Kırgızistan

Kırgızistan

Başkent Bişkek
Resmî diller Kırgızca, Rusça
Yönetim Şekli Yarı Başkanlık Sistemi
Yüzölçümü 199.951 km²
Nüfus 5.482.000
Nüfus Yoğunluğu 27,4 kişi/km²
Para birimi Som (KGS)
Zaman dilimi KGT (UTC+6)
Telefon kodu +996
İnternet TLD .kg

Kırgızistan (Kırgızca: Кыргызстан, /qɯrʁɯsˈstɑn/; Rusça: Киргизия, Kirgiziya), Orta Asya’da bir ülkedir. Kırgızistan, (Azerbaycan, Kazakistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Özbekistan, Türkiye, ve Türkmenistan ile birlikte) günümüzdeki yedi bağımsız Türk devletlerinden biri olup Türk Keneşi ve TÜRKSOY’un üyesidir.

Denize kıyısı olmayan ülkenin komşuları kuzeyde Kazakistan; batıda Özbekistan, güneybatıda Tacikistan ve güneydoğuda Çin’dir.

Etimoloji

Kırgızistan, "Kırgız ülkesi" manasına gelir. Kırgız adının kökeni hakkında ise birkaç teori vardır. Bunlardan birincisi -iz eki (iki – iz = ikiz vb.) almış "kırk"tır. Yani Kırk-ız, "Kırklar"dır. Bir başka teoriye göre de "Kırgız" adı, "kırk uz" yani "kırk boy" anlamına gelmektedir ve Kırgız bayrağındaki kırk ışınlı güneş de bu kırk boyu temsil etmektedir. Konu ile ilgili diğer bir teori de Prof. Dr. Nadir Devlet’in Çağdaş Türkiler kitabında geçmektedir. O da Kırgız adı Türkçede kır – gez’mekten geldiğini söylemiştir.

Bayrak

Kırgızistan bayrağı, Kırgızistan’ın SSCB’den ayrıldıktan sonra 3 Mart, 1992’de onayladığı ulusal bayraktır.

Kızıl bayrağın üzerinde sarı bir güneş vardır. Güneşin 40 ışını, 40 Kırgız boyunu belgiler. Güneşin içindeki yolların kesişimi, geleneksel Kırgız çadırının üstten görünümünü belgiler. Kızıl tüs (renk) ise barışı ve dürüstlüğü belgilemektedir.

Arma

Kırgızistan Arması

Kırgızistan Arması, Kırgızistan’ın Sovyetler Birliği’nden ayrıldıktan sonra 2 Haziran 1992’den itibaren kullanmaya başladığı armadır.

Tarih

Kırgızlar, Göktürk devrinde Kögmen (Sayan) Dağları’nın kuzeyinde yaşamışlardır. 840 yılında Uygur Devleti’ni yıkarak bu topraklarda kendi devletlerini kurmuşlardır. Daha sonra bugün yaşadıkları topraklara gelen Kırgızlar, Karahanlılar zamanında Müslüman olmuşlardır.

Ruslara Orta Asyalı halklardan ilk olarak girerler. Toplumlar arası kavgalar çıkmaya başlayınca Bagış uruusu (toplumu), 1881 yılında Rusya İmparatorluğu’nun egemenliği altına girmeye karar verir.

Sovyet Devri

Başlangıçta 1919’da Sovyet gücü bölgede kabul görmüştür ve Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti içinde Kara-Kırgız Özerk Bölgesi oluştu. Kara-Kırgız terimi 1920’lerin ortasında Ruslar onları aynı zamanda Kırgız olarak bakılan Kazaklardan ayırıncaya kadar kullanılmıştır. 5 Aralık 1936’da Kırgızistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti, tam bir Sovyetler Birliği cumhuriyeti olarak kabul görmüştür.

Bişkek

1920’ler boyunca Kırgızistan, kültür, eğitim ve sosyal yaşam açısından epeyce geliştirildi. Okur yazarlık büyük ölçüde gelişti ve standart bir edebi dil ortaya çıkarıldı. Ekonomik ve sosyal gelişme de dikkate değerdi. Kırgız millî kültürünün çok sayıda yönleri Stalin’in milliyetçi eyleminin baskısına rağmen muhafaza edilmişti ve bu nedenle, tüm Birlik otoriteleri ile olan gerginlikler sürmekteydi.

Sovyet açıklık ve dürüstlük politikasının ilk yılları, Kırgızistan’da siyasi iklim üzerinde küçük bir etki göstermiştir. Bununla birlikte Cumhuriyet’in basın mensuplarına daha fazla liberal bakış edinmeleri ve Yazarlar Birliği’nce yeni bir yayın olan Literaturniy Kirghizstan’ı kurmaları için izin verilmişti. Gayriresmi siyasi gruplar yasaklanmıştı ancak 1989’da derin iskân krizi ile uğraşmak için ortaya çıkan birkaç grubun faaliyetlerine izin verilmişti.

1990 yılının Haziran ayında Özbekler ve Kırgızlar arasındaki etnik gerginlikler Özbeklerin olduğu Oş İli’ni kaplamıştı. Şiddetli karşılaşmalar birbirini izledi ve bir güvenlik ve sokağa çıkma yasağı durumu hasıl oldu. 1990 yılının Ağustos ayına kadar düzen eski haline getirilemedi.

1990’ların başları Kırgızistan’a yeni değişimler getirdi. Kırgızistan Demokratik Hareketi, Parlamento’nun desteğiyle önemli bir siyasi güç haline geldi. Kırgız Bilim Akademisi’nin liberal başkanı Askar Akayev 1990 yılının Ekim ayında başkan seçildi. Takip eden Ocak ayında Akayev, yeni hükümet yapılarını öne sürdü ve çoğunlukla daha genç ve reforma yönelik siyasetçilerden oluşan yeni bir hükümet tayin etti.

1990 yılının Aralık ayında Yüksek Sovyet, cumhuriyetin adını Kırgızistan Cumhuriyeti olarak değiştirmek üzere oy verdi. 1991 yılının Şubat ayında başkent Frunze’nin adı devrim öncesi adı olan Bişkek olarak değiştirildi. Bağımsızlığa giden bu estetik hareketlere rağmen, ekonomik gerçeklikler Eski Sovyetler Birliği’nden ayrılmaya karşı durur gibi gözükmekteydi. 1991 yılının Mart ayındaki Sovyetler Birliği’nin yaptığı bir referandumda seçmenlerin % 95,7’si eski Sovyetler Birliği’nin yenilenmiş federasyon olarak tutulması önerisini uygun buldular.

19 Ağustos 1991’de Olağanüstü Hal Komitesi, Kırgızistan’da Akayev’i indirme girişiminin görüldüğü Moskova’da güç elde etti. Ertesi hafta darbenin sönmesinden sonra Akayev ve İkinci Başkan German Kuznetsov Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nden istifalarını açıkladılar ve tüm daire ve sekreterya istifa etti. Bunu 31 Ağustos 1991’de Sovyetler Birliği’nden bağımsızlığı sağlayan Yüksek Sovyet oylaması takip etti.

Bağımsızlık

1991 yılının Ekim ayında Akayev rakipsiz ilerledi ve oyların %95’ini alarak doğrudan yeni bağımsız cumhuriyetin başkanı seçildi. O ay diğer yedi cumhuriyetin delegeleriyle birlikte Yeni Ekonomik Toplum Paktı’nı imzaladı. Sonunda 21 Aralık 1991’de diğer dört Orta Asya cumhuriyeti ile birlikte Bağımsız Devletler Topluluğu’na resmen katıldı. 1992’de Kırgızistan, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’na katıldı.

2005 yılının Mart ayındaki parlamenter seçimlerden sonraki Lale Devri, Başkan Akayev’i 4 Nisan 2005’te istifaya zorladı. Muhalefet liderleri koalisyon kurdular ve yeni hükümet Başkan Kurmanbek Bakiyev ve Başbakan Feliks Kulov altında şekillendi.

Siyasi istikrarı sağlamak mümkündür, 2005 yılının Mart ayında seçilen parlamentonun 75 üyesinden üçü suikast sonucu öldürüldü 10 Mayıs 2006’da ölenlerin birisinin kardeşi de suikaste kurban gitti.

Siyaset

Kırgızistan Cumhuriyeti anayasaya göre parlamenter demokrasi ile yönetilen laik ve üniter bir devlettir. Yürütme yetkisi hükümet tarafından uygulanır. Yasama yetkisi ise hükümet ve meclise aittir.

Kırgızistan, bağımsızlığını kazanması ve serbest piyasa ekonomisine geçişle birlikte ciddi ekonomik sorunlar yaşadı. Artan işsizlik ve enflasyon gibi sorunlar yoksulluk ve açlığın ortaya çıkmasına sebep oldu.

2000 yılında yapılan genel seçimlerde Komünist Parti % 29.3 oy alarak meclisteki en güçlü parti oldu. Ancak meclisteki farklı siyasi eğilimler ülkede istikrarlı bir ekonominin uygulanmasını engelledi.

Coğrafya

Ala-Arça'dan Bişkek manzarası

Kırgızistan, Orta Asya’da, Çin’in batısında karayla çevrili bir ülkedir. Orta Asya’nın yeni bağımsız ülkelerinin en küçüğü olan Kırgızistan, yaklaşık 198,500 kilometrekarelik yüzölçümüyle Türkiye Cumhuriyeti’nin Doğu Anadolu Bölgesi ile hemen hemen aynı büyüklüktedir. Millî toprakları yaklaşık olarak doğudan batıya 900 kilometre, kuzeyden güneye 410 kilometre halinde erişmektedir.

Kırgızistan, güneydoğuda Çin, kuzeyde ve batıda Kazakistan, güneyde ve batıda da Özbekistan ve Tacikistan ile sınırlıdır. Orta Asya’nın Stanilist bölümünün beş cumhuriyete ayrılmasının bir sonucu olarak çok sayıda etnik Kırgız, Kırgızistan’da yaşamamaktadır. Hukuken Kırgızistan topraklarının bir parçası ancak coğrafi olarak buradan birkaç kilometre uzakta ikisi Özbekistan’da biri Tacikistan’da bulunan üç kuşatılmış bölge tanınmaktadır.

Kırgızistan arazisinde bir arada millî toprakların %65’ini işgal etmekte olan Tanrı ve Pamir Dağları sistemleri hüküm sürmektedir. Tanrı Dağları sisteminin Alay sahası bölümü, ülkenin güneybatısından doğusuna doğru hilal şeklinde hüküm sürmektedir ve ana Tian Shan sahası doğuda Çin içine girerek Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ne erişmeden önce, güney Kırgızistan ve Çin arasındaki sınır boyunca ilerler. Kırgızistan’ın ortalama rakımı 7.439 metrelik Cenğiş Çokusu tepesi ile Oş yakınındaki 394 metrelik Fergana Vadisi arasında 2.750 metredir. Ülkenin hemen hemen %90’ı deniz seviyesine göre 1500 metreden daha yüksektedir.

İklim

Kırgızistan, yüksek Tanrı Dağlarında kuru kıtasal (karasal) kutupsal; güneybatı (Fergana Vadisi)’nda subtropikal; kuzey dağ eteklerinde ılıman bir iklime sahiptir.

Kırgızistan karasal iklime sahiptir. Bu yüzden kışların hayli soğuk geçtiği ülkede yaz mevsiminde sıcaklıklar yüksektir. En soğuk geçen ayın Ocak olduğu Kırgızistan’da bu dönemde hava sıcaklığı ortalama -6’ya kadar düşmektedir. En sıcak zaman olan Temmuz ayı ise ortalama hava sıcaklığı 24 derece civarındadır. Fakat ülkenin daha alçakta kalan bölgesi Fergana Vadisi’nde sıcaklıkların 40 dereceye kadar yükseldiği olur.

Ülkenin yüksek tepelerinde ise -20’lere kadar gerileyen hava sıcaklıkları yaşanır. Ülkede yağmur yağışı çok görülmemesine karşılık, karlı havanın yaşandığı gün sayısı oldukça fazladır. Mart ve Mayıs arası dönem ile Ekim ve Kasım arası dönem ülkenin en nemli zaman aralığıdır.

Kaynakları ve arazi kullanımı

Doğal kaynakları

Verimli hidroelektrik, önemli altın yatakları ve ender toprak metallerinden; yerel işletilen kömür, petrol ve doğal gaz; nefelin, cıva, bizmut, kurşun ve çinko gibi diğer yatakları bulunur.

Arazi kullanımı

Tarıma uygun topraklar:% 7, daimi ekilebilen:% 0, otlaklar:% 44, ormanlık arazi:% 4, diğer:% 45 (1993 verilerine göre). Ayrıca Kırgızistan’da dünyanın en büyük doğal büyüyen ceviz ormanı, Celal-Abad ilinde, Arslanbob’da yer alır.

Alan ve Sınırlar

Yüzölçümü

toplam: 198,500 km²
kara: 191,300 km²
su: 7,200 km²

Yüzölçümü karşılaştırması: Doğu Anadolu Bölgesi’nden biraz büyük
Dünya ülkeleri ile karşılaştırması: Dünya’da 86’cı sıradadır.

Kara sınırları

Toplam kara sınırları 3.051 km, komşu ülkeleri Çin ile 858 km, Kazakistan ile 1,224 km, Tacikistan ile 870 km ve Özbekistan ile 1,099 km sınırdır.

Kıyılar: 0 km (denize kıyısı yok)

Rakım:
en düşük: Kara Derya 132 m
en yüksek: Cenğiş Çokusu (Zafer Doruğu) 7,439 m

Akarsu ve Göller

Nehirler

  • Çuy Nehri
  • Narin Nehri
  • Kara Derya
  • Ak-Say Nehri
Göl ve göletler

Kırgızistan’da toplam yüzölçümü 7000 km³ bulan irili ufaklı ikibine yakın göl ve göletler bulunur. Bunların çoğunluğu deniz seviyesinden 2500 ila 4000 metre yükseklikte buzulların erimesiden oluşan küçük dağ gölleridir. Issık Gölü, Son Gölü ve Çatır Gölü ülkenin en büyük üç göllerindendir. Diğer tanınmış Sarı-Çelek, Kal Suu, Kara Suu, Merzbaher, Kulun, Ai, Kara Toko, Saltı (Myortvoye) ve Ala Göl gibi göller vardır.

Tanrı Dağları’nın bölümleri

Tanrı Dağları’nın Kırgızistan sınırları içindeki Ala adı verilen bölümleri;

Ala dağları

Han Tengri Dağı

– Kırgız Ala dağları (Kırgızistan ve Kazakistan’da)

  • Küngöy (Kengey) Ala dağları (Kırgızistan ve Kazakistan’da)
  • Teskey Ala dağları (Kırgızistan’da)
  • Talas Ala dağları (Kırgızistan, Kazakistan ve Özbekistan’da)
Dağ Geçitleri

  • Bedel Geçiti
  • Dolon Geçiti
  • İrkeştam Geçiti
  • Torugart Geçiti
Vadiler

  • Ak-Say Vadisi
  • Ala Arça Vadisi
  • Ak Suu Vadisi
  • Alamedin Vadisi
  • Çuy Vadisi
  • Fergana Vadisi
  • Koçkor Vadisi
Demografi

Nüfus : 5.213.898 (Temmuz 2006 tahmini)
Doğum oranı : 22,8 doğum/1.000 nüfus (2004 tahmini)
Ölüm oranı : 7.08 ölüm/1,000 nüfus (2000 tahmini)
Göçmen oranları: -2.5 göçmen/1,000 nüfus (2000 tahmini)

Cinsiyet oranları (2000 tahmini)

  • yeni doğumlardan : 1.05 erkek/kadın
  • 15 yaş altı : 1.04 erkek/kadın
  • 15-64 arası : 0.96 erkek/kadın
  • 65 yaş ve üstü : 0.64 erkek/kadın
  • toplam nüfus 0.96 erkek)/kadın

Ölü doğum oranı : 34.49 ölüm/1,000 canlı doğum (2000 tahmini)

Etnik gruplar

Kırgız 64.9%, Özbek 13.8%,Rus 12.5%, Dungan 1.1% Ukrain 1%, Uygur 1%, diğer5.7%

Dinler

Karakol Dungan Camisi

Kırgızistan halkı Sovyetler Birliği dönemleri diğer birlik üyeleri gibi Devlet Ateizmi içinde yaşamıştır. Bugün Kırgızistan’da baskın din İslam’dır. Müslüman oranı %76’dir. Ülkede %18 Hıristiyan, %2 Budist, %4 Ateist bulunur.

Diller

Kırgızca Eylül 1991’den beri ülkenin resmî dilidir. Bunun yanında Rusça da bu ülkede resmî konuma sahiptir.

Kırgızca Türk lehçelerinin Kıpçak Grubu’na mensup bir lehçe olarak kabul edilir. Ayrıca, onu Güney Sibirya bölgesi içinde bir Türk şivesi olarak kabul eden fikirler de vardır.

20. yüzyıla kadar Arap alfabesi kullanılarak yazılan Kırgızca 1928’de Latin alfabesini, 1948’de ise Kiril alfabesini kullanmaya başlamıştır.

Yönetim Birimleri

Kırgızistan, başkent Bişkek dâhil 8 ile (oblast) ayrılmıştır. Başkent Bişkek’tir.

Kırgızistan'ın illeri

İller, başkent ve il merkezleri:

  1. Bişkek
  2. Batken (Batken)
  3. Çuy (Tokmok)
  4. Calal-Abad (Celal-Abad)
  5. Narın (Narın)
  6. Oş (Oş)
  7. Talas (Talas)
  8. Issık-Göl (Karakol)

Kültür

Eğitim

Kırgızlar önceleri göçebe olduğundan eğitime dikkat edilmemiştir. Sovyetler Birliği zamanında eğitim alanında büyük gelişmeler yaşanmıştır. 1934 yılında 7 yıllık okul okuma zorunluluğu getirilmiştir. 1950 yılından itibaren bu zorunluluğuna uyulması ile birlikte eğitim gelişmeye başlamıştır. Kırgızistan İlimler Akademisi 1965 yılında kurulmuştur. Bugün 17 araştırma enstitüsü vardır.

Üniversiteler

Oş Devlet Üniversitesi binası

Kırgızistan’da 60 civarında üniversite bulunmaktadır. Kırgızistan’daki belli üniversiteler şunlardır:

  • Uluslararası Atatürk-Alatoo Üniversitesi
  • Orta Asya Amerikan Üniversitesi
  • İktisat ve Girişimcilik Üniversitesi
  • Kırgız-Rus Slav Üniversitesi
  • Ulusal Kırgız Üniversitesi
  • Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi
  • Bişkek Beşeri Bilimler Üniversitesi
  • Uluslararası Kırgızistan Üniversitesi
  • Oş Devlet Üniversitesi
  • Kırgız Özbek Üniversitesi
  • Oş Teknoloji Üniversitesi
  • Kasım Tınıstanov Üniversitesi
Edebiyat

Kırgız halk edebiyatında Manas Destanı önemli bir yer tutar. Kırgız edebiyatının kurucusu olarak Toktoul Satılgan kabul edilir. Kırgızların dünyaca meşhur edebiyatçıları Cengiz Aytmatov’dur.

Turizm

Sovyetler Birliği zamanında ülke, birliğin önemli bir turizm merkezine dönüşmüştü. Son yıllarda Issık Göl çevresine yüz binlerce turist gelmektedir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra seçilen Kırgızistan Başkanı Askar Akayev yaptığı bir açıklamada turizmin ülke ekonomisine en önemli katkıyı sağlayabilecek sektör olduğunu ifade etmiştir.

Burana Kulesi

Ülke son yıllarda turizm alanında büyük gelişmeler göstermektedir. Denize kıyısı olmasa da yaz mevsimlerinde göl turizmi yapılmakta, ayrıca ülke dağlarla kaplı olması nedeniyle kış sporlarına bağlı turizm gelişmektedir. Kış sporlarından sonra doğa gezileri, termal turizm yapılmaktadır. Ülkenin turist çeken başka bir özelliği ise çok sayılardaki ormanlar ve Issık Göl’e iye olmasıdır. Bunlar yaz turizmine açık yerlerdir.

Ekonomi

1998 Rusya Krizi’nin olumsuz yansımaları giderek azalmakla birlikte hâlen yaşanmaktadır. Halkın % 23’ünün uluslararası standartlara göre yoksulluk sınırları altında yaşadığı uluslararası kuruluş raporlarında belirtilmektedir. Gelir dağılımındaki adaletsizlikler sosyal yaşamı da etkilemektedir. Ekonomideki sıkıntıların kısa vadede giderilmesi beklenmemektedir.

  • GSMH: 7.4 Milyar ABD Doları
  • Kişi başına GSMH: 3169 ABD Doları
  • Enflasyon oranı: %5.8
  • İşsizlik Oranı: %2.3
  • Asgari Ücret: 220 ABD Doları
  • İhracatı: Yaklaşık 2.3 milyar ABD Doları
  • İhraç Ürünleri: Pamuk, yün, et , tütün, altın, civa, uranyum, elektrik enerjisi, küçük makinalar, ayakkabı ürünleri
  • İthalatı: 4.3 milyar ABD Doları
  • İhraç Partnerleri: Özbekistan %28.8, Kazakistan %22, Rusya %14.6, Çin %7, Afganistan %5.7
  • İthal Partnerleri: Çin %55.9, Rusya %17.7, Kazakistan %6.4
  • Dış Borç Toplamı: 1.704 milyar ABD Doları
  • Kalkınma Hızı: %7.3
  • Para Birimi: Som (1 ABD Doları ≈ 67 Som , 1 TL ≈ 23 Som) (14/09/2015)

Kullanılan paralar : Kırgızistan’ın tamamında günlük yaşamda her türlü alışverişte resmi para birimi olan “Som” kullanılmaktadır. Araba alımı, elektronik eşya satan bazı firmalar ile büyük oteller ve bazı restaurantlar dışında Amerikan doları ile alışveriş yapılmamaktadır.

Bişkek’te hemen her yerde sıkça rastlanan döviz bürolarında döviz bozdurma imkânı bulunmaktadır. Döviz bürolarında ABD Doları, Euro, Rus Rublesi, Çin Yuanı, Özbek Sumu ve Kazakistan Tengesi bozdurabilmekte ve alınabilmektedir.

Ulaşım

Ülkenin dağlık yapısından ötürü ulaşım büyük ölçüde kısıtlanmıştır. Yollar, yüksekliği 2000 metre ve üzerini bulabilen rakımlar ve dik vadilerden dolayı sık sık viraj yapmak durumundadır. Kış boyunca ulaşım ülkenin kimi yüksek rakımlı ve tenha bölgelerinde hemen hemen imkânsızdır. Bunun yanında ulaşımı güçleştiren diğer etkenlerden biri de kara ve demiryolunun bugün uluslararası sınırlarla kesilmesidir. Bu da, yolların kapalı olmadığı yerlerde birçok zaman alıcı formalite gerektirdiğinden pek tercih edilmemektedir. Ülkede geziler ya da kısa ulaşımda atlar da kullanılabilir.

Mutfak

Kırgız  Mutfağı

Kırgız mutfağı ağırlıklı olarak et yemeklerinden oluşur. Göçebe kültürüne sahip Kırgızların yemek alışkanlıklarında bu kültürün izlerini çokça görürsünüz. Bilhassa koyun etinin ve ekmek tüketiminin çok olduğu ülke mutfağında sebze yemeği çeşitleri de bolca mevcuttur. Rus, Çin, Kore ve Özbek mutfağından etkilenen ülke mutfağında fıstık ve badem gibi kuruyemişler de tüketilmektedir.

Kırgızistan’ın en meşhur yemeklerinin başında beshbarmak (beş parmak) gelir. Ülkenin ulusal yemeği olarak da kabul edilen beshbarmak koyun ya da at etiyle hazırlanır. Bir diğer geleneksel yemekleri şaşlık ise bu bölgenin çoğunda olduğu gibi Kırgızistan’da da hemen her köşe başında karşınıza çıkabilecek bir yemek alternatifidir. Şişe geçirilmiş iri koyun etlerinden yapılan bu yiyecek ekmek arası şekilde servis edilmektedir. Plov (pilav) adını verdikleri pirinç yemeğini ise yine koyun eti ve turpla beraber servis etmektedirler.

Ülkenin en popüler içeceği çaydır. Etnik köken olarak Kırgız olanlar genelde yeşil çayı tercih ederken Ruslar siyah çay tüketirler. Pek tabi ki Orta Asya içkisi ve atalarımızın içeceği kımız, yani fermente edilmiş at sütü ise Isık Gölü kıyı şeridinde çokça içilmektedir. Birayı andıran düşük alkollü içecek bozo’nun yanı sıra ülkede yerel markalı votka, konyak ve bira çeşitlerine de sıkça rastlayabilirsiniz. Üstelik de hayli uygun fiyatlarla.

Alkol tüketimi konusunda herhangi bir yaş sınırının olmadığı ülkenin özellikle başkenti Bişkek’te bir restorana gittiğinizde %10 oranında bahşiş bırakmanız yeterli olacaktır.

Festivaller

Kırgız Festivali

Kırgızistan’da gerçekleştirilen festivallerin pek çoğu ülkenin tarihi ve göçebe kültürüne dair izler taşımaktadır. Erkeklerin avcılık kadınların ise el işleri konusundaki yeteneklerini sergiledikleri festivallerde farklı ülkelerden pek çok insan da bir araya gelir.

Göçebe Hareketi ve Ulusal At Oyunları festivali her yıl temmuzun ikinci haftasında düzenlenmektedir. Alay’da düzenlenen etkinliklerde aynı zamanda Kırgız yemekleri de ziyaretçileriyle buluşur. Kırgız Gelenekleri ve Seromonileri Festivali ise yine temmuz ayının son haftasında düzenlenmektedir. Geleneksel yemeklerin test edildiği festival kapsamında el yapımı ürünler de sergilenmektedir. Ükenin Kuzeyindeki Issık-Kul Gölü yanında ağustos ayında gerçekleştirilen Taigan ve Burkut Festivali’nin amacı kartal avlamaktır. Ülkenin bir diğer büyük festivali ise her sene mayıs ayında gerçekleştirilen ve dünyadan pek çok sporcuyu da ağırlayan Bisiklet Yarışı’dır. Arslanbob Köyü’nde düzenlenen festivalde dağları da kapsayan uzun bir rota üzerinde sporcular bir araya gelir.

Kırgızistan’daki Türk Büyükelçiliği

BİŞKEK BÜYÜKELÇİLİĞİ

Adres: MOSKOVSKAYA 89, 720040 BIŞKEK/KIRGIZISTAN
Telefon: 00 996 312 90 59 00(10 Hat)
Faks: 00 996 312 90 99 12- 90 99 13

embassy.bishkek@mfa.gov.tr
T.C. Dışişleri Bakanlığı Bişkek Büyükelçiliği

Görev Bölgesi: Kırgız Cumhuriyeti

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Levant – el-Maşrık

Levant (Arapça: el-Maşrık), Akdeniz’in doğu sahillerinde bulunan geniş bir araziyi tanımlamak için kullanılan, sınırları kesin olmayan, coğrafî, tarihî ve kültürel bir adlandırmadır. Genel olarak tarih süreci içerisinde Toros Dağları’nın güneyinde,Orta Doğu’da geniş bir alanı belirtmektedir. Batısında Akdeniz, güneyinde Arabistan Çölü ve doğusunda Mezopotamya ile sınırlanmıştır. Levant Kafkasya Dağları’nı, Arap Yarımadası’nın belirli bir parçasını ve -her ne kadar kimi kaynaklarda Kilikya dahil edilse de- Anadolu’yu içermez. Sina Yarımadası, Levant ile Mısır arasında bir kara köprüsü oluşturduğundan dışarıda tutulabilir. Zamanla Levant insanı ve kültürü Sina ve Nil Nehri arasındaki bölgeye egemen olmuş olsa da, bu bölge coğrafi Levant’ı tam olarak karşılamaz.

Dar anlamda Lübnan ve Filistin ile sınırlandırabileceğimiz Levant, Osmanlı dönemindeki karşılığıyla Bilâdü’ş-Şâm (Arapça: سوريّة الكبرى) yani Şam Vilayeti’dir, bu da Şam kenti ve yakın Akdeniz kıyısındaki beldeleri içerir. Fakat bu tabir ne Hatay’ı ne de Suriye’nin Akdeniz kıyılarını kapsar. Bu açıdan bir diğer dar görüştür. Geniş anlamda ise İtalya’nın doğusundaki Doğu Akdeniz Havzası ‘nın tamamını tanımlamak için kullanılır. Maşrek (Arapça:المشرق) ise Arapça kökenli bu bölge içinde kullanılabilinecek benzer bir tabirdir.

Levant kelimesinin kökeni

Levant kelimesi Latincede kalkmak, kaldırmak, (Güneş için) doğmak anlamlarına gelen levare fiilinden türemiştir. Esasen Batı’da genel ifadeyle "doğu", "güneşin doğduğu yer" veya "İtalya’nın doğusunda kalan Akdeniz toprakları" için kullanılagelen tabir Türkçeye Fransızcadan geçmiştir. Doğuyu adlandırmada güneşi referans gösteren benzer tabirlere Yunancada (Ἀνατολή, bkz. Anadolu), Almancada (Morgenland, direkt çevirisi "sabah ülkesi, sabahın toprakları"), İtalyancada (Levante), Macarca’da (Kelet), İspanyolca ve Katalancada (Levante ve Llevant) ve İbranice’de (mizrah) rastlanılmaktadır.

Levant kelimesi İngilizcede 16. yüzyılda, ilk İngiliz tüccarların bölgeye gelmesini takiben kullanıldı. İngiliz gemileri 1570 yılında Akdeniz’de göründü ve İngiliz ticaret şirketleri 1579 yılında Osmanlı sultanı ile kapitülasyon anlaşması imzaladı. 1579 yılında İngilizler, Osmanlı Devleti ile ticaret için Levant Şirketi’ni kurdu ve 1670 yılında aynı amaç doğrultusunda Fransız Compagnie de Levant kuruldu. "Levanten" tabiri aslen doğu Akdeniz coğrafyasının Avrupa kökenli sakinlerini tanımlarken zamanla bölgedeki "yerli" ve "azınlık" gruplarını da kapsar hâle geldi.

19. yüzyıla ait gezi yazılarında tabir, Osmanlı Devleti’nin yönetiminde bulunan ve -Yunanistan gibi- bir zamanlar bulunmuş olan tüm doğu topraklarıyla ilişkilendirildi. Ayrıca Birinci Dünya Savaşı sonrası bölgede kurulan Fransız Suriye ve Lübnan Mandası (1920-1946), Levant Devletleri olarak da adlandırılırdı.

Ebla, Mari ve Ugarit’te önemli pek çok kazının yapıldığı o zamanda bu terim arkeolojide genel hale geldi. Bu siteler Mezopotamya, Kuzey Afrika, Arabistan olarak sınıflandıralamadığından önce Levantine olarak adlandırılıyordu.

Bugün Levant tipik olarak arkeloglar ve tarihçiler tarafından Haçlı Seferleri tartışıldığında tarih öncesi,antikçağ ve bölgenin ortaçağ tarihine referans olarak kullanılır.Sözcük ayrıca ara sıra, modern veya çağdaş olaylara, insanlara, devletlere, ayni bölgedeki devlet kısımlarına, İsrail, Lübnan,Suriye ve Filistin kara toprağına referans olarak kullanılır.

Levanten Denizi, Akdeniz'in Doğusu
İçerdiği Bölgeler

Günümüzdeki anlamıyla Levant bölgesi ise Osmanlı Devletinden 1. Dünya Savaşı sonrası kopan, manda yönetimine dönüştürülen Fransız Suriye ve Lübnan Mandası ve İngiliz Filistin Mandası ait toprakları ve bu topraklara sahip devletleri tanımlar.

  • Hatay ili (Türkiye)
  • Suriye
  • Lübnan
  • Filistin
  • Irak
  • İsrail
  • Ürdün

Bu devlet ve bölgeler şu şekilde genişletilebilinir.

  • Türkiye (Güney Türkiye çevresi)
  • Güney Kıbrıs
  • Kuzey Kıbrıs
  • Mısır (Sina Yarımadası çevresi)

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Kıbrıs Cumhuriyeti

Kıbrıs

Başkent Lefkoşe
Resmî diller Yunanca, Türkçe
Yönetim Şekli Anayasal Cumhuriyet
Yüzölçümü 9.251 km²
Nüfus 1.170.125
Nüfus Yoğunluğu 126,4 kişi/km²
Para birimi Euro ( EUR )
Zaman dilimi DAZD (UTC+2)-DAYZD (UTC+3)
Telefon kodu +357
İnternet TLD .cy

Kıbrıs Cumhuriyeti (Yunanca: Κυπριακή Δημοκρατία – Kipriaki Dimokratia), Kıbrıs’ta bulunan, fiilî olarak adanın güneyini yöneten devlet. Doğu Akdeniz’de ada devleti olarak bulunur; kuzeyinde Türkiye, doğusunda Levant, güneyinde Mısır ve batısında Yunanistan ile deniz komşusudur.

Britanya kolonisi iken; 1960’ta Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını kazandı ve 1961 yılında İngiliz Milletler Topluluğu’na katıldı. Türkiye, Birleşik Krallık ve Yunanistan’ın garantörlüğü altında Türk ve Rum ortaklığında kurulmuştur. 1974’te Yunanistan’daki askerî cunta desteği ile Kıbrıs’ta enosis amaçlı milliyetçi Rumların darbe yapması sonucunda Türkiye, Kıbrıs’a harekât düzenledi. Bunlarla birlikte adanın kuzeyinde Kıbrıs Türkleri’nin yönetiminde politik bir düzenin oluşmasına neden oldu. Bu siyâsî olaylarla Kıbrıs Sorunu ortaya çıktı. 1983 yılında Türkiye’nin, de facto yönetim olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını tanımasının ardından Türkiye’de Kıbrıs Cumhuriyeti Güney Kıbrıs Rum Yönetimi olarak adlandırılmaya başlanmıştır. Kıbrıs Cumhuriyeti, gelişmiş bir ülke olarak 1 Mayıs 2004 tarihinde Avrupa Birliği üyesi oldu. 1 Ocak 2008 tarihinden itibaren de euro kullanmaya başladı.

Şu anda Kıbrıs’ın kuzeyinde yaklaşık 30.000’e yakın Türk Silahlı Kuvvetleri askeri, Ağrotur ve Dikelya üslerinde 3.500 civarında Birleşik Krallık askeri ve Yeşil Hat bölgesinde 928 kişilik Birleşmiş Milletler Barış Gücü personeli bulunmakta, adanın kuzeydeki üçte birlik bölümünde Türkler, geri kalan üçte ikisinde ise genel olarak Rumlar yaşamaktadır.

Kıbrıs Cumhuriyeti 2016 itibarıyla yıllık 3.2 milyon turist tarafından ziyaret edilmektedir.

Kıbrıs Cumhuriyeti, Birleşmiş Milletlere üye devlet olarak uluslararası alanda tanınmış bir ülkedir. Kıbrıs adası civarındaki sular hukuken kendi egemenliği altında olmak üzere, adanın %3’lük kısmı bağımsızlık anlaşmasına göre Birleşik Krallık’ın askerî üssü olarak yönetimi altındadır. Ada de facto olarak dört ayrı parçaya bölünmektedir:

  • Adanın güneyi etkin olarak Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kontrolü altında;
  • Adanın kuzeyi Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi ‘ne göre, Türkiye’nin işgali altındadır. Bağımsızlığını tek taraflı ilan eden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adında bir idare mevcuttur (sadece Türkiye ile diplomatik ilişkisi var).
  • Birleşmiş Milletler kontrolündeki Yeşil Hat, adayı iki bölgeye ayırır; ve
  • İki Birleşik Krallık askerî üssü (Ağrotur ve Dikelya).
Arma

Kıbrıs Cumhuriyeti Arması

Kıbrıs Cumhuriyeti arması, 1960 yılında kabul edilmiştir. Güvercin barışı, zeytin Akdeniz iklimini, gümüş renkteki kalkan ülkedeki bakır cevherini temsil etmektedir.

Bayrak

Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağı, 16 Ağustos 1960’ta kabul edildi. Britanya kolonisi iken, bayrak şu şekildeydi:

Bayrağın zemini mavi renkteydi,ancak sol üst köşede Birleşik Krallık bayrağı ve sağ yarıda da orta kısımda üst üste birbirine paralel duran iki aslan vardı.

Ancak Birleşik Krallık Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını tanıdığı zamanlar bu bayrak kullanılmadı.

Bayrak şu şekilde idi:

Bayrağın zemini beyaz olup ortada Kıbrıs Cumhuriyeti haritası vardı. Ancak haritanın içi beyazdı ve sarı renkle(pantone 144-C) çerçevelenmiştir. Altında da iki zeytin dalı vardı. 1974’teki Kıbrıs Harekâtı sonrası adanın, fiili olarak ikiye bölünmesine rağmen Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından kullanılmaya devam edildi.

Bayrak, Kıbrıslı Türk ressam İsmet Güney tarafından çizildi. Kosova’nın bağımsızlığını ilan etmesine kadar uzun süre üzerinde bir ülkenin haritası bulunan tek resmi bayraktı. Adadaki iki toplumun ortak bayrağının "tarafsız" olması gerektiği düşünüldüğünden, Türk ve Yunan bayraklarındaki kırmızı ve mavi renklerden özellikle kaçınıldı. Barışı simgeleyen beyaz zemin üzerine Kıbrıs adasının haritası, antik çağlardan beri işletilen ve adaya adını veren bakır madenlerini simgeleyen sarı renkle (pantone 144-C) temsil edilmiştir. Haritanın altında yine barışı temsil eden ve adada bol bulunan bir bitki olan iki yeşil (pantone 336-C) zeytin dalı bulunur. Bayrağın ebatı 3:5 oranındadır.

Coğrafya

Larnaka  Tuz  Gölü

Kıbrıs Adası, İtalya’ya bağlı Sardinya ve Sicilya adalarından sonra Akdeniz’in en büyük üçüncü adasıdır. Akdeniz’in kuzeydoğusunda yer alır. Kuzeyinde 65 km mesafe ile Türkiye, doğusunda 112 km mesafe ile Suriye, 267 km ile İsrail, 162 km ile Lübnan, güneyinde 418 km ile Mısır; kuzey batısında ise, 274 km ile Yunanistan yer almaktadır.

Kıbrıs, 30°33′ ve 35°41 enlemleri ile 32°23′ ve 34°55′ boylamları arasında yer almaktadır. Yüzölçümü yaklaşık 9.251 km²’dir. Bunun 3.355 km²’lik bölümü de facto olarak kurulmuş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yönetimindedir. Kıbrıs’ın genişliği en çok 225 km, en az 43 km’dir. Adanın en yüksek noktası, 1.953 metre yükseklikteki Trodos Dağlarıdır. Ada, Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarının geçiş noktasında ve eski büyük uygarlıkların yer aldığı Orta Doğu ve Anadolu bölgelerinin kesişimindedir.

Ada, Akdeniz ikliminin etkisi altındadır. Yazları sıcak ve kurak, kışları ise ılık ve az yağışlı geçer. Yağışlar alçak kesimlerde yıllık 300 mm iken Trodos dağlarında yıllık 1000 mm’yi bulmaktadır. Trodos Dağları kışın kar tutabilmektedir. Sıcaklık ender olarak 0 derecenin altına düşmektedir. Ortalama sıcaklıklar ise yazları 20-30 °C, kışları ise 5-15 °C arasında değişmektedir. Bitki örtüsü ise küçük çalılıklardan oluşan makidir. Köylerde yaşayan halk tahıl üretimi, bağcılık yapar ve turunçgillerden meyve yetiştirmekle uğraşır. Buğday ve arpanın yanı sıra portakal, mandalina ve dağların eteklerinde de üzüm yetiştiriciliği yapılır.

En yaygın orman tipi ağaç türleri çam, selvi, meşe ve sonra dan adada yetiştirilen okaliptüstür. Ada, yapı ve yeryüzü şekilleri ile Anadolu yarımadasının Toros sistemi içinde kabul edilmektedir. Anadolu’ya bağlı olan adanın temeli batıda ve güneyde 2000 metreden daha derin denizaltı çukurlarıyla çevrilmektedir.

Kıbrıs Adası coğrafi konumi nedeni ile Afrika ve Avrupa kıtaları arasında kuş türlerinin konaklama ve geçiş noktasıdır. Adada bulunan yaklaşık 350 tür hayvandan 7’si endemiktir. Ayrıca 26 çeşit tür sürüngen de yaşamaktadır. Kıbrıs ilk çağ dönemlerinde nerede ise temelli ormanlık alanlarla kaplı iken, bakır madenleri ve ormanı bulunmayan ülkelere odun satılması nedeni ile günümüzde ormanlık alanları tahribata uğramıştır.

Kıbrıs’ın sahil kıyıları, aşağı yukarı yüz milyon senedir Chelonia ve Caretta caretta kaplumbağaları tarafından ziyeret edilmektedir. Bu canlılar yumurtlamak için Mayıs ve Ağustos ayları arasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kumsallarına gelmektedirler.

Adanın kuzeyinde doğal mağaralar da bulunmaktadır. Sarkıt ve dikitleri ile İncirli Mağarası, İnönü’deki Sütünlu Mağara, olmak üzere 85 adet civarında doğal mağara bulunmaktadır.

Tarih

Osmanlı dönemi

Osmanlı İmparatorluğu'nda denizci olan Piri Reis'in Kitab-ı Bahriye adlı eserinde yer verdiği tarihi Kıbrıs haritası

Kıbrıs, Osmanlı İmparatorluğu’nun kontrolüne geçmeden önce, Doğu Akdeniz’deki Osmanlı’ya ait gemilerine akın yapan Hıristiyan korsanlarının sığınağı haline gelmişti. Bu korsanlar genellikle deniz ticaret gemilerine ve hacca giden yolculara saldırarak buradaki yol güvenliğini yok etmekteydi. Bu gibi nedenlerden dolayı Kıbrıs’ın alınması gerekli görüldü.

Kıbrıs, Lala Mustafa Paşa komutasındaki ordu ve Piyale Paşa komutasındaki donanma ile birlikte yaya 60.000 kişiden oluşan Osmanlı Ordusu, 2 Temmuz 1570’te Limasol’a çıkması ve 4 Ağustos 1571’de Mağusa’nın Venedikli Mağusa Kale Komutanı Bragadino’nun beş maddelik bir antlaşmayla kaleyi teslim etmesiyle sonuçlanan bir seferle Osmanlı İdaresine girdi. Kıbrıs’ın ele geçirilmesiyle Osmanlı İmparatorluğu, Doğu Akdeniz’e tamamen hâkim oldu.

15 Eylül 1570 tarihinde Lala Mustafa Paşa, tören ile Lefkoşa şehrine girmiştir. Kıbrıs ele geçirildikten sonraki tarihte adada çok az sayıda Ortodoks Rum vardı. Çünkü Venedikliler Katolik idi ve Ortodoks Kilisesi’ne yaşama hakkı tanımıyordu. Osmanlı Devleti Ortadokslara serbestçe kilise kurma ve gelişme imkânı sağladı. Böylece adada Katolik Kilisesi etkinliğini kaybetti ve Ortodoks Kilisesi gelişti.

1571 yılında Kıbrıs’ta yapılmış bulunan nüfus sayımında yerli halkın nüfusu 150.000’dir. Burada bulunan Türk askeri ise 30.000 kadardır. Adanın tamamının kontrol edilmesinin ardından Karaman’dan adaya göç ettirilen Türkler ve Beyşehir, Ürgüp, Niğde, Aksaray, Akşehir, Maraş gibi Anadolu’nun orta kesiminde kalan şehirlerinden aileler getirilerek yerleştirilir. Bugün adada yaşayan Kıbrıs Türklerinin (Kıbrıs Harekâtı’ndan sonra Türkiye Cumhuriyeti’nden gelenler hariç) soyu bu Osmanlı idaresinde adaya gönderilen Türklerden gelmektedir.

1831 senesinde sadece erkeklerin sayıldığı Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk büyük ölçekli nüfus sayımında ada üzerinde 14.983 Müslüman ve 29.190 Hıristiyan yaşadığı ortaya çıktı. 1872’de yapılan sayımda adanın nüfusunun 144,000 olduğu, Müslümanların sayısının 44.000’e ve Hıristiyanların ise 100.000’e arttığı belirlendi.

Birleşik Krallık dönemi

Günümüzde Birleşik Krallık'ın yönetimindeki Ağrotur ve Dikelya üslerinde 10.000 Birleşik Krallık askeri ve sivil personel ile bunların aileleri yaşamaktadır

93 Harbi’nde Rus İmparatorluğu karşısında yenilen Osmanlı, Ruslara karşı fazla ödün vermemek amacıyla , Birleşik Krallık’in isteği üzerine ada 92.799 sterline 4 Haziran 1878 tarihinde imzalanan Kıbrıs Sözleşmesi ile kiralandı. Osmanlı mülkiyeti devam ediyor sayılmakla birlikte, yönetim tamamen Birleşik Krallık’a geçti. Birleşik Krallık adayı "Komiser" diye tabir ettiği yüksek rütbeli yöneticilerle idare etmiştir. 1914’te başlayan I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı’nın Birleşik Krallık karşısındaki Almanya’nın yanında savaşa girmesi üzerine Birleşik Krallık adayı ilhak edip adaya vali tayin etti. 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması’nın 21. Maddesi gereğince, Birleşik Krallık’a ilhakı tanındı. 1925 yılında Kıbrıs Crown Colony olarak ilan edildi ve adaya ilk Türkiye Cumhuriyeti konsolosu atandı.

Ocak 1950 tarihinde Doğu Ortodoks Kilisesi, Kıbrıs Türk toplumunun boykot ettiği bir referandum düzenledi. Referandumun sonucunda, katılan halkın %90’ı Kıbrıs’ın Yunanistan ile birleşmesi düşüncesi olan enosis lehinde oy verdi. 1955’te Kıbrıs Rumlarının kurduğu EOKA örgütü Birleşik Krallık kuvvetlerini adadan çıkarmak için silahlı eylemlere başladı. Bu zaman zarfında Kıbrıs Türkleri de silahlanmaya başladı ve Birleşik Krallık adanın tüm bölümünü kontrolde tutmakta zorlanıyordu. Bu tarihten itibaren taksim isteğinde bulunan Türkler ile enosis isteyen Rumlar birbirleri ile çatışmaya başladı.

Bağımsızlık

Kıbrıs Cumhuriyeti (1960)

1964 yılında Birleşmiş Milletler tarafından topluluklar arası çatışmaları engellemek amacıyla kurulmuş olan UNFICYP, 1974'ten beri adayı ikiye bölen Yeşil Hat üzerindedir.

16 Ağustos 1960 tarihinde Kıbrıs; Yunanistan, Türkiye ve Birleşik Krallık’ın "Kuruluş, İttifak ve Garanti" adındaki üç anlaşmayı imzalaması ile bağımsızlığını kazandı. Birleşik Krallık, Ağrotur ve Dikelya adlı adanın %3’üne tekabül gelen askerî üsleri aldı. Devlet dairelerinde ise Rumlardan sonra en büyük etnik topluluğu oluşturan Türkler veto hakkına sahip oldu ve parlamento ile yönetimde %30’luk hakka sahip oldular. Üç devlete ise garantörlük hakkı verildi.

30 Kasım 1963 tarihinde Kıbrıs Cumhuriyeti cumhurbaşkanı III. Makarios, Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nda siyâsî kurumların yapılanması ve teşkilatlanma hakkındaki on üç maddelik bir değişiklik önerisinde bulundu. Kıbrıs Türkleri bu değişikliklerin kendi haklarını kısıtladığını savunarak karşı çıktılar. Bu değişiklik süreci içerisinde Kıbrıs Türkleri bu öneriye karşı çıktı. Bunun üzerine, 21 Aralık 1963 günü, iki Kıbrıs Türkünün üzerine ateş açılarak öldürülmesi üzerine toplumlararası çatışmalar başladı ve sonunda Kıbrıs Türkleri, Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki idarî ve siyâsî yapılanmadan çekildiler.

Birleşmiş Milletler’in Kıbrıs’taki Birleşmiş Milletler Barış Gücü (UNFICYP) ada üzerindeki önemli noktalara Kıbrıs Türkleri ile Kıbrıs Rumları arasındaki çatışmaları engellemek amacıyla konuşlandı.

Bölünme

1970’li yılların başlarında Yunanistan’ı kontrol eden askerî cunta yönetimi, II. Makarios’un tutumları ve Enosis’in yolunda ilerleme olmamasından dolayı memnun değildi. Cunta, 15 Temmuz 1974 tarihinde Kıbrıs Ulusal Muhafız Birliği’ne bu birliğin komutanının görevinden alınmasını ve adanın kontrolünü Yunan subayların bulunduğu bu birliğin almasını istedi. Birlik aynı gün Lefkoşa’daki Başkanlık Sarayı’nı bastı ve II. Makarios görevden alındı. Nikos Sampson yeni hükûmetin cumhurbaşkanı olduğu dünyaya ilan edildi. Her ne kadar milliyetçi Rumlar tarafından darbe yapılsa da Yunanistan ile birleşmedi, Kıbrıs’ın bağımsızlığı devam etti ve bağımlı bir yönetim olmadı. Türkiye Cumhuriyeti, gerçekleştirilen darbe nedeniyle Zürih ve Londra Antlaşması’nın IV. maddesine istinaden gerçekleştirdiğini savunarak Kıbrıs Harekâtı’na girişti.

1974'teki Kıbrıs Harekâtı sonunda ölen Türk askerlerin bulunduğu Karaoğlanoğlu Şehitliği'ndeki giriş tabelası. 8 subay, 5 astsubay, 57 erbaş ve er olmak üzere toplam 70 askerin mezarı bulunmaktadır

Uluslararası baskılar sonucunda ateşkes ilan edildi ve adanın %37’si Türkler’in kontrolüne geçti. 170.000 civarındaki Kıbrıs Rumu kuzeyde bulunan evlerinden göç ettirildi, 50.000 Kıbrıs Türkü ve daha sonra da Türkiye’nin teşviki ile Türkiye’den gelen göçmenler ise bu evlere yerleştirildi. 1983 tarihinde Kıbrıs Türkleri tek taraflı olarak sadece Türkiye tarafından tanınan bağımsızlıklarını ilan ettiler. Günümüzde, savaş sonucunda 1.534 Kıbrıs Rumu ve 502 Kıbrıs Türkü hâlâ kayıptır. 1974 yazında ada üzerindeki bu gelişmeler, Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde tek hakim konu oldu. Ayrıca günümüzde Türkiye’den gelmiş yaklaşık 100,000 kişinin Cenevre Antlaşması ve çeşitli BM kararlarını ihlal ederek ada üzerinde yaşadığı düşünülmektedir. Kıbrıs hükûmeti, kuzeydeki toprakların kontrolünü kaybettikten ve Türk idaresi altına girmesinden sonra kuzeydeki tüm liman ve hava alanlarının uluslararası ticaret ile ulaşıma kapalı olduğunu ilan etti. Yönetim, adanın kuzeyindeki idareyi günümüzde de Türk işgali altındaki bölge olarak kabul eder.[

Yakın tarih

De facto olarak kuzey ve güney olarak iki ayrı parçaya bölünmesine rağmen de jure olarak cumhuriyet tüm adanın hakimidir. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasal bir demokrasi üzerine kurulu yapısı ekonomik bakımdan refah bir durumda ve iyi bir alt yapısı vardır. Avrupa Birliği ve diğer uluslararası örgütler tarafından Birleşmiş Milletler’in bir parçası ve adanın tek meşru yönetimi kabul edilir. Sadece Türkiye tarafından tanınan adanın kuzeyi Türkiye’nin yardımları ile varlığını sürdürmektedir. Son birleşme girişimi 2004 tarihindeki Annan Planı ile oldu. 24 Nisan 2004 tarihinde yapılan referandumda Kıbrıs Türklerinin destek oyuna rağmen Kıbrıs Rumları tarafından reddedildi.

Temmuz 2006 tarihinde ada, Hizbullah ve İsrail arasındaki çatışmalardan kaçan kişiler için ilk sığınaklardan biri oldu.

Mart 2007’de BM kontrolündeki Yeşil Hat üzerindeki Kıbrıs Rumları ile Kıbrıs Türklerini ayıran Lokmacı Kapısı yıkıldı. Adanın 32 yıllık tarihinde yer etmiş olan kapı, Lefkoşa kentini ikiye ayırıyordu. 3 Nisan 2008’de Türk ve Rum yetkililerin bulunduğu bir törenle açılışı gerçekleşti. 26 Haziran 2009 tarihinde Kıbrıs müzakereleri kapsamında 34. kez bir araya gelen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas Erenköy’de bulunan Yeşilırmak Sınır Kapısı’nın açılacağını duyurdular. Gerekli altyapı çalışmalarının gerçekleştirilmesinden sonra yedi aylık bir süre zarfında faaliyete geçeceği açıklandı.

Yönetim

Kıbrıs Cumhuriyeti, başkanlık sistemi ile yönetilmektedir. cumhurbaşkanı ve hükûmet, bir beş yıllık dönem için evrensel oy yönetimi ile halk tarafından seçilirler. Ülkede yasama organı Temsilciler Meclisi , yürütme organı cumhurbaşkanı ile hükûmettir. Hem yürütme ve yasama organıyla yargının bağımsızlığı güvence altına alınmıştır.

1960 Anayasası, yasama, yürütme ve yargı alanında ülkedeki başlıca iki etnik nüfus bakımından kontrollü bir şekilde Kıbrıs Rumı ve Kıbrıs Türklerinin eşit haklara sahip bir siyâsî düzeni savunuyordu. Türk-Rumlar tarafından ortak yönetilecek bağımsız cumhuriyette , cumhurbaşkanı Rum olacak; cumhurbaşkanı yardımcısı ise Türk olması kararı alınmıştı. Aynı zamanda başkan ve başkan yardımcısı, herhangi bir anayasa değişikliğinde veto haklarına sahip oldukları gibi aynı yetkilere sahiptiler. Kıbrıs Temsilciler Meclisi; 32 Rum, 24 Türk ile 3 diğer azınlık üyelerinden ve Bakanlar Kurulu ise 7 Rum, 3 Türk’ten oluşuyordu. 1963-1964 olaylarının çıkmasından sonra Kıbrıs Türkleri idari ve siyasî yapılanmadan çekildi. Günümüzde bu neden yüzünden başkan yardımcılığı boş durmaktadır.

1974’ten itibaren ada, kuzeyindeki üçte birlik bölümünde Kıbrıs Türkleri, geri kalan üçte ikisinde ise Rumların yaşadığı iki ayrı kesime bölündü. 1983 tarihinde Kıbrıs Türkleri, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ilan etti. 13 Mayıs 1984’te de Güvenlik Konseyi 550 sayılı kararı ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilanını ayrılıkçı bir hareket olarak tanımladı. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi Türkiye’nin "işgali" altında olduğunu nitelendirdi. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti günümüzde bağımsızlığı sadece Türkiye Cumhuriyeti dışında hiçbir ülke tarafından tanımayan de facto bağımsız bir cumhuriyet konumundadır. Adanın kuzeyi de jure olarak Kıbrıs Cumhuriyeti’ne ait kabul edilir.

17 Şubat 2008 tarihindeki seçimlerde AKEL’in genel sekreteri ve adayı Dimitris Hristofyas Kıbrıs Cumhuriyeti’nin altıncı cumhurbaşkanı oldu. Şubat 2003’ten beri ise Demokrat Parti’nin adayı Tasos Papadopulos cumhurbaşkanlığı yapıyordu.

İdari yapılanma

Kıbrıs Cumhuriyeti Lefkoşa, Mağusa, Girne, Larnaka, Limasol ve Baf olmak üzere altı bölgeye ayrılır: Bölgeler, hükûmet tarafından atanılan bir kaymakam ile yönetilir.

tb

1974’teki Türk Silahlı Kuvvetleri’nin adaya düzenlediği Kıbrıs Harekâtı sonrası Lefkoşa ve Mağusa Bölgesi’nin büyük bir kısmı , Girne Bölgesi’nin tamamı ve Larnaka Bölgesi’nin bir kısmı adanın kuzeyindeki de facto yönetimin kontrolündedir. Adanın kuzeyindeki yönetim tarafından Lefkoşa Bölgesi’nin bir kısmından Güzelyurt İlçesi ve Mağusa Bölgesi’nin bir kısmından ise İskele İlçesi oluşturulmuştur.

Dış politika

Uluslararası üyelikler

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin üyesi olduğu uluslararası kuruluşlar: Avustralya Grubu, İMT, AK, ODGP, AİKB, AYB, AB, FAO, IAEA, IBRD, ICAO, UTO, UCM, USK, UKB, IFAD, UFK, UHÖ, ILO, IMF, UMÖ, Interpol, IOC, IOM, PAB, ITU, MIGA, NAM, NTG, KSYÖ, AGİT, PCA, BM, UNCTAD, UNESCO, UNHCR, UNIDO, UPU, WCL, WCO, WFTU, WHO, WIPO, WMO, WToO, WTO.

"Güney Kıbrıs Rum Yönetimi" adlandırması

Bölünmenin ardından meşruiyetini koruyan Kıbrıs Cumhuriyeti; Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Azerbaycan tarafından sadece güneyin egemenliğini kontrol ettiği için Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ya da sadece Kıbrıs Rum Kesimi olarak adlandırılır. Bu isimleri dünya üzerinde sadece Türkiye ve de facto bir ülke olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kullanmaktadır. Uluslararası statüde bir geçerliği yoktur.

Mevcut Kıbrıs Cumhuriyeti hükûmeti, tüm adanın hâkimi olduğunu, kuzeyde kalan topraklarının Türkiye’nin işgali altında olduğunu iddia eder. Ayrıca kontrolü dışında olan ve hak iddia ettiği kuzey topraklarının siyasi tüm temsilcilerini, vatandaşlarına seçtirmekte ve kendisi atamaktadır.

1960 kurucu anayasasında birçok değişiklik yapıldığı halde adanın tek egemeni olarak kendilerini göstermek adına çift resmi dil gibi bazı önemli konularda değişiklik yapılmadı. 2004 yılında Avrupa Birliği üyesi olan ülke, sadece Lefkoşa, Limasol, Larnaka ve Baf bölgelerini yönetebilmektedir. Adanın iki tarafını birleştirmek için yapılan çalışmalardan sonuncusu Annan Planı’nın, Kıbrıs Türkleri tarafından referandumda kabul edilmesine rağmen, Kıbrıs Rum halkı referandumda reddedince adanın birleşmesi gerçekleşmedi.

"Ελληνικό Τμήμα της Νοτιάς Κύπρου ya da Ρωμαίικο Τμήμα της Νοτιάς Κύπρου", Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin Yunancadaki karşılığıdır. Rum yönetimi bu ifadeyi kullanmamakla birlikte, kendilerini adanın tek hâkimi olarak "Kıbrıs Cumhuriyeti Hükûmeti / Κυβέρνηση της Κυπριακής Δημοκρατίας" (Kivernisi tis Kipriakis Dhimokratias) olarak tanımlarlar. Türkiye ve KKTC dışında bütün ülkeler, bu ülkenin resmi adını Kıbrıs Cumhuriyeti olarak kabul etmiştir. Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ise BM nezdinde tanınan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin adanın tamamı üzerindeki egemenlik iddiasını reddetmektedir. Diğer dünya devletleri ise KKTC’nin yönettiği bölgenin Türkiye’nin işgali altında olduğunu kabul etmektedir.

Ordu

Kara kuvvetleri, hava kuvvetleri ve deniz kuvvetlerinden oluşan birleşmiş silahlı kuvvetleri olan Kıbrıs Ulusal Muhafızı, aktif görevliler, rezerveler ve milislerden oluşmaktadır. Bunun dışında Yunanistan Silahlı Kuvvetleri adada ELDYK (Ελληνικές Δυνάμεις Κύπρου, ΕΛΔΥΚ) konuşlandırmaktadır. Fakat ELDYK, Kıbrıs Cumhuriyeti askeriyesinin bir parçası sayılmamaktadır.

Demografi

Bağımsızlık ilanından sonra ada üzerindeki ilk nüfus sayımı Aralık 1960 tarihinde gerçekleştirildi. Tüm adayı kapsamak üzere toplam nüfusun 573.566 olduğu ortaya çıktı. Kıbrıs Rumları %77’lik bir pay ile en büyük etnik nüfustu ve Kıbrıs Türkleri ise %18’lik bir nüfusa sahipti (diğer milletler %5’lik kısmı oluşturuyordu). Ada üzerindeki son toplu nüfus sayımına göre (Nisan 1973), Kıbrıs’ın nüfusu 631,778 olduğu ve Kıbrıs Türklerinin ise %19’luk bir paya sahip olduğu tahmin edildi (yaklaşık 120,000).

Adanın fiilen bölünmesinden sonraki 1976-2001 yılları arasında Kıbrıs Cumhuriyeti hükûmeti tarafından yürütülen nüfus sayımları kapalı olarak gerçekleştirildi, adanın kuzeyindeki nüfus ise Kıbrıs Cumhuriyeti İstatistik Servisi tarafından ikamet verileri, nüfus artış oranları ve göç verilerine göre tahmin edilmeye başlandı. Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından yürütülen 2001 nüfus sayımlarında Kıbrıs hükûmeti kontrolündeki alanın nüfusunun 703.529 olduğu belirlendi. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde Kıbrıs Cumhuriyeti İstatistik Servisi raporlarında adanın %11’lik kısmını oluşturan 87.600 Kıbrıs Türkünün yaşadığı tahmin edildi.

Kıbrıs Cumhuriyeti İstatistik Servisi tarafından son mevcut tahminlere göre 2006 yılı sonundaki nüfus, Kıbrıs hükûmeti kontrolündeki alanda %89,8 (778.700) ve Kıbrıs Türklerinin yaşadığı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde %10.2 (88.900) olmak üzere toplam 867.600’dür.

Avrupa Birliği Eurostat araştırmasına göre Kıbrıs adasında (genel olarak yaşayan insanların % 67 Rum,% 33 Türk ve az sayıda İngiliz vatandaşı ve maruni yaşadığı belirlenmiştir.

Din

Adada İslam, Ortodoks Hristiyanlık ve Protestan Hıristiyanlık olmak üzere üçe ayrılır. Adada bulunan Türklerin İslam’a, Britanyalı askerler ve Rum halkı ise Hristiyanlığa inanmaktadır.

Eğitim

Kıbrıs Üniversitesi

Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Eğitim Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Eğitim ve Kültür Bakanlığı tarafından denetlenmektedir.

Eğitim sistemi okul öncesi eğitim (3-6 yaş), ilköğretim (6-12 yaş), ortaöğretim (12-18 yaş) ve yükseköğretim (18+ yaş) olarak dörde bölünmüştür. Tam gün eğitim 5 ve 15 yaşları arasındaki tüm çocuklar için zorunludur. Yüksek öğrenim dahil olmak üzere devlet tarafından sağlanan eğitim vergilerle ödenir.

Orada onaylı bağımsız okullar paralel sisteme aittir ve veliler herhangi bir uygun yolla çocuklarını eğitmek için seçebilir. Özel okul ve üniversite ücretleri genellikle devlet kapsamında değildir.

Yükseköğretim dört yıllık lisansla başlamaktadır. Lisansüstü derece yüksek ve araştırmayla öğretilen derecelerdir ve genellikle en az üç yıl sürmektedir. Üniversiteler derece vermek amacıyla akreditasyon gerektirir.

Ekonomi

Kıbrıs Cumhuriyeti ekonomisi 21. yüzyıl başlarında başarılı ve çok yönlü olmuştur. Bununla beraber, ülke 2012 yılından itibaren Avrupa borç krizinden etkilendi, 2012-13 Kıbrıs finansal krizinde hükûmet ülkenin en büyük ikinci bankası Laiki Bankası’nı kurtarmak için dış yardıma ihtiyaç duydu, Eurogroup’la yapılan anlaşmada çeşitli önlemler alınması karşılığında 10 milyar euro’luk bir kurtarma paketi verildi. 2017 IMF tahminlerine göre, kişi başına düşen millî gelir satın alma gücü dikkate alınarak $36,442’dir, bu gelir Avrupa Birliği ortalamasının altındadır. Kıbrıs, yüksek potansiyelli bir altyapıya sahip olmasından dolayı denizaşırı işletmeler için yatırım bölgesi olarak görülmektedir. Kıbrıs hükûmetinin ekonomi politikası, daha çok Avrupa Birliği’nin kiterlerini karşılama yönlü ilerlemektedir. Avrupa Birliği’ne katılımın gereği olarak yeni üye ülkeler ile birlikte 1 Ocak 2008 tarihinde Avro ekonomik bölgesine dahil oldu. Son yıllarda, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Mısır hükûmetleri arasında petrol arama görüşmeleri başladı. Bununla doğru orantılı olarak geçen senelerde Mısır ve Lübnan’la deniz bölgesinde petrol ve doğal gaz yataklarından istifade edilecek "münhasır ekonomik bölgeleri" belirleyecek bir tür anlaşmalar imzaladı. Özellikle Kıbrıs ve Lübnan, önemli miktarda petrol ve doğal gaz yatakları olduğuna inandıklarını açıklamalarında belirtti. Ancak Türk Deniz Kuvvetleri, adanın kuzeyinde fiili bir yönetim bulunması gerekçesiyle petrol aramalarına izin vermedi. Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bölge üzerinde petrol aramalarına şiddetle karşı çıkmakta ve Ağustos 2007 tarihinde adanın kuzeyinde petrol aramak için kendi hükûmetlerine bağlı Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na yetki verdi.

1959 tarihli Zürih-Londra Antlaşması’na göre tüm adanın doğal zenginliklerine Kıbrıs Türkleri de ortaktır ve bu nedenle bu anlaşmanın garantörü (koruyucusu) olarak Türkiye petrol kaynaklarını Rum kesiminin tek başına kullanmasına izin vermemektedir.

2008 senesinde gayrisafi millî hasıla % 3.7 oranında büyüdü.[ ve ülkenin 2007 yılında satın alma gücü paritesine göre gayrisafi millî hasılası ise $21.382 milyardır. 2008 tarihinde IMF tarafında dünyanın gelişmiş ekonomiye sahip 32 ülkesinden biri olarak gösterildi. Aynı zamanda IMF verilerine göre 2009 finansal krizinde sürekli büyüme içerisinde olacak tek gelişmiş ekonomi olacağı belirtildi. Eurostat’ın Haziran 2009 tarihinde açıkladığı rapora göre Kıbrıs’taki verginin gayrisafi yurt içi hasılaya genel oranı, 2006 oranlarına göre % 5 artış göstererek % 41,6 oldu. İşsizlik oranı ise Mayıs 2009’a göre %5.3’tür. Nisan 2009 tarihinde bu oran %5.1 idi. Erkeklerde oran %5.2 iken bayanlarda ise %5.4 civarındadır. 2009’un ilk çeyreğinde Eurozone’un Gayrisafi Yurt Hâsıla Endeksi olumlu olan tek EMU ülkesi Kıbrıs Cumhuriyeti oldu. 2008’in dördüncü çeyreğiyle karşılaştırıldığında 2009’un ilk çeyreğinde oran değişmezken senelik esasta % 1,5 oranında arttı. Adanın kuzeyindeki de facto yönetim Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kişi başına düşen millî geliri ise 2008 verilerine göre $15,984’dır. 2007’de ise $14,047 idi.

Mutfak

Kıbrıs cumhuriyeti mutfağ

Kuzey Kıbrıs’ta olduğu gibi Güney Kıbrıs’ta da hellim peyniri meşhurdur. Deniz ürünleri ve balık da mutfağın ana unsurlarındandır. Bu grup içinde en çok tüketilen gıdalar kalamar, ahtapot, barbun ve çipuradır. Patates salatası, karnıbahar ve pancar turşusu ve kuşkonmaz geleneksel mutfağın olmazsa olmazlarındandır. Kurutulmuş kişniş tohumu ile marine edilmiş biftek, “lountza” isimli domuz pirzolası, ızgara külbastı, domuz ve tavuğun ızgarada pişirilmesiyle elde edilen “souvlaki”, bulgurdan yapılan “pourgouri”, “sheftalia” isimli bağırsak dolma en popüler yemekleri arasındadır.

Taze sebze ve meyvenin bolca bulunduğu adada, bu ürünler yerel mutfak için önem taşır. En çok kullanılan sebzeler; kabak, yeşil biber, bamya, yeşil fasülye, enginar, havuç, domates, salatalık, marul, asma yaprağı ve bakliyattır. Meyveler ve kuruyemişler de mutfakta sık kullanılır.

Festivaller

Kıbrıs festivali

Güney Kıbrıs’ta her yıl düzenlenen Limasol Karnavalı şehrin en önemli festivallerinden biridir. Bunun dışında Lefkoşa’da ekim ayında düzenlenen Kıbrıs Uluslararası Film Festivali de önemli bir kültürel etkinliktir. Limasol’de yine sonbaharda düzenlenen şarap festivali uluslararası katılım almaktadır. Güney Kıbrıs’ta düzenlenen diğer festivaller Çiçek Festivali (Mayıs), Shakespeare Geceleri Berengaria, Uluslararası Müzik Festivali (Nisan), Lemesos Uluslararası Belgesel Festivali (Ağustos), Larnaka Klasik Müzik Festivali (Nisan) ve Limasol Bira Festivali’dir (Temmuz).

İklim

Ada, Akdeniz ikliminin etkisi altındadır. Yazları sıcak ve kurak, kışları ise ılık ve az yağışlı geçer. Yağışlar alçak kesimlerde yıllık 300 mm iken Trodos Dağlarında yıllık 1000 mm’yi bulmaktadır. Trodos Dağları kışın kar tutabilmektedir. Sıcaklık ender olarak 0 derecenin altına düşmektedir. Ortalama sıcaklıklar ise yazları 20-30 derece, kışları ise 5-15 derece arasında değişmektedir.

Kıbrıs Cumhuriyeti Türk Temsilciliği

Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Türk Temsilciliği bulunmamaktadır.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Kenya Cumhuriyeti

Kenya Cumhuriyeti

Başkent Nairobi
Resmî diller Svahili, İngilizce
Yönetim Şekli Parlamenter Cumhuriyet
Yüzölçümü 580.367 km²
Nüfus 45.925.301
Nüfus Yoğunluğu 79,1 kişi/km²
Para birimi Kenya şilini (KES)
Zaman dilimi (UTC +3)
Telefon kodu +254
İnternet TLD .ke

Kenya ya da resmi adı ile Kenya Cumhuriyeti, Afrika kıtasının doğusunda yer alan bir ülkedir. Ülkenin sınır komşularını Etiyopya, Somali, Tanzanya, bir kısmı Victoria Gölü ile olmak üzere Uganda ve Güney Sudan oluşturmaktadır. Bunun haricinde ülkenin güneydoğusunda Hint Okyanusu yer almaktadır. Ülkenin başkenti Nairobi’dir.

Ülke ismi Kenya Dağı’ndan gelmektedir. Bantu dillerinden bir tanesi olan Kikuyu dilinden gelen Kere-Nyaga kelimesi yaklaşık olarak beyaz dağ anlamına gelmektedir. Önceleri Kenya Dağı’na verilen bu isim daha sonraları ülkenin tamamı için kullanılmıştır.

Kenya bayrağı

Kenya bayrağı günümüzdeki hali ile ilk olarak 12 Aralık 1963 tarihinde göndere çekilerek resmi olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Bayrak, yatay geniş şeritleri oluşturan siyah, kırmızı, yeşil ile yatay dar şeritleri oluşturan beyaz renkten oluşmaktadır. En üstte bulunan siyah renk ülkedeki siyah halkı temsil ederken, kırmızı renk sömürgecilik ve kölelik döneminde cesurca savaşılan ve bu uğurda akıtılan kanı, yeşil renk ise ülkenin sahip olduğu ormanları ve ovaları ifade etmektedir. Bu üç rengi birbirinden ayıran dar beyaz şeritler ise siyahi halkın geçmişi ve geleceği arasındaki barışı ile halkların birliğini sembolize etmektedir. Bayrağın tam ortasında bulunan Masailerin kullandığı geleneksel Masai kalkanı ve arkasında çapraz bir şekilde konumlandırılan ve birbiriyle kesişen iki adet mızrak ise halkın özgürlüğünü koruyabilmek adına verdiği mücadelesini sembolize etmektedir.

Kenya arması

Kenya arması

Kenya armasında Masailerin geleneksel savaş aletleri olan kalkan ve kalkanın arkasında çapraz olarak konumlandırılmış iki adet mızrak bulunmaktadır. Kalkanın iç kısmı Kenya bayrağının renklerini taşımakta olup, orta bölümünde ayağında balta tutan gümüş renkli horoz bulunmaktadır. Kalkanın her iki tarafından da tutan, dilleri kırmızı iki adet aslan yer almaktadır. Arka patileri üzerinde kayalık bir heykel altlığı üzerinde duran aslanlar ön patilerinden biriyle kalkanı tutarken, diğer ön patileri ile mızrağı tutmaktadırlar. Alt bölümde yer alan kayalık heykel altlığı bölümünde ayrıca Kenya’da bulunan yerel bitkiler ve meyveler olan kahve bitkisi, çay bitkisi, pire otu, sisal, mısır ve ananas yer almaktadır. Armanın en altında yer alan slogan bandında ise ülkenin İngilizce ile birlikte resmi dili olan Svahili dilinde Beraber çalışalım! (Harambee) yazmaktadır.

Armada bulunan renkler Kenya bayrağında olduğu gibi aynı anlamları içermekte olup, siyah Kenya halkını, kırmızı sömürgecilik döneminde bağımsızlık uğruna akıtılan kanı, yeşil doğal bitki örtüsü, orman ve ovaları, beyaz ise halkların barışını simgelemektedir. Kalkan içerisinde bulunan horoz ise ülke içerisinde var olan Kenya African National Union (KANU) partisinin de simgesi olup, ayrıca mutlu bir geleceğin ilanını ifade etmektedir. Aslanlar, ülkenin Büyük Britanya dönemindeki sömürgeciliği hatırlatmakta olup, her zaman güçlü ve uyanık olma gerekliliğini temsil etmektedir.

Tarih

Afrika’nın en eski yerleşim bölgelerinden biri olan Kenya’ya ilk Arap tüccarlar gelerek Malindi ve Monbana şehirlerini kurmuşlardır. Ülkeye gelen ilk Avrupalılar Portekizli gemiciler olmuştur. 18. yüzyılda Araplar Kenya’ya tekrar hâkim olmuşlar ve Portekizlileri bölgeden çıkarmışlardır. Bir İngiliz şirketinin Kenya’yı Araplardan kiralamasıyla ülke İngiliz sömürgesi olmuştur. 1952’de bağımsızlık hareketleri başlamış ülkede liderliğe getirilen Jomo Kenyattailk yıllarda tutuklanmış hapisten çıktıktan sonraysa Kenya’yı bağımsızlığına kavuşturmuştur.

Coğrafya

Nairobi Ulusal Parkı'ndaki  bir zürafa, arka planda Nairobi

Ülkenin toplamda sahip olduğu 3.457 km sınırın 867 km’si Etiyopya, 684 km’si Somali, 775 km’si Tanzanya, 814 km’si Uganda ve 317 km’si Güney Sudan ile oluşurken, ülkenin ayrıca Hint Okyanusu’nda 536 km’lik sahil şeridi bulunmaktadır.

Ülkenin merkezi bölgelerinde Rift Valley (Çatlak Vadisi) olarak adlandırılan ve Büyük Rift Vadisi’nin bir parçası olan derin vadiler yer almaktadır. Ülkenin en yüksek noktasını Kenya Dağı’nın zirvesini oluşturan ve 5.199 m yükseklikte bulunan Batian oluşturmaktadır. Ülkenin en alçak noktasını ise sıfır ile güneydoğu da kıyısı bulunan Hint Okyanusu sahil şeridi oluşturmaktadır. Ülkenin kıyı kesimlerinde koylar ve lagünler yer almaktadır. Sahilin güney kesimlerinde ise mercan resifleri gözlemlenebilmektedir. Ülkenin iç kesimlerinde batıya doğru ilerlendiğinde tepeler ve yaylalar gözlemlenebilmektedir.

İklim

Ülkenin iklimi genel olarak iki bölüme ayrılmaktadır. Kenya’nın 1.800 m’yi geçen yüksek arazilerinde Nisan-Haziran ayları ile Ekim-Kasım aylarında sağanak yağmur geçişleri gözlemlenebilmektedir. Söz konusu yağışlar genellikle günün öğlen, akşam ve gece döneminde yağmakta olup, geceleri oldukça serin geçebilmektedir. Bu bölgelerde en soğuk dönemler günlük en düşük 10 °C sıcaklıkların hissedildiği Temmuz ve Ağustos aylarıdır. Ocak ve Şubat aylarında en sıcak günler yaşanmakta olup, bu aylarda en yüksek 25 ile 26 °C sıcaklık değerleri ölçülebilmektedir. Ülkenin başkenti Nairobi’de Temmuz ayında sıcaklık değerleri 11 ile 21 °C arasında hissedilmekte olup, Şubat döneminde 13 ile 26 °C arası sıcaklıklar yaşanabilmektedir. Başkentte yıllık yağış ortalaması 958 mm seviyesindedir. Ülkenin bir kısmını elinde bulundurduğu Victoria Gölü kıyılarında sıcaklıklar daha yüksek ölçülebilmekte olup, aynı şekilde daha şiddetli yağışlar yaşanabilmektedir.

Ülkenin kıyı şeridinde sıcaklıklar 22 ile 32 °C arasında ölçülebilmekte olup, %75 oranında nem hissedilebilmektedir. Bu bölgelerde yağmur sezonu Nisan ile Haziran aylarında yaşanmakta olup, Ocak ve Şubat ayları kurak dönem olarak geçmektedir. Kıyı kesimlerinde en sıcak dönemler Ocak-Mayıs ile Ekim-Aralık aylarında yaşanmaktadır.

Bitki örtüsü ve yaban hayat

Kenya’da bitki örtüsü ve yaban hayat çok çeşitlilik arz etmektedir. Ülke genelinde gerçekleştirilen Safari turlarında birçok bitki ve hayvan gözlemlenebilmektedir. Afrika kıtasının Beş Büyük hayvanı olarak adlandırılan Afrika mandası, Afrika leoparı, aslan , Afrika fili ve kara gergedanı ülkede yaşamaktadır.

Afrika fili

Afrika mandası

Bunların haricinde ülke sınırları içerisinde yer alan ulusal parklarda çakal, serval, sırtlan, Afrika yaban köpeği, çita, duiker, oribi, yaban domuzu, su aygırı ve timsahın yanı sıra birçok sürüngen ve kuş türü de gözlemlenebilmektedir.

Etnik gruplar

Afrika'daki en büyük gecekondu mahallesi olan Kibera

Kenya genelinde 40’tan fazla etnik grup yaşamaktadır. Bu etnik gruplar da kendi içerisinde 50’den fazla dil ve lehçe kullanmaktadır. Ülkede yaşayan etnik grupların büyük çoğunluğu Bantu etnik grubuna üyedir. Ülkede en büyük etnik grubu Kikuyular oluşturmaktadır. Kenya’nın bağımsızlık mücadelesinde önemli rol oynayan Kikuyular nüfusun %22’sini oluştururken, en büyük ikinci etnik grup olan Luhyalar nüfusun %14’ünü oluşturmaktadır. Büyük çoğunluğu Kenya’nın batısında Victoria Gölü çevresinde yerleşik olan Luolar %13 ile Kenya’nın üçüncü büyük etnik grubunu oluşturlar. Kenya’da bunun haricinde Kalenjinler, Kambalar, Kisiiler, Merular ile birlikte diğer Afrika kökenli gruplar ve Afrikalı olmayan (Avrupalı, Arap) gruplar yaşamaktadır.

Din

Mwingi'de bir Cami

Ülke genelinde nüfusun %82,5’i Hristiyan dinine mensuptur. Bu oran içerisinde katolik mezhebine mensup hristiyanların oranı %23,3, protestan mezhebine mensup %47,4 ve diğer hristiyan mezhebine mensupların oranı da %11,8 düzeyindedir. İslamiyet ülke içerisinde en yaygın ikinci din konumunda olup, nüfusun %11,1’i islami inancına göre yaşamlarını sürdürmektedir. Bu iki dinin haricinde 2009 verilerine göre yerel dinlere ve diğer dinlere inanların mevcudiyetinin haricinde herhangi bir dine mensup olmadığını beyan eden küçük bir grupta mevcuttur.

Dil

1992 yılında kabul edilen anayasa sonucu Swahili dili de ülkenin İngilizce’nin yanı sıra diğer resmi dili olmuştur. Meclise seçilen üyelerin Swahili dil bilgisini kanıtlaması gerekmektedir ancak buna karşılık mecliste tüm kararlar İngilizce olarak yayımlanmaktadır. Kamu kurum ve kuruluşları ile birlikte mahkemelerin alt kanatlarında Swahilice ile iletişime geçebilme imkanı mevcut ancak buna karşılık yine tüm mahkeme kararları ile kamu kurum ve kuruluş dilekçeleri İngilizce olma zorunluluğu bulunmaktadır. Swahili dili ülkede resmi dilin yanı sıra ulusal dil olarak da kabul edilmektedir.

Bu iki dilin haricinde etnik gruplar arasında Kikuyuca, Kambaca, Luhyaca, Luoca, Kalenjince ve Turkanaca gibi farklı diller de ülkede konuşulmaktadır.

Sağlık

Ülkede temiz su kaynaklarına ulaşabilen nüfusun oranı genel Afrika ortalamasına göre yüksek düzeyde olup, 2015 tahmini verilerine göre nüfusun %63,2’si temiz kaynaklardan su temin edebilmektedir. Bunun yanı sıra nüfusun sadece %30,1’i tam teçhizatlı sağlık hizmetlerinden yararlanabildiği ülkede, nüfusun %69,9’u ilkel şartlarda sağlık hizmeti alabilmektedir. Ülke içerisinde ishal, hepatit, tifo, sıtma ,humma ve kuduz[1] çok sık görülen hastalıklar arasındadır. AIDS, Afrika kıtasının genelinin aksine düşük oranda görülmekte olup, bu oran 2014 verilerine göre %5,3 düzeyindedir.

Eğitim

Bir sınıfta okul çocukları

Kenya genelinde 15 yaş ve üzerinde olan nüfusta okuma yazma bilenlerin oranı 2015 verilerine göre %78 düzeyindedir. Bu oran erkeklerde %81,1 iken, kadınlarda %74,9 seviyesindedir. Ülkede öğrenim sisteminde 8+4+4 modeli uygulanmaktadır. Buna göre sekiz yıllık ilköğretim süresinden sonra dört yıl lise, dört yılda yüksek okul eğitimi alınmaktadır. Kenya’da ilköğretim mecburiyeti sekiz yıl olmasına karşılık kız ve erkek çocukların okuma gitme süresi bu sürenin de üzerinde genellikle on bir yıl olarak gerçekleşmektedir.

Kenya’da 2003 yılına kadar özellikle ilköğretim okullarında okul giderleri aynı zamanda ülkenin de sloganı olan Harambee (Türkçe:Hep birlikte çalışalım) sloganından yola çıkarak velilerin birlikte katkı sağlamaları ile yürütülmekteydi. Bu tarihte iktidara gelen hükumet seçim vaatlerinden birisi olması dolayısıyla ilkokullarda katkı payını kaldırarak ücretsiz yapmıştır. Bu karar ile birlikte maddi imkanları yetersiz olan aileler de çocuklarını okula gönderme imkanına sahip olmuşlardır.

Kenya’da güncel olarak yedi adet devlet üniversitesine sahiptir. Ülkede üniversitelerin yanı sıra birçok kolej de özel olarak eğitim vermektedir. Ülke genelinde başarılı olan öğrencilere devlet üniversiteleri için burs verilirken, bu gruba giremeyen daha az başarılı öğrenciler ücretli özel okullara gitmek durumda kalabilmektedir.

Ordu

Ülkenin silahlı gücü olan Kenya Defence Forces (KDF) Kenya Cumhuriyeti’nin ordusunu oluşturmaktadır. Ülkenin 1963 yılında bağımsızlığını kazanması sonrasında sömürgeci Büyük Britanya yönetimi tarafından doğu Afrika’da oluşturulan King’s African Rifles piyade birliklerinin bir bölümünden oluşturulan silahlı kuvvetler günümüzde 24.000 düzeyinde personele sahiptir. Bu personelin 20.000 gibi büyük bir oranı kara kuvvetlerinde yer almaktadır. Ülkede zorunlu askerlik bulunmamaktadır.

Ekonomi

Kenya'da tarımsal alanlar

Kenya nüfusunun yarısından fazlası tarım faaliyetlerinde bulunmaktadır. Ülke topraklarının sadece %20’si tarıma elverişli olmasına rağmen kısıtlı alanlarda özellikle kahve, çay, sisal ve pire otu ekimleri gerçekleştirilmektedir.

Tarımsal alanda gerçekleştirilen faaliyetlerin büyük bir bölümünü kişisel tüketimi karşılamak için gerçekleştirilen faaliyetler oluşturmaktadır. Bu bağlamda kişisel tüketimi karşılamak için ekilen ürünler arasında mısır, buğday, arpa, baklagiller, şeker kamışı, muz, pirinç, ananas ve pamuk çoğunluğu oluşturmaktadır.

Tarımsal faaliyetlerin yanı sıra hayvancılıkta toplum arasında yaygın bir konumdadır. Özellikle büyükbaş hayvan yetiştiriciliği önemli bir faaliyet konusudur. Büyükbaş hayvanların sütünden ve etinden faydalanılmaktadır. Bunun yanı sıra koyun ve keçi başta olmak üzere küçükbaş hayvan yetiştiriciliği de aileler tarafından gerçekleştirilmektedir. Ülke de belli bir miktarda deve yetiştiriciliği de gözlemlenebilmektedir. Kenya’da özellikle yumurta elde edebilmek adına kümes hayvanı yetiştirme faaliyetleri de yürütülmektedir.

Kenya yeraltı madenleri açısından fakir bir ülkedir. Sodyum karbonat ve tuzun iyi denebilecek oranlarda gün yüzüne çıkartıldığı madenlerin haricinde az da olsa alçıtaşı, kurşun, altın, gümüş, bakır, asbest, kireç taşı, fluorit, diatomit, sabuntaşı madenleri elde edilebilmektedir.

Turizm

Masai  kabilesi çocukları

Kenya konumu gereği Afrika kıtasında gözlemlenebilecek birçok farklı manzarayı bir arada sunabilen nadir ülkelerden biri olarak turizm açısından önemli kazanımlar elde edebilmektedir. Buna göre Kenya’ya turist olarak gelen biri kıyı kesimlerinde sahillerin yanı sıra uzun mercan kayalıklarını, büyük vahşi hayvanlar ile geniş savanlarını, karlarla kaplı dağ zirvelerini, çölleri ve küçük de olsa yağmur ormanlarını gözlemleyebilmektedir. Bunların haricinde ülke genelinde bulunan birçok ulusal park da turizm açısından önem arz etmektedir. Kenya’da tarih öncesine dair bulguların bulunduğu yerler de mevcut olup, bunların bir kısmı turist ziyaretine kapalı konumdadır. Bu yerler arasında Orrorin önemli bir yer tutmaktadır.

Ulaşım

Karayolu
Ülke genelinde 2013 verilerine göre toplamda bulunan 160.878 km karayolundan sadece 11.189 km’si asfaltlanmış konumdadır. Kenya’da trafik soldan akmaktadır. Ülke genelinde sınıflandırılan beş farklı karayolu bulunmaktadır. Buna göre A olarak sınıflandırılan uluslararası yollar, B olarak sınıflandırılan ulusal yollar, C olarak sınıflandırılan temel yollar, D olarak sınıflandırılan tali yollar ve E olarak sınıflandırılan yan yollardır.

Demiryolu
Ülke genelinde bulunan demiryolu hatları Rift Valley Railways Company tarafından işletilmektedir. 1977 yılından 2006 yılına kadar bu işlem Kenya Railways Cooperation tarafından gerçekleştirilmekteydi. Ülke genelinde gerçekleştirilen özelleştirme işlemleri dahilinde demiryolları da özelleştirilmiş ve 2006 yılında da Güney Afrika Cumhuriyeti menşeli bir firma olan Rift Valley Railways Company bu işlemi devralmıştır.

Kenya’da bulunan toplam 3.334 km demiryolu hattında genel itibarıyla mal taşımacılığı gerçekleştirilmektedir. Ülke demiryolu ağının çok büyük bir bölümünü Uganda Demiryolu olarak adlandırılan ve Mombasa’yı, Nairobi ve Kampala üzerinden Uganda şehri olan Kasese’yi birbirine bağlayan demiryolu hattı oluşturmaktadır. Söz konusu hat günümüzde Kampala’ya kadar hizmet verebilmektedir. Bu hat üzerinde insan taşımacılığı haftada üç kez olmak üzere Kisumu ile Nairobi ve Nairobi ile Mombasa arasında gerçekleştirilmektedir.

Denizyolu
Kenya’da denizyolu ile ulaşım sadece Victoria Gölü üzerinde sağlanmaktadır. Bu göl üzerinde Kisumu’da kurulu bulunan liman üzerinden yük taşımacılığının yanı sıra Uganda ve Tanzanya’ya feribot seferleri düzenlenmektedir.

Havayolu
Ülke genelinde var olan irili ufaklı 197 havaalanından sadece 16 tanesinin pisti asfaltlanmış konumdadır. Başkent Nairobi’de bulunan Jomo Kenyatta Uluslararası Havalimanı en büyüğü olmak üzere Mombasa’da bulunan Moi Uluslararası Havalimanı ülkenin iki büyük uluslararası havalimanları konumundadır. 2012 yılında gerçekleştirilen yenileme çalışmaları ile birlikte Kisumu’da yer alan Kisumu Havalimanı’da uluslararası bir havalimanı konumuna getirilmiştir.

Ülke genelinde 1986 yılına kadar devlet tarafından yönetilen Kenya Airways, AirKenya, African Express Airways ve Jubba Airways gibi özel sektör tarafından işletilen farklı havayolu şirketleri bulunmaktadır.

Spor

800 metrede Olimpiyat ve dünya rekortmeni  Kenyalı David Rudisha

Kenya diğer Afrika ülkeleri Etiyopya ve Fas ile birlikte dünyanın en iyi uzun mesafe koşucularını yetiştirmektedir. Uzun mesafe koşuları eğitimleri küçük yaşta başlanmakta, bu eğitimler ile birlikte Kenyalı atletler Olimpiyat Oyunları’nda özellikle 5000 metre, 10.000 metre, Hendekli koşu ve maraton’da başarılar elde etmektedir.

Ülkede popüler olan diğer bir spor dalı olan futbol, 1960 yılında Kenya Futbol Federasyonu (Kenya Football Federation (KFF)) olarak kurulan 2011 yılın da ise Futbol Federasyonu Kenya (Football Kenya Federation) ismi ile yeniden yapılandırılarak kurulan federasyon tarafından yönetilmektedir. Ülkede on altı takımın katıldığı ulusal bir lig düzenlenmektedir. Ülkenin en başarılı futbol takımı bugüne kadar elde ettiği 15 şampiyonluk ile Gor Mahia FC takımıdır.

Kenya millî futbol takımı Kasım 2015’te açıklanan FIFA sıralamasında 125. sırada yer almakta olup, en yüksek sıralamasını 2008 yılında 68. olarak elde etmiştir.

Kültür

Yerel dillerde gerçekleştirilen müzik ve dans Kenya kültürünün en önemli parçalarından bir bölümünü oluşturmaktadır. Kenya kültürü birden fazla eğilimlerden oluşmaktadır. Kenya’da belirgin bir tek tip kültür tanımı bulunmamaktadır. Bunun yerine ülkenin birçok farklı topluluklarının gelenek ve göreneklerini içeren çeşitli kültürel zenginlikler gözlemlenebilmektedir.

Kenya birçok müzik stiline ev sahipliği yapmaktadır. Burada popülar müziğin yanı sıra Afro müziği, Benga ve halk şarkıları da geniş yelpazede uygulanmaktadır. Kenya müziğinin en vazgeçilmez unsurunu gitar oluşturmaktadır. Susan Awiyo, Merry Johnson, Alex und Merry Ominde, Kim4Love, Necessary Noize ve Juacali ülkenin tanınmış müzik sanatçıları arasında yer almaktadırlar.

Ülkenin en önemli yazarlarını Abdilatif Abdalla, Carolyne Abdalla, Kuki Gallmann, Meja Mwangi, Ngũgĩ wa Thiong’o gibi isimler oluşturmaktadır.

Kenya mutfağı

Ugali ve sukuma wiki

Kenya mutfağının en önemli malzemesi pirinçtir. Kahve, çay, mısır, buğday, şeker kamışı, pirinç, tropikal meyve ve sebzeler gibi tarım ürünlerinin mutfağa etkisi olmuştur. Pirinç hemen her öğünde kullanılırken, tropikal meyveler de oldukça fazla tüketilmektedir. Kenya mutfağının en bilinen yemeği ise ıspanak ve kavrulmuş soğandan oluşan sukuma wiki adındaki yemekleridir. Pilau adını verdikleri bir diğer meşhur yemekleri etli ve patatesli pilav yemeğidir. Kızarmış ete verilen isimle nyama choma Kenya’da çokça tüketilmektedir. Mısır ve fasulyeli yemekler de en çok tercih edilen yemekler arasındadır. En çok tercih edilen tatlı çeşidi ise mandazi olarak bilinen lokma tatlısı çeşididir. Kenya’nın çayı ve kahvesi dünyaca ünlüdür. Mutfakta süt ve şekerle kaynatılan çay chai en popüler içeceklerindendir. Kenya’nın ulusal diğer içeceği ise yerel biralar ve sodaların dışında şeker kamışı içkisi olan Kenya Canedir. Kahve likörü olan Kenya Gold, baldan yapılan geleneksel bira Uki ve mısırdan üretilen Changaa da ülkenin yerel içecekleri arasındadır.

Kenya’da Bulunan Türkiye Dış Temsicilikleri

Nairobi Büyükelçiliği
Adres: 30 Gigiri Road P.O. Box 64748 00620 Nairobi-Kenya
Telefon: 00 254 20 712 69 29 / 00 254 20 712 69 30
Faks: 00 254 20 712 69 31
embassy.nairobi@mfa.gov.tr

Görev Bölgesi: Kenya, Seyşeller

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Türk Keneşi – Türk Konseyi

Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Keneşi

Türk Keneşi (eski adı: Türk Konseyi) (Azerice: Türk Şurası, Kazakça: Түрік кеңесі, Kırgızca: Түрк кеңеш, İngilizce: Turkic Council), veya Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Keneşi (TDKÜİK veya TDKİK) 3 Ekim 2009’da Nahçıvan’da imzalanan Nahçıvan Anlaşması ile, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye arasında kurulmuş olan uluslararası örgüttür. Türkmenistan ve Özbekistan tarafsızlık politikaları nedeniyle Keneşe üye değildir, ancak bu iki ülke potansiyel üye adaylarıdır. Bu iş birliği konseyinin kurulması fikri ilk olarak 2006 yılında Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev tarafından ileri atılmıştır.

Temelleri, 1992 yılından bu yana belli aralıklarla toplanan Türkçe Konuşan Ülkeler Zirvesi’ne dayanan keneşin kurumsal merkezleri İstanbul (Genel Sekreterlik), Bakü (Parlamenterler Asamblesi) ve Astana (Türk Akademisi)’dır.

Türk Keneşi Bayrağı

22 Ağustos 2012 tarihinde Bişkek’te toplanan 2. Türk Keneşi Dışişleri Bakanları toplantısında Türk Keneşi’nin resmî bayrağı kabul edildi. Bu bayrak dört üye ülkeye ait semboller içermektedir. Rengini Kazakistan bayrağından, ortasındaki güneşi Kırgızistan bayrağından, hilali Türkiye bayrağından ve 8 köşeli yıldızı ise Azerbaycan bayrağından almaktadır.

Organlar

Türk Keneşi’nin üç merkezi bulunmaktadır. Bunlar İstanbul, Bakü ve Astana’dır. İstanbul Genel Sekreterliğin. Bakü, Parlamenterler Asamblesi’nin, Astana ise Türk Akademisi’nin merkezidir.

  • Genel Sekreterlik, İstanbul
    • Devlet Başkanları Keneşi
    • Dışişleri Bakanları Keneşi
    • Kıdemli Memurlar Komitesi
    • Aksakallar Keneşi
  • Türk Parlamenterler Asamblesi (TÜRKPA), Bakü
  • Türk Akademisi, Astana
  • Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY), Ankara
  • Türk İş Keneşi
  • Göçebe Uygarlık Merkezi, Bişkek
  • Türk Kültür ve Miras Vakfı

Ülke devlet başkanları yılda bir kez resmî, bir kez de gayriresmî olarak çeşitli şehirlerde toplanır. Ayrıca üye ülkelerin dışişleri bakanları ve bürokratları da yıl içerisinde düzenli toplantılar gerçekleştirir. Meclis başkanları ve heyetleri Bakü’de toplanır.

Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye Devlet Başkanları tarafından Türk Keneşi’nin ilk Genel Sekreteri seçilen Türk diplomat Halil Akıncı, bu görevi Eylül 2010 – Eylül 2014 tarihleri arasında yürüttü. 5 Haziran 2014 tarihinde Bodrum’da düzenlenen 4. Türk Keneşi Zirvesi sırasında üye ülkelerin Devlet Başkanları tarafından Ramil Hasanov’un ardından, Bağdad Amreyev üç yıl süreyle genel sekreter seçilmiştir.

Üye ülkeler

  • Azerbaycan
  • Kazakistan
  • Kırgızistan
  • Türkiye

Olası gelecek üye ülkeler

  • Özbekistan
  • Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
  • Türkmenistan

Gözlemci ülke

  • Macaristan

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Katar Devleti

Katar Devleti

Başkent Doha
Resmî diller Arapça
Yönetim Şekli Mutlak Monarşi
Yüzölçümü 11.586 km²
Nüfus 2.155.446
Nüfus Yoğunluğu 186,0 kişi/km²
Para birimi Katar riyali (QAR)
Zaman dilimi (UTC +3)
Telefon kodu +974
İnternet TLD .qa

Katar ya da resmi adıyla Katar Devleti, Arap Yarımadası’nın doğusunda bulunan bir Basra Körfezi ülkesidir. Tek kara sınır komşusu Suudi Arabistan olup diğer tarafları Basra Körfezi ile çevrilidir. Kuzeybatısında Bahreyn, batı ve güneyinde Suudi Arabistan, doğusunda Birleşik Arap Emirlikleri ve kuzeyinde İran bulunur.

2,15 milyon nüfuslu Katar, artan petrol fiyatları ve sahip olduğu doğalgaz rezervleri sayesinde kişi başına düşen gelire göre dünyanın en zengin ülkesidir. Katar, Orta doğu’daki bütün körfez ülkelerinde olduğu gibi ekonomik olarak hızla gelişmektedir.

Katar bayrağı

Katar bayrağı, 11:28 oranındadır. Bayrak, ülkenin Büyük Britanya’dan bağımsızlığını ilan ettiği 3 Eylül 1971 tarihinden kısa bir süre önce kabul edilmiştir.

Bayrak, beyaz ve kestane rengi olmak üzere iki renkten oluşmaktadır. Göndere çekilen tarafta bayrağın üçte birinin kaplayan beyaz renk bulunmaktadır, diğer taraflar kestane rengindedir. Beyaz ile kestane renginin birleştiği noktada bulunan dokuzar adet üçgenler bu bölümde girintili çıkıntılı bir yer oluşturmaktadır. Katar bayrağı, yüksekliğinin iki katından daha çok genişliğe sahip olan tek ulusal bayraktır.

Bayrak; daha az noktası, 3:5 orantısı ve kestane rengi yerine kırmızı olan, komşu ülke Bahreyn’in bayrağına çok benzemektedir.

Bayrak üzerinde var olan kestane renginin aslında ilk çıkış noktasının kırmızı olduğu, ancak zamanla ülkenin de coğrafi olarak bulunduğu konum nedeniyle de yoğun güneş ışınlarının etkisiyle bu renge döndüğü ifade edilmektedir. Bahreyn bayrağına kırmızı renk ile büyük benzerlik gösterdiği için zamanla bu rengin kullanımı yaygınlaşmış ve 1949 yılında resmen bu renk bayrakta kabul edilmiştir. O dönem 11:30 oranına sahip olan bayrak, 1971 yılında yapılan güncelleme ile 11:28 oranına değiştirilmiştir.

Katar Tarihi

  1938'de Şeyh Abdullah bin Jassim Al Thani'nin gözetiminde inşa edilen Al Zubara Kalesi

Katar, uzun yıllar bölge aşiret beylerinin emri altında yönetilmiştir. Bölge genellikle göçebe kabilelerin yaşadığı yer olduğu için idaresinde de sık sık değişmeler meydana gelmiştir. 19. yüzyılda bölgenin idaresi bugünkü emir’in büyük dedesi olan Muhammed al Sani’ye geçmiştir.

Ülkede fiili Türk egemenliği ilk olarak 1852’de, daha sonra ve kesin olarak 1871’de Muhammed el-Sani’nin daveti üzerine başlamıştır. Katar’ın bugünkü başkenti Doha (Kal’atü’t-Türk adı verilen kale) ve yine bugün ABD üssünün bulunduğu el-Obeid’e yerleşen Türk birlikleri 1913’e kadar kaldılar. Katar da Basra Vilayeti’nin Lahsa sancağına bağlı bir kaza (ilçe) oldu. Al-Sani ailesi de Osmanlı kaymakamları olarak görev yapmaya başlamışlardır. Osmanlı Devleti Katar üzerindeki haklarından 29 Temmuz 1913’te vazgeçti. Son Türk askeri Katar’dan Ağustos 1915’te çekildi. I. Dünya Savaşı’nın çıkmasının akabinde 3 Kasım 1916’da Katar İngiliz işgaline girdi. Katar, 3 Eylül 1971’de İngiliz hakimiyetinden ayrılarak resmen bağımsız bir devlet olmuştur.

Katar Ekonomisi

Başkent Doha

Petrol rezervlerinin keşfedilmesinden önce Katar ekonomisi balıkçılık ve inci avcılığına bağlıydı. Ama 1940’larda petrol rezervlerinin keşfiyle ülkenin tüm ekonomisi değişime uğradı. Bu değişim yüksek yaşam standartları ve büyük ülkelerin vatandaşlarına sunduğu sosyal hizmetleri de beraberinde getirdi.

Ülke, dünyadaki en çok gaz rezervlerine sahip ülkeler arasındadır. Bu büyük etken ülke vatandaşlarının refah seviyesini en üst basamaklara taşımıştır. Ülkede hemen hemen hiçbir tüketim maddesi üretilmemekte, dışarıdan ithal edilmektedir. Fakat ülkedeki oldukça az olan vergi oranları ve enerjinin çok ucuz olması bu mallardaki fiyatı oldukça düşük tutması beklentisi doğursa da gıda benzeri tüketim malzemeleri ucuz değildir, ama elektrik ve elektronikte ucuzluk kendisini hissettirmektedir. 1 tanesi karada 6’sı açık denizde olmak üzere toplam 7 adet doğal gaz üretim noktası vardır. Ülkenin körfeze bakan kısmında ras laffan denen bir endüstri şehri kurulmuştur.

Petrolün varlığı ülkede gübre ve çimento sanayisinin gelişmesine de katkıda bulunmuştur.

Demografi

Katar vatandaşlarının tamamına yakını İslam dinine mensuptur. Etnik Arapların dışında çoğu vatandaş çeşitli ülkelerden petrol sektöründe çalışmak için gelmiştir. Arapça ana dildir. Onlarca değişik milletten insanların bulunması İngilizceyi ikinci bir millî dil haline getirmiştir. Katar Araplarının genelde üst düzey yönetici, bürokrat ya da mal sahibi olduğu ülkede diğer ülke Arapları bankalarda, petrol ve gaz tesislerinde ya da devletin kurumlarında memur olarak çalışırlar. Ülkenin demografik yapısı göçmenlik sistemine dayalıdır. Ülkede yabancı ülkelerden yaklaşık 1,8 milyona yakın işçi çalışmaktadır. Genellikle Filipinler, Nepal, Hindistan gibi ülkelerden insanlar bu ülkeye inşaat, sağlık, hizmet, enerji sektörlerinde çalışmak için gelirler.

Katar’da her 100 kadına 329 erkek düşer, 25-54 arasında bu oran 461’e kadar çıkar. Bu oranlar erkeklerin aleyhine olan dünyanın en yüksek cinsiyet oranlarıdır.

Eğitim

 İslam Eserleri Müzesi , Doha

Yakın tarihte Katar’da eğitime büyük önem verilmeye başlandı. Öğrenci sayısı az olduğundan daha iyi eğitim olanakları sağlanmaya başladı. Herkese bedava olarak verilen sağlık hizmetlerinin yanında anaokulundan üniversiteye kadar eğitim tüm Katar vatandaşları için ücretsiz hale getirildi. Ülkenin Katar Üniversitesi adında bir üniversitesi ve birçok yüksek eğitim kurumu vardır. Başkent Doha’da yapımı devam eden eğitim kasabası ülkenin tüm ortadoğunun en büyük eğitim yeri olmasını sağlamakta ve tüm bölgeden öğrencilerin burada toplanmasını hedeflemektedir.

Katar Coğrafyası

Katar Yarımadası Basra Körfezi’ne doğru Suudi Arabistan’dan çıkmış 160 km’lik bir uzantıya benzer. Genellikle alçak düzlüklerden oluşan ülke kumla örtülüdür. Ülkenin güneyi ise çöllerle kaplıdır.

Katar İklimi

Katar çölleri

Yazın kurak ve nemli, kışın ise ılık ve az yağışlıdır.

İdari bölümler

Katar en büyük yönetimsel birim olan 7 ayrı belediyeye bölünmüştür. Bunlar:

  • Ad Doha
  • Al Rayyan
  • Umm Salal
  • Al Khor
  • Al Wakrah
  • Al Daayen
  • Al Shamal
Sosyal Hayat

Katar sosyal hayat olarak da birçok etkinliğe ev sahipliği yapmaktadır.Hareketli gece hayatı ve birçok dünya starının uğrak yeridir. Uçsuz bucaksız çöllerinde kamp yapabilir, Şubat ayında bile denize girilebilmektedir. Birçok alışveriş merkezleri bulunmaktadır.

Spor

Ülkede en çok sevilen spor futboldur. Bu nedenle birçok ünlü futbol yıldızı ve dünya takımlarının katıldığı özel maç organizasyonları sık düzenlenmektedir. Tenis Katar da sevilen sporlar arasındadır. Her yıl uluslararası düzeyde 5 ayrı turnuva düzenlenmektedir. Katar, 2022 FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği yapmaya hak kazanmıştır.

Katar mutfağı

Kabsa - makbūs

Geleneksel Katar mutfağı ise Arap ve Ortadoğu mutfağının bir katışımıdır. İran ve Hint mutfağından da etkilenmiştir. Makbūs (Kabsa) isimli geleneksel yemekleri pirinç pilavı et ve sebzelerden oluşur. Deniz ürünleri ve hurma geleneksel mutfakta önemli yer arz eder. Diğer önemli ulusal yemekleri, pirinç pilavı, et ve sebzelerden yapılan bol baharatlı Kabsa, şeker, safran, tarçın, kakule ile pişirilen erişteden oluşan ve üstünde yumurta ile servis edilen Balaleet ve fırında pişirilmiş kuzu eti ve pirinç pilavından oluşan Ghuzi’dir. Katar’da kahve kakule ile aromalandırılır, genellikle kendinden şekerlidir ya da hurma ile tatlandırılmıştır. Qahwa helw isimli Katar kahvesi ise turuncu renklidir, kahvenin kakule safran ve şekerle karışımından elde edilen içecek genelde sütle servis edilir. Naneli limonatası da çok ferahlatıcı ve lezzetli bir geleneksel içecektir.

Katar’da Bulunan Türkiye Dış Temsilcilikleri

Doha Büyükelçiliği
Adres: Al Katifiya Zone 66 Al Rabwa Street 310 Diplomatic Area Dafna Doha-Qatar
P.O. Box: 1977
Telefon: +974 4495 1300
Faks: +974 4495 1320
embassy.doha@mfa.gov.tr

Görev Bölgesi: Katar

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Kanada

Kanada

Başkent Ottawa
Resmî diller İngilizce, Fransızca
Yönetim Şekli Parlamenter Monarşi
Yüzölçümü 9.984.675 km²
Nüfus 35.540.419
Nüfus Yoğunluğu 3,5 kişi/km²
Para birimi Kanada doları ($) (CAD)
Zaman dilimi (UTC -3,5 -8)
Telefon kodu +1
İnternet TLD .ca

Kanada, Kuzey Amerika kıtasının en kuzeyindeki ülkedir. Başkenti Ottawa’dır. Ülke, hem Frankofon, hem de İngiliz Milletler Topluluğuna bağlıdır. Amerika Birleşik Devletleri ile Kanada’nın ortak sınırı dünyanın en uzun kara sınırını oluşturur. Kanada’nın topraklarında çoğunlukla ormanlar ve Rocky Dağları’ndaki tundra hakimdir. Nüfusun beşte dördü de güney sınırına yakın yaşamaktadır. Kanada’da zaman genellikle soğuk ya da çok ciddi kış soğuklarıyla geçer, ancak Kanada’nın güneyindeki alanlar yaz aylarında bir o kadar da sıcak olur.

Toplam yüzölçümü bakımından dünyanın ikinci en büyük, toprak bakımından ise dünyanın dördüncü en büyük ülkesidir. Doğal güzellikleri ve geniş topraklarıyla tanınan ülke, ekonomik ve teknolojik açıdan komşusu Amerika Birleşik Devletleri’ne benzetilmektedir. Ancak ülke halkı Britanya mirasına daha bağlıdır. Britanya ve Fransa’dan gelen göçmenlerle kurulan ülke iki coğrafyanın da izlerini taşımaktadır.

Kanada, Aborjinlerin binlerce yıldır yaşadığı bir alan olmuştur. 15. yüzyıl sonlarında, İngiliz ve Fransız kolonileri Atlantik kıyısı civarlarında ilk kolonilerini kurmaya başladılar. Bölge daha sonralarında ise tamamen İngilizlerin kontrolüne girmiştir. Ancak Birleşik Krallık, başta Kuzey Amerika kıtası olmak üzere, bugünkü Kanada’yı da oluşturan topraklardaki gücünü, çeşitli savaşlarla, 18. yüzyılın sonlarından itibaren kaybetmiştir.

Buna rağmen Kanada, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı’nın hala birer parçası konumundadır. Aynı zamanda ülke, 10 eyalet ve 3 bölgeden oluşan, merkezi olmayan, anayasal monarşi ile yönetilen, 1867’de Konfederasyon yasası ile kurulan bir federasyondur.

Kanada çağdaş ve teknolojik olarak ilerlemiş bir ülkedir, ve fosil yakıt kaynakları, nükleer enerji üretimi ve hidroelektrik güç üretim imkânları ile enerji bakımından genelde kendine yeterlidir. Ekonomisi geleneksel olarak yüksek miktarlardaki doğal kaynaklarına dayalıdır. Her ne kadar çağdaş Kanada ekonomisi çeşitlenmişse de doğal kaynakların kullanımı halen çoğu bölgesel ekonominin önemli bir parçasıdır.

Bayrak

Kanada ulusal bayrağı, Maple Leaf (Akçaağaç yaprağı) ve l’Unifolié (Tek yapraklı) olarak da bilinir. Kırmızı fonun ortasında beyaz bir kare ve bu karenin içinde de 11 uçlu stilize edilmiş kırmızı bir akçaağaç yaprağı bulunur. Bu bayraktan önce Kanada, Britanya Kızıl Sancağı’nın çeşitli varyasyonlarını kullanmıştı. Kanada 1940’lardan 1965’e kadar kendi bayrağını yaratmak için çeşitli yarışmalar düzenledi ancak Kızıl Sancak Kanada üzerinde dalgalanmaya devam etti. 1964’te Başbakan Lester B. Pearson yeni bayrak için bir komite oluşturuldu. Üç seçenek içerisinden George F.G. Stanley’in akaçaağaç yaprağı tasarımı birinci oldu. Bugünkü bayrak 1964’te kabul edildi. Bayrak ilk defa 15 Şubat 1965 günü gözler önüne çıktı ve her yıl 15 Şubat Ulusal Bayrak Günü olarak kutlanmaya başladı.

Tarih

 Newfoundland adasındaki L'Anse aux Meadows, yaklaşık 1000 yıl boyunca küçük bir İskandinav yerleşiminin yeri.

Kanada’da en az 10.000 yıl boyunca İlk Halklar olarak tanınan yerliler yaşamıştır. Avrupalılar tarafından ilk ziyaret 1000 yılı civarında, kısa bir süreliğine Newfoundland’e yerleşen Vikingler tarafından yapılmıştır. Kolonici Avrupalılar, 16. yüzyılın sonu 17. yüzyılın başı gibi Kanada’ya geldi.

1763’de Yedi Yıl Savaşı’ndan sonra Fransa, Karayip Adaları’nı tutup Kuzey Amerikan kolonisi Yeni Fransa’yı Büyük Britanya’ya bırakmaya karar verdi.

Amerikan Devrimi’nden sonra Büyük Britanya’ya sadık olanlar Kanada’ya yerleştiler.

1 Temmuz 1867’de İngiliz Kuzey Amerika Yasası’nın geçmesiyle Büyük Britanya, Kuzey Amerikan kolonisi dört eyaletinden oluşan federasyona kendini yerel yönetim hakkı verdi. Bu eyaletlerden “Kanada” ikiye ayrılıp Quebec ve Ontario eyaletlerini meydana getirdi, diğer iki eyalet de New Brunswick ve Yeni İskoçya’ydı. Kanada Konfederasyonu terimi bu birleşimi ifade eder ve genellikle sonuçlanan federasyon için de kullanılır. Diğer İngiliz koloni ve bölgeleri de kısa zamanda Konfederasyon’a bağlandılar.

1880’de Kanada, Newfoundland ve Labrador dışında, şu anki alanına sahipti. Dominyon’un tüm ilişkilerinin kontrolü Westminster Tüzüğü ile 1931’de ve 1982’de Kanada Anayasası’nın kabulü ile sağlandı.

20. yüzyılın ikinci yarısında, çoğunluğu Fransızca konuşan Quebec eyaletinin bazı vatandaşları 1980 ve 1995’teki iki referandum ile bağımsızlık kazanmaya çalıştılar. Her iki referandum da Quebecois Partisi liderliğindeydi ve ilki %60, ikincisi %50.6 hayır oyu ile reddedildi.

Ekonomi

Toronto'nun finans merkezi

Varlıklı ve yüksek teknolojiye sahip endüstriyel bir toplum olarak Kanada bugün, serbest pazar merkezli ekonomik sistemi, üretim modelleriyle ve yüksek yaşam standartları ile ABD’ye çok benzer.

II. Dünya Savaşı’ndan bu yana imalat, madencilik ve hizmet sektörlerindeki artış Kanada’yı kırsal ekonomiden endüstriyel ve şehirsel bir toplum haline getirdi. Enerji üretimi bakımından kendine yeterli olan Kanada’nın doğu kıyısında ve batıdaki üç eyaletinde zengin doğal gaz yatakları ve fazlaca diğer doğal kaynakları bulunmaktadır. 1989’daki Kanada-ABD Serbest Ticaret Anlaşması (FTA) ve 1994’teki Meksika’yı da içeren Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (NAFTA) ABD ile olan ticari ve ekonomik bütünleşmede hızlı bir artışa neden oldu. Bu yakın ilişkiden dolayı, 2001’de ABD’de ekonominin kötüye gitmeye başlaması Kanada ekonomisinde de olumsuz etkiye yol açtı, ancak Kanada ekonomisi beklenenden daha az etkilendi. 1993-2000 arası reel büyüme ortalama %3 iken, bu oran 2001’de azaldı. 2003’te imalat ve doğal kaynaklar sektörlerindeki küçülmeden dolayı işsizlik arttı. Bunlara rağmen Kanada 2001’den sonra ekonomik gerilemeyi durdurmayı başardı ve G7 grubu içerisindeki en iyi ekonomik büyüme oranını tutturdu.

Ekonomik durumun üzerine düşmekte olan iki gölgeden birincisi İngilizce ve Fransızca konuşan bölgeler arasında devam eden anayasal çıkmazın federasyonun bölünmesi olasılığını ortaya çıkarmasıdır. Süregelen belirsizlik Kanada’nın borçlarından kimin sorumlu olacağı, ticari ilişkilerin nasıl bir hal alacağı gibi birçok soruyu da beraberinde getirmektedir.

Diğer bir uzun vadeli endişe de “beyin göçü” olarak da bilinen profesyonellerin daha yüksek ücret, daha düşük vergi gibi nedenlerle ABD’ye akmaya başlamasıdır. Aynı anda da önemi pek fark edilmese de göçmenlik yoluyla bir “beyin kazanımı” da devam etmektedir. Çoğu batı ülkesinde olduğu gibi Kanada’da da bu durumun faydaları yabancıların niteliklerinin tanınmasi kurallarıyla sınırlanmıştır; çok sayıda eğitimli ve yetenekli göçmen Kanada’da niteliksiz işlerde çalışmaktadırlar, çünkü sicilleri devlet, işverenler ve Kanada Medikal Birliği gibi çeşitli profesyonel kurumlarca tanınmamaktadır.

Şehirler ve Bölgeler

Toronto, Ontario

Kanada parlamenter demokrasi ve anayasal monarşiyle yönetilen bir federasyondur. Kraliçe II. Elizabeth ‘’Kanada Kraliçesi’’ unvanıyla devlet başkanı ve hükümdarı olma sıfatlarına sahiptir. Kraliçe ülkede bir temsilciye sahiptir. Baş vali olarak adlandırılan bu temsilcilik genellikle emekli olmuş politikacılar ya da seçkin Kanadalılar arasından seçilir. Yaklaşık 10 milyon metrekare yüzölçümlü Kanada 10 eyalet ve 3 bölgeden oluşmaktadır. Ontario eyaletinin güneydoğusunda konumlanan Ottawa şehri ülkenin başkentidir. Ottawa aynı zamanda Kanada’nın dördüncü büyük şehridir.

Eyaletler, federal yönetimden geniş oranda özerkliğe sahiptirler; ancak federal hükümetin belirlediği sağlık, eğitim gibi sosyal programları uygulamakla yükümlüdür. Eyaletler; Britanya Kolumbiyası, Alberta, Saskatchewan, Manitoba, Ontario, Québec, New Brunswick, Prens Edward Adası, Yeni İskoçya ve Newfoundland ve Labrador’dan oluşmaktadır. Bölgeler ise Yukon, Kuzeybatı Toprakları, Nunavut şeklinde sıralanmaktadır.

İklim

Kanada, soğuk ve uzun kış günleriyle bilinen karasal iklim, kutup iklimi ve nemli kıtasal iklime sahip bir ülkedir. Ülkenin en yoğun nüfuslu bölgesi olan Ontario eyaletinin güneyinde daha yumuşak kış koşulları yaşanmaktadır. Kutup bölgesindeki Nunavut eyaletinde ülkenin en düşük sıcaklıkları gözlemlenir. Kanada’nın sahil bölgesi Britanya Kolumbiyası’nda ise ılıman iklim hâkimdir. Ülke genelinde yazlar sıcak ve kısa olmaktadır. Kutup bölgeleri hariç birçok bölgede ortalama sıcaklık 30 derecenin üstüne çıkmaktadır. Resmi olarak ölçülen en yüksek sıcaklık 45 derece iken, en düşük sıcaklık -63 derecedir.

Demografi

Alberta Banff Ulusal Parkı'ndaki Moraine Gölü

2011 Kanada nüfus sayımı sonuçlarına göre toplam nüfus 33.476.688 kişi oldu. 2006 sayımlarına göre yüzde 5.9’luk bir artış yaşandı. Aralık 2012’de Statistics Canada 35 milyonun üzerinde bir nüfus olduğunu bildirdi. Bu G8 ülkeleri arasındaki en hızlı büyüme oranı anlamına gelir. 1990 ve 2008 yılları arasında nüfus yüzde 20.4 genel artışa eşdeğer olarak 5.6 milyon arttı. Nüfusun artmasının ana sebepleri göç ve daha az oranda doğal büyümedir. Kanada dünyada kişi başına düşen en yüksek göç oranına sahip ülkelerden biridir. Bunun başlıca nedenleri ekonomik politika ve daha az bir ölçüde aile birleşimidir. Kanada halkı büyük siyasi partilerin yanı sıra göçün mevcut seviyesini destekler. 2010 yılında rekor olarak 280.636 kişi Kanada’ya göç etti. Kanada hükümeti 2016 yılı için 280.000 ile 305.000 arasında yeni kalıcı oturma izni vermeyi düşünüyor. Bu sayı son yıllardaki göçmen sayısına benzer büyüklüktedir. Yeni göçmenler genellikle Toronto, Montreal ve Vancouver gibi büyük kentsel alanlara yerleşirler. Kanada ayrıca çok sayıda mülteciyi de kabul eder. Yıllık küresel mülteci yerleştirmenin yüzde 10’dan fazlası Kanada’ya aittir.

Eğitim

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) 2012 raporlarına göre Kanada dünyanın en eğitimli ülkesidir. Kanadalı yetişkinlerin yüzde 51’i en az bir lisans düzeyinde kolej ya da üniversite derecesinde eğitime sahiptir. Bundan dolayı ülke yetişkinlerin yükseköğretim düzeyinde eğitim alması bakımından dünya genelinde birinci sıradadır. Kanada gayri safi yurt içi hasılasının (GDP) %5.3’ünü eğitime harcar. Ülke yatırımını ağırlıklı olarak yükseköğretime yapar (öğrenci başına 20 000 ABD dolarından daha fazla). (2014 itibarıyla), yaşları 25’ten 64’e kadar olan yetişkinlerin yüzde 89’u lise derecesine eşdeğer bir eğitime sahiptir, OECD ortalaması ise yüzde 75.

Din

Kanada’da, diğer çoğu Amerika ülkelerinde olduğu gibi, en yaygın din Hristiyanlık’tır. En yaygın mezhep, Katoliktir. Katolikler nüfusun %42’sini oluştururlar. İkinci sırada, %40’lık oran ile Protestanlar gelir. Buna karşılık, Kanada nüfusunun %23.9’u ise, herhangi bir dine inanmamaktadır.

Diller

Kanada’nın iki resmî dili vardır: İngilizce ve Fransızca.

7 Temmuz 1969’da Kanada federal devletinin tümünde Fransızca ve İngilizce eşit kabul edildi. Bu durum Kanada’nın kendisini federal düzeyde çift dilli ve çok kültürlü bir ulus olarak tanımlamasına yol açtı.

Kanada Haklar ve Özgürlükler Beyannamesi belirtir ki:

  • Fransızca ve İngilizce resmi diller olarak birbirine eşittir;
  • Parlamentoda her iki resmi dilde de tartışma yapılabilir;
  • Kanunlar her iki resmi dilde de eşit otoriteyle yazılacaktır;
  • Parlamento tarafından kurulan herhangi bir mahkemede iki resmi dilde de işlem yapılabilir;
  • Herkes federal devletten iki resmi dilden istediği ile hizmet alma hakkına sahiptir;
  • Yeterli sayıya ulaşıldığı takdirde, içinde bulunulan eyalete göre azınlık resmi dili konuşanlar (Fransızca çoğunluğa sahip eyalette İngilizce konuşanlar ya da tam tersi) çocuklarının eğitimini iki resmi dilden istedikleriyle almasını sağlayabilirler.

Eyaletler düzeyinde sadece New Brunswick çift resmi dillidir; diğer tüm eyaletlerde çift dillilik federal yasalarla sağlanmıştır. Her ne kadar diğer eyaletler çift resmi dilli değilse de eyalet yönetimlerinin çoğu, İngilizce ya da Fransızca konuşan azınlıklarına hizmet vermektedir.

Quebec’in resmi dili Fransızcadır. Fransızca Dili Beyannamesi, Fransızcanın kullanımını koruyan kurallar ortaya koyar ancak bir yandan da İngilizce ve yerli dillerini konuşanlara da çeşitli haklar verir.

Fransızcanın sıklıkla konuşulduğu yerler, Quebec, Ontario, New Brunswick ve güney Manitoba’dır. 2001 nüfus sayımında 6,864,615 kişi Fransızcayı ana dilleri olarak beyan ettiler, bunların %85’i Quebec’de yaşayanlardı. İngilizceyi ana dil olarak belirtenler de 17,694,835 kişiydi.

Resmi diller dışında konuşulan dillerin de Kanada’da önemi vardır, 5,470,820 kişi ana dil olarak resmi diller dışında bir dil beyan etmişti (Bu istatistikler birden fazla ana dil beyan edenleri de içermektedir). En önemli resmi olmayan diller: Çince (853,745) {özellikle Kanton lehçesi (322,315)}; ve İtalyanca (469,485).

Kanada’da yerli dillerini konuşan çok sayıda insan yaşamaktadır, ancak bunların birkaçı dışında çoğu azalmaktadır. Bunlardan en önemli olanları Krice (72,885); İnuktitut (29,010), ve Ojibwe dili’dir (Cree ile birlikte toplam 150,000).

Mutfak

Kanada'da İngiliz kökenli Noel hindisi,

Kanada mutfağı ülke içinde farklılık gösteren zengin bir mutfaktır. Genel anlamda ülke mutfağı üç kategoride incelenebilir: Yerli mutfağı, Avrupa mutfağı ve Asya mutfağı. Ülkenin yemek kültüründe Aborjin yerlilerinin etkisi hissedilmektedir. Bugün Kanada’nın sembollerinden biri olan akçaağaç şurubu aborjinler tarafından kullanılmaya başlanmıştır. Pasifik somonu, kiviak ve bannock gibi diğer Aborjin mutfağı ürünleri de ülkede popülerliğini sürdürmektedir. Kanada mutfağında görülen Avrupa etkisi ise sadece İngiliz ve Fransız mutfağıyla sınırlı değildir. Ukrayna, Alman ve Polonya mutfakları da ülkenin yemek kültürünü belirlemiştir. Poutine, tereyağlı tart, Montreal simidi ve pierogi bunlardan birkaçıdır. Asya mutfağı ise özellikle 20. yüzyılda artan göç dalgasının etkisiyle önemli bir rol kazanmıştır. Karayipler ve Güneydoğu Asya’dan ülkeye gelen göçmenler yemek kültürlerini de beraberlerinde getirmişlerdir. Tüm bu çeşitlilik zengin bir Kanada mutfağı yaratmıştır.

Kanada’da Bulunan Türkiye Dış Temsilcilikleri

Ottava Büyükelçiliği
Adres: T.C. Ottawa Büyükelçiliği 197 Wurtemburg Street Ottawa, Ontario K1N 8L9<
Telefon: +1 613 244 24 70
Faks: +1 613 789 34 42
embassy.ottawa@mfa.gov.tr

Görev Bölgesi: Ulusal başkent bölgesi, Doğu Ontario, Quebec, Newfoundland ve Labrador ve Maritime bölgeleri

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Karadağ

Karadağ

Başkent Podgorica
Resmî diller Karadağca, Sırpça, Boşnakça, Arnavutça, Hırvatça
Yönetim Şekli Parlamenter Cumhuriyet
Yüzölçümü 13.812 km²
Nüfus 684.736
Nüfus Yoğunluğu 49,5 kişi/km²
Para birimi Euro ( EUR )
Zaman dilimi OAZD (UTC+1)-OAYZD (UTC+2)
Telefon kodu +382
İnternet TLD .me

Karadağ (Karadağca: Crna Gora), Црна Гора), Balkanlar’da bir ülkedir. Doğusunda Arnavutluk ve Kosova, kuzeyinde Sırbistan, batısında Hırvatistan, Bosna-Hersek, güneyinde Adriyatik Denizi yer alır. Başkenti, Podgorica’dır (eskiden Titograd). Anayasasında Karadağ "demokratik, refah ve çevreci bir ülke" olarak tanımlanır.

Karadağ, eski Yugoslavya’yı oluşturan altı cumhuriyetten biriydi. Yugoslavya’nın parçalanmasından sonra Karadağ, Sırbistan’ın zorlamasıyla yeni Yugoslavya’ya katılmıştır. Karadağ’ın çabalarıyla 2003 yılında Sırbistan-Karadağ olarak daha esnek bir federasyon çatısı oluşturulmuştur. Karadağ, 21 Mayıs 2006 Pazar günü yapılan referandumda çıkan % 55,5’lik evet oyu ile ise bağımsız olma kararı almıştır. 3 Haziran 2006’da ise Karadağ Parlamentosu, referandumda çıkan sonuca dayanarak Karadağ’ın bağımsızlığını ilân etti.

NATO Dışişleri Bakanları, Rusya’nın itirazlarına karşın eski Yugoslavya’yı oluşturan altı cumhuriyetten biri olan Karadağ’ı 29. üye olarak ittifaka davet etti.

Bayrak

Karadağ Bayrağı 13 Temmuz 2004’te Sırbistan’dan ayrıldıkdan sonra kabul edilmiştir. Bayrağın arka yüzü kırmızı 1:2 oranında ülkenin içinde amblemi yer alır. II. Petar Petrovic-Njegos tarafından tasarlanmıştır.

Arma

Karadağ Arması

Karadağ Silahlı Kuvvetleri

Karadağ Silahlı Kuvvetleri (Karadağca: Vojska Crne Gore), Karadağ’ı dışarıdan gelebilecek askeri tehditlere karşı korumakla görevli silahlı kuvvetlerdir. Kara, Deniz ve Hava kuvvetlerinden oluşmaktadır. Zorunlu Askerlik 2006 yılında kaldırılmıştır; Silahlı kuvvetler bu tarihten itibaren, tamamen profesyonel bir askerlerden oluşmaktadır.

2006 yılında Karadağ, Sırbistan’dan ayrılıp bağımsızlığını ilan edince, Sırbistan’dan kalan Deniz Kuvvetleri, Karadağ Silahlı Kuvvetleri’ne katıldı.

Karadağ Haziran 2017’de 29. NATO üyesi olmuştur.

Karadağ tarihi

Karadağ tarihi Karadağ’da günümüze kadar yer almış tarihsel olayları kapsar.

Zeta Prensliği adıyla, bağımsız bir il olarak kurulan Karadağ, 12. yüzyıl sonlarında Sırp egemenliğine girdi. 1389’da Sırplar Kosova’da Osmanlılara yenildikten sonra da bağımsızlığını korudu. 1516’dan sonra yönetim, halk meclislerince seçilen vladike adlı piskoposların elindeydi. Osmanlılar ve Arnavutlarla sık sık savaşan Karadağlılar 1711’de Rusya ile ittifak kurdu.

Dukliya kralı Jovan Vladimir

1878’deki Berlin Kongresi’nde Karadağ’ın bağımsızlığı tanındı ve ülkenin sınırları iki katına çıktı. Ama Arnavutluk’un direnmesi yüzünden 1880’e değin güney sınırları üzerinde anlaşmaya varılamadı. Sonunda Podgorica Ovasının tümü ve Bar (Antivari) ile Ulkini (Dulcigno) adlı küçük limanların yer aldığı 40 km’lik kıyı şeridi Karadağ’da kaldı. 1860’tan 1918’e değin hükümdarlık yapan I. Nikola Petrovic, 1910’da kendini Karadağ kralı ilan etti. 1912-1913 Balkan Savaşları’nda Osmanlılara karşı Sırbistan ile birleşen Karadağ bu savaşta topraklarını kuzeye ve doğuya doğru genişleterek Sırbistan’a komşu oldu. I. Dünya Savaşı sırasında Sırbistan’ı destekledi. Kasım 1918’in ilk günlerinde Karadağ’dan çekilen Avusturya-Macaristan İmparatorluğu birliklerinin yerini Sırp ordusu ve düzensiz birlikler aldı. Ardından Podgorica’da toplanan ulusal meclis 26 Kasım’da Nicola’nın tahttan indirilmesine ve Karadağ’ın Sırbistan’a katılmasına oybirliğiyle karar verdi.

Nisan 1941’de İtalyan birlikleri Karadağ’ın bazı bölgelerini işgal etti. Temmuzda, İtalyanların Cetinje’de topladığı, ama Karadağ halkını temsil niteliği çok kuşkulu olan bir ulusal meclis, Karadağ’ın bağımsızlığını ilan etti, bir yürütme organı seçti ve İtalya kralının ülkeye bir kral atamasını istedi. Aynı ay içinde bir ayaklanma başladı ve çatışmalar 1944 sonlarına değin sürdü; bu tarihte denetim partizanların eline geçti.

1946’da yapılan federal anayasa ile Karadağ, Yugoslavya’yı oluşturan altı özerk federe birimden bir yapıldı. Kotor Körfezi ve bu körfez ile Bar arasında kalan Adriyatik kıyıları topraklarına eklendi. 1945-1992 arasında Karadağ, Yugoslavya topraklarının yüzde 5.4’ünü oluşturuyordu. Cetinje’de olan yönetim merkezi, yeniden inşa edilip Titograd adı verilen Podgorica’ya taşındı.

1992’de Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nin ortadan kalkmasından sonra, Karadağ aynı yıl içinde Sırbistan ile birlikte Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’ni oluşturdu.Bosna Savaşı’nda Karadağ polisi ve paramiliter güçleri ile birlikte Sırpların yanında yer aldı. 1996’da Milo Đukanović başkanlığındaki Karadağ yönetimi Slobodan Miloseviç yönetimindeki Sırbistan ile olan bağlarını kopardı, kendi ekonomi politikasını oluşturmaya karar vererek, para birimini Alman Markı olarak değiştirdi.Ancak Karadağ, Sırbistanla gevşek de olsa sürdürdüğü birlik yüzünden 1999’daki NATO bombardımanından kendini kurtaramadı.

Karadağ

Karadağ

2002 yılında Sırbistan ile Karadağ arasındaki birlik antlaşması yenilendi. Yeni antlaşmaya göre ülkenin adı Sırbistan ve Karadağ Devlet Birliği olarak değiştirilirken, 3 yıl içinde taraflardan herhangi birinde yapılacak referandumla kendi kaderlerini tayin hakkı tanındı. 21 Mayıs 2006’da yapılan bağımsızlık referandumu sonusunda % 45’e karşılık % 55 oyla bağımsızlık kararı alındı. Referandumdan iki hafta sonra, 3 Haziran 2006’da Karadağ parlamentosu ülkenin bağımsızlığını ilan etti. 15 Haziran’da Sırbistan’ın da Karadağ’ın bağımsızlık kararını tanımasıyla Sırbistan Karadağ Birliği resmen sona erdi.

1913’te Karadağ

Karadağ’ın eski halkı Arnavutlardan oluşur. VII. yüzyılda İmparator Herakliyus zamanında, Sırplar da oraya yerleştirilmiştir. Osmanlılar, Rumeli’ye geçip fetihlere giriştikleri sıralarda Karadağ, Venedik Cumhuriyeti’nin tabiiyetinde idi. Osmanlı Devleti’nin Karadağ’daki fetihleri Sultan I. Murad dönemine rastlar. Zira ilk Osmanlı-Karadağ çatışması da I. Murat döneminde yaşanmıştır. İkinci Osmanlı-Karadağ çatışması Sultan I. Bayezid döneminde olmuştur. Bu seferde Osmanlı kuvvetleri Üsküp’ten çıkıp Zveçan ve Yeleç üzerinden Lim ve Tara nehirlerine kadar ulaşmıştır. Osmanlı Devleti’nin Karadağ’daki asıl fetihleri ise Fatih Sultan Mehmet döneminde olmuştur. Aslında Osmanlı Karadağ’ı tam olarak hakimiyetine almadı. Fatih, Karadağ’a bir nevi özerklik statüsü verdi ve bu durum Karadağlılar tarafından 1878 yılında Osmanlı’dan ayrılana kadar kullanıldı. Karadağlılar Osmanlı Devleti’nin hakimiyetine girişinden itibaren çok sayıda isyan çıkartmışlardır. Örneğin 1711, 1712, 1714 isyanlarını çıkartmışlardır. Bununla birlikte Hersek isyanına da destek vermişlerdir.

1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Rusya’nın yanında yer alan Karadağ, Osmanlı ordusunun önemli bir kısmını Balkanlarda meşgul etmiş ve savaşın Rusya lehine dönmesinde büyük bir etken olmuştur. Savaş sonrası imzalanan Ayastefanos ve hemen ardından Berlin Antlaşması’yla bağımsızlığını kazanan Karadağ, böylece devletler platformunda yerini almıştır. Bağımsızlığını kazanmasının ardından onu ilk tanıyan Osmanlı Devleti olmuştur. Bağımsızlıkla birlikte Osmanlı Devleti ile diplomatik ilişkiler hız kazanmış ve çok önemli aşamalar kaydedilmiştir. Bu dönemde iki devlet ilişkilerinin iyi bir düzeye gelmesinde, hiç şüphesiz II. Abdülhamid’in Balkan politikasında sergilediği tavrın önemli bir rolü vardır. Nikola Petroviç ile yakın dostluğu, iki devletin politikalarına da yansımıştır. ıı. Abdülhamid döneminde, 30 yılı aşkın bir süre, küçük sınır çatışmalarını bir kenara bırakılırsa, iki devlet arasında barışın hakim olduğu bir süreç göze çarpmaktadır. İlki 1883 ve ikincisi 1899 yıllarında olmak üzere Karadağ Prensi Nikola, Sultan Abdülhamid’in davetlisi olarak İstanbul’a gelmiş, törenlerle karşılanarak şaşaalı gösterilerle ağırlanmıştır.

II. Abdülhamid döneminde İstanbul Büyükçekmece başta olmak üzere Zonguldak Ereğli gibi yerlerde, taş işçisi, kuyucu, maden işçisi, bekçilik vb. iş kollarında çalışan Karadağlıların sayısında artış görülmüştür. Bunun yanında İstanbul’daki okullarda bizzat Abdülhamid’in bursuyla okuyan Müslüman ve Hristiyan Karadağlıların sayısı önemli bir seviyeye ulaşmıştır. Türkiye’de yaşayan Boşnakların önemli bir kısmı 1910’lu yıllarda Karadağ’dan gelmiştir. 5 Haziran 2017 tarihinde NATO’ya katıldı.

Etnik yapı

1991 sayımına göre Sırplar, Sırbistan-Karadağ federasyonunun toplam nüfusun %69’unu oluşturmaktaydı. Karadağlılar ise toplam nüfusun %5’ini, Karadağ nüfusunun %62’sini oluşturuyordu. Slav olmayan Arnavut azınlık ülkedeki 2. büyük gruptu ve resmi tahminlere göre toplam nüfusa oranları %17’siydi.

1965’ten sonra Sırbistan ve Karadağ’dan gelişmiş Avrupa ülkelerine ve Kuzey Amerika’ya sürekli göç yaşanmıştır. Eski Yugoslavya’nın dağılmasını ve Hırvatistan ile Bosna-Hersek’teki savaşı takip eden yıllarda göç Sırbistan ve Karadağ’a yönelmiştir. Mülteci sayımı sonucunda 1996 yılı ortalarında 566.200’ü mülteci statüsünde olan 646.000 kişi tespit edilmiştir. 79.700 kişi ise diğer cumhuriyetlerde yaşayan Sırp ve Karadağlılar ya da Yugoslavya’ya mülteci olarak gelip Yugoslav vatandaşlığına geçmiş kişilerdir.

Önemli şehirler

Karadağ illeri

2003 Nüfus Sayımına Göre

  • Podgorica (başkent; 169.132)
  • Nikšić (58.212)
  • Pljevlja (21.377)
  • Bijelo Polje (15.883)
  • Herceg Novi (12.739)
  • Berane (11.776)
  • Çetine (15.137) Eski krallık başkenti
  • Budva (10.918)
  • Tivat (9.467)
  • Rožaje (9.121)
  • Dobrota (8.169)
  • Danilovgrad (5.208)
  • Bijela (3.748)
  • İgalo (3.754)
  • Kolašin (2.989)
Eğitim

  • Okul Öncesi
  • İlkokul
  • Ortaokul
  • Lise
  • Üniversite
Lise

Karadağ’da 53 lise bulunmaktadır. Bunlardan 49 devlet okulu, 3 özel okul (2 tane uluslararasıdır) ve 1 devlet – özel okuludur.

Liseler bu şekilde ayrılır:

  1. Gimnaziya Liseleri
  2. Sanat Okulları
  3. Meslek Liseleri

a) Üç yıllık Meslek Liseleri
b) Dört yıllık Meslek Liseleri
4) İmam Hatip Lisesi (‘‘Mehmed Fatih’’ Medresesi)

Her yıl 9 bin civarında birinci sınıfta kayıt yaptıran öğrenci vardır. Tüm sınıflarda her yıl 29 bir civarında öğrenci vardır. Son istatistiğe göre Karadağ’da öğrencilerin %52si erkeklerden, %48 ise kadın cinsiyetinden ibarettir. Karadağ’da Lise Eğitimi zorunlu değildir. Bazı liselerde Türkçe dersi seçmeli ders olarak verilmektedir.

Üniversite

Karadağ’da 3 üniversite bulunmaktadır. Bunlardan 1’i devlet üniversitesi, 2’si vakıf üniversitesidir. Tüm üniversitelerde eğitim Karadağ dilinde verilmektedir. Karadağ Üniversitesi (Univerzitet Crne Gore), Karadağ’da bulunan tek devlet üniversitesidir. Yönetim olarak herhangi bir vakıf veya özel kurumla bağlantısı bulunmuş olmayan, bütçesi devlet tarafından karşılanan üniversitedir. Bu üniversite 1974 senesinde kurulmuş olup Karadağ’ın en eski yükseköğretim kurumudur. Bu üniversitede halen 20.000 öğrenci eğitim almaktadır. Üniversiteye bağlı olarak 19 fakülte ve 2 bilim enstitüsü faaliyet gösteriyor. 2004 senesi itibarıyla Bologna Süreci uygulanmaktadır. Karadağ Üniversitesi’nin genel merkezi Podgoritsa(Podgorica) şehrindedir ancak bazı fakülteler Niksic, Cetinje, Kotor, Herceg Novi, Bar, Budva, Bijelo Polje, Berane gibi şehirlerde eğitim vermektedir. Karadağ Üniversitesi’nin rektörlük görevini Prof. Radmila Vojvodić sürdürmektedir.

Vakıflarca kurulan iki üniversite Donja Gorica Üniversitesi ve Mediteran Üniversitesi’dir. İkisinin genel merkezleri Podgorica’da bulunmaktadır. Fakat Mediteran Üniversitesi’nin birkaç fakültesi Bar şehrinde faaliyet göstermektedir. Mediteran Üniversitesi 2006 yılında kuruldu, Donja Gorica Üniversitesi ise 2007 yılında kuruldu. İkisinin eğitim sistemi Bologna Süreci’ne göre uygulanmaktadır.

Spor

Karadağ’daki en popüler sporlar futbol, basketbol, su topu, voleybol ve hentboldur. Ülkedeki diğer önemli sporlar boks, atletizm, masa tenisi ve satrançtır.

Önceki dönemlerde yani Karadağ, Yugoslavya ülkesinin bir parçasıyken Karadağlı insanlar bu ülkenin millî takımlarında mücadele ediyorlardı. 24 Mart 2007 tarihinde Karadağ tarihinin ilk futbol maçını Macaristan ile Podgorica Stadında oynadı. Bu dostluk maçını Karadağ 2-1’lik skorla kazandı. Karadağ’ın en önemli iki futbol kulübü başkent Podgorica’da kurulmuş olan FK Budućnost Podgorica ve Nikšić şehrinin FK Sutjeska Nikšić ekipleridir. Karadağ Ulusal Olimpik Komitesi 2007 yılının Haziran ayında Uluslararası Olimpiyat Komitesine üye olarak katılmıştır. Karadağ’ın bağımsız bir ülke olarak katıldığı ilk Olimpiyat Oyunları 2008 tarihinde Pekin’de yapılan 2008 Yaz Olimpiyatları olmuştur. Ayrıca Karadağ, Sırbistan ile birlikte EuroBasket 2005 turnuvasını sunmuştur.

Su topu genellikle ülkenin ulusal sporu olarak lanse edilir. Karadağ, 13 Temmuz 2008 tarihinde İspanya’nın Málaga kentinde düzenlenen Avrupa Şampiyonasında Sırbistan’ı 5-5 ve 6-5’lik skorlarla yenmiştir. 2009 yılında düzenlenen FINA Erkekler Su Topu Dünya Liginde altın madalya kazanmışlardır. Kotor merkezli su topu ekibi PVK Primorac, 2009 yılında LEN Şampiyonlar Ligi şampiyonu oldu. Karadağ’ın bir numaralı su topu liginde altı takım yer almaktadır. Bu altı takımdan şu dördünün bütçesi bir milyon avrodan fazladır: VK Primorac Kotor, VK Jadran Herceg Novi, VK Budvanska Rivijera Budva ve VK Cattaro. Karadağ’ı 2008 Olimpiyat Oyunlarında temsil eden millî su topu takımı bu Olimpiyat Oyunlarında dördüncü sırayı yer almıştır.

Londra’da düzenlenen 2012 Olimpiyat Oyunlarında Karadağ bayan hentbol takımı, finalde Norveç’e 26-23’lük bir skorla yenilerek gümüş madalya almışlardı. Bu Karadağ’ın ilk Olimpiyat madalyası oldu.

Karadağ’da İklim ve Hava Durumu

İklim

Karadağ’ın güney bölgesinde Akdeniz iklimi etkisi görülür. Yazların kuru ve rüzgarlı yaşandığı coğrafyada kışlar yağmurlu geçer. Karadağ’ın orta bölgesi ve kuzeyinde ise karasal iklim hâkimdir. En sıcak ayın temmuz ayında yaşandığı ülkede sıcaklıklar yazları 35-40 derece civarındadır. Karadağ dağlık bir bölge olduğu için bölgeler arası sıcaklık farkları yüksektir. Dağ tepelerindeki karlar ilkbahar mevsimine kadar kalır.

Ekonomi

Yugoslavya’dan kopma sürecini sancılı yaşayan Karadağ’ın ekonomisi 1990’lı yıllarda düşüşe geçmiştir. Fakat 2000’lere gelindiğinde üretim kapasitesini arttıran ülke, 2005’te yüzde 4’lük büyümeyle önemli bir ivme yakalamıştır. Sırbistan’la ayrıldıktan sonra ekonomik anlamda yükselişini hızlandıran ülkede tarım oldukça gelişmiştir. Ülkenin bir diğer geçim kaynağı ise madenciliktir. Özellikle kömür ve boksit madenleri çokça çıkarılmaktadır. Son yıllarda özelleştirme baskısı yaşayan Karadağ’da hizmet sektörü yüzde 87’lik pay ile zirvededir. Karadağ’ın ekonomisinde turizmin de önemli yeri vardır.

Karadağ Mutfağı

Karadağ  mutfağı

Akdeniz lezzetleri ile oryantalist tatların iç içe geçtiği Karadağ’da İtalya, Türkiye, Bizans ve Macaristan mutfağından izlere rastlamak mümkündür. Bölgeden bölgeye farklılık gösteren mutfak kültürü kıyı kesimlerde daha çok Akdeniz mutfağı etkisindeyken orta kesimlerde doğu mutfağına yakındır.

Ülkede en çok tüketilen gıdaların başında balık, peynir, koyun eti gelir. Börek ve baklava gibi Türk mutfağında da yaygın yemekleri seven Karadağlılar zeytinyağı, sebze ve meyveyi çokça tüketmektedir.

Peynirin bir şarküteri ürünü olmaktan ziyade yemek çeşidi olarak görüldüğü Karadağ’da farklı renklerde ve tatlarda çok fazla peynir çeşidi vardır. Karadağ mutfağının en popüler yemeği rastan’dır. Koyu yeşil lahanayı koyun eti, ev yapımı sosis gibi türlü etlerle karıştırarak pişirdikleri bu yemek evlerde de en çok tüketilen yiyecekler arasındadır. Bir diğer çok meşhur yemekleri kaçamak’ın yapımında ise yerel patates ile peynir kullanılır. Karadağlılar için çocuklarına yemek yapmayı öğretmek bir gelenektir.

Festivaller

Ocak sonu, şubat başında düzenlenen Tripun Günü ise ülkenin koruyucusu olduğuna inanılan Tripun’a adanmıştır. Kotor’da Tripun Katedrali’nde gerçekleştirilen etkinlikler boyunca müzik ve dans iç içe geçer.

Karadağ’da mart ayı demek Kamelya ayı demektir. Yine Kotor’da gerçekleştirilen bu büyük festivalde sergiler ve konserler şehre yayılır.

Karadağ’da her yılın nisan ayında Herceg Novi Tiyatro Festivali düzenlenmektedir. Festival her sene alternatif tiyatro gruplarını bir araya getirir.

Haziran ayında düzenlenen Budva Müzik Festivali Adriyatik’in en büyük müzik festivalidir. Goran Bregoviç, Boney M gibi Balkan sanatçıların sahne aldığı festival her sene binlerce izleyici çekmektedir. Ağustos ayında düzenlenen Petrovic Jazz Festivali ise ülkenin bir diğer müzik festivalidir.

Karadağ halkı için spor vazgeçilmezler arasındadır. Bunun en büyük göstergesi denebilecek büyük Podgorico Maratonu her sene ekim ayında profesyonel ve amatör sporcuları bir araya getirmektedir.

Karadağ’da düzenlenen bir diğer önemli festival ise Merlinka’dır. Aralık ayında düzenlenen uluslararası queer festivalinde pek çok film gösteriminin yanı sıra yarışma bölümü de vardır. 2013’te Saraybosna ve Belgrad’da başlayan festivale 2014 senesinde Karadağ da katılmıştır.

Konuşulan Diller

Karadağ’ın resmi dili Karadağca’dır. Bunun yanı sıra ülkede Sırpça, Boşnakça, Arnavutlukça ve Hırvatça dilleri de konuşulmaktadır. Bunlar arasından Arnavutlukça hariç diğerleri benzerlik gösterdiği için ülke vatandaşları birbirleriyle anlaşmada güçlük yaşamazlar. 2011 senesinde ülke çapında yapılan anket sonucunda Karadağlıların pek çoğu anadillerinin Sırpça olduğunu söylemiştir. Fakat 2013 senesinde tekrarlanan anket sonuçlarına göreyse anadillerinin Karadağca olduğunu söyleyen insanların sayısı daha fazladır.

Din ve İnanç

Karadağ nüfusunun yüksek çoğunluğu inançlıdır. Ortodoks Hristiyanların yoğun olduğu ülkede Müslüman ve Katolik nüfus da mevcuttur. Ortodoks nüfusun çoğunluğu Montenegrins ve Serbs’te yaşamaktadır. Serbian Ortodoks Kilisesi’ne sadık kişi sayısı oldukça yüksektir. Ülkedeki en büyük azınlık grubu ise Müslümanlar oluşturmaktadır. Slavik Müslümanlar ve Arnavutluk Müslümanları olarak ikiye ayrılan nüfusun çoğu ülkenin kuzeydoğusunda yaşamaktadır. Karadağ’da ateist kişi oranı ise yüzde 1.24’tür.

Karadağ Türk Büyükelçiliği

PODGORICO BÜYÜKELÇİLİĞİ

Adres: Radosava Burica b.b. (Do Codre), 81000 Podgorica, Montenegro

Telefon: (020) 445.700 (yerel)
+382.20.445.700 (ulusal)
Fax: (020) 445.777 (yerel)
+382.20.445.777 (ulusal)

embassy.podgorica@mfa.gov.tr

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Kamerun Cumhuriyeti

Kamerun

Başkent Yaounde
Resmî diller Fransızca, İngilizce
Yönetim Şekli Başkanlık Sistemi
Yüzölçümü 475.442 km²
Nüfus 23.130.708
Nüfus Yoğunluğu 48,6 kişi/km²
Para birimi Orta Afrika CFA frangı (XAF)
Zaman dilimi WAT (UTC+1)
Telefon kodu +237
İnternet TLD .kcm

Kamerun ya da resmî adı ile Kamerun Cumhuriyeti, Afrika kıtasının ortabatı bölümünde yer alan bir ülkedir. Ülkenin sınır komşularını (kuzeyden saat yönünde ilerlendiğinde) Nijerya, Çad, Orta Afrika Cumhuriyeti, Kongo Cumhuriyeti, Gabon, Ekvator Ginesi ve 402 km’lik sahil şeridi ile Atlas Okyanusu oluşturmaktadır. Ülkenin başkenti Yaoundé’dir.

Ülke İsmi

Bölgeye gelen ilk Avrupalılar olan Portekizli denizciler, burada içerisinde bol miktarda kabuklu hayvan gördükleri bir nehre kendi dillerinde kabuklu hayvan anlamına gelen Camarões adını vermişlerdir. Bu isim daha sonraki dönemlerde önce bölgede yer alan dağlık alanlara daha sonra da günümüzde Douala’yı da kapsayan alana son olarak da tüm bölgeye ismini vererek bugünkü ülke sınırlarının tamamının ismi olarak kullanılmıştır.

Kamerun bayrağı

Kamerun bayrağı resmi olarak 20 Mayıs 1975 tarihinde göndere çekilerek kullanılmaya başlanmıştır.

Bayrak, Fransa’nın dikey üç renkli bayrağından esinlenerek Pan-Afrika renkleri olan yeşil, sarı ve kırmızıdan oluşturulmuştur. Dikey olarak bayrağı üç eşit parçaya bölen şeritlerden göndere çekilen tarafta bulunan yeşil, umudu ve ülkede bulunan zengin bitki örtüsünü sembolize etmektedir. Orta bölümde bulunan kırmızı bağımsızlık mücadelesi sırasında akan kanı ve egemenliğin sembolünü, bayrağın dalgalanan tarafında bulunan sarı renk ise güneşi ve ülkenin kuzeyinde bulunan savananın toprak rengini ifade etmektedir. Bayrağın tam ortasında kırmızı şerit üzerinde bulunan sarı beş köşeli yıldız ise sömürge döneminde Fransa ve İngiltere arasında bölüşülen kuzey ve güney Kamerun’un birliğini sembolize etmektedir.

I.Dünya Savaşı sonrasında Kamerun, Fransa ve Büyük Britanya arasında paylaşılmış, ülkenin kuzeyi Fransa mandacılık sisteminin, güney ise Britanya mandacılık sisteminin birer parçası haline gelmiştir. O dönemde kuzey bölümü Fransa’nın da etkisiyle günümüzdekine benzer (yıldızsız) dikey üç renkli bayrağı kullanmaya başlarken, güneyde her ne kadar kullanımı ile ilgili tereddütler söz konusu ise de Britanya bayrağının sol üst köşede olduğu bir bayrak kullanımda olmuştur. 1961 yılında yapılan halk oylaması ile güney bölümü, kuzey bölümü ile birleşme kararı aldıktan sonra dikey üç renkli bayrağa her iki bölgeyi de temsilen göndere çekilen taraftaki köşeye iki yıldız yerleştirilmiştir. 1972 yılında üniter devlet yapısının oluşturulmasında sonra günümüzde de güncelliğini sürdüren bayrak 1975 yılında oluşturularak resmen kullanılmaya başlanmıştır.

Kamerun arması

Kamerun Arması

Kamerun arması, Afrika ülkesi Kamerun tarafından kullanılan resmi devlet armasıdır.

Armanın merkezinde yer alan kalkan, Kamerun bayrağı renklerini barındırmaktadır. Kalkanın orta kısmında üçgen oluşturan ve Batı Afrika’nın 4.095 m ile en yüksek dağı olan Kamerun Dağı’nı temsil eden bölüm kırmızı bir zemine sahipken, üçgenin ayırdığı bölümlerden sol taraf yeşil zemine, sağ bölüm ise sarı zemine sahiptir. Kırmızı zemin üzerinde mavi ile Kamerun haritası yer almakta olup, haritanın da üzerine gelecek şekilde konumlandırılan kılıcın ucunda yer alan teraziler Roma mitolojisinde adalet tanrıçası olarak kabul gören Justitia’yı temsil etmektedir. Kılıcın tam ucunda ise yine kırmızı zemine denk gelecek şekilde sarı beş köşeli yıldız konumlandırılmıştır. Kalkanın arka kısmında çapraz olarak konumlandırılan iki adet Fasces ise devlet otoritesini ve cumhuriyetçi yönetim şeklini simgelemektedir. Kalkanın üst bölümünde ikisi Fasceslerin üzerine biri de kalkanın üst bölümüne gelecek şekilde konumlandırılmış ve hem Fransızca hem de İngilizce olarak yazılan Barış, İş, Anavatan (Fr: Paix, Travail, Patrie) (İng: Peace, Work, Fatherland) yer almaktadır. Kalkanın alt bölümünde yer alan slogan bandında ise yine hem Fransızca hem de İngilizce olarak ülkenin bu dillerdeki resmi adı olan Kamerun Cumhuriyeti (Fr: République du Cameroun) (İng: Republic of Cameroon) yazmaktadır.

Coğrafya

Kamerun Dağı

Kamerun sahip olduğu 475.442 km²’lik alan ile kıta içerisinde orta ölçekli ülkeler konumunda yer almaktadır. Ülkenin toplamda sahip olduğu 4.591 km’lik kara sınırından 797 km’si Orta Afrika Cumhuriyeti, 1.094 km’si Çad, 523 km’si Kongo Cumhuriyeti, 189 km’si Ekvator Ginesi, 298 km’si Gabon, 1.690 km’si Nijerya ile oluşurken, ülkenin ayrıca Atlas Okyanusu’na da 402 km’lik sahil şeriti bulunmaktadır.

Ülkenin iç kesimlerinde yaygın olarak gözlemlenen alçak yaylalar ülkenin kuzeyine doğru ilerledikçe Adamaua Platosu ve Mandara Sıradağları’nın etkisiyle yükselmektedir. Bu yükseltiler en uç kuzeyde Kamerun’un da küçük bir kısmına sahip olduğu Çad Gölü’nün yer alması nedeniyle alçalarak düşüş göstermektedir. Ülkenin batı ve kuzeybatı bölümlerinde Kamerun hattı olarak adlandırılan fay hattının da yer aldığı bölge üzerinde volkanik sıradağlar yer almaktadır. Özellikle kıyı kesiminde aktif olan volkanik dağların yanı sıra batı Afrika’nın 4.095 m ile en yüksek dağı konumunda bulunan Kamerun Dağı’da bu bölgede bulunmaktadır. Yükseltinin 3.011 m kadar çıktığı Oku volkanik dağlık alanları içerisinde ise Nyos Gölü ve Manoun Gölü yer almaktadır. Bamenda Platosu’nde bulunan Oku volkanik alanları içerisinde ayrıca Afrika kıtasının batı bölümünde yer alan en yüksek dağlık yağmur ormanları alanları gözlenebilmektedir. Ülkenin diğer önemli yükseltileri arasında Bakossi, Manengouba ve Kupe gibi kutsal olarak da kabul edilen dağlar yer almaktadır. Bakossi ve Manengouba dağları ise endemik bitki ve hayvan türlerinin bulunduğu ancak doğasının tehdit altında olduğu bölgelerdendir. Ülkenin güney bölümünde yer alan yaylalar da ise tropikal yağmur ormanları yer almakta olup, bu alanlar sahil kesimine yaklaştıkça yerini geniş ovalara bırakmaktadır.

İklim

Ülke genel olarak tropikal iklimin etkisi altında bulunmaktadır. Bu etki ile Kamerun’da şiddetli yağışların da yaşandığı sıcaklığın yüksek olduğu yağmur sezonları yaşanmaktadır. Ülke genelindeki yüksek bölgelere doğru sıcaklıklar ılıman değerlerde ölçülmektedir. Ülkenin Çad gölünün de yer aldığı kuzey kesimlerde kurak bir iklim gözlemlenmektedir. Ülkenin etkisi altında olduğu tropikal iklim nedeniyle Kamerun üç bölgesel iklim alanına ayrılabilmektedir, buna göre ülkenin kuzeyinde mevsimsel nemlilik görülmekte olup, Ekim-Nisan döneminde kurak sezon yaşanmaktadır. Kamerun’un kuzey bölgelerinde yıllık yağış ortalaması ise 700 mm seviyesindedir. Temmuz-Eylül döneminde yağışların en az olduğu dönem yaşanmakta olup, yıllık ortalama sıcaklık değerleri 32,2 °C seviyesindedir. Bu bölgede ölçülen yüksek sıcaklık değerleri ile birlikte yağışların yıl genelinde düşük olması nedeniyle her 2 ila 5 yılda bir kuraklık sorunu yaşanabilmektedir.

Kamerun-Ekom-Nkam-Şelalesi

Kamerunda  yaban hayatı

Ülkenin kuzey kesiminde yer alan savanaların güney kesimlerinde yer alan yağmur ormanlarına geçiş yaptığı bölgelere doğru başlayan ve yükseltisi 1.000 m ila 1.500 m arasında yer alan yaylalarda ise yıllık ortalama sıcaklık değerleri 22 °C seviyesinde ölçülürken, yıllık ortalama yağış 1.500 mm-1.600 mm düzeyindedir. Ülkenin batı kesiminde yer alan dağlık alanlarda ise yıllık ortalama yağış 2.000 mm ile 11.000 mm seviyesindedir. Özellikle Kamerun dağının güney ucunda ölçülen 11.000 mm yağış değerleri bölgeyi dünyanın en çok yağış alan bölgelerden biri yapmaktadır. Hem güney hem de batı kesimlerinde Aralık-Şubat dönemi kurak dönem olarak ifade edilse de, bu dönemde de yer yer yağışlar gözlemlenmektedir. Yağmur ormanlarının da sık bulunduğu Atlas Okyanusu’na kıyı sahil kesimlerinde ise yıllık ortalama sıcaklıklar 25 °C ortalama yağış ise 1.500 mm – 2.000 mm düzeyinde bulunmakta olup, Aralık-Ocak dönemi yağışsız dönem olarak geçmektedir.

Bitki örtüsü ve yaban hayat

Cross-River Gorili

Kamerun doğal alanları bakımından küçük Afrika olarak tanımlanmaktadır. Ülkenin güney ve orta kesiminde her daim nemli olan kahverengi, koyu kırmızı renge sahip ekvatoral kil olan ve Ferralsol olarak adlandırılan toprağa sahiptir. Ülkenin dikenli ve kurak ovalara sahip kuzey kesimlerinde ise kırmızı toprak olarak adlandırılan Terra Rossa toprağı gözlemlenmektedir.

2001 yılında yapılan bir araştırmaya göre ülke genelinde 96 tanesi endemik açıdan sadece bu ülkeden bulunan 542 farklı balık türü belirlenmiştir. Ayrıca yine aynı araştırmaya göre ülke genelinde 15.000 kelebek türü, 280 memeli hayvan türü (küçük ve büyük memeli hayvanların toplamı), Afrika’da bulunan 275 adet sürüngen türünün 165 tanesi, 3 timsah türü ve 190-200 kurbağa türü olduğu belirlenmiştir. Bunlara ilaveten 750 tanesi Kamerun’da yerleşik, 150 tanesi göçmen kuşlar olmak üzere 900 tane de kuş türü tespit edilmiştir.

2008 yılında Nijerya sınıra yakın bir konumda oluşturulan Takamanda Ulusal Park sayesinde soyu tehdit altında olan goril ailesine mensup Cross-River Gorili ‘nin korunması amaçlanmıştır. Şu anda sayıları 300 civarında bulunan goril türünün soyu kaçak avlanma ve orman alanlarının tahrip edilmesi nedeniyle tükenme noktasına gelmiştir. Banyang-Mbo-Tabiatı’nda ise ülkede var olan az sayıda orman fili nüfusunun korunması amaçlanmıştır.

1987 yılında oluşturulan Dja Ulusal Park, UNESCO Dünya mirasları listesinde yer almaktadır. Kamerun’da bu ulusal park haricinde UNESCO’nun dünya mirasları listesine aday başka ulusal parklarda mevcuttur:

  • 2006 yılından Boumba-Bek-Ulusal Park
  • 2006 yılından Campo-Ma’an-Nationalpark
  • 2006 yılından Korup-Ulusal Park
  • 2006 yılından Kribi yakınlarında bulunan Lobé Şelaleri
  • 2006 yılından Lobéké-Ulusal Park
  • 2006 yılından Nki-Ulusal Park
  • 2006 yılından Çad Gölü’nün Kamerun’da kalan kısmı
  • 2006 yılından Waza-Ulusal Park
Doğal kaynaklar

Kamerun’da doğal yeraltı zenginlikleri açısından petrolün yanı sıra boksit, demir cevheri, kahve, muz, kauçuk, ağaç, altın ve elmas bulunmaktadır.

Nüfus

Kamerun’da son olarak 2005 yılında gerçekleştirilen resmi sayım sonuçlarına göre 17,463,836 nüfus tespit edilmiştir. 2005 yılından sonra bir daha resmi sayım gerçekleştirilmemiş olup, 2016 tahmini sayım sonuçlarına göre 24,360,803 nüfus belirlenmiştir. Ülke içerisindeki nüfus yoğunluğu 35,7 kişi/km² düzeyindedir. Ülke nüfusunun büyük bir bölümü kuzey ve batı kesimlerindeki yeşil çimenlik alanlara hakim bölgelerde, liman kenti Douala ve sahil kesimi ile birlikte başkent Yaoundé’de yaşamaktadır. Ülkenin orta ve güneydoğu kesimlerinde ise nüfus yoğunluğu düşük seviyelerdedir.

Kamerun genç bir nüfusa sahip olup, 2016 tahmini verilerine göre %62,15’i 0-24 yaş aralığındadır. Ülkenin sadece %3,18’i 65 yaş ve üzerindedir.

0-14 yaş: %42.6 (erkek 5,228,047/kadın 5,149,228)
15-24 yaş: %19.55 (erkek 2,393,598/kadın 2,368,557)
25-54 yaş: %30.71 (erkek 3,762,054/kadın 3,718,266)
55-64 yaş: %3.97 (erkek 471,306/kadın 495,462)
65 yaş ve üzeri: %3.18 (erkek 360,386/kadın 413,899)

Şehirde yaşayanların oranı 2015 verilerine göre %54,4 olan ülkede, nüfusun yıllık artış oranı 2016 tahmini verilerine göre %2,58 düzeyindedir.

Etnik gruplar

Kamerun’da etnik grup olarak 286 unsur yer almaktadır. Ülken özellikle güney kesimlerinde nüfusunun %40’lık bir kesimi kendini Bantu etnik grubuna mensup olarak ifade etmektedir. Bu bölgede bantu etnik grubu içerisinde de çoğunluğu ülke nüfusunun içerisinde %19’luk çoğunluğu kapsayan Ekvatoral Bantu grubu oluşturmaktadır. Ekvatoral bantu etnik grubundan sonra ülke nüfusunda ikinci derecede öneme sahip olan ve %8’lik çoğunluğu oluşturan grup Kuzeybatı bantu etnik grubudur. Bu gruplar haricinde bu bölgelerde ayrıca Duala, Fang, Ewondos, Kpe/Bakwiri, Basaa, Ngumba, Eton, Bulu, Makaa, Njem, Ndzimu ve Luanda bantu etnik grupları da yaşamaktadır.

Semibantu etnik grubu ülkenin iç kesimleri ile birlikte kuzey kesimlerinde çoğunlukla yaşamakta olup, ülke nüfusunun %31’lik bir bölümünü oluşturmaktadır. Ülkenin yine iç kesimleri ile birlikte batı bölgelerinde yaşayan Bamileke grupları Semibantu grubu içerisinde çoğunluğa sahip bir konumdadır.

Ülkenin kuzey kesimlerinde yaşamlarını sürdüren nüfus genel itibarıyla Fulbe, Kanuri, Mandara, Musgum, Kotoko ve Massa gibi Sudan halkları tarafından oluşturulmaktadır. Ülkenin en kuzeyinde yer alan dağlık ve bataklık alanlar da ise Kirdi etnik grupları yaşamlarını sürdürmektedir. Ülkenin güney bölgelerinde yer alan yağmur ormanlarında da sayıları binlerle ifade edilen Pigmeler yaşamaktadır.

Kamerun genelinde etnik gruplar haricinde özellikle Nijerya, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Çad gibi komşu ülkelerden gelen çok sayıda göçmen yaşamaktadır. Özellikle Nijerya kökenli göçmenler resmi olmayan rakamlara göre ülke genelinde üç milyon dolayında bir nüfus oluşturmaktadır. Avrupalılar içerisinde Fransa vatandaşları en büyük beyaz topluluk konumundadır. Son yıllarda Çin’in bu ülkede yaptığı ekonomik yatırımlar neticesinde Çin vatandaşlarının sayısı da Kamerun içerisinde artış göstermiştir.

Dil

Kamerun’da yaşayan etnik grup sayısına paralel olarak çok sayıda yerel dil mevcuttur. Bu sayı günümüzde 230 dilin üzerinde bulunmaktadır. Ülke genelinde Fransızca ve İngilizce olmak üzere iki resmi dil sömürge ve himaye dönemlerinden miras olarak kalmıştır. Bu resmi dillerden Fransızca on bölgeden sekizini kapsayacak şekilde nüfusun %80’i için resmi dil konumundayken, İngilizce sadece Kuzeybatı ve Güneybatı bölgelerinde resmi dil olmak üzere nüfusun %20’sine hitap etmektedir. Ülkede resmi dil ve etnik grupların dilleri dışında bu dillerin karışımı olarak ortaya çıkan kreol diller de ön plana çıkabilmektedir.

Ülke bir dönem Almanya sömürgesi olması nedeniyle Almancada okullarda yaygın olarak öğretilmekte ancak Almancayı anadili olarak kullanan neredeyse hiç bulunmamaktadır. Son dönemlerde Ekvatoral Gine sınırına yakın bölgelerde İspanyolcada önem kazanan bir dil konumuna gelmiştir.

Ülkede konuşulan yerel diller arasında Fulfulde, Kanuri, Kotoko dilleri ve Shuwa kuzey kesimlerde, Benue-Kongo dil ailesine mensup Duala, Basaa, Kpe-Mboko, Malimba-Yasa, Makaa, Njyem, Ndsimu, Ngumba ve Kunabembe ile birlikte Ewondo, Bulu ve Fang gibi farklı Beti-Fang dilleri güney kesimlerde konuşulan yerel dillerdendir. Ülkenin batı kesimlerinde Ghomálá, Fé’fé, Medumba ve Yemba önemli yerel diller konumundadır. Kamerun’un kuzey ve doğu kesimlerinin bir bölümünde ise Sudanca ve Az-Sande dilleri ön plana çıkmaktadır.

Din

Ngaoundéré'de bir camii

Ülkede hakim olan din Hristiyan dinidir. Buna göre nüfusun %69,2 hristiyan inancına göre yaşamını sürdürmektedir. Bu oran içerisinde katolik mezhebine mensup hristiyanların oranı %38,4, protestan mezhebine mensup %26,3, ortodoks mezhebi mensuplarının oranı %0,5 ve diğer hristiyan mezheplerine mensupların oranı %4 düzeyindedir. İslamiyet ülke içerisinde en yaygın ikinci din konumunda olup, islami inancına göre yaşamlarını sürdürenlerin oranı %20,9 düzeyindedir. Ülke genelinde ayrıca %5,6 oranında batı ve orta Afrika dinlerine, %1 düzeyinde de başka dinlere inanan bir kesim mevcuttur. Kamerun’da herhangi bir dine inanmadığını belirten nüfusun oranı %3,2 seviyesindedir.

İslamiyet ülkenin özellikle kuzey bölgesinde yaşayan nüfus arasında oldukça yaygın bir konumdadır. Kamerun’un kuzeyinde müslümanlar oran olarak diğer dinlere göre daha yaygın olarak gözlemlenmektedir.

Sosyal durum

Eğitim

Bankim'de bir okul

Ülke genelinde 15 yaş ve üzerinde olan nüfusta okuma yazma bilenlerin oranı 2010 tahmini verilerine göre %71,3 düzeyindedir. Bu oran erkeklerde %78,3 iken, kadınlarda %64,8 seviyesindedir. Kamerun genelinde zorunlu bir eğitim sistemi bulunmasına rağmen okuma yazma bilmeyenlerin oranı %25 düzeyindedir. Ülkede okul çağına gelmiş çocukların okula başlama oranı %79 ile Afrika standartlarına göre yüksek olarak belirlense de, ülkenin kuzey bölgeleri ile güney bölgeleri arasındaki eğitim düzeyi farkı ciddi boyutlardadır.

Kamerun’da ilkokul ücretsiz olarak ziyaret edilebilmesine rağmen okul için gerekli tüm araç ve gereçler veliler tarafından karşılanmak zorunda. Bu zorunlu durum ülkenin güney bölgelerinde okula başlama oranlarını düşürürken, kuzey bölgelerde bu duruma ek olarak kültürel sebepler de çocukların okula gitme oranlarını etkileyebilmektedir.

2001 Cameroon Household Survey ‘in yaptığı bir araştırmada incelenen verilere göre her ne kadar kız çocukları ile erkek çocukları arasında okula başlama döneminde herhangi bir ayrım yapılmasa da, okul hayatında yaşanan en küçük düzensizliklerde kız çocuklarının okul hayatına daha çabuk son verildiği belirlenmiştir.

Başkent Yaoundé başta olmak üzere Duala, Buea, Dschang ve Ngaunderé’de devlet üniversiteleri bulunmaktadır.

Sağlık

2014 tahmini verilerine göre ülke genelinde ortalama yaşam 57.35 düzeyinde gözlemlenmekte olup, bu oran erkeklerde 56.09, kadınlarda ise 58.65 seviyesindedir. AIDS, Afrika kıtasında genel olarak yüksek değerlerde gözlemlense de Kamerun’da düşük oranda görülmekte olup, bu oran 2012 tahmini verilerine göre %4,5 düzeyindedir. Yine aynı tahmini verilere göre ülkede 600.000 üzerinde bu virüsü taşıyan kişi bulunmaktadır.

Tarih

Sömürge öncesi dönem

Turuncu: Almanya sömürgesi, Kırmızı: 1.Dünya Savaşı sonrası İngiliz Kamerunu, Mavi: 1.Dünya Savaşı sonrası Fransız Kamerunu, Yeşil: 1960 yılında itibaren bağımsız Kamerun

Günümüzde Kamerun’un bulunduğu bölgelerde sömürge dönemi öncesinde birçok etnik grup yaşantısını sürdürmekteydi. Ülkenin sık ormanlar ile kaplı güney kesimlerinde herhangi siyasi bir birliktelik sağlanmadan bir arada yaşayan Bantu toplulukları yer alırken, ülkenin güney ve batı kesimlerinde daha merkezi bir birliktelik ile topluluk halinde yaşayan oluşumlar meydana gelmiştir. Bu dönemin en önemli devlet öncesi yapıları arasında en kuzey bölgelerde Bornu, Mandara, Logone-Birni ve Makari-Goulfey gibi sultanlıklar yer alırken, Fombina İmparatorluğu ve ona bağlı Ngaoundéré, Garoua-Lainde, Maroua, Rei-Bouba, Tibati, Banyo ile birlikte batı bölgesinde Bamum Krallığı sömürge öncesi dönemde belli bir siyasi yapı ile Kamerun’da hakimiyet sürmüşlerdir.

Avrupalılar ile ilk temas

1472 yılında Portekizli denizcilerin Fernando do Poo önderliğinde bölgeye gelmesi sonucu Avrupalılar bu bölgeye ilk defa ayak basmışlardır. Gemilerini durdurdukları Wouri nehrinde yengeç başta olmak üzere birçok kabuklu hayvan gören Avrupalılar, bu sebeple bu nehire daha sonra ülkenin tamamına ismini verecek olan Rio de Camarões (Yengeç nehri) adını vermişlerdir. Portekizliler’in bu bölgede hakimiyet kurması sonucu 1520 yılında bölgeden ticaret yapılmaya başlanmıştır. Özellikle Duala gibi sahile yakın topluluklar ile yapılan ticaretin önemli bir kısmını köle, fildişi ve palmiye yağı ticareti oluşturmaktaydı.

Portekizlilerin gelmesi sonucu çok sayıda şeker kamışı tarlaları oluşturulmuş, köle ticareti çok daha büyük bir öneme sahip olmuştur. 10 Haziran 1840 yılında Douala ile Portekiz hükumeti arasında yapılan anlaşma ile köle ticaretine son verilmiş, söz konusu dönemden itibaren misyonerlik faaliyetlerine hız verilmiştir.

Günümüz Kamerun’un iç kesimleri ile ilgili ilk araştırmalar 19. yüzyılda gerçekleştirilmiş, bu bağlamda Alman Afrika bilimcisi Heinrich Barth 1851 yılında Royal Geographical Society Of London ‘un da talepleri neticesinde bu bölgelerde bulunmuş ve günümüz Kamerun’un kuzey bölgelerinde de araştırmalar gerçekleştirmiştir. Askeri bir hastanede doktor olan ve ayrıca Tunus konsolosluğu görevini de üstlenen Gustav Nachtigal, Çad Gölü bölgesinde araştırma yapan ilk araştırmacı olarak bahsi geçen bölgeden ilk bilgileri Avrupa kıtasına aktarmıştır.

Almanya sömürge dönemi

1862 yılında bu yana Gabon’da ticari faaliyetlerde bulunan Almanya, 1868 yılında Douala’da ilk ticari merkezini kurması sonucu bölge ile yakından ilgilenmeye başlamıştır. Almanya şansölyesi Otto von Bismarck’ın o güne kadar Tunus konsolosu olarak görev yapan Afrika bilimcisi Gustav Nachtigal’i imparatorluk adına Afrika’nın batı sahili komiseri ilan etmesi neticesinde Almanya çıkarları doğrultusunda bu bölgeleri sömürge sistemine dahil etme görevini vermiştir. Bu gelişmeler neticesinde 11 ve 12 Temmuz 1884 yılında Duala topluluklarını önderleri ile yapılan himaye anlaşmaları neticesinde bölgede göndere 14 Temmuz 1884 tarihinde Almanya İmparatorluğu bayrağı çekilmiştir ve himaye maddeleri açıklanmıştır. Yaşanan bu gelişmelerden beş gün sonra bölgeye gelen ve bölgeyi İngiltere adına sahiplenmek isteyen konsolos Hewett, resmi protestolar ile karşılaştır. Bu gelişmeler nedeniyle konsolosa The too late consul (Çok geç kalan konsolos) lakabı verilmiştir.

Sömürge bölgesinin geçici sınırları Berlin’de gerçekleştirilen Berlin Konferansı’nda çizilmiş, nihai sınırlar ise ilerleyen yıllarda Fransa ve Büyük Britanya ile 1885 yılından 1908 yılına kadar yapılan birden fazla anlaşmalar ile belirlenmiştir. 1884 yılında 495.000 km²’lik bir alana sahip olan Almanya, yıllar içerisinde Yeni Kamerun gibi bölgelerinde topraklarına katılması ile 1911 yılında 790.000 km²’lik bir büyüklüğe ulaşmıştır.

I.Dünya Savaşı’nın yaşanması neticesinde bölgedeki hakimiyetini kaybetmeye başlayan Almanya 1916 yılında son birliğinin de bölgeden çekilmesi ile sömürge sistemini tamamen kaybetmiştir. Almanya’nın bıraktığı bölge akabinde Britanya sömürge sistemi askerleri tarafından ele geçirilmiştir.

Fransız-İngiliz himaye dönemi

1919 yılında gerçekleştirilen Versay Barış Antlaşması çerçevesinde Kamerun resmen Milletler Cemiyeti kontrolüne verilmiş, Milletler Cemiyeti ise bu bölge üzerindeki görevini manda yönetim biçiminde gerçekleştirmesi adına Fransa ve Büyük Britanya’ya devretmiştir. Bölgenin her iki ülkeye verilmesi neticesinde Kamerun ikiye ayrılmış, Fransa bölgenin beşte dördüne sahip olarak büyük çoğunluğu kontrolü altına almıştır. II.Dünya Savaşı’ndan sonra bölge Birleşmiş Milletler tarafından cemiyet manda yönetim sistemi yerine mütevelli manda yönetimi sistemine geçirilmiştir. Bu değişiklik ile BM bölgenin kendi kendini yönetilmesini amaçlamıştır. Özellikle Fransa’nın hakim olduğu mütevveli manda yönetimi bölgesinde 1957 yılına kadar sık aralıklarla bağımsızlık yanlıların şiddet olayları yaşanmış, 10 Mayıs 1957 tarihinde de André Marie Mbida bu bölgenin başbakanı olarak atanmıştır.

Fransa’nın hakimiyeti altında bulunan Kamerun’da BM’nin himaye döneminin bitmesi ile gerçekleştirilen referandum sonuçları neticesinde bölge Doğu Kamerun adı ile 1 Ocak 1960 tarihinde bağımsızlığını ilan etmiştir. Ülkenin beşte birine sahip olan Britanya’nın hakimiyeti altındaki bölgede de buna benzer bir şekilde referandum gerçekleştirilmiş, referandum sonucuna göre bölgenin kuzey kesimleri Nijerya’ya bağlanma arzusunu dile getirmiş, bölgenin güney bölgeleri ise Doğu Kamerun ile Kamerun devletini kurmak adına bu bölge ile birleşmeyi kabul etmişlerdir. 1 Kasım 1961 yılında Britanya bölgesinin de katılımı ile Kamerun devleti resmen kurulmuştur. Günümüzde ülke içerisinde iki resmi dilin bulunmasının arka planında yaşanan bu gelişmelerin etkisi büyük olmuştur.

Bağımsızlık sonrası

Güney Kamerun'un Kamerun içerisindeki konumu

1960 yılındaki bağımsızlık sonrası Kamerun’un devlet başkanı olarak göreve başlayan Ahmadou Ahidjo zaman içerisinde ülkede bir diktatörlük sistemi oluşturmuş, dış siyasi desteğini aldığı Fransa’nın da etkisi ile hakimiyetini sağlamlaştırmıştır. 1 Eylül 1966 yılında kurulan Union Nationale Camerounaise (UNC) partisi 1990 yılına kadar ülkenin yasal tek partisi özelliğini taşımış, 1985 yılında da yapılan isim değişikliği ile Rassemblement démocratique du Peuple Camerounais/Cameroon People’s Democratic Movement (RDPC) adını almıştır.

1972 yılından itibaren ülke genelinde reformlar gerçekleştirilmiş, federal bir yapıya sahip olan ülkenin ismi 20 Mayıs 1972 tarihinde Federal Kamerun Cumhuriyeti ‘den yeni üniter devlet yapısının bir sonucu olarak Kamerun Birleşik Cumhuriyeti ‘ne değiştirilmiştir. Yaşanan bu gelişmeler neticesinde Kameruna’a katılmadan önce özerklikleri garanti altına alınan eski İngiliz himayesindeki Kamerun bölgesinde huzursuzluklara neden olmuştur.

6 Kasım 1982 tarihinde yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle görevinden ayrılan Ahidjo’nun yerine başbakan Paul Biya UNC’nin genel başkanlığı yanı sıra devlet başkanı da olmuştur. 1984 yılında gerçekleştirilen seçimleri kazanan Biya, aynı yıl kendisine yapılan darbe girişimini engellemiştir. 1988 seçimleri öncesi ülke içerisinde daha fazla demokrasi ve özgürlük vaatlerinde bulunan Biya, karşı bir adayın olmadığı seçimleri de büyük bir oy oranı ile kazanmıştır. 1990 yılından itibaren yoğunlaşan özgürlük ve demokrasi talepleri neticesinde basın özgürlüğünün önünü açan Biya, 1992 yılında da muhalefet partilerinin kurulmasına olanak tanıyan düzenlemeyi onaylamıştır. Tek partili düzenden çok partili düzene geçtikten sonra gerçekleştirilen ilk seçimlerde de zaferini ilan eden Biya, buna rağmen mecliste partisi çoğunluğu elde edemediği için UNPD ile koalisyon hükumeti kurmak durumunda kalmıştır. Ekim 1997 yılında gerçekleştirilen seçimlerde de zaferin ilan eden Biya, aynı seçim zaferlerini 2004 ve 2011 yılında katıldığı ve seçildiği seçimlerde de göstermiştir.

Günümüzde özellikle ülkenin eski Britanya himayesindeki güneybatı bölümünde yer alan Güney Kamerun bölgesinde yaşayan Kamerun nüfusu, bizzat devlet başkanı Biya tarafından kendisin de üye olduğu gruba pozitif ayrımcılık yapıldığı ve Fransızcanın hakim olduğu bölgeler kadar İngilizcenin hakim olduğu bölgeleri önem ve değer gösterilmediği gerekçesiyle zaman zaman bağımsızlık talepleri dile getirilmektedir. Bu girişimler neticesinde 1996 yılında ilki olmak üzere uluslararası alanda herhangi bir etkisi görülmese de güneybatısında yer alan Güney Kamerun bölgesi Ambazonia Cumhuriyeti adı altında bağımsızlık ilanları gerçekleştirilmiş ancak sonuca ulaştırılamamıştır.

İdari yapılanma

Kamerun'un bölgeleri

Kamerun  şehirleri

Kamerun toplamda on adet bölgeye ayrılmış konumdadır. 12 Kasım 2008 yılında yapılan yasa değişikliği ile o güne kadar il statüsünde olan yerler bölge statüsüne kavuşturulmuştur. Bu söz konusu bölgeler kendi içerisinde 58 ilçeye, ilçeler ise 300’ün üzerinde belediyeye ayrılmış durumdadır.

Ulaşım

Havayolu

Merkezi Douala’da bulunan ve 2006 yılında devlet tarafından kurulan Camair-Co Kamerun’un havayolları şirketi konumundadır. Bundan önceki devlet havayolları olan Cameroon Airlines’in iflas etmesi neticesinde aktif bir konuma gelen Camair-Co 2011 yılında önce ilk iç hat uçuşunu daha sonra da aynı gün dış hat uçuşunu gerçekleştirerek faaliyetlere başlamıştır.

Ülke genelinde 2008 verilerine göre 34 adet havaalanı bulunmakta olup, bunlardan sadece 11 tanesinin asfalt pisti bulunmaktadır. Douala International Airport ve Yaoundé Nsimalen International Airport havaalanları ülkenin ana uluslararası standartlara sahip iki havaalanıdır.

Demiryolu

Kamerun’da demiryolları Camrail tarafından işletilmektedir. 1996 yılında özelleştirme kapsamında özelleştirilen devlet demiryolları 1999 yılında 30 yıl süre için özel sektöre devredilmiş ve faaliyetlerine devam etmiştir. Ülke genelinde ilkel demiryolu ağlarına sahip olan Camrail, ülkenin birçok bölümüne de ray olmaması nedeniyle ulaşım sağlayamamaktadır.

Camrail Mayıs 2014 tarihi itibarıyla aşağıda yer alan şehirler arasında sefer düzenlemektedir.

Douala – Kumba
Douala – Yaoundé
Yaoundé – Ngaoundéré

Karayolu

Kamerun'da kullanılan bir dolmuş

Ülke genelinde 2004 yılı verilerine göre 50.000 km karayolu bulunmakta olup, bu yolların sadece 5.000 km’lik bir bölümü asfalt ile kaplıdır. Kamerun Trans-Afrika Karayolu Ağı üzerinden bulunmasından dolayı, bu ağa bağlı üç hat Kamerun’dan da geçmektedir. Bu ağlar şu şekildedir:

  • Dakar-N’Djamena Karayolu, Kamerun sınırında bağlandığı karayolu N’Djamena-Djibouti Karayolu
  • Lagos-Mombasa Karayolu
  • Trablus-Cape Town Karayolu
Denizyolu

Toplamda 2.090 km’lik bir karasularına sahip olan ülkede, özellikle yağmur sezonlarında yolcu ve yük taşımacılığı sınırlı şekilde yapılabilmektedir. Gemilerin taşıma yapabileceği sadece Benue nehri bulunmaktadır.

Ekonomi

Kamerun ekonomisi diğer birçok Afrika ülkesinin aksine uzun yıllar liberal ekonomi politikasını benimsemiştir. 2004 verilerine göre 12,7 milyar Euro olarak belirlenen Gayri Safi Yurtiçi Hasıla, 2002 verilerine göre 7,5 milyar Euro düzeyindeydi. Başlıca tarım ürünleri, patates ve mısır olan Kamerun’da, tahıl, muz, kauçuk, palmiye yağı, kakao, kahve ve pamuk da üretilir. Boksit ülkenin en önemli yeraltı madeni konumundadır. Ağır sanayinin bulunmadığı ülkede, endüstri kâğıt ve kereste üzerine kuruludur.

Ticaretin merkezi olan Douala'dan görüntü

Ülkenin dışarıdan ithal ettiği ürünlerin başında özellikle alkol üretiminde gerekli hammadde, gıda ürünleri, mineral ve diğer hammaddeler, tütün ve ulaşım araçları gelmektedir. Kamerun’un ithal ettiği ürünlerin değeri 1,205 trilyon CFA Frangı seviyesinde bulunmaktadır. 1,363 trilyon CFA-Frangı tutarındaki ihracatın çoğunluğunu ise ağaç ürünleri, kakao, petrol, kahve ve yurtiçinde üretilen gıda maddeleri oluşturmaktadır.

Kültür

Ülkenin ulusal bayramı olarak 20 Mayıs tarihinde gerçekleştirilen kutlamalarda devlet memurları ile okul, parti, firma gibi sivil toplum kuruluşu mensupları resmi üniformaları ile geçit törenleri gerçekleştirmektedir. Günün en önemli resmi geçidi ise Boulevard of 20th May / Boulevard du 20 mai meydanında organize edilmektedir.

Sanat : Kamerun’un en önemli sanat eserleri arasında ağaçtan farklı şekillerde yapılan maskeler, hayvan figürleri, davullar ve tahtlar yer almaktadır.

Edebiyat : Ülkenin önemli yazarları arasında Francis Bebey, Mongo Beti, Calixthe Beyala, Bole Butake, Papé Mongo, Ferdinand Oyono ve René Philombe bulunmaktadır.

Film : Jean-Marie Teno ve Jean-Pierre Bekolo ülkenin en önemli film yönetmenleri, Emile Abossolo-M’bo ise en önemli aktörü olarak ön plana çıkmaktadır.

Müzik : Ülkenin müzik başkenti olarak Douala ifade edilmektedir. Burada önemli miktarda müzisyenin yanı sıra stüdyolar ile film ve müzik şirketleri yer almaktadır.

Giyim : Kamerun’da özellikle resmi karşılamalarda ya Avrupai giyim tarzı (takım elbise, kravat, etek) ya da Kamerun’un rengarenk yöresel kıyafeti olan Kaba Ngondo ‘nun giyilme zorunluluğu bulunmaktadır. Bu kıyafetlerden hangisi ile karşılamalara/davetlere katılacağı davetiyelerde belirtilmektedir.

Kamerunda kullanılan renkli  şapkalar

Ülkenin kırsal kesimlerinde ise renkli kıyafetler ile birlikte başlarını örtmek için renkli şapkalar nüfus tarafından kullanılmaktadır.

Spor

Ülke genelinde en çok sevilen spor türü futboldur. İlk defa 1982 FIFA Dünya Kupası ‘nda başarılı bir şekilde yer alarak dikkatleri üzerine çeken The Indomptable Lions/Les Lions Indomptables (Türkçe: Yılmaz Aslanlar) ülkenin tanınmasına da katkıda bulunmuştur. Özellikle 1990 FIFA Dünya Kupası ‘nda ilk Afrika ülkesi olarak dünya kupaları tarihinde çeyrek finale çıkmaları büyük bir ilgi odağı haline gelmelerini sağlamıştır. Bu turnuvaya 38 yaşında bir futbolcu olarak katılan Roger Milla ilerleyen yaşına rağmen gösterdiği performans ve turnuva boyunca attığı dört gol ile herkesin ilgi odağı haline gelmiştir.

Son olarak Güney Afrika Cumhuriyeti’nde gerçekleştirilen 2010 FIFA Dünya Kupası’na katılan Kamerun, grup mücadelelerinde aldığı üç yenilgi ile turnuvaya ilk turda veda etmiştir.

Kamerun’da ki Türk Büyükelçiliği

Posta adresi
Boulevard de l’URSS 1782 B.P. 35155 Bastos – Yaounde
T:+237 222 20 67 75 / 222 20 67 76

F:+237 222 20 67 78
E: ambassade.yaounde@mfa.gov.tr

: Yaounde Büyükelçiliği
: Yaounde Büyükelçiliği

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Kamboçya Krallığı

Kamboçya

Başkent Phnom Penh
Resmî diller Khmerce
Yönetim Şekli Parlamenter Monarşi
Yüzölçümü 181.035 km²
Nüfus 14.805.000
Nüfus Yoğunluğu 81.7 kişi/km²
Para birimi Riel (KHR )
Zaman dilimi (UTC+7)
Telefon kodu +885
İnternet TLD .kh

Kamboçya, resmi adıyla Kamboçya Krallığı ve bir zamanlar Khmer İmparatorluğu olarak da bilinen, Güneydoğu Asya’da yer alan bir ülke. 181,035 km² alana yayılan ülke, kuzeybatıda Tayland, kuzeydoğuda Laos, doğuda Vietnam ile komşudur. Ayrıca güney batı kıyıları Tayland Körfezi’nde yer alır.

14,8 milyonluk nüfusuyla, dünya sıralamasında 70. sırada yer almaktadır. Resmi dini Theravada Budizmi’dir, halkın %95’i Budist’tir.

Başkent Phnom Penh, ülkenin politik, ekonomik ve kültürel merkezidir. Ülke kral tarafından parlamenter monarşi ile yönetilir.

Ekonomi

Kamboçya’nın ana gelir kaynakları tekstil ve turizmdir. İkinci geçim kaynağı olan turizm son yıllar içerisinde oldukça artış göstermektedir. Kamboçya’nın karşılaştığı en büyük ekonomik sorunlardan biri, hala eski nüfusun çoğunluk olarak eğitimden yoksun oluşu ve özellikle temel altyapı eksikliğinden muzdarip olan kırsal olmasıdır. Bölgesel ekonomik kriz, terör ve politik dengesizlikler ise ekonomiyi kötü yönde etkilemiştir ancak bir nebzede olsa ülke son yıllarda kalkınmaktadır.

Kamboçya ekonomisini tanımlamak gerekirse, Kamboçya oldukça düşük gelire sahip, ucuz bir ülkedir. Günlük gelir ortalaması 20-30 dolar arasında değişmektedir. Bir akşam yemeği üç dolara yenebilmekte, bir bira elli sente içilebilmekte ve bir oda üç dolara kiralanabilmektedir.

Bayrak

Kamboçya Arması

Kamboçya bayrağı, Kamboçya’nın resmî bayrağıdır. Beyaz renkli yapı, tarihi Angkor-Wat tapınağının bir temsilidir.

Tarih

Angkor krallığı bu bölgede kurulmuştur. En önemli eseri Angkor Tapınağıdır.

Kamboçya 1863-1953 yılları arasında Fransız kolonisi oldu. 1941-1945 yılları arasında Japon İmparatorluğu’nun işgali altında kaldı.

Pol Pot liderliğindeki Kızıl Kmerler (Khmer Rouge), 1975-1979 tarihleri arasında ülkeyi kontrol etti. Çin HC destekli Kızıl Kmerlerlerin lideri olan Pol Pot’un ideolojisine göre, ülkede sadece köylü sınıfı olmalıydı. Bu amaçla ülkenin tüm aydınlarını, bilim adamlarını, sanatkarlarını, kısacası köylü sınıfını oluşturmayan tüm Kamboçyalıları ağır koşullar altında pirinç tarlalarında çalışmaya zorladı. Çalışamayanlar ve muhalefet edenler Ortaçağ işkence yöntemleriyle öldürüldüler. Gözlük ve saatler de dahil olmak üzere tüm teknolojik aletler yasaklandı. Pol Pot yönetiminde dünyanın en büyük katliamlarından birini yaptılar. Verilere göre 3.3 milyon Kamboçyalıyı öldürdüler (1975-1979). Bu katliamlar Vietnam ülkeyi işgal edinceye kadar sürdü.

Ülkede 1991 yılında seçimler yapıldı. Kızıl Khmerler 1998’de Pol Pot’un ölümüyle tamamen dağıldı.

Tuol Sleng Soykırım Müzesi, Kamboçya’nın trajik ve tüyler ürpertici geçmişi sergilenmektedir. Kızıl Kmerler’in sorgulama ofisi olarak kullandığı, eskiden okul olan Security Prison 21 (Güvenlik Ofisi 21), Kızıl Kımerlerin yaptığı işkenceleri anlatan bir müzeye dönüştürülmüştür.

Din ve İnanç

Kamboçya

Nüfusun yüzde 95’inden fazlasının inandığı Theravada Budizm‘i, ülke genelinde bulunan 4,392 tapınak ile Kamboçya’nın resmî kabul edilen dinidir.

Halkın geri kalan kesimi İslam, Hristiyanlık dinleri, Ateizm ve diğer inanışlara bağlıdırlar.

Turizm

Turizm ülkede tekstilden sonra en büyük gelir kaynağıdır. Ocak-Aralık 2007 arasında 2 milyon turist ziyareti almıştır. Turistlerin çoğunuğu (%51) Siem Reap şehrini tecih etmiştir.Angkor Wat Tapınakları ülkenin en büyük turizm gelirini oluşturmaktadır ve Siem Reap yakınlarındadır.

İklim

Güneydoğu Asya’da hakim olan muson rüzgarları Kamboçya’da da etkisini sürdürmektedir. Kamboçya yağmurlu ve kuru olmak üzere iki ayrı mevsime sahiptir. Yağmurlu sezonu mayıs ayından kasım ayına kadar sürmektedir ve sıcaklıklar genellikle yüksek nem ile birlikte 22 dereceye kadar düşmektedir. Kuru sezonu ise kasım ayından nisan ayına kadar sürmektedir ve sıcaklıklar 40 dereceye kadar yükselmektedir. .

Şehirler-Bölgeler

tb

Üniter, parlamenter ve anayasal monarşiyle yönetilen Kamboçya illeri ve başkenti olmak üzere 25 ili bulunmaktadır. Başkent ve iller birinci düzey idari bölümlere dayanılarak ayrılmaktadır. Şehirler ikinci düzey idari bölümlere göre 25 belediyeye ve 150 ilçeye ayrılmaktadır. Belediyeler ve ilçeler kendi içlerinde komünlere ve meskenlere bölünmektedir. Başkenti Phnom Penh’dir. Büyük şehirleri: Banlung, Battambang, Kampot, Koh Kong, Kompong Thom, Kratie, Siem Reap ve Sihanoukville’dır.

Festivaller

Kamboçya Festivalleri

Kamboçya Krallığı’nın, Kamboçya ay takvimine göre geleneksel, tarihi ve kültürel festival hazinesi vardır. Bu festivaller Budizm, Hinduizm ve kraliyet geleneklerinin etkisi altında oluşmuşlardır. Festivaller geniş bir eğlence yelpazesine, neşe kaynağına, Kamboçya’nın ulusal renklerine ve turistlerin fikirlerini, davranışlarını etkilemek konusunda büyük bir etkiye sahiplerdir.

Toprağa ve çiftçiliğe derinden bağlı olan Kamboçya’nın Kraliyet Çiftlik Günü, KhemerceBon Chroat Preah Nongkoal‘ ekim ve dikim mevsiminin ciddiyetle kullandığı festivaldir. Her yıl Mayıs ayında Kraliyet Sarayı’nın yanında, Ulusal Müze’nin önündeki parkta kutlanmaktadır. Astrolojik inançlarına göre, Khemerce’ de Usapheak Reach olarak bilinen kraliyet öküzünün her yıl tarım hasat kaderinin belirlenmesinde etkili bir rolü bulunmaktadır.

Geleneksel olarak Kamboçya kralını temsil eden Kral Meak, kraliçe arkasından tohum serperken tarlayı sürmektedir. Tarla seromonik bir şekilde üç defa sürülmektedir. Daha sonra kraliyet hizmetlileri, kraliyet öküzünü pirinç, mısır, susam tohumları, fasulyeler, yeşillikler, su ve şarabın olduğu yedi altın yedi tepsiyle sürmektedirler.

Kraliyet kâhinleri daha sonra öküzün ne yediğini yorumlar ve sellerin, salgın hastalıkların, iyi bir hasatın, yağışın içinde olduğu bir dizi kainatta bulunurlar. Erkekler ve kadınlar Khemer‘in geleneksel kıyafetlerini giymektedirler.

Genel olarak Eylül ayının sonundan Ekim ayı boyunca 15 gün süren Pchum Ben Günü veya Ölüleri Anma Günü Festivali ölülerin ruhunu kutsamaya adanmış Kamboçya’nın en kültürel izidir. Kesin tarihi Kamboçya’nın ay takvimine göre değişmekte olan festivalde her ev sahibi tapınaklarını ziyaret eder ve keşişlere yemek sunarlar.

Yemek sunmak önemli bir saygı gösteriştir ve Budizm‘in en yaygın, en eski ritüellerinden bir tanesidir. Pchum Ben festivalleri süresince insanlar tapınaklara keşişler için ve ataları, akrabaları ya da arkadaşları olabilecek aç ruhları doyurmak için yemek getirirler. Aç ruhlar varoluşun altı modundan bir tanesidir ve inanışlara göre bu ruhlar açgözlülükleri, hasetleri ve kıskançlıkları yüzünden büyük, aç mideleri ve iğne deliği şeklinde ağızları olan, boyunları çok ince olduğu için yediklerini yutamayan yeniden doğmuş ruhlardır.

Pagodalar sunumlarını yapabilmek isteyen ve sevdiklerinin, atalarının ruhlarına dua etmeleri için keşişlere yalvarmayı bekleyen insanlarla dolmaktadır.

Kamboçya’nın Türk adası: Koh Rong

Kamboçya'nın Türk adası: Koh Rong

Kamboçya’nın Koh Rong Adası’nda işletmelerden tutun da ada ulaşımına kadar hakimiyet Türklerde. Öyle ki Koh Rong Adası’nda lahmacundan menemene kadar Türk mutfağından yemekler bulunuyor. Türk nüfusunun bir hayli fazla olması Koh Rong Adası’nın ‘Türk adası’ olarak anılmasını sağlıyor.

Kamboçya’nın güneybatısında yer alan Koh Rong, ülkenin en büyük ikinci adası olma özelliğine sahip. Koh Rong Adası’na gitmek için öncelikle Türk Hava Yolları’nın direkt seferiyle Phnom Penh şehrine uçmalısınız. Daha sonra körfezde bulunan Sihanoukville kentine gidip oradan da SpeedFerry adı verilen botlarla Koh Rong’a ulaşabilirsiniz.

Türk nüfusu oldukça fazla : Ne alaka diyeceksiniz ama Türkiye’den 7 bin 900 kilometre uzaklıkta olan Koh Rong’da Türk nüfusu oldukça fazla. Türklerin, adanın kurulmasında da büyük payları var. Bu adada işletmelerin bir kısmı Türklere ait, bir kısmında da Türkler çalışıyor. Başka bir deyişle Kamboçya’nın Türk adası. Koh Rong’un elektriğiyle, internetiyle, ada ulaşımıyla da Türkler ilgileniyor.

Lahmacundan menemene Türk mutfağı : Tabii adada Türkler yaşayınca Koh Rong’a Türk mutfağı da girmiş. Lahmacundan menemene, baklavadan sütlaca derken bizim mutfak bu adada yer edinmiş durumda.

Kamboçya Türk Büyükelçiliği

Posta adresi
No:1&3, Street 254, Sangkat Chaktomuk, Khan Daun Penh, Punom Pen, Kamboçya
T:+855 23 863 086

E: embassy.phnompenh@mfa.gov.tr

: Punom Pen Büyükelçiliği
: Punom Pen Büyükelçiliği

Görev Bölgesi :
TÜM KAMBOÇYA

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın
1

Japonya

Japonya

Başkent Tokyo
Resmî diller Japonca
Yönetim Şekli Parlamenter Monarşi
Yüzölçümü 377.944 km²
Nüfus 126.730.000
Nüfus Yoğunluğu 335,3 kişi/km²
Para birimi Japon Yeni
Zaman dilimi JST (UTC+9)
Telefon kodu +81
İnternet TLD .jp

Japonya (Japonca: 日本, Nihon ya da Nippon, resmî adı 日本国, Nihon-koku ya da Nippon-koku (yardım·bilgi)), Doğu Asya’da bir ada ülkesidir. Büyük Okyanus’ta bulunan Japonya Japon Denizi’nden Çin, Kuzey Kore, Güney Kore ve Rusya’nın doğusuna, kuzeyde Ohotsk Denizi’nden güneyde Doğu Çin Denizi’ne ve Tayvan’a kadar uzanır. Japonca adını oluşturan kanji karakterler "güneş" ve "köken" anlamına gelir. Bu nedenle Japonya "Doğan Güneşin Ülkesi" diye de bilinir.

Japonya coğrafî yapısı bakımından 6.852 adadan oluşan bir takımadadır. Bu adaların en büyükleri olan Honshu, Hokkaido, Kyushu ve Shikoku adaları ülkenin %97’sini oluşturur. Adaların çoğu dağlıktır ve bazıları yanardağlardan oluşur. Japonya’nın en yüksek dağı olan Fuji Dağı bir yanardağdır. Japonya 126 milyonluk nüfusuyla dünyanın nüfus açısından onuncu en kalabalık ülkesidir. Honshu’da bulunan Büyük Tokyo Metropolü, fiili başkent Tokyo ve bulunduğu alan çevresinde bulunan prefektörlükler ve şehirlerle birlikte 30 milyonunun üzerindeki nüfusuyla dünyanın en büyük metropoliten alanıdır.

Arkeolojik araştırmalar Paleolitik çağın son döneminden beri insanların Japon adalarında yaşadığını gösterir. Yazılı tarihte Japonya’nın adı ilk olarak 1. yüzyıldan kalma Çin metinlerinde geçer. Japonya’nın tarihi dış dünyadan etkilendikten sonra çok uzun yıllar boyunca tecrit edilmesiyle şekillenmiştir. Günümüzdeki Japon kültürü dış etkiler ile iç gelişmelerin bir karışımından oluşmaktadır. 1947 yılında anayasanın kabulünden beri Japonya parlamenter monarşi ile yönetilmektedir. Devletin başı Japon imparatoru, hükümetin başı ise başbakandır. Seçimle işbaşına gelen bir parlamentosu vardır.

Gayri Safi Yurtiçi Hasılaya göre Japonya, Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra dünyada ikinci sıradadır. Birleşmiş Milletler, G8 ve APEC üyesidir. Savunma bütçesi dünya beşincisidir. Dünyanın en büyük dördüncü ihracatçısı ve en büyük dördüncü ithalatçısıdır.

Bayrak

Japonya Arması

Japonca’da resmi olarak Nisshōki (日章旗?, "güneşli bayrak") veya Hinomaru (日の丸?, "güneş dairesi") denilen Japonya bayrağının şekli, beyaz bir zemin üzerine konulmuş kırmızı bir dairedir.

Kırmızı daire ülkeden doğan güneşi ifade eder. Ülkenin adı kendi dilinde ‘güneşin kaynağı’ anlamına gelen Japonya’da güneş, milli simgelerin en önemlilerinden biridir. Japon mitolojisine göre güneşin tanrıçası Amaterasu da Japon tanrılarının kraliçesi ve Japon imparator hanedanının anasıdır.

Güneşli bayrağı bin yıldan beri Japon askerleri (samuraylar) ve gemileri çekmişti. 1868’da başlayan Meiji Restorasyonu’ndan sonra bu bayrak milli bayrak olarak itibar gördü. 1999’de kabul edilen Ulusal Bayrak ve Marş Kanunu bayrağın ölçülerini saptadı

Arma

Japonya’nın imparatorluk ailesinin amblemidir. İmparatorluk dönemi boyunca kullanılmıştır.

Japonya tarihi

Japonya tarihi antik zamanların şehir devletlerinin modern Japon ulus devletine ulaşacak şekilde coğrafi ve sosyal tarihini anlatmaktadır.

Son buz devrinden sonra (MÖ 12000) Japonya coğrafyasının zengin ekosistemi insan yaşamını desteledi. Japonya’da bulunan en erken çömlek Jömon dönemine ait olup Japonya’yı gösteren ilk yazılı belge "Book of Han" olup Çin’de Han Hanedanlığı döneminde yazılmıştır. Bir numaralı kültürel ve dinsel etki Çin’den gelmiştir.

Günümüz Japon İmparatorluk Sarayı 6. yüzyılda yapılarak ilk kalıcı imparatorluk başkenti 710 bugün Nara kenti olan Heijõ-Kyõ’da kuruldu. Bu şehir Budist sanatı, dini ve kültürü adına bir merkez halini aldı. Heian-kyõ’da (günümüz Kyoto) kurulan yeni başkent güçlü bir merkezi devletin sonuçlanmasıydı. Heian periyodu klasik Japon kültürünün altın zamanı olarak geçer. Takip eden asırlarda hüküm süren imparatorların gücünün ve saray halkının zayıflaması merkezi devletin gücünü çatlatmıştır. 15. yüzyıla gelene kadar politik güç birkaç yüz Daimyo tarafından yönetilen, kendi samurayları olan feodal bölgelere bölünmüşlerdi. Uzun bir iç savaştan sonra Japonya’yı birleştiren Tokugawa Ieyasu imparator tarafında 1603 yılında şogun olarak görevlendirilmiştir. Tokugava Ieyasu fethettiği toprakları destekçilerine dağıttı ve Edo’da kendi Tokugawa Şogunluğunu kurdu. İmparator bu dönemde eski başkent Kyoto’da kalmaktaydı. Edo döneminde barış ve refah hakimdi. Japonya Hristiyan misyonerliğini engelleyip dış dünyayla bütün bağlantısının kesti.

1860’larda Tokugawa şogunluğu mevkisini kaybetti, imparator gücü tekrar eline aldı Meiji dönemi başladı. Yeni ulusal yönetim şekli feodalizmi bitirerek izole ve geri kalmış ada toplumunu Batı modelini izleyen bir dünya gücü haline getirdi. Demokrasi uygulaması için sorunlar vardı. Bunların başında Japonya’nın yarı bağımsız ve güçlü ordusunun siviller üstünde 1920-30 yıllarında siviller üstünde baskı kurmasıydı. Ordu 1931 yılında Mançurya’yı işgal etti ve 1937’de Çin’e karşı savaşa girişti. Sahilleri ve büyük şehirleri kontrol eden Japonya kukla devletler kurdu fakat Çin’i tamamen yenemedi. Aralık 1941’de Pearl Harbor’a yapılan saldırıyla beraber Birleşik Devletler ve müttefiklerine karşı savaşa girdi. 1942 ortalarına kadar kazanılan birkaç deniz zaferinden sonra endüstriden uzaklaşan askeri güçlere gemi, mühimmat ve yakıt sağlama sıkıntısı çekmeye başladı. Donanmanın batırılması ve büyük şehirlerin Birleşik Devletler tarafından yok edilmesine rağmen 1945’te Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan atom bombaları ve Sovyetler Birliği’nin Mançurya’yı işgal etmesi sonucunda imparator orduyu teslim olması için zorladı.

Birleşik Devletler Japonya’yı 1952 yılına kadar kontrol altında tuttu. 1947 yılında Birleşik Devletler tarafından yeni bir anayasanın hazırlanması ve kabul edilmesi zorlandı. Bu anayasa sonucunda Japonya parlamenter monarşi halini aldı. 1955 yılından sonra Japonya oldukça yüksek ekonomik büyüme rakamlarına sahip oldu. Mühendislik, otomotiv, elektronikte dünya merkezi haline geldi. Sahip olduğu gelişmiş altyapı, yüksek yaşam kalitesi, ve en yüksek beklenen yaşam süresine sahiptir. İmparator Shõwa 1989 yılında ölerek yerine oğlu Akihito’yu getirdi. 1990’larda ekonomik durgunluk büyük bir sorundu ve 2011’de yaşanan tsunami sonucunda ekonomik kayıplar yaşandı.

Japon tarih öncesi

Paleolitik Çağ

Cilalı taştan baltalar; Hinatabayashi B bölgesinde çıkartıldı, Shinano, Nagano. Jömon öncesi dönemine ait olup MÖ 30.000'e tarihlenmiştir. Tokyo Ulusal Müzesi

Yayoi döneminden bir Dōtaku(çan), MS 3. yüzyıl

Japon paleolitik dönemi en erken MÖ 50.000’lerden , son buzul çağının sonun zamanları olan MÖ 12.000’lere kadar geniş bir dönemi kapsamaktadır. MÖ 38.000’den önce ortaya çıkan kalıntıların çoğu kabul edilmeyip, pek çok tarihçi paleolitik dönemin 40 bin yıl önce başlandığına inanmaktadırlar.

Japon adaları anakaradan MÖ 11.000 dolaylarında buz devrinin bitmesiyle ayrılmıştır. Amatör araştırmacı, Shinichi Fujimura tarafından alt ve orta paleolitik çağ hakkında aldatmaya yönelik buluntular sunuldu. İncelemeler sonucu Fujimura ve beraberindekilerin çalışmaları reddedildi.

Jömon Dönemi

Jömon dönemi 14.000 ile MÖ 300 arasında kabul edilir. Kalıcı yerleşmelerin ilk görüldüğü zaman MÖ 14.000’de görülür. Jömon kültürü, mezolitik ve neolitik arasında yarı yerleşik avcu toplayıcı hayat tarzı ve ilkel tarımdan ibarettir.

Dokuma bu zamanlarda yoktur, kıyafetler genelde kürkten yapılırlar. Jömon halkı kilden kaplar yapmaya başladılar. Bu kapların üzerine desenleri örgülü iplerle ve çubuklarla işlediler. Günümüze ulaşan eserler üstünde yapılan radyokarbon tarihleme bu nesneleri MÖ 11.000’e tarihlenmiştir.

Yayoi dönemi

Yayoi dönemi MÖ 400 veya 300’den MS 250 yılına kadar süren dönemdir. Tõkyõ’da bulunan Yayoi’den adını almıştır.

Yayoi döneminin başında dokuma, pirinç tarımı, bronz ve metal işleme görülmektedir. Bronz ve demir’in bu dönem içinde aynı anda kullanılmaya başlandığı görülmektedir. Demir genellikle tarım ve benzeri aletlerin yapımında kullanılırken bronz ayin ve törenlerde kullanılmaktadır. Bronz ve demir döküm MÖ 100 yılında gözükmeye başlar, bu dönemde her iki madenin cevheri anakaradan gelmektedir. Yayoi döneminde iyi mahsül elde etmek için şamanizm ve kahinler ortaya çıktı.

Japonya’nın ilk geçtiği yazılı kayıtlar MS 57 yılında Çin’de yazılmış olan "Han Hanedanlığı Tarihi" ‘de geçmektedir. (Book of the Later Han) Kayıtlarda "Lelang’ta okyanusun ardında Wa’nın halkı yaşar. Yüzden fazla kabile sık sık gelerek vergilerini öderler." Metinlerde ayrıca Wa kralı Suishõ’nun Çin imparatoru An’e köleler sunduğu da aktarılır. 3. yüzyılda yazılan 3 Krallığın Kayıtları (Records of the Three Kingdoms) ülkenin 30 küçük kabileden oluştuğu ve şaman kraliçe Yamatai’li Himiko tarafından yönetildiği yazılır.

Antik Japonya

Kofun dönemi

Kofun dönemi MS 250 yılında başlayıp ismini antik mezar anlamına gelen kofun’dan almaktadır.

Kofun dönemi klanların etrafında gelişen güçlü askeri devletlerin gelişimine tanık oldu. Yamato ve Kawachi etrafında 3. ve 7’ci yüzyıllar arasında baskın olan Yamato devleti Japon imparatorluk sülalesinin oluşmasına katkı sağladı. Bu yönetim klanları bastırarak ve tarım arazileri eline alarak batı Japonya’da etkisi güçlü bir devlet kurdu

Japonya çine 5. yüzyıldan başlayarak vergi göndermeye başlamıştır. Çin kayıtlarında bu durum Wa olarak kayıtlı olup Çin sistemine bağlı olarak vergi veren 5 kral vardır.

Klasik Japonya

Asuka dönemi

Asuka döneminde, yönetimde bulunan Yamato yönetimi merkezi bir devlet olma yolunda ilerlemekteydi.

Japonya’da Budizm 538 yılında Kore Krallığı Baekje tarafından tanıtıldı. Budizm büyük oranda yöneten kesim tarafından kendi amaçları doğrultusunda desteklendi. Yeni tanıtıldığı zamanlarda genel toplum içinde budizm popüler bir hale gelmedi. Budizmin uygulaması ölülerin büyük kofunlarda gömülmesi geleneğini sekteye uğrattı.

Japonya’dan Çin’e 607 yılında getirilen mektupta; "Güneşin doğduğu toprağın imparatorundan Güneşin battığı toprağın imparatoruna yazılması Japon imparatoru tarafından yapılmış üstü kapalı bir hakaret olarak kabul edilir.

Nara dönemi

710 yılında devlet, başkenti Çin Tang Hanedanlığının başkenti olan Chang’an’ın ardından modellenen Heijõ-kyõ’ya (Günümüz Nara’sı) taşıdı. Kojiki ve Nihon Shoki Japonya’da üretilen ilk iki kitap olarak bu dönemde karşımıza çıkar. İki kitapta Japonya’nın tarihi ve yaratılış hakkında efsaneler içerir. 8. yüzyılın ikinci yarısı ise adı Man’yõshũ olan ve Japon şiirinin en iyi parçalarından oluşan bir koleksiyon olarak görülen eser yazılmıştır.

Bu dönemde Japonya pek çok doğal afet geçirdi. Bunların arasında yangın, kuraklık, kıtlık, ve nüfusun %25’inden fazlasını öldüren çicek hastalığı gibi bulaşıcı hastalıklar bulunmaktadır. İmparator Shõmu dine olan bağlılığının yeteri kadar olmadığı için bunların olduğunu düşünerek Budizm üzerine yapılan destekler arttırıldı. Tõdai-ji tapınağı bu dönemde inşa edildi. Nara döneminde Japonya nüfusun gerilemesinden muzdarip oldu ve bu sorun Heian Dönemine kadar devam etti.

Heian dönemi

Ekonomi

Takamatsuzuka mezarının duvarında bulunan duvar resmi, Asuka, Nara, 8. yüzyıl

Nara'da bulunan Büyük Buda heykeli, MS 752.

İnsanların %80 kadarı pirinç çiftçisiydi. Pirinç üretimi yükselirken nüfusun çok değişmemesi sonucunda refah arttı. Pirinç tarlaları 1600’den 1720’ye kadar neredeyse iki katına çıktı. Gelişen teknoloji sayesinde çiftçiler tarlarının akış ve sulamasını kontrol etmelerine olanak sağladı. Daimyõ (feoadl kral) birkaç yüz kale şehri kontrol eder ve yerel bir ticaret oluştururdu. Büyük ölçekli pirinç pazarları Edo ve Osaka’da gelişti. Şehir ve kasabalarda artan hizmet ve ürün ihtiyacını tüccar ve zanaatkarlar loncası karşılamaktaydı. Tüccarlar sınıf olarak düşük olsalarda zenginleşirlerdi. Tüccarlar paranın el değiştirmesi kredi elemanlarını geliştirdi, para genel kullanım alanına sahip oldu. Gelişen ve güçlenen market girişimleri destekledi.

Samurayların tarım veya ticari bir işle uğraşmaları yasaklanmış olmasına rağen borç para almalarına izin verilmekteydi. Bir bilgin bütün ordu sınıfının "bugün ye yarın öde" fikriyle yaşadığını gözlemledi.

Coğrafya

Japonya, Doğu Asya kıyılarında kıtanın Pasifik sahili boyunca uzanan ve stratovolkanik takımadalardan oluşan bir ada ülkesidir. Kuzey enlemi 24 °-46 ° ve doğu boylamı 123 °-146 ° arasındadır. Japonya, Ohotsk Denizi ile Rusya’nın güneydoğusundan, Japon Denizi ile Kore’nin biraz doğusundan ve Doğu Çin Denizi ile Çin ve Tayvan’ın doğu-kuzeydoğusundan ayrılmaktadır. Japonya’ya en yakın komşu ülke ise Rusya’dır.

Siyaset

Japonya anayasal monarşi olup İmparator’un yetkileri oldukça kısıtlıdır. Japonya Anayasası’na göre imparator “devletin ve halkın birliğinin simgesidir” ve egemenlik hakkı olmaksızın sadece törensel bir rol oynar. Egemenlik ise Japon halkına ait olup güç Başbakan ve Diet’in diğer seçilmiş üyeleri tarafından esas tutulur. Hirohito’nun ölümünden sonra tahta çıkan Akihito, 1989’da bu yana Japonya İmparatoru’dur ve veliaht prensi Naruhito ise tahtın varisidir.

Japonya’nın yasama organı Ulusal Diet çift meclisli bir parlamentodur. Diet her dört yılda bir halkoyuyla seçilen 480 sandalyeli Temsilciler Meclisi, altı yıl görev yapan halk tarafından seçilmiş üyelere sahip 242 sandalyeli Danışmanlar Meclisi’nden oluşmaktadır. 20 yaş üzeri yetişkinlerin gizli oyla tüm seçilebilen makamlar için genel oy hakkı bulunmaktadır. Diette sosyal liberal Japonya Demokratik Partisi ve muhafazakar Liberal Demokrat Partileri (LDP) hakimdir. LDP 1993 ve 1994 yılları arasında kısa bir 11 aylık dönem ve 2009-2012 yılları dışında, 1955 yılından bu yana sürekli bir seçim başarısı gördü. Parti alt kamarada 294 sandalye ve üst kamarada 83 sandalyeyi elinde bulundurmaktadır.

Japonya Başbakanı hükümetin başıdır ve Diet üyeleri tarafından belirlendikten sonra imparator tarafından atanır. Başbakan kabinenin başıdır ve bakanları atama ve görevden alma yetkisine sahiptir. Japonya’nın şu anki başbakanı Shinzo Abe, 2012 genel seçimlerinde LDP’nin zaferinden sonra, 26 Aralık 2012 tarihinde Yoshihiko Noda’nın yerine geçmiştir.

İdari bölümler

Japonya haritası

Japonya, idari olarak dört yılda bir seçilen vali, yasama ve idari bürokrasi tarafından denetlenen 47 prefektörlüğe (Japonca: 都道府県, todofuken) ayrılır. Prefektörlükler ise şehir, kasaba ve köy olmak üzere belediyelere ayrılır. Tokyo özel bir statüye sahip olup bunlara ek olarak 23 özel semte ayrılır. Hokkaidō ise prefektörlük ve belediyeler arası 14 alt prefektörlüğe ayrılır. Aynı zamanda bazı diğer prefektörlüklerde de alt prefektörlükler bulunmaktadır. Japonya aynı zamanda sekiz bölgeye ayrılmıştır ancak bu bölgeler coğrafi olup idari bir yapıyı temsil etmemektedir.

Japonya’da şu anda birçok şehir, kasaba ve köyler birleştirilmektedir. Bu işlemle birlikte prefektörlük altı idari bölgelerin sayısını azaltılarak idari maliyetlerin düşürülmesi beklenmektedir

Ordu

Japonya’nın askeri gücü (Japonya Öz Savunma Kuvvetleri), Japonya Anayasası’nın 9. maddesi ile sınırlandırılmış olup Japonya’nın herhangi bir savaş ilanı veya uluslararası anlaşmazlıklarda askeri kuvvet kullanmayı reddetmektedir. Bu yüzden Japonya Öz Savunma Kuvvetleri o zamandan bu yana Japonya dışında tek bir kurşun bile atmamıştır. Japonya Öz Savunma Kuvvetleri, ülkenin Savunma Bakanlığı tarafından yönetilmektedir ve Kara, Deniz ve Hava öz savunma kuvvetlerinden oluşmaktadır. Japonya’nın askeri harcamaları, ülkenin GSYİH’sının yüzde birinden az olmasına karşın 2005 yılı itibarı ile 44,3 milyar dolar gibi nispeten büyük rakamlara ulaşmaktadır. Öz Savunma Kuvvetlerine katılım tamamen gönüllüdür. Japonya Öz Savunma Kuvvetleri’nin toplam personel sayısı 247 450’dir. Japonya 1992 yılında yapılan bir kanun değişikliğiyle birlikte Kamboçya, Mozambik, Irak ve Endonezya gibi ülkelerde barış operasyonlarına katılarak II. Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk defa ülke dışına asker göndermiştir. Ayrıca Japonya Deniz Öz Savunma Kuvvetleri RIMPAC deniz tatbikatlarına düzenli olarak katılmaktadır.

Ekonomi

Yaklaşık 4 trilyon dolarlık millî geliriyle Japonya, dünyanın üçüncü büyük millî ekonomisidir. II. Dünya Savaşında ağır bir yenilgiye uğramış olmasına rağmen, kısa bir süre içerisinde Japonya’nın hızla kalkınmasıyla dünyanın önde gelen ekonomik güçlerinden birisi haline dönüşmesi "japon mucizesi" olarak değerlendirilmiş ve uzun yıllar boyunca çoğu gelişmekte olan ülke için bir örnek olarak gösterilmiştir. 1980’li yılların sonuna gelindiğinde Japonya’nın ekonomik gelişmesi o denli göz kamaştırıcı hale gelmiştir ki, "Japan As Number One" sloganı altında, Japonya’nın dünyanın en büyük ekonomik gücü olması planları yapılmaya başlanmıştır.

Hal böyle olmakla birlikte, 1990’lı yılların başından itibaren Japon ekonomisi büyük bir durgunluk içerisine girmiş, büyüme oranları büyük ölçüde azalmış, işsizlik artmıştır. Japonya’nın içine düştüğü bu kronik durgunluktan kurtulamaması halinde mali sektörde ciddi bunalımlar yaşamasının kaçınılmaz olacağı büyük ölçüde kabul görmektedir. Ekonomik büyüklüğü ve dünya ticareti içerisindeki yeri göz önünde bulundurulduğunda, (1 dolar 120 yen olarak alındığında, 2002 yılında Japonya 433 milyar dolar ihracat ve 350 milyar dolar ithalat ile 783 milyar dolarlık bir dış ticaret hacmi gerçekleştirmiştir) Japonya’nın içine düşeceği bir finansal krizin tüm dünyayı etkilemesi ise kaçınılmaz olacaktır.

Japonya’nın II. Dünya Savaşı sonrasında gösterdiği ekonomik başarının ardında yatan faktörler, daha sonra içine düştüğü ekonomik durgunluğun da belli’ başlı nedenini teşkil etmiştir. Japonya II. Dünya Savaşını takip eden dönemde, istikrarlı siyasi iktidar (Liberal Demokrat Partisi neredeyse 1990’ların ortalarına kadar sürekli olarak tek başına iktidar olmuştur), büyük şirket grupları (Keiretsu) ve güçlü bir bürokrasiden oluşan üçlü bir saç ayağı tarafından yönetilmiştir. Bu üç güç odağı arasındaki işbirliği Japonya’nın önemli ve cesur kararlar alarak güçlü bir endüstriyel yapıya kavuşmasına olanak sağlamıştır. Özellikle Keiretsular, kendi grupları içerisinde oluşturdukları dev bankalar aracılığıyla ihtiyaç duydukları finansmanı çok elverişli koşullarla elde edebilmiş ve hükümetin ve bürokrasinin de yönlendirmesi ve koruması altında hızlıbir şekilde gelişerek pek çok endüstriyel sektörlerde dünyada ön plana çıkmayı başarabilmiştir.

Nüfus

Japonya, dünyanın en yaşlı nüfusuna sahiptir. Medyan yaş 44,7 yıl olup dünyanın en yüksek medyan yaş, ve Japonya nüfusunun %30,1’i 60 yaşından daha yaşlı olup 60+ yaş grubuna girenlerin dünyanın en yüksek yüzde oranına sahiptir.

tb
Din

Hiroşima yakınlarındaki Itsukuşima Tapınağı torii, Japonya'nın üç manzarası ve UNESCO Dünya Mirası'ndan biridir.

Japonya’da din, Şintoizm ve Budizm olarak hakimdir. 2006 ve 2008 yıllarında yapılan araştırmalara göre, Japonya nüfusunun %40’ından azı örgütlü bir dine mensuptur (yaklaşık % 35’i Budist, % 3-4’ü ise Şinto mezheplerine ve türetilmiş dinlere ve % 1 -2.3’ü Hristiyan). 2011 yılı itibarı ile halkın %90’ının Budist ya da Şintoist veya ikisinin birleşimine mensup olarak tanımlamaktadır.

Japonların çoğu (%50-80 oranında shinbutsu-shūgō göz önüne alarak) anketlerde kendini Şintoist olarak tanımlamasa da atalarına ve tanrılarına (神 kami, shin) Şinto tapınaklarında veya özel sunaklarda dua ve ibadet etmektedirler. Bunun nedeni, bu terimlerin halkın çoğunluğu için çok az anlam taşımasından veya Şinto örgüt ve mezheplerine üyeliği tanımlamalarından dolayıdır. Japon kültüründe din (宗教, shūkyō) terimi yalnızca örgütlü dinleri (belirli doktrinlerle ve gerekli üyeliğe dayalı dinler) tanımlamaktadır. Araştırmalarda dinsiz (無宗教 mushūkyō) olarak tanımlanan kişiler Şinto ayinlerine ve ibadetlerine katılsalar da herhangi bir dinî örgüte bağlı olmayan kişilerdir.

1886 Meiji Restorasyonu sırasında Şintoizm Japon İmparatorluğu’nun resmî dini ilan edildi. II. Dünya Savaşı’ndan sonra 1947 Japonya Anayasası ile resmi devlet dini kaldırıldı.

Kültür

Kimono da Japon kültürünün en önemli unsurudur. Kimono giyen Japonlar adeta sihirli çubukla büyülenmişcesine seremonik ve kibar davranışlar sergilerler. Kimononun da farklılıkları vardır. Evli bayanların kimonolarının kolları kısadır. Bekarların ise uzundur. 20 yaşına basan genç kızlar aile içinde seremoniyle kimono giyer ve 20 yaşını kutlar.

Japonlar seremonilerinde hep dingin bir ruha sahip olup doğayla bir yaşamaya çalışırlar. Kadō (Halk diliyle İkebana da denir) da dünyaca ünlü Japon çiçek süsleme sanatıdır.

Geleneksel Japon kültüründe kadın-erkek ayrımı yoğun olarak vardır. En basitinden Japonca’da ‘erkek dili’ ve ‘kadın dili’ vardır. Erkekler oldukça erkeksi bir dille konuşurken kadınların bu dile ait kelimeleri ünlemleri kullanması pek doğru bulunmaz. Ancak günümüzde Japon kültüründe egemen olan yabancılaşma her alana olduğu gibi dile de etki etmiştir.

Mutfak

Japon mutfağı, bir çorba ile Japon pirinci veya eriştesi ve balık eti, sebze, tofu ve benzer besini lezzet eklemek için yapılan okazu gibi temel gıdalara dayanmaktadır. Erken modern çağda kırmızı et gibi daha önceden Japonya’da yaygın olmayan ürünler geldi. Japon mutfağı, gıdanın mevsimselliği, malzemeler ve sunum kalitesi ile bilinmektedir. Japon mutfağı, geleneksel tariflerle ve yerel malzemelerle geniş bir dizi bölgesel özellikler sunmaktadır. Michelin Rehberi, Japonya’daki restoranları dünyanın geri kalanından daha fazla Michelin yıldızı ile ödüllendirdi.

Spor

Geleneksel olarak, sumo Japonya’nın millî sporu olarak kabul edilir. Judo, karate ve kendo gibi Japon savunma sanatları ülkede izleyiciler yaygın olarak uygulanmakta ve tercih edilmektedir. Meiji Restorasyonu’ndan sonra, bazı Batılı sporlar Japonya’ya geldi ve eğitim sistemi aracılığıyla yayılmaya başladı. Japonya 1964 yılında Tokyo Yaz Olimpiyatları’na ev sahipliği yaptı. Japonya 1972 Sapporo ve 1998 Nagano olmak üzere iki kez Kış Olimpiyatları’na ev sahipliği yapmıştır.

Çay Töreni

"Sadō" (Çay Yolu) veya "Çanoyu" (Çayın sıcak suyu) adı verilen çay töreni 15. yüzyıla kadar geriye gider. Törenin esası, ev sahibinin konuklarına çay hazırlaması gibi gündelik bir ihtiyaca dayanır. Çay ikramı zaman içinde törensel bir nitelik kazanmıştır. Ev sahibi ve konuklar bu törenin ayrıntılı kurallarına büyük bir ciddiyetle uyarlar. Bu kurallar töreni olabildiğince sadeleştirir. Çay töreni başlı başına kurallar bütününden ibaret değildir. Bunun için bahçe düzenlemesinden çay odasının döşenmesine kadar birçok ön hazırlığın özenle önceden yapılmış olması gerekir. Çay törenine hazırlanmak, mimariden seramiğe, bahçecilikten tarihe, dinden güzel yazma sanatına kadar birçok alanda asgari bilgileri öğrenmek anlamına gelmektedir. Bu hazırlıklar çay töreninin mükemmelliği için şarttır. Bahçenin güzellikleri arasından çay odasına geçen konuklar, gördükleri güzellikler ve yaşadıkları sükunetle çay törenine hazırlanmaktadırlar. Çay töreninde ağırlıklı olarak Zen Budizmi’nin etkisi görülür. Tören ilk bakışta can sıkıcı bir oyun, gereksiz kurallar bütünü gibi gelebilir. Ancak amaç çay yapıp içmekten çok, doğaya karışmak, onun içinde kaybolmak, bu yolla ruhu aydınlatmaktır. Doğallığın yanı sıra sükunet, sadelik estetik ve zarafetle örülü bir arınma sürecidir çay töreni. Hareketler son derece yavaştır, bu nedenle çay yapımı için gerekli eylemlerde olabildiğince tasarruflu olup, yapılması gereken hareketleri çok incelikle hesaplayıp, bunu zarafetle gerçekleştirmek gerekmektedir. Sonuçta ortaya çıkan uyum, ölçülülük ve güzellik izleyenlerin ruhunda ve zihinlerde kalıcı izler bırakacaktır.

Özel günler

Matsuri olarak adlandırılan ve yıl içerisinde çeşitli zamanlarda kutlanan bayram ve festivallerin çoğu kraliyet döneminden günümüze kadar gelmektedir. Bu kutlamaların çoğu Çin ve Budist kökenlidir fakat Japonlar bu kutlamaları dini tören havasında yapmamaktadırlar. Ocak ayında kutlanan "Yetişkinler Günü" gibi bazı özel günler hafta sonları ile birleştirilmesi amacıyla daima pazartesi günleri kutlanır.

Bunların dışında Mart ile Nisan ayları arasında "Çiçek Seyretme" (Hanami), Mayıs ayında "Altın Hafta" (Golden Week), Temmuz 13 ile 15 arası bazen Ağustos ayında "Bon Festivali" (Obon) ve Eylül ayı ortalarında "Ay seyretme" (Tsukimi)dir.

"Sadō" (Çay Yolu) veya "Çanoyu" (Çayın sıcak suyu) adı verilen çay töreni 15. yüzyıla kadar geriye gider. Törenin esası, ev sahibinin konuklarına çay hazırlaması gibi gündelik bir ihtiyaca dayanır. Çay ikramı zaman içinde törensel bir nitelik kazanmıştır. Ev sahibi ve konuklar bu törenin ayrıntılı kurallarına büyük bir ciddiyetle uyarlar. Bu kurallar töreni olabildiğince sadeleştirir. Çay töreni başlı başına kurallar bütününden ibaret değildir. Bunun için bahçe düzenlemesinden çay odasının döşenmesine kadar birçok ön hazırlığın özenle önceden yapılmış olması gerekir. Çay törenine hazırlanmak, mimariden seramiğe, bahçecilikten tarihe, dinden güzel yazma sanatına kadar birçok alanda asgari bilgileri öğrenmek anlamına gelmektedir. Bu hazırlıklar çay töreninin mükemmelliği için şarttır. Bahçenin güzellikleri arasından çay odasına geçen konuklar, gördükleri güzellikler ve yaşadıkları sükunetle çay törenine hazırlanmaktadırlar. Çay töreninde ağırlıklı olarak Zen Budizmi’nin etkisi görülür. Tören ilk bakışta can sıkıcı bir oyun, gereksiz kurallar bütünü gibi gelebilir. Ancak amaç çay yapıp içmekten çok, doğaya karışmak, onun içinde kaybolmak, bu yolla ruhu aydınlatmaktır. Doğallığın yanı sıra sükunet, sadelik estetik ve zarafetle örülü bir arınma sürecidir çay töreni. Hareketler son derece yavaştır, bu nedenle çay yapımı için gerekli eylemlerde olabildiğince tasarruflu olup, yapılması gereken hareketleri çok incelikle hesaplayıp, bunu zarafetle gerçekleştirmek gerekmektedir. Sonuçta ortaya çıkan uyum, ölçülülük ve güzellik izleyenlerin ruhunda ve zihinlerde kalıcı izler bırakacaktır.

Mitoloji

Amaterasu… Amaterasu-oo-mikami Japon Şinto dininin güneş tanrıçasıdır. Japon imparatorluk ailesinin mitsel atasıdır. 天照大神 kelimesi Cennetlerde Parıldayan Tanrıça anlamına gelir. Kojiki’ye göre, onun kural tanımaz erkek kardeşi Susanoo her şeyi yerle bir edip, Amaterasu’nun pirinç tarlalarını, tapınakları tarümar edince, tanrıça buna çok içerlenir ve Ama-no-Iwato isimli mağaraya gizlenir. Güneşini kaybeden dünya karanlıktır artık.

Diğer tanrılar onu saklandığı yerden çıkarmak için bir oyun kurarlar. Tanrıça Ama-no-Uzume mağaranın önüne bir ayna koyar ve baştan çıkarıcı bir dans etmeye başlar. Bu bir kutlamadır, ve gelen seslerden meraka kapılan Amaterasu mağaradan dışarı uzandığında kendi yansısından ürker. Bu diğer tanrıların onu çekip çıkarması için iyi bir fırsattır.

Torunu Ninigi-no-Mikoto’yu Japonya’da barışı sağlaması için yeryüzüne gönderir. Onun oğlu ise Japonya’nın efsanevi ilk tennoosu (imparatoru) olur üç kutsal silahı ile Kılıç, Mücevher ve Ayna. Bu Japonya’nın İmparatoru mitsel temellere bağlama eğilimini yansıtır. Bu yapı ikinci dünya savaşından sonra büyük ölçüde çökse de Tenno halen dinsel niteliklerini muhafaza ediyor.

Japonya’daki Türk Büyükelçiliği

Tokyo Büyükelçiliği

Posta adresi :
2-33-6 Jingumae, Shibuya-ku, Tokyo, 150-0001 JAPONYA
T: (+81-3) 6439-5700

F: (+81-3) 3470-5136
E: embassy.tokyo@mfa.gov.tr

: Tokyo Büyükelçiliği
: Tokyo Büyükelçiliği

Görev Bölgesi :
Japonya, Mikronezya, Palau

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın