Kaplıca nedir? Türkiye’nin Termal Kaplıcaları

[KBASLIK]Kaplıca nedir? [/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/kaplica.jpg[/TBR]
Ilıca olarak da bilinir, maden sularından yararlanma amacıyla kaynarcaların çevresinde kurulan tesislere verilen genel isme kaplıca denir

Araştırmalar sonucunda çeşitli hastalıkların tedavisine yardımcı olduğu anlaşılan mineral iyonlarıyla yüklü maden sularının oluşumuna ilişkin değişik görüşler vardır. Bu görüşlerden biri, çatlaklardan sızan yerüstü sularının, yolu üzerindeki minarelleri eriterek derinlerdeki ısınmış katmanlara ulaştığı ve buradaki sıcaklığın etkisiyle buharlaşıp yoğunlaşarak yeryüzüne geri döndüğü biçimindedir. Magmaya yakın katmanlarda bazı minarelleri eritmiş durumda bulunan suların buharlaşıp yoğunlaşarak tektonik olaylarla yeryüzüne çıktığı görüşü ise baş-ka bir yaklaşımdır. Maden suları fiziksel özellikleri bakımından çok sıcak, sıcak ve soğuk sular olarak sınıflandırılır.

Kimyasal özellikleri bakımından ise bikarbonatlı, sülfatlı, tuzlu, kükürtlü, karbon dioksitli, demirli, arsenikli, iyotlu, karışık ve radyoaktif madensuları vardır.

Kaplıca sözcüğü, ılıcanın üstüne bir hamam yapılması sonucunda ortaya çıkan tesisin kaplı ılıca biçiminde tanımlanmasından türemiştir.

Kaplıcalar, özellikleri nedeniyle şifalı sular olarak da bilinen maden sularının yeryüzüne çıktığı kaynarcalar ile bunların çevresinde kurulan hamam, havuz, klinik, otel gibi tedavi ve konaklama tesislerinden oluşur. Tesisler, kaplıca suyundan banyo ve içme kürleriyle yararlanılmasına göre farklılıklar gösterir. Üç haftayı bulan banyo kürleriyle hekim denetiminde fizik tedavi yapılan hidroterapi aygıtlarıyla donatılmış kaplıcalarda daha geniş tesisler kurulur.
Kaplıcalar sağlık açısından olduğu kadar turizm açısından da önem taşır. İnsanlığın eski çağlardan beri sağlık amacıyla şifalı sulardan yararlandıkları bilinmektedir. Anadolu’ nun çeşitli yörelerindeki kaplıcaların Yunan ve Roma dönemlerinden beri işletildiğini gösteren yapı kalıntılarına rastlanır.

[KBASLIK]Kaplıca Tedavisi Nedir ?[/KBASLIK]
Sıcak, madensel yeraltı sularının tedavi edici etkilerden banyo veya kısmi banyo şeklinde yararlanılmasına Kaplıca Tedavisi veya BALNEOTERAPİ denir.

[KBASLIK]Kaplıca Tedavisinin Amacı Nedir ?[/KBASLIK]
Vücut direncini artırmak,
Genel durumu düzeltmek,
Hastanın şikayetlerini azaltmak,
Hastanın bulgularını ortadan kaldırmak,
Kalıcı hasarları önlemek.

[KBASLIK]Madensel Sular Nasıl Oluşur ?[/KBASLIK]
Maden suyunun yeryüzüne çıktığı kaynağa kaynarca denir. Bir kaynarca suyunun fiziksel ve kimyasal özelliği bir başkasına, hatta çok yakındaki bir kaynaktan çıkan maden suyunun özelliğine benzemez. Bu nedenle tıbbi tedaviye yardım amacıyla kullanımında özenli olmak gerekir. Öte yandan kaplıca sularının hastalıkların iyileştirilmesine katkıda bulunma ölçüsü hakkında ayrıntılı ve kesin bilimsel açıklama yoktur.

Madensel sular derinlere sızan yer üstü sularının ve/veya derinlerde oluşan suların yeryüzüne çıkması ile oluşur. Bu sular yollarına çıkan mineralleri, tuzları, gazları ve radyoaktif maddeleri eriterek bünyelerine katar, bazen de ısınarak yeryüzüne çıkarlar.

[KBASLIK]Kaplıcanın Etkinliği Hangi Faktörlerle İlgilidir ?[/KBASLIK]
Suyun sıcaklığı,
İçerdiği kimyasal maddeler,
Kaynak bölgesinde bulunan mikroskobik organizmalar,
Havadaki nem oranı,
Havanın sıcaklığı,
Atmosfer basıncı,
Rüzgar…
Kas-İskelet Sistemi Hastalıklarında Kaplıcanın Yeri Nedir ?
Kas-İskelet sistemi hastalıklarında temel tedavi yöntemleri :
İstirahat
Hasta bölgenin korunması,
İlaç tedavisi,
Fizik tedavisi,
Egzersiz tedavisi,
Rehabilitasyon,
Cerrahi tedavi’dir.

Kaplıca tedavisi Fizik Tedavinin Hidroterapi (su ile yapılan tedavi) alt grubu içinde değerlendirilebilir. Temel tedavi yöntemleri ile kombine edilerek doktor kontrölünde uygulanacak olan Kaplıca Tedavisi Kas-İskelet sistemi hastalıklarında büyük yararlar sağlayabilir.

[KBASLIK]Hangi Hastalıklarda Kullanılır ?[/KBASLIK]
· Kireçlenmeler,
· İltihabi romatizmalar,
· Yumuşak doku romatizmaları,
· Mekanik bel ve boyun problemleri,
· Çalışma şart ve ortamına bağlı ağrılı tablolar,
· Ortapedik problemler; kırık sekelleri,ameliyat komplikasyonları,
· Spor yaralanmaları,
· Kas hastalıkları,
· Nörolojik hasarlanmalara bağlı problemler.

[KBASLIK]Kaplıcanın Etkileri Nasıl Oluşur ?[/KBASLIK]
Kesin olarak bilinmemektedir.Kaplıcanın tedavi edici etkisi iki ana mekanizma ile açıklanır:

· Biyokimyasal-Spesifik etki; su içinde bulunan erimiş mineral ve gazların deri yoluyla emilmesi sonucu vücut metabolizmasında değişikliklere sebep olmaları.
· Termal-Nonspesifik etki; suyun sıcaklığı ve çevre faktörlerin etkisi ile kan dolaşımının artması, metabolizmanın hızlanması, sinir sisteminin ve hormonal sistemlerin uyarılması.

[KBASLIK]Kaplıca Tedavisinin Etkileri Nelerdir ?[/KBASLIK]
· Genel durumda düzelme,
· Kan dolaşımında artma,
· Solunum hızlanması,
· İç organ işlevlerinde artma,
· Vücut ısısında artma-terleme,
· Bozulmuş hormonal ve sinirsel dengelerde düzelme,
· Ağrılarda azalma ve kas spazmlarının çözülmesi,
· Hareket kapasitesinde artma,
· Eklam ve kaslardaki kalıcı hasarların önlenmesi,
· Psikolojik rahatlama.

[KBASLIK]Kas-İskelet Sistemi Hastalıklarında Hangi Çeşit Kaplıca Suları Faydalıdır ?[/KBASLIK]Kas-İskelet Sistemi hastalıklarında genellikle tuzlu, kükürtlü, karbondioksitli, oligometalik ve radyoaktif sular etkili olmaktadır. (Kütahya Yoncalı bölgesindeki sular bu özelliktedir)

[KBASLIK]Dikkat Edilecek Hususlar Nelerdir ?[/KBASLIK]
· Hastalığın kesin tanısı konulmalıdır,
· Hastalığın aktivasyon derecesi, yaptığı lokal ve sistemik hasarlar değerlendirilmelidir,
· Hastanın sistemik-dahiliye kontrolü mutlaka yapılmalıdır,
· Hasta kaplıca kürü esnasında izlenmeli, yararlı ve zararlı etkiler gözlenmelidir.

[KBASLIK]Hangi Hastalar Kaplıcaya Giremez?[/KBASLIK]
· Ateşli hastalıklar, sistem enfeksiyonları,
· Alevli dönemde iltihabı-romatizmal hastalıklar,
· Ağır kansızlık,
· Kanser ve benzeri habis hastalıklar,
· Kanamalı hastalıklar ve kanamaya meyil,
· Kadınlarda adet dönemleri, gebelik ve doğum sonrası dönemler,
· Ağır kalp, Akciğer, Böbrek ve Karaciğer hastalıkları ve yetmezlikleri,
· Koroner arter hastalıkları; kalp krizi geçirmiş hastalar, yakın zamanda kalp anjini-spazmı geçirmiş hastalar,
· Oynak hipertansiyonu veya kan basıncı sürekli sistolik 150 mmHg üzerinde seyreden hastalar,
· Yaygın varisler, iltihabı ve/veya tıkayıcı damar hastalıkları,
· Kontrol altına alınmamış ve insüline bağımlı şeker hastalığı,
· Akut yada kronik üriner, bilier ve istestinal tıkanmalar,
· Açık yaralar,
· 6-12 aydan yeni, antikoagülan kullanan, yüksek risk faktörüne sahip Serebrovasküler hastalığa bağlı yarım felçli hastalar (hiç girmeseler daha iyi ),
· Epilepsi ve benzeri nöbet geçiren hastalar,
· Akıl hastaları ve ağır psikolojik problemleri olan hastalar,
· İleri yaşta ve düşkün hastalar,
· Aşırı şişman hastalar.
Kaplıca Sularında Hangi Şekillerde Faydalanılır ?

Kaplıcalardan:banyo, oturma banyosu, kısmi banyo, çamur banyosu ve buhar banyosu olarak faydalanılabilinir.

[KBASLIK]Kaplıca Tedavisi Nasıl Uygulanır ?[/KBASLIK]
Tedavi süresi ve şekli; hastanın ve hastalığın durumuna, suyun özelliklerine göre belirlenir,
Tedavi süresi ortalama 2-3 haftadır. Toplam banyo sayısı 15-20 civarında tutulur.
Kürler günlük veya günaşırı yapılır. Günlük kürlerde haftada bir gün ara verilir.
Banyo süresi 5-25 dakika olarak belirlenir.Süre başlangıçta az tutulur, giderek artırılır.
Banyo kürleri genellikle sabahları hafif bir kahvaltıdan sonra uylulanmalıdır.
Yeterli sıvı desteği sağlanmalıdır.
Hastalar kürden önce mutlaka mesane ve barsaklarını boşaltmalıdır.
Banyo içinde en rahat pozisyonda durulmalıdır.
Suyun kaldırma kuvvetinden dolayı su içinde egzersiz kolay yapılır.
Su içinde hareket deriden mineral ve gaz emilimini artırır.
Fazla hareket dolaşım sisteminde aşırı yüklenmelere sebep olur.
Banyodan sonra hasta iyice kurulanmalı ve iyi havalandırılmış bir odada 30-60 dakika dinlendirilmelidir.
Kaplıca kürü esnasında sebze ve meyve ağırlıklı gıdalar tercih edilmelidir.
Yan Etkileri Nelerdir ?
Duyarlı hastalarda sıcağa tahammülsüzlük, fenalık hissi, başağrısı, tansiyon yükselmesi, çarpıntı, su elektrolit bozuklukları, ateş vs. olabilir.

[KBASLIK]Yan Etkiler Nasıl Tedavi Edilir ?[/KBASLIK]
Bu hastalar hemen ortamdan uzaklaştırılıp dinlendirilmeli, gerekli müdahaleler yapılmalı ve tedavi protokolü gözden geçirilmelidir.

Yaz mevsiminde deniz suyu sıcaklığı, kışın yerini termal suların sıcaklığına bırakıyor. Ülkemiz adeta bir termal cennet. Birçok hastalığa şifa olan bu kaynak sular, yorgun düşen ruhunuzu da yeniden canlandırıyor. İşte ülkemizin dört bir yanında bulunan ve sıcacık sularında şifa bulabileceğiniz 13 kaplıca.

[KBASLIK]Pamukkale Travertenleri/Denizli[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/pamukkale.jpg[/TBR]
Denizli’ye 18 km uzaklıkta bulunan Pamukkale Travertenleri, bünyesindeki kireç çözeltisi nedeniyle bembeyaz bir görünüme sahip. Pamukkale Travertenleri’nin tedavi edici özelliği, çok eski çağlardan beri biliniyor. Hatta çok eski dönemlerden beri Pamukkale Travertenleri, birçok kral ve devlet adamını bile ağırlamış.

[KBASLIK]Ayaş Kaplıcaları/Ankara[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/ayas_kaplicalari.jpg[/TBR]
Ayaş Kaplıcaları, ülkemizin en önemli termal kaynaklarından biri olarak dikkat çekiyor. Ankara’da bulunan Ayaş Kaplıcaları, özellikle romatizma, mide ve böbrek hastalıkları gibi birçok hastalığı tedavi edebiliyor.

[KBASLIK]Diyadin Kaplıcaları/Ağrı[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/diyadin_kaplicalari.jpg[/TBR]
Ağrı’nın Diyadin ilçesinde bulunuyor Diyadin Kaplıcaları. Romatizma, kemik hastalıkları, kireçlenme ve metabolizma rahatsızlıkları gibi birçok hastalığa şifa olan Diyadin Kaplıcaları, ülkemizin en önemli termal kaynaklarından biri.

[KBASLIK]Hamamboğazı Kaplıcaları/Uşak[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/hamambogaz_kaplicasi.jpg[/TBR]
Çevresi yemyeşil ormanlarla çevrili olan Hamamboğazı Kaplıcaları, Uşak’ın Banaz ilçesinin 7 km kuzeydoğusunda bulunuyor. Hamamboğazı Kaplıcaları’nda Gazoz, Sarı Kız ve Kara Kız isimleriyle bilinen üç ayrı su yer alıyor. Kronik romatizma, mide ve karaciğer hastalıklarını tedavi eden Hamamboğazı Kaplıcaları’nın suları, birçok şifalı maden içeriyor.

[KBASLIK]Oylat Kaplıcaları/Bursa[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/oylat_kaplicalari.jpg[/TBR]
Bursa’nın İnegöl ilçesinde bulunan Oylat, ülkemizde kaplıca turizmi açısından oldukça büyük bir öneme sahip. Etrafı pek çok doğal güzellikle çevrili olan Oylat ve Oylat Kaplıcaları’nın suyu öylesine şifalı ki, pek çok doktor hastalarına burayı öneriyor.

[KBASLIK]Bademli Ilıcası/İzmir[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/bademli_ilicasi.jpg[/TBR]
Antik dönemden kalma bir ılıca olan Bademli Ilıcası, İzmir’in Dikili ilçesinde bulunan Bademli Köyü’nde bulunuyor ve ismini de bu köyden alıyor. Deniz suyu 42 derece iken, sıcak su kaynağında ise su 65 derece. Bademli Ilıcası, romatizma, böbrek taşı ve cilt hastalıkları gibi pek çok rahatsızlığa iyi geliyor.

[KBASLIK]Hıdırlar Kaplıcası/Çanakkale[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/hidirlar_kaplicasi.jpg[/TBR]
Çanakkale’nin Yenice ilçesinde bulunan Hıdırlar Köyü’nde yer alıyor Hıdırlar Kaplıcası. Yemyeşil bir alan üzerine kurulu olan Hıdırlar Kaplıcası’nın suları, birkaç yerden kaynıyor; suyun sıcaklığı ise 73 derece. Suyun içerisinde kükürt bulunduğu için içmeye elverişli değil ancak banyo yaparak birçok hastalığa şifa bulabilirsiniz.

[KBASLIK]Gülbahçe Ilıcası/İzmir[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/gulbahce_ilicasi.jpg[/TBR]
İzmir’de, Gülbahçe Köyü’nün güneyinde bulunuyor Gülbahçe Ilıcası. Hemen yanında antik bir hamam mevcut. Suyun sıcaklığı 17 derece olan ılıca, özellikle romatizma ve deri hastalıklarını tedavi ediyor.

[KBASLIK]Kurşunlu Kaplıcaları/Manisa[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/kursunlu_kaplicasi.jpg[/TBR]
Kurşunlu Kaplıcaları, Manisa’nın Salihli ilçesinde bulunuyor. Kaplıca, harika bir vadi içerisinde yer alıyor ve sunduğu şifalı suların yanı sıra, muhteşem bir doğal güzelliği de gözler önüne seriyor. Suyun sıcaklığı 52-96 derece değişirken, birçok hastalığı da tedavi ediyor.

[KBASLIK]Otingo Kaplıcası/Artvin[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/otingo_kaplicasi.jpg[/TBR]
Artvin’in Borçka ilçesinde bulunuyor Otingo Kaplıcası. 300 yıllık bir şifa kaynağı olan Otingo Kaplıcası, özellikle romatizma ve halsizliğe çok iyi geliyor.

[KBASLIK]Hamamayağı Kaplıcası/Samsun[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/hamamyagi_kaplicasi.jpg[/TBR]
Suyu, içerdiği mineraller bakımından oldukça zengin olan Hamamayağı Kaplıcası, Samsun’un Ladik ilçesinde bulunuyor. İçerisinde pek çok piknik alanı da bulunan Hamamayağı Kaplıcası, özellikle romatizma ve sinir hastalıklarına oldukça iyi geliyor.

[KBASLIK]Ayazma Ilıcası/Kocaeli[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/ayazma_ilicasi.jpg[/TBR]
Günümüzde Kocaeli’nin tek sağlık yapısı olarak dikkat çeken Ayazma Ilıcası, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde de sağlık merkezi olarak kullanılmış. Yapılan pek çok araştırma sonucunda, Ayazma Ilıcası’nda bulunan suyun, birçok hastalığa iyi geldiği tespit edilmiş.

[KBASLIK]Karahayıt Kaplıcaları/Denizli[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/karahayit_kaplicalari.jpg[/TBR]
Pamukkale’de bulunan termal kaplıcasının bir uzantısı Karahayıt Kaplıcaları. Denizli’nin Karahayıt kasabasında bulunuyor. Suyun sıcaklığı 420, 500 ve 560 derece arasında değişiyor. Karahayıt Kaplıcaları’ndaki su, içme suyu olarak da kullanılırken, sindirim sistemi, mide, karaciğer gibi birçok rahatsızlığa şifa oluyor.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

İstanbul Arkeoloji Müzeleri

İstanbul Arkeoloji Müzeleri, tarihi değeri yüksek mega kent İstanbul’un Avrupa Yakası’nda yer almaktadır. Tarihi Yarımada olarak adlandırdığımız sınırlar içerisinde kalan Sultanahmet semtindeki Gülhane Parkı’ndan Topkapı Sarayı’na çıkan Osman Hamdi Bey yokuşunda olup misafirlerine yıl boyunca kapılarını açmaktadır.
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/muze_kapak.jpg[/TBR]
İstanbul Arkeoloji Müzeleri; Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk Müzesi olmak üzere üç ana birimden oluşmaktadır. Bu nedenle İstanbul Arkeoloji Müzeleri olarak adlandırılmaktadır. Günümüzde adı Eski Şark Eserleri Müzesi olan ve ziyaret edilebilen bina, 1883 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi olarak Osman Hamdi Bey tarafından kurulmuştur. 1472 yapım tarihli Çinili Köşk ise Fatih Sultan Mehmet’in av köşküdür.

Cumhuriyetten önce yani Osmanlı döneminde arkeolojiyi de kapsamı içine alan müzecilik 19. yüzyılın ortalarına kadar gelmektedir. Osmanlı’da Türk müzeciliğinin dönüm noktası aslında Sadrazam İbrahim Edhem Paşa’nın eğitimini Fransa’da tamamlamış olan oğlu dünyaca ünlü arkeolog, müzeci ve ressamımız Osman Hamdi Bey’le başlar. Osman Hamdi Bey o dönem Müze-i Hümayun’un müdürü olarak atanır. Atamayla birlikte birçok anlayış değişir ve yerini yepyeni bir sisteme ve arkeolojinin kurumsallaşmasına bırakır. Hamdi Bey bu yenilikçi tavrıyla günümüzde Arkeoloji Müzesi olarak binanın inşası için dönemin ünlü Fransız mimarı Alexandre Vallaury görevlendirir. 1903 ve 1907 yıllarında bina bugünkü halini almıştır.

Müze-i Hümayun yani günümüz Türkçesiyle Padişahlık Müzesi adıyla kurulan ilk arkeoloji müzemiz 13 Haziran 1891 yılında ziyarete açılmıştır. Bir yerde aslında Müze-i Hümayun’un devamı olarak İstanbul Arkeoloji Müzeleri günümüzde hem sergi hem de arkeolojik kazı misyonuna devam etmektedir.
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/muze_1.jpg[/TBR]
Türkiye’nin ilk müzesi olan İstanbul Arkeoloji Müzeleri, dünyada çapında yapılma dönemi itibarı ile müze olarak inşa edilmiş ilk 10 müze binası arasında gösterilmektedir.

Günümüzde Arkeoloji Müzeleri’nin giriş kat salonlarında arkaik dönemden Roma dönemine antikçağ heykelleri, İskender Lahti, Ağlayan Kadınlar Lahti, Tabnit Lahti gibi dünya çapında eşi benzeri olmayan harika eserler sergilenmektedir.

Binanın üst katında ise Hazine Bölümü, İslam Öncesi, İslam Sikke Kabinleri ve Kütüphane olarak adlandırılan yerler bulunmaktadır. Topkapı Sarayı Surları içerisindeki Çini Köşk Müzesi’nde Türk İslam Çini sanatına ait eşsiz eserler ve Eski Şark Eserleri Müzesi’nde de Anadolu ve Mezopotamya eserleri sergilenmektedir.

[KBASLIK] 1 – Klasik Arkeoloji Müzesi[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/klasik-arkeoloji-muzesi.jpg[/TBR]
Osman Hamdi Bey tarafından 1887 ve 1888 yılları arasında dönemin en büyük keşfi yapılmıştır. O dönemde Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde yer alan Lübnan’ın yapılmıştır. Osman Hamdi Bey, Sidon Kral Nekropolü Kazısı’nda birçok değerli esere ulaşmıştır. Bu değerli eserler arasında; üzerinde Makedonya Kralı Büyük İskender’in betiminin yer aldığı İskender Lahti, Likya Lahti, Tabnit Lahti gibi eserler gün yüzüne çıkarıldıktan sonra İstanbul’a taşınmıştır.
İstanbul’a ulaşan bu değerli eserler için büyük bir binaya ihtiyaç duyulmuştur. Osman Hamdi Bey de Çinili Köşk’ün karşısına dönemin ünlü mimari Alexandre Vallaury’e Padişahlık Müzesi – Müze-i Hümayun’u inşa ettirmiştir. İnşaatın bitmesi eserlerin yerleştirilmesi de tamamlanınca İstanbul Arkeoloji Müzeleri 13 Haziran 1891’de ziyarete açılmıştır. Hatta müzenin ziyarete açıldığı 13 Haziran günü ülkemizde müzeciler günü olarak kutlanmaktadır. Yıllar geçtikçe yeni gelen eserlerle ana müze binası yetersiz gelmeye başlamıştır. Bunun üzerine binanın güney doğu bitişiğine, 1969-1983 yılları arasında yeni sergi salonları eklenmiştir.
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/klasik-arkeoloji-muzesi-2.jpg[/TBR]
Çeşitli uygarlıklardan günümüze kadar gelebilmeyi başarmış bir milyonu aşkın değerli esere ev sahipliği yapmasıyla bugün de dünyanın en büyük müzeleri arasında seçkin bir yere sahiptir. İstanbul Arkeoloji Müzeleri 1993 yılında Avrupa’da yılın Müzesi seçilerek “’Avrupa Konseyi Müze Ödülü”’ne de layık görülmüştür.

[KBASLIK] 2 – Çinili Köşk Müzesi[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/cinili-kosk-muzesi.jpg[/TBR]
İstanbul Arkeoloji Müzeleri kompleksinin en eski yapısı Çinili Köşk. Kaynaklarda yapım yılı olarak 1472 gösterilen Çinili Köşk, Sarayburnu’ndaki korulukta ve Topkapı Sarayı’nı çevreleyen tarihi surların içinde kalmaktadır. Yapının Müze-i Hümayun’a dönüştürülmesi ise 1880 yılında denk gelir. Oldukça değerli arkeolojik ve İslam eserlerinin sergilenmesi için kullanılan köşk, 1939 yılında Topkapı Sarayı Müzesi’ne bağlanmıştır. Bunun üzerine binanın içindeki değerli eserler çeşitli müzelere dağıtılmıştır ve köşk müze olarak işlevini yitirmiştir.
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/cinili-kosk-muzesi-2.jpg[/TBR]
Çini Köşk, Selçuklu döneminin etkisinde kalarak yapılmış olan Osmanlı sivil mimarisinin İstanbul’daki tek örneği olarak da değerlidir. 1953 yılına gelindiğinde ise İstanbul’un fethinin 500. yılına denk gelmesiyle onarılan bina Fatih Müzesi adıyla yeniden meraklılarına ve halka kapılarını açmıştır. Sonrasında ise yeniden müze görevi görerek Türk İslam, Selçuk ve Osmanlı çinilerinin ve seramik eserlerinin sergilendiği bir yer olmuştur. 1981 yılına gelindiğinde ise bu müze İstanbul Arkeoloji Müzelerine bağlanmıştır. Son olarak günümüzdeki halini 10.06.2005 yılında yapılan restorasyon çalışmalarıyla almıştır.

[KBASLIK]3 – Eski Şark Eserleri Müzesi[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/eski-sark-eserleri-muzesi-2.jpg[/TBR]
Eski Şark Eserleri Müzesi binası 1883’da Güzel Sanatlar Akademisi yani Sanayi-i Nefise Mektebi Alisi kullanılmaktadır. Bu okul binası olarak kullanılan yapıda da Fransız mimar Alexandre Vallaury ismini görüyoruz. Uzun yıllar öğrencilere eğitim verilen okul binası bir süre sonra Cağaloğlu’na taşınmıştır.

Okulun taşınmasından sonra bina Halil Edhem Bey tarafından, Yakın Doğu ülkelerinin eski kültür belgelerinin sergilenmesi için 1917-1919 yıllarında müze haline getirilmiştir. Müze; Anadolu, Mezopotamya, Mısır ve Arabistan yarımadası eserleri olmak üzere 4 ana koleksiyondan oluşmaktadır. Anadolu ve Mezopotamya Yunan öncesi, Mısır ve Arabistan yarımadası eserleri ise İslam öncesi dönemleri içermektedir.
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/eski-sark-eserleri-muzesi-1.jpg[/TBR]
Eski Şark Eserleri Müzesi bugüne gelene kadar çeşitli onarımlar ve farklı sergileme yöntemlerinden geçmiştir. Son olarak çağdaş sergileme teknikleri kullanılarak oluşturulan salonlarda eğitici olmak, insanoğlunun tarih içinde gerçekleştirdiği kültür atılımlarını anlatmak ve insan elinden çıkmış kültür belgelerini anlatmak amaçlanmıştır. Anlatım bölgesel bir sınıflama içinde yapılmış, Arabistan yarımadası, Mısır, Mezopotamya ve Anadolu kültürleri ayrı ayrı tarihi gelişimleri içinde ziyaretçilere sergilenmektedir.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Evde Tereyağı Nasıl Yapılır?

Tereyağı eskiden yayık denen büyük tahta aletlerde, uzun süren uğraşlar sonucu yapılırdı. Ancak günümüzde sadece mutfağınızdaki aletlerle çok da zahmet etmeden tereyağı yapabilirsiniz. Tereyağı yapmak için ihtiyacınız olan malzemeler tam yağlı çiğ süt ya da taze sütle mayalanmış ev yoğurdudur. Özellikle sık sık çiğ süt alanlar, sütü kaynatınca üzerinde biriken kaymakları biriktirip tereyağı yapımında kullanabilir. Aynı şekilde ev yoğurtlarının kaymakları da tereyağı için uygun bir malzemedir.Ancak ne olursa olsun, tereyağı yapabilecek kadar miktarı elde etmek için kaymakları bir süre biriktirmeniz gerekir. Biriktirdiğiniz kaymaklar kısa sürede bozulabileceği için mutlaka kapaklı bir kap içinde derin dondurucuda saklamalısınız. Eğer kaymak biriktirecek vaktiniz ya da sabrınız yoksa, çiğ kremadan da kolayca kaymak yapabilirsiniz. Kullandığınız malzeme ne olursa olsun, oda sıcaklığında olmasına dikkat edin.

[IMG]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/tereyagi.jpg[/IMG]

Kaymağınızı ya da kremanızı tereyağına dönüştürmek için uygulayabileceğiniz iki yöntem bulunuyor. Eğer el blender’iniz ya da çırpıcınız varsa, derin bir kabın içine koyduğunuz malzemeyi, yağ ve su ayrışana kadar çırpabilirsiniz. Eğer daha mütevazı bir mutfakta çalışıyorsanız, malzemeyi kapaklı bir cam kavanoza koyup 15-20 dakika kadar elinizle çalkalayarak yine kolayca tereyağı elde edebilirsiniz.

Bu işlemlerin sonunda yağ kabın üstüne çıkmaya başlar. Bu aşamada az bir miktar soğuk su ekleyip tereyağınızı yeniden çırpın ya da çalkalayın. Su ve yağ iyice ayrıştığında tereyağınız hazır demektir. Bir süzgeçle ya da tülbentle yağın içindeki suyu iyice süzmelisiniz.

Bu suyu kesinlikle atmamalı, çorba, hamur işi gibi yemek tariflerinde kullanmalısınız. Elde ettiğiniz tereyağını tuz, baharatlar ve otlarla tatlandırabilirsiniz. Ancak ev yapımı tereyağının çok çabuk bozulacağını unutmayın. Bu nedenle ya çok çabuk tüketilebilecek miktarlarda yağ yapın, ya da yağınızın artan kısmını buzlukta saklayın.

[KAYNAK]Kaynak: [URL=’http://www.hurriyet.com.tr/lezizz/tereyagi-nasil-yapilir-41045003′]Tereyağı nasıl yapılır?[/URL][/KAYNAK]

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Maldiv Cumhuriyeti (Maldivler)

[BIYOTABLO=Maldivler ,asya,https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/flags-b/maldivler.png][BIYOTABLOIC=Başkent]Malé[/BIYOTABLOIC]
[BIYOTABLOIC=Resmî diller]Maldivce, İngilizce[/BIYOTABLOIC]
[BIYOTABLOIC=Yönetim Şekli]Anayasal Cumhuriyet[/BIYOTABLOIC]
[BIYOTABLOIC=Yüzölçümü]298 km² [/BIYOTABLOIC]
[BIYOTABLOIC=Nüfus]427.756[/BIYOTABLOIC]
[BIYOTABLOIC=Nüfus Yoğunluğu]1436/km²[/BIYOTABLOIC]
[BIYOTABLOIC=Para birimi]Rufiyaa (MVR)[/BIYOTABLOIC]
[BIYOTABLOIC=Zaman dilimi](UTC+5)[/BIYOTABLOIC]
[BIYOTABLOIC=Telefon kodu]+960[/BIYOTABLOIC]
[BIYOTABLOIC=İnternet TLD].mv[/BIYOTABLOIC]
[/BIYOTABLO] Maldivler, resmî adıyla Maldiv Cumhuriyeti, Hint Okyanusu’nda 1.200 adadan oluşan bir devlettir. Hindistan’ın güneyinde ve Sri Lanka’nın yaklaşık 750 kilometre (435 mil) güneybatısında yer alır. Küresel iklim değişiklikleri yüzünden yüzyıl içerisinde sular altında kalacağı öngörülmektedir.

[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/maldivler.png]Maldivlerin haritadaki konumu[/KRSAG]1.200 adanın 281’inde insan yaşamaktadır. 1.000 civarında ada hâlen boştur. Yerleşim bulunan 281 adadan 195’inde Maldivliler, 86 ada ise “otel ada” şeklinde kullanılmaktadır.

Maldiv halkının % 98’i Müslüman olup devlet “başkanlık” tipi cumhuriyet ile yönetilmektedir.
Tarihi

Adalarda yerleşim binlerce yıl öncesine dayanmaktadır.

Daha önce Budist olan ada halkı, Arap tüccar Abul Barakhat Al-Bar Bari’nin tebliğiyle Müslümanlığı seçmiştir.

Sırasıyla, Portekiz ve Hollandalıların saldırılarıyla ve kısa süreli hakimiyetleriyle boğuşan Maldivliler, 75 sene İngilizler’in hakimiyetine boyun eğmek zorunda kalmış, 1965 yılında İngiltere’den bağımsızlıklarını kazanmışlardır. Daha sonra 3 sene Kral Muhammad Fareed saltanatı devam etmiştir.

11 Kasım 1968’de Monarşi kaldırılmış ve İbrahim Nasir başkanlığı idaresinde Cumhuriyete geçilmiştir. Cumhuriyet idaresine geçiş sembolik olmaktan öteye gitmemiş olsa da, 1970’lerin başlarından itibaren turizm adalarda gelişmeye başlamıştır.

1968’den bu yana Devlet Başkanı olan Maumoon Abdul Gayyoom, Ekim 2008’de yapılan seçimlerle iktidarını genç lider Mohamed Nasheed’e bırakmıştır. Batılı Devletlerin “diktatör”lükle suçladığı Maumoon Abdul Gayyoom, seçimlerle iktidarını muhalifine devreden ender “diktatörler” arasına adını yazdırmıştır.

[KBASLIK]Maldivler Bayrağı[/KBASLIK]
Maldivler bayrağı günümüzde kullanılan hali ile 26 Temmuz 1965 göndere çekilerek Maldiv Adaları’nın resmi bayrağı olmuştur.

Maldiv Adaları bayrak bakımından çok sık değişikliğe gitmiştir. Ada ülkesi ilk önceleri sadece kırmızı renkten oluşan bir bayrak kullanmaktaydı. Bu bayrağın komünizm ile özdeşleşmesi ve ada ülkesinin de bu tür bir rejim ile anılmaması adına bayrağın göndere çekilen tarafına ince bir şerit içerisine yerleştirilmiş 13 adet çapraz siyah ve beyaz konumlandırılmış, daha sonraları kalan kırmızı bölümün ortasına yeşil dikdörtgen yerleştirilerek içerisine hilal ilave edilmiştir. 1965 yılında yapılan son değişiklik ile bayrak günümüzde de geçerliliğini koruyan halini almıştır.

Bayrakta var olan kırmızı renk, bağımsızlık mücadelesinde akıtılan kanı, yeşil renk barışı ve kalkınmayı, hilal ise İslamiyeti sembolize etmektedir.
[IMG]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/maldivler-bayragi.png[/IMG]

[KBASLIK]Ekonomi[/KBASLIK]
[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/maldivler-armasi.png]Maldivler Arması[/KRSAG]Turizm ve balıkçılık, Maldiv ekonomisinin iki temel bileşenidir. Gemicilik, bankacılık ve taşımacılık da hatırı sayılır bir hızla büyümektedir.

Dünyanın tüm büyük kara parçalarına uzak bu adalar ülkesinde hemen her şey İthalat yoluyla sağlandığından, yerel halk büyük bir sıkıntı çekmektedir.

Maldiv parası birimi Rufiyaa’dır.

[KBASLIK]Balıkçılık[/KBASLIK]
Maldiv ekonomisi yüzyıllardır bütünüyle balıkçılık ve diğer deniz ürünleri üzerine kuruludur. Balıkçılık ülke halkının ana mesleğidir ve balıkçılık sektörünün gelişmesine yönelik çalışmalar hükümetin özellikle öncelik verdiği bir iştir.

1974 yılında geleneksel balıkçılığı makineleştiren “Dhoni” isimli balıkçı botu, balıkçılığın ve daha genel anlamda ülke ekonomisinin gelişmesinde önemli bir kilometretaşı olmuştur. 1977 yılında Felivaru adasında bir Japon firmasının iş birliği ile balık konserve fabrikası kurulmuştur.

[KBASLIK]Ev endüstrisi[/KBASLIK]
Turizm sektörünün gelişmesi, ülkede geleneksel hasır dokuma, ahşap işleri, el işleri, halat yapımı gibi ev endüstri ürünlerinin gelişmesine de hız kazandırmıştır. Matbaacılık, PVC boru yapımı, tuğla yapımı, deniz motoru tamiri, giyim eşyası üretimi ve içme suyu şişeleme gibi sektörler de son zamanlarda gelişmektedir.

[KBASLIK]Adalet[/KBASLIK]
Mahkeme başkent Male’dedir. Islam ve eski sömürge İngilitere’nin yasalardan oluşan bir anayasa uygulanmaktadır.

[KBASLIK]Coğrafya[/KBASLIK]
[KRSOL=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/maldivlerde-bir-camii.jpg]İslam Merkezi, Camii, Sultan Mescidi Mohammed Thakurufaanu-al-A’z’am. [/KRSOL][KRSOL=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/maldivlerin-başkenti-Male.jpg]Maldivler’in başkenti Male’nin bir görüntüsü. [/KRSOL]Uzun süreli Budist dönemin ardından İslam’a geçen Maldivlerin nüfusunun büyük kısmını Müslümanlar oluşturmaktadır. Nüfusunun yüzde 98 gibi büyük bir dilimini Müslümanların oluşturduğu ülkede Sünnilik inancı yaygındır.
[LIST]
[*]Konum: Güney Asya’da, Hint Okyanusunda atol grubu, Hindistanın güneyinde yer alırlar.
[*]Coğrafi konumu: 3 15 Kuzey enlemi, 73 00 Doğu boylamı
[*]Haritadaki konumu: Asya
[*]Yüzölçümü: 300 km²
[*]Sınırları: 0 km
[*]Sahil şeridi: 644 km
[*]İklimi: Tropikal
[*]Arazi yapısı: Beyaz kumsallar, düzlükler
[*]Deniz seviyesinden yüksekliği: 2,4 metre en alçak noktası: Hint Okyanusu 0 m
[*]En yüksek noktası: Addu Atolu 2.4 m
[*]Doğal kaynakları: Balık
[*]Arazi kullanımı: Tarıma uygun topraklar: %13,33
[*]Daimi ekinler: %30
[*]Diğer: %56,67 (2005 verileri)
[/LIST]
[KBASLIK]İklim ve Hava Durumu[/KBASLIK]
Maldivler tropik muson iklimi etkisi altındadır. Çevresel coğrafi koşullardan ötürü güneybatıdan esen musonlar yağışlı mevsimi oluşturur. Kuzeydoğudan estikleri dönemde de kuru mevsimi oluşturur. Nisan ve mayıs arasında yağışlı mevsimden kuru mevsime geçiş yaşanır. Yıllık yağış miktarı ortalaması 300cm’yi geçmektedir.

[KBASLIK]Kültür[/KBASLIK]
Maldivlerin kültürü komşu olan yakın Srilanka ve Hindistan kültürleri benzer. Bunun nedeni zamanında adalara göç eden insanlar Srilanka’dan gelmektedir. Dünyanın tüm büyük kara parçalarına uzak bu ülkenin gelişimi çok dinamik değildir. Bu nedenle son 1980’lere kadar fazla değişikler olmamıştır.

Genel tropik ülkeler gibi çok eğlenceli bir kültür yoktur. Fakat genel halk daha sakin ve yavaş bir hayat düzeni sever.

Maldivlerin kültürü komşu olan yakın Srilanka ve Hindistan kültürleri benzer. Bunun nedeni zamanında adalara göçmen eden insanlar Srilanka’dan gelmesidir. Dünyanın tüm büyük kara parçalarına uzak bu ülkenin gelişimi çok dinamik değildir. Bu nedenle 1980’lere kadar fazla kültürel değişiklik olmamıştır. Genel tropik ülkeler gibi çok eğlenceli bir kültürü yoktur. Yerel halk daha sakin ve yavaş bir hayat düzeni sever.

Adada alkol yasak olduğundan açık alanlarda, kafelerde ve restaurantlarda alkol bulundurulmamaktadır. Fakat Maldivler bir turizm cenneti olduğu için otellerde ve resortlarda alkol sunulmaktadır. Domuz eti için de aynı durum geçerlidir. Halk asla yemez ve bulundurulması yasaktır. Fakat otellerde, resortlarda istek dâhilinde hemen tedarik edilip sunulabilmektedir.

[KBASLIK]Turizm[/KBASLIK]
[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/MAVDIVLER-TURU-ASYA.jpg]Maldivler’de Turizm Bölgesi[/KRSAG]Turizmin gelişmesi, ülkenin ekonomisinin de büyümesini sağlamıştır. Doğrudan ve dolaylı olarak istihdam ve gelir artışı sağlamıştır. Günümüzde turizm ülkenin en büyük döviz kaynağı haline gelmiştir ve ülke ekonomisinin %20’sini oluşturmaktadır. 84 turistik tesisi ile 2000 yılında 467,154 turisti ağırlamıştır. Maldiv Adaları 2008 yılında 683.012 turisti ağırlamıştır. En fazla turistin geldiği ülkeler: İngiltere, İtalya, Almanya, Rusya ve Fransa’dır.

Maldivler’de resortlar adalar üzerine kurulmuştur ve her resort genelde adanın adıyla anılmaktadır. Resortlardan en ünlüleri: One and Only Reethi Rah Resort, Huvafen Fushi Resort, Naladhu Resort, W Retreat Resort, Banyan Tree Resort, The Beach House at Manafaru Resort,Ayada Resort ve Sheraton Resort’tur. Resortlarda iki ayrı oda kategorisi bulunmaktadır: Beach Bungalow (Sahil Villa) ve Water Bungalow(Suüstü Villa). Water Bungalowlar, denizin üstüne çakılan kazıklar üzerine inşa edilmiştir. Birçok resortta “no news-no shoes” uygulaması vardır. (haber okumak yok, ayakkabı yok !) Tesislerin çoğunda “buttler” (bir çeşit uşak, sadece size hizmet eden görevli) bulunur. Ayrıca, birçok resorta 12 yaş altı çocuk kabul edilmemektedir. (The Beach House, W Retreat, Baros Island Resort gibi). Water Bungalowlar 12 yaş altı çocuklar için güvenlik gerekçesiyle yine yasaktır.

[KBASLIK]Festivaller[/KBASLIK]
[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/maldivler-festivali.jpg]Maldivlerde bir festival görüntüsü[/KRSAG]Maldivler’de her festival hazırlığında, anne, baba ve çocuk kavramı yeniden anlam kazanır. Yiyeceklerin, dekorasyonun ve eğlence programının hazırlanması için aile içerisinde iş bölümü yapılır. Birçok kutlamada geleneksel ve modern eğlencenin türleri başarılı bir şekilde bir arada kullanılır. Ahşap enstrümanlar eşliğinde yapılan halk oyunları daha sonra yerini modern caza veya pop müziğe bırakabilir. Ay takvimini takip eden önemli dini bayramların yanı sıra geleneksel kutlamalar da şenlikli ortamlar oluşmasına olanak sağlar. Hemen hemen her tatilde, yeşil ve kırmızı bayraklar sokaklara taşar ve ana caddeler üzerindeki evlerde sergilenir. Festival gösterileri genellikle iki aşamadan oluşur: ilk olarak gruplar yürüyüş yapar, ardından da şık giyimli çocuklar kalabalık izleyici kitlesi önünde gösteri yapar.

Dini ve milli bayramlara ek olarak kutlanan özel günler arasında BM’in Gıda ve Tarım Örgütü tarafından düzenlenen Dünya Gıda Günü başı çeker. Aslen resmi bir devlet resepsiyonu olan etkinliğe bir gıda fuarı da eşlik eder ve yerel gıda ürünleri tanıtılır.

Bir diğer önemli kulama günü Balıkçılar Günü’dür. Ulusal geçim kaynağı olan balığın ve balıkçılığın öneminin altını çizmek için düzenlenen bu etkinlik 10 Aralık’ta kutlanır.

[KBASLIK]Maldivler Mutfağı[/KBASLIK]
[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/maldivler-mutfagi.jpg]Maldivler Mutfağı[/KRSAG]Maldivler mutfağı Hint mutfağının etkisinde kalmıştır. Baharat soslarıyla ünlü olan Uzakdoğu kültürünün yemeklerdeki etkisi Maldivlerde de hissedilmektedir. Hindistan cevizlerinden yapılan yemekler buna en güzel örnektir. Yemeklerde bazen ağır baharatlar kullanıldığı için ek olarak pilav yemekleriyle takviye yapılmaktadır. Maldivler mutfağının en göze çarpan baharatları arasında karanfil, kimyon, zencefili sayabiliriz. Maldivler mutfağının yemekleri sıcak ağırlıktadır. Yemeklerin yanında Hindistan cevizi vazgeçilmez garnitürleridir. Bazen Hindistan cevizi dışında kızarmış patates de sunulabilmektedir. Maldivlere tatil yapmak için giden turistler ve ada halkının en favori yemekleri balıktır.

Özellikle bekletilmiş kuru balığı denemelisiniz. Tutulduktan sonra özel olarak saklama kaplarına koyulan, zaman zaman gömülen orkinosların, bekletildikten sonra çıkarılıp terbiye edilmesiyle yapılan bu yemek çok popülerdir. Maldivler mutfağının geleneksel balık çorbası olan ‘Garudhiya’ ise balık yemeklerinin yanında vazgeçilmezlerdendir. Yapımında kullanılan soğan, pirinç pilavı, limon ile balıkların yanında masaya sunulmaktadır.

[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/maldivler-mutfagi-2.jpg]Maldivler Mutfağı[/KRSAG]Hindistan cevizinin yanında ton balığı, soğan ve limon eşliğinde yapılan ve en popüler yemeklerden biri olan Mas Huni’yi de deneyebilirsiniz. Rihaakuru olarak bilinen, Maldivler mutfağının ezme garnitürlerin başında olan yemek de çok tercih edilmektedir. Gulha olarak adlandırılan un, pirinç, hamur karışımına bulanıp yağda kızartılan balık topları yine favori yemekler arasındadır.

Kulhi Boakibaa olarak adlandırılan basmati pirinçle, ton balığı karışımı olan, üzerineyse zencefil, sarımsak, köri yaprağı, limon parçaları, tuz koyulup fırına verilen tava çeşidi yemek de önemli lezzetler arasındadır.

Maldivler mutfağı Hint mutfağının etkisinde kalmıştır. Baharat soslarıyla ünlü olan Uzakdoğu kültürünün yemeklerdeki etkisi Maldivlerde de hissedilmektedir. Hindistan cevizlerinden yapılan yemekler buna en güzel örnektir. Yemeklerde bazen ağır baharatlar kullanıldığı için ek olarak pilav yemekleriyle takviye yapılmaktadır. Maldivler mutfağının en göze çarpan baharatları arasında karanfil, kimyon, zencefili sayabiliriz. Maldivler mutfağının yemekleri sıcak ağırlıktadır. Yemeklerin yanında Hindistan cevizi vazgeçilmez garnitürleridir. Bazen Hindistan cevizi dışında kızarmış patates de sunulabilmektedir. Maldivlere tatil yapmak için giden turistler ve ada halkının en favori yemekleri balıktır.

Özellikle bekletilmiş kuru balığı denemelisiniz. Tutulduktan sonra özel olarak saklama kaplarına koyulan, zaman zaman gömülen orkinosların, bekletildikten sonra çıkarılıp terbiye edilmesiyle yapılan bu yemek çok popülerdir. Maldivler mutfağının geleneksel balık çorbası olan ‘Garudhiya’ ise balık yemeklerinin yanında vazgeçilmezlerdendir. Yapımında kullanılan soğan, pirinç pilavı, limon ile balıkların yanında masaya sunulmaktadır.

Hindistan cevizinin yanında ton balığı, soğan ve limon eşliğinde yapılan ve en popüler yemeklerden biri olan Mas Huni’yi de deneyebilirsiniz. Rihaakuru olarak bilinen, Maldivler mutfağının ezme garnitürlerin başında olan yemek de çok tercih edilmektedir. Gulha olarak adlandırılan un, pirinç, hamur karışımına bulanıp yağda kızartılan balık topları yine favori yemekler arasındadır.

Kulhi Boakibaa olarak adlandırılan basmati pirinçle, ton balığı karışımı olan, üzerineyse zencefil, sarımsak, köri yaprağı, limon parçaları, tuz koyulup fırına verilen tava çeşidi yemek de önemli lezzetler arasındadır.

Maldivler mutfağının en bilinen tatlısı Bodibaiy adıyla sunulan şeker ve pirinç ile harmanlanmış muhallebidir. Aynı zamanda Bodibaiy’in içine isteğe göre mango, muz, papaya türü meyvelerde konulabilmektedir. Foni Boakibaa’da muhallebiden farklı olarak tercih edilen tatlılar arasındadır.

Maldivler adalarında yetişen Hindistan cevizi, nar ve ananas başlıca gıdalardandır. Özellikle kahve ve çay kültürü çok gelişmiştir. İngilizlerin 5 çayı olarak tabir ettiği kültür Maldivlerde de geçerlidir.

[KBASLIK]Maldivler Türkiye Dış Temsilciliği[/KBASLIK]
[B][COLOR=rgb(41, 105, 176)]YENİ DELHİ BÜYÜKELÇİLİĞİ[/COLOR][/B]

Adres: 50-N, NYAYA MARG, CHANAKYAPURI NEW DELHI- 110021, INDIA

Telefon: (00 91 11) 2688 9053 – 2688 9054 – 2410 1973 – 2410 1975
Faks: (00 91 11) 2410 1974 (yeni) – 2688 1409 (Konsolosluk şb)

[EMAIL]embassy.newdelhi@mfa.gov.tr[/EMAIL]
[URL=”http://yenidelhi.be.mfa.gov.tr”]T.C. Dışişleri Bakanlığı Yeni Delhi Büyükelçiliği[/URL]

[B]Görev Bölgesi:[/B] Hindistan, Maldivler, Nepal

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın
1

Unutulan Kadim Meslekler

[B][SIZE=5][COLOR=rgb(184, 49, 47)]Unutulan Kadim Meslekler[/COLOR][/SIZE][/B]

Anadolu, bu topraklara yüzyıllardır hakim olan uygarlıkların etkisiyle farklı dillere, dinlere ve kültürlere ev sahip yapmıştır. Son olarak Osmanlıyla birlikte onlarca farklı kültürden insanın bir arada yaşaması ve etkileşim kurması bu topraklardaki kültürel zenginlik, binlerce yılın izini taşıyan el sanatlarının ve mesleklerin oluşmasına yol açmıştır.

Günümüzde teknolojinin gelişmesiyle sanayileşmenin artması, nüfusun artması, insanların değişen ihtiyaçları ve talepleri, büyük beceri gerektiren ve her biri sanat eseri olan ürünlere olan ilginin azalmasına neden oldu. Azalan bu ilgiyle de her biri bin bir zahmetle yapılan ürünlere ait meslekler yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.

Ustalar gençlere el vermezse, el sanatları unutulur, kaybolur…. İnsanlık ilk önce taşı yonttu. Sonra o taşı yontacak aletleri taştan yapmaya başlayarak, taş ustası oldu. Bu iş için aletler yaptıkça elleri ustalaştı. Bu ustalaşan eller; aletleri, eşyaları, giysileri ve yaşadığı yerleri değiştirerek güzelleştirdi. İnsanoğlu zaman içinde her alanda ustalaştı, zihniyle ustalaştı, eliyle ustalaştı ve sanatı da ustalaştı. Tüm bu ustalaştığı sanatları çocuklarına öğretti, nesilleri boyu aktardı.

Aktarılan bu sanatla usta eller Mardin’in taş evleri yonttur güzelleştirdi. Göbekli Tepe’de usta eller ‘T’ biçimli büyük taşları yonttu ve göklerdeki tanrısına ibadet ederek saygısını sundu. Aynı usta eller Çatalhöyük’te, koltuğun üzerine oturan ‘Ana Tanrıça’ figürünü belirleyerek taşı yonttu ve günümüze kadar gelerek bize kültürlerini aktardı. Karagöz’le Hacivat’ı oynatarak eğlendi. Erzurum Oltu’da oltu taşını çıkararak oydu, Eskişehir’de lületaşını deldi, gümüşü oya gibi işleyerek telkâri dedi, elini, boynunu, bu güzelliklerle donattı. Eli ustalaştıkça zihni ustalaştı, sanatı güzelleşti ve doruğa ulaştı.

Ancak günümüzde tüm bu ustalar ve onların el emeği göz nuru sanat eserleri unutulma tehlikesiyle karşı karşıya. Türünün belki de son örneklerini görebileceğiniz bu sanat eserlerini yerinde, ustasının elinde şekillenerek görmek isterseniz bu destinasyonlardan birini ziyaret edebilirsiniz.

[KBASLIK]1 – Kargı Bezi Dokumacılığı / Çorum[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/1_1_kargi.jpg[/TBR]
Çorum’a özgü bir dokuma çeşidi olan Kargı Bezi dokuması, mahalli el sanatlarımızdan biridir. Kargı ilçesinden adını alan dokuma, kıyafetlerin yanı sıra masa örtüsü, perde gibi ev mefruşatlarında kullanılırdı. Yaklaşık 1 asırlık bir geçmişe sahip olan Kargı bezinin ilk üretimi, yöre halkının temel giysi ihtiyacı göz önünde bulundurularak ortaya çıkmıştır.

Unutulmaya yüz tutmuş olan bu el sanatı hakkında yapılan araştırmalar sonucunda; Kargı bezinin ilk zamanlar Kızılırmak vadisindeki yerleşim birimlerinden olan Gökçedoğan, Köprübaşı, Karacaoğlan köylerinde dokunduğu tespit edilmiştir. Epey bir zaman ve yoğun bir el emeği isteyen bu dokumacılık türü maalesef sanayileşmeye yenik düştü ve eskiye oranla bu dokuma türüne ilgi git gide azaldı. Kargı bezi dokuması, günümüzde Çorum’un Gökçedoğan köyünde birkaç aile tarafından da olsa eski usul ve yöntemlerle devam ettirilmeye çalışılmaktadır.

[KBASLIK]2 – Lületaşı İşleme Sanatı / Eskişehir[/KBASLIK]
El sanatları içerisinde nitekim daha şanslı bir yanı var lületaşı işlemeciliğinin. Çünkü Eskişehir’de meraklıları bu el sanatını halen yapıyor ve genç nesil de bu sanata merak salmış durumda. Beyaz altın olarak da isimlendirilen lületaşı bu adı sahip olduğu beyaz renkten alır ve dünya genelinde en kalitelisi Eskişehir’de çıkarılır. Toprağın 20 ile 130 metre kadar altında yumrular halinde bulunan bu taş için özel kuyular açılmakta.

[KRSOL=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/2_2_luletasi.jpg]Lületaşı İşleme Sanatı[/KRSOL][KRSOL=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/2_luletasi.jpg]Lületaşı İşleme Sanatı[/KRSOL]Bu taş günümüzde tütün çubuğu, pipo, nargile uçlarının yapımında kullanılmakta. Biraz eski dönemlerde ise lületaşından ustalar; kap kacak, kutu, fincan, heykel gibi eşyalar yaparlarmış. Eskişehir’in çarşılarında halen bu el sanatıyla ilgilenen ustaları görebilir, kendiniz ve sevdikleriniz için lületaşı satın alabilirsiniz.

[KBASLIK]3 – Kazaziye İşleme Sanatı / Trabzon[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/3_kazaziye.jpg[/TBR]
Tarihi çok eskilere dayanan Kazaziye, incecik 1000 ayar gümüş ya da 24 ayar altın tellerden yapılmakta olup asla kaynak kullanılmaz. Sadece elle örülerek yapılan bu sanat, çeşitli boyutlardaki şişlerin ve iğnelerin kullanılmasıyla elde edilmekte. Oldukça eskilere dayandığını belirttiğimiz bu el işinin en eskisi olan uçan at broşunu Uşak Müzesi’nde görebilirsiniz.

Trabzon’da 1910’lu yıllarda elliden fazla bu işin ustasını bulabilirdiniz. Ancak günümüzde bu sayı oldukça azdır. Kazaziyeyi günümüzde kadınlar; kolye, bileklik, küpe gibi takı olarak kullanırken erkekler tespih püsküllerinde tercih etmekte.

[KBASLIK] 4 – Taş Yontma Sanatı / Mardin[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/4_tas_isleme.jpg[/TBR]
Anadolu’nun en kadim topraklarından biri olan Mardin yüzyıllar boyunca birçok farklı medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Mardin’de kiliseler, manastırlar, medreseler, camiler, hanlar ve evler bölgenin dayanıklılığıyla ünlü taşından yapılmıştır. Günümüzde bu taş işlemeciliğinin en güzel örneklerini halen görebilmekteyiz. Mardin’de ustaların ellerin sanata dönüşen bu özel taş tebeşirimsi bir özellik sunuyor. İnce ve tane yapılı olması çıkartıldığında rahatlıkla işlenebilmesine imkan tanır.

Taş ve testere ile kesilebilmesi, matkapla delinebilmesi, sert kesicilerle yontulabilmesi ustaların elinde sanata dönmesindeki en önemli etken. Mardin taşı işlendikten sonra güneş ve su ile temas ettiğinde sertleşiyor ki bu durum yontulmaya elverişli bu taşın en belirgin ve en önemli özelliği. Türk el sanatları alanında dekoratif taş işçiliği yaşanan dönemlere göre farklılıklar gösterse de ustalıkta yüksek kalitesini her zaman korumayı hep başardı.

[KBASLIK]5 – Sedef Kakma El Sanatı / Sakarya[/KBASLIK]
[KRSOL= https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/5_sedef.jpg]Sedef Kakma El Sanatı[/KRSOL] [KRSOL=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/5_5_sedef.jpg]Sedef Kakma El Sanatı[/KRSOL]Sedef kakma sanatıyla uğraşan ustaya ‘Sedefkâr’ denir. Yıllar boyunca nesilden nesle büyük bir ustalıkla aktarılarak günümüze kadar gelmeyi başarabilen sedefkârlık sanatı mimari ve süslemecilik alanlarında kullanıldı. Özellikle 16. yy ve 17. yy. sedefkârlık dönemin en önemli meslekleri arasında gösteriliyordu. Ancak 18. yüzyıla gelindiğinde sedefkârlık bu önemini yavaş yavaş yitirmeye başladı.

Sedef kakmacılığı genellikle ceviz, meşe, abanoz gibi ağaçlardan yapılan süsü eşyalarının zeminine çizilen desenler nazikçe oyulur, sonra istiridye kabuğundan yapılan aynı formda kesilen sedef, sıcak tutkalla oyulan yere yapıştırılır. Önce kaba tesviyesi sonra da ince tesviyesi yapılan ahşap cilalanır ve böylece sedef kakma işi sonlanır.

[KBASLIK]6 – Çömlek Yapımı Sanatı / Avanos[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/6_comlek.jpg[/TBR]
Nevşehir’in yaklaşık 18 km. kadar kuzeyinde bulunan Avanos’ta çok sayıda çömlek atölyesi hizmet vermekte. Buradaki bu seramik yapımı geleneği çok eskilere taa Hititlere kadar dayanır. Kızılırmak’ın getirdiği kırmızı toprak ve milden elde edilen seramik çamuru, Avanoslu seramik ustalarının elinde yüzyıllardır şekillenmeye devam ediyor. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Hititlerden bu güne çarkla yapılan çanak çömlek ustalığı kavimden kavme, babadan oğla öğretilerek günümüze kadar ulaştı. Çömlekçilik aslında Anadolu’nun hemen her yöresinde çok eskilerden bu yana yapılan el sanatlarından biridir. Günümüzde çömlekçilik sanatı birkaç yörede az sayıda kalan ustasıyla hayatta kalmaya ve yaşamaya çalışıyor.

[KBASLIK]7 – Edirnekâri / Edirne[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/1_edirnekari.jpg[/TBR]
Adından da anlaşılacağı üzere Edirne’ye has bir el sanatı olan Edirnekâri, ‘Edirne işi’ anlamına geliyor. Edirnekâri; Osmanlı’nın son dönemlerinde ortaya çıkmış olup 18 yüzyıldan günümüze ahşap üzerine yağlıboya ile yapılan süslenmiş eserlere verilen genel isim. Gelin kızlar için çeyiz sandığı, yazı kutusu, para kutusu ya da çekmecesi, yüklük ve dolap kapakları gibi ahşap yüzeylere sahip nesnelere Edirnekâri uygulanabiliyor. Edirnekâri’de; belinden kurdele ile bağlı buketler, vazo içinde stilize edilmiş çiçekler ve tabak içinde meyve kompozisyonları sıklıkla tercih edilen motiflerin başında geliyor. Bu motifler üzerinde renklerin açık – koyu tonları, ışık ve gölge oyunları kullanılır. Hazırlanan ahşaplar son olarak motiflerinin korunması için cilalanır.

[KBASLIK]8- Kutnu Kumaşı Dokumacılığı / Gaziantep[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/2_kutnu_bezi.jpg[/TBR]
Özel bir dokuma türü olan Kutnu dokumacılığı ülkemizde sadece Gaziantep bölgesinde yapılan bir ipekli dokuma türüdür. Bölgenin yerel değerlerinden sadece biri olan kutnu bezinin yolculuğu, el tezgahlarında ipliğin kumaş haline gelene kadar dokunmasıyla başlar. Suni ipek ve pamuk ipliğinin bir araya gelmesiyle el tezgahlarında işin ustaları tarafından dokunan kutnu kumaşının farklı türleri de mevcuttur. Dokumacılığına ilk başlandığı yıllar oldukça eskiye dayanan kutnu kumaşı, çeşitli boyalara birkaç kez batırılır. Boyalara batırılan kumaş kendine has bir motife ve renge sahip olur. Artık Antep bölgesiyle özdeşmiş olan kutnu kumaşı yöresel kıyafetlerin yanı sıra çeşitli aksesuar, çanta, terlik, perde vb. birçok üründe kullanılır.

[KBASLIK]9- Savatlı Gümüş İşlemeciliği / Van[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/3_savat.jpg[/TBR]
Savat, bir alaşımın adıdır. Bu alaşım yani savat, gümüş eşyaların süslenmesinde kullanılır. Gerdanlıklar, saç tokaları, saç bağları, tepelikler, bilezikler, yüzükler, kemerler savatla en çok yapılan süs eşyaları arasında yer alır. Taa antik çağlara kadar uzanan bu el sanatına yöre halkı ‘Sevad’ demektedir. 950 ayar 1 ölçü gümüş, dört ölçü bakır, dört ölçü kurşun, bir miktar kükürt 750 santigrat derecelik bir sıcaklıkta eriyik haline gelene kadar karıştırılır. Bu karışımdan ortaya çıkan alaşıma savat denir. Biz yukarıda, ustalara sorduğunuzda söyledikleri genel ölçü miktarını yazdık ancak bu işi yapan her ustanın kendine has bir ölçü miktarı ve karşım şekli mevcuttur. Isıtılıp karıştırılarak ortaya çıkan savat adlı alaşım soğumaya bırakılır. Soğuyan madde, toz halini alıncaya dek önce örs üzerinde, sonrasında da havanda iyice dövülür. Elde edilen toz savat, gümüş bir eşya üzerine daha önce açılmış olan kılcal kanallara iki yolla sürülür. Bu iki yoldan biri tıpkı tabaktaki bir yemeğe tuz serper gibi serpilmesidir. Diğeri de boraks ile sulandırılarak çamur haline getirilip boşluklara sıvanarak doldurulmasıdır. Sonra tekrar ateşe tutulan ve sıcakla eriyen savatın konulduğu boşluklara iyice nüfuz etmesi sağlanır. Sonrasında yine soğumaya bırakılır. Son aşama olarak da cilalanır.

[KBASLIK]10 – İpek Dokumacılığı / Hatay[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/4_ipekdokumasi.jpg[/TBR]
İpek dokumacılığı denince akla hep ilk olarak Bursa gelir. Ama biz size ipek dokumacılığında Bursa kadar ileri gitmiş başka bir şehrimiz olan Hatay’daki el tezgahlarından bahsedeceğiz. Hatay’da kozacılık yaparak ipek böceği beslemeciliği 1900’lerden çok daha eskiye dayanır. Hatay’da o dönemlerde köylülerin yetiştirdiği ipek böceğinin kozaları dokuma yapan ailelere satılırdı ve bir zamanlar Hatay’ın hemen her köyünde ipekçilik önemli bir gelir kaynağıydı. Evlerde dokunan bu ipek kumaşlar yalnızca özel sipariş üzerine büyük şehirlere gönderilirdi. Kozalardan elde edilen ipek lifleri birçok aşamadan geçerek ip haline getirilir ve el tezgahlarında sabırla dokunurdu ve artık neredeyse hiç kalmadı, ipek böcekçiliği ve tezgahlarda dokunan ipekli kumaşlar.

[KBASLIK]11 – Yazma Baskı / Tokat[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/5_yazma_baski.jpg[/TBR]
Osmanlı dönemine kadar uzanan bir geçmişe sahip, yazmacılık. Yurt genelinde yapılan bu el sanatının en güzel örnekleri hep Tokat ilinden çıkardı. Bu sanat; kalem işi ve baskı yazma olmak üzere iki türe ayrılır. Kalem işi yazma, kumaş fırça ile boyandığı için daha yavaş bir üretime sahip. Baskı yazmalarda ise, sulak alanda yetişmiş olan ıhlamur ağacından yapılmış kalıplar kullanılır. Bu ağaç kütüğünün üzerine desen kalemle çizilir. Çizilen desen ortaya çıkana kadar özel bir bıçakla oyulur. Kaç tane desen ve renk kullanılacaksa o kadar kalıp hazırlanır. Bu her iki yöntem kullanılarak baş örtüsü yani yazmalar hazırlanır. Aslına bakarsanız bu yöntemlerle sadece başörtüsü değil bohça, sofra örtüsü, yorgan ve yastık yüzü gibi eşyalar da hazırlanır.

[KBASLIK]12 – Boynuz Tarak / Sivas[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/6_tarak.jpg[/TBR]
Sivas’ın en ünlü el sanatı olarak bilinen boynuz tarak için; öküz, manda, koç boynuzu kullanılır. Bu hayvanların boynuzları alındıktan sonra bir süre kurumaya bırakılır. Kuruyan boynuzlar en ince ayrıntısına kadar iyice temizlenir ve ateş ocağına konur. Böylece boynuzun tarak olma yolculuğu da ustasının elinde başlamış olur.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Malavi Cumhuriyeti

[BIYOTABLO=Malavi ,afrika,https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/flags-b/malavi.png][BIYOTABLOIC=Başkent]Lilongwe[/BIYOTABLOIC]
[BIYOTABLOIC=Resmî diller]İngilizce, Çevaca[/BIYOTABLOIC]
[BIYOTABLOIC=Yönetim Şekli]Anayasal Cumhuriyet[/BIYOTABLOIC]
[BIYOTABLOIC=Yüzölçümü]118.480 km² [/BIYOTABLOIC]
[BIYOTABLOIC=Nüfus]16.310.431[/BIYOTABLOIC]
[BIYOTABLOIC=Nüfus Yoğunluğu]137.6/km²[/BIYOTABLOIC]
[BIYOTABLOIC=Para birimi]Malavi kwachası (MWK)[/BIYOTABLOIC]
[BIYOTABLOIC=Zaman dilimi]CAT (UTC+2)[/BIYOTABLOIC]
[BIYOTABLOIC=Telefon kodu]+265[/BIYOTABLOIC]
[BIYOTABLOIC=İnternet TLD].mw[/BIYOTABLOIC]
[/BIYOTABLO] Malavi ya da resmî adı ile Malavi Cumhuriyeti (İngilizce:Republic of Malawi, Chewa dili: Dziko la Malaŵi), Afrika kıtasının güneydoğu bölümünde yer alan ve denize kıyısı bulunmayan bir kara ülkesidir. Ülke 6 Temmuz 1964 tarihinde Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını kazanmıştır. Ülkenin başkenti Lilongwe’dir.

[KBASLIK]Ülke ismi[/KBASLIK]
Ülkenin ismi yerel bir kelime olan Maravi’den (Türkçe: Alev) gelmekte olup, güneşin Malavi Gölü üzerinden batışı esnasında oluşan görüntünün aleve benzetilmesinden esinlenilmiştir. Günümüzde bu kelime tüm ülkenin adı olarak kullanılmakta olup, güneş sembolü ülke bayrağında da kullanılmaktadır.

[KBASLIK]Tarih[/KBASLIK]
Bölgenin sömürge ve koloni dönemi öncesinde Maravi Krallığı hakimiyeti altında olduğu ifade edilmektedir. 1859 yılında ilk Avrupalı David Livingstone Malavi Gölü’ne ulaşmış, 1891 yılında ise Malavi Birleşik Krallık’ın Britanya Orta Afrika Protektorası adı ile himayesi altına aldığı bir bölge konumuna gelmiştir. Himaye bölgelsi 1907 yılında Nyasaland adı ile sömürge sisteminin bir parçası haline getirilmiştir. 1915 yılında İngiliz hükumeti bölgede bulunan yerlilerin askerlik hizmetini yapmasını mecburi kıldığı için Baptist dini önderi John Chilembwe liderliğinde ayaklanma başlatılmış ve sömürgeci ülke birimlerine karşı özgürlük mücadelesi gerçekleştirilmiştir. Bu olay nedeniyle günümüzde de Chilembwe, Malavi ulusal kahramanı olarak görülmektedir.

1953 yılında bölge komşu bölgeler Kuzey Rodezya ve Güney Rodezya ile birleştirilerek Rodezya ve Nyasaland Federasyonu sömürge sisteminin bir parçası haline getirilmiştir. Federasyon içerisinde yaşayan ve çoğunlukta olan siyahilerin beyaz azınlığa karşı başlattığı mücadele neticesinde Britanya Kuzey Rodezya’nın haricinde Nyasaland’ın da bağımsızlığını kabul etmiştir.

6 Temmuz 1964 tarihinde ülke Hastings Kamuzu Banda yönetiminde Birleşik Krallık’tan Malavi adı ile bağımsızlığını kazanmış, bağımsızlık ilanından iki yıl sonra da cumhuriyet ilan edilerek Banda yeni cumhuriyetin ilk devlet başkanı olarak seçilmiştir. Bu olay sonrası Banda yıllarca ülkeyi mensubu olduğu Malavi Kongre Partisi (Malawi Congress Party – MCP) ile tek partili bir sistem ile diktatör bir rejim ile yönetmiş, bu rejim ancak 1994 tarihinde gerçekleştirilen referandum ile sonlandırılabilmiştir. Referandumun gerçekleşmesine yol açan olay ise 1992 yılında birkaç hristiyan din görevlisinin ülkede siyasi reformların zamanının geldiğini belirten bir mektubu Banda’ya yazarak konuyu aktardıkları olay ile başlamıştır.

1994 yılında gerçekleştirilen ilk özgür ve bağımsız seçimlerde United Democratic Front (UDF) partisinden Bakili Muluzi devlet başkanlığı görevine seçilmiş, aynı görevi 1999 yılında gerçekleştirilen seçimlerde de üstlenmeyi başarmıştır. Muluzi her ne kadar devlet başkanlığı görev süresini uzatan anayasa değişikliğini gerçekleştirmese de, kendisinden sonra görevi devralmasını istediği Bingu Mutharika (UDF) 2004 yılında gerçekleştirilen seçimlerde kazanarak devlet başkanı olmuştur. 2004 yılında gerçekleştirilen bu seçimlerde Mutharika’nın seçilmesinin en önemli nedeni ise muhalefet partilerinin bir aday üzerinde anlaşma sağlamaması ve Mutharika’nın rakibi olarak desteklememesinden kaynaklanmıştır. Mutharika 2009 yılında ikinci bir defa seçilmesinden sonra selefi Muluzi gibi görev süresini uzatmaya yönelik hamleler gerçekleştirmiş ancak Anayasa mahkemesi böyle bir değişim girişimini yasaklamıştır. 5 Nisan 2012 yılında geçirdiği kalp krizi sonrası hayatını kaybeden Mutharika’nın yerine vekaleten atanan Joyce Banda, 7 Nisan 2012 tarihinde yemin ederek görevine başlamıştır.

[KBASLIK]Malavi Bayrağı[/KBASLIK]
Malavi bayrağı ilk olarak 6 Temmuz 1964 yılında ülkenin Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını kazanması neticesinde kullanılmaya başlanmış, 2010 ile 2012 yılları arasında yapılan anayasa değişikliği ile kısa süreliğine başka bir bayrak kullanımda olmuş, ancak 2012 tarihinde göreve gelen yeni hükumet Malavi toplumu tarafından da hoş karşılanmayan yeni bayrak ile ilgili yasa değişikliğini geri çekerek eski bayrağın yine ülkenin resmi bayrağı olmasını sağlamıştır.

Bayrak, bayrağı üç eşit parçaya bölen üç yatay şeritten oluşmaktadır. Yukarıdan aşağıya siyah, kırmızı ve yeşil olarak sıralanan şeritlerden en üstte olan siyah şeritin ortasında kırmızı renkte ufuktan yeni doğan 31 adet ışını bulunan bir güneş bulunmaktadır. Bu tan kızıllığı özgür ve birleşik bir Afrika’ya duyulan umudu sembolize etmektedir. Yatay şeritleri oluşturan renklerden siyah renk Afrika kıtasının siyahi halkını temsil ederken, kırmızı renk ülkenin bağımsızlığı için verilen şehitleri ve akıtılan kanı, yeşil renk ise ülkenin bereketli ormanlarını sembolize etmektedir.

Ülkenin 2010 ile 2012 yılları arasında kullanılan bayrak değiştirilen ve yine günümüzde de kullanılan bayrak ile büyük benzerlikler göstermekteydi. Yapılan değişiklik ile siyah şeritte yer alan kırmızı doğan güneş yerini bayrağın tam ortasına konumlandırılan beyaz güneşe bırakmıştır. Bu güneş ile bağımsızlık sonrası ülkenin ilerlemede gösterdiği gelişim ifade edilmeye çalışılmıştır. Ayrıca siyah ve kırmızı şeritler bu bayrakta yer değiştirilmiş bir şekilde düzenlenmiştir.

[KBASLIK]Malavi Arması[/KBASLIK]
[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/malavi-armasi.png]Malavi Cumhuriyeti arması – Kabul tarihi:1964[/KRSAG]Malavi arması, Afrika ülkesi Malavi tarafından resmi olarak kullanılan armadır. Ülkenin Nyasaland olarak bağımsızlığını henüz kazanmadığı 30 Haziran 1964 tarihinde kabul edilerek resmi arma olarak kullanılmaya başlanmış, ülkenin Malavi olarak 6 Temmuz 1964 tarihinde Birleşik Krallık’tan tam bağımsızlığını kazandıktan sonra da yeni ülkenin resmi devlet arması olmuştur.

Arma ortasında bulunan kalkan yukarıdan aşağıya doğru üç parçaya bölünmüş bir konumdadır. Kalkanın üst bölümünde yer alan bölümde gümüş zemin üzerinde oluşturulmuş iki adet mavi dalga bulunmaktadır. Kırmızı arka fonu bulunan orta bölümdeki alanda ise ilerleyen altın renkli aslan görüntülenmekte olup, kalkanın alt kısmında yer alan bölümde ise siyah zemin üzerine konuşlandırılmış ufuktan doğan yedi ışınlı güneş bulunmaktadır. Kalkanın üst bölümüne ise sağında ve solunda kırmızı-sarı tüyleri bulunan şövalye miğferi yer almaktadır. Miğferin üzerinde ise aynı renklere sahip miğfer kabarması bulunmaktadır. Miğferin üzerinde ise ufuktan doğan güneşin önünde, dalgalı mavi-beyaz çizgiler üzerinde konuşlandırılan kanatlarını açmış balık kartalı yer almaktadır. Kalkanın her iki tarafına da doğal renkleri ile konumlandırılmış olan ve bir dağ üzerinde duran aslan ve leopar kalkanı ön patileri ile tutmaktadırlar. Heraldik açıdan aslan kalkanın sağ bölümünde yer almakta olup, leopar ise heraldik açıdan kalkanın sol bölümünde bulunmaktadır. Armanın alt kısmında yer alan slogan bandında ise Birlik ve Özgürlük (Unity and Freedom) yazmaktadır.

Armada yer alan mavi ve beyaz dalgalar ülkenin önemli geçim kaynağı olan Malavi Gölü’nü temsil etmektedir. Armada yer alan kalkanın orta kısmında bulunan aslan İngiltere armasından esinlenerek konumlandırılmış olup, kalkan içerisinde güneş ise Afrika ülkelerinin özgürlüğünü ve bağımsızlığını simgelemektedir. Armanın alt kısmında yer alan dağ görüntüsü ise ülkenin en yüksek noktasını da içeren Mulanje dağını temsil etmektedir.

[KBASLIK]Coğrafya[/KBASLIK]
[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/malavi-cografya.jpg]Malavi Coğrafya[/KRSAG]Malavi, Afrika kıtasının güneydoğu bölümünde kuzey-güney yönünde uzanan, uzun ve dar ülke topraklarına sahiptir. Ülke kuzeyde Tanzanya, batıda Zambiya, güney, güneydoğu ve güneybatıda ise Mozambik ile komşu konumundadır. Ülkenin kuzey-güney yönündeki uzunluğu 850 km, batı-doğu yönündeki uzunluğu ise 350 km’dir. Ülkenin tüm sınır uzunluğu toplamda 2.881 km olup, bunun 475 km’si Tanzanya, 1.569 km’si Mozambik ve 837 km’si ise Zambiya ile oluşmaktadır. Ayrıca Malavi gölünün Mozambik egemenliği altında bulunan bölümünde yer alan Likoma ve Chizumulu adaları Malavi devletinin hakimiyeti altındadır.

Ülkenin sahip olduğu 118.484 km²’lik toprakların %31’i ormandan, %25’i sulak alandan, %20’si tarım alanından ve %15’i ise meralardan oluşmaktadır. Ülkenin kuzey kesimleri diğer bölgelere göre daha dağlık olup, yükseltiler deniz seviyesinden 3.000 m yüksekliğe kadar çıkabilmektedir. Ülkenin en yüksek dağı 3.002 m ile Sapitwa dağıdır. Ülkenin doğu kısmının neredeyse tamamını kaplayan ve çok büyük bir bölümü Malavi egemenliği altında olan Malavi Gölü, toplamda 29.600 km² yüz ölçümü, 570 km uzunluğu ve 80 km genişliği ile Malavi’nin en büyük gölü ve aynı zamanda Afrika kıtasının en büyük üçüncü iç gölü konumundadır. Ülkenin en uzun akarsuyunu 402 km’lik uzunluğu ile Shire nehri oluşturmaktadır.

[KBASLIK]İklim[/KBASLIK]
Malavi genelinde tropikal bir iklim gözlemlenmektedir. Ülkenin sıcaklığın yüksek değerlerde görüldüğü aylar Ağustos ortası itibarı ile Kasım ayları arasındadır. Mayıs ile Ağustos ayın ortasına kadar soğuk bir dönem geçiren ülkede, yağmur mevsimi Kasım ile Nisan ayları arasında olup, bu dönem nem oranı sabahları %100’e kadar çıkabilmektedir. Nisan ve Mayıs ayları ise yağmur sonrası dönemleri oluşturmaktadır. Ülkenin yüksek kesimlerinde iklim genel itibarıyla soğuk ve yağmurlu iken, alçak kesimlerde sıcak ve bunaltıcıdır. Malavi gölü civarında da yüksek olan sıcaklık, esen rüzgarlar ile düşebilmektedir. Ülke genelinde en soğuk Temmuz ayı olurken, yıl genelinde sıcaklıklar Kasım-Nisan döneminde 19 °C ve 32 °C arasında, Mayıs-Ekim döneminde ise 14 °C ve 24 °C arasında değişebilmektedir.

[KBASLIK]Nüfus[/KBASLIK]
Ülkede 2016 tahmini verilerine göre yaşayan 18,570,321 nüfusun büyük bir kısmı değişik Bantu halklarından oluşmaktadır. Buna rağmen Malavi’de, bölgede bulunan diğer ülkelere kıyasla çok daha az halk grubu yaşamaktadır. Ülke genelinde farklı kültür ve dili olan 13 etnik grup yaşamaktadır.

En büyük etnik grubu, ismini ülkeye de veren ve nüfusun neredeyse %53,2’sini oluşturan ve Tonga, Nyanja, Chewa ve Tumbuka gruplarının ortak etnik grup ismi olan Maraviler’dir. Maravileri %16,3 ile Lomwe etnik grubu izlerken, Yao etnik grubu %13,4 ile ülkedeki üçüncü büyük etnik grup konumundadır. Bu üç grup dışında %10’un üzerinde bir orana sahip olmazken bu üç gruba en yakın etnik grup %8,7 ile Ngoni etnik grubudur. Diğer geri kalan %8,4 ise diğer Malavi’de yaşayan grupları kapsamaktadır.

Malavi genç bir nüfusa sahip olup, 2017 tahmini verilerine göre %66,89’u 0-24 yaş aralığındadır. Ülkenin sadece %2,69’u 65 yaş ve üzerindedir.

[B]0-14 yaş: [/B]%46.34 (erkek 4,427,403/kadın 4,468,120)
[B]15-24 yaş:[/B] %20.55 (erkek 1,956,360/kadın 1,988,123)
[B]25-54 yaş:[/B] %27.41 (erkek 2,612,840/kadın 2,648,997)
[B]55-64 yaş:[/B] %3.01 (erkek 275,998/kadın 302,286)
[B]65 yaş ve üzeri:[/B] %2.69 (erkek 227,582/kadın 288,537)

Şehirde yaşayanların oranı 2015 verilerine göre %16,6 olan ülkede, nüfusun yıllık artış oranı 2016 tahmini verilerine göre %3,31 düzeyindedir.

[KBASLIK]Dil[/KBASLIK]
[IMG]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/dil.png[/IMG]
Ülke genelinde Bantuların çoğunlukta olması, kendisini dilde de göstermekte olup, en çok konuşulan diller Bantu dilleridir. Sömürge dönemi sonrası Birleşik Krallık’ın miras olarak bıraktığı İngilizce ile birlikte ülkenin resmi dilli olan Chewa dili, birçok kişi tarafından konuşulmaktadır. Bunun haricinde ayrıca yerel olarak Lomwe, Chiyao, Tumbuka, Chinkhonde, Chisena, Chitonga, Chinyakyusa, Chimambya, Chisenga, Chisukwa, Chingoni, Chimambwe ve Chinamwanga dilleri de konuşulmaktadır. Birçok dilin önünde bulunan Chi ön eki, yerel dilde -nin/nın dili anlamına gelmektedir.
[LIST]
[*] Malavi’nin resmi dili İngilizce ve Chichewa (Chewa) dilidir.
[*] Chichewa (Chewa) dili aynı zamanda ülkenin ulusal dilidir.
[*] Bunun yanı sıra ülkede çok sayıda yerel lehçeler de konuşulmaktadır.
[/LIST]
[KBASLIK]Din[/KBASLIK]
[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/zomba-da-bir-camii.jpg]malavi’de bir Camii[/KRSAG]Ülke nüfusunun 2015 tahmini verilerine göre %86,9u Hristiyan dini inançlarına göre yaşamaktadır. Malavi’de İslam dini inancına göre yaşayanların oranı olan %12,5, Afrika kıtasının bu bölgesi için yüksek sayılabilecek bir orandır. Diğer nüfus ise yerel dinlere inanmaktadır. İslamiyet daha çok ülkenin güney bölgelerinde Yao etnik grubu arasında yaygındır. Bu topraklara ilk olarak 1890’lı yıllarda Arap tüccarlar ile Mozambik üzerinden gelen din, daha sonraları özellikle Yaolar tarafında benimsenmiş ve uygulanmıştır. Ülkede 2015 tahmini verilerine göre Hristiyan nüfusunun %26,9’u protestan, %18,1’i de katolik mezhebine inanmakta olup, %41’i ise Presbyterian ve Avrupalıların misyonerlik faaliyeti sonucu öğrettiği Afrika Hristiyanlığı başta olmak üzere diğer hristiyan inançlarını benimsemektedir.

[KBASLIK]Politika[/KBASLIK]
1966 yılında ele alınan anayasaya göre ülke başkanlık sistemi ile yönetilmektedir. İngiliz Milletler Topluluğu üyesi olan ülkede bu anayasaya göre izin verilen tek parti Malawi Congress Party (MCP) partisiydi. 1993 yılında gerçekleştirilen referandum ile tek partili sistemden, çok partili sisteme geçişin imkanı sağlanmıştır. Malavi parlamentosunda her beş yılda bir seçilen toplam 177 milletvekili bulunmaktadır. Milletvekilleri gibi devlet başkanı da her beş yılda bir seçilmekte, bir başkan en fazla iki dönem üst üste seçilebilmektedir.

[KBASLIK]İdari yapılanma[/KBASLIK]
[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/malavi-idari-yapilanma.gif]Malavi İdari yapılanma[/KRSAG]Ülke idari açıdan üç bölgeye ayrılmış konumdadır. Bu üç bölge kendi içerisinde ayrıca 28 ilçeye bölünmüş durumdadır.
[LIST]
[*]Kuzey Bölgesi, idari başkenti Mzuzu
[/LIST]
6 İlçe: Chitipa, Karonga, Likoma, Mzimba, Nkhata Bay, Rumphi.
[LIST]
[*]Merkez Bölgesi, idari başkenti Lilongwe
[/LIST]
9 İlçe: Dedza, Dowa, Kasungu, Lilongwe, Mchinji, Nkhotakota,Ntcheu, Ntchisi, Salima.
[LIST]
[*]Güney Bölgesi , idari başkenti Blantyre
[/LIST]
13 İlçe: Balaka, Blantyre, Chikwawa, Chiradzulu, Machinga, Mangochi, Mulanje, Mwanza, Neno, Nsanje, Phalombe, Thyolo, Zomba.

[KBASLIK]Şehir[/KBASLIK]
Malavi’de en çok nüfusu barındıran şehir başkent Lilongwe’dir. Lilongwe ile birlikte gelişmiş bir ulaşım ağına yerel hizmete sahip şehirler ise Blantyre ve Mzuzu’dur. Ülkenin en büyük beş şehri şu şekilde sıralanmaktadır: Lilongwe (723.576), Blantyre (694.499), Mzuzu (138.325), Zomba (91.860) ve Kasungu (46.569)

[KBASLIK]Ekonomi[/KBASLIK]
Malavi, dünyanın en az gelişmiş ülkelerinden bir tanesi olarak kabul edilmektedir. Ülke genelinde kişi başı düşen millî gelir 320 $ düzeyindedir. Ülke ekonomisi Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası gibi kuruluşlar üzerinden gelen paralara bağımlı bir konumdadır. İnsani Gelişim Endeksi’nin 2012 verilerine göre ülke toplamda 187 ülke içerisinde 170. sırayı alabilmektedir. Nüfusun %85’i kırsal bölgelerde yaşayıp ekonomi ağırlıklı olarak tarıma dayılıdır. Gayrısafî yurtiçi hâsılasının üçte biri ve ihracat gelirlerin %90’ı tarımdan kaynaklanır.
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/malawi-tarim.jpg[/TBR]
Ülke genelinde rüşvet çok yaygın bir konumdadır. Malavi’de var olan rüşvet dağıtımı geleneksel hak, imtiyaz ve egemen konumlarına dayalı bir durumdadır. Bu şekilde ülkenin genel bütçesinin yanı sıra sağlam bir ülke yapısı ve devamlılık için gerekli olan ancak tartışılan ikinci bir kaynak daha oluşturulmaktadır. Ülke genelinde 2008 yılında itibaren birçok Çinli iş adamı yatırımlarda bulunmuş ancak bu durum yerli halk tarafından kabul gören bir girişim olmamıştır. Yerli üreticiyi korumak adına devlet başkanı tarafından 2012 yılında kabul edilen yasa ile tüm yabancı girişimcilerin ülkenin dört büyük şehir merkezi dışında kalan küçük yerleşim yerleri ve kırsal kesimlerde iş yapması yasaklanmıştır.

En fazla ihraç ettiği ürünler arasında tütün, çay ve şeker kamışı, pamuk, kömür, boksit ve uranyum’dur.

[KBASLIK]Ulaşım[/KBASLIK]
Malavi genelinde uluslararası standartlara uygun toplam altı adet havaalanı bulunmaktadır. İniş ve kalkış pistlerinin gerekli uzunlukta, sağlam ve asfaltlı olduğu bu havaalanlarının iki tanesi başkent Lilongwe ve Blantyre’de bulunmaktadır. Bunların haricinde pistlerinin uzunluğu daha kısa olan ve asfaltlı olmayan 37 havaalanı daha mevcuttur. Ülkenin üç uçağı ile hizmet veren ulusal havayolu şirketi Air Malawi’dir. Başkent Lilongwe’ye, ülke içi uçuşlarının yanı sıra Ethiopian Airlines ile Addis Abeba, Kenyan Airways ile Nairobi ve South African Airways ile de Johannesburg şehirlerinden de seferler gerçekleştirilmektedir.

[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/malavi-deniz-tasimaciliği.jpg]malavi deniz taşımacılığı[/KRSAG]Malavi genelinde karayolunda trafik soldan akmaktadır. Ülke içerisinde bulunan toplam 14.597 km karayolunun 2001 verilerine göre 2.773 km’si asfaltlanmış, 11.821 km’si ise iş makinalarının çakıl taşlarının üzerinden geçerek ve yolları düzleştirerek oluşturduğu yollar konumundadır. Ülkenin nüfusu yoğun şehirleri arasındaki bağlantı yolları genelde asfaltlanmış olup, rahat bir ulaşım sağlamaktadır.

Ülke genelinde otobüs hatları şehirler arası yolcu taşımacılığında sık kullanılmaktadır. Ülkenin ilk üç büyük şehri olan Lilongwe, Blantyre ve Mzuzu arasında günlük olarak hızlı otobüs seferleri düzenlenmektedir. Bu üç şehir dışıdaki yerleşim bölgelerinde ulaşım minibüs ile sağlanmaktadır. Ülke içi bağlantıların yanı sıra Lilongwe ve Blantyre’den Johannesburg (Güney Afrika Cumhuriyeti), Lusaka (Zambiya) ve Harare’ye (Zimbabve) günlük olarak otobüs seferleri düzenlenmektedir.

Deniz taşımacılığı Malavi Gölü nedeniyle ülkede yaygın olarak kullanılan bir ulaşım aracıdır. MS Ilala ile özellikle Mozambik egemenliği altında olan Malavi Gölü üzerinde bulunan ve Malavi’ye ait olan Likoma ve Chizumulu adalarına seferler düzenlenmektedir. Ülkenin en güney ucunda bulunan Nsanje şehrinde bulunan iç liman Shine Nehri ve Zambezi Nehri bağlantılarını kullanarak ülkenin kıyısı olmasa da Hint Okyanusu’na açılabilme imkanı sağlamaktadır. Ancak bu seferler 2012 yılında Mozambik ile Zambezi Nehri’nin kullanımıyla ilgili yaşanan sorun nedeniyle durdurulmuştur.

[KBASLIK]Mutfak[/KBASLIK]
Malavi yerel yemekleri genel olarak “Nsima” olarak adlandırılır ve içerisinde 3 farklı 3 tabaktan oluşur; yer fıstığı ve küçük şalgamdan oluşan birinci tabak, lahana ağılıklı ikinci tabak ve kapenta denilen üçüncü tabak. Bunları ellerindeki yulaf lapalarını minik parçalara ayırıp, bu yemeklere bandırarak yerler. Kümes hayvanları ve mevsimi geldiği zaman tropikal meyvelerin miktarı oldukça artmaktadır.

Ülkede yiyebileceğiniz, damak tadınıza uygun olabilecek yerel lezzetler; ülkenin en gözde yemeği olan Chambo (Malavi Gölü’nden çıkan taze balıklar ile yapılır) ve Zomba, Mulanje ve Nykia platolarındaki ırmaklardan yakalanan alabalıklardır. İçecekler olarak ise; Yerel biralar ve Malavi cin-toniği en fazla tüketilen alkollü içecekleridir. Mahewu ise yoğurdumsu bir çeşit alkolsüz yerel içecektir. Lilongwe ve Blantyre gibi büyük şehirlerde, çok lüks ve kaliteli restoranlar bulunmaktadır. Bu restoranlar oldukça hijyeniktir ve dünya mutfaklarından çeşitli lezzetler sunarlar. Ancak büyük şehirlerin dışına çıkıldıkça hijyen koşullarına daha fazla dikkat etmeniz gerekmektedir.

[KBASLIK]Türkiye-Malavi İlişkileri[/KBASLIK]
6 Temmuz 1964’de bağımsızlığını ilan eden Malavi ile diplomatik ilişkilerin kurulması Bakanlar Kurulunca 5 Temmuz 1969’da kararlaştırılmıştır. 30 Mart 1968’de açılan Nairobi Büyükelçiliğimiz Malavi’ye akredite edilmiş, dönemin Nairobi Büyükelçimiz Sadun Terem 17 Haziran 1971’de Malavi Cumhurbaşkanına itimatnamesini sunmuştur.

Malavi’ye 2011’den bu yana Lusaka Büyükelçiliğimiz akreditedir. Malavi Türkiye’de Berlin Büyükelçiliği vasıtasıyla temsil edilmektedir.

Türkiye’nin Malavi’de muvazzaf Büyükelçilik açma kararı 17 Temmuz 2017 tarihli Notamız ile Malavi tarafına bildirilerek, Malavi Hükümetinin muvafakati istenmiş, Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakanlığı 29 Kasım 2017 tarihli Notası ile Türk tarafını sözkonusu muvafakatin verildiği yönünde bilgilendirmiştir.

Ülkemiz ile Malavi arasındaki ilişkiler görece sınırlı düzeyde olup, siyasi sorun bulunmamaktadır.

Malavi’den ülkemize Dışişleri Bakanı (uluslararası toplantılar marjında üç kez) ve diğer Bakanlar düzeyinde resmi ziyaretler yapılmış olmasına rağmen ülkemizden Malavi’ye henüz Cumhurbaşkanı ve Bakan düzeyinde ziyaret olmamıştır (mevcut Cumhurbaşkanı Mutharika, Eğitim, Bilim ve Teknoloji Bakanı olarak 9-13 Mayıs 2011 tarihli BM 4. En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansı ve Dışişleri Bakanı olarak 15-16 Aralık 2011 tarihli Türkiye-Afrika Birinci Bakanlar Gözden Geçirme Konferansı vesilesiyle ülkemizi ziyaret etmiştir).

Türkiye ile Malavi arasında 2017 yılındaki ticaret hacmi 19,8 Milyon ABD Doları düzeyinde olmuştur. Ülkemiz Malavi’ye 2,7 Milyon ABD Dolarlık ihracat yaparken, Malavi’den 17 Milyon ABD Dolarlık ithalat gerçekleştirmiştir.

Ülkemizin Malavi’ye ihracatında maya, makina parçaları, demir/çelikten depolar, alüminyumdan çubuklar ve profiller, prefabrik yapılar, gaz, sıvı ve elektrik sayaçları ve römorklar öne çıkan ürün gruplarıdır. Türkiye’nin Malavi’den düzenli olarak ithal ettiği ürünlerin tütün ve tütün döküntüleri olduğu görülmektedir.

Ülkemiz Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı (TİKA) aracılığıyla çeşitli alanlarda Malavi’ye çeşitli yardımlarında 2017-2018 Türkiye Burslarına Malavi’den 11 öğrenci burs almaya hak kazanmıştır. 1992’den bu yana 63 Malavi öğrenci Türkiye Burslarından yararlanmıştır. Halihazırda 31 Malavili öğrenci Türkiye Bursları kapsamında ülkemizde öğretim görmektedir.

[KBASLIK]Malavi Türk Elçiliği[/KBASLIK]

[B]Adres: [/B]Westfaelische Strasse 86, 10709, Berlin
Germany
[B]Tel:[/B] + 49(0)308431540
[B]Fax:[/B] + 49(0)3084315430
[B]Soru ve görüşleriniz için:[/B] [email]berlin@malawi-embassy.de[/email]
[B]Malavi Büyükelçiliği Konsolosluk Birimi:[/B] [email]consular@malawi-embassy.de[/email]
[B]Ekonomi ve Turizm Birimi:[/B] [email]berlin@malawi-embassy.de[/email]
[B]Website:[/B] [URL=”http://www.malawi-embassy.de”]www.malawi-embassy.de[/URL]
(*) Berlin içinde ikamet eden ve şahsen başvuru yapmak isteyen kişiler U7 (Konstanzer Caddesi ) ile veya U3 (Fehrberliner Platz) toplu taşıma araçları ile Malavi Büyükelçiliğine ulaşabilirler.
[B]Malavi Büyükelçiliği Çalışma Saatleri[/B]
Pazartesi-Perşembe: 9:00-16:00
Cuma: 9:00-14:00
Cumartesi/Pazar: Resmi tatil dolayısıyla Malavi Büyükelçiliği hizmet vermemektedir.
[B][COLOR=rgb(184, 49, 47)]Malavi Büyükelçiliği, Malavi Vizesi İçin Gerekli Evraklar[/COLOR][/B]
– Malavi vizesi başvuru formu
– 1 adet pasaportta kullanılan ebatlarda, güncel fotoğraf
– Ulaşım ve otel rezervasyon dokümanları
– Geçerliliği bulunan pasaport
– Üzerinde posta pulu ve ikamet adresinin bulunduğu zarf
– Destekleyici finansal evraklar (maaş bordrosu, banka hesap dökümü)
– Davet yazısı (Ticari veya ziyaret amacıyla seyahat edilecekse Malavi’de ikamet eden kişiden temin edilen)
(*) Tüm dilekçeler Malavi Büyükelçiliğine hitaben, şahsen yazılmalıdır.
(*) Resmi ve diplomatik görevler nedeniyle Malavi’ye ziyaret planlayanlar için Gratis vize imkanı veya ücret indirimi pasaport sahiplerinin resmi evrak beyanlarına bağlı olarak uygulanabilmektedir.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Kaybedilen Bir Cüzdanın Geri Dönme Olasılığı Nedir?

40 ülkede 355 şehirde yapılan deney sonucu; cüzdandaki nakit miktarı arttıkça, sahibine ulaşma şansının da arttığı ortaya çıktı. Türkiye’de içinde nakit bulunan cüzdanların yüzde 40’ından fazlası sahiplerine ulaştırıldı.

[IMG]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/cuzdan.jpg[/IMG]

Bulunan bir cüzdanın içerisindeki paranın miktarı, kayıp cüzdanı bulan kişinin onu sahibine teslim etme olasılığını etkiler mi?

Bu soruya yanıt arayan araştırmacıların 40 ülkede 355 şehirde yaptığı deneylerin sonucunda, cüzdandaki nakit miktarı arttıkça, sahibine ulaşma şansının da arttığı ortaya çıktı.

600 bin dolara mal olan deneyde, içinde farklı miktarlarda nakit bulunan 17 bin cüzdan kullanıldı. Cüzdanlara alışveriş listesi, anahtar ve elektronik posta adresleri ve hayali isimlerin yazılı olduğu kartvizitler konuldu. Bazılarına nakit yerleştirilirken, bazıları ise boş bırakıldı. Araştırma ekibinden asistanlar bu cüzdanları yolda bulmuş gibi yaparak, müze, otel gibi binaların resepsiyonlarına ya da bina çalışanlarına teslim etti. Daha sonra kaç kişinin cüzdanları sahibine ulaştırmaya çalıştığı, hangi cüzdanların geri döndüğü kayıt altına alındı.

Araştırmanın raporunu hazırlayan, Michigan Üniversitesi’nden Alain Cohn, sonuçların, ‘kendini hırsız olarak görme’ yakıştırmasından doğan rahatsızlığın maddi çıkarlara göre ağır bastığının göstergesi olduğunu yazdı.

[KBASLIK]”Kaybettiğinizde bulmak istiyorsanız cüzdanınızda para bulundurun”[/KBASLIK]
Ülkeler arasında ‘dürüstlük’ seviyeleri fark gösterse de hepsi için geçerli ortak bulgu, içinde para olan cüzdanın sahibine dönme ihtimalinin boş cüzdana göre daha fazla olduğu.

Küresel ortalamaya bakıldığında kayıp bir cüzdanı bildirme oranı yüzde 40 iken, içinde nakit olması bu oranı yüzde 51’e çıkartıyor.

Dürüstlük seviyesinde İsviçre ve Norveç liste başı olurken, Peru, Fas ve Çin en alt sıralarda yer aldı. Türkiye’de içi boş kayıp cüzdanlardan yüzde 20’si geri dönerken, nakit bulundurulan cüzdanların yüzde 40’tan fazlası sahibine (araştırmacılara) ulaştı. İsviçre ve Norveç’te, içinde para olan cüzdanları teslim alan personelin yüzde 70’ten fazlası kayıp cüzdanın sahibini bulmak için çaba gösterirken, Çin’de bu oran yüzde 20’lere kadar indi.

Uzmanlar ayrıca, alanında öncü 279 ekonomiste kayıp cüzdanların sahibine dönme ihtimali ile ilgili düşüncelerini sordu. Ekonomistlerden yalnıza yüzde 29’u doğru tahminde bulunabildi. Bu kıyaslamayla da genel davranışlar konusunda uzmanların bile ön yargılı olduğu kanısına varıldı.

[KAYNAK]Kaynak: [URL=”https://tr.euronews.com/2019/06/21/arastirma-kayip-cuzdanlarin-sahibine-ulasma-olasiligi-icindeki-nakit-miktarina-bagli”]Araştırma: Kayıp cüzdanların sahibine ulaşma olasılığı içindeki nakit miktarına bağlı[/URL][/KAYNAK]

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Dünyanın En Ünlü 10 Müzesi

Dünyanın her yerinde birbirinden önemli eserlere ev sahipliği yapan müzeler var. Her biri insanlık tarihine kısa bir yolculuğa çıkaran bu müzeler içinde bazıları var ki diğerlerinden daha popüler. Bizler belki 2 ya da 5 saat içinde bir müzeyi gezip bitiriyoruz ama gezerken arka planda o müzenin tamamlanması için yıllarca süren bir çalışmanın olduğunu unutmadan gezmekte fayda var. Müzeler asılında internetten ve kitaplardan gördüğünüz fotoğrafların vücut bulmuş halidir.

Dünyadaki tüm önemli popüler müzeleri gezmek tabii ki de kolay değil. Ancak gezileriniz sırasında imkanınız oldukça görmeniz gereken, dünyanın sayılı müzelerini sizler için bu yazımızda listeledik. Eğer ki bu listede yer alan müzelerin bulunduğu şehirlere gidecek olursanız o müzeleri gezmeden şehirden ayrılmamanızı tavsiye ederiz.

[KBASLIK]1 – Pergamon Müzesi / Berlin – Almanya[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/1_pergamon_berlin.jpg[/TBR]
İlk sıraya Pergamon (Bergama) Müzesi’ni koymak istedik çünkü bu müze Anadolu topraklarından bir parçaya ev sahipliği yapıyor. Berlin’in Müze Adası’nda yer alan Pergamon Müzesi’nde sergilenen eserler, Alman arkeologların Osmanlı topraklarında etkili oldukları 19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarındaki kazılarda ortaya çıkarılmışlardır. Bergama Müzesi adını Pergamon’daki Zeus sunağından alıyor. Helenistik dönem yapısı olan ve İzmir Bergama’da yer alan Zeus sunağı 1910 yılında Almanlar tarafından gün yüzüne çıkarılıp Berlin’e götürülmüş. Bu taşıma sırasında Berlin’de Pergamon Müzesi binasının yapımına başlanmıştı. Bu müzede sergilenen en önemli eserler ‘Zeus Sunağı’ ve tarihi Milet kentine ait ‘Pazar Kapısı’ ve İştar Kapısı’ olarak bilinir.

[KBASLIK]2 – Louvre Müzesi / Paris – Fransa[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/2_louvre_muzesi.jpg[/TBR]
Leonardo Da Vinci’den ve Michelangelo’ya, dünyanın en büyük ve adı en çok bilinen sanat müzesi olan Louvre’da aynı zamanda Mona Lisa da ev sahipliği yapan müze. Bu müze de ünlü ressamların eserleri kadar İslami Eser ve Anadolu Medeniyetleri bölümünde Anadolu’dan getirilen eşsiz değerdeki binlerce eseri bulabilirsiniz. Bu arada bu müzeyi tam olarak gezmek için en az 1 gününüzü ayırmanız gerektiğini hatırlatalım.

[KBASLIK]3 – İngiltere (British) Müzesi / Londra – İngiltere[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/3_british_muzesi.jpg[/TBR]
Dünyanın her neredeyse her notasından buraya taşınan Eskiçağ eserleri müze de sergilenmektedir. Özellikle Anadolu ve Trakya bölgelerinden olmak üzere Dünyanın çeşitli bölgelerinden paha biçilemez eserleri gizlice alarak ya da satın alma yöntemiyle müzeye getirerek sergilemeye başlamışlar. Anadolu medeniyetleri, Yunan ve Mısır medeniyetlerine ait birçok önemli eseri burada inceleyebilirsiniz.

[KBASLIK]4 – Çin Ulusal Müzesi / Pekin – Çin[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/4_cin_ulusal_muzesi.jpg[/TBR]
Çin’in başkenti Pekin’de yer alan bu müze, ülkenin ana tarih ve sanat müzesi olarak gezilebilmektedir. Dünyanın en çok en çok ziyaret edilen müzeler listesinde hep ilk üçte yer alan Çin Ulusal Müzesi 2003 yılında iki ayrı müzenin birleşmesiyle kurulmuştur. Müze içinde gezerken Çin’in sanat ve tarihi hakkında çeşitli bilgilere ulaşabilirsiniz. Müze binası 1959 yılında inşa edilmiş olup Çin Halk Cumhuriyeti’nin 10. yıldönümü için inşa edilen on büyük binadan biridir.

[KBASLIK]5 – Ulusal Hava ve Uzay Müzesi / Washington – ABD[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/5_ulusal_hava_ve_uzay_muzesi.jpg[/TBR]
ABD’nin başkenti Washington DC’de bulunan müze, bir Smithsonian Enstitüsü müzesidir. Diğer müzelerden sergilenen eserleriyle ayrılan bu müze, 1946 yılında Ulusal Hava Müzesi adıyla ziyarete açılmış. Müzenin içinde dünyanın en büyük tarihi uçakların ve uzay araçları koleksiyonunu görebilirsiniz. Dünyada en çok ziyaret edilen ilk beş müzeden biri de bu müze.

[KBASLIK]6 – Vatikan Müzeleri / Vatikan[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/6_vatikan-muzeleri.jpg[/TBR]
Vatikan’da bulunan bu müze kompleksi Roma Katolik Kilisesi tarafından Rönesans döneminde inşa edilmiş. Böylesine köklü bir geçmişten gelen müze dünyanın önemli heykellerine, tablolarına ve paha biçilemez değerdeki esere ev sahipliği yapan önemli bir binadır. Müze kompleksi toplamda, Sistine Şapeli ile birlikte 54 galeriden meydana gelmektedir. Ziyaretçiler Sistine Şapeli’ne 53 galeriyi gezdikten sonra verilen ek bağış karşılığında girebilmektedir.

[KBASLIK]7 – Mısır Müzesi / Kahire – Mısır[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/7_misir_muzesi.jpg[/TBR]
Kahire’ de bulunan Mısır Müzesi, Osmanlı döneminde Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından eski Mısır Medeniyetinden kalan eserlerin ticaretinin yapılmaması ve yağmalanmaması için kurulmuş bir müzedir. Bu devasa müzenin içerisinde 120 binden fazla eski Mısır’a ait eserleri görebilirsiniz. Mısır Müzesi, Tutankamon’un mezarına ve burada gün yüzüne çıkarılan çeşitli mumyalara da ev sahipliği yapmasıyla oldukça ünlü bir müze.

[KBASLIK]8 – Ermitaj Müzesi / Saint Petersburg – Rusya[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/8_ermitaj_muzesi.jpg[/TBR]
Çariçe II. Katerina tarafından 1764 yılından yaptırılan bu müze dünyanın en büyük ve en eski müzeleri arasında öne çıkıyor. Müze gösterişli binasında büyük bir çoğunluğu tablo olmak üzere 3 milyondan fazla eşsiz esere ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Leonarda Da Vinci, Rembrandt, Peter Paul Rubens, Francisco Goya, Michelangelo, Van Gogh ve Pablo Picasso gibi dünyaca ünlü birçok ressama ait tabloyu bu müzede görmeniz mümkün.

[KBASLIK]9 – Amerikan Doğa Tarihi Müzesi / New York – ABD[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/9_amerikan_doga_tarihi_muzesi.jpg[/TBR]
Birbirine bağlı 25 bina bloğundan oluşan bu müze, dünyanın en büyük ve en ünlü müzelerinden biri. Müzede; sergi salonu, araştırma laboratuvarları ve bir de kütüphane var. 200’den fazla bilim insanı kadrolu olarak çalıştığı Amerikan Doğa Tarihi Müzesi’nin koleksiyonu, sadece küçük bir kısmı herhangi bir zamanda sergilenebilen 32 milyondan fazla parça içerir.

[KBASLIK]10 – Rijksmuseum / Amsterdam – Hollanda[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/10_rijksmuseum.jpg[/TBR]
Rijksmuseum, Amsterdam kent merkezinde 1800 yılında kurulan bir müze. Hollanda’nın milli müzesi olan Rijksmuseum’da, Hollanda Altın Çağı‘na ait birçok eser ziyarete açık olup sergilenmekte. Bu devasa müze aynı zamanda Hollanda’nın en geniş sanat tarihi kütüphanesine de ev sahipliği yapmasıyla da öne çıkmakta. Rijksmuseum’daki en popüler eser ise, Avrupa’nın en önemli ressamlarından Rembrandt’ın ünlü tablosu The Night Watch tablosu.

[KBASLIK]İstanbul Arkeoloji Müzeleri[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/istanbul_arkeoloji_muzesi.jpg[/TBR]
Mottomuz da olan ‘Önce Türkiye’yi Keşfet’ cümlesinden yola çıkarak hala gezmediyseniz bu harika müze kompleksini keşfetmenizi tavsiye ederiz. Ülkemizde Osmanlı döneminde ilk tarihi kazılara ve müzecilik çalışmalarına başlayan Osman Hamdi Bey’den günümüze kadar çıkarılan ve koruma altına alınan eserleri bu komplekste bulabilirsiniz. 3 ayrı binadan oluşan müze komplikesinde Anadolu medeniyetlerinden, Osmanlının hüküm sürdüğü topraklardaki medeniyetlere kadar binlerce eser ait olduğu topraklardaki bu müzede ziyaretçilerini bekliyor.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Kayıp kent PETRA

Arap çöllerinde kayıp bir mücevher, dünyanın da en gizemli antik kentlerinden biri, Petra. Antik kentin girişinde ise kale gibi yükselen bir mühendislik harikası var: El Hazne.
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/kapakpetra.jpg[/TBR]
2200 yıllık Petra Antik Kenti’nde atılan her adım, dönülen her köşe, takip edilen her patika sizi yeni bir kaya mezarına ya da kült merkezine götürüyor. Her köşesi sürprizlerle dolu bu kentin. Kent içerisinde gezerken ve gizemli yapılara bakarken zaman zaman bu görkemli mimariye hayran kalıyorsunuz. Zaman zaman da bu topraklarda yaşayanların nasıl olup da bir anda arkalarında hiç iz bırakmadan ortadan kaybolduklarına dair düşünüyorsunuz.

Ürdün’ün saklı bir kanyonunda milattan önce Nebatiler tarafından yapılan antik kent, bir dönem tarihin tozlu sayfalarında kayboluyor ve kayıp kent Petra, on sekizinci yüzyılda yeniden keşfediliyor.

Nefes kesici görünümü, heybeti, gizemi, gün ışığına göre değişen kayalarının renkleri ile dünyanın en ünlü yapıları arasında yerini alan Petra’nın bilinmeyen arka yüzünü bizlerle birlikte gelin siz de yeniden keşfedin.

[KBASLIK]1 – Petra’nın Kuruluşu[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra-resim-1.jpg[/TBR]
Eski el yazmalarında Yunanca taş anlamına gelen Petra adıyla söz edilen bir zamanların antik başkenti burası. Petra da tam olarak anlamını karşılayan bir şehirdir. Bulundukları dönem için oldukça geniş bir coğrafyada yaşayan Güney Ürdünlü bir Arap topluluğu olan Nebati halkının şehirlerinden biri olan Petra, taş kelimesinin hakkını vererek gün ışığında renkleri değişen kayalık kanyonun ortasında, saklı yolların ardında, kayaların içine yukarıdan aşağıya doğru oyma yöntemi ile kazıyarak inşa edilmiş.

[KBASLIK]2 – Petra’da Yaşam[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra-resim-2.jpg[/TBR]
Petra, Nebati İmparatorluğu ile birlikte büyüyüp gelişti. Yıllar geçtikçe kuruluşundan itibaren büyüyen krallık bölgeden geçen ticaret yollarını da kontrol etmeye başlayarak bu topraklarda MÖ 400 ile MS 106 yılları arasında burada muhteşem bir kent kurdular. Kurdukları bu kenti de krallığın ticaret merkezi haline getirdiler.

[KBASLIK]3 – Petra’nın Yükselişi[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra-resim-3.jpg[/TBR]
Ticaretle gitgide zenginleşen Petra, Kızıldeniz’den Basra Körfezi’ne hatta Gazze’den Şam’a kadar ticarette önemli bir kavşak noktası haline döndü. Böylece Arabistan, Mısır, Suriye, Hindistan, Yunanistan ve Roma’yı birbirine bağlayan bir yer oldu. Bu sırada batıda Romalılar ve Yunanlılarla ve doğuda da Perslerle ticaret yapmaya başladılar.

[KBASLIK]4 – Petra’nın İnşası[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra_6.jpg[/TBR]
Krallık böylece ticaretten elde ettiği yüksek gelirle kumtaşı kayalıklara kendileri için oldukça görkemli ve gizemli bir şehir inşa ettiler. Tüm heybetiyle günümüze kadar gelmeyi başaran bu görkemli antik kentinin tespit edilebilen inşası 500 yıl kadar sürmüş.

[KBASLIK]5 – Petra’nın Konumu[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra1.jpg[/TBR]
İnşasının bitmesi 500 yıl süren Petra Antik Kenti oldukça korunaklı bir yerde. Korunaklı diyoruz çünkü; şehre ulaşmak için Siq adı verilen yer yer birkaç metreye kadar daralan bir vadiden kente ulaşılıyor buraya. Görkemli bu kent dar geçitlere sahip bu vadinin, yaklaşık 1 km içerisinde bulunuyor. Böylesine gizli bir yerde bulunan kent krallığa şehrin korunması konusunda çok büyük avantajlar sağlıyor. Ayrıca vadide bir yandan kent inşa edilirken bir yandan da inşa edilmiş olan antik çağ barajı da, şehrin su ihtiyacını karşıladığı gibi bu görkemli kenti su baskınlarına karşı da korumuş.

[KBASLIK]6 – Petra’nın Görkemli Yapıları[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra2.jpg[/TBR]
Nebati Krallığı hüküm sürdüğü yıllar boyunca Petra’nın yumuşak, güneşin açısına göre rengi pembe, kırmızı, turuncu ve sarıya dönüşen kumtaşı kayalarına anıt mezarlar, görkemli tapınaklar, kaya mezarlar, evler, ticarethaneler yaptılar. Bu eserler ilk zamanlarda daha çok Mısırların ve Asurluların yapılarına benzemekteydi. Sonrasında ise ticaretle birlikte doğan etkileşimle eski Yunanlılardan ve Romalılardan esinlenmişler.
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra3.jpg[/TBR]
Antik kentte dikkat çeken en görkemli yapılar, Al Khazneh (Hazine), Roma tarzında inşa edilmiş Amfitiyatro, Ad – Deir Manastırı, kayalara mezarların bulunduğu geniş kanyon Street of Facades, Kraliyet Mezarları, Hz Musa’nın Kardeşi Harun’un Mezarı (Aaron’un Mezarı). Bu görkemli ve şahane yapıtların çok büyük bölümü günümüze kadar ayakta kalarak gelmeyi başarabilmişlerdir. Eserlerin günümüze kadar korunarak gelmesinin temel nedeni ise; bölgenin hava olaylarına özellikle de yağmura maruz kalmamasıdır. Öyle ki konum olarak Petra Antik Kenti fazla yağış alan bir konumda olsaydı kayaya oyulmuş eserlerin büyük bir bölümü suyun etkisiyle ufalanarak yok olurdu.

[KBASLIK]7 – Petra Dikkatleri Üstüne Çekiyor[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra4.jpg[/TBR]
Böylesine bir zenginliğe ve görkeme sahip olan şehir dikkatleri üstüne çekmeye başlıyor ve kaçınılmaz sona doğru ilerliyor. Çevredeki uygarlıkların ve imparatorlukların göz diktiği krallıkta savaşlar baş gösteriyor.

[KBASLIK]8 – Petra Krallığını Kaybediyor[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra5.jpg[/TBR]
Petra’nın kurucusu olan Nebatiler yaşanan savaşlar sonucunda M.S. 106 yılında Romalılara yenilerek yıkılmışlar ve kenti Roma İmparatorluğu’na teslim etmişler. Bu tarihten sonra Romalıların yönetimindeki görkemli şehir Roma İmparatorluğu’nun Hristiyanlığı benimsemesi ile tam bir Hıristiyan kenti olmuş.

[KBASLIK]9 – Petra’da Dengeler Değişiyor[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra6.jpg[/TBR]
Romanın ikiye ayrılması ile Bizans egemenliğinin hüküm sürdüğü topraklar yaklaşık 300 yıl sonra İslamiyet’le tanışır. 661’de Emevi Uygarlığı, 750 yılında ise Abbasi Uygarlığı renkli ve görkemli bu şehri ele geçiriyor.

[KBASLIK]10 – Petra Kayboluyor[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra7.jpg[/TBR]
Petra’da yaşanan bu hakimiyet savaşları, sürekli değişen dengelere bir de sık sık bölgede meydana gelen depremler, dünyadaki ticaret yollarının da yer değiştirmesi eklenince Petra’nın ticaretteki öneminin yanında tarihi önemi de kaybolmaya başlıyor. Yine hazin bir son ve Petra Antik Kenti yavaş yavaş kaderine terk ediliyor. Tam olarak kesin tarihi bilinmese de 1300’lü yıllarda bu görkemli şehrin tamamen terk edildiği düşünülüyor. Bu terk edilmişliğin etkisiyle antik Petra kenti uzun süre üzerinde insan yerleşimi bulunmadığı için de günümüze kadar hiçbir tahribata uğramadan gelebilmeyi başarmıştır.

[KBASLIK]11 – Kayıp Kent Petra[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra8.jpg[/TBR]
Yaşanan tüm bu olumsuzluklarla gözden düşen Petra, zaman içerisinde terk edilmesinin yanında tüm dünya tarafından unutulup gitti. Nebatiler ise ardında bu kayıp kenti bırakarak yeryüzünden tamamen silindiler.

[KBASLIK]12 – Petra Keşfediliyor[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra9.jpg[/TBR]
Petra Antik Kenti tarih sahnesinden silinmesinden yaklaşık 1000 yıl sonra çoğu Ürdünlü’nün belki de bir efsane olarak bildiği ve sıklıkla anlattığı şehir, modern insanlık tarafından ancak 1812’de maceraperest gezgin İsviçreli Johann Burckhardt tarafından yeniden keşfedildi. Bu keşifle birlikte kayıp kentinadı batıya duyurulmuş oldu. Böylece Petra o dönemden itibaren eski parlak günlerine dönemese de turistlerin akın akın keşfetmeye gittiği bir yer.

[KBASLIK]Petra’nın Bilinmeyen Arka Yüzü – El Hazne[/KBASLIK]
[KRSOL=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra10.jpg]Kayıp kent PETRA[/KRSOL][KRSOL=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra11.jpg]Kayıp kent PETRA[/KRSOL]Petra’da ayakta kalan en büyük ve en görkemli yapı: El Hazne. Petra’daki hiçbir yapıda El Hazne’deki mükemmellik yok. Çok yönlü bir mühendislik harikası olarak nitelendirilen El Hazne, 12 katlı bir binanın yüksekliğine sahip. Günümüzde ise uzmanlar neredeyse 200 yıldır inşaatının ardındaki mühendislik dehasını ve neden yapıldığını anlamak için uğraşıyordu. Ortaya atılan teoriler sürekli çürütülüyor ve değişiyor. Böylesine çorak bir çölde neden böyle görkemli bir yapı inşa edilmişti?

Cevap; son yapılan araştırmalar ile bu gizemli yapı yüzeyinin 6 metre altında kazı yapıldı ve 4 gömü odası bulundu. Bu odaların içinde ise 11 kişinin kemiklerine ulaşıldı. Böylece birçok bilgi daha ele geçti ve geçmeye devam ediyor.
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra12.jpg[/TBR]
El Hazne’nin bir anıttan çok daha fazlası. Altında bir mahsen saklayan bir mozole…

1985 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası listesine alınan görkemli şehir Petra, 2007 yılında oluşturulan Dünyanın Yeni Yedi Harikası arasında yer almıştır.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Süt Neden Kesilir?

Uzun süre bekletilen sütlerde topaklaşma ve oluşan bu topakların bir çökelti oluşturması görülür. Sütün kesilmesi olarak adlandırılan bu durum genellikle çiğ sütte görülür. Sütün kesilmesini sağlayan şey ise süt içerisinde bulunan bir bakteri çeşididir.

[IMG]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/sut-neden-kesilir.jpg[/IMG]

Bekletildiğinde süt içinde bulunan yağ damlacıkları yavaş yavaş sütün üzerinde toplanıp bir tabaka oluşturmaya başlarlar. Süt üzerinde oluşan bu tabakaya kaymak denir ve kaymak oluşumu sonucunda da alt kısımda zayıf olarak adlandırılan yağ oranı azalmış olan süt kalır.

Süt dışarıda bir süre daha bekletilmeye devam edilirse bu durumda süt asidi bakterileri hızlı bir şekilde üremeye devam ederler. Bu bakteriler süt içinde doğal olarak bulunan süt şekerini besin maddesi olarak kullanırlar. Bakteriler bu şekilde beslenmeleri sonucunda da atık madde olarak asit üretirler. Çoğalan bakterilerin ürettikleri asit miktarı da artar. Bakterilerin üretmiş oldukları bu asit ise sütte bulunan kazein adlı bir proteini etkilerler. Asit ile kazein arasında meydana gelen etkileşim sonucunda kazein proteinleri topaklaşarak çökelti oluştururlar. Bu olaya sütün kesilmesi denir.

Bazen süt, kaynatma esnasında da kesilebilir. Bunun sebebi sütün kaynatılmadan önce uzun süre beklemiş olması ve içindeki bakteri sayısının artmış olmasından kaynaklanmaktadır. Süt kesilmeye başladıktan sonra bu durum tersine çevrilemez. Kesilen sütün bir daha sıvı olarak tüketilmesi mümkün olmasa da bu sütten lor peyniri yapılabilir.

Ayrıca süt içerisine damlatılan sirke ve limon gibi asidik sıvılar da kesilmeye sebep olur. Bunun yanında iyi yıkanmayan tencerelerdeki bulaşık deterjanı kalıntıları da sütün kesilmesine neden olabilir.

[IMG]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/sut-neden-kesilir-2.jpg[/IMG]

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

An Luşan ( An Lu-shan ) İsyanı

[KBASLIK]An Luşan İsyanı[/KBASLIK]
[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/an-lu-shan.jpg]an lu-shan[/KRSAG]An Luşan İsyanı, Çin’de Tang Hanedanı döneminde, 16 Aralık 755’den 17 Şubat 769’a kadar sürmüş, büyük toplumsal kargaşa ve huzursuzluk ortamına neden olan ayaklanma General An Luşan’ın Kuzey Çin’de kendi imparatorluğunu ilan etmesiyle başladı. An Luşan Yan Hanedanlığını kurarak ayaklanmayı ilan etti. Onun kendi oğlu tarafından öldürülmesiyle vekili ve yol arkadaşı Shi Sming ve oğlu mücadelesini devraldı ve davam ettirdiler. İsyan üç Tang imparatoru döneminde devam etti. Tang hanedanına sadık aileler ve onların karşısında yer alan ailler ile isyan büyüdü. an Luşan Arap, Göktürk ve Sogdluları da etkileyerek kendi saflarına çekti. İsyan sonrası büyük bir kargaşaya, dev kayıplara ve geniş bir sahada yıkıma neden oldu. Tang Hanedanı zayıfladı ve batı Çin üzerindeki hakimiyetini kaybetti. 742 yılı başlarında, Asya 13 yıl süren bir kaos dönemindeydi. Bölgedeki imparatorlar büyük ayaklanma, devrim, hanedan değişikleriyle çalkalanıyordu. Bu yılda doğu steplerinde Türk-Sogd etkisiyle 744 yılında Uygur Kağanlığı kuruldu. Bu İpek Yolunu kullanan tacirler ve gezginler aracılığıyla samimi ilişkiler arttı. Abbasiler Horasan’da başlattıkları isyan sonucunda Emeviler’e son vermiş ve Abbasi Halifeliğini kurmuşlardı. Batıda genişlemek isteyen Tang hanedanlığı müslüman Araplar ve Karluk Türkleriyle Talas Muharebesi’ne girmiş ve muharebeyi kaybetmişti. Bu arada güneyde Nanzo Krallığına karşı yapılan sefer etkisiz olmuştu. Aynı zamanlarda Tibet üzerine yapılan sefer görece daha başarılı olmuştu, bu sefer ile Tibetlilerin orta Asya toprakları ele geçirildi. 755 yılında Tibet imparatorunun suikasta uğramasıyla Tang imparatorluğu zaferini sağlamlaştırdı. Bu arada Türk bir general imparatorluk içerisinde güçlü bir pozisyona gelmişti.

[KBASLIK]General An Luşan[/KBASLIK]
[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/Tang-hanedanligi-doneminde-cin.-M.S-700.png]Tang hanedanlığı döneminde Çin. M.S 700 [/KRSAG]An Luşan kesin olmamakla birlikte Sogdlu bir baba ve Türk bir annenin çocuğuydu, Çin’de kısa sürede saygı değer bir yönetici durumuna geldi. Altın ve gümüşten yapılma lüks bir evde ikamet ederdi. İmparator Huanzong tarafından üç garnizonun komutanlığına getirildi ve Sarı Nehir’in kuzeyinde alanın tümü sorumluluğuna verildi. İsyan, imparator Huanzong’un son dönemlerinde başlamış ve Suzong ile Daizong zamanında devam etmiş ve Daizong döneminde sona ermiştir.

[KBASLIK]İsyan[/KBASLIK]
755 yılı sonlarında An Luşan ayaklandı. Ordusu ile Pekin yakınlarından harekete geçti. Yol boyunca, An Luşan yerel yöneticileri itaat altına alarak ilerledi. Daha fazla insan ona katıldı ve isyan genişledi. Büyük Kanal yönünde süratle ilerleyerek Luoyang şehrini aldı. Burada Tang güçlerini bozguna uğrattılar. Luşan kendisini Yan Hanedanlığı’nın imparatoru ilan edildi. Batı şehirlerini zaptettikten sonra güney Çin’e dayandı.

[KBASLIK]Yongkiu Muharebesi[/KBASLIK]
756 yılının baharında gerçekleşen Yong ki muharebesi korkunçtu. Yan kuvvetleri 20.000 kayıp verdiler ve fiyasko ile sonuçlanan bir ilerleme harekatı yaptılar ancak başarılı olmadılar ve bu bölge Tang kuvvetlerinin kontrolüne geçti. Bu Yan güçlerinin güney Çin’i ele geçirmesini engelledi. Yan ordusu burada kontrolü sağlayamadı ve üç ay sürece Suiyang kuşatmasını başlattı. Luoyang şehrini iki yıl boyunca ellerinde tuttular.

[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/an-lu-shan-isyani.jpg[/TBR]

[KBASLIK]Çangan ilerlemesi[/KBASLIK]
An Luşan’ın güçleri ana karargahları olan Batı Çin’de yüksek tepelerde savunma pozisyonuna geçmiş Tongguan geçidini tutmuşlardı. Bu arada geçit üzerinden hücuma geçmekte olan ordunun iki generali saray içi entrikalar yüzünden idam edildi.Yeni generalin tayini ile ordu takviye güçleri ile geçitten hücuma geçti ve An Luşan’ın savunmasını yardı.

[KBASLIK]İmparator’un kaçışı[/KBASLIK]
İsyancılar, imparatorluk güçlerinin ve sarayın bulunduğu Çangan’ın ele geçirmek üzereydi ve ve yardımcıları İmparator Huanzong’un Siçuan şehrine kaçmasını tavsiye ettiler. Dağlık bölgenin doğal savunması sayesinde ordu tekrar örgütlenecek ve toparlanacaktı. İmparator saraydakileri de beraberinde alarak dağlık bölgeden Siçuan’a doğru yola çıktı. Tek sorun coğrafi koşullar değildi Yang Guozhong ve kuzeni aynı zamanda imparatorun sevgilisi Yang Gufie ile imparatorun muhafızları arasındaki sürtüşme arttı yol boyunca Xiangyang şehri yakınlarında muhafızlar yang Gufei ve Yang Guozhong’un öldürülmesini talep etti. İmparator’un kabulden başka seçeneği yoktu. Bunun üzerine Guozhong intihar etti, kuzeni Gufei ise boğduruldu.

[KBASLIK]Chang’an’ın düşüşü[/KBASLIK]
756’da, An Lushan ve isyancı güçleri Chang’an şehrini aldı, bu gelişmiş bir şehir için yıkıcı bir olay oldu. Şehirde 1.960.188 kişi yaşıyordu. Nüfusun çoğu isyancıların tutumu nedeniyle bölgeyi terk etti. Nüfus çevredeki küçük şehirlerle birlikte 800.000 – 1.000.000 arası bir sayıya kadar düştü.

756’da, Xuanzong’un oğullarından Li Heng, Lingzhou şehrinde imparatorluğunu ilan etti. Başka bir şehirde prens Li Lin yerel otoritelerce Yong Prensi ilan edildi. Suzong ilk olarak Guo Ziyi ve Li Guangbi isimli iki general isyancıyla mücadele için görevlendirdi. Bu generaller bazı Türk kabilelerinden aldıkları kuvvetlerle Uygur Kağanlığı üzerine gitmiş ve Bayançur Kağan’ı 759 yazında öldürmüşlerdi. Bu arada Abbasi halifesi Mansur, Tang hanedanlığı üzerine 4.000’den fazla paralı asker yolladı ve akabinde savaş yapıldı. Bu askerlerin çoğu bölgedeki kabilelerle karıştı. 757 yılında imparatorluk ordusu Çang’an ve Luoyang şehirlerini geri aldı, isyancılar püskürtüldü ve isyanın ana merkezi kuzeydoğuya doğru kaydı.

[KBASLIK]Suiyang kuşatması[/KBASLIK]
757 yılıda, isyancılar Suiyang şehrini kuşattılar 30.000 insan açlıktan öldü ve kalanlar ölenleri yiyerek hayatta kalabildiler. Şehir uzun süre sonra düştüğünde sadece 400 kişi hayattaydı.

[KBASLIK]İsyanın Sonu[/KBASLIK]
Ocak 757’de An Luşan oğlu tarafından öldürldü. Yerine Shi Siming isimli general geçti. Shi Siming onun çocukluk arkadaşı ve takipçisiydi. Shi hemen akabinde Luoyang şehrini geri aldı. Shi Siming 761 yılında kendi oğlu tarafından öldürüldü. Oğlu derhal kendi imparatorluğunu ilan etti ve generallerin desteğini aldı. 762 yılında imparator Suzong ağır bir hastalığa yakalandı. Tang ve Huige birleştirilmiş güçlerinin komutasını ortanca oğluna verdi. Oğlu Li Çu, isyancılar üzerine son seferleri yaptı, bu arada yeni Yan hanedanlığı uzun sürmeyecekti birçok asker ve üst düzey görevli Tang tarafına geçmeye başlamıştı. 762 kışında Luoyang yeniden alındı ve Yan İmparatoru Shi Chaoyikaçmaya çalışırken önü kesildi. Yakalanacağını anlayan Shi Çaoyi intihar etti. Böylece sekiz yıllık isyan sona erdi İsyanın sona ermesiyle Tang imparatorluğu kendisini yeniden inşa etmeye başladı.İsyan Tang hanedanını oldukça zayıflatmıştı ve kaos yer yer devam ediyordu. Tang hanedanının zayıflamasıyla Tibet İmparatoluğu yeniden orta asyayı ele geçirdi ve hatta Çangan şehrini 763’te aldı.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Hipergrafi Sendromu- Yazı yazmak isteme sendromu

[KBASLIK] Hipergrafi – Yazı yazmak isteme sendromu[/KBASLIK]
Hepimiz zaman zaman duygularımızı, düşüncelerimizi yazıp rahatlamak isteriz. Yazmak, insanın kendini anlamasını sağlayan bir araçtır, çoğu kişi için bir terapiyle eş değerdir. Ancak, yazı yazmanın da bir hastalık olabileceğini düşündünüz mü hiç? Aşırı yazı yazma durumu olarak bilinen hipergrafi diğer adıyla Geschwind Sendromu nedir, gelin birlikte bakalım.
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/hipergrafi.jpg[/TBR]
Geschwind Sendromu, beyindeki temporal lobda oluşan epilepsi nedeniyle ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Epileptik nöbetler sırasında, kişinin bilişsel fonksiyonlarında farklılaşma meydana gelir; hipergrafi. Bu sendromda, aniden ortaya çıkan ve aşırıya kaçan dinsel düşünceler veya işitsel sanrılar gibi anormal bulgular da görülebilir.

[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/hipergrafi-1.jpg]Hipergrafi[/KRSAG]Hipergrafiye sahip kişilerde aşırı yazı yazma durumu görülür. Yazmak için materyal bulamadıkları durumlarda, mobilyaları, bedenleri hatta kendi kanlarını bile kullanabilirler. Yazı yazma dürtüsü engellenemez, asla yorulmadan yazarlar. Düşüncelerinin akıp gitmesini engellemek için onları yazmak isterler.

Hipergrafiye epilepsinin neden olduğu biliniyor. Ancak epilepsiden muzdarip herkes, bu rahatsızlığa yakalanmıyor. Etkilenen kişilerden bazıları ise, bu rahatsızlığı yeteneğiyle birleştirip, ünlü bir yazar olabiliyor. Öyle ki hipergrafi olduğu bilinen pek çok yazar bulunuyor.

Rus yazar Fyodor Dostoyevski’nin sendromun tüm özelliklerini taşıdığı biliniyor. Hatta sendromu keşfeden bilim insanı Norman Geschwind, hipergrafiyi “Dostoyevski Sendromu” olarak da adlandırmış.

Hollandalı ressam Vincent Van Gogh da kardeşi Theo’ya normalden çok daha uzun mektuplar yazdı. Van Gogh, 1872 ile 1890 yılları arasında toplam 902 mektup kaleme aldı. Amerikan edebiyatının melankolik prensesi olarak tanınan Slyvia Plath, Stephen King, Isaac Asimov, Edgar Allen Poe, Samuel Johnson gibi birçok ünlü sanatçının da hipergrafiye sahip olduğu biliniyor.

[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/hipergrafi-2.jpg]Hipergrafi[/KRSAG]Van Gogh’un mektuplarından biri Türk hikayeciliğinin önde gelen isimlerinden Sait Faik Abasıyanık da hipergrafiye sahip olan başka bir yazar. Sait Faik Abasıyanık kendisini nasıl hissettiğini şöyle ifade ediyor;

[COLOR=rgb(184, 49, 47)]‘’Söz vermiştim kendi kendime; yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da hırstan başka ne idi ? Burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekleyecektim. Hırs hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kağıt kalem aldım oturdum. Ada’nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.”[/COLOR]

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın