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]Dizel[/B][/TD]

[TD]1,2454[/TD]
[/TR]
[/TABLE]

[TABLE]
[TR]
[TD][SIZE=6][B] Çek Cumhuriyeti[/B][/SIZE][/TD]

[TD] [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]95 E5[/B][/TD]
[TD]1,2667[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]98 E5[/B][/TD]
[TD]1,3198[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]Dizel[/B][/TD]

[TD]1,2287[/TD]
[/TR]
[/TABLE]

[TABLE]
[TR]
[TD][SIZE=6][B] Slovenya[/B][/SIZE][/TD]
[TD][/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]95 E5[/B][/TD]
[TD]1,3350[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]98 E5[/B][/TD]
[TD]1,4850[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]Dizel[/B][/TD]

[TD]1,2930[/TD]
[/TR]
[/TABLE]

[TABLE]
[TR]
[TD][SIZE=6][B] Hırvatistan[/B][/SIZE][/TD]
[TD][/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]95 E5[/B][/TD]
[TD]1,3698[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]98 E5[/B][/TD]
[TD]1,4465[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]Dizel[/B][/TD]

[TD]1,3376[/TD]
[/TR]
[/TABLE]

[TABLE]
[TR]
[TD][SIZE=6][B] Sırbistan[/B][/SIZE][/TD]
[TD][/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]95 E5[/B][/TD]
[TD]1,3037[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]98 E5[/B][/TD]
[TD]1,3781[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]Dizel[/B][/TD]

[TD]1,3951[/TD]
[/TR]
[/TABLE]

[TABLE]
[TR]
[TD][SIZE=6][B] Bulgaristan[/B][/SIZE][/TD]

[TD] [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]95 E5[/B][/TD]
[TD]1,1709[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]98 E5[/B][/TD]
[TD]1,3140[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]Dizel[/B][/TD]

[TD]1,2015[/TD]
[/TR]
[/TABLE]

[TABLE]
[TR]
[TD][SIZE=6][B] Yunanistan[/B][/SIZE][/TD]

[TD] [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]95 E5[/B][/TD]
[TD]1,6390[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]98 E5[/B][/TD]
[TD]1,7740[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]Dizel[/B][/TD]

[TD]1,4160[/TD]
[/TR]
[/TABLE]

[TABLE]
[TR]
[TD][SIZE=6][B] İtalya [/B][/SIZE][/TD]

[TD] [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]95 E5[/B][/TD]
[TD]1,6260[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]98 E5[/B][/TD]
[TD]1,6650[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]Dizel[/B][/TD]

[TD]1,5160[/TD]
[/TR]
[/TABLE]

Fiyatlar touring.be sitesinden alınmıştır.

Son güncelleme: 24/05/2019

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Yaya Geçidinde Yayaya Yol Veren Araca Arkadan Korna Çalana Ceza Verilecek

Geçtiğimiz Ekim ayında düzenlenen ve 2019 yılı başında başlatılan düzenleme ile Türkiye trafiğinde gurbetçilerinde sıklıkla şikayet konusu ettiği, “yayanın geçmesine izin veriyorum, arkadan korna çalıyorlar!” son buluyor. Daha önce yol verme, vermeme ikileminde kalan gurbetçiler, bundan böyle yasal dayanağı olmasını bile bile rahatlıkla yayalara yol verecek, yaya olarak ise karşıdan karşıya geçiş hakkının kendinde olduğunu bilerek rahatlıkla karşıdan karşıya geçecek.

[IMG]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/once-yaya.jpg[/IMG]

İçişler Bakanlığı tarafından 2019 yılının “Yaya Öncelikli Trafik Yılı” ilan edilmesiyle tüm Türkiye’de “Öncelik Hayatın, Öncelik Yayanın” sloganıyla bir kampanya başlatıldı.

2017 yılında toplam 7 bin 427 kişinin yaşamını yitirdiği trafik kazalarında, yaklaşık bin 681’inin yaya olarak yaşamını yitirdiği görülmekteydi. İçişler Bakanı Süleyman Soylu, trafikte yapılan denetlemeler ve uygulamalar ile son 3 ayda trafik kazaları sebebiyle yaşanan ölümlerde yüzde 36,5 azalma meydana geldiğini belirtti.

[KBASLIK] Araçlar yaya geçidini ve yayayı gördüğü zaman yavaşlayacak[/KBASLIK]
Avrupa’daki gibi yaya geçitlerinde yavaşlama ve yayaya yol verme düzenlemesi Şubat ayı itibariyle Türkiye’de de uygulanmaya başlandı. Türkiye’de ikamet eden tüm vatandaşlara gönderilen SMS ile “Artık trafikte geçiş üstünlüğü yayalarda. Sürücüler kavşak giriş ve çıkışlarına, yaya veya okul geçitlerine yaklaşırken yavaşlamalı, buralardan geçen yayalara durarak geçiş hakkını vermelidirler. Öncelik Hayatın, Öncelik Yayanın” bildirildi.
Ayrıca İçişler Bakanı Soylu, “Devlet trafik kazalarının önlenmesi için hem eylem yapar hem de gereğini yapar. Her şey ceza değil. Peki biz nasıl buna adım attık. Öncelikle TBMM, Karayolları Trafik Kanunu’nun 74. maddesinde bir değişiklik yaptı. Önceden bize okullarda hep şunu öğretirlerdi, ilk önce sağa sonra sola sonra tekrar sağa bakacağız. Bunun anlamı şuydu, trafikte sorumluluk yayaya aittir. Arabayı kollayacaksın ondan sonra yol boşsa çıkacaksın. Eğer bir şey olursa dikkatsizlik ve tedbirsizlikten kusur yine sana yazılacak. Oysa yeni kanunda yapılan değişiklik çok açık ve net. Kavşaklarda, trafik lambasının olmadığı yaya geçitlerinde, aynı zamanda da trafik polisinin olmadığı yerlerde araçlar yaya geçidini ve yayayı gördüğü zaman yavaşlayacak.”

Bu açıklama ile belirtildiği gibi daha önce yolun karşısına geçmek isteyen bir yayanın, sağa sola bakıp yolun boş olduğunu kontrol edip geçmek, eğer herhangi bir trafik kazası sonucu yaralanma ya da ölüm olduğunda yayanın dikkatsizliği ve tedbirsizliğinden kaynaklı olarak suçlu yaya oluyordu. Bu yeni düzenleme ile artık belirli yerlerde geçiş üstünlüğü yayalarda olmuş oldu.

Ayrıca yaya öncelikli trafik bildiğiniz üzere Avrupa’nın hemen hemen her yerinde uygulanmakta ve özellikle gurbetçilerimizin yurt dışında alıştığı trafik kavramlarını, Türkiye’de uyguladığında diğer araç sürücüleri tarafından sözlü ya da kornalı uyarılarıyla karşılaşamaktaydı. Bunların içinde en çok şikayet ettikleri ise; “yurt dışında yaya geçidine yaklaşırken yavaşlamak ve eğer yaya varsa araç duracak” kuralı alışkanlık olduğundan bu kuralı Türkiye’de uyguladığında, aracın yavaşladığını gören yayalar hemen yola atlayarak karşıya geçmeye çalışıyor. Arkada bulunan araçlar ise “neden durdun, neden yol veriyorsun, deyim yerindeyse tabakhaneye tabak yetiştirecekler gibi” kornalarıyla mesaj veriyorlar. Bu durumda gurbetçilerimiz ise ikilemde kalıyor. Özellikle bir çok sosyal medya sitesindeki yorumlarda “Türkiye’de yayalara yol vermek suç mu?”, “Yayaya yol veriyorum arkadan korna çalıyorlar, yol vermeyeyim mi?” gibi paylaşımlar görüyoruz.

[KBASLIK]Geçiş hakkı artık yayalarda[/KBASLIK]
Karayolları Trafik Kanunu’nun 74. maddesinde 26 Ekim 2018 tarihinde yapılan değişiklikle yayaya çarpma şeklinde gerçekleşen trafik kazalarında ölümlerin yaklaşık %23 oluşturması sebebiyle yapılan “Yaya Öncelikli Trafik” yasal olarak zemine oturtuldu.

Bu düzenleme ile bundan sonra araç sürücüleri, trafik ışığı bulunmayan ya da görevli Polis, Jandarma bulunmayan ancak trafik levha ve işaretiyle belirlenmiş kavşak giriş ve çıkışlarına, yaya veya okul geçitlerine yaklaşırken yavaşlamak, buralardan geçen veya geçmek üzere bulunan yaya varsa durarak ilk geçiş hakkını onlara vermek zorunda olacak. Eğer bu geçiş üstünlüğüne uymayan ve yakalanan araç sürücülerine ise 488 Türk Lirası idari para cezası kesilecek.

[KBASLIK] “Yaya Öncelikli Trafik” projesi ile trafik kazalarında ölümler %41 azaldı[/KBASLIK]
2019 yılının ilk aylarında yürürlüğe konulan “Yaya Öncelikli Trafik” projesi ile vatandaşlarımızın gösterdiği duyarlılık sayesinde yılın ilk 4 ayında trafik kazalarında ölümler, %41 azaldı.

İçişler Bakanlığı tarafından Mayıs ayının ilk haftası Türkiye’de ikamet eden vatandaşlara gönderdiği SMS ile trafik kazaları sonucu ölümleri %41 azaldığını bildirerek, bu yolda hep birlikteyiz diye trafik kurallarına daha da dikkat etmemiz gerektiği hakkında uyararak, tüm vatandaşlarımızın trafik haftasını kutladı.

[KAYNAK]Kaynak: [URL=”https://www.silayolundayiz.com/2019/05/yayalara-yol-vermeyen-suruculere-para-cezasi.html”]Türkiye’de Yayaya Yol Verirken Artık Arkadan Korna Çalmaya Cesaret Edemeyecekler[/URL][/KAYNAK]

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Chp döneminde Deniz Müzesi yapılan tarihi Bezm-i Alem Valide Sultan Camii

[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]İstanbul’daki tarihi [/COLOR][COLOR=rgb(41, 105, 176)]Bezm-i Alem Valide Sultan Camii[/COLOR][COLOR=rgb(184, 49, 47)]’nin tıpkı Ayasofya gibi CHP’nin baskıcı tek parti döneminde ibadete kapatılarak deniz müzesine çevrildiği ortaya çıktı. [/COLOR][/B]

[IMG alt=”İlk kez duyacaksınız! Tarihi cami ile ilgili gerçek ortaya çıktı”]http://i2.haber7.net//haber/haber7/photos/2019/23/RzbOX_1560081918_3013.jpg[/IMG]

Gezi Parkı’ndaki şiddet olaylarında eylemcilerin bira içip, ayakkabılarıyla girerek saygısızlık yaptığı ve ‘üs’ olarak kullandığı Bezm-i Alem Valide Sultan (Dolmabahçe) Camii daha önce de CHP zulmüne maruz kalmıştı. 1948’de müzeye çevrilen ve 27 Mayıs darbecileri tarafından karargah olarak kullanılan Bezm-i Alem Valide Sultan Camii’nde 1967’ya kadar ezan sesi yükselmedi. Star gazetesi Müslümanların içini acıtan ve tarihe kara bir leke olarak geçen vahim olayın fotoğraflarına ulaştı. 19 yıl ezan sesine ve müminlere hasret bırakılan Dolmabahçe Camii’nin müze çevrilmesinin ardından dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın buradaki sergiyi gezdiği güne ait fotoğraflar ortaya çıktı.

[KBASLIK]EZANA HASRET KALDI [/KBASLIK]
CHP’nin tek parti döneminde 1950’ye kadar 513 cami; 327 cami arsası, bin 70 mescit satıldı, türbeler, darüşşifalar, imaretler ve mezarlıklar talan edildi. Sultanahmet ve Bursa Alacahırka camileri de barınak yapıldı. İstanbul Boğazı’nda ‘Dolmabahçe Camii’ olarak bilinen Bezm-i Alem Valide Sultan Camii 31. Osmanlı Padişahı Sultan Abdülmecid’in annesi, Padişah II. Mahmud’un eşi Bezm-i Alem Valide Sultan tarafından inşa ettirilen, mimarisi neoklasik ve ampir üslubun belirgin özellikleriyle göz dolduran cami de 19 yıl boyunca aynı kaderi yaşadı. Sultan Abdülmecid tarafından yapımı tamamlanan ve 23 Mart 1855 tarihinde ibadete açılan Dolmabahçe Camii’nin 1948-1967 yılları arasında CHP döneminde kapısına kilit vuruldu. 1948’de ibadete kapatılan camii 1961’e kadar müze olarak kullanıldı.

[IMG]http://i2.haber7.net//haber/haber7/photos/2019/23/nw1Qc_1560082718_1573.png[/IMG]

[KBASLIK]İSMET İNÖNÜ MÜZE YAPTI [/KBASLIK]
Camiinin müze olarak açılışını ise 28 Eylül günü 1948’de İsmet İnönü tarafından yapıldı. 1948-19 61 yılları arasında Hünkâr Kasrı ile birlikte ‘Deniz Müzesi ve Arşivi Müdürlüğü’ olarak kullanılan cami, müzenin Beşiktaş’taki İskele Meydanı’nda Türk Amirali Kapdan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa’nın türbesi karşısında yeni binasına taşınmasıyla hizmete açılabildi. Dolmabahçe Camii, 1966 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmesinin ardından 1967 tarihinde tekrar ibadete açılabildi.

[IMG]http://i2.haber7.net//haber/haber7/photos/2019/23/P4nNw_1560081645_9467.jpg[/IMG]

[KBASLIK]ŞEHİR PLANLAMASI KILIFIYLA İLK DARBE[/KBASLIK]
Yaklaşık 100 yıl boyunca müslümanların ibadet mekanı olan Dolmabahçe Camiinin kaderi 1930’lu yıllarda istanbul’un nazım planının yeniden ele alınması ile değişti. Dolmabahçe Camii’ne ilk darbe ‘şehir planlaması’ adıyla vuruldu. Fransız mimar Henri Prost’un projesi ile Dolmabahçe-Harbiye arasında Kadırgalar Caddesi açılması kararlaştırıldı. Proje kapsamında Bezm-i Alem Valide Sultan Camii’nin tarihi avlusu ve dış duvarları söküldü. Yıkılan cami avlusu ve duvarların yerine cadde yapıldı.

[IMG]http://i2.haber7.net//haber/haber7/photos/2019/23/h7HsW_1560081659_674.jpg[/IMG]

[KBASLIK]800 CAMİ KAPATILDI[/KBASLIK]
CHP’nin tek başına iktidar olduğu 1940 1950’li yıllarda çok sayıda cami kapatıldı. CHP’nin tek parti döneminde 1950’ye kadar 513 cami; 327 cami arsası, bin 70 mescit satıldı. Yıkılmayan camiler CHP’li işadamları tarafından satın alınarak işyeri, depo ve imalathane olarak kullanıldı. CHP tarafından kapatılan camilerin bir kısmı Demokrat Parti’nin (DP) iktidara gelmesinin ardından tekrar ibadete açıldı. Adnan Menderes de 1957 Adana mitinginde, CHP’nin 800 camiyi kapattırdığını söylemiş; bu konuşma Yassıada Mahkemesi’ndeidam kararı gerekçeleri arasında sayılmıştı.

[IMG]http://i2.haber7.net//haber/haber7/photos/2019/23/uHuEz_1560082757_4848.png[/IMG]

[IMG]http://i2.haber7.net//haber/haber7/photos/2019/23/068o2_1560081709_0974.jpg[/IMG]

[IMG]http://i2.haber7.net//haber/haber7/photos/2019/23/6bLsr_1560082789_1741.png[/IMG]

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın