Tarih

Evcil Kedinin Arkeolojisi

Kedi, bir dönem insanlar için haşereyle mücadele aracıyken zamanla dünyanın en popüler evcil hayvanlarından birine dönüştü. Peki bu değişim ne zaman gerçekleşti? Arkeolojik kanıtlar aradaki bu farkı nasıl ortaya koyuyor? Araştırmacılar bu soruların cevabını Roma dönemi Yorkshire’ında araştırdı.

Bugün, sahibinin kucağında mırıldayan bir kedi, evcimenliğin en güzel örneği, ancak durum her zaman böyle değildi. Arkeolojik kayıtlar, köpeklerin 15.000 yıl önce de şimdi olduğu kadar insanların en iyi arkadaşları olduğunu gösteriyorken, kedilerin hanelerimize katılma süreçlerinde çok daha yavaş oldukları görülüyor. Peki bu ilişkinin gelişim sürecini ne kadar geçmişte bulabiliriz? Arkeoloji, bu sorunun cevabı olabilir.

Kediler denize açılıyor

Kazılar, şimdiye kadar dünyanın dört bir yanındaki kedi kalıntılarını ortaya çıkardı ancak yapılan genetik çalışmalar, evcil kedilerin (Felis catus) yaklaşık on bin yıl önce, Yakın Doğu’daki ataları olan Afrika vahşi kedilerinden (Felis silvestris lybica) ayrı bir tür olarak ortaya çıktıklarını gösteriyor. O günden bu yana bu kediler, keşiflerle, ticaretle ve yerleşim gibi nedenlerle insanlar tarafından (bilerek veya başka türlü) taşınarak dünyaya yayıldı. MÖ. 7000’e gelindiğinde Çin’de insanlarla birlikte yaşayan kedilerin kanıtlarını görebiliyoruz. Yaklaşık 5300 yıl öncesinde ise, kediler çoktan Kıbrıs’a ulaşmışlardı bile. Adada yerli kedi popülasyonu olmadığından kedilerin insanlar vasıtasıyla Kıbrıs’a ulaşmış oldukları düşünülüyor.

Bununla birlikte, insanlarla gerçek bütünleşmelerinin ilk ipuçları, yaklaşık 4000 yıl önce Mısır’da görülüyor. Mısır kültürü kedileri kutsal sayan bir kültürdü. Bu dönemde kedigillerin insanlarla daha dünyevi ilişkiler kurmuş oldukları görülüyor. Örneğin, 18. Hanedanlık Dönemi (MÖ. 1350) fresklerinde kediler ve insanlar arasındaki gelişen bu işbirliğinin canlı bir betimi, Thebes’de zengin bir yetkili olan Nebamun’un mezarını süslemekte (Şimdi British Museum’da sergileniyor). Burada, bugün bir av köpeği olarak kullanabileceğimiz küçük çizgili bir kedi, bir avcıya yabani bir kuşu yakalamak ya da avlamak için yardım ediyor. Fakat bu betim, kedilerin duygusal bir statüye ulaşmış olmalarını değil, açıkça bir iş/işgücü hayvanı olarak görüldüklerini gösteriyor.

Avrupa’da ise, kediler ilk olarak MÖ. 5. ve 4. yüzyıl Antik Yunan sanatında beliriyorlar. Roma dünyasında, MS. 1. yüzyıla dayanan bir Pompeii mozaiği olan ve kilerden bir şeyler aşıran haylaz bir kedinin betimlendiği “Faun Evi”nde de görülebileceği gibi bu devirlerde kediler artık daha net bir şekilde ev sahnelerinde gösteriliyor.

Kedi figürleri, Roma sanatında köpeklere kıyasla çok daha az sıklıkla görülüyor, bu da evcil hayvan olarak kabul edilmiş olsalar da bugün keyfini çıkardıkları popülerlik seviyelerine henüz ulaşamamış olduklarını gösteriyor. Bu tasvirlerden çok azı, kedilerin avcı ile aile üyesi sıfatları arasında ayrım yapmamıza olanak sağlıyor.

Kedilerin bu dönemde potansiyel bir evcil hayvan olmalarının en ikna edici imgesi, MS. 2. yüzyılda ölen bir Gallo-Roman çocuğunun mezar taşının bulunduğu Bordoaux, d’Aquitaine müzesinde görülmekte. Stelde, göğsünde tuttuğu bir kediye sarılmış olan küçük bir kızın çekici ve gerçekçi bir görüntüsü yer alıyor. Portresi için poz veriyormuş gibi izleyiciye bakan çocuk, kediyi ön bacaklarının altından tutarken hayvanın alt vücudu aşağıya sarkık bir vaziyette sallanmakta (ve bu vaziyet, başka bir evcil hayvan olan fırsatçı bir yavru horoza gagası ile kedinin kuyruğunun ucunu yakalama fırsatı sunuyor). Tamamlanmamış bir yazıt, çocuğun Laetus adlı bir adamın kızı olarak tarif ediyor. Acaba bu stel, vefat etmiş bir çocuğun hayattayken oynadığı evcil bir hayvanı kucaklama anını gösteren sevimli bir tasvir olabilir mi?

Kediler (ve Romalılar) İngiltere’yi fethediyor

Britanya’daki evcil kedilere ilişkin en erken ipuçlarımız çoğunlukla Roma döneminden gelmekte (kalıntıları Scarborough yakınlarındaki Star Carr’daki Mezolitik avcı-toplayıcı kampı gibi erken bir tarihe uzanan köpeklerden çok daha sonra). Evcil hayvan olarak kabul edilmelerine dair en iyi kanıt ise Bishopstone, Lullingstone ve Rudston’ın yanısıra York’ta bulundu.

Bu buluntuların çoğunda bu hayvanların haşereyle mücadele araçları mı ev hayvanları mı oldukları henüz belli değil. Ancak Mid Tees Vadisi’ndeki bir yerleşim, bu konuyu aydınlatmada daha umut verici görünüyor. Burası, İlk olarak 1997’de Teesside Arkeoloji Derneği tarafından kazılan Kuzey Yorkshire, Dalton-on-Tees’deki bir Roma villası.

Araştırmalar, sadece kuzey sınırı olarak kabul edilenin ötesindeki büyük bir villanın kalıntılarını değil, aynı zamanda da 28 farklı türü temsil eden 3700’den fazla iyi korunmuş hayvan kemiğinin geniş ve çeşitli bir kümesini de açığa çıkardı. Bu kalıntıların neredeyse %70’i MS. 2. ve 4. yüzyıl arasında bir zamanlar doldurulmuş bir kuyudan geliyordu ve aralarında küçük bir ev kedisinin de kalıntıları vardı.

Kedinin kemiklerine yapılan bir ön incelemeyle bile bu hayvanın şanssız bir kedi olduğunun sonucuna ulaşılabilir: kedinin her iki arka bacağında ve sol ön bacağında kötü yaralanmalar bulunmakta, sol uyluğunun tüm başı kayıp olmakla beraber, sol dirsek de kötü bir şekilde kırık vaziyette. Bu yaraların aynı tarafta olmaları ve benzer iyileşme belirtileri göstermeleri yaraların belki de at gibi daha büyük bir hayvanın tekmelemesi ya da bir araba tekeri tarafından ezilmiş olması gibi olası nedenlerden meydana gelmiş olabileceğini düşündürmekte.

Nedeni ne olursa olsun, bu kazanın sakat bırakıcı ya da ölümcül yaralanmalara neden olmuş olduklarından şüphe yok. Fakat yine de bu olay sonucu kedinin hayatını kaybetmediği anlaşılıyor. Etkilenen eklem yüzeylerindeki ‘parlak’ aşınma desenleri, hareket genişliği azaltmış olsa da eklemlerin kullanıma geri döndüğünü gösterirken, her iki bacaktaki yeni kemiklerin yoğun gelişimi, iyileşme belirtileri sergiliyor. Başka bir deyişle, dost canlısı bir insan, yaralı kediye hasta bakıcılık yapmamış olsa bile, kemiklerinin iyileşme sürecinde en azından yiyecek ve su verip beslemiş olabilir.

Kedi kalıntılarının analizi, kırıkları iyileşmiş olsa bile, kısmen kaynamış dirseği ile hayvanın artık etkili bir avcı olmadığını öneriyor (Karşılaştırma için tüm kemikler mevcut olmadığından emin olunamıyor). Her iki yaralanma da, kazadan etkilenen bacakları diğerlerinden daha kısa bırakmış olabilir.

Hayatının geri kalanını kesinlikle bir fare yakalayıcısı olarak devam ettirmemiş olan bu topal kedi, yine de öldürülmemiş ve villada hayatını devam ettirmesine müsade edilmiş. Bu da bizlere kedinin sahibinin bu hayvanla daha derin bir duygusal bağ kurmuş olabileceğini gösteriyor. Eğer öyleyse, bu kanıt bizlere kedilerin evlerde işe yarayan ve kullanılan bir araç değil, sevilen bir evcil hayvan olduğunu gösteriyor.

Kaynak: Evcil Kedinin Arkeolojisi | Arkeofili

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın
1