Biyografiler

Naşit Bey (Özcan) – Sultan Abdülhamit’i Bile Güldüren Adam

Naşit Özcan (1886, İstanbul – 26 Nisan 1943, İstanbul), tiyatro oyuncusu, tuluat ustası ve yöneticisi. Komik Naşit Efendi ve Komik-i Şehir olarak da anılır. Miralay Ahmet Bey’in oğludur. Tiyatro ve sinema oyuncusu Adile Naşit ile Selim Naşit Özcan’ın babaları, Naşit Özcan’ın dedesidir. Soyadı kanunundan sonra Özcan soyadını aldı.

Hayatı

İlköğrenimini Kuyucu Muratpaşa İlkokuku’nda yaptı, ardından Beyazıt Rüştiyesi (ortaokul)’nde okuduktan sonra Eyüp’teki Baytar (Veteriner) Mektebi’ne girdi. Okuldan sık sık tiyatroya kaçtığı için 14 yaşında er olarak Muzıka-i Humayun (Saray Orkestrası, 1900)’a alındı. Burada Kuklacı Halim Bey ile Viyolonist Zeki Bey’den dersler aldı. Yapılan sınavda on iki çeşit taklit yaparak başarı kazanmış ve Saray ortaoyunu takımına alınmıştı İlk tuluat hocası Abdi Efendi’dir.

Naşit Özcan’ın oyunculuk yaşamı Abdürrezzak Efendi’nin yanında başlamıştı. Kavuklu Hamdi ve Küçük İsmail’in Ortaoyunu Topluluğu, Kel Hasan’ın Tuluat Topluluğu, Mınakyan Topluluğu gibi çeşitli topluluklarda uzun sure çalıştı. Ortaoyunu, kukla ve Karagöz çalışmaları yaptı, çeşitli topluluklara girip çıktıktan sonra, Kavuklu Hamdi’nin Ortaoyunu Kolu’na ve Benliyan’ın Operet Topluluğu’na girdi. Saray tarafından Fransa’ya gönderildi. Dönüşünde Saray’da oyunlar sergileyen Bertrand’ın Pandomim Toplulu’ğuna, ardından yine Saray’daki İtalyan Operet Heyeti’ne katıldı. Güllü Agop’un Saray’da kurmuş olduğu Dram Kumpanyası’nda da çalışan Naşit, Meşrutiyet’in ilanından (1908) sonra, halk önünde oynamaya başlamıştı.1910 yılından sonra serbest olarak çalışmaya başlayarak kendi adına topluluklar kurdu. Direklerarası’nda, Fevziye Tiyatrosu ile Eyüp Sultan’da gösteriler sundu, 1913 yılından sonra Şehzadebaşı Şark Tiyatrosu ile Millet Tiyatrosu’nda sahneye çıktı. Bütün ortaoyunu tiplerini başarıyla canlandırırken bir yandan da Mınakyan Kumpanyası’nın dağarcığındaki melodramlarda da oynuyordu. Modern yapıtların tümüne, kendine özgü giysisiyle değil, rolün gerektirdiği kostümle çıkmıştır.

Naşit Özcan, kendi adına kurduğu topluluklarda çalışmalarını Cumhuriyet Dönemi’nde de sürdürdü. Kendine özgü bir repertuvar yaratmıştı. Osmanlı imparatorluğu içinde yer alan çeşitli halkların lehçelerini büyük bir ustalıkla taklit etme hünerini gösteriyor, buna karakterler arasındaki ayrıntıları da yerleştiriyordu. Halkın nabzını yoklamasını çok iyi bilirdi. Ünü İstanbul sınırlarını aşmıştı. Ortaoyununda Kavuklu rolüne çıkardı. Yabancı piyeslerden Türkçeye uygulanan oyunlarda da rol aldı, yerli tipleri keskin çizgilerle belirten kendi oyunlarında da aynı başarıyı gösterdi. Sinema, ortaoyunu ve melodramlardaki başarısının yanı sıra asıl ününü yeni tipler yarattığı tuluat tiyatrosunda kazandı. Tuluat oyunlarının İbiş tiplemesine yeni bir kişilik kazandırdı. Aşçıbaşı Tosun Ağa, Leblebici Horhor, Hoşkadem Kalfa, Surpik Dudu yarattığı ve başarıyla oynadığı en önemli tiplerdir. Oynadığı oyunlardan bazıları şunlardır: “Beyimin Tiyatro Merakı”, “Yahudi Doktorun Metresi”, “İstanbul Çapkını”, “Çifte Köy Düğünü”.

Sultan Abdülhamit’i bile güldüren adam

“Sultan Abdülhamit’i bile güldüren adam’ olarak anılan Naşit Özcan, evli olduğu yıllarda Kantocu Amelya Hanım’a âşık olmuş, eşinden ayrılarak, sonradan Emel adını alan Amelya Hanım’la evlenmişti. Bu evlilikten Adile Naşit ile Selim Naşit Özcan dünyaya geldi. Naşit’in çıraklarından biri, ünlü komedyen İsmail Dümbüllü’dür. 1938 yılında jübilesi yapılan sanatçı, 1940 yılından sonra sahneye çıkmamıştı. Toplam olarak 38 yıl kadar sahneye çıkmış, Türkiye’de en çok kazanan aktör olduğu halde para tutmamıştır. Müzikli oyunları operetleştirmek, yazılı eserleri tuluata çevirmek, tuluatın komiğini İbiş’likten kurtarmak belli başlı meslek özelliklerini oluşturuyordu.

Naşit Özcan ve sinema

Tiyatrocu ve özellikle tuluatçı yönüyle tanınan Naşit Bey, 14 Ocak 1937 tarihli “Tan” gazetesinde kendisiyle yapılan bir söyleşi de sinemadan daha çok hoşlandığını söylemiş ve sözlerine şöyle devam etmişti: “…Vakıa sahnede halkla karşı karşıya durmaktan zevk alırım amma, film daha rahat ve halk üzerinde tesiri de daha iyi…” Dört film yapan Naşit Bey, “Bir Millet Uyanıyor” adlı filmde asker, “İstanbul Sokaklarında” dilenci rollerinde oynamış, “Naşit Dolandırıcı” ve “Düğün Gecesi” adlı iki de komedi yapmıştır.

Ölümü

26 Nisan 1943’te öldü. Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verilmiştir.

Tarık Buğra’nın İbiş’in Rüyası (1970) adlı romanı, Naşit Özcan’ın hayatını konu edinir

Çocuklarının tiyatroya yönelmesi

 

Naşit Özcan’ın Adile ve Selim adında iki çocuğu bulunuyordu. Sahnede büyüyen bu iki çocuk, babaları gibi tiyatrocu olmak istiyordu. Bunun farkında olan Naşit onlara, “Benim ismimi soyadınız olarak kullanın böylece daha çabuk ünlenirsiniz” dedi. Adile bunu denedi fakat Selim, Naşit’i ikinci ismi yaptı ve kendi soyadı olan Özcan’ı kullandı. Bu miras modern tiyatroya da taşındı, günümüzde ise bayrağı torun Naşit Özcan taşıyor.

Adile ve Selim Naşit, 1961 yılında, babalarının adını verdikleri Naşit Tiyatrosu’nu kurmuşlardı. Oğlu Selim Naşit Özcan (1928-2000), kızı Adile Naşit (1930-1987) ve torunu Naşit Özcan (D. 1957) da tiyatro izleyicisinin ilgi gösterdiği isimler olmuştur.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın