Filistin Devleti

Filistin

Başkent Ramallah, Doğu Kudüs
Resmî diller Arapça
Yönetim Şekli Yarı Başkanlık Sistemi
Yüzölçümü 6.220 km²
Nüfus 9.500.000
Nüfus Yoğunluğu 774 kişi/km²
Para birimi Mısır lirası (EGP) – Yeni İsrail Şekeli (ILS) Ürdün dinarı (JOD) (PLE)
Zaman dilimi (UTC/GMT) saati Filistin (Gazze Şeridi) saatinden 2 saat geridir
Telefon kodu +970
İnternet TLD .ps

Filistin, Doğu Akdeniz’de ve Orta Doğu’da, İsrail topraklarının tamamı ile Gazze Şeridi ve Batı Şeria gibi Filistinlilerin kontrolündeki toprakları kapsayan coğrafi bölge. Bölgenin sınırları oldukça tartışmalıdır ve bazı kaynaklar Ürdün’ü de dahil ederler. Filistin (bazı kaynaklarda bir kısmı), Kutsal Topraklar olarak bilinir ve Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanlar için kutsaldır. 20. yüzyıldan beri bölgede Arap ve Yahudi millî unsurlarının mücadelesi devam etmekte, zaman zaman uzun süreli şiddete ve hatta savaşa dönüşmektedir.

Filistin (Arapça: فلسطين‎, Filastin) ya da resmi adıyla Filistin Devleti (Arapça: دولة فلسطين‎, Dawlat Filastin) Orta Doğu’da, tarihi Filistin bölgesinde bir Arap devleti. Bağımsızlığı 15 Kasım 1988’de Cezayir’de ilan edilmiştir. Aralarında Çin, Rusya, Hindistan ve Türkiye’nin de bulunduğu yüzden fazla ülke tarafından resmen tanınmaktadır. Bağımsızlığı ilan edildiği sırada Filistin Kurtuluş Örgütü’nün Filistin topraklarında hiçbir kontrolü yoktu. Günümüzde sadece Batı Şeria ve Gazze Şeridi Filistinlilerin kontrolündedir ve bu bölgeler İsrail ordusunun işgali altındadır. Filistin ve İsrail yönetimleri arasındaki barış görüşmeleri devam etmektedir fakat görüşmelerden olumlu sonuç alınamamıştır.

Birleşmiş Milletler, 29 Kasım 2012’de Filistin’in BM’deki ‘gözlemci kuruluş’ statüsünü, ‘üye olmayan gözlemci devlet’ statüsüne yükseltmiştir. BM Genel Kurulu’nda yapılan oylamada, Filistin’in talebi için 138 ülke, "evet", 9 ülke "hayır" oyu kullandı, 41 ülke çekimser kaldı. İsveç Parlamentosu 30 Ekim 2014 tarihinde Filistin Devletini resmen tanıdı. Bu karar bir Avrupa Birliği devletinin aldığı ilk tanıma kararı oldu. Eylül 2015 tarihinde Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda ilk defa Filistin bayrağı göndere çekildi. New York’taki BM Genel Kurulu’nda aybaşında yapılan oylamada, üye ülkelerin çoğunun ‘evet’ oyuyla kabul edilen tasarı uyarınca Vatikan bayrağıyla beraber Filistin bayrağının da diğer ülkelerin bayrağının arasında temsil edilmesi kararlaştırıldı.

Köken bilimi

Filistin kelimesinin kökeni Yunanca Philistia sözcüğüdür ve Filistinlerin yurdu anlamına gelir. Antik Filistinliler (İng: Philistine) MÖ 12. yüzyılda güney sahilinde, Tel Aviv-Yafa ve Gazze arasındaki küçük bir bölgeyi ele geçirmişler ve ilk kez Antik Yunan yazarlar bu bölge için Philistia ismini kullanmışlardır. Filistin adı, 2. yüzyılda Romalılar tarafından Suriye Eyaleti’nin güneyini tarif etmek amacıyla Suriye Filistini şeklinde kullanılmış ve yeniden canlandırılmıştır. Buradan Arapçaya girmiş, en az İslam tarihinin başından beri kullanılagelmiştir.

Roma İmparatorluğu’ndan sonra Filistin adının resmi olarak kullanımı, Osmanlı İmparatorluğu yıkılıp bölge İngiliz mandası oluncaya kadar ortadan kalktı. İngiliz mandası olan Filistin, hemen hemen tüm modern İsrail’i, Batı Şeria’yı ve günümüz Ürdün’ü olan Şeria Nehri’nin doğusunu kaplıyordu. Birleşik Krallık daha sonra Şeria Nehri doğusundaki toprakları ayrı bir idari yönetim altına aldı.

Bu yazıda Antik Filistinlilerin bölgeye yerleştiği MÖ 12. yüzyıldan önceki halklar da tanımlama kolaylığı açısından zaman zaman Filistin halkı olarak adlandırılmıştır. Bu durum bir etnik köken belirtmemektedir.

Tarihçe

Taş ve Bakır Çağı

Arkeolojik bulgular, Yontma Taş Devri’nde Filistin bölgesinde yaşayan insanların aynı dönemde Avrupa’da yaşayan Neandertal’lar ile aynı gruptan olduğunu ve kültürlerinin de benzer olduğunu göstermektedir.

Orta Taş Devri’nde bölgede Natufi kültürü hakim oldu. Natufiler mağaralarda yaşıyor, muhtemelen ziraatle uğraşıyorlardı. Cilalı Taş Devri’nde hayvanları evcilleştirmeye, tahıl yetiştirmeye, kilden kap-kaçak yapmaya ve kasabalar kurmaya başladılar. Örneğin Jericho yöresinde MÖ 7000 yıllarına ait, bu durumu ispatlayan kalıntılar vardır.

Bölgede Taş Devri’nden Bakır Çağı’na geçiş MÖ 5. ila 4. binyıllarda gerçekleşti. Muhtemelen MÖ 4. binyılda Gassuliler bölgeye göç ettiler. Gassulilerin kökeni belirsizdir. Gassuli ismi günümüzde, Ürdün Vadisi’ndeki Tulaylāt al-Ghassūl kazı alanına atfen verilmiştir.

Gassulilere ait kalıntılar çoğunlukla güney Filistin’de bulunmaktadır. Muhtemelen MÖ 4. binyılın sonuna doğru kuzeyden güneye yeni halklar göç etti. MÖ 3. binyılda, Bronz Çağı’nın başlarında Filistin’de çok çeşitli halklar yaşıyordu ve bunlar zamanla kaynaşarak yerleşik bir şehir toplumunu oluşturdular.

Filistin halkı, bölgede İbrani krallıkları kurulana kadar Antik Mısır tarih sistemini kullandı.

Bronz Çağı

İlk Bronz Çağı

Filistin’de bilinen tarihi kasabaların çoğu Bronz Çağı’nda kuruldu. Bu kasabaların gelişimi, Antik Mısır’daki Eski Krallık dönemine denk gelir ve 1. hanedan döneminden kalma MÖ 2925 yılına ait kalıntılar bu çaprazlama tarih tespitinde kullanılmıştır. Filistin’deki Bronz Çağı’na ait kalıntılar ise Megiddo, Jericho, Tall al-Farah, Tel Bet She’an, Khirbat al-Karak ve Ai (Khribat ‘Ayy)’da çıkarılmıştır. Bu sitelerin hepsi orta ya da kuzey Filistin’dedir ve Bronz Çağı’nın başlarına aittir. Güneyde Tel Lakhish, Kiriath-sepher ve Tel Hasi’de bulunan kalıntılar ise Üçüncü Bronz Çağı’na aittir. Bu dönemdeki Sami Filistin halkına günümüzde tanımlama kolaylığı açısından zaman zaman Kenanlılar denmekle birlikte "Kenan" terimi MÖ 2000 yıllarına kadar kullanılmamıştır.

MÖ 3. binyılda Filistin’de surlarla çevrilmiş kasabalar ortaya çıktı. Bu kasabaların Mısır ve Mezopotamya örneklerinde olduğu gibi tek bir bayrak altında toplandığına dair kanıt yoktur. Filistin’deki kasabalar muhtemelen bağımsız şehir devletleri olarak kaldılar ancak gevşek şekilde Antik Mısır’ın siyasi kontrolü altındaydılar.

MÖ 23. yüzyıl civarında Filistin’de şehir hayatı azaldı ve pastoral bir döneme girildi. Bunda muhtemelen Şeria Nehri’nin doğusundan gelen göçebelerin büyük etkisi oldu. Göçebelerin büyük bir kısmının Suriye Çölü’nden gelen Amoritler olduğu düşünülmektedir. Bu dönemde Suriye’deki Ebla ve Mezopotamya’daki Akadların Filistin üzerindeki hegemonyasına dair net bir bilgi yoktur. Ancak Filistin’e doğudan gelen göçebeler, Mısır’ın Asyalılar tarafından işgali ve MÖ 20. yüzyılda Eski Krallık döneminin tamamen sona erişi arasında bir ilişki olduğu düşünülmektedir.

Bu dönemde Filistin halkı hem benzer hem farklı yönleri olan müttefik kabilelerden oluşuyordu. Bu kabilelerin çoğu yarı-göçebe ve pastoral bir yapıya sahipti. Kabileler arasında şehir hayatına en az katkı sağlayanlar kuzeylilerdi. Bu konudaki arkeolojik bulgular Kitabı Mukadddes ile uyum içerisindedir. Zira Joshua’nın Kitabı’nda tepelerde yaşayan Amoritlerin aksine Kenanlıların düzlüklerde ve tarıma elverişli sahillerde yaşadıkları anlatılır.

Orta Bronz Çağı

İsrailoğullarının Filistin’e girişi Orta Bronz Çağı’nda gerçekleşti. Orta Bronz Çağı (yaklaşık MÖ 2000 ila MÖ 1550) Eski Ahit ve Tanah’taki öykülerin arka planını oluşturur.

Bu çağda yeni kap-kacak türleri, yeni silahlar üretildi, ölü gömme adetlerinde değişiklikler meydana geldi. Filistin’de bir kez daha tarıma dayalı şehir hayatı ön plana çıktı. MÖ 20. yüzyıldan itibaren Filistin’de kurulmaya başlanan, Suriye ve Mezopotamya benzeri hanedanlıkların, yerleşik hayata alışan yerel halkların mı yoksa yeni göçmen akımlarının mı eseri olduğu net olarak bilinmemektedir.

Bu yeni medeniyet, Fenike-Kenan sahil şeridindeki kasabalarla çok sıkı ilişkiler içindeydi. Antik Mısır dokümanları 12. Hanedan dönemindeki (MÖ 1938 – MÖ 1756) Filistin’e dair önemli bilgiler içerir. Bu belgelerde Mısır’ın Filistin’e gösterdiği alaka ve bölgedeki etkisi görülmektedir. Bu dönemdeki Filistin kültürü ile MÖ 14 ve 13. yüzyıllarda bölgeye göçen İsrailoğullarının karşılaştığı kültür aynıdır.

MÖ 19. yüzyıldan itibaren Filistin’de şehir hayatı oldukça gelişti. Bazı kasabalar üzerinde yürünebilen taştan korkuluklu surlarla çevrildiler. Bu durum bölgede yabancı unsurların, muhtemelen Asyatik Hyksosların etkisinin görülmeye başladığının kanıtıdır. Hyksoslar muhtemelen Amoritler ile aynı soydandılar ve MÖ 1630 civarında kuzey Mısır’da hüküm sürdüler. Hyksoslar, Habiru (Mısırca: Apiru) denen Sami halktan unsurlar taşıyorlardı. Habiru sözcüğü "yabancı" anlamına geliyordu ve bu gruba göçebeler, kaçaklar, haydutlar ve alt tabakadan işçiler dahildi. Oldukça tartışmalı olmakla birlikte Habiru sözcüğü, İbrani (İngilizce: Hebrew) sözcüğü ile etimolojik olarak akrabadır.

Hyksoslar, MÖ yaklaşık 1550 yıllarında Mısırlılar tarafından Filistin’e sürüldüler. Megiddo, Jericho ve Kiriath-sepher şehirlerindeki yıkımdan kaçan Habirular da, Filistin’de askeri bir aristokrasi oluşturdular ve kasabaların savunmalarını güçlendirmenin yanı sıra yerel dokuyu bozmadan Filistin’e zenginlik ve Mısır kültüründen unsurlar getirdiler.

Son Bronz Çağı

Yeni Krallığın tek yerli firavunu olan I. Ahmose’nin MÖ 1514’teki ölümünden sonra Mısırlılar Filistin’i işgal etmeye başladılar. Kraliçe Hatshepsut döneminde (MÖ 1479-58) Filistinliler, Mısır hakimiyetine karşı başkaldırmaya başladılar. Bu isyan dalgası bir sonraki firavun III. Thutmose tarafından güç kullanarak bastırıldı. Thutmose istikrarlı bir yönetim kurdu ve bu durum ondan sonrakiler tarafından da uzun süre devam ettirildi. Amarna olarak bilinen bu döneme ait arkelojik bulgular oldukça detaylıdır. Örneğin Retenu bölgesi (Suriye-Filistin), üç idari bölgeye bölünmüştü ve Mısırlı valiler tarafından yönetiliyordu. Bunlardan üçüncüsü (Kenan), Mısır sınırından Biblos’a kadar olan Filistin’i kapsıyordu. Mısır Firavunlarının Filistin’e özel bir ilgi göstermesinin nedeni MÖ 1375 kadar Mitanniler, daha sonra da Hititler tarafından rahatsız edilen Fenike ve Güney Suriye’nin güvenliğini sağlamaktı.

MÖ 1292’den sonra, 18. hanedanın sonlardaki güçsüz firavunlar gidip yerine 19. hanedanın I. Seti ve II. Ramses (MÖ 1279-13) gibi güçlü kralları geldi. Bu krallar Hititlerin güneye akınlarını körelttiler ve çatırdamakta olan Mısır İmparatorluğu’nu güçlendirdiler.

MÖ 13. yüzyılın sonlarında Filistin’deki Kenanlı vassal prenslikler, yabancı bürokratlara yapılan ödemeler ve yolsuzluklar nedeniyle oldukça zayıflamıştı. Bu dönemde İsrailoğulları, Şeria Nehri’nin doğusundaki dağlık bölgenin büyük kısmını ve Batı Filistin’i ele geçirdiler. Arkeolojik bulgular, Filistin’deki İsrailoğulları yerleşiminin, Kitabı Mukaddes’tekinden çok daha farklı ve karmaşık olduğunu göstermektedir. 19. hanedanın sonlarında Filistin’deki Mısır hakimiyeti son buldu. MÖ 12. yüzyılda Mısır, Filistin tarihini çok az etkiledi.

Filistin’in bundan sonraki tarihi incelenirken sıklıkla Kitabı Mukaddes’e başvurulur. Kitabı Mukaddes’teki bilgilerin doğruluğu oldukça tartışmalı olmakla birlikte arkelojik bulguların ya da diğer belgelerin yetersiz olduğu durumlarda başlıca kaynaktır.

Demir Çağı

İsrailoğulları ve Antik Filistinliler

İsrailoğulları Filistin’e ilk kez Son Bronz Çağı’nda gelmeye başlamakla beraber MÖ 12. yüzyıla kadar bölgeye tam olarak yerleşmemişlerdir. Yarıgöçebe İbrani kavimlerin Kenan’a yerleşmesi ile bölgede İsrailoğulları’nın nüfusu büyük miktarda arttı. Gibeoniteler gibi yerleşik Kenanlılar da komşu yerleşik kabileler yerine işgalcilerin yanında yer aldılar. İsrailoğulları kısa zamanda yıkıntıların arasında yeni kentler kurdular.

Olayların akışı tarihin normal seyrini izleseydi, Esdraelon denen sahil boyundaki bölgede yaşayan Kenanlılar, bölük pörçük durumdaki İsrailoğullarını muhtemelen hakimiyetleri altına alabilirlerdi. Ancak III. Ramses döneminde (MÖ 12. yy. başları) yaşanan Denizci Halklar istilası bu durumu engelledi. Bu Denizci Halklar arasında Ege (muhtemelen Girit) kökenli Filistinliler (İng: Philistines) güney sahiline yerleştiler ve yaklaşık birbuçuk asır zarfında Filistin’in çoğunu ele geçirdiler.

Bu dönemde III. Ramses tarafından paralı asker ve kale muhafızı olarak kullanılan ve Mısır’da Peleset olarak bilinen kişilerin de Filistinli olduğu kabul edilir. Aynı esnada Şeria Nehri’nin doğusuna yeni halklar yerleşiyordu: Güneyde Edomitler, Ölü Deniz’in doğusunda Moabitler ve Suriye Çölü kıyısında, Gilead’ın hemen doğusunda Amonitler. İsrailoğulları tarafından kendileri gibi İbrani kabul edilen bu halklar, İsrailoğullarının işgalinden önce bölgeye yerleşmişlerdi. Edomitler, Moabitler ve Amonitler, Eski Ahit döneminin sonuna kadar çoktanrılı inançlarını muhafaza ettiler.

Tektanrılı inançlarındaki güçlü merkeziyetçi yapı ve çok ciddi etik disiplini, İsrailoğulları’nı tüm komşularından farklı kılıyordu. Yehova ile İsrailoğulları arasındaki Musevi ahit geleneği, çok güçlü Mişkan ritüeli, farklı boyları sonraki dönem Yunan amfiktyonları gibi birbirine bağlıyordu. Boylar arasındaki bu dini bağı aşındıran yıkıcı kabilecilik geleneği ise gevşek bir ittifak bağı ile dizginlenebiliyordu ancak yine de sıklıkla iç savaşa dönüşüyordu. İsraioğulları, komşularının aralıksız saldırılarına maruz kalmasa, muhtemelen hiçbir zaman siyasi bir birliktelik oluşturmazdı. Karşıt girişimlere rağmen Şaul, yaklaşık olarak MÖ 1020’de tüm İsrail’in kralı oldu.

Davud ve Süleyman

Şaul, Amonitleri ve Filistinlileri yenilgiye uğrattı ancak Filistinlilerle yaptığı bir savaşta hayatını kaybetti. Şaul’un yerine geçen Davud Filistinlileri ağır bir yenilgiye uğrattı ve Şeria Nehri doğusundaki üç İbrani eyaletini fethetti. Suriye’den gelen Aram halkının akınları Davud’u Aram eyaletlerini kuzeyde Orontes Nehri üzerindeki Hamas sınırına kadar ele geçirmek zorunda bıraktı. Doğu’da Fırat Nehri’ne kadar olan Suriye Çölü’ndeki göçmen halklar üzerinde gevşek bir hakimiyet kurdu. Davud, krallığında Mısır benzeri bir idari yapı kurdu ve nüfus sayımı yaptırdı. Planlarını gerçekleştiremeden öldü ancak yerine geçen Süleyman bunları tamamladı.

Süleyman’ın iktidarı (MÖ 10. yüzyıl ortaları) İsrailoğulları’nın siyasi tarihinin zirvesini oluşturur. Süleyman, Davud tarafından fethedilmiş, ülkenin dışına taşan toprakların kontrolünü kaybetmesine rağmen ekonomik düzenlemeler açısından inanılmaz bir başarı gösterdi. Akdeniz ticaretinin can damarını kontrol eden Fenike’deki Hiram ve Sur şehirleri ile birlikte uzak diyarlara ekonomik seferler düzenledi. Muhtemelen bir doğu Afrika ya da Hindistan şehri olan Ophir’den altın, tavuskuşu, sandal ağacı gibi değerli malları Filistin’e getirdi.

Güney’de Saba’ya (Yemen) kadar ulaştı ve buradaki Araplarla ticaret yaptı. Bu ticari gelişmeler, gemi teknolojisindeki yenilikler ve Arap devesinin evcilleştirilerek kervanlarda kullanılması ile mümkün oldu. Süleyman Akaba Körfezi yakınında büyük bir kale ya da depo inşa ettirdi. Bu dönemde zarif ve detaylı bir mimari örneği sergilenmiştir. Süleyman gösterişli bir kraliyet sarayı ve Kudüs Tapınağı’nı inşa ettirdi. Birçok kasabayı surlarla çevirdi. En çok bilinenleri Megiddo, Hazor ve Gezer’dir.

Süleyman dönemindeki mimari harcamalar ekonomiyi oldukça zorluyordu. Ticaret gelirleri ve vassal eyaletlerin haraçları masrafları karşılamıyordu. İsrailoğulları hem zorunlu işçi ordularında kullanılıyor hem de çeşitli vergilerin altında eziliyorlardı. Bu şartlar göz önüne alındığında, Büyük Kral’ın ölümünden sonra kuzeydeki İsrailoğulları’nın isyan etmesi ve Birleşik İsrail Krallığının parçalanması hiç de şaşırtıcı değildir.

İsrail Krallığı’nın kalıntıları iki yüzyıl daha ayakta kaldı. Bu arada yine İsrail Krallığı gibi Yehova’ya inanan ve Musevi geleneğinden gelen güneydeki küçük Yehuda Krallığı ile dönem dönem savaşlar gerçekleşti. Yehuda Kralı Asa, büyüyen Şam Krallığı ile ittifaka girdi. Bu durum Yehuda üzerindeki İsrail baskısını azalttı. Şam, İsrail’e saldırdı ve Şeria Nehri doğusu ile Yarmuk Nehri kuzeyindeki toprakları ele geçirdi. Şam ile İsrail arasındaki uzun süren savaşlar, Asurluların MÖ 732’de Şam’ı ele geçirmesine kadar devam etti.

İlyas ve Elyasa

İsrailoğulları hakkında en çok bilgiye sahip olunan dönem MÖ 9. yüzyılda, İlyas ve Elyesa peygamberlerin yaşadığı dönemdir. Bu dönemde İsrailoğulları Amrid hanedanı tarafından yönetiliyordu. Hanedanın kurucusu Kral Amri, Samaria’yı başkent ilan etti. Burada kraliyet binaları inşa etti ve şehri gösterişli surlarla çevirdi. Günümüzde bu döneme ait birçok arkeolojik kalıntıya ulaşılmıştır.

Amri’nin oğlu Ahab, dini hikâyelerde bazen kahraman, bazen kötü adam olarak resmedilir. Ahab çok karmaşık uluslararası ilişkiler kurdu ve bunun bedelini Ramoth-Gilead’da hayatıyla ödedi. Amrid hanedanı, MÖ 841 civarında kanlı bir şekilde sona erdi. Başa geçen Yehu hanedanı, yaklaşık bir asır hüküm sürdü.

MÖ 740 yılında Kuzey Suriye’deki Arpad, Asur kralı III. Tiglath-pileser tarafından ele geçirildi. MÖ 738’de İsrail ve Yehuda krallıkları Asurlulara tarihlerinde ilk defa haraç vermeye başladılar. MÖ 733’de Asurlular Gilead ve Celile’yi ele geçirdiler ve Manasseh ile Ephrahim kabileleri haricinde tüm bölgeyi Asur hakimiyetine aldılar. MÖ 732’de Şam’ı ele geçirdiler ve Aram Devleti’ne son verdiler. Son olarak MÖ 722’de Samaria’yı ele geçirdiler ve İsrail Krallığı’na son verdiler.

Asur ve Babil hakimiyeti

Asur ordularının salgın bir hastalık nedeniyle kırılması, Davud ve Süleyman geleneğinin son temsilcisi olan Yehuda Krallığı’nın sonunu geciktirdi. MÖ 612 yılında iyice zayıflamış olan Asurluların başkenti Nineveh Medler tarafından ele geçirildi. Yehuda kralı Josiah Mısırlı Necho ile yaptığı bir savaşta hayatını kaybetti.

Bu arada Babillilerin Kasdu (Chaldean) kralları oldukça güçlenmişlerdi. Babilli Nabopolassar ve Medialı Cyaxares Asur krallığını bölüştüler. Cyaxares’in oğlu II. Nebukadnezar Suriye ve Filistin’i ele geçirdi.

Mağlup Mısırlılar ise Filistin’le ilgilenmeye devam ettiler. Filistinliler de Babil karşıtı her türlü koalisyona dahil oldular. Bu koalisyonların hiçbiri başarılı olmadı ve çoğu Kasdu orduları tarafından bastırıldı. MÖ 587/586 yıllarında Kudüs yerle bir oldu. Halkını, ateşle oynadıklarını söyleyerek çok önceden uyaran İbrani peygamber Jeremiah Mısır’da öldü. Yehuda Krallığı yerle bir oldu ve toprakları neredeyse tamamen terkedildi.

Pers hakimiyeti

MÖ 539’da Pers Kralı II. Cyrus, Media’daki zaferinin ardından Lidya ve Babil’i de alarak o güne kadar görülen en büyük imparatorluğu kurdu. I. Darius döneminde (MÖ 522-486) uygulanan idari reformlarla Fenike, Filistin-Suriye ve Kıbrıs, Pers İmparatorluğunun 5. eyaleti (satraplık) oldular.

II. Cyrus’un ilk icraatlarından biri yayınladığı bir fermanla (yak. MÖ 538) Yehuda topraklarının ve yıkılan Kudüs Tapınağı’nın yeniden inşasını emretmek oldu. Babil’de sürgünde olan Yahudiler Kudüs’e geri döndüler ve İkinci Tapınağın inşası başladı.

Antik Filistinliler

Antik Filistinliler ya da Filistler (Asurca: Palastu veya Pilistu, İbranice: פְּלִשְׁתִּים – pelištīm, İngilizce: Philistine), MÖ 12. yüzyılda, İsrailoğulları ile yaklaşık olarak aynı dönemde Filistin’e yerleşmiş ve bölgeye bugünkü ismini vermiş olan Ege kökenli halk. Kitabı Mukaddes’e göre Kaftor’dan (muhtemelen Girit ) gelmişlerdir. Antik Mısır kayıtlarında bu halkın adı prst olarak geçer.

Bir Deniz Kavmi olan Filistinliler Anadolu, Kıbrıs ve Suriye’yi yerle bir ettikten sonra MÖ 1190’da Antik Mısır’ı işgal ettiler. Mısırlılar tarafından geri püskürtülünce Filistin’in güney sahilinde, bugünkü Tel Aviv-Yafa arasındaki Joppa denilen bölgeye yerleştiler. Sonradan Yunanlar tarafından Filistin olarak adlandırılan bölgede 5 şehirden oluşan bir konfederasyon (Pentapolis) kurdular. Bu şehirler Gazze, Aşkelon, Aşdod, Gat ve Ekron’du.

Filistinliler bölgede yayılmaya başlayınca komşuları İsrailoğulları ile mücadele etmeye başladılar. Bu konudaki temel kaynak Eski Ahit’teki Hakimler 13-16 bölümüdür. İsrailoğullarından daha üstün silahlara ve daha iyi askerî düzene sahiptiler. MÖ 1050 yılı civarında Yehuda dağlık bölgesini topraklarına kattılar. MÖ 10. yüzyılda Birleşik İsrail kralı Davut (İslam’da Davut peygamber) tarafından mağlup edildiler. Bu dönemden sonra Antik Filistinlerin tarihine dair kayıtlar halktan ziyade bireysel şehirler hakkındadır. 10. yüzyılda gerçekleşen Yehuda ve İsrail krallığı bölünmesinden sonra Filistinliler bağımsızlıklarını yeniden kazandılar ve bu iki krallıkla savaşmaya başladılar.

MÖ 7. yüzyılın ilk yarısında Filistin şehirleri Asur hükümdarlarının vasalları (feodal beylikleri) hâline geldiler. Aynı yüzyılın ikinci yarısında ise Mısır vasalları hâline geldiler. Daha sonra Babil kralı II. Nebukadnezar (MÖ 605-562) Suriye ve Filistin’i Neo-Babil imparatorluğuna kattı. Daha sonraları sırasıyla Pers, Yunan ve Roma kontrolüne girdiler.

Antik Filistinlilerin anadili ile ilgili hiçbir doküman yoktur. Dilleri zamanla muhtemelen Kenan dili, Aramice ve sonradan da Yunanca olarak değişmiştir. Dinleri hakkında da bilgi yoktur. Eski Ahit’te bahsi geçen tanrıları, Sami isimlere sahiptir ve muhtemelen Kenanlıların dinlerinden ödünç alınmıştır.

Davut tarafından mağlup edilene kadar Filistinliler, seranim denen ve halkı temsil eden bir heyetin üyesi olan yöneticiler tarafından yönetiliyordu. Yenilgiden sonra seranimler yerine krallar atandı.

Muhtemelen Anadolu’da demircilik öğrenmiş olan Filistinliler, demircilik konusunda bölgede tekel hâline geldiler. Erken dönem Filistin topraklarında belirgin özelliklere sahip bir çanak-çömlek türü bulundu. Bu çanak-çömlekler MÖ 13. yüzyıl Miken eserlerine benzerler.

Osmanlı hakimiyeti

Filistin bölgesi, Haçlı Seferlerinin ardından yaklaşık iki asır boyunca Memlük hakimiyetinde kaldı. Yavuz Sultan Selim döneminde, Mercidabık Savaşı’ndaki Osmanlı galibiyeti sonucu 24 Ağustos 1516’da bir kısmı Osmanlı topraklarına katıldı. Bölgenin tamamı ise Kanuni Sultan Süleyman zamanında Osmanlı hakimiyetine geçti. Kanuni döneminde İbrahimi dinlerce önemli olan "Harem-i Şerif" kısmının bakımı yapılarak etrafındaki duvarlar yeniden inşa edildi. Osmanlı Devleti, Filistin’i Suriye sınırları içinde Şam’a bağlı Kudüs, Gazze, Nablus ve Safed olmak üzere dört sancağa ayırdı. Daha sonra bu sancaklar Kudüs’e bağlı birer eyalet oldu. Filistin emirlerinden Cezzar Ahmet Paşa döneminde Mısır’ı ele geçiren Fransız İmparatoru Napolyon Bonapart, Filistin’in Yafa şehrini aldı. Cezzar Ahmet Paşa yönetimindeki Osmanlı ordusu 1798’de Akka Kalesi civarında Napolyon’u geri çekilmek zorunda bıraktı.

Osmanlının gerileme döneminde, Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa, Filistin’in tamamını ele geçirdi. Filistin 1840 yılına kadar Mısır’ın yönetimi altında kaldı. Ancak daha sonra tekrar Osmanlı idaresine geçti.

1877 tarihinde Kudüs Osmanlı merkezine bağlı bir Mutasarrıflık oldu. Bir yıl sonra ise Nablus ve Akka Kudüs Mutasarrıflığı’na bağlandı. Böylece Filistin’in kuzeyi Beyrut Valiliği’ne güneyi ise Kudüs Mutasarrıflığı idaresine bırakıldı.

I. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan Osmanlı İmparatorluğu Filistin’deki 402 yıllık hakimiyetini kaybederken çok değer verdiği Kudüs’e zarar gelmemesi için şehri askeri bakımdan boşaltarak tarihe ve kültüre olan saygısını göz önüne alarak şehir dışında savunma yaptı.

İngiliz mandası

Osmanlı İmparatorluğu savaşı kaybedince bugünkü Birleşmiş Milletler’in temelini oluşturan Milletler Cemiyeti (İng: League of Nations) Filistin’i İngiliz himayesine (manda) verdi.

Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ)

Filistin Kurtuluş Örgütü

Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ; Arapça: منظمة التحرير الفلسطينية Munazzamat al-Tahrīr al-Filastīnīya; İngilizce: Palestine Liberation Organization). Uluslararası ortamında PLO olarak tanınan bu örgütün temelleri, 13 Ocak-16 Ocak 1964’te Kahire’de toplanan Arap Zirvesi’nde atıldı. 29 Mayıs 1964 tarihinde Filistin Ulusal Konseyinin toplanmasının ardından 2 Haziran 1964 tarihinde Filistin Kurtuluş Örgütü kuruldu. Örgüt Arap devletleri arasında bir liderlik savaşı yüzünden Filistinliler tarafından değil, Arap devletleri tarafında özellikle de Mısır devlet başkanı Cemal Abdünnasır’ın yoğun desteği ile kuruldu.

FKÖ’nün kurumsallaşması aşamasında Arap devletleri Filistinlileri mücadele yönünde yetiştirmek amacıyla askeri okullarına alma talebinde bulundular, ayrıca teşkilatın finansmanı için bir Filistin Milli Fonu oluşturuldu. Arap devletlerinde FKÖ’nün ofisleri açıldı ve o sıralarda Gazze ve Sina’da üslenecek bir Filistin Kurtuluş Ordusu kuruldu.

Bir anlamda Filistin davasının siyasal temsilcisi olan ve çok sayıda Filistinli örgütü bir çatı altında toplayan FKÖ, 1967 Arap-İsrail Savaşı’nda etkinliğini artırdı. 1968 yılında yapılan Filistin Ulusal Konseyi’nin dördüncü toplantısında FKÖ yeniden örgütlendi. Silahlı gruplar üye yapılırken, sözleşme yeniden gözden geçirildi ve Filistin Kurtuluş Ordusu’nun askeri kanadı kuruldu.

FKÖ’nün en önemli organı Filistin parlamentosuna eş değer olan Ulusal Konsey’dir. Üyeler, Konsey’in mevcut kurulu, askeri gruplar, Filistin birlikleri, meslek örgütleri ve önde gelen Filistinlilerin görüşmeleriyle belirlenmektedir. Konsey, FKÖ’nün siyasetini ve programlarını oluşturan en üst kuruldur.

FKÖ şemsiyesi altında bulunan gruplar içindeki en büyük örgüt olan El-Fetih’in lideri Yaser Arafat 1969’da FKÖ Yürütme Kurulu Başkanlığı’na getirildi. Arafat yönetimi 1973 yılından itibaren diplomasiye ağırlık vererek FKÖ’ye sürgün hükümeti niteliği kazandırdı. 1974 yılında örgüt, Arap Birliği, İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) ve Birleşmiş Milletler (BM) tarafından Filistinlilerin tek meşru temsilcisi olarak tanındı. 1980’li yılların başlarına kadar FKÖ pek çok değişik grubu bünyesinde taşıyor olmasına rağmen Filistin davasının önde gelen örgütü olma özelliğini korudu. Örgütün merkezi 1967 savaşından sonra Ürdün’e, 1970’te Lübnan’a ve 1982 yılında İsrail’in Lübnan’ı işgaliyle Tunus’a taşındı.

FKÖ Başkanı Arafat, Aralık 1988’de FKÖ adına terörizmi kınadığını açıklayan bir konuşma yaptı. Bunun üzerine ABD bu açıklamanın, El-Fetih, Güç 17, Havari Grubu, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) ve Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi (FDHKC) gibi örgütleri de bağladığını düşündü. Fakat ABD ile FKÖ arasındaki diyalog FHKC’nin 30 Mayıs 1990’da İsrail kıyılarına saldırmasıyla bozuldu.

1991’deki Körfez Savaşı sırasında Yaser Arafat, Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgaline tam destek vererek tüm dünya kamuoyunu şaşırttı. Bunun sonucunda savaşın ardından Kuveyt’teki tüm Filistinliler Kuveyt’ten atıldılar.

1994 yılında yapılan Gazze-Eriha Anlaşması ve Eylül 1995’te yapılan II. Oslo Anlaşması’yla İsrail Gazze Şeridi’nin tamamına yakınının, Batı Şeria’nın ise bazı bölgelerinin yönetimini Filistin Otoritesi’ne bıraktı. 1996 yılının Ocak ayında yapılan seçimlerin sonucunda 88 üyeli Filistin Otoritesi Konseyi oluşturuldu. Ayrıca seçimlerin sonunda Arafat Filistin Otoritesi’nin başkanı olarak göreve başladı. Filistin Otoritesi kabinesi 23 bakanlıktan oluşuyordu fakat önemli kararları alma yetkisi Arafat’a aitti. Ayrıca hükümette önemli pozisyonlar el-Fetih üyelerine verildi. FKÖ, bugün devam eden varlığı ile Filistin Ulusal Otoritesi’ni yürüten siyasal bir parti gibi işlev görmektedir.

Bayrak

1927-1948 arası Filistin Bayrağı

Filistin bayrağı, ilk olarak Şerif Hüseyin tarafından 1916 yılında Osmanlı Devletine karşı başlatılan Arap ayaklanmasının sembolü olarak tasarlandı. Daha sonrasında bayrak ilk olarak 1964 yılında Filistin Kurtuluş Örgütü tarafından Filistin halkının bayrağı olarak ilan edildi. 15 Kasım 1988 tarihinde de bağımsız Filistin Ülkesi’nin bayrağı olarak kabul edildi.

Bayrak üç eşit boyutta siyah, beyaz ve yeşil şeritten oluşur. Bunu soldan en uç noktası bayrağı ortalayacak şekilde duran bir kırmızı ikizkenar üçgen tamamlar. Bu renkler Pan-Arabizm renkleridir. Bayrak Batı Sahra, Sudan ve Ürdün’ün bayraklarına çok benzer. 30 Eylül 2015’ten beri Birleşmiş Milletler binası önünde Filistin bayrağı da asılıdır.

Balfour Deklarasyonu (1917)

Filistin arması

Balfour Deklerasyonu, Lloyd George’un başbakanlığındaki Britanyalı savaş kabinesinde dışişleri bakanı olan Arthur Balfour’un girişimiyle başlatılan ve sonuçta Filistin’de bir Yahudi devletinin -İsrail- kurulmasıyla sonuçlanan girişimdir. 1917 yılındaki bu deklerasyon, ilk Balfour Deklarasyonudur. Balfour girişimiyle 1926 yılında, Britanyalı sömürgeleri konusunda ikinci bir Balfour Deklarasyonu yapılmıştır.

Lord Arthur Balfour, 2 Kasım 1917 tarihinde uluslararası Siyonist hareketin liderlerinden olan Lord Rothschild’e bir mektup göndererek, Filistin topraklarında bir Musevi devleti kurulması konusunda İngiliz hükümetinin destek vereceğini bildirmiştir. Britanyalıların Araplara yatırım yaptığı bir dönem olduğu için, bildiride ‘ülkedeki öteki sakinlerin medeni ve dinsel haklarının ihlal edilmemesi’ şart koşulmuştur. Osmanlı Devleti’nin Orta Doğu topraklarının İngiltere ve Fransa arasında paylaşılması protokolü niteliğindeki Sykes-Picot Antlaşması ve Mekke Şerifi Hüseyin ile İngiltere’nin Mısır’daki Yüksek Komiseri McMahon arasında gizli olarak imzalanan McMahon Antlaşması ardından yapılan bu girişim, böyle bir maddeyi gerektirmiştir.

Balfour Deklarasyonu olarak bilinen bu mektupta İngiliz Dışişleri Bakanı Balfour, Siyonist lider Rothschild’e şöyle hitap etmekteydi:

"Saygıdeğer Lord Rothschild, Majestelerinin Hükümeti adına kabineye sunulan ve kabul edilen Yahudi Siyonist isteklerini sempati ile karşılayan müteakip deklarasyonu iletmekten memnuniyet duyarım.

"Majestelerinin Hükümeti, Filistin’de Museviler için bir millî yurt kurulmasını uygun karşılamaktadır ve bu hedefin gerçekleştirilmesini kolaylaştırmak için elinden geleni yapacaktır. Filistin’deki mevcut Musevi olmayan toplumların sivil ve dini haklarına ve başka ülkelerde yaşayan Musevilerin sahip oldukları hak ve politik statülerine zarar verecek hiçbir şeyin yapılmayacağı açıkça anlaşılmalıdır."

Bu deklerasyonu Siyonist Federasyonu’nun bilgisine sunmanızdan memnuniyet duyacağım.

Saygılarımla Arthur James Balfour"

,,

Bu mektupla Britanyalı Hükümeti, Müslüman Arapların çoğunlukta bulunduğu Filistin bölgesini Yahudilere yurt olarak göstererek, bu bölgede bir Yahudi Devleti’nin kurulmasını desteklemiş ve böylece İsrail Devleti’nin kurulması yolunda en büyük adımlardan biri atılmıştır.

Siyonist liderlerden H. Weizman ve N. Skoly’un çabalarıyla yayımlanan bu mektubun ardından yapılan girişimlerle Filistin bölgesi Yahudi göçmenlerin yerleşimine resmen açılmıştır. Ancak Filistin’e taşınan Yahudiler sadece bölgeye yerleştikten sonra kendi köylerini ve kibutzlarını korumak amaçlı haganah, palmach, Irgun gibi örgütleri kurdular. Filistin halkı kendi topraklarını zamanında zaten satmışlardı. Britanya toprak satımını durdurmuş ancak Ekim 1920 senesinde, 1. Dünya Savaşının bitmesiyle, tekrar izin vermişti. Yahudi nüfusunun artmasıyla, Filistinliler yahudi köylerine saldırıda bulundular. II. Dünya savaşının ardından 14 Mayıs 1948’de İsrail devleti ilan edilmiş ancak Filistinliler ve Arap devletlerinin savaş açmasıyla devam etmiş ve İsrail’in üstünlüğüyle sona ermiştir.

Bu mektup ve bunun ardından gelişecek olan olaylar, dünya Siyonist kesimin desteğinin İtilaf Devletleri yönüne çekilmesinde önemli rol oynamıştır. Ayrıca ABD tarafından da desteklenmiştir. Amerika, Orta Doğu’da bir Musevi devletinin bulunmasının, Orta Doğu politikaları için sağlam bir dayanak oluşturacağı varsayımında bulunmuştur.

Lord Balfour’un bu mektubu üzerine yürütülen girişimler, 1918 yılında Fransa’nın, hemen ardından da İtalya’nın desteğini sağlamıştır. ABD başkanı Thomas Woodrow Wilson, Ekim 1918 ayında deklerasyonu desteklediklerini açıklamıştır.

Söz konusu deklerasyon, Orta Doğu’da bir İsrail Devletinin kurulmasına giden sürecin önemli bir kilometre taşıdır.

Filistin Ulusal Yönetimi

Filistin Ulusal Yönetimi (Arapça: السلطة الوطنية الفلسطينية / Es Sulta el Vataniyye el Filistiniyye), Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ni yöneten geçici bir idari örgüttür.

Filistin Ulusal Yönetimi 1994’te, İsrail hükûmeti ve Filistin Kurtuluş Örgütü arasında yapılan Oslo’daki uzlaşma görüşmelerinden sonra iki taraf arasındaki uzlaşma görüşmeleri sırasında 5 yıllık geçici dönem hükûmeti olarak kuruldu.

Eskiçağ’da Filistin Doğu Akdeniz Uygarlığının iki merkezi (Mısır ve Mezopotamya) arasında yer alıyordu. Kendisine her zaman geçici bir bağımsızlık tanıyan bu iki medeniyet arasında kalıyordu ve birçok çatışma ve istila ile karşı karşıya kalıyordu.

Bölgeye ilk olarak yerleşen (MÖ 3. binyılda) Samiler, kısmen yerli olan ve yerli olmayan başka topluluklarla karıştılar.

M.Ö 3. binyılın sonunda bölgeyi yarı göçebe topluluk Amurlular tarafından işgal edildi ve bölge yakıp yıkıldı. Amurlulardan sonra MÖ 1700-MÖ 1550 yılları arası ise Mısır’da hüküm süren Hyksos hanedanı tarafından hakimiyet altına alındı. Daha sonra ise Sina Çölü’nden gelen Yahudiler tarafından hakimiyet altına alındı. Bölgede kurulmuş olan Yahudi devleti daha sonra ikiye ayrıldı ve Babillilerin yönetimine girdi. Bölge daha sonra Persler, Romalılar, Bizans, İslam Devleti, Fatımiler, Selçuklular, Eyyübiler, Memlükler ve Osmanlıların Hakimiyeti altında kalmıştır. (2 Kasım 1917) yılında Balfor bildirisinin yayınlanmasından sonra 1920 yılında İngiltere’nin manda yönetimine girmiştir.

14 Mayıs 1948 yılında İsrail Devleti’nin kurulmasının ardından Arap-İsrail Savaşları patlak vermiştir. Birleşmiş milletler 29 Kasım 1947 yılında Filistinin paylaştırılmasına karar vermiştir. %56’si Yahudilere %44’si ise Filistinlilere bırakılmıştır. Kudüs’e ise Uluslararası statü verilmiştir.

İlk paylaştırmada Filistin bölgesinde yer alan Batı Kudüs, 1948 yılında Kudüs çevresinde Yahudi yerleşim birimlerinin artması ile İsrail yönetimine geçmiştir. (Kudüs’ün tamamı 1967’deki Altı Gün Savaşında İsrail’in eline geçmiştir.)

1947’deki BM paylaşımından bu yana harita oldukça değişmiş, Filistin, Batı Şeria ve Gazze olmak üzere birbirinden kopuk iki toprak parçası haline gelmiştir.

Demografi

Filistin’in nüfusu 9 milyon 500 bin’dir (2000 tahmini). Bu nüfusun 6 milyonu "yeşil hat" içindeki bölgede, 1 milyonu Gazze’de, 1 milyon 500 bini Batı Şeria bölgesinde yaşamaktadır. Ortalama nüfus artış hızı %3.7’dir. Önemli şehirleri Gazze, Nablus, Eriha, Ramallah, El Halil’dir.

Nüfus yoğunluğu ise 300’dür. Ancak nüfus yoğunluğu konusunda bölgeler arasında büyük bir dengesizlik mevcuttur. Gazze Şeridi’nin alanı 400 km² kadar olduğundan bu bölgede düşen insan sayısı 2500’ü bulmaktadir. Bu bölgedeki nüfus yoğunluğunun bu kadar fazla olmasının sebebi 1948’de işgal edilmiş topraklardaki Filistinlilerin birçoğunun bu bölgeye göç etmeye zorlanmış olmasıdır. Bu yüzden Gazze Şeridi’ndeki nüfusun üçte ikisi mülteci kamplarında yaşamaktadır. Batı Şeria bölgesinde nüfus yoğunluğu 200 civarındadır. "Yeşil hat" içinde kalan bölgenin yaklaşık 12 bin km²’lik bölümünü Negev ve Eilat çölleri oluşturur ve bu bölgelerde nüfus yoğunluğu oldukça düşüktür. Bu yüzden bu topraklardaki 6 milyon nüfusun büyük çoğunluğu 8 bin km²’lik alana yayılmıştır. Dolayısıyla bu bölgede de ortalama nüfus yoğunluğu 700 civarındadır.

Ekonomi

Filistin Ulusal Yönetimi’nin ekonomisi büyük ölçüde İsrail ile ikili ilişkilere ve dış yardımlara bağımlıdır. Hamas’ın 2006 genel seçimlerini kazanması ile 55 milyon dolarlık vergi gelirinin Filistin Ulusal Yönetimi’ne iletilmesi İsrail tarafından durdurulmuştur. Ayrıca Hamas ile El Fetih arasındaki çatışmalar da ekonomiyi olumsuz etkilemektedir. Son BM araştırmalarına göre işsizlik %39’a, yoksulluk %67’ye çıkmıştır.

Mutfak

Filistin  mutfağı - Kubbi topları

Musahan Ekmeği

Filistin mutfağı, Filistin bölgesindenki (Filistin toprakları, İsrail, çevre ülkelerdeki mülteci kampları ve Filistin diasporası dahil olmak üzere) Araplara özgün olan ya da Araplar tarafından sıkça yenilen yemeklerden oluşur. Filistin mutfağı, özellikle Arap Emevi fethiyle başlayan, sonra Farslar’dan etkilenmiş olan Abbasiler ve onun ardından Osmanlı Türklerin varışıyla gelen Türk mutfağının bıraktığı derin etkileriyle biten İslam döneminde Filistin’e yerleşen uygarlıkların kültürlerinin yayılmasıdır. Lübnan, Suriye ve Ürdün mutfakları dahil olmak üzere diğer Levant mutfaklarına benzer.

Filistinliler günde birçok kez yerler; öğle yemeği günün en büyük yemeğidir. Yemek pişirme metotları bölgeye göre değişir ve her pişirme metodu türü ile kullanılan malzemeler, geleneklere ve söz konusu bölgenin iklimi ve konumuna dayanır. Celile’de pirinç ve kibbe (içli köfte) varyasyonları yaygındır. Batı Şeria’da en çok tabun ekmeği, pirinç ve et içeren daha ağır yemekler yenilir. Gazzeliler sıkça balık, diğer su ürünleri ve mercimek yerler. Ayrıca Gazze’de pul biberleri sıkça tüketilir. Yemekler genellikle evde yenilir fakat dışarda yemek, özellikle salatalar, ekmekle yenilen ezmeler ve şişlenmiş etler gibi hafif yemeklerin hazırlandığı partilerde yaygın olmuştur.

Bölge, hem düzenli olarak yapılan tatlılar hem de genelde sadece bayramlarda hazırlanan tatlılara da ev sahipliği yapar. Filistin tatlıların çoğu, tatlandırılmış peynirler, hurmalar ya da badem, ceviz ve antep fıstığı gibi çeşitli fıstıklarla doldurulmuş hamur işleridir. İçecekler de bayramlara dayanabilir, örneğin Ramazan boyunca iftarda keçiboynuzu, demirhindi ve kayısı suları tüketilir. Kahve gün boyunca tüketilir ve alkol tüketimi nüfusun arasında pek yaygın değil, fakat arak ya da bira gibi içkiler Hıristiyanlar ve daha az muhafazakâr olan Müslümanlar tarafından içilir.

Filistin bölgesinin çeşitli bir geçmişi var, böylesi gibi mutfağın çeşitli kültürlerden katkıları vardır. Filistin, Müslümanlar tarafından fethedildikten sonra "Jund Filastin" ismi altında Büyük Suriye’nin bir parçası oldu. Bu nedenle özellikle Celile’de Filistin mutfağının birçok tarafı Suriye mutfağına benzer. Çağdaş Suriye-Filistin yemekleri, üç tane büyük İslam grubunun egemenliği tarafından etkilenmiştir: Araplar, Farslar’dan etkilenmiş Araplar ve Türkler.

Suriye ile Filistin’i fetheden Arapların esasen pirinç, kuzu eti, yoğurt ve hurmaya dayanan basit mutfak gelenekleri vardı. Halen basit olan mutfak, Bağdat’ı başkent olarak ilân eden Abbasi Hilafeti’nin varışına kadar İslam’ın sıkı pintilik ve tahdit kurallarından dolayı yüzyıllar boyunca hiç gelişmemiştir. Tarihî olarak Bağdat, Fars topraklarında bulunurdu ve bu andan itibaren, Abbasi İmparatorluğu’nun merkezî bölgeleri içerisinde fikirlerin yayılması ile 9.-11. yüzyıllar boyunca Fars kültürü Arap kültürüne entegre olmuştu. Arap coğrafyacı al-Madisi, Filistin’in yemekleri hakkında şunu söylemiştir:

« Filistin’den zeytin, kurutulmuş incir, kuru üzüm, keçiboynuzu meyvesi [gelir]…Kudüs’ten peynir ve Ainuni ile Duri isimleriyle bilinen türlerine ait olan meşhur kuru üzümler, mükemmel elmalar…eşiti başka yerde bulunmayan [ve] Quraish-bite [adıyla bilinen] çam fıstığı türü [gelir]…Sughar ile Baysan’dan hurma, dibs [adıyla bilinen] melas ve pirinç gelir. » ,,
Filistin  mutfağı-Mansaf

1512-14’te Filistin’i vilayetlerinden biri olarak kapsamına dahil eden Osmanlı İmparatorluğu’nun mutfağı, kısmen o zamana kadar bir "zengin" Arap mutfağı olmuş mutfaktan oluşurdu. 1855’te Kırım Savaşı’nda sonra Boşnaklar, Yunanlar, Fransızlar ve İtalyanlar bölgeye, ve özellikle Kudüs, Yafa ve Beytüllahim gibi kentsel merkezlere yerleşmeye başladılar. Bu toplumların, özellikle Balkan toplumların mutfakları, Filistin mutfağının karakterine katkı sağlamışlardır. 1950ler-60lara kadar köylerde yaşayan Filistinlilerin kullandığı başlıca malzemeler zeytinyağı, keklikotu ve tabun adlı bir basit fırının içinde pişirilen ekmek idi. G. Robinson Lee’in 1905’te yazarak gözlediğine göre, "Fırın evin içinde değil, kendine ait bir binası var; fırının her zaman sıcak kalmasını sağlamak görevine sahip olan bir sürü ailenin ortak mülkeyitidir."

Kahve ve çay

Filistinlilerin tükettiği iki sıcak içecek kahve ve çaydır. Kahve sabahleyin ve gün boyunca hazırlanır ve çay genellikle akşamda içilir. Çay genellikle nane ya da adaçayı (meramiyyeh) ile tatlandırılır. Genellikle Türk ya da Arap kahvesi tercih edilir. Arap kahvesi, Türk kahvesine benzer fakat kakule ile baharatlanır ve çoğunlukla şekersizdir.

Bedeviler ve Filistin’de yaşayan çoğu Arabın arasında gahwe sade ("sade kahve") olarak bilinen acı kahve, konukseverliğin bir simgesi idi. Bu içeceğin dökülmesi merasimli idi; konukçu ya da onun en büyük oğlu, yaşları ya da statülerine göre değerlendirilen konukların arasında saat yelkovanı yönünde geçerek bir pirinç cezvesinden küçük bardaklara kahve dökerdi. Konukların ancak sadece üç tane bardak kabul etmeleri, sonra dıman ("daima"; "sizde daima kahve yapma gücü olsun" anlamında) demeleri bir kibarlık simgesi olarak görünürdü.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir