Laos Demokratik Halk Cumhuriyeti

Laos Demokratik Halk Cumhuriyeti

Başkent Vientiane
Resmî diller Laoca
Yönetim Şekli Tek Parti Rejimi
Yüzölçümü 236.800 km²
Nüfus 6.695.166
Nüfus Yoğunluğu 28,2 kişi/km²
Para birimi Kip (LAK)
Zaman dilimi (UTC +7)
Telefon kodu +856
İnternet TLD .la

Laos ya da resmi adı ile Laos Demokratik Halk Cumhuriyeti, denize kıyısı olmayan bir Güneydoğu Asya ülkesidir. Başkenti Vientiane’dir. Luang Prabang, Savannakhet ve Pakse diğer büyük şehirleridir. Laos, tek partili sosyalist bir cumhuriyet olarak yönetilir. Batıda Tayland ve Myanmar, doğuda Vietnam, kuzeyde Çin, güneyde Kamboçya tarafından çevrelenmiştir. Myanmar 235 km, Çin 423 km, Vietnam 2.130 km, Kamboçya 541 km ve Tayland’a 1.754 km sınırı vardır.

Bayrak

Laos bayrağı 2 Aralık 1975 tarihinde kabul edilmiştir. Yukarıdan aşağıya sırası ile kırmızı – lacivert- kırmızı yatay şeritlerden oluşan bayrağın ortasında beyaz bir çember bulunur. Ortada bulunan lacivert renkli şerit üstünde ve altında bulunan kırmızı şeritlerden iki kat daha büyüktür. Bayrak oranı 2:3’tür. Kırmızı renk ülkenin bağımsızlığı için verilmiş mücadelede akan kanları, mavi ülkenin zenginliğini, beyaz renkli çember ise ayı ve komünist yönetimi temsil eder.

Coğrafya

Üzerinde yer aldığı Çinhindi Yarımadası’nın yüzey biçimleriyle benzer özellikler gösterir. Tibet Platosu’ndan güneydoğuya doğru uzanan dağ sıralarından en doğudaki, ülkenin kuzeyini iki ana kütle olarak engebelendirdikten sonra Vietnam-Laos sınırı boyunca Annam Dağları olarak güneye iner. Mekong Irmağı ve kollarının derin vadileriyle yarılı ve tepeleri kalkerli platolarla birbirinden ayrılan bu iki kütle arasında yer alan 1.200 – 1.500 m yükselti Tran Nınh platosu güneye ülkenin orta kesimine Vieng-Chan ovasıyla açılır. Ülkenin en yüksek noktası kuzeyde yükselen Pou Bia Dağı’dır(2 817 m). Ülkenin orta ve güney kesimlerinde görülen yer biçimleriyse, doğudan batıya doğru eğimi ve tabanları kırmızı kumtaşlı kalın bir tabakayla örtülü, orta yükseltili platolardır. Bunların en önemlisi Boloven platolarıdır. Ovalar ise Jarres dışında Mekong Irmağı kıyılarında dizilidir. Laos’ta Mekong dışında en önemli akarsular, bu ırmağın kolları olan Tu, Hou ve Seng ırmaklarıdır.

İklim ve Bitki Örtüsü

Laos’ta sıcak ve nemli tropikal iklim egemendir. Mayıs ve Ekim aylarında düşen Muson yağmurları yıllık yağış ortalamasının 2 000 mm’in üzerine çıkmasında en önemli etkendir. Ülkenin güney kesiminde yılın on iki ayı sıcaklık 25 °C’nin altına düşmez. Ülkenin %60’ı tekağaç ve türlerinin egemen olduğu herdem yeşil, seyrek ağaçlı ormanlarla kaplıdır. Kuzeydeki dağların yüksek kesimlerindeyse bu ormanlar yerlerin otsu savanlara bırakır.

Tarih

Pha That Luang, Laos'un milli sembollerinden biri

Bugün Laos’tta egemen etnik grup olan Lao’lar. Tay halklarının bir koludur. Taylar MS 8. yüzyılda Güneybatı Çin’de güçlü Nanchao krallığını kurduktan sonra güneye doğru ilerleyerek Çinhindi Yarımadası’na girdiler. Laolar, öbür Tay halklarıyla birlikte, 5. yüzyıldan beri Kamboçya’daki Khmer İmparatorluğu’nun egemenliği altında yaşayan Laos’un yerli kabilelerine üstünlüklerini kabul ettirdiler. 12. ve 13. yüzyıllar boyunca Laolar, Muong Swa (daha sonradan Luang Prabang) prensliklerini kurdular.

Laos’ta patlak veren bir iç savaş neticesinde krallık, Kraliyet Devleti ve Şampasak Prensliği olmak üzere ikiye bölündü. 19. yüzyıl başında Kraliyet Devleti, Siyam’la birleşti ve 1893 yılında imzalanan, Fransız-Siyam Antlaşması ile Siyam’la birlikte Laos da Fransa’nın bir sömürgesi haline geldi.

1942 senesinde Japonlar, Mekong Nehri ve çevresini ele geçirdi. İkinci Dünya Savaşı sonunda Japonya yenilince, Mayıs 1946’da Laos bağımsızlığını ilan etti. Her ne kadar Fransa buna engel olmak istediyse de başarılı olamadı.

1953 yılında Fransa ve ABD, 1962 senesinde ise Temmuz ayında yapılan Cenevre Milletlerarası Konferansı’nda bütün ülkeler Laos’un bağımsızlığını tanıdı. 1963 Nisan’ına doğru ülkede karışıklıklar baş gösterdi. Uzun koalisyon hükumetleri sonunda, komünizm yanlısı Potent-Lao, 1975’te Laos Demokratik Halk Cumhuriyeti’ni kurdu.

Şehir ve Eyaletler

Laos

Laos eyalet sistemini kullanmaktadır ve on yedi eyalete bölünmüştür. Bunlar;

  • Oudomxay Eyaleti
  • Sayaboury Bölgesi
  • Xieng Khouang Eyaleti
  • Houaphan Eyaleti
  • Bokeo Eyaleti
  • Phongsaly Eyaleti
  • Luang Namtha Eyaleti
  • Luang Prabang Eyaleti
  • Vientiane ili
  • Vientiane Eyaleti
  • Khammouane Eyaleti
  • Savannakhet Eyaleti
  • Xaysomboun Özel Bölgesi [2006’da çözülmüş]
  • Borikhamxay Eyaleti
  • Attapeu Eyaleti
  • Saravane Bölgesi
  • Sekong Eyaleti
  • Champassak Eyaleti
Ekonomi

Luang Prabang'daki sokak satıcıları

Uzun süreli bir savaşın yolaçtığı yıkım nedeniyle KBYUG bakımından dünyanın en geri ülkelerinden biri durumuna düşen Laos, 1981’de hazırlanan Birinci Beşyıllık Planla gıda maddeleri bakımından kendine yeterli bir ülke olmayı hedefledi. Son derece dağlık bir yüzey biçimleri ve tropikal iklim, ülke ekonomisinin ana kolunu oluşturan tarıma iki özellik vermektedir: Bir yandan son derece küçük toprak parçaları üzerinde güçlü bir etkin nüfus yoğunlaşması, öte yandan hemen hemen işlenmemiş zengin bir orman varlığı. Nitekim işlenen topraklar ülke yüzölçümünün yalnızca %4’lük bir bölümünü kaplamaktadır; bunun da % 90’ında pirinç üretilmektedir. Tarım üretimi kuraklık ve su baskınlarıyla yıldan yıla büyük değişiklik gösterdiğinden, Birinci Beşyıllık Plan çerçevesinde küçük baraj ve pompalama sitemleri kurarak su rejimini düzene koyma yolunda önemli çalışmalar yürütülmektedir. Pirinç dışında mısır, sebze, pamuk, şeker kamışı, tütün, kahve diğer önemli tarım ürünlerini oluşturmaktadır. Hayvancılık ve Mekong Irmağı ve kollarında yürütülen balıkçılık önemli bir besin kaynağıdır. Ülkede başta demir ve kurşun olmak üzere bakır, kalay vb yeraltı kaynakları var olmakla birlikte işletilmemektedir; son dönemlerde bunların yanı sıra antrasit ve petrol yatakları da bulundu. Laos’ta sanayi olarak henüz gıda ve tekstil alanları dışında anılmaya değer bir tesis yoktur.

Dil

Laos’un resmi dili Laosça’dır. Ancak Fransızca da ulusal dil olarak kabul edilmektedir. Bunlar dışında konuşulan diller arasında Hmong ve Khmu dilleri de yer alır.

Din

Laos nüfusunun yüzde 67’si Theravada Budizm’ine inanmaktadır. Kalan kısmın yüzde 1,5’i Hristiyan ve yüzde 31,5 ise farklı dinlere inanmaktadır.

Mutfak

Larb, Laos'un “gayri resmi” ulusal yemeği olarak kabul edilir

Laos’un mutfak ve yemek kültürü Tayland’ınkiyle benzerlikler gösterir. Yemeklerinde bolca sebze ve şifalı bitkiler kullanırlar. Pek çok Asya ülkesinde olduğu gibi, Laos’ta da pirincin yeri çok özeldir. Baharat çeşitlerini de sıkça kullanırlar.

Yerel yemekleri arasında öne çıkan lezzet “larb” ya da “laap” olarak adlandırılır. Baharat ile marine edilmiş kırmızı et ya da balık, yeşillik ve sebzelerle birlikte servis edilir. “Tam mak hoong” adlı baharatlı papaya salatalarının ünüyse tüm dünyaya yayılmıştır. Her ne kadar denize kıyısı olmasa da, deniz ürünlerine yemek ve salatalarda sıkça yer verirler.

Laos’ta Bulunan Türkiye Dış Temsicilikleri

Laos, Bangkok Büyükelçiliği’nin görev bölgesindedir.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti

Başkent Lefkoşa
Resmî diller Türkçe
Yönetim Şekli Yarı Başkanlık Sistemi
Yüzölçümü 3.355 km²
Nüfus 313.626
Nüfus Yoğunluğu 93,4 kişi/km²
Para birimi Türk lirası (₺) (TRY)
Zaman dilimi AST (UTC+2)- (UTC+3)
Telefon kodu +90-392
İnternet TLD .ct.tr ve .tr

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC), Akdeniz’de bulunan en büyük üçüncü ada ve Anadolu yarımadasının 65 km güneyindeki Kıbrıs adasının kuzey kısmında yer alan de facto bağımsız devlettir. Bağımsızlığı Türkiye dışında hiçbir ülke tarafından tanınmaz. Pakistan ve Bangladeş de KKTC’yi tanıdığını ilan etse de uluslararası baskılar sonucunda bundan vazgeçmişlerdir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bayrağı

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bayrağı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni temsil eden, beyaz fon üzerine üstte ve altta olmak üzere iki, kırmızı, boydan boya şerit ile, ortada kırmızı renkli ay yıldızdan oluşan bayraktır. Bugünkü hali 7 Mart 1984 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Meclisi tarafından onaylanmıştır.

KKTC bayrağının simgelediklerine ilişkin resmi bir açıklama yoktur. Bazı kaynaklara göre ay yıldız Türklüğü, kırmızı renk Kıbrıslı Rumlarla meydana gelen çatışmalarda dökülen Kıbrıslı Türk kanını, beyaz barışı, üstteki kırmızı şerit Türkiye’yi, alttaki kırmızı şerit Kuzey Kıbrıs’ı ve şeritlerin düz ve paralel olması "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin sonsuza kadar süreceğini" simgelemektedir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arması

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arması

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arması, 2005 yılında Cumhuriyet Meclisi’nde yasalaşan yeni amblem, Kıbrıs Türk tarafının duruşunun göstergesi olarak da niteleniyor.

2005 yılında Resmi Amblem Yasası ile resmi statüye kavuşmuştur. Bu yasa ile güvercinin duruşunda değişiklik yapılırken; ağzındaki zeytin dalı da belirginleştirildi. Zeytin dalının üzerine de KKTC’nin ilçelerini temsilen beş adet zeytin yerleştirildi.

Amblemde kanatlatı açık, uçuş pozisyonunda ve başı yukarı bakan bir güvercin bulunmaktadır. Bu güvercin Kıbrıs Türk halkının dünyaya açık olduğunu ve amacının ilerleme ve yükselme olduğunu belirtmektedir.

Bakır rengi (cengari) kalkan, Kıbrıs’ın tarih boyunca bakır zengini bir ülke olduğunun simgesidir. Zeytin dalı, “Kıbrıslı Türklerin tarih boyunca barış yönündeki çabalarının göstergesi” olarak niteleniyor.

Taç veya çelenk biçiminde, defne yapraklarının diziniyle biçimlendirilmiş olan defne demeti ise, geleneksel ritüellerinde kullanıla gelmiş ve efsanelerinde yer almış defne yaprakları yerleşik kültürünün simgesi olarak niteleniyor.

Tarih

Tarihi boyunca birçok ulusun egemenliği altına giren Kıbrıs MÖ 1500 yılı civarında Antik Mısırın, MÖ 1320 yılı civarında Hititin ve MÖ 1200’li yıllarında tekrar Mısırın, MÖ 1000 yılı civarından Fenikelilerin ve MÖ 709’da Asurluların egemenliği altına girdi.

MÖ 669’da bağımsızlığını kazandıysa da tekrar Mısır firavunu Amasis tarafından alındı. MÖ 545’te Pers Ahameniş İmparatorluğu’na geçti ve MÖ 333’te İssus Muharebesinde Persleri yenen Büyük İskender’in egemenliği altında özerklik tanındı.

Bu tarihten sonra adada Yunan kültürü önem kazandı. MÖ 58 yılında ada Roma İmparatorluğunun bir vilayeti haline geldi ve 350 sene boyunca Roma İmparatorluğu kontrolünde kaldı. 395’te, Bizans İmparatorluğu’nun bir parçası olan adada halk Putperestlikten yavaş yavaş Ortodoksluk mezhebine geçti.

1191 yılında Aslan Yürekli Richard Üçüncü Haçlı Seferi sırasında adaya yerleşti ve daha sonra adayı Tapınak Şövalyeleri’ne sattı. 1192 yılında adayı satın alan Guy de Lusignan ve soyu 1489’da Venediklilerin adayı alışına kadar Kıbrıs’ı kontrol ettiler.

Venedikliler
Kıbrıs’ta Venedik Cumhuriyeti hakimiyeti, 26 Şubat 1489’da başladı. O dönemde adanın hakimi olan Lüzinyan kralı, Katerina Kornaro adlı bir Venedik soylusuyla evlendi. Kral ölünce, ada Venediklilere kaldı.

Adayı yöneten Venedikli, Mağusa’da ikamet etmekteydi. Venedikliler döneminde askeriyeye önem verilmiş, Mağusa’nınki başta olmak üzere kaleler sağlamlaştırılmıştı. Lefkoşa Surları ise 8 milden 3 mile indirilerek yeniden yapılmıştır.

Osmanlı dönemi

Piri Reis tarafından oluşturulmuş Kıbrıs haritası

Fetihden önce Kıbrıs, Doğu Akdeniz’deki Osmanlı Devleti’ne ait gemilerine akın yapan Hristiyan korsanlarının sığınağı haline gelmiştir. Bu korsanlar genellikle deniz ticaret gemilerine ve hacca giden yolculara saldırarak buradaki yol güvenliğini yok etmektedir. Bu gibi nedenlerden dolayı Kıbrıs’ın alınması gerekli görülmüştür.

Kıbrıs, II. Selim’in hükümdarlığı esnasında, Lala Mustafa Paşa komutasındaki ordu ve Piyale Paşa komutasındaki donanma tarafından, 1 Temmuz 1570’te başlayıp, 1 Ağustos 1571’de Mağusa’nın fethedilmesiyle Osmanlı idaresine girdi. Kıbrıs’ın fethiyle Osmanlı Devleti, Doğu Akdeniz’e tamamen hâkim olmuştur.

15 Eylül 1570 tarihinde Lala Mustafa Paşa, tören ile Lefkoşa şehrine girmiştir. Kıbrıs fethedildiği tarihte adada çok az sayıda Ortodoks Rum vardı. Çünkü Venedikliler Katolik idi ve Ortodoks Kilisesi’ne yaşama hakkı tanımıyordu. Osmanlı Devleti Ortodokslara serbestçe kilise kurma ve gelişme imkânı sağladı. Böylece adada Ortodoks Kilisesi gelişti ve Katolik Kilisesi etkinliğini kaybetti.

1571 yılında Kıbrıs’ta yapılmış bulunan nüfus sayımında yerli halkın nüfusu 150.000’dir. Burada bulunan Türk askeri ise 30.000 kadardır. Fethin ardından Karaman’dan adaya göç ettirilen Türkler, adanın ilk Türk sakinleridir. Bugün adada yaşayan Kıbrıs Türkleri’nin (Kıbrıs Harekâtı’ndan sonra Türkiye Cumhuriyeti’nden gelenler hariç) soyu bu Osmanlı idaresinde adaya gönderilen Türklerden gelmektedir.

Birleşik Krallık dönemi

1928 yılında adanın İngiliz egemenliğindeki 50. yılını kutlamak için basılan bir pul

93 Harbi’nde Rus İmparatorluğu karşısında yenilen Osmanlı, Ruslara karşı fazla ödün vermemek amacıyla, Birleşik Krallık’ın isteği üzerine ada 92.799 sterline kiralanmıştır. Osmanlı mülkiyeti devam ediyor sayılmakla birlikte, yönetim tamamen Birleşik Krallık’a geçti.Birleşik Krallık adayı "Komiser" diye tabir ettiği yüksek rütbeli yöneticilerle idare etmiştir. 1914’te başlayan I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı’nın Birleşik Krallık karşısındaki Almanya’nın yanında savaşa girmesi üzerine Birleşik Krallık adayı ilhak edip adaya vali tayin etti. 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması’nın 21. Maddesi gereğince, Birleşik Krallık’a ilhakı tanındı. 1925 yılında Kıbrıs kraliyet kolonisi olarak ilan edildi ve adaya ilk Türkiye Cumhuriyeti konsolosu atandı.

Ekim 1931’de itibaren Rumlar Enosis isteğiyle ayaklandı, Rumlar’ın Birleşik Krallık yönetimine karşı ayaklanması sonucu Birleşik Krallık’ın politikası sertleşti. Yunan ve Türk tarihinin okutuması, iki ülkenin bayraklarının kullanılması ve Yunan ya da Türk ulusal kahramanlarının resimlerinin sergilenmesi yasaklandı.[35] Türk topluluğu Enosis’e karşı olduğunu açıkladı. 1943 yılında Kıbrıs Adası Türk Azınlığı Kurumu (KATAK) kuruldu. Fakat KATAK’ın faaliyetini yetersiz bulan Fazıl Küçük KATAK’tan ayrılmış ve 23 Nisan 1944’te Kıbrıs Millî Türk Halk Partisi (KMTHP)’ni kurmuştur.

II. Dünya Savaşı’nın ardından kolonilerin tasfiyesi eğilimi yaygınlaşınca, 18 Ekim 1950’de Kıbrıs Rum Ortodoks liderliğine III. Makarios seçilmiştir. Yunanistan Hükûmeti 1954’te Birleşmiş Milletler’e ulusların kendi kaderlerini tayin haklarının (Self-determinasyon) Kıbrıs için de uygulanması yolunda başvuruda bulundu. Türkiye’nin karşı çıktığı bu istek Birleşmiş Milletler’ce reddedildi.

EOKA 1 Nisan 1955’te adada faaliyete geçti. Rumlar arasında Enosisçi-Anti Enosisçi çatışması başladı. Türkiye ilk kez sorunda taraf olmayı kabul etti ve 29 Ağustos’ta Londra’da Birleşik Krallık ve Yunanistan’ın katıldığı toplantıda, Türkiye de temsil edildi. 15 Kasım 1957’de Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) kuruldu. 1958 yılında gündeme gelen MacMillan Planı’na göre Kıbrıs’ın İngiliz Milletler Topluluğu içinde kalmasına ama Türkiye ve Yunanistan’la da bağlara sahip olmasına karar verildi.

1960’tan 1974’e
1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyetinde her iki toplum da nüfuslarına göre her kurumda yeterli temsil hakkına sahipti. Fakat Kıbrıs Cumhuriyeti cumhurbaşkanı III. Makarios 30 Kasım 1963’te 13 maddeden oluşan anayasa değişikliği önerilerini sundu. Bunlar arasında anayasanın değişmez maddeleri, Kıbrıs Türk’ü olan Başkan Yardımcısının veto hakkının ortadan kaldırılması, Temsilciler Meclisinde ayrı çoğunluklar ilkesinin ortadan kaldırılarak kararların basit çoğunlukla alınması, ayrı belediyelerin ortadan kaldırılması gibi maddeler de bulunmaktaydı.

ABD Başkanı Kennedy, Makarios’a bundan vazgeçmesini önerdi ve Türkiye değişiklikleri kabul etmeyeceğini bildirdi. Kıbrıs Türkleri’nin de reddi üzerine Kıbrıs Rumları, 21 Aralık 1963’te Kıbrıs Türklerine karşı ada çapında katliam başlattı. 21 Nisan 1966 tarihli Patris gazetesinde yayınlanan Akritas Planına göre Türk halkı sindirilerek ada Yunanistan’a bağlanacaktı.

1967’de Rum saldırıları tekrar başladı. Yunanistan Ordusu’nun 15 bin askeri, gayri resmî olarak adaya yerleştirildi. Türklere karşı sürdürülen sindirme politikasının durdurulması için Türkiye ve Yunanistan başbakanları arasında düzenlenen toplantı bir sonuç vermeyince, Türkiye askerî müdahalede bulunacağını açıkladı.

TBMM hükûmete müdahale yetkisi verdi. Türk uçakları Kıbrıs üzerinde uçmaya başladı. Donanma ve çıkarma birlikleri harekete geçti. ABD’nin arabuluculuğuyla Yunanistan birliklerinin geri çekilmesi sağlanınca, Türkiye harekâtı durdurdu. Yunanistan’ın askerleri üç Türk köyünden geri çekilirken arkalarında 24 ölü bıraktılar. 1964’ten beri Türkiye’de bulunan Rauf Denktaş gizlice adaya gitti. Denktaş, Yunanlarca tutuklandı ama Türkiye ve ABD’nin itirazı üzerine iade edildi.

1970’li yılların başlarında Yunanistan’ı kontrol eden askerî cunta yönetimi, II. Makarios’un tutumları ve enosisin yolunda ilerleme olmamasından dolayı memnun değildi. Cunta, 15 Temmuz 1974 tarihinde Kıbrıs Ulusal Muhafız Birliği’ne bu birliğin komutanının görevinden alınmasını ve adanın kontrolünü Yunan subayların bulunduğu bu birliğin almasını istedi. Birlik aynı gün Lefkoşa’daki Başkanlık Sarayı’nı bastı ve II. Makarios görevden alındı. Nikos Sampson yeni hükûmetin devlet başkanı olduğu dünyaya ilan edildi. Her ne kadar milliyetçi Rumlar tarafından darbe yapılsa da Yunanistan ile birleşmedi, Kıbrıs’ın bağımsızlığı devam etti ve bağımlı bir yönetim olmadı. Türkiye Cumhuriyeti, gerçekleştirilen darbe nedeniyle Zürih ve Londra Antlaşması’nın IV. maddesine istinaden gerçekleştirdiğini savunarak 20 Temmuz 1974 tarihinde Kıbrıs’a karadan ve havadan harekât başlattı. Türk birlikleri, adaya indikten kısa bir süre sonra adanın büyük şehirlerinden bir olan Girne’ye girdi. Başkent Lefkoşa’ya doğru ilerlemeye başladı. 22 Temmuz’da taarruz sonucunda Türk birlikleri önce Girne’ye girdi, daha sonra da başkent Lefkoşa’ya yöneldi. Ateşkes başlamadan Girne-Lefkoşa hattı birleşti.

Geçici ateşkes ilan edildiyse de Rum birliklerinin bu ateşkes kurallarına uymaması sonucu 13 Ağustos’ta Türk birlikleri tekrar ilerlemeye başladı. Türk birlikleri 14 Ağustos’ta başkent Lefkoşa’ya, 15 Ağustos’ta Lefke ve Mağusa’ya girdi. Uluslararası baskılar sonucunda ateşkes ilan edildi ve adanın %37’si Türkler’in kontrolüne geçti. 170.000 civarındaki Kıbrıslı Rum kuzeyde bulunan evlerinden göç ettirildi, 50.000 Kıbrıslı Türk ve daha sonra da Türkiye’nin teşviki ile Türkiye’den gelen göçmenler ise bu evlere yerleştirildi.

Kıbrıs Türk Federe Devleti

Kıbrıs Türk Federe Devleti 1975–1983

Kıbrıs Türk Federe Devleti (kısaca KTFD), 1975-1983 yılları arasında Kıbrıs Türkleri tarafından kuruldu.

1974 tarihinde kurulan Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi’nin meclisi 13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin oy birliği ile kurulduğunu ilan etti. Meclis’te kuruluş bildirisini Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi Meclisi’nde yönetim başkanı ve federe devletin ilk cumhurbaşkanı olan Rauf Denktaş okudu.

Kıbrıs Türk Federe Devleti Anayasası, 8 Haziran 1975 tarihinde halk oylamasına sunuldu ve kabul edildi.

Kıbrıs Türk Federe Devleti Meclisi, 15 Kasım 1983’te oy birliği ile aldığı bir kararla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ilan ederek KTFD son buldu.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilanı

Rauf Denktaş, 1924-2012

15 Kasım 1983’te Kıbrıs Türk Federe Devleti meclisi Self-determinasyon hakkını kullanarak oybirliği ile aldığı bir kararla, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ilan etmiştir. KKTC’nin kuruluş bildirgesini kurucu cumhurbaşkanı Rauf Denktaş okudu. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulması, Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan’ın ve pek çok devletlerin yanı sıra Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin de tepkisini çekti.

Güvenlik Konseyi, 18 Kasım’da aldığı bir kararla bağımsızlık kararını kınadı. 13 Mayıs 1984’te de Güvenlik Konseyi 550 sayılı kararı ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilanını ayrılıkçı bir hareket olarak tanımladı.

Görüşmeler ve Çözüm Arayışları
Kıbrıs Sorunu, dünyanın gündemine girdiğinden beri başta Birleşmiş Milletler bünyesindeki çalışmalar olmak üzere adanın birleştirilmesi gayesi ile birçok faaliyet yürütülmüştür. Fakat bunlardan bir sonuç alınmamıştır. Bunlardan biri olan 2004 Annan Planı referandumu da Kıbrıslı Türklerin "kabulü" ve Rumların "hayırı" ile gerçekleşmemiştir. 1 Mayıs 2004’te Kıbrıs Cumhuriyeti tüm adayı temsilen Avrupa Birliği’ne girmişlerdir.

Coğrafya

Girne Dağları'nda 12 futbol sahası büyüklüğündeki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bayrağı

Toprakları kuzeyde Dipkarpaz, batıda Güzelyurt, güneyde de Akıncılar’a doğru yayılır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Kıbrıs Cumhuriyeti toprakları arasında Birleşmiş Milletler’in kontrolünde tampon bölge bulunmaktadır.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin önemli yerleşim yerleri, başkent Lefkoşa, Girne, Gazimağusa, Güzelyurt ve İskele’dir. KKTC, etkisinde bulunduğu Akdeniz ikliminden dolayı fazla yağış almaz. Genellikle sıcak ve kuraktır.

Kıbrıs’ın sahil kıyıları, aşağı yukarı yüz milyon senedir Chelonia mydas ve Caretta caretta kaplumbağaları tarafından ziyeret edilmektedir. Bu canlılar yumurtlamak için Mayıs ve Ağustos ayları arasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kumsallarına gelmektedirler. Adanın kuzeyinde doğal mağaralar da bulunmaktadır. Sarkıt ve dikitleri ile İncirli Mağarası, İnönü’deki Sütünlu Mağara, olmak üzere 85 adet civarındaki doğal mağara bulunmaktadır.

İklim

Kuzey Kıbrıs makro iklim sınıflandırılmasına göre yarı kurak olarak adlandırılan iklim kuşağı arasında yer alır. Aynı zamanda bir Akdeniz adasında yer almasından dolayı yaz mevsiminin sıcak ve kuru; kış mevsiminin ılık ve az yağışlı geçtiği Akdeniz İklimi görülür. Kuzey Kıbrıs’ın yıllık ortalama hava sıcaklığı 19.0 derecedir. Yıl boyunca en sıcak ay genellikle Temmuz’dur. Gündüz saatlerinde (gölgede) 37.0-40 derece sıcaklık görülür. Yılın en soğuk ayı genellikle Ocak ayı olup gündüz saatleri hava sıcaklığı 9-12 derece arasındadır. Yağışlar genellikle Ekim – Mart ayları arasında görülür. Yıllık toplam yağış normali 402.8 mm’dir. En yağışlı ay Aralık, en kurak aylar ise Temmuz ve Ağustos aylarıdır. Kuzey Kıbrıs’ta deniz suyu sıcaklığı ortalama 21 derecedir. Temmuz ve Ağustos aylarında bu durum 28 derece olur.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Ekonomisi

Girne Limanı

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti uluslararası camiada tanınmamasından dolayı ekonomik olarak Türkiye’den yardım almaktadır. Tedavüldeki para birimi Türk lirası’dır. KKTC’nin neredeyse tüm ithalat ve ihracatı Türkiye üzerinden gerçekleştirilir.

KKTC’nin 2010 yılı Gayri safi millî hasılası (GSMH) 5567.1 milyon TL’dir (3686 milyon dolar). Ülkenin 2010 yılı itibarı ile bütçesi 2.66 milyar TL olup bunun %32.6’sını Türkiye’den gelen ekonomik yardımlar oluşturmaktadır. Bu yardımların 2010 itibarı ile toplam miktarı 867,062,467 TL’dir. İşsizlik oranı 2009 yılı itibarı ile %12.40’tır. 2009 yılında 71.1 milyon Amerikan doları ihracata karşılık 1326.2 milyon dolar ithalat yapılmıştır.

2011 itibarıyla yılda yaklaşık 400 milyon dolar turizmden, 400 milyon dolar da eğitim sektöründen elde edilmektedir.

İletişim ve ulaşım

Kıbrıs Türk Hava Yolları Boeing 737-800

Uluslararası telefon kodu olan +90 392’dir. İnternet alan adı .ct.tr’dir. Dünya Posta Birliği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni müstakil bir devlet olarak tanımadığından postalarda "Mersin 10 Turkey" posta kodu ile gönderilir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne Türkiye hariç direkt uçak seferi düzenlenmemekte, Ercan Uluslararası Havalimanı ve Geçitkale Havaalanı sadece Türkiye tarafından yasal havaalanı olarak tanınmaktadır.

1974 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin limanlarının, tüm dünya gemilerine kapatıldığını ilan etmiştir. Türkiye bu ilanı tanımamış ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti limanlarını serbest ulaşıma açmıştır.

Havaalanları ve limanlar

  • Ercan Uluslararası Havalimanı (Lefkoşa – Ana Havaalanı)
  • Geçitkale Havaalanı (Gazimağusa)
  • Pınarbaşı Havaalanı (Girne)
  • Girne Limanı (Girne)
  • Gazimağusa Limanı (Gazimağusa)
Ordu

Cumhuriyet Bayramı geçit töreni

KKTC’nin Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı (G.K.K.) adında tümen seviyesinde bir askeri birliği vardır. G.K.K.’nda 18 ile 40 yaşları arasında zorunlu askerliğe alınmış 4000 kadar personel bulunmaktadır. Bunun yanında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 11. Kolordu’su Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı (K.T.B.K.) yerleşmiş durumdadır.

KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni karadan denizden ve havadan gelebilecek her türlü saldırıya karşı korumakla görevli olan askerî kuvvet. KKTC Polis Örgütü ve KKTC Sahil Güvenlik Komutanlığı’da Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığına bağlıdır.

Tümen seviyesinde olup bir ordu değildir. Askeri birlikler yanında KKTC Polis Örgütünüde bünyesinde bulundurur. Bağımsız bir teşkilat olmayıp Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri (KTBK) emir komuta zincirine bağlıdır.

Komuta kademesindeki bazı istisnalar dışında tüm personeli KKTC vatandaşıdır ve KKTC Askerlik Yasası uyarınca birliğe dahil edilirler. G.K.K. personeline Türk Silahlı Kuvvetleri’nden farklı olarak Mehmetçik değil, Mücahit denir.

Demografi

Lefkoşa

1745-1814 döneminde, Müslüman Türk Kıbrıslılar, Kıbrıs adasında Hristiyan Rum Kıbrıslılara karşı çoğunluğu oluşturmaktaydı (bu dönemde, Türk Kıbrıslıların sayısı ada nüfusunun %75’ine kadar çıktı) (Drummond, 1745: 150.000’e 50.000; Kyprianos, 1777: 47.000’e 37.000; De Vezin, 1788-1792: 60.000’e 20.000; John M. Kinneir 1814: 35.000’e 35,000)

Nüfusu 2013 genel nüfus sayımına göre 286.257 olup yerli Kıbrıs Türkleri ve Türkiye’den gelen göçmenler olmak üzere iki esas zümreden oluşur. Bu zümreler dışında Türkiye’den ve kısmen diğer ülkelerden işçi statüsünde çalışmak üzere gelenler yaşamaktadır. Az sayıda Rum ve Maruni (Kıbrıs ağzında Maronit) doğuda Dipkarpaz, köyünde, kuzeyde Koruçam (Kormacit) ve Karpaşa köylerinde yaşamaktadır. Adadaki Latin kökenli Müslümanlara "Linobamvaki" denir.

Kıbrıs Türkleri’nin bir kısmı 1955 yılından itibaren siyasi ve ekonomik sebeplerle ülke dışına göç etmişlerdir. Özellikle Birleşik Krallık, Avustralya ve Türkiye Kıbrıs’tan büyük oranda göç almıştır. Ülkeye uygulanan ekonomik ambargolar nedeniyle üçüncü ülkelere yapılan ticarette büyük zorluklar çekilmesi ülke dışına yapılan göçlerin zaman içerisinde devamlılık kazanmasına yol açmıştır.

Yaz döneminde Türkiye ve diğer ülkelerden gelen turistler günlük nüfusun artmasına yol açmaktadır.

Dil

Resmî dili Türkçedir. Bununla beraber halkın konuştuğu dil Türkiye Türkçesinin Kıbrıs ağzıdır. Yazı dilinde 1940’lardan itibaren Latin harfleri kullanılmaktadır. Kıbrıs ağzında Türkiye Türkçesinde kullanılmayan veya farklı anlam taşıyan bazı kelimeler bulunmaktadır.

Kıbrıs Türkçesi – Kıbrıs ağzı
Kıbrıs Türkçesi veya Kıbrıs ağzı, Kıbrıs’ta, daha ziyade yerli Kıbrıs Türklerinin konuştuğu, Türkiye Türkçesi ağzıdır. Türkiye’nin Taşeli yöresi ağzıyla (Alanya – Anamur – Aydıncık) benzerlik gösterir.

Kıbrıs Türkçesi, bir yazı dili değildir. Bu ağız bölgesinin konuşurları olan Kıbrıs Türkleri, Türkiye Türkçesi yazı dilini, her türlü yazışmada standart dil olarak kullanırlar. Bir ağız olarak sistematik yapısı olmadığı için kişiden kişiye ve bölgeden bölgeye değişiklikler gösterebilmektedir. Bu durum, ağız olması ile ilgilidir. Örneğin Baf yöresi, Karpaz yöresi gibi bölgesel söyleyişlerde farklılıklar olabilmektedir.

Dilbilgisi yapısında ve kelimelerin telaffuzunda sanıldığı gibi İngilizceden değil, Rumcadan etkilendiği belirgin olarak görülmektedir. Birçok Türkiye Türkçesi ağzında olduğu gibi, Kıbrıs ağızlarında da uzun sesler taşıyan Arapça kökenli sözlerdeki bu sesler kısa olarak telaffuz edilir.

Kıbrıs ağızlarıyla ilgili ilk bilimsel çalışma Hasan Eren’in 1963 yılındaki bildirisidir.Eren 1959 yılında adada yapmış olduğu üç aylık bir araştırma gezisi sırasında bazı köylerden derlediği malzeme yardımıyla Kıbrıs ağzının kökeni meselesini ele almıştır. Eren’in görüşüne göre Kıbrıs ağzının oluşumunda önce Konya ve yöresi, sonra da Antalya, İçel, Alanya gibi yerlerden yapılan göçler rol oynamıştır. Bu durum, adanın fethinden sonra Kıbrıs’a gönderilen Türk nüfus hakkındaki tarihi belgelerle de örtüşür.

Din

Lefkoşa Selimiye Camii, eski Ayasofya Katedrali, Osmanlı yönetimi sırasında camiye çevrildi.

Çeşitli kaynaklarda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki Müslüman nüfus oranının %98,71 ile %99 oranında yer aldığı belirtilmektedir. %0,5 oranındaki halkın Ortodoks Hristiyan, %0,2 oranında halkın Maruni Hristiyan, geriye kalanların ise diğer dini inançlarının bulunduğu belirtilmiştir.

Müslüman nüfus geleneğe bağlı olarak Sünni inancın Hanefi mezhebine bağlıdır. Din İşleri Dairesi Müslümanların dinî ihtiyaçlarına cevap vermeye çalışmaktadır. Din hizmeti veren personelin bir kısmı Türkiye’den sağlanmaktadır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bir Alevi azınlığı bulunmaktadır.

Nüfusunun çok az kısmını oluşturan Ortodoks Rumlar ve Katolik Maruniler de bulunmaktadır.

Frenk (1192-1489) ve Venedikler (1489-1571) Rum Ortodoks Kilisesinin dinsel özgürlüğünü ortadan kaldırıp yerine Latin kilisesinin kurallarını uyguladılar. Osmanlılar, adada varolan tüm dinlere karşı saygı ve hoşgörü göstermiştir.Birçok Rum Ortodoks Kilisesi Frenk ve Venedik döneminde yıkılmaya yüz tutmuştu. Osmanlı yetkilileri bunların kullanım için tamirine ve düzeltilmesine yardımcı oldu. Rum Ortodoks Kilisesine ayrıca dinî binalara ek olarak toprak ve bağımsızlığını sürdürebileceği tam bir özgürlük verildi.

Eğitim

Girne Amerikan Üniversitesi

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti eğitim sistemi genel olarak üç bölüm olarak değerlendirilir; bunlar temel eğitim, orta eğitim ve yüksek öğretimdir. Ülkede 5 yaşından 15 yaşına kadar süren zorunlu temel eğitim, ücretsizdir. Temel eğitim anaokulu, ilkokul ve ortaokul eğitimini kapsamaktadır. 5 yaş öncesi okul öncesi eğitim ise temel eğitime dahil olmasına rağmen zorunlu değildir.

Zorunlu temel eğitimi orta öğretim dönemi takip eder. Bu dönem zorunlu olmayıp süresi değişebilmektedir. Lise, lise kolej, meslek lisesi, fen lisesi ve pratik sanat okulunda eğitim üç yıldır. Güzel sanatlar lisesi, anadolu lisesi, teknik lise ve turizm otelcilik okullarında eğitim dört yıllıktır.

Orta eğitimden sonra yüksek öğrenim dönemi gelmektedir. Bu dönemde ise önlisans, lisans, lisansüstü ve doktora eğitimi verilir. 18 veya 19 yaşında orta eğitimi bitiren öğrenciler, isteğe bağlı olarak yüksek öğrenime devam edebilirler.

Ülkede 2017-2018 öğretim yılı itibarı ile ilkokul ve ortaokul düzeyinde okullaşma oranı %100, lise düzeyinde okullaşma oranı %65’tir.

Basın

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde basın özgürlüğü, Anayasa’nın 26. maddesince[ garanti altına alınmıştır. Bu maddeye göre basın ve duyuru hakkı tüm vatandaşlar için serbesttir ve sansür uygulanamaz.

Bayrak Radyo Televizyon Kurumu (BRT) kamu yayıncılığı yapmakta olup Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilk televizyon kanalıdır. BRT 1 ve BRT 2 adında iki televizyon kanalının yanında beş adet de radyo ile kamusal yayıncılık yapmaktadır. Türk Ajansı Kıbrıs (TAK) bir devlet kurumu olarak haber ajansı faaliyeti yürütmektedir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde altısı yerli üçü yabancı toplam dokuz haber ajansı, on üç günlük gazete, dört haftalık dergi, dört aylık dergi, altı televizyon kanalı ve yirmi bir radyo kanalı faaliyetlerine devam etmektedir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde TRT de izlenebilmektedir.

Turizm

Salamis Tiyatrosu

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin en büyük gelirlerinden biri olan turizmin ülkede büyük bir yeri vardır. Ülke iklimi tüm yıl boyunca tatil için olanaklar sağlar. Yağışlar Aralık ve Ocak aylarında yoğunlaşıp ortalama deniz sıcaklığı altı ayı aşkın bir süre 20 °C dir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bahar aylarında saran yabani çiçekleriyle ve havayı dolduran portakal, limon ve greyfurt çiçeği kokularıyla ünlüdür.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sahilleri yüzmek için Akdeniz’in elverişli ve güvenli, mekânlarındandır. Çoğu tatil tesislerinin modern yüzme havuzları yanında, doğu Akdeniz’in serin suları için güzel sahilleri bulunur.

Adanın iç kesiminde, Beşparmak Dağları güneyinde, geniş Mesarya ovası, Ercan Havalimanı ve ülkenin başkenti Lefkoşa bulunmaktadır. Lefkoşa şehrinin tarihi merkezi etrafı 5.5 km uzunluğunda şehir duvarı ile çevrilidir ve bu duvar hâlâ sağlamdır. Girişteki kapı Osmanlılar tarafından yapılmıştır. Doğu sahili boyunca tarihî, gelişmiş Gazimağusa kenti ve onun yanında Salamis antik kenti yer alır. Adanın en büyük yarımadası olan Karpaz yarımadası yeşil kaplumbağaların yumurtlama mekânıdır. Burada özel alanlar vardır ve giriş çıkış yasaktır.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde gezilecek yerler arasında Lefkoşa, Venedik Sütunu, Girne Kapısı, Selimiye Cami, Yeşil Hat, Girne Eski Liman, Girne Kalesi, Bellapais Manastırı, St. Hilarion Kalesi, Gazimağusa şehri ve tarihi Gazimağusa Limanı, St. Barnabas Manastırı, Kertikli Hamamı, Namık Kemal Müzesi, Salamis Harabeleri, Othello Kalesi, Lala Mustafa Paşa Camii, Karpaz yer alır.

Egzotik Kıbrıs mutfağı, kendi tarihî ve deniz kültürünü yansıtması yanında, doğu ve batı kültürünün de ortak bir sentezidir.

Ülkede 2009 yılı itibarı ile 119 turistik konaklama tesisi, 15 diğer konaklama tesisi, 144 turizm ve seyahat acentesi, 25 casino ve 250 turistik restoran bulunmaktadır. Ülkedeki rehber sayısı 1192’dir. Toplam 9224 kişi turizm sektöründe çalışmaktadır.

Müzik

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde zamanla birçok müzik grubu ve sanatçı yetişmiştir. Bunlar genelde klasik müzik, opera, pop, Türk sanat müziği, Türk halk müziği, rap gibi müzik türlerini icra ederler.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye’de faaliyet gösteren birçok Kıbrıslı Türk sanatçı vardır. Bunlardan önde gelenleri şunlardır: Rüya Taner, Ziynet Sali, Işın Karaca, Babutsa, Koray Çapanoğlu, Kıbrıs Müzik Yolcuları, Grup SOS, Fikri Karayel, Buray Hoşsöz.

Spor

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, kendisine uygulanan ambargolar yüzünden spor alanında uluslararası organizasyonlara üye olamamaktadır. Ülkede kurulmuş olan Millî Olimpiyat Komitesi, Uluslararası Olimpiyat Komitesi tarafından tanınmamaktadır. Başta futbol olmak üzere tüm dallarda KKTC takımlarının uluslararası arenada mücadele etmesi Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti tarafından engellenmektedir. Bazı Kıbrıs Türk sporcular bu nedenle Türkiye ve Rum takımlarında forma giymektedir. Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu, NF-Board’un kurucu üyelerindendir.

Kuzey Kıbrıs mutfağı

Şeftali kebabı, Kıbrıs'a özgü bir yemektir. Koyun veya keçinin gömlek de denilen yağlı iç zarının kıyma, soğan ve maydanoz ile doldurulup, dolma biçiminde sarılmak suretiyle, şişte veya ızgarada pişirilmesi şeklinde yapılır

Tarih boyunca pek çok kültürün etkisi altında kalan Kuzey Kıbrıs’ın mutfağı da bu kültürlerden etkilenmiştir. Ayrıca Türk mutfağı ve Kıbrıs Rum mutfağı ile benzerlikler göstermektedir. Şeftali kebabı ve pilavuna gibi yemekler, keçi peyniri hellim kızartması, reçeller ve meyve şekerlemesi olarak adlandırılabilecek macunları ünlüdür.

En ünlü meze çeşitlerinin başında cacık, humus, fava, turşu, salata, zeytin çeşitleri (çakıstes) ve hellim peyniri gelir. Kıbrıs kökenli hellim peyniri, genelde ızgarada ya da yağsız tavada kızartılarak tüketilir. Ayrıca önemli bir ihraç ürünüdür.

Bir başka Kıbrıs spesiyalitesi de molehiyadır. Sadece Kıbrıs’ta ve Nil kıyılarında yetişen, nane kokusunda, reyhan otu görüntüsünde ve biraz da bamya tadındaki bu ot, kuzu eti ya da tavuk ile sulu bir yemek olarak hazırlanır.

İlginç bir başka sebze de, Kıbrıs’ın dışında bilinmeyen kolokastır.

Geleneksel bir kış yemeği olan kolokas, patates türünde bir bitkidir, patatesten daha tatlıdır ve görüntüsü kerevize benzer. Bu bitkinin kökü gelişir ve kolokası oluşturur. Kolokas, bol limon ve kereviz sapıyla pişirilir.

Kıbrıs’a özgü bir güveç türü olan Küp Kebap, kuzu etinin birçok sebzeyle birlikte bir toprak küpte kısmen yere gömülü olarak uzun süre pişirilmesiyle yapılır. Bu nedenle kuyu kebabı olarak da anılır.

Lalangi, Kıbrıs’ın bir başka geleneksel yemeği. Sıcak ya da soğuk yenebilen yemek, tavşan suyunda hazırlanmış mayalı hamurun içine konulan tavşan etinden oluşur.

Nor böreği de Kıbrıs’ta çok sevilen bir yiyecektir. Aslında bir tür tatlı olan nor böreği, nor peyniri, çiçek suyu denilen ve portakal yağından yapılan çiçek kokulu hoş bir sıvı ve şekerle karıştırıldıktan sonra hamurdan koparılan küçük parçalar arasına konulup yağda kızartılarak hazırlanır.

Kıbrıs’ta ayrıca pek çok meyveden macun yapılmaktadır. Bunlar arasında Kabak Macunu, Karpuz Macunu, Ceviz Macunu, Patlıcan Macunu, Hurma Macunu ve Turunç Macunu öne çıkar.

Kuzey Kıbrıs’ta Bulunan Türkiye Dış Temsicilikleri

Lefkoşa Büyükelçiliği
Posta adresi: Bedrettin Demirel Caddesi, Lefkoşa Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
Telefon: +90 (392) 600 3100 (10 hat)
Faks: +90 (392) 228 2209
lefkosa.konsolosluk@mfa.gov.tr

Görev Bölgesi: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Katar Devleti

Katar Devleti

Başkent Doha
Resmî diller Arapça
Yönetim Şekli Mutlak Monarşi
Yüzölçümü 11.586 km²
Nüfus 2.155.446
Nüfus Yoğunluğu 186,0 kişi/km²
Para birimi Katar riyali (QAR)
Zaman dilimi (UTC +3)
Telefon kodu +974
İnternet TLD .qa

Katar ya da resmi adıyla Katar Devleti, Arap Yarımadası’nın doğusunda bulunan bir Basra Körfezi ülkesidir. Tek kara sınır komşusu Suudi Arabistan olup diğer tarafları Basra Körfezi ile çevrilidir. Kuzeybatısında Bahreyn, batı ve güneyinde Suudi Arabistan, doğusunda Birleşik Arap Emirlikleri ve kuzeyinde İran bulunur.

2,15 milyon nüfuslu Katar, artan petrol fiyatları ve sahip olduğu doğalgaz rezervleri sayesinde kişi başına düşen gelire göre dünyanın en zengin ülkesidir. Katar, Orta doğu’daki bütün körfez ülkelerinde olduğu gibi ekonomik olarak hızla gelişmektedir.

Katar bayrağı

Katar bayrağı, 11:28 oranındadır. Bayrak, ülkenin Büyük Britanya’dan bağımsızlığını ilan ettiği 3 Eylül 1971 tarihinden kısa bir süre önce kabul edilmiştir.

Bayrak, beyaz ve kestane rengi olmak üzere iki renkten oluşmaktadır. Göndere çekilen tarafta bayrağın üçte birinin kaplayan beyaz renk bulunmaktadır, diğer taraflar kestane rengindedir. Beyaz ile kestane renginin birleştiği noktada bulunan dokuzar adet üçgenler bu bölümde girintili çıkıntılı bir yer oluşturmaktadır. Katar bayrağı, yüksekliğinin iki katından daha çok genişliğe sahip olan tek ulusal bayraktır.

Bayrak; daha az noktası, 3:5 orantısı ve kestane rengi yerine kırmızı olan, komşu ülke Bahreyn’in bayrağına çok benzemektedir.

Bayrak üzerinde var olan kestane renginin aslında ilk çıkış noktasının kırmızı olduğu, ancak zamanla ülkenin de coğrafi olarak bulunduğu konum nedeniyle de yoğun güneş ışınlarının etkisiyle bu renge döndüğü ifade edilmektedir. Bahreyn bayrağına kırmızı renk ile büyük benzerlik gösterdiği için zamanla bu rengin kullanımı yaygınlaşmış ve 1949 yılında resmen bu renk bayrakta kabul edilmiştir. O dönem 11:30 oranına sahip olan bayrak, 1971 yılında yapılan güncelleme ile 11:28 oranına değiştirilmiştir.

Katar Tarihi

  1938'de Şeyh Abdullah bin Jassim Al Thani'nin gözetiminde inşa edilen Al Zubara Kalesi

Katar, uzun yıllar bölge aşiret beylerinin emri altında yönetilmiştir. Bölge genellikle göçebe kabilelerin yaşadığı yer olduğu için idaresinde de sık sık değişmeler meydana gelmiştir. 19. yüzyılda bölgenin idaresi bugünkü emir’in büyük dedesi olan Muhammed al Sani’ye geçmiştir.

Ülkede fiili Türk egemenliği ilk olarak 1852’de, daha sonra ve kesin olarak 1871’de Muhammed el-Sani’nin daveti üzerine başlamıştır. Katar’ın bugünkü başkenti Doha (Kal’atü’t-Türk adı verilen kale) ve yine bugün ABD üssünün bulunduğu el-Obeid’e yerleşen Türk birlikleri 1913’e kadar kaldılar. Katar da Basra Vilayeti’nin Lahsa sancağına bağlı bir kaza (ilçe) oldu. Al-Sani ailesi de Osmanlı kaymakamları olarak görev yapmaya başlamışlardır. Osmanlı Devleti Katar üzerindeki haklarından 29 Temmuz 1913’te vazgeçti. Son Türk askeri Katar’dan Ağustos 1915’te çekildi. I. Dünya Savaşı’nın çıkmasının akabinde 3 Kasım 1916’da Katar İngiliz işgaline girdi. Katar, 3 Eylül 1971’de İngiliz hakimiyetinden ayrılarak resmen bağımsız bir devlet olmuştur.

Katar Ekonomisi

Başkent Doha

Petrol rezervlerinin keşfedilmesinden önce Katar ekonomisi balıkçılık ve inci avcılığına bağlıydı. Ama 1940’larda petrol rezervlerinin keşfiyle ülkenin tüm ekonomisi değişime uğradı. Bu değişim yüksek yaşam standartları ve büyük ülkelerin vatandaşlarına sunduğu sosyal hizmetleri de beraberinde getirdi.

Ülke, dünyadaki en çok gaz rezervlerine sahip ülkeler arasındadır. Bu büyük etken ülke vatandaşlarının refah seviyesini en üst basamaklara taşımıştır. Ülkede hemen hemen hiçbir tüketim maddesi üretilmemekte, dışarıdan ithal edilmektedir. Fakat ülkedeki oldukça az olan vergi oranları ve enerjinin çok ucuz olması bu mallardaki fiyatı oldukça düşük tutması beklentisi doğursa da gıda benzeri tüketim malzemeleri ucuz değildir, ama elektrik ve elektronikte ucuzluk kendisini hissettirmektedir. 1 tanesi karada 6’sı açık denizde olmak üzere toplam 7 adet doğal gaz üretim noktası vardır. Ülkenin körfeze bakan kısmında ras laffan denen bir endüstri şehri kurulmuştur.

Petrolün varlığı ülkede gübre ve çimento sanayisinin gelişmesine de katkıda bulunmuştur.

Demografi

Katar vatandaşlarının tamamına yakını İslam dinine mensuptur. Etnik Arapların dışında çoğu vatandaş çeşitli ülkelerden petrol sektöründe çalışmak için gelmiştir. Arapça ana dildir. Onlarca değişik milletten insanların bulunması İngilizceyi ikinci bir millî dil haline getirmiştir. Katar Araplarının genelde üst düzey yönetici, bürokrat ya da mal sahibi olduğu ülkede diğer ülke Arapları bankalarda, petrol ve gaz tesislerinde ya da devletin kurumlarında memur olarak çalışırlar. Ülkenin demografik yapısı göçmenlik sistemine dayalıdır. Ülkede yabancı ülkelerden yaklaşık 1,8 milyona yakın işçi çalışmaktadır. Genellikle Filipinler, Nepal, Hindistan gibi ülkelerden insanlar bu ülkeye inşaat, sağlık, hizmet, enerji sektörlerinde çalışmak için gelirler.

Katar’da her 100 kadına 329 erkek düşer, 25-54 arasında bu oran 461’e kadar çıkar. Bu oranlar erkeklerin aleyhine olan dünyanın en yüksek cinsiyet oranlarıdır.

Eğitim

 İslam Eserleri Müzesi , Doha

Yakın tarihte Katar’da eğitime büyük önem verilmeye başlandı. Öğrenci sayısı az olduğundan daha iyi eğitim olanakları sağlanmaya başladı. Herkese bedava olarak verilen sağlık hizmetlerinin yanında anaokulundan üniversiteye kadar eğitim tüm Katar vatandaşları için ücretsiz hale getirildi. Ülkenin Katar Üniversitesi adında bir üniversitesi ve birçok yüksek eğitim kurumu vardır. Başkent Doha’da yapımı devam eden eğitim kasabası ülkenin tüm ortadoğunun en büyük eğitim yeri olmasını sağlamakta ve tüm bölgeden öğrencilerin burada toplanmasını hedeflemektedir.

Katar Coğrafyası

Katar Yarımadası Basra Körfezi’ne doğru Suudi Arabistan’dan çıkmış 160 km’lik bir uzantıya benzer. Genellikle alçak düzlüklerden oluşan ülke kumla örtülüdür. Ülkenin güneyi ise çöllerle kaplıdır.

Katar İklimi

Katar çölleri

Yazın kurak ve nemli, kışın ise ılık ve az yağışlıdır.

İdari bölümler

Katar en büyük yönetimsel birim olan 7 ayrı belediyeye bölünmüştür. Bunlar:

  • Ad Doha
  • Al Rayyan
  • Umm Salal
  • Al Khor
  • Al Wakrah
  • Al Daayen
  • Al Shamal
Sosyal Hayat

Katar sosyal hayat olarak da birçok etkinliğe ev sahipliği yapmaktadır.Hareketli gece hayatı ve birçok dünya starının uğrak yeridir. Uçsuz bucaksız çöllerinde kamp yapabilir, Şubat ayında bile denize girilebilmektedir. Birçok alışveriş merkezleri bulunmaktadır.

Spor

Ülkede en çok sevilen spor futboldur. Bu nedenle birçok ünlü futbol yıldızı ve dünya takımlarının katıldığı özel maç organizasyonları sık düzenlenmektedir. Tenis Katar da sevilen sporlar arasındadır. Her yıl uluslararası düzeyde 5 ayrı turnuva düzenlenmektedir. Katar, 2022 FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği yapmaya hak kazanmıştır.

Katar mutfağı

Kabsa - makbūs

Geleneksel Katar mutfağı ise Arap ve Ortadoğu mutfağının bir katışımıdır. İran ve Hint mutfağından da etkilenmiştir. Makbūs (Kabsa) isimli geleneksel yemekleri pirinç pilavı et ve sebzelerden oluşur. Deniz ürünleri ve hurma geleneksel mutfakta önemli yer arz eder. Diğer önemli ulusal yemekleri, pirinç pilavı, et ve sebzelerden yapılan bol baharatlı Kabsa, şeker, safran, tarçın, kakule ile pişirilen erişteden oluşan ve üstünde yumurta ile servis edilen Balaleet ve fırında pişirilmiş kuzu eti ve pirinç pilavından oluşan Ghuzi’dir. Katar’da kahve kakule ile aromalandırılır, genellikle kendinden şekerlidir ya da hurma ile tatlandırılmıştır. Qahwa helw isimli Katar kahvesi ise turuncu renklidir, kahvenin kakule safran ve şekerle karışımından elde edilen içecek genelde sütle servis edilir. Naneli limonatası da çok ferahlatıcı ve lezzetli bir geleneksel içecektir.

Katar’da Bulunan Türkiye Dış Temsilcilikleri

Doha Büyükelçiliği
Adres: Al Katifiya Zone 66 Al Rabwa Street 310 Diplomatic Area Dafna Doha-Qatar
P.O. Box: 1977
Telefon: +974 4495 1300
Faks: +974 4495 1320
embassy.doha@mfa.gov.tr

Görev Bölgesi: Katar

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

İsrail Devleti

İsrail Devleti

Başkent Tel Aviv, Kudüs
Resmî diller İbranice, Arapça
Yönetim Şekli Parlamenter Cumhuriyet
Yüzölçümü 22.072 km²
Nüfus 8.238.300
Nüfus Yoğunluğu 373,2 kişi/km²
Para birimi Şekel (₪‎) (ILS veya NIS)
Zaman dilimi UTC +2
Telefon kodu +972
İnternet TLD .il

İsrail ya da resmî adıyla İsrail Devleti, Orta Doğu’da, Asya ve Afrika kıtalarının kesiştiği yerde bulunan bir ülkedir. Coğrafi olarak, Asya kıtasında bulunur. Batısında Akdeniz, kuzeyinde Lübnan ve Suriye, doğusunda Ürdün, güneyinde ise Mısır, Filistin ve Kızıldeniz ile çevrilidir.

İsrail’in başkenti Kudüs’tür ancak bu durum Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 478 sayılı kararı nedeniyle ABD dışında uluslararası toplum tarafından tanınmamaktadır. İsrail’deki büyükelçilik ve konsoloslukların büyük çoğunluğu, ülkenin finans merkezi olan Tel Aviv’dedir ve uluslararası toplum tarafından Tel Aviv, İsrail’in başkenti olarak tanınmaktadır. İsrail, nüfusunun çoğunluğu Yahudi olan tek devlettir.

Uzun ve dar bir şekle sahip olan İsrail, 470 km uzunluğunda olup, en geniş bölgesi yaklaşık 135 km’dir. Sınırları ve ateşkes hatları içerisinde kalan toplam yüzölçümü 27.817 km²’dir. İsrail, yaklaşık 8.081.000’lik nüfusuyla, çeşitli din, kültür ve sosyal geleneklere sahip insanları bir araya getirmiştir. Para birimi Yeni İsrail şekelidir. İsrail dünyadaki en büyük 43. ekonomiye sahiptir. Aynı zamanda İnsani Gelişme Endeksi’nde Orta Doğu’da ilk sırada yer alır. Asya’da ise beşinci sıradadır. Basın Özgürlüğü Endeksi’nde İsrail 86. sıradadır.

Bayrak ve arma

İsrail’in bayrağı 28 Ekim 1948 tarihinde, İsrail Devleti’nin kurulmasının ardından 5 ay sonra kabul edilmiştir. Beyaz zemin üzerinde iki yatay mavi şerit arasında aynı mavi renkte bir Davut yıldızı’ndan oluşur. Anlamı,Dinimizden kopmayarak Davut’un kalkanı bizide korusun’ demektir. Bayraktaki iki mavi çizgi Fırat ve Nil nehirlerini temsil ettiği belirtilen görüşler arasındadır ki bu Saqr Abu Fakhr’a göre bu bir mitten ibarettir.

Bayrak 1891’de ilk siyonistler tarafından tasarlandı. Mavi çizgileri Yahudi dua şalı talliti hatırlatır.

 İsrail arması

2007’de Masada’ya asılan 660mx100m ebatlarında ve 5.2 ton ağırlığındaki İsrail bayrağı dünyanın en büyük bayrağı olma konusunda dünya rekoru kırmıştı

İsrail’in resmi devlet armasında yedi kollu şamdan (Menora) bulunur ve ישראל (İbranice: İsrail) yazmaktadır.

Tarih

Yahudiler 19. yüzyılın ikinci yarısında devlet kurma çalışmalarına başladılar. Arz-ı mev’ut (vadedilmiş topraklar) üzerine devlet kurma çalışmaları ilk önce İngiltere’de görülür. 1848’de İngiliz hükumeti bir genelgeyle Filistin’deki konsoloslarını, Yahudilerin himayesine verdi. 1870’te Yahudi faaliyetlerinin merkezi İngiltere’den Rusya’ya geçti. Siyonist hareketlerin başına geçen Theodor Herzl, Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulması için birçok çalışmalarda bulundu. Herzl, İngiltere gibi güçlü bir devleti arkasına alarak, gayesine ulaşma çabasındaydı. Herzl bu kapsamda II. Abdülhamit ile iki kere görüşmüş (İlki 17 Mayıs 1901, ikincisi 4 Temmuz 1902’de olmak üzere), her ikisinde de bir netice alamamıştır. Siyonistler, devlet olabilmeleri için bir tarım sınıfına ihtiyaçları olduğunu fark ettiler, bununla birlikte Avrupa Yahudilerinin neredeyse tamamı ticaretle uğraşıyordu, Rusya’da ise tarımla uğraşan Yahudiler mevcuttu. Bu dönemde Rusya’da Yahudilere karşı -özellikle çiftçi Yahudileri içeren- pogromlar ismiyle bilinen bir dizi katliam yaşandı. Katliamlara maruz çiftçi Yahudilere, Siyonistler tarafından ülkeyi terk edip Filistin’e yerleşmeleri teklifi yapıldı. 1870 yılından itibaren çiftçi Yahudiler Filistin toprakları üzerinde tarımsal yerleşme merkezleri kurmaya başladılar. Bununla birlikte, Rusya’yı terk eden Yahudilerin birçoğu Avrupa’ya göçtü. 1870-96 yılları arasında Eretz Israel’de on yedi tarım kolonisi kuruldu.

I. Dünya Savaşı sonunda 2 Kasım 1917’de İngiltere dışişleri bakanı Arthur Balfour’un girişimiyle Balfour Deklarasyonu süreci başlatıldı. Milletler Cemiyeti 1920 yılında, Filistin üzerinde İngiliz mandasını tanıdı. Bundan sonra kurulan bir Yahudi bürosu İngiltere nezdinde Yahudi haklarını temsil etmeye başladı.

 Filistin’in kaybettiği topraklar (1946-2000)

Bundan sonraki yıllarda Siyonistler dünyanın çeşitli yerlerine dağılmış bulunan Yahudi topluluklarını -devlet kurabilmek için etkili bir nüfus oluşturmak gayesiyle- Filistin’e göçmeleri için ikna etme çabalarına girişti. Nazi Almanyası’nın 1930’lardan 1940’ların ortalarına kadar Yahudilere soykırım uygulamaya başlamasıyla Filistin’e büyük bir Yahudi göçü başladı. Filistin’deki Araplar bu göçe karşı koyduklarından İngiltere, Yahudi göçlerinin durdurulmasına karar verdi. Bunun üzerine Sion’a bağlı Askeri Yahudi Teşkilatı Hagana, Filistin’e göç konusunda İngiltere’nin aldığı bu kısıtlayıcı kararı protesto amacıyla silahlı terör eylemlerine girişti. Filistin yönetimi Nazi liderliği ile işbirliğine girişti. Bu amaçla Kudüs müftüsü Almanya’ya birçok ziyarette bulundu.

Filistin’e de gizli Yahudi göçleri düzenlenmeye başlandı. II. Dünya Savaşı’nın Müttefikler’in galibiyetiyle bitmesinden sonra, Filistin meselesi son safhasına ulaştı. İngiltere daha sonra Amerika’nın yardımını sağladıktan sonra, Filistin meselesini Birleşmiş Milletler’e götürüp, meselenin çözülmesini istedi. BM, Kasım 1947’de Filistin’in biri Yahudi öteki Arap olmak üzere iki devlet arasında paylaşılmasına karar verdi. Yahudiler bu kararı kabul ederken Araplar reddetti. Kudüs şehrine ise BM denetiminde milletlerarası bir bölge statüsü tanındı. Bu çözüm Arapları tatmin etmedi. İsrail-Filistin Savaşı başladı.

14 Mayıs 1948’de BM paylaşım planı uyarınca David Ben-Gurion tarafından İsrail Devleti’nin kuruluşu ilan edildi. 24 saat sonra, Mısır, Ürdün, Suriye, Lübnan ve Irak orduları saldırıya geçerek İsrail topraklarına girdiler.

1949 yılının ilk aylarında BM nezdinde İsrail ile onunla savaşan Arap ülkelerinin her biri (o dönemden beri İsrail’le müzakere masasına oturmayı reddeden Irak hariç) arasında doğrudan müzakereler düzenlendi ve bunların sonucunda bir ateşkes anlaşması imzalandı. Anlaşma uyarınca sahil şeridi, Celile ve tüm Necef İsrail’e, Yehuda ve Samiriye (Batı Şeria) Ürdün’e, Gazze Mısır yönetimine ve Kudüs’ün ise Eski Şehir’in de dahil olduğu doğu kısmı Ürdün’e, batısı da İsrail’e bırakıldı. İsrail’in Filistinliler ile olan gerginliği ise sürmektedir.

Etimoloji

Tevrat’a göre; Yakup ailesi ile göç ederken, Tanrı’nın bir meleği insan kılığında Yakup’a görünür. Ailesini nehrin karşısına taşıdıktan sonra Yakup, melek ile gün ağarıncaya kadar güreşir. Melek, Yakup’u yenemeyeceğini anlayınca ona, ‘Beni bırak, gün ağarıyor’ der. Fakat Yakup, "Beni kutsamadıkça seni bırakmam" der. Yakup mücadele eder ve nihayetinde Tanrı’nın meleğini yener. O da Yakup’u Tanrı’yla mücadele eden anlamına gelen İsrail adıyla kutsar. Böylece Tanrı tarafından Yakup’un adı İsrail olarak değiştirilmiş olur. Bu nedenle Yakup’un soyundan gelenlere İsrailoğulları denir. Bu olaydan sonra Yakup, Mısır’a göçtüğünde sülalesi İsrailliler olarak anılır.

Coğrafya

İsrail, Orta Doğu’da Doğu Akdeniz kıyısındadır. Batısında Akdeniz, kuzeyinde Lübnan ve Suriye, doğusunda Ürdün, güneybatısında Sina Yarımadası ve Gazze vardır. Ülkenin güney bölgesi, Necef Çölü’nden meydana gelir. Kuzeydoğu kesimi ise Şeria Hendeğine açılır. Güneydoğuda dik yükseltiler vardır. Lut Gölü bu bölgededir. Akdeniz kıyı bölgesinin kuzey bölümü Yafa’dan Karmel Dağına kadar uzanarak, Şaran Ovası adını alır.

 Golan Tepeleri

Karmel Dağı’nın doğusunda Kişon Irmağı vadisi boyunca uzanan Esdradelon Ovası yer alır. Ova, Taberiye Gölü’ne kadar uzanır. Ürdün Nehri buradan geçerek deniz yüzeyinden 394 m aşağıdaki Lut Gölüne dökülür. Lut Gölü’nün sadece güneybatı sahili İsrail’indir. İsrail’in doğu bölgeleri dağlıktır. Buralar Şamiriye ve Yahudiye tepelerinden Necef Dağı’na kadar uzanır. İsrail’in en yüksek noktası 1208 m’lik Nyron Dağı, Taberiye Gölü’nün kuzeybatısındadır. Golan Tepeleri de kuzeydoğudadır. Şamiriye ve Yahudiye tepeleri üzerinde Kudüs’ün bulunduğu yaylanın bir kısmı yer alır.

Ülke topraklarının yarıdan fazlasını meydana getiren Necef Çölü, çorak volkanik engebelerle sınırlanmış, geniş bir bozkır ovasıdır. Batı kesiminde kuru yaylalar bulunur. Galilea ve Carmel’in yüksek tepeleri Halep çamları ve meşe ağaçları ile kaplıdır. En tipik bitki örtüsü Akdeniz makileridir. Akdeniz kıyı bölgesi verimli ve yeşilliktir. İsrail’de hızlı bir ağaçlandırma çalışmaları yapılmaktadır. Yabani hayvanlarının soyu gittikçe azalmıştır. Çok çeşitli kuş türleri vardır.

İklim

İsrail Akdeniz iklimi etkisi altındadır. Yazları kurak ve sıcak geçer. Yağmur ancak aralık, ocak ve şubat aylarında yağar. Yıllık ortalama yağış miktarı 1000 mm civarındadır. Yıllık sıcaklık ortalaması yazın 24-32 °C arasında, kışın ise 7 ile 16 °C arasındadır. Bu ortalama Necef Çölü’nde 38 °C’yi aşar.

Ekonomi

 Tel Aviv'in metropol bölgesi (3 milyondan fazla kişi) ülkenin ekonomik merkezi ve Silikon Wadi'nin kalbidir.

İsrail ekonomisi, yüksek teknolojik araç gereç üretimi, tarım, sanayi, elmas işlemeciliği ve turizme dayalıdır. Kibbutz adı verilen kommünal tarım çiftlikleri gıda üretiminin tamamına yakınını gerçekleştirerek ülkenin gıda da kendi kendine yetmesini sağlar. Teknoloji alanında İsrail ekonomisi dünyanın en hızlı gelişen ülkesidir. Intel, IBM, Motorola, Google gibi firmaların İsrail’de Ar-Ge merkezleri bulunur, bunun nedeni silikon üretimi için ülkenin elverişli olması ve en önemlisi kişi başına düşen bilgi teknolojilerinde çalışan sayısının çok yüksek olmasıdır. NASDAQ endeksinde İsrail Firmaları en çok işlem görenler sıralamasında ABD ve Kanada’dan sonra üçüncü sırada gelir. İsrail çeşitli güvenlik sorunlarına rağmen sürekli kaliteli insan gücü yetiştirmeye önem vererek ekonomisinin büyümesini sağlamıştır.

Tarım
İsrail tarımının temel birimini kibbutzlar teşkil eder. Kibbutz, bir kolektif üretim teşkilatıdır. Necef Çölü uzun çalışmalardan sonra ekilebilir duruma getirilmiş ve tarımsal üretim artmıştır. Kibbutz, kolektif çiftlikleri biçiminde teşkilatlanmış olmasına rağmen kooperatif şeklinde birimler de vardır. Bu birimlere moşavim denir. Tarım bu teşkilatlar tarafından yapılır. İsrail toplam işgücünün % 6,5’u tarım sektöründe çalışmaktadır. İsrail’de sulama şebekesi çok gelişmiştir. 400.000 hektardan büyük bir alan sulanabilmektedir. Ana tarım bölgesi Eşdraelon’dur. Sahil ovaları da vadiler kadar verimlidir. Yetiştirilen başlıca tarım ürünleri; tahıllar, Turunçgiller, şekerpancarı, üzüm ve vişnedir.

Hayvancılık
Otlakların az olması sebebiyle hayvancılık gelişmemiştir. İsrail’de sığır ve koyun yetiştirilir. Son yıllara kadar yasak olan domuz besiciliği önemli boyutta değildir zira Yahudiler domuz yemezler. Bunun yanında kümes hayvanları çoktur. Hayvanlardan elde ettiği ürünler kendi ihtiyacını karşılar. Balıkçılık çok gelişmiş olup, Hint ve Atlas Okyanusu’na çıkardığı gemilerle yapılan avcılık ile yılda 25.000 tondan fazla balık avlanır.

Sanayi
İsrail’de sanayi yükselen bir hızla gelişmektedir. Sanayi devrimi 1958-1965 yılları arasında gerçekleşmiştir. Bu dönemde ülke sanayisi % 142 oranında artış göstermiştir. Potasyum ve bakır sanayi bunların başlıcalarıdır. Toplam işgücünün % 33.4’ü sanayi alanında çalışmaktadır. Sanayi bölgeleri Tel Aviv ve Hayfa’da toplanmıştır. Gelişen sanayi sektörlerinin başlıcaları; ilaç, optik, elektrik malzemesi, elmas işletmeciliği, silah sanayisidir.

Ticaret
Dış satımının üçte birinden fazlasını elmas sanayi sağlamaktadır. İhraç ettiği malların başında turunçgiller gelmektedir. Bunlar, portakal, muz, narenciye ve üzümdür. Bugün dışarıya uçak ve silah satmakta, fakat ticaret dengesi devamlı açık vermektedir. İthalat özellikle mamül eşya ve sanayide kullanılan hammaddeler üzerinde yoğunlaşmıştır. Ticaretinin büyük bir kısmını ABD, İngiltere ve Almanya ile yapar.

Turizm
İsrail’de inanç turizmi yaygındır. Her yıl İsrail pek çok Müslüman, Hristiyan ve Yahudi tarafından ziyaret edilir. Ülkede Mescid-i Aksa, Ağlama Duvarı gibi dini yapıların bulunması inanç turizmini geliştirir. İsrail’de sadece inanç turizmi yoktur. Ülkede arkeolojik yapıların korunması ve sergilenmesi turist sayısını artırır. Ülkenin ılıman iklimi ve plajları turizm için elverişlidir.

Siyaset

Devlet Başkanı – Cumhurbaşkanı (İbr. Nasi) yedi yılda bir Knesset (Meclis)’in çoğunluğunun oyu ile seçilir. Devlet Başkanı genellikle törensel ve resmî görevleri yerine getirir; ancak af yetkisi gibi yürütme yetkilerine de sahiptir. Başbakanlığa Cumhurbaşkanı tarafından çoğunluğu kazanan partinin lideri seçilir. Hükümete parlamento dışından bakan tayin edilebilmektedir. 120 üyesi olan meclisin seçim sistemi Nispi Temsildir ve en düşük oy verme yaşı 18, en uzun hükümet dönemi ise 4 yıldır. Ayrıca İsrail yaklaşık olarak 32 yıldır koalisyon ile yönetilmektedir.

Ordu

IAI Lavi ("genç aslan"), İsrail Havacılık Endüstrisi  tarafından hazırlanan bir İsrail çok rollü savaş uçağı projesiydi. Uçak, 1980'lerin ortalarında geliştirilmeye başlanmış olup proje yüksek maliyeti nedeniyle iptal edildi.

İsrail, sadece Umman ve Suudi Arabistanın gerisinde olmak üzere GSYİH’sine oranla en yüksek savunma bütçesine sahip ülkedir. İsrail Savunma Kuvvetleri, İsrail özel kuvvetlerinin tek askeri kanadıdır ve Genelkurmay Başkanı kabinenin alt-yönetimi ile "Ramatkai"nin başıdır. İSK, kara, hava ve deniz kuvvetlerinden oluşur. 1948 Arap-İsrail Savaşında ülkenin kurulmasından önce -Haganah önderliğinde- paramiliter grupların birleştirilmesi ile kuruldu . İSK ayrıca Mossad ve Shabak ile çalışan Askeri Haberalma Yönetiminin (Aman) kaynaklarından yararlanır. Kısa tarihinde, birçok büyük savaş ve sınır çatışmaları olan İsrail Savunma Kuvvetleri dünyanın en deneyimli ordusu olmuştur.

Çoğu İsrailli orduya 18 yaşında katılır. Erkekler 3 yıl ve kadınlar 2 ila 3 yıl hizmet eder. Zorunlu hizmetten sonra, İsrail erkekleri yedek kuvvetlere katılır ve genellikle kırklı yaşlarına dek senede birkaç hafta görev yaparlar. Çoğu kadın ise yedek görevden muaftır. İsrailin Arap vatandaşları (Dürziler dışında) ve tam zamanlı dini eğitim alanlar da askeri hizmetten muaftırlar; Yeshiva öğrencilerinin bu muafiyeti yıllarca tartışma konusu olmasına rağmen. Çeşitli nedenlerle askeri hizmetten muaf olmak isteyenler için hastane, okul ve sosyal yardımlaşma hizmetlerini içeren Sherut Leumi veya ulusal servis bir alternatif oluşturur. Zorunlu askerlik programının bir sonucu olarak, İSK yaklaşık 176.500 aktif asker ve ek olarak 445.00 yedek ile hizmet verir.

Ulusal ordu, ağırlıklı olarak ülke içinde dizayn edilip üretildiği kadar ithal de edilen yüksek teknolojili silahlara dayanır. 1967’den beri özellikle Birleşik Devletler kayda değer miktarda askeri yardım yapmıştır; 2013-2018 yılları arasında yıllık 3,15 milyar Dolarlık yardım yapması beklenmektedir. Arrow (Ok) füzeleri dünyanın az sayıdaki operasyonel anti-balistik füze sistemlerinden biridir. İsrail’in Iron Dome (Demir Çatı) anti-füze hava savunma sistemi, Gazze Şeridindeki Filistinli militerlerin ateşlediği binlerce Kassam, 122 mm Grad ve Fajr-5 ile ağır roket saldırıları karşısında dünya çapında takdir topladı.

Yom Kippur Savaşından itibaren İsrail, Casus uydu iletişim ağı geliştirdi. Ofeq programının sonucunda İsrail bu tür uyduları yerleştirebilen dünyanın yedi ülkesinden biri oldu. Kuruluşundan beri İsrail GSYİH’nin önemli miktarını savunmaya harcadı. Örnek olarak 1984’te bu miktar GSYİH’nin %24’ydü. 2006’da ise %7,3’e düştü.

İsrail’in geniş ölçüde kimyasal ve biyolojik kitle imha silahlarına sahip olduğuna inanıldığı gibi nükleer silahlara sahip olduğuna da inanılır. İsrail, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nı imzalamamıştır ve nükleer silah kapasitesi hakkında kasıtlı belirsizlik politikasını sürdürmektedir. İsrail Irak’ın Scud füzeleri ile saldırıya uğradığı 1991’deki Körfez savaşı sonrası, Merkhav Mugan olarak isimlendirilen kimyasal ve biyolojik maddeleri geçirmeyen takviye güvenlik odalarını İsraildeki tüm evler için zorunlu kılmıştır.

İsrail sürekli olarak çok düşük not aldığı Küresel Barış Endeksi sıralamasında, 2011 verilerine göre 153 ülke içinde 145. sıradadır.

İsrail dünyanın en büyük silah ihracatçılarından biridir, 2007’de 4. en büyük silah ihracatçısı olmuştur. İsrailin ihraç ettiği silahların büyük çoğunluğu güvenlik nedenleri ile rapor edilmez

Demografi

İsrail’de 6.110.600 Yahudi vardır. İsrail nüfusunun %20.7’sini Araplar oluşturmaktadır. Son on yılda Romanya, Tayland, Çin, Güney Amerika’dan gelen pek çok işçi İsrail’e yerleşmiştir. Bu işçilerin çoğu yasa dışı ülke sınırlarında oldukları için göçmenlerin kesin nüfusu bilinmemektedir.

1948 yılından beri İsrail hep göç aldı. Alınan bu göçler Dünya’nın başka yerlerinde yaşayan Yahudilerin ülkeye yerleşmesinden kaynaklanıyordu. Fakat son 10 yılda İsrail’de iş imkanlarının artması ve Orta Doğu’da hızla gelişen bir ülke olması pek çok farklı ulustan insanın İsrail’e göç etmesine neden olmuştur. Haziran 2012 itibarıyla 60.000 Afrikalı göçmen ülkeye girmiştir. Göçmenlerin İsrail’e yasa dışı girmeleri hükûmet tarafından tehdit olarak algılandı ve bakanlar toplantısı yapıldı. İsrailliler’in %92’si kentsel alanlarda yaşamaktadır. 2011 yılından itibaren Doğu Kudüs’te yaşayanların nüfusu 250.000 kişi olmuştur. Golan Tepeleri’nde ise bu nüfus 20.000 kişidir.

İsrail kendini Yahudi olarak nitelendiren tek devlettir. Sadece Yahudiler ve Yahudi soyundan olan kişiler İsrail vatandaşı olabilir. Ülke’de çıkarılan Dönüş Yasası sonucu İsrail vatandaşlığı ülkeye gelen tüm Yahudilere verilir. İsrail nüfusunun %4’ü Yahudi soyundan gelen fakat Yahudi olmayan insanlardan oluşur. Dönüş Yasası böyle kişilere vatandaşlık vermeyi kabul etmiştir. Günümüzde İsrail’deki Yahudi nüfusunun %73’ü İsrail doğumludur. Nüfusun %18.4’ü Avrupa ve Amerika’dan göç eden Yahudilerdir. Geriye kalan %8.6’lık kısım Asya ve Orta Doğu coğrafyasındaki Yahudilerdir.

Dil

İsrail’de İbranice ve Arapça olmak üzere iki resmî dil vardır. İbranice devlette en çok konuşulan ve kullanılan dildir. Arapça ise İsrail’de sadece Arap azınlıklar tarafından kullanılır. İsrail’de İngilizce resmî dil değildir fakat tabelalarda İngilizce yer alır. Aynı zamanda okullarda İngilizce eğitimi verilir. Televizyonda İbranice yayın yapan kanallar sıklıkla olsa da İngilizce yayın yapan medya kuruluşları da vardır. İsrail’de günlük hayatta göçmen nüfus nedeniyle pek çok farklı dil kullanılabilir. 1990 ve 1994 yılları arasında 1 milyondan fazla anadili Rusça olan Yahudi İsrail’e göç etti. 2004 yılında kadar 700.000 Yahudi Fransa’dan göç etti. Yurt dışından göç eden Yahudiler İbranice öğrense bile günlük hayatta ana dillerini kullanabilirler. Bu yüzden Rusça ve Fransızca halk arasında sıklıkla kullanılan dillerdir.

Din

 Kudüs

İsrail devletinin resmi dini yoktur ancak devletin tanımında "Yahudi ve demokratik" yer alır. Bu durum Yahudilik inancı ile güçlü bir bağlantı oluşturur, aynı zamanda devlet hukuku ile dini hukuk arasında bir çatışma yaratır. Siyasi partiler, büyük ölçüde İngiliz Mandası döneminde var olduğu gibi din ve devlet arasındaki dengeyi korur.

İsrail topraklarında Musevi inancı hakimdir. İsrail’de Yahudiler en büyük nüfusu oluştururlar. Yahudilerin kendi aralarında mezhepsel farklılıkları olabilir. Bazı İsrailliler dinlerine çok bağlıyken bazıları biraz daha modern olabiliyorlar. İsrail’de yapılan bir sosyal ankette "İnancınızı nasıl tanımlarsınız?" sorusu yöneltilen Yahudilerin %55’i geleneksel, %20’si laik, %17’si Siyonist, %8’i Haredi Yahudisi olarak tanımlarken %5’İ kendilerini Ortodoks-radikal Yahudi olarak tanımlar.

Müslümanlar İsrail’in en büyük dini azınlığını oluşturmaktadır. Nüfusun %2’si ise Hristiyan’dır. Bu Hristiyan nüfusun çoğunluğu yurt dışından gelen göçmenlerdir.İsrail’de Budizm ve Hinduizm inancına mensup insanlar da vardır. Fakat bu inanca mensup insanlar yasa dışı göçle ülkeye geldikleri için İsrail’deki Budist ve Hindu nüfus tam olarak bilinmemektedir. Kudüs, Müslümanlar ve Hristiyanlar için büyük önem taşır. Batı Duvarı, Tapınak Dağı, Mescid-i Aksa Cami ve Kutsal Mezar Kilisesi İsrail’deki Müslüman ve Hristiyanlar için önemlidir.

Eğitim

İsrail’de eğitim hayatı 15 yıldır. Birleşmiş Milletlere göre halkın %97’si okuryazardır 1953’ten beri okullar devlet tarafından 5’e ayrılmıştır. Bunlar; normal okullar, dini okullar, ortodoks okullar, kamu okulları ve arap okulları. İsrail halkının büyük çoğunluğu normal okullarda eğitim görmektedir. İsrail’de yaşayan Araplar ise Arap okullarına giderler bundaki en büyük etken sadece İslam dini ve Arapça eğitiminin Arap okullarında verilmesidir.

İsrail’de öğrenciler 3 yaşında okula başlar ve 18 yaşında öğrenim hayatını bitirirler. Üniversitelere ise sınavla girilir. Üniversiteye giren öğrenciler eğitim hayatlarına devam ederler. Fakat İsrail’de ilköğretim, ortaöğretim ve lise zorunludur. Okullarda İngilizce eğitimi ilköğretimden itibaren verilir. İlköğretim 1. ve 6. sınıf, ortaöğretim 7. ve 11. sınıf, lise ise 12. ve 15. sınıftan oluşur. Liseyi bitiren öğrenciler Bagrut isimli sınava girerler ve sınavdan aldıkları dereceye göre üniversiteye yerleşirler. Sınavda en sık matematik, İbranice, genel kültür, felsefe ve tarih alanlarında soru sorulur Bu sınavlar mezun olunan okullara göre değişmez. Dini okullardan mezun kişilerde Bagrut isimli sınavdan geçmek zorundadır ve Bagrut sınavında dini sorular sorulmaz. İsrail’de eğitim ücretsizdir. Bunun dışında özel okullar yoktur tüm okullar devlete bağlıdır. İsrail üniversiteleri mezun olan öğrencilerine sağladıkları iş olanaklarıyla popülerdir. Times, Higher Education Jerusalem ve Tel Aviv Üniversitesini dünyanın en iyi 100 üniversitesi listesine eklemiştir.

Mutfak

 Humus, İsrail'de en çok yenen yiyeceklerden biridir

İsrailliler inançları gereği et ve süt ürünleri birlikte tüketmemektedir. Farklı kültürlerin bir arada olması mutfak çeşitliliğinde de kendini gösterir. Buna bir de, Avrupa, Rusya veya Yemen gibi, göç öncesi yaşanmış ülkelerin tatları da eklenir. Ama İsrail mutfağına Akdeniz ve Ortadoğu tarzının hâkim olduğu söylenebilir. İsrailliler de Türkler gibi çok ekmek tüketmektedir.

Cuma ve cumartesi günleri için hazırladıkları baharatlı ya da tatlı ekmekler vardır. Bunların en bilineni, örgü şekilli "khala"dır. Mayasız hamurdan pişirdikleri ekmekler de meşhurdur. İnançlarına göre Firavun zamanında Yahudiler Mısır’ı öylesine apar topar terk etmek zorunda kalmışlar ki yolculuk için hazırlayacakları ekmekleri mayalamaya zaman bulamamışlar. Bu gelenek o günlerin anısına ve hamursuz adıyla anılıyor. İsrail mutfağında şerbetli tatlılar yaygındır baklava, kadayıf, lokma gibi lezzetler çokça sevilmektedir. Avrupa geleneğinden gelen pasta ve keklerle bir arada İsrail mutfağında yer alıyor. İklimin getirisiyle meyve üretimi çeşitlilik arz etmektedir. En cok tüketilenler avokado, portakal ve nar. Kuskus, balık, humus, tahin, fava, falafel, şavarma (döner), gulaş en popüler yemeklerdendir. Bu arada en leziz yerel yemeklerin genellikle salaş mahalle lokantalarında yenebileceğini unutmamak gerek. İsrail’de her yerde alkol bulunsa da çok fazla tüketilmez.

İsrail’de bulunan Türkiye Dış Temsilcilikleri

Tel Aviv Büyükelçiliği
Adres: Embassy of Turkey, 202 Hayarkon Street, 6340507, Tel Aviv-Yafo, Israel
Telefon: 00 972 3 741 69 00
Faks: 00 972 3 524 1390
embassy.telaviv@mfa.gov.tr

Görev Bölgesi: İsrail

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Irak Cumhuriyeti

Irak Cumhuriyeti

Başkent Bağdat
Resmî diller Arapça, Türkmence, Kürtçe, Ermenice, Süryanice
Yönetim Şekli Parlamenter Cumhuriyet
Yüzölçümü 437.072 km²
Nüfus 37.056.169
Nüfus Yoğunluğu 84,7 kişi/km²
Para birimi Irak dinarı (IQD)
Zaman dilimi UTC +3
Telefon kodu +964
İnternet TLD .iq

Irak ya da resmî adıyla Irak Cumhuriyeti, Batı Asya’da bir ülkedir. Kuzeyde Türkiye, doğuda İran, güneydoğuda Kuveyt, güneyde Suudi Arabistan, güneybatıda Ürdün, batıda ise Suriye ile sınır komşusudur. Başkenti ve en büyük şehri Bağdat’tır. Bugün Irak, Orta Doğu’da yer alan stratejik mevkisiyle, sahip olduğu petrol rezervleri ile Körfez’in önemli ülkelerinden biri durumundadır. Irak bir ara (savaştan önce), Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden sonra dünyanın en büyük üçüncü petrol rezervine sahipti. Amerika’yla savaştan ve işgalden sonra üretimde önemli düşüşler olmuştur. Fakat doğal rezerv sıralamasındaki yerini korumaktadır.

Irak uzun yıllar Birleşik Krallık’ın hâkim gücü altında idare edilmiştir. Birleşik Krallık’ın 1971’de Orta Doğu’dan tamamen çekilmesi ile bu bölge üzerinde ABD önder güç olmaya başlamıştır. Soğuk Savaş sonrası Orta Doğu’da etkisini artıran ABD’nin Irak’a özel bir politik ilgisi vardır. Yakın dönem Irak tarihi ABD tarafından şekillendirilmiştir. Irak, Orta Doğu’daki bütün körfez ülkelerinde olduğu gibi hızla gelişmektedir.

Bayrak ve arma

Irak bayrağı, Yemen, Mısır, Sudan, Suriye, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri bayraklarında olduğu gibi Arapları temsil eden geleneksel Arap ulusal renklerinden oluşmaktadır. Kırmızı renk hanedanlığı, siyah renk Abbasileri ve Araplığı simgelemektedir. ‘Allahu Ekber’ yazısı bayrağın ortasına beyaz şerit üzerine yeşil renkte ve Kufi harfleriyle Irak halkını temsil etmektedir.

Irak arması, altın kartal figürüyle birlikte ülke bayrağının kullanıldığı Arapları temsil eden geleneksel Arap ulusal renklerinden oluşan armalardandır.

Tarih

Aslan Avını gösteren kabartma, Nineveh'in kuzey sarayından, MÖ 645-635.

Irak’ın içinde bulunduğu Mezopotamya bölgesi dünyanın ilk önemli yerleşim merkezlerinden biridir. M.Ö. 7. yüzyıla kadar Sümer-Akad, Babil ve Asurların elinde kalan bölge, daha sonra Perslerin eline geçmiştir. Bölgede İslamiyet’ten önceki Araplar da Main, Sebai ve Himyeri devletlerini kurdular. İslamiyet’in doğuşu ve hızla gelişmesi ile birlikte Müslümanlar uzun süre bölgeye hâkim oldular.

Bağdat 762’den itibaren yeni baştan imar edilerek Abbasilerin, yani, İslam dünyasının başşehri oldu. Dünyanın en önemli kültür merkezlerinden biri haline geldi. Bilhassa 786-809 seneleri arasında halifelik yapan Harunürreşid ve oğlu Me’mun zamanında, Irak dünyanın en parlak ilim ve kültür merkezi oldu. Ancak 1258’de Irak’a giren Moğol hükümdarı Hülagü, şehirleri yakıp yıkmıştır. Sonraki tarihlerde eski günlerini yakalayamayan Irak, sırasıyla Celayirliler, Timuroğulları, Karakoyunlular, Akkoyunlular ve Safeviler’in hâkimiyeti altına girdi. 1515’te Kuzey Irak Osmanlı topraklarına katıldı, ardından Kanuni Sultan Süleyman 1534’te ülkenin tamamını fethetti.

Irak, Osmanlı hâkimiyetinde kaldığı yaklaşık beş asırlık sürede parlak bir dönem yaşadı. Osmanlı Sultanı Dördüncü Murad Han zamanında Bağdat ikinci kez fethedildi. Irak’ı ele geçirmek isteyen İngilizler, Birinci Dünya Savaşı döneminde 20 Kasım 1914’te Basra’ya girdiler. Ancak 29 Mayıs 1916’da Irak ve Osmanlı Kuvvetleri “Selman Pak” meydan savaşında İngilizleri yendiler. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Osmanlılar bölgeden çekildi. İngiltere 1918’de ordularını Musul’a soktu ve 1920’de yapılan son Roma Konferansı’nda da Irak’ın İngiliz mandası altına girmesi kararlaştırıldı. 1930’da İngiltere Irak’a sözde bağımsızlık tanıdı. 1933’te de Faysal’ın oğlu Gazi, kral oldu.

Irak, İkinci Dünya Savaşı’na girmedi. Ancak bütün İngiliz sömürgeleri gibi savaştan etkilendi. 14 Temmuz 1958’de Irak ordusu, 22 yaşındaki Kral İkinci Faysal’ın da öldürüldüğü kanlı bir darbe ile yönetime el koyarak cumhuriyeti ilan etti. Ancak darbeci Abdülkerim Kasım bir diktatördü ve Irak’a İngilizlerden fazla bir hürriyet vermedi. Bunun üzerine Sosyalist Arap Baas Partisi aynı senenin 8 Şubat’ında yönetimi ele geçirdi. 18 Kasım 1963’te ise Arif Kardeşler, karşı darbe ile başa geçti. Beş sene sonra 30 Temmuz 1968’de de Baas Partisi yeni bir darbe yaparak ikinci defa yönetimi ele geçirdi. Saddam Hüseyin’in başkanlığındaki Devrim Komuta Konseyi ve Sosyalist Arap Baas Partisi bugün de işbaşındadır. 22 Eylül 1980’de başlayan Irak-İran savaşı ülkede yüzbinlerce insan kaybına, milyarlarca dolarlık zarara, huzur, barış ve düzeninin bozulmasına yol açtı. Sekiz sene süren savaş sonunda, 20 Ağustos 1988’de ateşkes imzalandı.

1990 ortalarında Irak orduları Kuveyt’e girerek burayı işgal etti. Bunun üzerine başlayan Körfez Krizi petrol fiyatlarının artmasına ve ekonomik dalgalanmalara sebep oldu.

Saddam'ın yakalanışı, Aralık 2003

ABD ve Birleşik Krallık öncülüğündeki koalisyon kuvvetleri Irak’ı kitle imha silahlarından arındırmak, Saddam Hüseyin’in teröre verdiği desteği kesmek ve Irak halkını özgürleştirmek gerekçeleriyle Irak’taki Baas Rejimi’ne karşı saldırıya geçti. 20 Mart 2003’te başlayan hava saldırısı ve onu takip eden kara harekâtı sonunda 9 Nisan 2003’te başkent Bağdat’a giren koalisyon güçleri Saddam Hüseyin iktidarını devirdi. 15 Nisan’da Irak tümüyle koalisyon güçlerinin denetimine geçti. Bundan sonra bir süre belli bir direniş gerçekleşmedi. Aralık 2003’te Saddam Hüseyin yakalandı. Sonraki dönemlerde işgalci ABD güçlerine karşı bir direniş başladı ve günümüzde de bazen çok şiddetli olarak (özelikle Felluce) devam etmektedir. Bunun yanında Şiiler ile Sünniler arasında derin bir ayrışma ortaya çıkmış ve adeta iç savaşı andıran, günümüzde de devam eden şiddetli çatışmalar yaşanmaktadır. Terör örgütleri tarafından da düzenlenen saldırılarda çok sayıda insan ölmüştür. 2008 başlarında işgalin başladığı Mart 2003’ten beri 4020 civarında ABD askeri ölürken 1 milyondan fazla Iraklının şiddet, çatışma ve direniş olayları sonucu öldüğü belirtilmiştir. Ayrıca ABD’nin Iraklı tutuklulara yaptığı işkenceler skandala yol açmıştır. Bunun yanında keyfî uygulamalar sonucu öldürülen Iraklı sivillere rastlanmıştır.

Coğrafya

Kuzeydoğu Irak’taki Zagros Dağları

Körfez ülkeleri arasında Irak, Suudi Arabistan ve İran’dan sonra 437.072 km² ile en büyük yüzölçümüne sahip ülkedir. Arap olmayan dünya ile komşu tek Arap körfez devleti Irak, kuzeyde Türkiye, batıda Suriye ve Ürdün, doğuda İran, güneyde Suudi Arabistan ve Kuveyt ile çevrilidir. Irak’ın Körfez ile ilgisi denize çok kısa olan cephesinden kaynaklanır: 924 km² su alanına (kara suları) sahiptir. Bu görünümü ile tipik bir kara devleti olarak Irak, sınırlı bir stratejik derinliğe sahip olan Kuzey Irak’taki dağlık arazi dışında her taraftan savunmasız sınırlarla çevrili ve denize ulaşımı ise yetersizdir. Körfez’in üç büyüklerinden Irak’ın komşuları İran (1.458 km), Suudi Arabistan (814 km), Suriye (605 km), Türkiye (331 km), Kuveyt (242 km) ve Ürdün (181 km) ile olan toplam sınır uzunluğu 3.631 km’dir.

Sahip olduğu petrol rezervleri ve tarıma elverişli toprakları ile jeopolitik öneme sahip olan Irak; Saddam Hüseyin’in etkisi ve bölgede (özellikle Irak üzerinde) hâkim unsur olan ABD politikaları ile de Orta Doğu ve Körfez’in stratejik hassasiyete ve öneme sahip önemli bir ülkesi durumundadır. Ülkede başkent Bağdat’taki Bağdat Havalimanı başta olmak üzere altı adet uluslararası uçuşlara açık havalimanı bulunmaktadır.

İklim

Irak’ta, soğuk ve kurak kışlar, sıcak, bulutsuz yazlar görülür. Çoğunlukla çöl olması bu sayılan iklimsel sonuçları doğurur. İran ve Türkiye sınırı boyunca uzanan kuzeydeki dağlık bölgeler, yoğun kar yağışı altındadır. Bazen Orta ve Güney Irak’ta sel görülür. Toz ve kum fırtınaları da diğer doğal afetler arasında yer alır. Çoğunlukla geniş düzlüklerden oluşan bir arazi yapısı vardır. İran sınırında büyük bataklıklar görülür.

Irak’ın iklim şartları, kuzeydeki topografik ve dağlık yapısı nedeniyle ülkede bitki örtüsü olarak bozkır ve orman bulunur. Ülkenin kuzeyindeki dağlık bölgede kavak, söğüt ve meşe ağaçları bulunur. Güneyinde ise genelde çöl ağaçları olan hurma ve palmiye ağaçları vardır.

Biyoçeşitlilik

Irak’ın olağanüstü ekosistemi ve habitat çeşitliliği, ülkede önemli bir tür çeşitliliğinin oluşmasını sağlamıştır. Mezopotamya, üzerinde tarımın yapılmaya başladığı yıllardan itibaren birçok bitkinin anavatanı olmuştur ve günümüzde bu bitkiler Irak’ta yaşayan insanlar tarafından kullanılmaktadır. Irak’ın faunasının çeşitliliği, florasının çeşitliliğinden bile büyüktür. Meşe ormanları, Irak’ın kuzeyindeki Zagros Dağları’nın büyük bir bölümünü kaplar ve bir ekolojik bölge oluşturur. Irak’ın güneyinde ise kendine has çöl biyoçeşitlilikleri vardır. Bölge ayrıca Avrasya yaban hayatına da ev sahipliği yapar. Serçe, kınalı keklik, bıldırcın, ibibik, güvercin, yaban güvercini, ördek, yaban ördek, bayağı dağ bülbülü gibi kuşlar da burada yaşar. Bu yüzden Irak’ın biyoçeşitliliği bölgeden bölgeye değişebilmektedir. Irak’ın kuzeyinde karasal iklim hâkimdir, güneyinde ise çöl iklimi hâkimdir.

Ekonomi

Irak ekonomisi petrol üzerine kuruludur

Irak ekonomisi petrol üzerine kuruludur. Ham petrol ihracatı milli gelirin yüzde 60’ını, kamu gelirlerinin ise yaklaşık yüzde 90’ını oluşturmaktadır. OPEC üyesi olan Irak’ın (tespit edilmiş) petrol rezervi 143 milyar varildir (Petrol Bakanlığı’na göre rezervin 204 milyar varil olma ihtimali vardır). En büyük petrol rezervi, güneyde Rumelia sahasındadır ve 17 milyar varil düzeyindedir. Irak, rezervi itibariyle, Venezuela, Suudi Arabistan ve İran’ın ardından, dünyanın dördüncü büyük petrol ülkesidir. Irak’ın en önemli ihracat kalemi yüzde 99 oranla petroldür.

Irak’ta petrolün keşfine kadar, ülke tamamen bir tarım ülkesiydi. Tarım eskisi gibi olmamakla beraber bugün de önemini korumaktadır. Petrolden elde edilen gelirin büyük bir bölümü tarımın modernizasyonunda kullanılır. Tarım arazileri genelde Mezopotamya bölgesi ve büyük ırmaklar boyunda toplanmıştır. Ancak buralardaki yüksek vasıflı topraklardan gerektiği kadar faydalanılmamaktadır.

Ülkede sığır, eşek, katır kuzey bölgelerinde; deve, Asur arazisi, çöller ve Mezopotamya’nın bir bölümünde; koyun Mezopotamya’nın batısında yetiştirilir.

Demografi

2015 yılı nüfus tahminlerine göre Irak, 37.056.169 kişilik bir nüfusa sahiptir. Toplam nüfusun %75-80’i Araplar, %15-20’si Kürtler ve %5’i ise Türkmenler, Süryaniler, Keldaniler, Nesturiler, Asuriler ve diğer etnik gruplara mensuptur.

%97’si Müslüman olan halkın %60-65’i Şii Müslümanlar, %32-37’si Sünni Müslümanlardan oluşmaktadır.

Bağdat

Erbil

Şii Araplar Irak’ın güneyinde yaşarken, Bağdat civarında Sünni ve Şii Araplar, Irak’ın kuzeyinde ise Sünni Kürtler, Yezidiler ve Irak Türkmenleri yaşamaktadır.

Irak oldukça genç bir nüfusa sahip olup nüfusun %55’i 15-64 yaş grubuna, %42’si 0-14 yaş grubuna, %3’ü 65 yaş ve üzeri gruba dâhildir. Ortalama ömrün yaklaşık 66,5 yıl olduğu Irak’ta bebek ölüm oranlarının yüksekliği (%6,2) önemli bir sorundur. Irak nüfusunun %58‘i okuma yazma bilmektedir. Bu oran erkeklerde %70,7’ye çıkarken, kadınlarda %45’e inmektedir. 2000 yılı nüfus artış hızı %2,86 olarak tahmin edilmiştir. Bu itibarla günümüzde Irak’ın nüfusunun verilen nüfus artış hızını dikkate alırsak 37 milyonun üzerinde seyrettiği muhtemeldir.

Irak nüfusu (2015): 37.056.169 kişi.

Dinsel olarak:
%55-60 Şii Müslüman (Arap-Türkmen) nüfus: 17.050.000-18.600.000
%37-40 Sünni Müslüman (Arap-Kürt-Türkmen) nüfus: 11.470.000-12.400.000
%2-3 Hristiyan (Süryani, Keldani, Asuri-Şabak-diğer) nüfus: 620.000-930.000

Etnik olarak:
%51-54 Şii Arap, nüfus: 15.810.000-16.740.000
%20-21 Sünni Arap, nüfus: 6.200.000-6.510.000
%16-20 Kürt, nüfus: 5.250.000-7.000.000
%8-9 Türkmen, nüfus: 2.500.000-3.000.000
%3 Hristiyan, (Süryani, Keldani, Nasturi, Asuri), nüfus: 620.000-930.000

Ordu

Irak askerleri

Irak Silahlı Kuvvetleri, Irak’ın iç ve dış güvenliğini sağlamak; ülkeyi havadan, karadan ve denizden korumak amacıyla 1921 yılında kurulan ve günümüzde faaliyet gösteren silahlı kuvvet. Irak Silahlı Kuvvetleri, kendisine bağlı 4 birim bulundurur. Bunlar; Irak Kara Kuvvetleri, Irak Deniz Kuvvetleri, Irak Hava Kuvvetleri ve Irak Özel Operasyonel Kuvvetleri olarak sıralanır. Peşmerge, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne bağlı Irak’ın bölgesel silahlı kuvvetidir.

İçerisinde bulunan askeri personel 18-49 yaş aralığındadır. Bunun yanında silah donanımı tarafından, birçok profesör ve uzmana göre Orta Doğu’nun en güçlü ordularındandır. Irak Savaşı öncesi silahlar SSCB yapımıydı. Savaş sonrası ise batılı silahlar da kullanılmaya başlandı.

Irak Silahlı Kuvvetleri birçok savaşa katılmıştır. Altı Gün Savaşı, İran-Irak Savaşı, Körfez Savaşı, Irak Savaşı ve 2014 Kuzey Irak Taarruzu bunlara örnektir. Koalisyon müdahalesi öncesi ordu, Saddam Hüseyin’in kontrolündeydi. Savaş sonrası ise tekrar yapılandırılmıştır.

Kültür

Irak’ın kültürü Mezopotamya kültürü, İslam dini ve geleneksel Arap ve Kürt kültürü etrafında biçimlenmiştir. Buna karşın, Irak çeşitlilikler içinde yüksek bir kozmopolit toplum ve canlı bir kültüre sahiptir. İslam etkisi Arap ve Kürt kültürünün mimari, müzik, giyim, mutfak ve yaşam tarzında görülebilmektedir.

Giyim

Irak’ta giyim bakımından bir zorlayıcılık yoktur. İnsanlar istedikleri kıyafeti giyebilmektedir örneğin: yöresel kıyafetler veya Batı tarzı kıyafetler. Irak’ta insanların birçoğu yöresel Arap kıyafeti olan kandura ve Kürt kıyafeti giyerler. Bu giyim biçimleri, Irak’ın çok sıcak ve nemli veya çok soğuk olan iklimine göre değişmektedir.

Mutfak

Irak mutfağı

Arap ve Kürt mutfağı oldukça tutulmakta olup ülkenin her yerinde döner lokantalarından Irak otellerinin lüks lokantalarına kadar her yerde bulunabilmektedir. Hızlı yiyecekler, Arap, Kürt ve Batı mutfakları da oldukça popüler olup geniş miktarda bulunabilmektedir. Mutfağın temel malzemeleri kuzu eti, yöresel baharatlar, pirinç ve bulgurdur. Mutfağın temel bileşenleri kebap, etli yemekler ve hamurlu tatlılardır.

Yüzyıllar boyu pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış olan Mezopotamya’da yer alan Irak’ın mutfak kültürü çok zengindir. Ülkenin güney ve kuzeyinde farklı yöresel lezzetler tatmak mümkündür.

Kahvaltı, tüm halk için önemli bir öğündür. Tipik bir Irak kahvaltısında tereyağı, zeytin, yumurta, domates, salatalık, reçel, bal, kaymak ve beyaz peynir, kaşar gibi peynir çeşitleri yer alır. Sucuk (yumurta ile yenebilir), pastırma, börek, simit, poğaça ve çorbalar, Irak’ta kahvaltılarda tüketilmektedir. Kahvaltı için domates, yeşil biber, soğan, zeytinyağı ve yumurta ile hazırlanan menemen de çok sevilmektedir.

Çorba türleri, özellikle kış aylarında Irak mutfağının vazgeçilmez bir parçasıdır. Mercimek, ezogelin, yoğurt ve tarhana çorbası sıkça tüketilir.

Irak mutfağındaki et yemeklerinin çoğu kebaplar, köfteler, kuru fasulye ve tencere yemekleri sınıfındaki yemeklerdir. Kebaplar lokantalarda yenen ve ızgara yöntemiyle hazırlanan yemeklerdir. Kebaplar arasında “döner kebap” en sevilenlerdendir. Köfte, kıymanın ekmek içi, soğan ve çeşitli baharatlarla yoğrularak, şekillendirilip pişirilmesiyle yapılır; ızgara, fırınlama, kızartma veya sulu yemek olarak hazırlanabilir.

Irak mutfağı sebze yemekleri açısından çok büyük bir çeşitliliğe sahip bir mutfaktır. Dolmalar ve sarmalar, etli sebze yemekleri, kızartma sebzeler ve zeytinyağlıların sayısız çeşidi mevcuttur. Dolmalar ve sarmalar etli olarak da pişirilmektedir. Etli dolmalar kıyma, pirinç, soğan, domates ve biber salçası, çeşitli baharatlar içerir. Dolmalar için en çok kullanılan sebzeler biber, kabak, domates, patlıcan ve soğan gibi sebzelerdir. Birçok sebze kızartılarak ve ızgara yöntemiyle pişirilebilir. Patlıcan kızartma, kabak kızartma, biber, domates, havuç ve mücver çok sevilen kızartma çeşitleri arasındadır. Ayrıca zeytinyağlıların Irak mutfağında kendine has bir yeri vardır. Zeytinyağlı taze fasulye, fasulye pilaki, zeytinyağlı dolma bu sınıfa giren yemekler arasındadır.

Irak mutfağındaki sebzeler arasında patlıcan çok özel bir önem taşır. Patlıcan dolma, kızartma, musakka, pilav, salata ve ızgara dahil sayısız patlıcan yemeği mevcuttur.

Irak mutfağı tatlılar açısından da çok zengindir. Baklava, kadayıf, lokma gibi hamurlu tatlılar; muhallebi, keşkül, kazandibi, sütlaç gibi sütlü tatlılar; hoşaf ve kompostolar; revani, helva, aşure ve kabak tatlısı gibi tatlılar bulunur.

Irak’ta Bulunan Türkiye Dış Temsicilikleri

Bağdat Büyükelçiliği
Adres: 2/8 Veziriye Baghdad – Iraq
Posta adresi: PO BOX: 14001 Baghdad – Iraq
Telefon: 0312 – 218 60 10 (Ankara üzerinden ), 00 964 790 190 94 06
Faks: 0 312 218 61 10 (Ankara üzerinden)
embassy.baghdad@mfa.gov.tr

Görev Bölgesi: IKBY (Erbil, Süleymaniye, Dohuk) Hariç Tüm Irak

Erbil Başkonsolosluğu
Adres: Gulan Street, Ster Tower, Floor 11 Erbil
Telefon: 00964 66 224 62 33 ve 00964 750 921 56 77
consulate.erbil@mfa.gov.tr

Görev Bölgesi: Erbil, Süleymaniye, Dohuk

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Güney Osetya Cumhuriyeti

Güney Osetya-Alanya

Başkent Tskhinvali
Resmî diller Osetçe, Gürcüce
Yönetim Şekli Yarı Başkanlık Sistemi
Yüzölçümü 3.900 km²
Nüfus 70.000
Nüfus Yoğunluğu 18 kişi/km²
Para birimi Rus rublesi (RUB)
Zaman dilimi (UTC +3)
Telefon kodu +995-34
İnternet TLD

Güney Osetya (Güney Osetya-Alanya), Kafkasların güneyinde ihtilaflı bölge ve kısmen tanınmış devlettir. Sovyetler Birliği’ne bağlı Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti bünyesinde kurulmuş Güney Osetya Otonom Oblastı topraklarında yer alır.

1992 yılında bağımsızlık ilanından bu yana ülke Güney Osetya olarak adlandırıldı. 2017 Güney Osetya referandumundan bu yana adı Güney Osetya-Alanya olarak değiştirildi.

Güney Osetyalılar, 1990 yılında Gürcistan’dan bağımsızlık ilan ederek bölgeye Güney Osetya Cumhuriyeti adını verdiler. Gürcistan hükümetinin cevabı, Güney Osetya’nın özerkliğini kaldırarak, bölgeyi güçle geri almaya çalışmak oldu. Bu durum, 1991-1992 Güney Osetya Savaşı’na yol açtı. Gürcistan, 2004 ve 2008 yıllarında iki defa daha güç kullanarak bölgeyi ele geçirmeye çalıştı. Son çatışmaların yaşandığı 2008 Güney Osetya Savaşı sonunda Oset ve Rus güçleri, bölge üzerinde tam kontrolü ele geçirerek bölgenin de facto bağımsızlığını sağladılar.

2008 Güney Osetya Savaşı sonrası geçen süreçte Rusya, Venezuela, Nikaragua, Nauru ve Tuvalu belirli aralıklarla Güney Osetya’yı bağımsız bir devlet olarak tanıdılar. Tuvalu 2011 yılında tanıdığı bağımsızlığı, Gürcistan ile 2014 yılında imzaladığı ikili anlaşmalar kapsamında geri çekerek, bölgenin Gürcistan’ın bir parçası olduğu beyan etmiştir.

Gürcistan, Güney Osetya’yı bir politik kavram olarak tanımıyor, ve topraklarının çoğunu Rusya tarafından işgale uğramış, Gürcistan egemenliğindeki Şida Kartli bölgesi olarak kabul ediyor.

Bayrak

Güney Osetya Cumhuriyeti Bayrağı beyaz, kırmızı ve altın sarısı üç yatay şeritten oluşur. Bayrak renkleri antik Alanlar’dan beri bilinmektedir. Kırmızı; savaşçı yürekliliği, Beyaz; Ahlakı ve saflığı, Sarı; Barışı ve huzuru simgeler.

Tarih

Orta Çağ ve Rusya İmparatorluğu
Osetlerin bir Sarmat kabilesi olan Alanların devamı olduğu düşünülür. Alanların bir kısmı, 13. yüzyıldaki Moğol istilaları sırasında Kafkas Dağlarının güneyine geçerek bugünkü Güney Osetya’ya yerleştiler. 15. yüzyıldan, 19. yüzyıldaki Rus işgaline gelene kadar, Güney Osetya topraklarının önemli bir kısmı Gürcü Machabeli prenslerinin mülkü sayılıyordu. Rus Çarlığı’nın işgaliyle 1801 yılında Güney Osetya Rus Çarlığı’na katılmış oldu. Ekim Devrimi’ni izleyen yıllarda, Gürcü Menşevik yönetiminin, Rus Bolşeviklerle iş birliği yapmakla suçladığı Osetler, bağımsız bir bölge kurma isteğiyle pek çok isyan çıkardılar. 1920’de Gürcü ordu güçlerinin isyanları bastırmak amacıyla Tskhinvali’ye girmesi, kanlı olaylara yol açtı. Oset tarafının iddialarına göre, 5 bin kişi öldürüldü, 13 binden fazla kişi açlık ve salgın hastalık sonucu hayatını kaybetti.

1921’de, Kızıl Ordu’nun Gürcistan’ı işgaliyle Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu, ve Nisan 1921’de Güney Osetya Otonom Oblastı kurularak, bu cumhuriyete bağlandı.

Gürcü-Oset çatışması
1989 yılına gelindiğinde iki taraf arasında da milliyetçiliğin yükselmesiyle ilişkilerde gerilim başladı. 1918-1920 yıllarındaki olaylar dışında iki toplum birbiriyle barış içinde yaşamıştı. İki etnik grup arasında yüksek düzeyde etkileşim ve karşılıklı evlenmeler vardı.

1988 yılında Oset Halk Cephesi; Ademon Nykhas kuruldu. 1989’da Güney Osetya Konseyi, Gürcistan Yüksek Konseyi’nden "Özerk Bölge" olan statüsünün "Özerk Cumhuriyet" seviyesine yükseltilmesini istedi. Aynı yıl, Gürcistan Yüksek Konseyi, Gürcüce’yi, ülke çapında temel dil olarak ilan etti.

Tskhinvali

1990 yılında Gürcistan Yüksek Konseyi, bölgesel partileri yasaklayan bir yasayı kabul etti. Bu, Osetler tarafından Ademon Nykhas’a karşı bir hamle olarak yorumlandı ve Güney Osetya’yı Sovyetler Birliği’ne bağlı "Güney Osetya Demokratik Cumhuriyeti" olarak ilan etmelerine neden oldu. Osetler, Gürcistan parlamento seçimlerini boykot ettiler ve kendi seçimlerini düzenlediler. Zviad Gamsakhurdia yönetimindeki Gürcistan hükümeti, seçimlerin kanunsuz olduğunu ve Aralık 1990’da Güney Osetya’nın özerkliğini tamamen kaldırdığını ilan etti.

1990 yılının sonunda savaş patlak verdi. Pek çok Güney Osetya kasabası ve başkent Tskhinvali harap olurken, binden fazla kişi hayatını kaybetti. 100 bin Oset, Güney Osetya ve Gürcistan içindeki evlerini terk ederek Kuzey Osetya’ya sığındı. 20 binden fazla Gürcü de, Güney Osetya’dan kaçarak Gürcistan’a yerleşti. Rusya müdahale ederek çatışmaları durdurdu ve 24 Haziran 1992’de, ülkenin, Osetlerin hakim olduğu bölgelerinde de facto bir yönetim kurdukları bir ateşkes antlaşması imzalandı. Güney Osetya Cumhuriyeti hiçbir ülke tarafından tanınmadı ve bölge, de jure olarak Gürcistan’a bağlı kabul edildi. Zaman zaman sınır çatışmalarına varan karşılıklı gerilimin yaşandığı bu statüko yılları, Gürcistan’ın 2008’de bölgeyi tekrar ele geçirmek isteğiyle kalkıştığı 2008’deki harekata kadar sürdü.

2008 Güney Osetya Savaşı
8 Ağustos 2008 tarihinde, Gürcü kuvvetleri, bağımsızlığını ilan eden Güney Osetya topraklarına operasyon düzenlediler. Gece saatlerinden başlayarak devam eden topçu ateşi, şehrin ağır hasarına ve sivil ölümlerine yol açtı. Oset kaynaklara göre 2 bin, Rus kaynaklara göre 1600 kişi hayatını yitirdi. Gürcü birlikleri başkent Şinvali’nin çevresindeki 8 yerleşim birimini kontrol altına aldılar, iki Rus uçağı düşürdüklerini ve üç Rus askerini yaraladıklarını iddia ettiler. Rus kaynaklar ise, Barış Gücü bünyesinde görev yapan 12 askerin öldüğünü, 150’sinin yaralandığını öne sürdü. Rusya, 150 kadar tank ve zırhlı aracın bulunduğu güçlü bir birlikle Güney Osetya’ya girdi ve Gürcü ordusuyla savaşmaya başladı, bunun üzerine Gürcistan’da seferberlik ilan edildi.

Rus ordusu ve Oset milisler, Güney Osetya’da kontrolü ele geçirdi. 9 Ağustos’ta Gürcistan devlet başkanı Mihail Saakaşvili’nin yaptığı Güney Osetya’dan çekilme açıklaması üzerine Gürcistan ordusu çekilmeye başladığını bildirdi, ama bu çekilme Rusya tarafından yalanlanıp, Gürcistan’ın ateşkes önerisi reddedildi.

Rus tankları Güney Osetya sınırını geçip, güneydeki Gürcistan kenti Gori’ye girdi. Gürcü ordusunun geri çekilmesiyle Rus güçleri ve başkent Tiflis’le arasında yalnız birkaç saatlik mesafe kaldı. Gürcistan’ın ve dünya kamuoyunun endişesine rağmen Rus ordusu Tiflis’e ilerlemedi.

13 Ağustos’ta, AB Dönem Başkanı ve Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin arabuluculuğuyla bir ateşkes antlaşması kaleme alındı. Bu antlaşmaya göre:

  • Tüm taraflar şiddeti bırakacaktır.
  • Askeri eylemler duracaktır.
  • İnsani yardıma sorunsuz erişim sağlanacaktır.
  • Gürcü güçleri, kalıcı konumlarına dönecektir.
  • Rus güçleri çatışma çıkmadan önceki konumlarına dönecek ve Rusya, Güney Osetya sınırları içinde ilave güvenlik tedbirleri alacaktır.
Siyasal statü

Güney Osetya (mor) ve Abhazya'yı (yeşil) vurgulayan Gürcistan Haritası

Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi, NATO ve BM üyesi pek çok ülke, Güney Osetya’nın bağımsızlığını tanımamaktadır. Pek çok ülke tarafından geçerli sayılmayan 1992’deki ilk bağımsızlık referandumundan sonra, de facto Güney Osetya Cumhuriyeti’nin ayrılıkçı hükümeti tarafından, 12 Kasım 2006’da ikinci bir referandum düzenlendi. Tskhinvali seçim otoritelerine göre halkın %95’inin katıldığı bu referandumda, seçmenlerin %99’u bağımsızlıktan yana oy kullandı. Referandum; Almanya, Avusturya, Polonya ve İsveç gibi ülkelerden gelen 34 uluslararası gözlemci tarafından 78 seçim sandığında takip edildi. Bununla beraber, sonuçlar; uluslararası kuruluşlar, BM ve Rusya tarafından, etnik Gürcü nüfusun referanduma katılmaması, Gürcistan Hükümeti tarafından tanınmadığı müddetçe yasal kabul edilemeyeceği gerekçeleriyle geçerli sayılmadı. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, AB ve NATO seçimleri kınadı.

Eduard Kokoity’nın Güney Osetya Cumhurbaşkanı olarak belirlendiği seçimler ve referanduma paralel olarak; Gürcistan yanlısı Güney Osetya Selamet Birliği adlı parti de, Güney Osetya’nın Gürcistan kontrolündeki bölgelerinde kendi seçim organizasyonunu düzenledi. Bölgenin Gürcü nüfusu ve bir kısım Osetler, Dimitri Sanakoyev’e destek vererek, onu alternatif Güney Osetya Cumhurbaşkanı olarak seçtiler.

Gürcistan, Nisan 2007’de, daha önce ayrılıkçı harekette yer almış Osetleri görevlendirdiği Güney Osetya Geçici Yönetimi’ni oluşturdu. Dimitri Sanakoyev, merkezi Kurta olan bu yönetimin başına getirildi.

13 Haziran 2007’de Güney Osetya’nın özerk statüsünü Gürcistan bünyesinde geliştirmek amacıyla, Gürcistan Başbakanı Zurab Noghaideli’nin başkanlığında bir konsey kuruldu. Bölgenin statüsünün, Oset toplumu içindeki tüm güçler ve toplulukların da katılımıyla, ayrıntılı bir şekilde müzakere etmek gerektiği açıklandı.

2008 Güney Osetya Savaşı’nı takiben Rusya, Güney Osetya’nın bağımsızlığını tanıdı. Bu tek taraflı tanıma, NATO ve AGİT gibi kuruluşların olduğu Batı Bloğu tarafından kınanarak, "Gürcistan’ın toprak bütünlüğüne saldırı" olarak yorumlandı. Birkaç gün sonra, Nikaragua, Güney Osetya’nın bağımsızlığını tanıyan ikinci ülke oldu. Eylül 2009’da Venezuela, Güney Osetya’yı tanıdığını ilan eden, üçüncü BM üyesiydi.

Ağustos 2008’de Güney Osetya Parlamentosu Başkan Yardımcısı Tarzan Kokoity, Cumhuriyetin yakın zamanda Rusya Federasyonu’na katılacağını, böylece Kuzey ve Güney Osetya’nın, birleşmiş bir Rusya devletinde beraber yaşayabileceğini açıkladı. Bununla beraber, dönemin cumhurbaşkanı olan Eduard Kokoity, daha sonra, Rusya’ya katılarak bağımsızlıktan vazgeçmeyeceklerini belirtti: "Birçok hayatlar pahasına kazanılmış bağımsızlığımıza hayır demeyeceğiz. Güney Osetya’nın Rusya’ya bağlanma planı yoktur."

Kasım 2009’da, Gürcistan’ın Ukrayna Temsilciliğinin yeni binası için düzenlenen açılış töreni sırasında; Gürcistan Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili, Güney Osetya ve Abhazya sakinlerinin de bu tesisleri kullanabileceklerini açıkladı: "Sizi temin ederim dostlarım, burası sizin de evinizdir; ve burada her zaman yardım ve anlayış bulabileceksiniz."

Coğrafya

Koskhi

Güney Osetya, Kafkasya’da bulunan bir bölgedir. Bölge çok dağlıktır (yüzeyinin % 80’i 500 metreden fazla rakımda bulunur) ve seyrek nüfusludur.

Başkenti Tskhinvali’dir. Diğer büyük şehirler Akhalgori, Kvaisi ve Kurta’dır. Keli platosu Güney Osetya’da bulunmaktadır.

Ekonomi

Güney Osetya’nın GSYİH’nın 2002’de 15 milyon dolar (kişi başına 250 dolar) olduğu tahmin edilmektedir. İstihdam ve hammadde azdır. Ek olarak, Gürcistan, bölgenin kuzeyindeki elektrik tedarikini kesti ve Güney Osetya hükümetini Kuzey Osetya’dan geçen bir elektrik hattı oluşturmaya zorladı. Nüfusun çoğunluğu geçimini sağlamak için tarımla uğraşıyor. Pratik olarak, Güney Osetya’nın tek önemli ekonomik varlığı, Güney Osetya hükümetinin gümrük vergilerini uygulayabileceği Rusya ve Gürcistan’a bağlayan Roki Tüneli’dir. 2008’de Güney Osetya’daki savaştan önce, Güney Osetya ikincil sektörü 2006’da toplam 61.6 milyon rubleye sahip 22 küçük fabrikadan oluşuyordu. 2007’de yalnızca 7 fabrika faaliyet gösteriyor ve onarıma ihtiyacı vardı. Başarılı fabrikalar bile borçlu, işletme sermayesi eksikliği ve işçi kıtlığına sahipti. Güney Osetya’daki en büyük işletmelerden biri 130 kişiyi çalıştıran Emalprovod fabrikasıdır.

Güney Osetya makamları, yerel un üretimini artırarak ve un ithalatına olan ihtiyacı azaltarak finansmanı iyileştirme niyetindedir. Bu amaçla, buğday ekim alanı 2008 yılında on kat arttırılarak 130 hektardan 1500 hektara çıkarılmıştır. 2008 buğday mahsulünün 2,500 ton tahıl olması bekleniyordu. Güney Osetya Tarım Bakanlığı da 2008’de traktör ithal etti ve 2009’da daha fazla tarım makinesi teslimatı bekliyordu.

Başkan Edouard Kokoïty, ülkesinin Rus ekonomik yardımına bağlı olduğunu kabul etti. Rusya, 2008 Güney Osetya Savaşı’ndan sonra ülkeyi yeniden kurmak için Güney Osetya hükümetine 10 milyar ruble ödedi.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Güney Kore – Kore Cumhuriyeti

Güney Kore

Başkent Seul
Resmî diller Korece
Yönetim Şekli Başkanlık Sistemi
Yüzölçümü 100.210 km²
Nüfus 51.446.201
Nüfus Yoğunluğu 513 kişi/km²
Para birimi Güney Kore wonu (₩) (KRW)
Zaman dilimi (UTC +9)
Telefon kodu +82
İnternet TLD .kr

Güney Kore, resmî adıyla Kore Cumhuriyeti, bazen sırf Kore, Doğu Asya’da Kore Yarımadası’nın güneyinde kalan bir devlettir. Komşu devletleri; batısında Çin, doğusunda Japonya ve kuzeyinde Kuzey Kore. Ülkenin başkenti Seul’dür. Güney Kore ılıman iklim kuşağında kalır ve ülke arazisi dağlık topraklardan oluşur. Güney Kore sınırları 100.210 km²’lik bir alanı kaplar ve ortalama 51 milyon gibi bir nüfusa sahiptir.

Arkeolojik buluntular Kore Yarımadasının Alt Paleolitik çağında insanlar tarafından ikamet edildiğini gösteriyor. Kore tarihi MÖ 2333 yıllında Gojoseon’un efsanevi Dan-gun tarafından kurulmasıyla başlıyor. Silla altında MÖ 668’de Kore’deki Üç Krallığı’nın birleşmesinden sonra Kore bir devlet olarak Goryeo hanedanında ve Joseon hanedanında var olmaya devam etti, ta ki 1910’a, Kore İmparatorluğu Japonya tarafından ilhak edilene kadar. Kore II. Dünya Savaşının ardından Sovyet ve ABD’nin askeri güçlerinden kurtuluşu ve işgalinden sonra, Kuzey Kore ve Güney Kore’ye bölündü. Güney Kore ikinci bir demokrasi olarak 1948 yılında kuruldu.

25 Haziran 1950’de Güney Kore, Kuzey Kore’nin askeri güçleri tarafından işgale uğradı, iki Kore arasında çıkan savaş zor bir ateşkes sonrasında durdu ve iki ülke arasındaki sınır bugünlerde en çok güçlendirilmiş müstahkem mevki. Savaştan sonra, Güney Kore ekonomisi önemli ölçüde büyüdü ve gelişmiş bir ekonomiye ve tam demokrasiye sahip oldu. Ayrıca ülke Doğu Asya’da bölgesel güç konumundadır.

Güney Kore başkanlık sistemine göre yönetilen ve on altı idari bölüm içeren bir cumhuriyettir. Ayrıca ülkedeki yaşam standartları çok yüksektir ve Güney Kore gelişmiş ülke statüsüne sahiptir. Ülke Asya’nın en büyük dördüncü ekonomisine ve dünyanın en büyük 15’inci (GSYİH) veya 12’nci (SAGP) ekonomisine sahip. Ülke’nin ekonomisi ihracata dayalı, özellikle elektronik endüstrisi, otomotiv endüstrisi, gemi yapımı, makina endüstrisi, petrokimya ve robotik gibi sektörlerde üretim güçlüdür. Güney Kore Birleşmiş Milletler, Dünya Ticaret Örgütü, OECD ve G20 gibi örgütlere üyedir. Ayrıca APEC ve Doğu Asya Zirvesi’nin kurucu üyelerinden biridir.

Bayrak

Güney Kore Cumhuriyeti’nin ulusal bayrağı Tegıki Çosan Krallığı döneminde benimsenmiştir. Adını eşit olarak ve kusursuz bir dengeyle ikiye bölünmüş olan ortasındaki tegık çemberinden alır. Bu simge birbirine karşıt olan ama kusursuz bir uyum ve denge oluşturan evrensel güçlerin simgesi iki zıt öğeden oluşur: yin ve yang. Üstteki kırmızı bölüm yang’ı alttaki mavi bölüm yin’i simgeler.

Bayrağın dört köşesindeki üçlü çizgiler karşıtlık ve uyumu anlatır. Sol üst köşedeki üç kesiksiz çizgi cennet ve gökyüzünü, sağ üst köşedeki iki kesikli çizgi arasındaki kesiksiz çizgi suyu, sol alt köşedeki iki kesiksiz çizgi arasındaki kesikli çizgi ateşi, sağ alt köşedeki kesikli çizgiler ise yeryüzünü temsil eder. Bayrağın beyaz fonu, Kore halkının katıksız arılığını ve barışsever kişiliğini anlatır.

Bayrağın bütünü, Kore halkının evrenle uyum içinde yaşama ülküsünü simgeler.

Arma

Güney Kore arması

Ulusal bayrağı gibi beyaz fonda bulunan armada Yin ile Yang sembolü ile birlikte 5 yapraklı ünlü Kore Çiçeği bulunmaktadır. Alt kısmında ise Korece ülkenin anayasal ismi olan Güney Kore yazmaktadır.

Güney Kore tarihi

Kore tarihi MÖ 3000 yılına kadar uzanır. Çin’in eline geçtikten sonra, Budizm ve Çinlilerin etkisinde kaldı. Daha sonraları 7. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar değişik hanedanların idaresi altında bağımsız olarak yaşadı. 1910 yılında Japonlar Kore’yi işgal ederek koloni haline getirdiler. Bu durum, 1945 yılına kadar sürdü. II. Dünya Savaşı’nda Japonya’nın yenilmesinden sonra Güney Kore’yi ABD, Kuzey Kore’yi de SSCB işgal etti. Böylelikle kuzeyde komünist, güneyde kapitalist rejim kurulmuş oldu. SSCB nin yıkılışı ve Komünizmin çöküşüne rağmen iki ayrı ülke durumunda yaşayan halklar tekrar birleşememiştir.

USAMGIK
8 Ağustos 1945’te USAMGIK (The United States Army Military Government in Korea) tarafından yönetilmeye başlanmış ve 15 Ağustos 1948’de Kore Cumhuriyeti kurulmuştur.

Kore Savaşı
25 Haziran 1950’de Sovyet subaylarının kumandasındaki Kuzey Kore birlikleri, yarımadanın tamamına komünizmi kabul ettirmek için Güney Kore’ye saldırmıştır. Bunun üzerine BM, Güney Kore’nin kurtarılmasına karar verdi. Bölgeye BM askerleri gönderildi. Bu orduya Türkiye, bir tugayla katıldı. Yapılan görüşmeler neticesinde 27 Temmuz 1953’te ateşkes imzalandı. 38. paralel Güney Kore ile Kuzey Kore arasında sınır kabul edildi.

Savaş sonrası, Başkanlık sistemine dayalı rejime geçildi. Kuzey Kore ile birleşme devamlı gündemde olup, yakın bir zamanda tek devlet haline gelmeleri ümit edilmektedir.

Birinci Cumhuriyeti (Ağustos 1948 – Nisan 1960)
1948 yılında Yi Seungman cumhurbaşkanı seçilmiştir. 3 milyon Korelinin öldüğü savaştan sonra ciddi ekonomik, sosyal ve politik sorunlar ortaya çıktı.

19 Nisan Devrimi ve İkinci Cumhuriyet (Nisan 1960 – Mayıs 1961)
19 Nisan 1960’ta Yi Seungman, öğrencilerin etkili rol oynadığı bir ayaklanma sonucunda cumhurbaşkanlıktan çekilmiştir. Ağustos 1960’ta demokratik partiden Chang Myon başbakan olup hükûmeti kurmuş ve Hoe Jeong cumhurbaşkanlık yetkisini vekaleten kullanmıştır.

16 Mayıs Askerî Darbesi
1961 yılında 2. Ordu komutan yardımcısı Tümgeneral Park Chung-hee liderliğinde bir darbeyle devrildi. Park Devleti Yeniden Yaptırma Yüksek Konseyi adli cuntayı kurarak yönetimi eline almıştır.

Güney Kore

Üçüncü Cumhuriyet (Ağustos 1963 – Ekim 1972)
1963’te Park’ın cumhurbaşkanı seçilmesiyle Üçüncü Cumhuriyet dönemi başlamıştır. Bu dönem Kore’nin hızlı bir kalkınma sürecinin başlangıcı oldu. Park chaebolları (Büyük holdingler) destekleyerek özelleştirilmiş firmaları çoğalttı ve ürettikleri ürünlerin kârı ile hükûmet giderlerini karşılamaya başladı. Ekonomik yönden "Han Nehri Mucizesi" olarak anılan büyük bir büyüme sağlandı.

Vietnam Savaşı
ABD’nin isteğiyle Güney Kore Vietnam Savaşı’na katılmış ve 1964’te deniz kuvvetleri birliklerini yollamıştır. Ekim 1965’te "Vahşi Kaplan Birliği" lakaplı Başkent Mekanize Piyade Tümeni, "Beyaz At Birliği" lakaplı 9. Piyade Tümeni ve "Mavi Ejderha Birliği" lakaplı 2. Deniz Piyade Tugayı dahil olmak üzere kara birliklerini de yollamış ve 23 Mart 1973’te Vietnam’dan çekilinceye kadar resmî açıklamasına göre 41.450 Vietnamlı öldürmüştür. Kore askerleri ırza geçme ve katliamlar gibi savaş suçları işlemiş ve Lai Daihan denilen melez çocukları bırakmışlardır. 2001 yılında Güney Kore Devlet Başkanı Vietnam’a bu konuda özür dile getirmiştir.

Dördüncü Cumhuriyet (Ekim 1972 – Ekim 1979)
17 Ekim 1972 tarihli Anayasa değişikliğiyle Dördüncü Cumhuriyet dönemi başlamıştır. Hükûmeti askeri kurallar ile yönetmeye başladı. Yönetimi boyunca bir sürü gözde görülür yolsuzluk olayları meydana geldi. 1979 yılında grev dalgaları ve eylemleri yoğunlaştı.

Mun Segwang Olayı
15 Ağustos 1974’te Park’ın eşi Yug Yeongsu, Seul’un Namsan tepesinde düzenlenen Gwangbokjeol kutlama töreninde Chongryeon’nin desteklediği Mun Segwang’ın giriştiği suikast sonucu vurularak öldürülmüştür.

26 Ekim Olayı
Cumhurbaşkanı Park 26 Ekim 1979’da KCIA başkanı Kim Jaegyu tarafından vurularak öldürülmüştür. Başbakan Choi Kyuhah cumhurbaşkanı olmuş ve genelkurmay başkanı Jeong Seunghwa komutasında sıkıyöneti ilan edilmiştir.

12 Aralık Askerî Darbesi ve Beşinci Cumhuriyet (Mart 1981 – Şubat 1988)
1979’da 12 Aralık Askerî Darbesi ile Tümgeneral Chun Duhwan iktidarı ele geçirmiştir. Chun 17 Mayıs 1980’de sıkıyönetimi ilan etmiş ve Kim Dae-jung, Kim Young-samgibi muharefet liderleri ve KCIA’nin ilk başkanı Kim Jongpil gibi eski askerî rejimin savuncuları yakalatmıştır.

Gwanju Olayı
Park Chung-hee’nin suikastından iki ay sonra ordu iktidara gelerek, öğrenci ve işçi eylemlerini bastırmaya çalıştı. 18 Mayıs 1980’de Gwanju’da üniversite kampusu kuşatan hava indirme birliği ile öğrenciler arasında çarpışma yaşanmış ve ertesi gün Gwanju halkı da ayaklanmıştır. Askerer silahsız eylemcilere karşı ateş açtılar, birçok eylemciyi tutuklayıp dövdüler ve şiddet uyguladılar. 27 Mayıs’ta halk liderleri vurularak öldürülmüş ve ayaklanma bastırılmıştır.

Dokuz günlük ayaklanma süresince yüzlerce kişi yaralanmıştı ve resmi ölü sayısı ise 240 olarak bildirildi. İnsan hakları gurupları bu sayının daha fazla olduğuna inanmaktalar.

Altıncı Cumhuriyet (Şubat 1988 – )
Cumhurbaşkanı adaylarından emekli orgeneral ve Spor Bakanı No Taeu, 29 Haziran 1987’de "Demokratikleştirme İlanı" açıklamış ve cumhurbaşkanı seçimini kazanmıştır. Kim Youngsam ve Kim Jongpil gibi rakipleri de kendi tarafına alıp işbirliği sağlamıştır.

1997 yılında muhalefet partisinin seçimleri kazanması sonucu iktidarı Yeni Siyaset İçin Ulusal Kongre Partisi lirdi Kim Daejung’a devretti. Bu olay ile ilk defa Güney Kore’de iktidar ile muhalefet barışçıl bir yoldan el değiştirmiş oldu.

Türkiye ile olan ilişkiler

Kore, Pusan’da Türk Şehitliği (1950)

Türkiye, Güney Kore’yi 11 Ağustos 1949’da tanımıştır. İki ülke arasındaki ilişkilerin sağlam ve olumlu bir temele sahip olmasının bir nedeni, Türkiye’nin 1950 Kore Savaşı sırasında Yarımadaya asker göndermesi ve çok sayıda şehit vermesi olarak görülebilir. İki ülke arasındaki ilişkilerde siyasi alanda bir sorun bulunmamaktadır. Güçlü bir dostluk temelinde kurulan ilişkiler düzenli siyasi diyalogla sürdürülmektedir. Güney Kore ve Türkiye uluslararası alanda birbirlerine destek vermektedirler. Dönemin Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Güney Kore’yi 14 ve 16 Haziran 2010 arası ziyarete gitmiştir. 2012 yılında dönemin Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Güney Kore’yi ziyarete gitmiştir ve Nükleer Güvenlik zirvesi çerçevesinde görüşmelerde bulunmuştur.

Ekonomi

Güney Kore, Asya’nın en büyük dördüncü ekonomisine ve Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’ya göre dünyanın en büyük on birinci ekonomisine sahiptir. Ülke ekonomisi büyük ölçüde ihracata dayandırmaktadır. Özellikle elektronik, endüstri, otomotiv endüstrisi, gemi yapımı, makina endüstrisi, petrokimya gibi sektörlerde alanında en güçlüsü olma yolunda ilerlemektedir.

1953 yılından bu yana ekonomi alanında gösterdikleri büyük gelişmeye Güney Koreliler "Han Nehri Mucizesi" adını vermektedir.

Coğrafya

Güney Kore’nin güney ve batı kıyıları çok girintili ve çıkıntılıdır. Birçok yarımada ve küçük adalarla çevrilmiştir. Bu kısımlarda, Busan ve İnchon en önemli limanlarındandır. Doğu bölümü dağlık olmasına rağmen, batı bölümü geniş alanlar, ovalar ve tepelerle kaplıdır. Doğu bölümünde tabii limanlar da yoktur. Genellikle dağlıktır. Fakat dağlar yüksek değildir. En yüksek dağı 1916 m ile Chiri San Dağı’dır. Önemli nehirleri arasında Nakdong, Han ve Incheon ırmakları sayılabilir.

İklim

Güney Kore’nin iklimi, kışın karalardan esen soğuk rüzgarların etkisindedir. Kışın ülkede kar nadiren yağarken yağmur görülmez. Güneşli ve açık bir hava olmasına karşın ayaz nedeniyle hava sıcaklığı çok düşer.

Ülke yazları Pasifik’ten esen sıcak ve nemli muson rüzgarlarının etkisi altına girer. Yıllık yağış ortalaması 1270 mm’dir. Güneyde Eylül ayında ülke genelinde ise Temmuz ayında sık sık tayfunlar görülür. Temmuz ayı bütün ülkede çok yağışlı geçer.

Ülkenin yüzey şekilleri iklimi etkiler. Muson rüzgarları sayesinde bitki örtüsü arasında tropikal bitkiler de yer alır. Ülkede en düşük sıcaklık ortalaması -25 °C, en yüksek sıcaklık ise 38 °C’dir. Ülkede tüm yıl boyunca gece-gündüz arasındaki sıcaklık farkları çok düşüktür.

Ordu

Güney Kore Deniz Kuvvetleri'ne ait destroyer

Kore’nin tarihi boyunca işgale uğraması ve Kuzey Kore ile halen devam askeri ve siyasi gerginlik yüzünden SAGP’sinin %2,6’sını askeriye için harcıyor. Bu devlet harcamaların %15’in teşkil ediyor (Hükümetin GSYİH’deki payı: %14.967). Ayrıca erkekler için zorunlu askerlik geçerlidir. Bu nedenle Güney Kore dünyadaki en büyük altıncı hazır ordusuna sahip, 2011’de toplam 650.000 aktif asker görev başındaydı. Güney Kore askeriyesi ayrıca 3,200,000 yedek askerle dünyanın en büyük ikinci yedek asker sayısına sahip ve dünyadaki bütün ülkeler arasında askeri harcamalarda on birinci sırayı alıyor. Kore Cumhuriyeti toplam 3.7 milyon aktif ve yedek asker sayısı ile nüfusa göre (50 milyon) kişi başına asker olma sayısında Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin ardından ikinci sırada yer alıyor.

Güney Kore Ordusu Kore Cumhuriyeti Kara Kuvvetleri (ROKA), Kore Cumhuriyeti Deniz Kuvvetleri(ROKN), Kore Cumhuriyeti Hava Kuvvetleri (ROKAF), Kore Cumhuriyeti Deniz Piyadesi ve yedek askeri kuvvetlerden oluşuyor. Bu kuvvetlerin çoğu Kore’nin askerden arındırılmış bölgesinde konumlanmış durumda. Devlet yasalarına göre her Güney Koreli erkek 21 ay askerlik yapmak zorunda. Önceleri ebeveynlerin sadece birisinin kökeni Koreli olan erkekler zorunlu askerlikten muaf oluyorlardı ama bu yasa 2011’den sonra değiştirildi.

Güney Kore’de zorunlu askerliğin yanında, ayrıca her sene 1.800 Koreli erkek 21 ay KATUSA programına katılmak için seçiliyor; bunun amacı USFK’yı güçlendirmek[41]. 2010 yılında Güney Kore ABD ile yaptığı maliyet-paylaşımı-anlaşması sonucu 1.69 milyar ₩, bütçe sağlamak amacıyla Kore’de bulunan ABD güçlerine verdi. 29.6 milyar ₩ kendi askeriyesi için harcadı.

Kore Cumhuriyeti Kara Kuvvetlerinin hizmetinde bulunan toplam 2,500 tane tank var, bunların arasında K1A1 ve K2 Black Panther tanklarıda bulunuyor.

Dil

Başkent Seul

Güney Kore’nin resmi dili Korece’dir. Uzak Doğu dilleri arasından yazım ve okunuş açısından en kolayı olması dilin özelliklerinden biridir. Ayrıca Korece, Türkçe gibi sondan eklemeli bir dildir. 40 yaş altı halkın çoğunluğu eğitim sisteminin bir parçası olarak İngilizce öğrenmektedir ve ülkenin İngilizce konuşabilme seviyesi hızlı bir şekilde yükselmektedir. Eski nesilin çoğunluğu Japonca konuşabilmektedir.

Din

Halkın büyük bir çoğunluğu Budizm’i benimsemişlerdir. Budizm’den sonra Hristiyanlık ve daha sonra Konfüçyüsçülük, Şamanizm dinleri gelir. Halk genel itibariyle dinden bağımsız bir yaşam tarzını benimsemektedir.

Mutfak

Kore yemeği Bibimbap. 2011 yılında Dünyanın 50 en lezzetli yemekler listesine 40 numara olarak girmiştir.

Güney Kore’de kullanılan ana malzemelerin başında pirinç, arpa ve fasulye gelir. Bir yarımada olan Kore’de balık ve su ürünlerinin de oldukça önemli bir yeri vardır.

Dak Kkochi denilen ve genelde sokakta satılan tavuk şiş, Eomuk denilen bir çeşit balıklı hamur işi, Türk mutfağındaki lahana turşusuna benzeyen Kimchi, yine pirinç ve sebze kullanılarak yapılan Bibimbap Güney Kore’nin başlıca yemekleridir.

Sarımsak, yeşil soğan, yabani rocambole, pırasa ve zencefilin tapınak yemeklerinde kullanılmıyor olması da ayrı karakteristik özelliğidir.

Çorba kültürü ülkede oldukça gelişmiştir. Çorbalar guk, tang, jjigae olarak bilinmektedir. Bu kültürün yanısıra ülkede her çeşit deniz ürününü deneme şansı bulunmaktadır.

Kore Barbeküsü, batıdan gelen turistler için en popüler yemektir. Etinizi kendiniz seçerek hazırlayabilir veya hazırlatabilirsiniz. Bu kültür turistlerin kendilerini adeta bir Koreli gibi hissetmelerini sağlamaktadır.

Vejetaryanlar için yemek bulmak zor olabilmektedir. Neredeyse her yemeğin içinde bir et ürünü yer almaktadır.

Güney Kore’de bulunan Türkiye dış temsilcikleri

Seul Büyükelçiliği

Adres: Vivien Bldg. 4th floor 52, Seobinggoro 51gil Yongsan-gu Seoul-Korea
Telefon: +82 2 3780 1600
Faks: +82 2 797 8546
embassy.seoul@mfa.gov.tr

Görev Bölgesi: Kore Cumhuriyeti, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti (Kuzey Kore)

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Filipinler Cumhuriyeti

Filipinler Cumhuriyeti

Başkent Manila
Resmî diller Filipince, İngilizce
Yönetim Şekli Parlamenter Monarşi
Yüzölçümü 300.000 km²
Nüfus 105.000.000
Nüfus Yoğunluğu 350 kişi/km²
Para birimi Filipinler Pezosu (Piso) (PHP)
Zaman dilimi (UTC +8)
Telefon kodu +63
İnternet TLD .ph

Filipinler, resmî adıyla Filipinler Cumhuriyeti, Pasifik Okyanusu’nun batısındaki coğrafyada konumlanan bir Güneydoğu Asya devletidir. Ülke irili ufaklı 7.641 adet ada ve adacıktan oluşur. Ancak ülkeyi oluşturan üç ana coğrafi kara parçası vardır. Bunlar Luzon, Visayas ve Mindanao’dur. Ülkenin başkenti Manila iken, en kalabalık şehri Quezon City’tir. Bu iki kent de Büyükşehir Manila yönetimsel birimine bağlıdır.

Filipinler’in deniz aşırı komşuları kuzeyde Tayvan ve Çin, batıda ise Vietnam’dır. Filipinler’i kuzeyde Luzon Boğazı, batıda ise Güney Çin Denizi çevrelemektedir. Ülkenin güneydoğusunda bulunan Sulu Denizi’nin karşı kıyılarında Borneo adası uzanır. Güneyde ise, Celebes Denizi ülkenin diğer adaları ile Endonezya’yı birbirinden ayırır. Filipinler’in batısında Filipin Denizi ve Palau ada ülkesi bulunur. Filipinler Pasifik Deprem Kuşağı’nda yer alır. Bunun için ülkede deprem sıklığı ve yıkıcılığı fazladır. Ayrıca ekvatora yakın yerleşim konumu, Filipinler’i tayfun felaketine eğilimli hâle getirmektedir. Bununla birlikte, ülke doğal kaynaklar açısından zengindir. Filipinler, dünyadaki biyolojik çeşitliliğin en fazla olduğu ülkelerden biri olup devlet sınırları dünya yüzeyindeki 342.353 km²’lik alanı kaplar, Filipinler dünyanın en büyük yüzölçümüne sahip 64. ülkesidir.

Ülke yaklaşık 100 milyonluk nüfusuyla, Asya kıtasının en kalabalık 8. ülkesidir. Dünyanın ise en çok nüfus barındıran 12. ülkesidir. Ek olarak 12 milyon Filipinlinin yabancı devleterde yaşadığı tahmin edilmektedir. Bu yönüyle Filipinliler dünyanın en büyük kopuntularından (diaspora) birini oluşturmaktadır. Filipinler çok kökenli ve mozaik kültürlü bir demografik yapıya sahiptir. Tarih öncesi devirlerde, ülkedeki ilk yerleşimleri Ön Avustralya ırklarından olan Negritoların başlattığı düşünülmektedir. Bu boyun başlattığı göç hareketini, diğer Avustronezyan ırktan olan boylar takip etmiş ve Filipinler Avustronezyan ırk için yeni bir yerleşim alanı olmuştur. Ülke topraklarında tarih boyunca, Çinliler ile Malay, Hint ve İslami kökenli hanedanlıkların egemenlik savaşı hüküm sürmüştür. MS 900-1521 yılları arasında ise Filipinlerde Datu, Rajah, Sultan ve Lakan boylarının kurduğu devletler hüküm sürmüştür.

1521’de Filipinler’e Ferdinand Magellan’nın gelmesi, ülkedeki İspanyol sömürgeciliğinin başlangıcı olmuştur. 1543’te İspanyol kâşif Ruy López de Villalobos bu takımadalara İspanyol kralı II. Felipe’nın onuruna Las Islas Filipinas adını vermiştir. Seyahatine Meksika’dan başlayarak 1565’te takımadalara ulaşan Miguel López de Legazpi, buradaki ilk İspanyol yerleşimini kurmuştur. Filipinler 300 yıldan daha fazla bir süre, İspanyol İmparatorluğu’nun bir parçası olarak kalmıştır. Bu durum, ülkede Katolikliğin baskın hâle gelmesiyle sonuçlanmıştır. Bu dönemde, Manila Asya ve Amerika kıtaları arasındaki ticaretin yönetildiği bir stratejik merkez hâline gelmiştir.

19. yüzyılın bitimiyle son dönemlerinde; Filipin Halk Uyanış Hareketi hızlı bir şekilde genişlemiştir. Bu hareket sonucunda ilk Filipin Cumhuriyeti kurulmuştur. Ancak bu devlet uzun ömürlü olmamış; Filipinlilerin bağımsızlık isteğine karşı Amerika Birleşik Devletleri bu ülkeye savaş ilan etmiştir. Filipin-Amerikan Savaşı, ABD’nin kesin galibiyeti ile sonuçlanmış, savaşta yaklaşık 1,5 milyon Filipinli hayatını kaybetmiştir. Bunu takip eden yıllarda, ülke Japon işgaline uğramıştır. Ancak Birleşik Devletler, takımadalardaki egemenliği yeniden sağlamıştır. Ülkedeki Amerikan egemenliği 1945’e kadar sürmüştür. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Filipinler’in bağımsızlığı dünya devletleri tarafından tanınmıştır. Bu zamandan beri, ülkede kargaşalı bir demokrasi deneyimi sürecine girilmiştir. 20. yüzyılın ikinci yarısında ülkedeki demokratik düzen bozulmuş ve Ferdinand Marcos ülkedeki tüm gücü ele geçirmiştir. Bunun üzerine 1986’daki "İnsanların Gücü Hareketi" olarak bilinen olaylardan sonra Marcos yönetimi devrilmiştir. Bugün Filipinler, kalabalık nüfusu ve ekonomik potansiyeli ile orta güç devletlerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Ülke; Birleşmiş Milletler, Dünya Ticaret Örgütü, ASEAN ve Doğu Asya Zirvesi örgütlerine üyedir.

Köken

Filipinler'e adını veren İspanyol kralı II. Felipe

Ülkeye Filipinler adı, İspanyol kralı II. Felipe’nin onuruna verilmiştir. İspanyol kâşif Ruy López de Villalobos 1542’deki seferi sırasında, Leyte ve Samar adalarını Filipinler olarak adlandırdı. Sonuç olarak, Las Islas Filipinas adlandırması takımadanın tüm adalarını kapsar biçimde kullanılmaya başlandı. Bu ad yaygınlaşmadan önce, Islas del Poniente (Batıdaki Adalar) ve Magellan’ın ada için kullandığı tabir olan San Lázaro da İspanyollar tarafından ada için kullanılmıştır.

Filipinlerin resmî adı, ülke tarihi boyunca birçok kez değişmiştir. Filipin Halk Hareketi sürecinde yapılan Malolos Kongresi’nde ülkenin adı República Filipina ya da Philippine Republic olarak adlandırılması kararlaştırılmıştır. İspanyol-Amerikan Savaşı (1898) ve Filipin-Amerikan Savaşı (1899–1902)’ndan İngiliz Milletler Topluluğu’na dâhil olunan 1935-1946 dönemine kadar ülke resmî olarak, Philippine Islands (Filipin Adaları) olarak adlandırılmıştır. Bu adlandırma, ülkenin İspanyolcada kullanılan isminin çevirisi niteliği taşır. 1898 Paris Antlaşması’nda ülke için Filipinler adı kullanılmış ve bu ad günümüze kadar ülke için yaygın olarak kullanılan isim olmuştur. Ülkenin resmî adı, II. Dünya Savaşı’ndan beri "Filipinler Cumhuriyeti"dir.

Bayrak

Filipinler bayrağı, birbirini tamamlayan Kraliyet Mavisi, Scarlet ve Beyaz renklerden oluşur. Bayrağın sol tarafındaki beyaz kısmın içerisinde 8 köşeli ışık saçan altın sarısı güneş vardır. 8 Işın Filipinler’in 8 bölgesine atfen yapılmıştır. Beyaz Üçgen bölümün köşelerine denk gelen 3 Yıldız ise Filipinler’in 3 Ana kara parçası olan Luzon, Visayas ve Mindonao bölgelerini temsil eder. Eğer ki ülke savaş halinde olursa bayrağın aşağıda bulunan kırmızı tarafı yukarıya getirilerek göndere çekilecektir.

Filipinler bayrağı 12 Haziran 1898 tarihinde orijinal versiyonu Birinci Filipinler Cumhuriyeti zamanında kullanılmıştır. Son geçerli kullanıma sunulan bayrak 12 Şubat 1998′ de Republican Act No. 8491 kanunu ile tekrar düzenlenerek kullanıma sunulmuştur.

Tarih

Brunei-kontrollü İspanyol kolonisinin merkezi olan Maynila'nın yanık kalıntıları üzerine inşa edilmiş, güçlendirilmiş bir şehir olan Intramuros'u gösteren, 1640-1650 yıllarında tahta sandık içinde eski bir yağlı boya.

Filipinler’e ilk olarak Avusturya Aborjinleri, Papuanlar ve Melanezyalılarla akrabalığı bulunan Negrito ve Aetalar gelmiştir. Daha sonra Ausronesianların geldiği ülkede Malezyalılar, Endonezyalılar, Çinliler, Japonlar, Hintliler ve Araplarla başlayan ticari ilişkiler ülkenin bugünkü çok kültürlülüğünün de temellerini atmıştır. Portekiz kâşif Macellan’ın 1521 senesinde Homonhon Adası’nı keşfetmesiyle adada İspanyol kolonileri kurulmaya başlamıştır. Bu süre zarfında Hristiyanlık dini de adada yaygınlaşmaya başlamıştır. Ardından İspanyol kolonilere karşı yaklaşık 85 yıl süren savaş dönemi başlamıştır. 1829 senesine dek süren uzun savaşın ardından İspanyol kolonileri Filipinler’e yerleşerek kültürlerini öğretmeye başlamışlardır. Aynı dönemde Alman, Portekizli ve İngiliz koloniler de ülke topraklarında hâkimiyet kurmaya çalışmışlar ancak sadece İngilizler başarılı olabilmişlerdir.

İspanya ve Amerika arasında çıkan savaşın da etkisiyle 1898’de İspanya’ya karşı bağımsızlığını ilan eden Filipinler 1935’te İngiliz Milletler Topluluğu statüsünü almıştır. 2. Dünya Savaşı döneminde Japon İmparatorluğu tarafından işgal edilen ülke tarihinin en kanlı dönemini yaşamıştır. Manila Savaşı, Bataan Ölüm Yürüyüşü ve Manila Katliamı bu döneme dair bilinen tarihi vakalardır. Savaşın bitişine dek yaklaşık 1 milyon vatandaşını kaybeden ülke 24 Ekim 1945’te Birleşmiş Milletler’in kurucu üyelerinden biri olmuş, 1946’da da bağımsızlığı tanınmıştır. Soğuk Savaş döneminden de olumsuz etkilenen ülke 1986 ile reformlar dönemine girmiş ve tekrar toparlanmaya başlamıştır. Ülke her ne kadar ekonomik anlamda bir ivme yakalamış olsa da bugün hala doğal afetlerin getirdiği yıkımlarla mücadele etmektedir.

Siyaset

Malacañang Sarayı, Filipinler Devlet Başkanı'nın resmi konutu.

Filipinler, başkanlık sistemi ile yönetilen demokratik bir anayasal cumhuriyettir. Özerk bir yapıda olan ve ulusal hükûmettin büyük ölçüde özgürler verdiği Müslüman Mindanao Özerk Bölgesi haricinde ülke üniter sistem ile yönetilmektedir. Ülkedeki yönetim sistemi Ramos yönetiminden beri tartışılmaktadır. Federal, tek meclisli ve parlamento sistemi ülkede uygulanması düşünülen yönetim biçimlerinden olmuştur.

Filipinler’de başkan; hem devlet başkanı hem de hükûmet başkanıdır. Aynı zamanda başkomutandır. Başkan, halkın oylarıyla altı yıllık bir süre için seçilir. Seçilen başkan bakanlar kurulunu oluşturur ve bakanlar kuruluna başkanlık eder. Ülkede çift meclisli sistem vardır. Meclisin üst kanadı olan senato, halk tarafından altı yıllık süre için seçilen vekillerden oluşur. Ülkedeki alt meclis ise Temsilciler Meclisidir. Temsilciler Meclisi için seçimler dört yılda bir yapılır. Vekiller, geniş bir temsili sağlama amacıyla hem belirli seçim bölgerinden hem de sektörel alanlardan oysal parametrelerle seçilir. Ülkedeki yargı yetkisi Yargıtay’a aittir. Filipinler Yargıtay’ı bir mahkeme başkanı ve raportör ile on dört kurum yargıcından oluşur. Bu üyelerin tamamı, Yargı ve İletişim Kurulu’nun aday göstermesi ile Başkan tarafından atanır.

Uluslararası ilişkiler

Başkan Rodrigo Duterte ve ABD Başkanı Donald Trump, 2017 Pasay'daki ikili toplantıda sorunları görüşüyor.

Filipinler’in uluslararası ilişkileri ticaret ve diğer ülkelerde yaşayan yaklaşık 11 milyon Filipin kökenli yurttaşın korunması üzerine kurulmuştur. Ülke Birleşmiş Milletler’in etkin ve kurucu üyesidir. Filipinler birçok kez Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne seçilmiştir. Carlos P. Romulo, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun eski başkanlarındandır. Filipinler, BM İnsan Hakları Konseyi’nin de etkin üyelerindendir. Bunun yanı sıra ülke, Doğu Timor’daki barış misyonu kuvvetleri içerisinde yer alır.

Filipinler, ASEAN’ın kurucu ve etkin üyelerindendir. Bu örgüt, Güneydoğu Asya bölgesinde bulunan devletler arasındaki ekonomik, kültürel ve sosyopolitik alandaki ilişkileri kuvvetlendirmek amacıyla kurulmuştur. Ülke, blok ülkelerinin birçok zirvesine ev sahipliği yapmıştır.

Filipinler’in Amerika Birleşik Devletleri ile güçlü ilişkileri vardır.[109] ABD’nin NATO dışı müttefiklerinden olan ülke; Soğuk Savaş ve uluslararası terörizmle mücadele yıllarında Birleşik Devletler’in yanında yer almıştır. Buna rağmen zaman zaman ABD’nin ülkedeki varlığına dair tartışmalar alevlenmektedir. ABD’nin Subic Bay ve Clark’ta bulunan eski askerî üsleri ve güncel olarak bu ülke ile yapılan Askerî Güçlerin Geçişi Anlaşması ülke içinde tartışmalara neden olmaktadır.

Japonya, ülkenin resmî gelişim programlarına yardımcı olan bir ülke olarak bilinmektedir. Ancak iki ülke arasında seks işçisi kadınların durumu gibi bazı tarihî sorunlar vardır. II. Dünya Savaşı’nda karşıt iki cephede yer alan bu iki ülke arasında bu açıdan kayda değer bir husumet yoktur.

Ülkenin yabancı ülkelerle olan ilişkileri genellikle artı yönlüdür. Ortak demokratik değerler Avrupa ülkeleri ve Batı ile Filipinler’in ilişkilerini kolaylaştırmaktadır. Diğer gelişmekte olan ülkelerle benzer bir ekonomik durum çizelgesi gösteren ülke ekonomisi, bu yönden gelişmekte olan ülkelerle kuvvetli bir ekonomik ağ geliştirme misyonunu uygulamaktadır. Tarihî bağlar ve kültürel benzerlikler ülkenin İspanya ile ilişkilerinde köprü görevi üstlenmektedir. Aile içi şiddet ve yurt dışına çalışmak için giden işçilerin savaşlardan etkilenmeleri gibi sorunlara rağmen, Filipinler’in Orta Doğu ülkeleri ile kuvvetli ve iyi bağları vardır. Bu ülkelerde iki milyondan fazla Filipinli işçi çalışmaktadır.

Komünizmin bir tehdit olmaktan çıkmasının ardından, 1950’lerdeki Filipinler ve Çin arasında oluşan düşmanca ilişkiler büyük ölçüde düzelmiştir. Ülke ile Çin arasındaki temel sorunlar Tayvan, Spratly Adası ve Çin’in yayılmacı dış politikasıdır. Bunun için Filipinler hâlâ Çin ile ilişkilerini dikkatli bir seyirde geliştirmeye çalışmaktadır.Ülkenin son yıllarda geliştirdiği uluslararası siyaset şekli, özellikle Kuzeydoğu Asya ve Asya-Pasifik ülkeleri ile ticari ilişkiler kurmak üzerinedir.

Filipinler, Doğu Asya Zirvesi, Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği, Latin Birliği, G-24 ve Bağlantısızlar Hareketi’nin etkin bir üyesidir. Ülke ayrıca İslam ülkeleri ile iş birliğini geliştirebilmek amacıyla İslam İşbirliği Teşkilatı’na gözlemci olarak katılmaktadır.

Ordu

Filipin Ordusu AIFV'leri (Zırhlı Piyade Savaş Aracı)

Filipinler Silahlı Kuvvetleri, anayasal olarak Filipinler’in korunmasından sorumlu olan ulusal güvenlik kurumudur. Ordu, üç ana koldan oluşur. Bunlar hava kuvvetleri, donanma (sahil güvenlik dâhil) ve kara kuvvetleridir. Güncel olarak, Filipinler Ordusu istihdam yoluyla askere alınan gönüllülerden oluşmaktadır. Buna rağmen, Filipinler Anayasa’sına göre, belirli durumlarda askerlik zorunlu olabilmektedir. Ülkedeki asayişin sağlanması Filipin Ulusal Polis Dairesinin sorumluluğundadır. Bu daire, İçişleri ve Yerel Yönetimler bakanlığına bağlıdır.

Mindanao Müslüman özerk bölgesinde faaliyet gösteren Moro Ulusal Özgürlük Cephesi ülkenin en büyük ayrılıkçı gücüdür. Filipinler ‘in güvenlik siyasetini daha çok bu örgüte karşı mücadele oluşturmaktadır. Ülkedeki komünist Yeni Halk Ordusu ve Ebu Sayyaf gibi örgütler de merkezî yönetim tarafından önlem alınan diğer yapılanmalardır. Bunların yanında özellikle Mindanao’nun güneyindeki adalarda yabancıların fidye için kaçırılması gibi suç teşkil eden şebekeler etkindir. Ancak son zamanlarda Filipinler hükûmetinin aldığı tedbirlerle bu şebekeler tarafından işlenen suçlar büyük oranda azaltılmıştır.

Filipinler, II. Dünya Savaşı’ndan beri ABD’nin güvenlik ortağıdır. 1951’de bu ülke ile birlikte ikili savunma antlaşması imzalanmıştır. Filipinler Soğuk Savaş boyunca Amerikan politikalarını desteklemiştir. Bunun bir sonucu olarak, Filipinler Kore ve Vietnam savaşlarına katılmıştır. Komünizmin özellikle Güney Asya’ya yayılmasını engellemek amacıyla ABD, Birleşik Krallık, Tayland, Pakistan, Yeni Zelanda ve Avustralya’nın oluşturduğu SEATO’nun üyelerinden biri olmuştur. ABD’nin uluslararası terörizm ile mücadele adı altında yürüttüğü faaliyetlerde ve Irak Savaşı’nda Filipinler koalisyon güçlerinin yanında yer almıştır.

Yönetim birimleri

Filipinler üç ada grubuna ayrılır, bunlar: Luzon, Visayas ve Mindanao’dur. Ülke 17 bölge, 81 il, 144 kent ve 1,491 belediyeden meydana gelir. Ek olarak, 5446 sayılı Filipin Takımadaları Karasularının Tanımlanmasına Dair Kanun’un ikinci bendine göre, Filipinler Malezya’ya ait Sabah’ın doğusu hakkında hak iddia etmemektedir.

Coğrafya

Mayon, Filipinler'in en aktif volkanıdır.

Filipinler, 7.645 adacıktan oluşan bir takımadadır. Ülkenin yüzölçümü, kara içinde bulunan su kitleleri de dikkate alındığında yaklaşık olarak 300.000 kilometre karedir. 36.289 kilometrelik kıyı şeridi, ülkeyi dünyanın en uzun kıyı şeridine sahip 5. ülkesi yapmaktadır. Filipinler, 116° 40′ ve 126° 34′ doğu boylamları ile 4° 40′ ve 21° 10′ kuzey enlemleri arasında bulunmaktadır. Ülkenin doğusunda Filipin Denizi, batısında Güney Çin Denizi ve güneyinde Celebes Denizi bulunmaktadır. Borneo adası ülkenin güneyinde bulunurken ülkenin kuzeyinde Tayvan konumlanmaktadır. Maluku Adaları ve Sulawesi ülkenin güneybatısında iken Palau ülkenin doğusundadır.

Ülkedeki dağlık adaların çoğu volkanik topraklardan oluşan tropik yağmur ormanları ile örtülüdür. ülkenin en yüksek dağı Apo Dağı’dır. Mindanao adasında bulunan Apo Dağı, deniz seviyesinden 2.954 metre yüksektedir. Filipin Çukurluğu’nda bulunan Galate Derinliği ülkenin en alçak noktasıdır. Ayrıca bu derinlik dünyadaki en alçak üçüncü noktadır. Bu çukurluk Filipin Denizi’nde bulunmaktadır.

Ülkenin en uzun akarsuyu Kuzey Luzon’da bulunan Kagayan Nehri’dir. Manila Koyu, başkent Manila’nın kıyı şeridi boyunca uzanmaktadır. Bu koy ülkenin en büyük gölü olan Laguna’ya Pasig Nehri’yle bağlıdır. Subic Koyu, Davao Körfezi ve Moro Körfezi ülkedeki diğer önemli körfez ve koylardır. San Juanico Boğazı, Samar ve Leyte adalarını birbirinden ayırmaktadır. Ancak, San Juanico Köprüsü bu iki karayı birbirine bağlamaktadır.

Ülke, Pasifik Deprem Kuşağı’nın batı saçakları üzerinde bulunmaktadır. Bunun için takımadalarda sıkça sismik ve volkanik faaliyetler görülmektedir. Filipin Denizi’nin doğusunda yer alan Benham Platosu, etkin bir deniz altı tektonik dalma kuşağıdır. Filipinler’de günde yaklaşık 20 adet hafif şiddetli-hissedilmeyen deprem saptanmaktadır. Filipinler’deki bilinen son büyük deprem 1990 Luzon depremidir.

Ülkede Mayon, Pinatubo ve Taal gibi birçok aktif volkan vardır. Haziran 1991’deki Pinatubu Yanardağı patlaması, 20. yüzyıldaki en büyük ikinci volkanik patlamadır. Ülkenin en önemli doğal miraslarından biri, Puerta Princesa Doğal Parkı’nın bulunduğu alandır. Burada bulunan yeraltı nehri, ülkenin tanınmış doğal turizm noktalarından birini oluşturmaktadır. Ayrıca Asya’nın en önemli orman ekosistemlerinden birini bölge bitey ve direy çeşitliliği açısından da önemli zenginliklere sahiptir.

Ülkedeki volkanik faaliyetler nedeniyle toprağın mineral seviyesi ve maden çeşitliliği oldukça yüksektir. Tahminlere göre Filipinler, dünyada Güney Afrika Cumhuriyeti’nden sonra en fazla altın rezervine sahip ikinci ülkedir. Bunun yanında dünyadaki en büyük bakır rezervleri, Filipinler’dedir. Ülke; nikel, kromit ve çinko açısından da zengindir. Buna rağmen, yüksek nüfus yoğunluğu, kötü yönetim ve teknik yetersizlikler sonucunda bu kaynakların büyük çoğunluğu işletilememektedir.

Filipinler, jeotermal enerji konusunda önemli yatırımlar yapan ülkelerden biridir. Ülkedeki elektrik ihtiyacının %18’i jeotermal enerjiden sağlanmaktadır. Böylece Filipinler ABD’den sonra dünyadaki en büyük jeotermal enerji üreticisidir.

Yaban hayatı

Filipin tarsier

Filipinler’in sahip olduğu yağmur ormanları ve uzun sahili birçok kuş, bitki, hayvan ve deniz canlısına ev sahipliği yapmaktadır. filipinler dünyadaki on büyük biyoçeşitlilik barındıran ülkeden biridir. Ülkede yaklaşık 1,1000 omurgalı canlı türü yaşamaktadır. Filipin topraklarında, başka yerlerde yaşamadığı düşünülen 100’den fazla memeli, 170’ten de fazla kuş türü bulunmaktadır.Filipinler, son on yılda yeni keşfedilen 80 kadar memeli tür ile; dünyada en fazla yeni memeli tür keşfedilen ülkedir. Bu nedenle ülkedeki saptanan endemik çeşitlilik artmaktadır.

Filipinler, büyük yırtıcı hayvanlardan yoksundur. Ancak, tuzlu su timsahları, piton ve kobra gibi yılan türleri ve bazı yırtıcı kuşlar bu durumun istisnasıdır. Özellikle, Filipinler’in ulusal kuş türü olarak bilinen Filipin kartalı; bazı araştırmacılar tarafından dünyanın en büyük kartalı olarak nitelendirilmektedir. Ülkede yerel olarak Lolong adı ile bilinen timsah, bugüne kadar dünya üzerinde yakalanan en büyük timsah olarak kayıtlara geçmiştir.

Asya palmiye misket kedisi, dugong ve Bohol’da yaşayan Filipin tersiyeri; ülkedeki önemli yerli hayvanlardır. Ülkede tahminen 13,500 bitki türü bulunmaktadır. Bunların 3,200 kadarı adaya özgü bitkilerdir. Filipin yağmur ormanları bitey açısından oldukça zengindir. Orkidegiller ve rafflesialar bu bitki örtüsünün en nadir türlerindendir.

Filipin açıklarındaki deniz suyunun 2.200.000 kilometre karelik bölümünde, endemik ve çeşitli bir deniz yaşamı vardır. Burası Mercan Üçgeni olarak bilinen denizel bölgenin önemli bir parçasıdır. Mercan ve deniz balıklarının toplam sayısının, sırasıyla 500 ve 2,400 civarında olduğu sanılmaktadır. Ancak, yeni kayıtlar ve keşfedilen türler Filipin denizlerindeki bilinen türsel çeşitliliğin ve endemik varlığın sürekli bir biçimde artmasını sağlamaktadır. Sulu Denizi’nde bulunan Tubbataha Sırtı, 1993’te, Dünya Mirası listesine alınmıştır. Ayrıca Filipin sularında yosun, inci ve yengeç yetiştiriciliği yaygındır.

Sık sık yasa dışı kesimler yoluyla ormanların yok edilmesi, Filipinler’de iveğen bir sorundur. 1990’da ülke yüzölçümünün %70’i ormanlarla kaplıyken 1999’da bu oranda %18.3’lük bir azalma söz konusu olmuştur. Ülkedeki birçok tür yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Araştırmacıların söylemlerine göre sadece Filipinler’in egemen olduğu Güneydoğu Asya bölgesinde 21. yüzyılın sonuna kadar türlerin %20’sini kapsayabilecek bir nesil tükenme tehlikesi bulunmaktadır. Uluslararası Koruma Örgütü’ne göre, Filipinler biyoçeşitliliğin en fazla olduğu alanlardandır ve buna bağlı olarak öncelikli korunma alanlarından biridir.

İklim

Filipinler genel olarak sıcak ve nemli bir özellik gösteren tropik bir denizel iklime sahiptir. Ülkede üç mevsim yaşanmaktadır. Tag-init olarak bilinen mevsim, sıcak ve kurak yaz mevsimine karşılık gelir. Bu mevsim, marttan mayısa kadar sürmektedir. Tag-ulan, hazirandan kasıma kadar süren yağmurlu bir mevsimdir. Üçüncü mevsim ise tag-lamig adıyla bilinir. Aralıktan şubata kadar süren bu mevsimde kuru-soğuk bir hava ülkeye hâkim olur. Habagat adıyla bilinen ve ekimden mayısa kadar etkili olan rüzgârlar kuzeybatı musonlarıdır; kuru rüzgârlar şeklinde kasımdan nisana kadar kendini gösteren musonlar ise kuzeydoğu musonlarıdır. Bu kuzeydoğu musonlarına yerel dilde amihan adı verilmektedir. Filipinler ülke genelinde genellikle 21 °C (70 °F) ile 32 °C (90 °F) seyretmektedir. Buna rağmen mevsimlere bağlı olarak daha soğuk veya daha sıcak sıcaklıklar da ölçülmektedir. Ülkenin en soğuk ayı ocaktır. En yüksek sıcaklıklar ise mayıs aylarında ölçülmektedir.

Ülkenin yıllık sıcaklık ortalaması 26,6 °C (79,9 °F) civarındadır. Ülke içerisindeki yerel sıcaklık değerleri karşılaştırıldığında, enlem ve boylamsal konum sıcaklık üzerinde birincil bir etki yaratmamaktadır. Ülkenin kuzeyi, güneyi, doğusu veya batısı dikkate alındığında, indirgenmiş sıcaklık (deniz seviyesindeki sıcaklık) yakın değerlerde olma eğilimindedir. Ülkedeki sıcaklık değerlerinde en etkili etkenin yükselti olduğu düşünülmektedir. Deniz seviyesinden yüksekliği 1.500 metre olan Baguio’da yıllık sıcaklı ortalaması deniz seviyesinin yaklaşık 18,3 °C (64,9 °F) altındadır. Bu durum Baguio’yu sıcak yaz döneminde önemli bir uğrak noktası hâline getirmektedir.

Temmuzdan ocak ayına kadar, ülkede tayfun kuşağı etkisini göstermektedir. Bu dönem sel felaketlerinin yaşandığı ve sağanakların bastırdığı bir dilimdir. Bu şekildei yağmurlarla birlikte, ülkede yılda yaklaşık olarak 90 kadar tayfun oluşur. Bu tayfunların sekiz ya da dokuzu kara üzerinde etkili olmaktadır. Ülkedeki yıllık yağış miktarı dağlık doğu sahillerinde 5.000 milimetre kadardır. Ancak bazı korunaklı vadilerde bu değer 1.000 milimetreden daha azdır. Takımadayı vuran bilinen en büyük dönencesel (tropik) kasırga Temmuz 1911’de meydana gelmiştir. Bu kasırgada Baguio’ya 24 saat içinde -birim alana- 1.168 milimetre yağmur düşmüştür. Bagyo, Filipinlerde kasırga için kullanılan yerel bir tabirdir.

Ekonomi

Filipinli pirinç ekiyor. Tarım, 2014 itibariyle Filipinli işgücünün % 30'unu istihdam etmektedir.

Filipinler tarımsal alanda, elektronik endüstrisinde ve ekonomi hizmet sektöründe yeni endüstrileşen ülkedir. "Sonraki Onbir" ekonomilerinde listelenmiştir. Filipinler’in ekonomisinde önemli bir canlılık görülür.

Asya Finansal Krizi sonucunda Filipin pesosunu bir doları 40 pesodan 26 pesoya düşürerek Filipin ekonomisini son derecede etkiledi. Düşük yabancı sermaye ülkeye girmesiyle temelini tarımın oluşturduğu ekonomide 1999’da %3 ve 2000’de %4 küçülme oldu. 2000’deki politik belirsizlikler peseyu zayıflatmış hatta daha ötesi bir doları 55 pesoya çıkararak pesonun en düşük seviyeye inmesine neden olmuştur.

1990’lardaki Doğu Asya finansal krizi, Filipinler’in ekonomisinde deneyim sağlamasına ve 2004’te %6’lık bir büyüme elde etmesini sağladı. Başbakan Gloria Macapagal Arroyo, 2020’lerde ülkesinin gelişmiş ülkeler arasında yer alacağını taahhüt etti. 2005’te Filipin pesosu Asya’nın en işlevsel parası oldu. 2006’da Filipin ekonomisi geçen yıla oranla %5,4’lik bir büyüme sağladı. Hükümet Gayri safi millî hasılayı artırmak için 2007’de %7’lik, 2008’de %8’lik ve 2009’da %9’luk bir büyüme hedefliyor.

Nüfus

Filipinler 105 milyonu aşan nüfusuyla (2012) dünyanın en çok nüfusuna sahip 12. ülkesidir. Dünyanın en kalabalık 11. başkentidir. Okur-yazarlık oranı %92.5’dir (2003) ve bunda erkeklerin oranı kadınlarınkine hemen hemen eşittir. Yaşam süresi kadınlarda 69.91 ile 72.28 arasında, erkeklerde 66.44 yıldır. Nüfus yılda yaklaşık olarak %1.92 artmaktadır. 1903’ten beri 100 yılda nüfus 11 kat arttı. Bu da gösteriyor ki, büyüme oranı bölgedeki diğer ülkelere göre daha hızlıdır. (Endonezya aynı sürede sadece 5 kat büyüdü).

Etnik gruplar

Filipinliler çeşitli Avustralyanca kelimelerinin birbirini takip eden bin yıldan daha uzun bir süre boyunca etkisi altında kalmıştır.

Filipinliler şu anda, çeşitli etnik guruplar içeren, fakat sınırlanmayan şu guruplara bölünmüştür: Visayanlar, Tagaloglar, Ilocanolar, Morolar, Kapampangan, Bicolano, Pangasinense, Igorot, Lumad, Mangyan, Ibanag, Chabacano, Bajau, Ivatan ve Palawantribes.

Dil

1987 Yasasında Filipince ve İngilizcenin her ikisi de resmî dil ilan edilmiştir. Birçok Filipinli İngilizceyi, Filipince’yi ve yerel dillerini anlayabilir, yazabilir ve konuşabilir.

On iki büyük bölgesel dil, yerel bölgelerinin yardımcı resmi dillerinin her birine konuşan bir milyondan daha fazla kişiden olumuştur. Bu diller: Tagalog, Cebuano, Ilocano, Hiligaynon, Waray-Waray, Kapampangan, Bikol, Pangasinan. Kinaray-a, Maranao, Maguindanao ve Tausug.

Din

 Ilocos Norte'deki tarihi Paoay Kilisesi. Filipin hükümeti tarafından 1973'te Ulusal Kültür Hazinesi ve 1993'te Filipinler Barok Kiliseleri ortak grubu altında bir UNESCO Dünya Mirası Alanı olarak ilan edildi.

Filipinler din ve devlet işlerinin birbirinden ayrıldığı laik bir ülkedir. Ülke, uzun süre İspanyol kültürünün etkisinde kaldığı için Katolik yapı baskındır. Bu yönüyle, eski Portekiz sömürgesi olan Doğu Timor ile birlikte Katoliklerin baskın olduğu iki ülkeden biri Filipinler’dir. Ülkedeki insanların %90’nından fazlası Hristiyan’dır. Bu Hristiyan nüfusun %51’i Katolik iken, %9.5’i İglezyan Hristiyanlığı, Filipin Bağımsız Kilisesi ve Birleşik Protestan Kilisesi gibi Protestan temelli dinî zümrelere dâhildir. Ayrıca ülkede Hristiyanlığın Yehova’nın Şahitleri koluna mensup insanlar da vardır.

Ulusal Filipinli Müslümanlar Kurulu (NCMF)’nun verilerine göre, 2012’de ülke nüfusunun % 11’i Müslüman’dır. Mindanao, Palawan, ve Bangsamoro olarak bilinen Sulu Takımadaları Müslüman toplulukların yoğunlaştığı yerlerdir. Ancak, bazı Müslüman Filipinliler; bu bölgelerden ülkenin farklı kırsal ve kentsel yerleşimlerine göç etmiştir. Ülkedeki Müslümanlar arasında, Sünni İslam’ın Şafii kolu yaygındır. Ancak ülkede Ahmediyye tarikatına mensup insanlar da vardır.

Filipinler’de ülke nüfusunun yaklaşık %2’sini geleneksel Filipin dinleri oluşturmaktadır. Bu dinler bazı yerli kabilelerde yaygındır. Bu dinler kültürel etkilenme ile Hristiyanlık ve İslam ile uyumlu hâle gelmiştir. Animizm, halk kültü ve şamanizm inançları; geçmişten günümüze ulaşan inanış biçemleridir. Dinî kanaat liderleri olan albularyo, babaylan ve manghihilotlar, geleneksel dinlerin bugüne ulaşmasında önemli etki sahibidir. Filipinler’de halkın yaklaşık %1’i Budizm ve Taoizm inancına sahiptir. Bu dinler ve Çin halk kültlerinin oluşturduğu inançlar; özellikle Çin kökenli toplulukların bulunduğu bölgelerde yaygındır. Ayrıca ülkede, az sayıda Hinduizm, Sihizm, Yahudilik ve Bahailik dinlerinin inanırları vardır. Ülkede, hiçbir dine inanmayanların sayısı yaklaşık 1% ile 11% arasındadır.

Kültür

Manila

Filipin kültürü doğu ve batı uygarlıklarının birleşiminden oluşur. Filipinler, Malay mirasının diğer Asya ülkelerini de etkileyen yönlerini barındırır. Bununla birlikte, Amerikan ve İspanyol kültürü; ülkedeki kültürel varlığın önemli parçalarıdır.Filipinler’de, önemli bir kişinin adına düzenlenen anma veya kutlama şölenleri oldukça yaygındır. Bu şölenler ülkede barrio fiestas adıyla bilinmektedir.

Moriones ve Sinulog festivalleri ülkedeki en bilinen şölenlerdir. Bu gibi toplumsal kutlamalarda müzik ve dans ön plandadır. Ülkedeki bazı geleneksel değerler değişime uğrarken bazıları adım adım modernleşme nedeniyle yok olmaktadır. Bayanihan Filipin Ulusal Halk Dansları Birliği, ülke genelindeki birçok geleneksel dans türünü koruma altına almak için çalışmalar yürütmektedir. Birliğin yaptığı simgesel çalışmalar; bu oluşumun adını ülke çapında duyurmasını sağlamıştır.

Mutfak

Sisig - Ana madde olarak mantar kullanılarak yapılan sisig çeşidi, kızarmış pilav ve yumurta ile servis edilir.

Filipin mutfağı, Hint, Çin, Malezya, İspanyol, Avrupa ve Amerika mutfaklarından etkilenmiştir. Hem bitki çeşitliliğinin fazla oluşu hem de tarımın gelişmiş olması sebebiyle oldukça zengin bir mutfağa sahip olan Filipinliler sarımsak, soğan ve zencefili hemen hemen her yemeklerinde kullanırlar. Elle yemek yemek anlamına gelen kamayan geleneği ülkenin bazı bölgelerinde hala yaygındır. Çünkü Filipinlilere göre elle yenen yemek daha lezzetli olur. Yemek yemeyi çok seven Filipinliler asla diyet yapmazlar, hatta yeme alışkanlıklarını yarın yokmuş gibi yemek şeklinde tanımlarlar. Filipinlerde genelde ana yemeğin yanında mutlaka pilav servis edilir. Çin mutfağından esinlenerek hazırladıkları noodle’ı andıran pansitin domuzlu, ızgara sebzeli, karidesli ve tavuklu pek çok çeşidi mevcuttur.

Filipin mutfağının geleneksel yemeklerinden kare-kare, öküz kuyruğu yahnisi olup yer fıstıklı sos ile hazırlanır. Ülke mutfağının bir diğer popüler yemeği adobo ise soya, sarımsak ve sirkeden yapılan ekşi sosla sunulan ağır ateşte pişirilmiş tavuk ya da domuz etidir. Tapa ise haşlanmış pirinç ve yumurta ile servis edilen marine edilmiş biftektir.

Pek çok tropikal meyve çeşidine sahip Filipinliler tatlılarında da bunları çokça kullanırlar. Halo-Halo adını verdikleri en meşhur tatlıları tatlı muz, kırmızı ve beyaz bezelye, hintirmiği, buz, süt ve reçel ya da dondurma karıştırılarak hazırlanan tatlılarıdır. Salatalarını tatlandırırken de meyveleri çokça kullanan Filipinlilerin achara adını verdikleri salataları papaya ile hazırlanır.

Ülkede tropikal meyve suları çok çeşitlidir. Bitki çaylarının da çokça tüketildiği Filipin coğrafyasında en meşhur çay salabattır. Zencefil çayı olarak da tarif edilebilecek çayı, pandaların yaşadığı ağaç köklerini limon çimeniyle karıştırarak hazırlarlar. Ayrıca kahve ve çikolata da çokça içilir. Biranın en çok tüketilen içki olduğu ülkenin en popüler yerel bira markası San Miguel’dir. Cinin yerel versiyonu ginebra da yine çokça tükettikleri sert bir içkidir. Hindistan cevizinden hazırladıkları yerel likörleri lambanog ve tuba ülkenin diğer içki çeşitleridir. Alkolün hayli ucuz olduğu ülkede alkol tüketimi için alt yaş sınırı 18’dir.

Filipinler Türkiye Dış Temsilcilikleri

Manila Büyükelçiliği
Adres: 2268 Paraiso Street, Dasmarinas Village 1222 Makati City / Metro Manila / PHILIPPINES
Telefon: 00 63 2 843 97 05 – 00 63 2 843 97 07 – 00 63 2 887 63 73 – 00 63 2 888 56 99
Faks: 00 63 2 843 97 02
embassy.manila@mfa.gov.tr

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Endonezya Cumhuriyeti

Endonezya Cumhuriyeti

Baskent Cakarta
Resmî diller Endonezce
Yönetim Şekli Başkanlık Sistemi
Yüzölçümü 1.904.569 km²
Nüfus 255.993.674
Nüfus Yoğunluğu 134 kişi/km²
Para birimi Endonezya rupiahı (IDR)
Zaman dilimi (UTC+7 ile +9 arası)
Telefon kodu +62
İnternet TLD .id

Endonezya ya da resmî adıyla Endonezya Cumhuriyeti, Güneydoğu Asya ve Okyanusya’da yer alan bir ülkedir. Endonezya 17.508 adadan oluşur. 250 milyon civarında nüfusuyla dünyanın en kalabalık dördüncü ülkesi ve aynı zamanda en kalabalık Müslüman ülkesidir. Endonezya halk tarafından seçilmiş meclisi ve devlet başkanı ile bir cumhuriyettir. Ülkenin başkenti Cava adasındaki Cakarta şehridir. Sınır komşuları, Papua Yeni Gine, Doğu Timor ve Malezya’dır. Diğer komşu ülkeleri Singapur, Filipinler, Avustralya, Andaman ve Nikobar adalarıdır. Endonezya ASEAN’ın kurucu üyelerinden ve G20 üyesi ülkelerdendir.

Endonezya takımadaları yedinci yüzyıldan sonra Srivijaya ve Majapahit’in Çin ve Hindistan’la ticarete başlamasıyla önemli bir ticaret bölgesi haline gelmiştir. Yerel liderler ilk çağlardan beri yabancı kültür, din ve politik sistemleri yavaş yavaş özümsediler ve böylelikle Hindu ve Budist krallıklar kuruldu. Endonezya tarihi ülkedeki doğal kaynakları elde etmek isteyen yabancı güçlerin etkisinde kalmıştır. Müslüman tüccarlar bölgeye İslamı getirdiler. Avrupalı güçler ise Coğrafi keşifler ile "Baharat Adası" adı verilen Maluku’yu elde edip bölgedeki ticareti tekelleri altına almak için birbirleriyle savaştılar. Endonezya İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle birlikte üç buçuk asır süren Hollanda sömürgeliğinden kurtularak bağımsızlığını elde etti. Endonezya tarihi daha sonra doğal afetler, rüşvet, bölünme, Suharto sonrası demokratikleşme süreci ve hızlı ekonomik değişikliklerle çalkantılı geçti. Şu anki Endonezya Cumhuriyeti üniter bir devlet olmakla birlikte otuz üç eyaletten oluşur.

Pek çok irili ufaklı adaya sahip olan Endonezya farklı dil, din ve kültüre sahip etnik gruplardan oluşur. Cavalılar politik güç olarak baskın en büyük etnik gruptur. Endonezya ulusal bir dil, etnik çeşitlilik ve çoğunluğu Müslüman olmak üzere farklı dinlerin bir araya gelmesiyle ortak bir kimlik geliştirmiştir. Endonezya’nın "Çoklukta birlik" anlamına gelen ulusal sloganı "Bhinneka Tunggal Ika" çeşitliliğin ülkeyi şekillendirdiğini ifade eder. Çok büyük nüfusuna rağmen Endonezya, el değmemiş doğa alanlarıyla dünyanın en büyük ikinci biyoçeşitliliğine ev sahipliği yapar. Çok zengin doğal kaynaklarına rağmen günümüz Endonezya’sında fakirlik yaygındır.

Bayrak

Endonezya bayrağı, Endonezya Cumhuriyeti’nin resmî simgesidir. 13. yüzyılda kurulmuş olan Majapahit İmparatorluğu’nun bayrağından gelmektedir. Bayrak ilk olarak 17 Ağustos 1945 tarihinde Endonezya Bağımsızlık Günü kutlamalarında halka duyrulmuş ve göndere çekilmiştir. O günden beri bayrağın tasarımında herhangi bir değişiklik yapılmamıştır.

Bayrağın yapısı ve şekli oldukça basit olup, üstte kırmızı, altta beyaz olmak üzere iki eşit büyüklükte şeritten oluşmaktadır. Singapur ve Polonya bayraklarına oldukça benzer olup, Monako bayrağı ile oranı dışında biçimsel olarak birebir aynıdır. Endonezya geleneklerine göre bayraktaki renklerden kırmızı; cesareti, beyaz ise ruhsal ögeleri simgeler. Endonezya toplumu bayraklarını Merah Putih yani Kırmızı-Beyaz olarak adlandırır.

Arma

Endonezya arması

Endonezya Cumhuriyeti’nin amblemi Garuda, Hindu mitolojisinin kuş kralı ve tanrı Vishnu’nun vâhana’sıdır. (Vahana, Hint mitolojisinde tanrı ve tanrıçaların binek aracı olarak kullandıkları hayvan veya melez yaratık.) Garuda, 8. yüzyıldan itibaren Java adasında inşa edilmiş birçok tapınakta yer almaktadır.

Kartal, yaratıcı enerjinin sembolüdür. Altın rengi milletin ihtişamını, siyah doğayı temsil eder.

Kartalın her kanadında 17, kuyruğunda 8 ve boynunda 45 tüyü vardır. Bu numaralar, bağımsızlık ilanının tarihi olan 17 Ağustos 1945 tarihini simgeler.

Arka plandaki kırmızı ve beyaz, Endonezya bayrağının renkleridir. Ortadaki yatay çizgi, Sumatra, Borneo, Sulawesi ve Halmahera adalarını geçen ekvatoru temsil eder.

Armanın üzerindeki beş sembol Endonezya devletinin "beş ilke" ideolojisini temsil ediyor:

Armanın ortasındaki siyah zemin üzerine altın yıldız ilk prensibi temsil eder: dinlerin birleşmesi (farklı dinler, aynı fikir).
Zincir, art arda gelen insan nesillerini sembolize eder. Yuvarlak halkalar kadınları, kare halkalar erkekleri temsil eder. İkinci ilkenin sembolü: adil ve medeni bir insanlık.
Warin veya banyan üçüncü prensibi sembolize eder: Endonezya’nın birliği.
Kırmızı zemin üzerine siyah bantlı (bos javanicus) dördüncü prensibi temsil eder: bilgelikle müzakere ve temsil yoluyla yönlendirilen demokrasi.
Beşinci prensip, tüm Endonezya halkının sosyal adaleti, pirinci (yani gıda) ve pamuğun (beyaz) altın ve beyazı ile sembolize edilir.

Etimoloji

Bir düğün töreninde genç toraja kızlar

Endonezya ismi Latince Indus ve Yunanca nesos kelimelerinden türetilmiştir ve "ada" anlamına gelmektedir. Bu isim Endonezya’nın bağımsızlığından çok önceye, 18. yüzyıla dayanır. 1850’de İngiliz etnolojist George Earl yayınladığı bir eserle, bölgedeki Hint ve Malay takımadalarında yaşayanlar için Indunesians ve Malayunesians isimlerini önerdi. Aynı eserde George Earl’ün öğrencilerinden James Richardson Logan Endonezya ismini Hint Takımadası ile eşanlamda kullandı. Bununla birlikte Hollandalı akademisyenler sömürge döneminde yazdıklari eserlerde Endonezya ismini kullanmaktan imtina ettiler. Bunun yerine Malay Takımadası, Hollanda Doğu Hindistanı, Doğu Hindistan ve Insulinde isimlerini kullandılar.

1900’lerden sonra Endonezya ismi Hollanda dışındaki akademik çevrelerde yaygın olarak kullanılmaya başlandı. Hollanda sömürgeciliğine karşı Endonezyalı milliyetçi gruplar bu ismi siyasi bir bakış açısını belirtmek üzere kullanmaya başladılar. Berlin Üniversitesi’nden Adolf Bastian yayınladığı Indonesien oder die Inseln des Malayischen Archipels eseriyle Endonezya ismini 1884–1894 yılları arasında yaygınlaştırdı. Endonezya ismini ilk kullanan Endonezyalı eğitimci Hollanda’da 1913 yılında kurduğu basın bürosuna Indonesisch Pers-bureau adını veren Suwardi Suryaningrat (Ki Hajar Dewantara) idi.

Tarih

MS 800'lü yıllarda Borobudur tapınağına işlenmiş bir resim. Endonezyalı gemiciler milattan sonra birinci yüzyılın başlarında Afrika'nın doğu kıyılarına ticaret seferleri düzenlemiş olabilirler.

Endonezya’nın tarihi hakkında bilinen en eski bilgiler, 4-5 bin yıl kadar önce, Malezya’dan halkın gelip yerleştikleri hakkındadır. Eski çağlardan beri ülkenin üzerinde bulunduğu adaların deniz ticaretinde ehemmiyeti çok büyük olmuştur. Bu sebepten, halk genellikle denizci veya tüccardı. Tarih çağlarında ülke, Çin, Hindistan, İran ve Bizans İmparatorluğunun deniz ticâret yolu idi. Hâlen bu özelliğini muhafaza etmektedir. Eski çağlarda ticâret gemileri buraya uğrar, baharat, reçine ve değerli kereste alırlardı. Ticâretteki bu ehemmiyeti sebebiyle, dünyanın çeşitli yerlerinden Endonezya’ya gelip yerleşen insanlar ülkede yeni fikir ve geleneklerin yerleşmesine sebep olmuşlardı. Bu devirlerde ülkede aşîret idâreleri krallık hâline geldi. Öyle ki her ada ayrı bir krallıktı. Yedinci ve on üçüncü asırlara kadar bölgenin en güçlü krallıkları, Sumatra ve Cava krallıkları idi. Güçlü olmalarının bir neticesi olarak da bölge ticâretine hâkimdiler. On ikinci ve on beşinci asırlarda Hindistan ve Malezya’dan ticâret için buraya gelen Müslüman tâcirler İslâmiyetin yayılmasına vesile olmuşlardır.

Portekiz 1511 yılında Malakka’yı işgal etti. Bundan sonra İspanya, Hollanda ve İngilizler ülkeyi istilâ ettiler. Bu devletler Endonezya’yı sömürmenin yanı sıra Hindistan’ı da sömürgelerine katmak için üs olarak kullanmakta idiler. On altıncı asrın sonlarında Hollandalılar, Doğu Hindistan, Cava ve Moluk’da kurdukları şirketlerle bölge ticâretini ele geçirdiler. Bunun yanı sıra Cakarta’ya üs kurmalarıyla Hollanda’nın bölgedeki nüfuzu arttı. Diğer sömürgeci devletlerin anlaşmaları neticesinde 18. asrın sonlarında Hollanda ülkeyi tam mânâsıyla egemenliği altına almıştır. 1900’lü senelerin başlarından îtibâren gün geçtikçe anti-emperyalist fikirlerin kuvvetlenmesi sonucu Hollanda sömürgeciliğine karşı, milliyetçilik ve bağımsızlık mücadelesi fiilen başladı. Bu mücâdelenin önde gelen liderlerinden Ahmed Sukarno 1927’de kurulan Milliyetçi Partinin başkanı oldu. Endonezya halkının başlattıkları ve her geçen gün kuvvet kazanan bağımsızlık mücadelesi karşısında Hollanda endişeye düştü. Halk tamamen Hollandalı sömürgecilerin menfaatleri doğrultusunda yönetilmekteydi. Milliyetçilik ve bağımsızlık hareketlerini yatıştırmak ve sömürgeciliğini devam ettirmek için Hollanda siyâsî bir oyun olarak yerli halka idârede kısmen iştirak hakkı tanıdı. Bu oyuna kanmayıp tam bir bağımsızlık isteyen halkın mücâdelesi çok kanlı bir şekilde bastırılmaya çalışıldı. Mücadelenin liderlerinden Ahmed Sukarno ve arkadaşları yakalanarak sürgüne gönderildi. İkinci Dünyâ Savaşında Japonya, Endonezya’yı işgal etti. Siyâsî olarak Japonlar ülke halkının Hollandalılara karşı yaptıkları bağımsızlık mücâdelesini desteklediler. Japonlar, milliyetçilerin hükümet kurmalarına müsaade etti.

17 Ağustos 1945’te Japonların teslim olmalarıyla Endonezya’da Ahmed Sukarno başkanlığında bir hükümet kurularak bağımsızlıklarını îlân ettiler. Hollanda, Endonezya’nın bağımsızlığını tanımadı. Endonezya ve Hollanda arasında bu sebepten başlayan mücâdele, Endonezya’nın zaferiyle neticelendi. Hollanda, “Endonezya Birleşik Devletleri”ni resmen tanımak zorunda kaldı. 1950 senesinde devletin adı “Endonezya Cumhuriyeti” olarak değiştirildi. Ülkenin kurulu olduğu adalardan Yeni Gine Hollandalıların elinde kaldı. Endonezya ancak 1962 senesinde adanın batı kısmını Hollandalılardan kurtardı. 1965 Mayıs’ında Çin ve SSCB destekli bir devrim teşebbüsü oldu. Çeşitli birliklerden solcu general ve subayların ve Endonezya Komünist Partisi’nin öncülük ettiği bu girişim ABD gizli servislerinin büyük komploları sonucu ve ülkedeki Marksist kültürün çok yetersiz oluşu sebebiyle bastırıldı. 1.000.000 civârında insanın öldüğü iç savaşta komünistler ve komünist olduğundan şüphelenilenler dünyada eşine az rastlanan bir katliamla ortadan kaldırıldılar.Özellikle Çinli azınlık bertaraf edildi. Devletin kuruluşundan itibaren meydana gelen hâdiselerde oldukça yıpranan Ahmed Sukarno iktidarı, 1967’de General Suharto tarafından yapılan hükümet darbesi ile son buldu. Darbe sonunda başa geçen General Suharto daha sonra yapılan seçimleri de kazandı. 1982’de Sebker seçimleri kazandı. 1983’te Suharto dördüncü defa 10 Mart 1988’de beşinci defa başkan seçildi. Fakat 1998 yılındaki büyük bir ayaklanmayla Suharto ve siyasi rejimi devrildi. Ülke olağan bir parlamenter demokrasiyle idare edilmeye başladı.

Ekonomi ve Eğitim

Kişi başına düşen millî geliri yıllık 2239 dolardır. Karma ekonominin hüküm sürdüğü Endonezya’da özel sektör ile devlet ekonomide güçlü bir etkisi vardır. Güneydoğu Asya’nın en büyük ekonomisi olup G20 ülkeleri arasındadır.

Cava’daki pirinç tarlalarında Asya mandası kullanılır. Tarım yıllarca ülke ekonomisinin en önemli ve büyük sektörlerindendir.

Fiziki Yapı

Doğu Java’daki volkanik Semeru ve Bromo dağları

Endonezya’nın üzerinde bulunduğu adalardan büyük olan beş tanesi, Sumatra, Borneo, Cava, Selebes ve Yeni Gine’dir. Yeni Gine Adasının Endonezya’ya âit olan batı kısmına İrian Barat adı verilir. Borneo Adasının Endonezya’ya ait olan kısmına ise Kalimantan adı verilir. Sumatra, Borneo, Cava ve Selebes adalarına Büyük Sunda Adaları; Bali, Lombok, Sumba, Sumbawa, Flores, Timor gibi orta büyüklükteki adalara Küçük Sonda Adaları; Buru, Ceram, Halmehera vb. adalara ise Moluk Adaları ismi verilir. Adalar arasında çeşitli iç denizler mevcuttur. İç denizlerle beraber yüzölçümü yaklaşık 5.000.000 km² olan Endonezya’nın kara parçalarının toplam yüzölçümü ise 1.919.443 km²dir. İç denizleri, Cava, Sunda, Banda, Flores, Selebes ve Moluk denizleridir. Adaları birbirinden ayıran deniz ve boğazların önemli özellikleri derin olmalarıdır.

Endonezya’nın başkenti Cakarta, Endonezya genel yapı îtibârıyla volkanik adalardan müteşekkildir. Çoğu sönmüş vaziyette yaklaşık 150 civarında volkan bulunmaktadır. Ülke Ekvator çizgisi üzerindedir. Büyük adalardan olan Sumatra ülkenin batısında olup, Malakka Boğazı ile Asya kıtasından, kuzey batı, güney doğu doğrultusunda, güney doğuda Sonda Boğazı ile Cava Adasından ayrılmıştır. Birmanya’daki sıradağların bir uzantısı Sumatra Adasının batı kıyılarında devam eder. Bu sıradağlar sönmüş ve halen faaliyette bulunan pek çok volkandan müteşekkildir. 3000 m’yi aşan yüksekliklere sahip bu dağ silsilesinin kuzeyinde geniş ve verimli vâdiler, büyük göller bulunur. Adanın doğu kesimleri, düz ve basık olan ovalıktır. Bataklıklar doğu sahillerinde oldukça geniş yer kaplar. Büyük ırmaklara sâhiptir. Cava Adası, Sumatra ile Küçük Sonda adalar dizisinin en batısındaki Bali Adası arasında batı doğu istikametinde yer alır. Yaklaşık 1000 km boyunda ve 200 km eninde olan bu adada ekvatora paralel sıradağlar vardır. Bu sıradağlar, güneye daha yakın olup, üzerinde çok sayıda, bazıları hâlen tütmekte olan volkanlar mevcuttur. Adanın kuzeyi düz ovalı olmasına rağmen güney kıyıları yüksektir. Güney de deniz dibi fazla kayalık değildir. Bu da gemilerin adanın güney kıyılarına rahatlıkla yaklaşmalarını sağlamaktadır. Bu sebepten limanlar güneyde kuzey kıyılarına nispeten daha çoktur. Cava Adasının doğusunda yer alan orta büyüklükteki adalar topluluğu olan Küçük Sonda Adaları da fizikî yapı îtibârıyla diğer Sumatra ve Cava Adalarından pek farklı yapıya sâhip değildir. Topluluğu meydana getiren adaların hepsi volkanik olup, kıyıları düz ovalıktır. İrian Barat denilen Yeni Gine’nin Endonezya’ya âit batı kısımları da fizikî yapı olarak pek fazla değişmez. Bradjamusti Sıradağları, bölgenin ortasında batı doğu doğrultusunda yer alır.

Güney kısmı verimli ovalarla kaplı olan bölgenin kuzeyinde orta kesimlerindekine nazaran daha alçak olan sıradağlar, paralel olarak yer alır. Bu iki dağ silsilesi arada yer alan ova ile birbirinden ayrılır. Her iki sıradağlardan inen çok sayıdaki ırmak tarafından sulanan ova oldukça verimlidir. Yeni Gine Adasının batı kısmı olan bu bölgenin ortasındaki Bradjamusti Sıradağlarında yer alan Carstenz Tepesi 5050 m ile ülkenin de en yüksek noktasıdır. Yeni Gine ve Selebes adaları arasında yer alan pek çok ada ve adacıktan müteşekkil olan Moluk Adaları da dağlıktır.

Bukittinggi'deki Sianok Kanyonu, Batı Sumatra

Kıyıları çok girintili çıkıntılı, aynı oranda kayalık olan adalar gemilerin yanaşmasına müsait olmadığı halde bâzı yerler gemiler için iyi bir barınak vazifesi görmektedirler. Selebes Adası, adanın tam ortasındaki dağların dört farklı yöne açılması ile bir ahtapot görünümü arzetmektedir. Dört yarımadanın arasında kalan üç körfez de derin ve oldukça geniştir. Dağların en yüksek noktası 3840 m ile Latimodjang Tepesidir. Selebes Adası yakınlarında pek çok küçük adacıklar mevcuttur. Endonezya’yı meydana getiren adaların en büyüğü Borneo’dur. Bu ada siyasî bakımdan üç bölgedir. Kuzeyde ve kuzey batıda Malezya’ya bağlı Sarawak ve Sabah bölgeleri ve bu iki bölge arasında kalan bağımsız Brunei Devleti ile bu bölgelerin dışında kalan, adanın orta ve güney kısmını teşkil eden Endonezya’ya bağlı Kalimantan adı verilen bölgedir. Güney-batı, kuzey doğu istikametinde, Endonezya, Malezya sınırının bir kısmında dağlar uzanır. Kalan geniş kısımları düz ovalık, kıyı kesimleri ise bataklıktır. Genellikle alçak ve bataklık olan kıyılarında gemilerin yanaşmasına elverişli pek çok körfez vardır.

Önemli akarsuları ülkenin büyük adalarında bulunmaktadır. Sumatra Adasındaki ırmaklar, Musi, Kampar, Rokar ve Hari’dir. İrian Barat bölgesindeki en önemli akarsu ise adanın ortasındaki sıradağlardan çıkıp, kuzeyde Büyük Okyanusa dökülen Mamberamo Irmağıdır. Borneo Adasının Endonezya’ya âit kısmı olan Kalimantan bölgesindeki en önemli akarsuları ise, Kayan, Mahakam, Barito ve Kapuas ırmaklarıdır. Ülkenin en önemli gölleri ise Sumatra Adasının kuzeyinde yer alan Toba Gölü, Selebes Adasındaki Towuti ve Poso gölleri ile Kalimantan bölgesindeki Semajang ve Djempang gölleridir.

Doğal Kaynaklar

Sulawesi

Endonezya, Hollanda’nın her ne pahasına olursa olsun, sömürge olarak kullanmaktan vazgeçmek istemediği seviyede bol doğal kaynaklara sahip bir ülkedir. İkliminden dolayı gür, tropik ormanlar ülkenin bitki örtüsünü meydana getirir. Ülkede bol ve çeşitli bitkiler vardır. Bataklıkların çok bulunduğu kıyı bölgelerinde bataklık bitkileri ve mangrovlar hâkim bitki örtüsüdür. Dağ yamaçlarının gür ormanlarla kaplı bulunduğu Sumatra’da bazı bölgelerde kauçuk ormanlarına da rastlanır. Küçük Sonda Adalarında, kerestesi makbul ağaçlarla kaplı ormanlar daha çoktur. Ülkede hemen hemen 2500 m yüksekliklere kadar ekvator bitkilerinin meydana getirdiği ormanlar vardır. Selebes Adasında düzlük olan bölgelerde iri yapraklı bitkiler daha hâkim olurken, yükseklere çıkıldıkça kerestesi mobilyacılıkta çok değerli olan abanoz ve tek ağaçları yaygınlaşır. Borneo Adasının kıyı kesimlerinde bataklıklar yoğun olduğundan bu bölgelerde bataklık bitkileri hâkimdir. Burada da iç kısımlarda ormanlar, değerli tropik ağaçlar barındırırlar. Bambu, ülkenin her yerinde en bol bulunan ağaçtır. Palmiye, muz, hint kirazı ve turunçgillerin yaygın olduğu Endonezya’da, yüksek ve yağışın daha az bulunduğu bölgelerde ormanlar seyrekleşir ve yerlerini savanlara, tik, kazein, okaliptus ağaçlarına bırakır.

Hayvan çeşitleri çok boldur. Dünyâda kuş çeşitlerinin bolluğu ile meşhurdur. Tropik ormanlarda kaplanlar, leoparlar, büyük orangutanlar, maymunlar, her boyda yılanlar, sürüngenler, bataklık bölgelerinde timsahlar ülkenin her bölgesinde bulunan hayvanlardır. Sumatra ve Kalimantan’da Hindistan filleri, Sumatra ve Cava adalarında ise gergedanlar bol olarak bulunur.

Yer altı zenginlikleri bakımından da yer üstü zenginliklerinde olduğu gibidir. Bol ve çok çeşitli madenler mevcuttur. Kalay, petrol, doğalgaz, kömür, boksit, manganez, altın ve gümüş yatakları dünya rezervleri arasında önemli bir yer işgal eder. Ayrıca bunlardan başka nikel, bakır ve iyot ile tuz da zengin yeraltı madenleri arasında yer alır.

İklim

Güneydoğu Asya`da, Hint Okyanusu ve Pasifik Okyanusu arasında yer alan takımadalardan oluşan Endonezya’nın iklimi oldukça çeşitlidir. Tropikal, sıcak ve nemli bir hava hâkimdir. Genel olarak Ekvator iklimi olarak adlandırılsa da adaların büyük bir kısmının kendine has iklim özellikleri bulunur. Her mevsim yağış görülen ülkede yaz aylarında sıcaklık ortalama 26 derecedir. Sıcaklık diğer aylarda en fazla 18 dereceye kadar düşer. Endonezya, Ekvator kuşağında yer aldığından ülkede kış mevsimi yaşanmaz. Muson yağmurlarının etki alanında bulunan ülkede sel felaketine yol açabilecek miktarda yağmur yağışı görülür. Yıllık ortalama yağış miktarıysa 7000 milimetre civarındadır.

Nüfus ve Sosyal Hayat

Horoz dövüşü, Bali

Endonezya, en kalabalık İslam nüfusunu barındırır. 2010 nüfus sayımına göre Endonezya nüfusu 237.64 milyondur. 2015 yılında 255.4 milyon olarak tahmin edilmektedir. Nüfusun %58’inin yaşadığı Cava adası, dünyanın en yoğun nüfuslu kalabalık adasıdır.

Ülkenin en dikkat çekici özelliklerinden biri de nüfus dağılımının çok düzensiz olmasıdır. Cava adası nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu bölgedir. İrian Barat ise yoğunluğun en az olduğu bölgedir. Ülke yüzölçümünün % 7’sini teşkil etmesine rağmen Cava’da nüfus yoğunluğu kilometre kareye 450 kişidir. Yoğunluğun en az olduğu İrian Barat bölgesinde ise kilometre kareye 1,7 kişi düşer. Ülkenin başşehri olan Cakarta, Cava adasında bulunmaktadır. Endonezya’nın önemli şehirleri de buradadır.

Halk genellikle tarımla uğraşır. Buna rağmen nüfusu milyonları aşan pek çok büyük şehirleri vardır. Ülke halkının başlıca besin maddesi pirinçtir.

Halkın % 50’si köylerde yaşar. Kıyı bölgelerinde yaşayan halk ile iç kesimlerde yaşayanlar arasında hayat tarzı ve kültür farklılıkları oldukça fazladır. Halk güzel evler yapmaya düşkünlükleri ile meşhurdur. Yaptıkları evler iklim ve imkânlar icâbı, daha ziyade kazıklar üzerine kurulmuş, çatıları çok dik, genellikle bambudan yapılmıştır. Temel gıda maddeleri pirinç olmasına rağmen, bazı fakir bölgelerde mısır ve manyok bitkilerinin pirinç yerine ikâme olduğu görülmektedir. Erkek ve kadınlar gelenek halinde olan, kain veya sarong adı verilen, vücuda sarılan elbiselere bürünürler. El sanatları, özellikle kumaş dokuma ve işleme yönünde çok yaygındır. Batik denilen egzotik renk ve desenli kumaşlar en fazla işlenen el sanatı ürünleridir.

Din

Çin Konfüçyüs Tapınağı, Bojonegoro (Java)

Endonezya anayasası seküler bir anlayıştadır. Ancak değişik dini inanışların ülkedeki politik, ekonomik ve kültürel yaşayışa etkisi önemli düzeydedir. 2010 nüfus sayımına göre halkın % 87,18’i Müslüman’dır. Kalanı ise Hristiyanlık, Konfüçyanizm, Budizm ve Putperestlik gibi inançlara sahiptirler.

Endonezya’da dini dağılım (2010)
İslam (%87.18)
Hristiyanlık (%9.87)
Hinduizm (%1.69)
Budizm (%0.72)
Konfüçyanizm ve diğerleri (%0.56)

Etnik gruplar

Ülkede 300 farklı etnik grup bulunmakla birlikte, bunların %95’i yerel Endonezya halklarıdır. Nüfûsun büyük bir kısmını meydana getiren Avustronezyalı halklardan başka Papular, Bataklar, Alaslar, Kabauslar, Gojolar, Araplar, Çinliler ve Hindular da etnik grupları teşkil eder.

Dil

Ülkede, birbirine çok benzeyen 250’den fazla dil kullanırlar. Bağımsızlıktan sonra yapılan çalışmalarla ülkenin resmî dili olarak, kullanılan farklı lehçelerin ortak kısımlarını ihtiva eden “Bahasia” denilen lisan kabul edilmiştir. Hollandalılar sömürge zamanlarında kendi dillerini okullarda zorunlu tutmuşlardı. Fakat, halk bunu kabul etmemiştir.


Okuma yazma oranı toplam nüfusa göre % 75’tir. Bu oran bağımsızlıktan önce % 50’nin altındaydı. Günümüzde 8-14 yaş arası öğretim zorunlu ve parasızdır. 14’ü bağımsızlıktan sonra kurulmuş olmak üzere 17 üniversite vardır.

Siyaset

Endonezya’da başkanlık sistemine dayalı, cumhûriyet rejimi vardır. Parlamento, 460 üyeli Millet Meclisi’nden meydana gelmektedir. 1967’ye kadar ülkeyi Achmed Soekarno başkanlığındaki hükümet yönetti, bundan sonra da Soeharto başkanlığa geçti. Ülke idari bakımdan 21 bölgeye ayrılmıştır.

Ülkede uzun yıllar baskın durumda olan ve tek başına iktidar görevini yürüten Golkar partisi, 1999 seçimlerinde oy oranını %74.51’den %22.46’e düşürdü. Ardından 1999 ile 2002 yılları arasındaki anayasal reformlar sonrasında rejimde köklü bir değişim yaşandı. Bunların arasında en çok iki defa beş yıllığına görev yapacak başkan ve başkan yardımcısının doğrudan halk tarafından seçilmesi de bulunuyordu. Daha önce anayasaya göre en yüksek seviyede olan People’s Consultative Assembly hem anayasaya bağlı diğer kurumlar düzeyine indirildi, hem de başkanı seçme alındı.

2004 yılında ilk kez başkan ve yardımcısı halk tarafından seçildi ve 2004 ile 2009 yıllarında Demokrat Parti’den Susilo Bambang Yudhoyono başkan seçildi.

20 Ekim 2014 tarihinde Endonezya Demokratik Mücadele Partisi adına aday olan ve mecliste azınlıkta olan partilerin desteklediği Cakarta valisi Joko Widodo, %53,15 oyla başkan seçildi. Böylece 10 yıldır başkanlığı elinde bulunduran Susilo Bambang Yudhoyono’nun dönemi sona erdi. (Oysa Widodo’yu destekleyen partilerin yalnız 6 ay önce 9 Nisan 2014 seçimlerindeki oy oranlarının toplamı %40.88 idi.)

Ekonomi

Jakarta, Endonezya'nın başkenti ve ekonomik merkezi

Ekonomide tarımın hala kuvvetli bir ağırlığı bulunmaktadır. Fakat bağımsızlığına kavuştuğundan beri sanâyi, mâdencilik ve ticârette çok önemli ilerlemeler kaydedilmiş ve bu ilerlemeler devam etmektedir. Topraklarının sadece %7,5’u ekilebilir durumdadır. Sulanabilen arâzilerde senede iki defa mahsul almak mümkündür. Ayrıca orman ürünü ihraç eden ülkeler arasındadır. Ülkede en çok ekilen tarım ürünü pirinçtir. Pirincin çok yetiştirilmesine rağmen, halkın temel beslenme maddesi olduğu için ülke ihtiyacını dahi karşılayamamaktadır. Ekilebilir arâzilerinin çoğunluğu Cava, Bali ve Sumatra adalarındadır. Bu durum nüfus dağılımının en etkili faktörüdür. Pirincin yanında çay, baharat, tütün, mısır, yer fıstığı, şeker kamışı, manyok, patates, kahve, soya fasulyesi yetiştirilen önemli ürünlerdir.

Ülkenin üçte ikisinin ormanlık olması ekonomiye orman ürünlerinin katkısını arttırmaktadır. Orman ürünlerinde dünyâ ülkeleri arasında ikinci sırayı almaktadır. Kerestesi değerli olan abanoz ve Hint meşesi ağaçları, kauçuk ormanlarından elde edilen kauçuk, kına ağacı kabuklarından elde edilen kinin ülke ekonomisine büyük katkısı bulunan orman ürünleridir. Dünyâ kinin ihtiyacının % 90’ını Endonezya karşılamaktadır. Ormanlar devlet kontrolündedir. Giderek büyüyen dünya ekonomisinin etkisiyle Endonezya da dış ülkelerle olan ticari ve endüstriyel ilişkilerini artırmış ve yıllık 100 milyar doların üzerinde ihracat yapmaya başlamıştır. Bunda en büyük etken olağanüstü bir kalkınma süreci gösteren Doğu Asya ekonomilerinin ülkenin yanı başında bulunmasıdır. Özellikle Çin ve Japonya ile ilişkiler Endonezya ekonomisine büyük bir ivme kazandırmaktadır. Madenlerin işletilmesi sömürge devrine göre, ülke için daha faydalı hâle gelmesine rağmen, ekonomi halen dışa bağımlı, dış yatırımlara muhtaçtır. Senelik 50 milyon ton olan petrol üretimi ülke petrol rezervlerinin pek azının değerlendirilmesi ile elde edilir. Petrol rafinerilerinin gelişmesi her geçen gün petrol üretimini artırmaktadır. Petrol en ziyâde Sumatra ve Kalimantan bölgelerinden elde edilmektedir. İhracatının yarısını petrol tutmaktadır. Petrol ve tabiî gaz istihsalinden sonra ülke maden üretiminde ikinci sırayı teşkil eden kalay istihsalinde dünyâ devletleri arasında üçüncü sırayı almaktadır. Sanâyi, ancak bağımsızlıklarına kavuştuktan sonra kurulmaya başlandı. Petrol rafinerileri, demir-çelik sanâyii, lâstik, çimento, kâğıt, kinin, gübre, dokuma fabrikaları her geçen gün çoğalmaktadır. Tuz üretimi devlet tekelinde olup, ülke ihtiyacını karşılayacak seviyededir. Limanları her tonajdaki gemilerin yanaşmasına elverişli, tersaneleri de her geçen gün gelişmekte olmasına rağmen kendi deniz filosu yetersizdir. Ülkenin en çok sıkıntı çektiği husus elektrik enerjisinin yeterli olmamasıdır. Fakat son yıllarda bu konuda kayda değer çalışmalar yapılmaktadır. Makine, elektronik, dokuma ve kimya sanayi gelişme içerisindedir.

Hayvancılık ülke ekonomisinde fazla bir yer tutmaz. Sâdece koyun, keçi ve kümes hayvanları beslenmesi yaygındır. Ülkenin fizikî yapısı icabı balıkçılık ekonomide geniş bir yer tutar. Son zamanlarda senelik balık istihsali iki milyon ton dolaylarına erişmiştir. Genellikle kıyı balıkçılığı olarak yapılan balıkçılık, ülke için ticârî bir vasıf taşımaz. Japonya’nın yardımlarıyla balıkçılık gelişmekte, açık deniz balıkçılığı için çalışmalar yoğunlaşmaktadır. Karayolu ulaşımı önemli olmadığı için fazla gelişmemiştir. Hava ve deniz ulaşımı ülke ihtiyacını karşılayacak seviyededir.

Mutfak

Endonezya mutfağı

Endonezya mutfağının temelini pirinç oluşturur. Hemen hemen bütün yemeklerin yanında pilav servis edilir. Endonezya mutfağı ülke üzerinde yaşayan binlerce kültürün çeşitliliğinden meydana gelir. Yemek pişirme tarzı ve stili bölgeden bölgeye farklılık gösterir. Endonezya mutfağı Hindistan, Ortadoğu, Çin, ve Avrupa’dan etkilenmiştir. Baharat Adası adıyla anılan Maluku adası karanfil ve hint cevizi gibi doğal baharatları Endonezya ve dünya mutfağıyla tanıştırmıştır. Nasi goreng, gado-gado, sate ve soto Endonezya’nın ulusal yemeklerindendir.

Endonezya’da çok çeşitli meyveler yetişir. Mangostan, rambutan, jackfruit, durian ve muz onlardan bazılarıdır. Bu meyveler Endonezya takımadalarına has, tropik meyvelerdir. Ülkede meyve suları da oldukça popülerdir. Endonezya mutfağının en bilinen ve yaygın içecekleri teh denen çay ve kopi denen kahvedir. Ülke, dünyanın en büyük kahve, çay ve şeker üreticilerinden biridir.

Endonezya Cumhuriyeti Türk Temsilciliği

Cakarta Büyükelçiliği
Adres: Jl. H.R Rasuna Said Kav.1 Kuningan Jakarta 12950 Indonesia
Telefon: +62 21 525 62 50 , +62 21 526 41 43
Faks: +62 21 522 60 56
Mail: embassy.jakarta@mfa.gov.tr
İnternet sitesi: T.C. Dışişleri Bakanlığı Cakarta Büyükelçiliği
Akredite Ülkeler: Doğu Timor Demokratik Cumhuriyeti

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Bhutan Krallığı

Bhutan Krallığı
Baskent Thimphu
Resmî diller Dzongka
Yönetim Şekli Anayasal Monarşi
Yüzölçümü 38.394 km²
Nüfus 753.947
Nüfus Yoğunluğu 19,3 kişi/km²
Para birimi Ngultrum (BTM)
Zaman dilimi (UTC +6)
Telefon kodu +975
İnternet TLD .bt

Bhutan, resmi adıyla Bhutan Krallığı, Güney Asya’da bir ülkedir. Batısında ve güneyinde Hindistan, kuzeyinde Çin ile komşudur. 20. yüzyılın ortalarına kadar dışa kapalı bir ülke olarak, kendini izole etmiş bir şekilde yaşayan Bhutan’da, ister istemez gelenekler hiç bozulmamıştır. Tüm kültürel zenginlikleri halen eskisi gibi devam ettirilmektedir. Ve bunun sürekliliği için ülkeye alınan turist sayısına bile özen gösterilmektedir. Tüm giriş çıkışlar devlet kontrolünde yapılmaktadır. Örneğin, uçakla Bhutan’a girmek için ulusal havayolu şirketini kullanmak gerekmektedir.

Kralın yetkilerini parlamentoya devrettiği, şeffaf bir ülke olan Bhutan, anayasal monarşi düzeniyle yönetilmektedir. Ancak ekonomik anlamda dış ilişkileri Hindistan tarafından yönetilmektedir. Nüfusun büyük çoğunluğu tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadır.

Bayrak

Bhutan bayrağı, çaprazlama, iki eşit büyüklükte üçgen oluşturacak biçimde sarı ve turuncu iki parçaya bölünmüştür ve üzerinde beyaz bir ejder figürü bulunur. 19. yüzyıldan bu yana ufak değişiklikler ile gelen bayrak bugünkü biçimini 1960 yılında almıştır. Ana renklerinde turuncuyu barındıran birkaç bayraktan biri olan Butan Bayrağı, Galler Bayrağı ile birlikte dünyada üzerinde ejder bulunan iki ulusal bayraktan biridir.

Arma

Bhutan armasında Budizmi simgeleyen motifler vardır. 2 ejderha kadın ve erkeği simgeler. Ejderhaların ortasında barış, huzuru ve gücü simgeleyen motifler vardır. Ortadaki dairede ise elmas ve şimşeği (dorji) Bhutanlıların şimsek ve elmas birliği temsil etmektedir. Ayrıca alttaki figür ise lotus çiçeğini simgeler.

Tarih

Bhutan arması

Bhutan tarihinin ilk dönemleri konusunda yeterli bilgi bulunmamaktadır. Ancak 7. yüzyılda Budizm’in benimsendiği bilinmektedir. 1630’larda Tibetli mülteci Drukpa Lama kendisini ilk Dharm Raca olarak ilan etmiştir. 19. yüzyılda ise dinsel yetkileri elinde tutan Dharm Raca ile dünya işleriyle ilgili yetkileri elinde tutan Deb Raca, güçlü Tangsa ve Paro valileri arasındaki mücadelenin aracı durumuna geldiler.

17.-18. yüzyıllarda sık sık Tibetlilerin saldırısına uğrayan Bhutan, bu saldırılara karşı koyarak iç özerkliğini korumayı başarmıştır. İngilizler, Bhutan’a 1772-1773’te ve 1865’te saldırdılar. 1907’de İngilizlerin onayıyla Tongsa Valisi Ugyen Dorji Vangçuk, bir monarşi kurdu. 1910’da iki ülke arasında imzalanan antlaşmayla Bhutan’a tümüyle iç özerklik verildiyse de, dış işlerinde Büyük Britanya’ ya danışma zorunluğu getirildi. 1949′da yapılan bir antlaşmayla denetim yetkisi Hindistan’a geçti. Çin Halk Cumhuriyeti’nin 1950’de ülkeyi işgal etmesi ve 1958’de toprak istemlerinde bulunması, Bhutan’ı, Hindistan’a yaklaştırdı. 1950-1970 yılları arasında Hindistan ile sıcak ilişkiler korundu. Bhutan’ın ilk mihracesi (Druk Gyalpo “Drukpaların Kralı”) Ugyen Dorji Wangçuk, günümüzde süregelen hanedanı 1907’de kurmuştu. Wangçuk’un yerini 1927’de oğlu Jigme Wangçuk, 1952’de de torunu Jigme Dorji Wangçuk aldı. 1969’dan başlayarak, yönetimde meşruti monarşiye geçildi. Ardından 2008 yılında parlamenter monarşi düzenine geçildi ve kral elindeki yetkileri devretti.

Coğrafya

Batı Butan'daki Haa Vadisi

Batısında ve güneyinde Hindistan’ın, kuzeyinde Çin’in yer aldığı Bhutan’ın coğrafî konumu 27-30 Kuzey enlemi, 90-30 Doğu boylamı üzerindedir. Ülkenin toplam yüzölçümü 47,000 km² olup 1,075 km’lik bir kara sınırına sahiptir. Ülkenin sınırlarından 470 km’si Çin ile 605 km’si ise Hindistan’ladır.

Ülke, dağlık bir arazi üzerine kuruludur. Ancak iklim çeşitlilik göstermektedir. Kuzey ovalarda tropikal iklim hâkimdir. Orta kısımdaki vadilerde kışlar soğuk, yazlar sıcak geçer. Himalayalar’da ise kışlar sert, yazlar serindir.

Ülkede birkaç verimli ova ve ağaçsız bozkır yer almaktadır. Ülkenin en düşük rakımlı yeri, Drangme Chhu (97 m) adındaki bölgedir. Buna karşılık en yüksek rakımlı noktası Kula Kangri’nin zirvesi olup tam 7.553 m’dir.

Ülkede kereste, alçıtaşı, kalsiyum karbür, hidro güç sanayileri yapılmaktadır. Ancak ülkede tarıma elverişli arazi hemen hemen yoktur. Ülkedeki tarıma elverişli alan oranı %2, otlaklar %6, ormanlık arazi %66 kadardır. Ülkedeki arazilerin sadece 340 km² kadarı sulanabilmektedir. Ülkede tüm yıl boyunca sert fırtınalar, yağış sezonu boyunca yaygın toprak kaymaları görülmektedir.

Nüfus

Başkent Thimphu'daki Tashichho Dzong, 1952'den beri Bhutan hükümeti merkezidir.

Ülke nüfusu 2006 sayımlarına göre 695.223 kadardır. Ülkenin %39,99’u 0-14 yaş arası; %56,05’i 15-64 yaş arası ve %3,96’sı 64 yaş üzeridir. Ülkedeki nüfus artış oranı %2,17’dir. Ülkede mülteci oranı çok düşüktür. Bhutan’da bebek ölüm oranı 108.89 ölüm/1,000 doğan bebek civarıdır. Ülkedeki ortalama yaşam süresi 52.79 yıldır. Bu oran kadınlarda 52.41 yıl, erkeklerde 53.16 yıldır. Ülkede ortalama her kadının 5.07 çocuğu mevcuttur. Ülkedeki AIDS oranı %0.01 den azdır.

Ülkedeki Butanlılar %50, Nepal kökenliler %35, yerli ve göçebe kabileler %15 oranda yer tutmaktadır. Ülkedeki din oranları Lama Budistleri %75, Hindistan ve Nepal Hinduları %25 şeklindedir. Ülkede Dzongka (resmi), Şarçopça, Bumthangca, Kurtopçe, Nepalce gibi diller konuşulmaktadır. Ülkedeki okur yazar oranı %42,2’dir. Bu oran erkeklerde %56,2, kadınlarda %28,1 kadardır.

Din

2010 verilerine göre ülke nüfusunun yüzde 74.7’si Vajrayana Budizmi’ne. Yüzde 22.6’sı Hinduizm’e, yüzde 1.9’u Bön dinine, yüzde 0.5’i Hristiyanlığa, yüzde 0.2’si ise İslam’a inanmaktadır."

Dil

Bhutan’ın resmi dili Dzongka’dır. Ancak bunun dışında Şarçopça, Bumthangca, Kurtopçe ve Nepalce gibi diller de konuşulmaktadır.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Bangladeş Halk Cumhuriyeti

Bangladeş Halk Cumhuriyeti
Baskent Dakka
Resmî diller Bengalce
Yönetim Şekli Parlamenter Cumhuriyet
Yüzölçümü 147.570 km²
Nüfus 171.700.000
Nüfus Yoğunluğu 1.319 kişi/km²
Para birimi Taka (BDT)
Zaman dilimi (UTC+6)
Telefon kodu +880
İnternet TLD .bd

Bangladeş (resmi adıyla Bangladeş Halk Cumhuriyeti), Güney Asya’da bir ülkedir. Myanmar ile Hindistan sınır komşusudur. Bangladeş’in anlamı "Bengal’in ülkesi" olup resmî dili Bengalcedir. Nüfusun %89’u Müslüman, resmî dini İslam’dır. Geri kalan kısmı Hindu ve Budisttir.

1971 senesine kadar Pakistan’ın "Doğu Pakistan" adlı eyaleti, daha önceleri de İngilizlerin Kıta Hindi’nde Bengal eyaleti idi. Kuzey-güney arası 625 kilometre, doğu-batı arası 304 kilometredir.

Bayrak

Bangladeşin ulusal bayrağı 17 Ocak 1972’de kabul edilmiştir. 1971 yılında Bangladeş Özgürlük Savaşı’nda kullanılan bayrağa oldukça benzer. İlk tasarlanmış hâlinde, ortada yer alan kırmızı güneşin içinde ülkenin bir de haritası tasvir edilmişse de daha sonra bu imge kaldırılmıştır. Bugünkü Japonya Bayrağı’na oldukça benzeyen bayrağın bundan tek farkı, zemin renginin yeşil olmasıdır. Bayrağın üzerindeki yuvarlak şekil, Bangladeş topraklarına doğan güneşi, güneşin renginin kırmızı olması ise Bangladeş’in bağımsızlığı için canlarına veren insanların kanlarını simgeler. Donanma gemileri ve hükûmet araçlarında kullanılan bayrakların zemini kırmızı ya da beyaz olarak değişir.

Arma

Bangladeş armasının üzerinde nilüfer havuzu, sağ ve sol kanatlarında pirinç resmedilmiş olup üstündeki dört yıldız Bangladeş’in 1972 yılında kabul ettiği dört prensibin (Milliyetçilik, Laiklik, Sosyalizm, Demokrasi) göstergesidir.

Tarih

Bangladeş arması

Bangladeş, MÖ bölgede hüküm süren büyük devletlerin, MS 750-1200 arasında yerel Palas hanedanlarının egemenliği altında kaldı. Onuncu asırdan itibaren Müslümanlar bölgeye egemen olmaya başladılar.

Bangladeş 12. asırdan 1757 yılına kadar Müslümanların idaresinde, 1757’den 1905 yılına kadar İngilizlerin egemenliğinde kaldı. 1947 yılında da Müslüman kesimi "Doğu Pakistan" adıyla Pakistan’ın bir eyaleti oldu. 1969 yılına kadar Pakistan’ın eyaleti olarak kaldı. 28 Kasım 1969’da meclis üyelerinin teşkili için yapılan seçim propagandaları esnasında Mucib-ür Rahman ve onun "Avami Partisi" seçim propagandalarını Doğu Pakistan’a muhtariyet vereceği vaadi üzerine kurmuştu. Aralık 1970’te yapılan seçimler sonucunda Avami Partisi 313 sandalyeden 167’sini aldı. 1 Mart 1971’de Millet Meclisinin teşkili ertelendi. Bu durum Doğu Pakistan’da meşru hakların ihlali sayıldı ve genel greve gidildi. Bunun üzerine ordu, grevcilerin üzerine gitti ve iç harp başladı. Bir kısım halk da Hindistan’a sığındı. Bu arada Hindistan-Pakistan Savaşı başladı.

Maurya hanedanı gümüş sikkesi

1971 Aralık ayında savaş bittiğinde Hindistan, Doğu Pakistan’ın büyük bir bölümünü işgal etmişti. Hindistan burayı iki hafta kadar kontrol altında tuttu. 22 Aralık 1971’de Mucib-ür-Rahman’ın liderliğinde Bangladeş Müslüman Halk Cumhuriyeti kurulduktan sonra, Hindistan ülkeyi terk etti. Mucib-ür-Rahman ve Avami Partisi’nin iktidara gelmesiyle karışıklıklar dinmedi. 15 Ağustos 1975’te yapılan darbe ile Mucib-ür-Rahman ailesi ile birlikte öldürüldü. İdareyi Kandahar Mustak Ahmed ele aldı. 3 Kasım 1975’te Dakka garnizon komutanı Tuğgeneral Halid Müşerref, Mustak Ahmed’i devirdi. Ancak kendisi iktidarda sadece dört gün kalabildi.

7 Kasım 1975 tarihinde General Ziya-ür-Rahman bir darbe ile Halid Müşerref’i devirdi. Ziya-ür-Rahman zamanında ordu uzun müddet siyasetten uzak durdu. 1977 yılında yapılan seçimleri Ziya-ür-Rahman kazandı ve geçici olsa da, siyasi istikrar temin edildi. 30 Mayıs 1981 tarihinde bir grup subay ve askeri birlik başarısız bir darbe yaptılar. Ziya-ür-Rahman’a bağlı birlikler darbeyi bastırdılar. Ancak darbe esnasında Ziya-ür-Rahman öldürüldü. 15 Kasım 1981’de seçim yapıldı ve Milli Birlik Partisi lideri, öldürülen Ziya-ür-Rahman’ın yardımcısı Abdüssettar, oyların % 66’sını alarak devlet başkanı oldu. Ancak siyasi istikrar yine temin edilememiş ve kargaşa bitmemişti. Nihayet hükumet, Milli Güvenlik Kurulu kurulmasını kabul etti ise de, gerginlik durmadı. Sonunda Genel Kurmay Başkanı Muhammed Erşad, askeri bir darbe ile Abdüssettar’ı devirerek idareye el koydu. Askeri idare iki sene iş başında kalacağını ilan etti. 21 Mart 1985’te yapılan referandumda Erşad’ın devlet başkanlığında kalması onaylandı. Diktatörlük ve otoriter bir rejimle ülkeyi yönettiği söylenen Muhammed Erşad’ın geniş çaplı kitle gösterileri neticesi istifa etmesi üzerine 6 Aralık 1990 senesinde Şahabeddin Ahmed devlet başkanlığına vekaleten getirildi. 19 Eylül 1991 senesinde yapılan seçimleri kazanan (Ziya-ür-Rahman’ın dul eşi) Halide Ziya başbakan oldu.

Fiziki yapısı

Bangladeş'te tropikal bir muson iklimi vardır

Bangladeş daha ziyade Kıta Hindi’nin Ganj (Padna), Jamune (Brahma Putra) Nehrinin aşağı kolu ile Meghna gibi önemli nehirlerinin deltasında oluşan alüvyonlu ovalardan meydana gelir. Bu nehirler birleşerek Bengal Körfezinde bir delta içinde akarlar. Ovaların büyük bir kısmının denizden yüksekliği 9 metreyi geçmemektedir. Bu sebeple her yıl yağışlı mevsimlerde ırmakların kabarmasıyla ovalar seller altında kalırlar. Bu sel baskınlarının en büyüğü 1974 yılında olmuş ve ülkenin % 70’i sular altında kalmış, 2 bin insan ölüp, yüz binlerce insan evsiz, barksız ve aç kalmıştır. Jamuna Irmağının kolları olan Tistua ve Astrai ırmakları, ovanın kuzey bölümünden geçerler. Bu bölgede çok sayıda bataklık ve sazlık bulunmaktadır. 9300 kilometrekarelik bir yer kaplayan Barind Ovası, orta kesimde 6350 kilometrekarelik yer kaplayan Madhupur Platosu ve Meghna Irmağının doğusundaki Lalmai Tilas bölgeleri, alüvyonların meydana getirdiği başlıca plato alanlarıdır. Feni Irmağının güneyinde uzanan Chittagong bölgesi, tepeler, vadiler ve ormanlarla kaplıdır. Buraları ülkenin başlıca dağlık bölgesidir. Yüksekliği ortalama 600 metredir.

İklimi

Ilıman bir iklime sahiptir. Muson yağmurları yoğun olur. Yağmurludur. Sel yaşanır.

Doğal kaynakları

Bangladeş Ovası ormanlarla kaplı. Ekilecek alanları az olduğu için ormanların büyük bir kısmı yok edilmiş ve bugün sadece iki orman kalmıştır. Bunlardan birisi Madhupur olup, alüvyon platosudur ve 41.400.000 metrekarelik bir kısmı yapı malzemesi için elverişli ağaçlarla kaplıdır. İkinci orman ise güneydeki Sundarbans kıyı bölgesindeki ormanlardır. 59.600.000 metrekarelik bir alanı, bataklıklar arasındaki adacıklar ve Mangrov ormanlarıyla kaplıdır. Bu ormandaki ağaçlar kibrit ve kutu imalatına elverişlidir. Ayrıca Chittagong bölgesindeki sıradağlar tropikal ormanlarla kaplıdır. Buradaki ağaçlar, 100 metreye kadar uzunlukta olup, mobilyacılıkta ve kâğıt sanayisinde kullanılır. Ormanlarda; çeviz, badem ve hurma vb. ağaçlar bulunur.

Ormanlarda kedi, köpek, kanarya, maymun gibi eyçil hayvanların yanı sıra, her çeşit ev hayvanları, ayrıca benekli köpek, çeşitli türlerde böcek vardır. Nehirlerde de bol balık bulunur.

Bangladeş’te fazla maden kaynağı yoktur. Ancak, otuz tane küçük tabii gaz ve çok ince bir kömür tabakası keşfedilmiştir. Bengal Körfezinde de petrol bulunmuştur.

Nüfus ve sosyal hayat

Dravidian - Kurukh insanlar

Dakka Bangladeş’in başşehri ve en büyük şehridir. Diğer büyük şehirler Chittagong, Khulna, Rajshahi, Barisal ve Sylhet’dir. Diğer belediyeler üyeleri seçerken bu metropolitan şehirler belediye başkanını seçerler. Başkanlar ve üyeler beş yıllığına seçilir.

Bangladeş, dünyanın nüfus yoğunluğu bakımından en kalabalık ülkelerindendir. Nüfus yoğunluğu kilometrekareye 1.100-1.200 kişi arasında değişir. Yirminci asrın sonunda nüfusun iki misli artacağı tahmin edilmektedir. Nüfusun % 90’ı köylerde, % 10’u şehirlerde yaşar. En önemli şehri "Dakka", aynı zamanda başşehirdir. Güneydoğu sahilindeki Chitagony şehri, önemli bir limandır. Halkın % 60-70’i Müslümandır. Bangladeş’in resmî dili Bengal dilidir. Halkın çoğu bu dili konuşur. Ayrıca Urduca dili de yaygındır. Kuzey ve doğu dağlık bölgelerinde yaşayanlar da mahalli lisanları konuşurlar. Para birimi "Taka"dır. 11 idari bölge birer askeri vali tarafından yönetilir. Bir radyo ve televizyon istasyonu vardır. Erkekler "Lungi" denilen bir elbise, kadınlar "Şalvar Kamiz" denilen bir elbise giyerler.

Eğitim

Dünyada okuma-yazma oranı en düşük ülkelerdendir. Halkın %33,1’i okuma-yazma bilmektedir. Köylerinde ekseriya ilkokul bulunmamaktadır. Dakka, Rajshani ve Chittagong üniversiteleri, batı tarzı eğitim yapan üç büyük üniversitedir. Halkın kültür seviyesi ve ekonomik durum çok düşüktür. İngilizlerin kültürünün tesirleri devam etmektedir.

Ekonomi

Ülkenin ticaret ve finans merkezi olan Dakka, doğu Güney Asya'daki en büyük ekonomik merkezdir

Ekonomi tarıma dayalıdır. Başlıca ürünleri, pirinç, önemli dayanıklı gıda maddeleri, Hint keneviri ve çaydır. Bu alanda Çin ve Hindistan’dan sonra dünya üçüncüsüdür. Diğer zirai bazı sebzeler ve şekerpancarı iç tüketim için yetiştirilir. 10 milyon hektarlık alanda ekim yapılır. Bu alanların % 80’inde pirinç üretilir.

Tekstil
Bu ülkede tekstil son beş yıl içerisinde büyük ivme kaydetmiştir.Dünyaca ünlü tekstil firmaları buraya gelmekte,iş gücünden yararlanmakta çok ucuz maliyete istediği kalitede hazır giyim ürünü üretebilmektedir.Çoğu Avrupa ülkesinden tekstil amacıyla bu topraklara gelmiş İş adamları bulunmaktadır. Bangladeş, tekstil pazarında artık önemli bir yere sahiptir.

Sanayi ve taşımacılık
Bangladeş’te başlıca sanayi Hazır Giyim üretimidir. Bu ülkede ileri sanayi tam kurulmamış, hatta bulunan madenler dahi tam olarak işlenememektedir. Ülkede hazır giyim işleyen binlerce fabrika vardır.

Dış ticaret
Başlıca ihracat ürünleri; hazır giyim, Hint keneviri (jüt), çay ve balıktır. Ancak ihracatı hiçbir zaman ithalatını karşılamamakta ve ithalat ile ihracat arasındaki açık, gün geçtikçe artmaktadır. Çok az da olsa dış yardımlarla ayakta durmaya çalışmaktadır.

Dericilik
Bangladeş’in yıllık ham deri üretim miktarı yaklaşık 20 milyon metrekare olarak hesaplanmakta olup her sene belirli bir artış kaydetmektedir. Bangladeş’te hayvanların çoğu doğal beslendiği ve yapay olarak şişirilmediği için elde edilen derinin yüksek kalitede olduğu dünyaca bilinmektedir. Deri işleme, deri tekstil, deri ayakkabı sektörü el emeği gerektirdiği için ucuz iş gücünden istifade edilip karlı atölyeler kurulabilir. Diğer taraftan Bangladeş’te deri üretiminde kullanılan deri işleme kimyasallarının tamamı dışarıdan ithal edilmekte olup deri kimyasalları üreten firmalar için büyük bir pazar durumundadır ve Bangladeş’in ihracatının ortalama %2,6 sini deri ve ürünleri oluşturmaktadır.

Dondurulmuş gıda sanayii
Bengal körfezi ve sayısız nehir ve yerel olarak yapılan balık çiftliklerinde üretilen balık ve su ürünlerini işleyecek tesislere ihtiyaç duyulmaktadır. Balık, Bangladeş’in en önemli ihraç ürünlerinden biridir. Yeterince altyapı ve işleme tesisleri olmamasına rağmen, yıllık ihracatı 500 milyon dolardır. Balık konservesi henüz iç piyasaya girmiş değildir. Marketlerde satılanlar yurt dışından ithal edilen balık konservesidir, Bangladeş’in ihracatının %4.6 sini dondurulmuş gıda, su ürünleri oluşturmaktadır.

Ayrıca Bangladeş’te üretimi için bütün şartlar mevcut olan sucuk, sosis, pastırma ve salam gibi hazır ve dondurulmuş gıda ürünlerinin, üretimi de düşünülebilir. Bangladeş’te büyük baş hayvanlar çok ucuz olup, buna bir işgücünün ucuzluğunu eklediğinizde yukarıdaki gıda maddelerinin üretiminin Bangladeş’te ne kadar karlı olacağını siz düşünün.

Seramik Sanayii
Gelişmiş ülkelerde seramik maliyetinin gittikçe artmasının seramik yatırımcısını farklı arayışlara sevk ettiği bilinmektedir. Yoğun insan gücü ve doğalgaz kullanıldığı için, çok uluslu (Noritake, WedgeWood, Lenox) şirketlerinin yüksek teknoloji yatırımı yapmalarına rağmen maliyetleri düşürme konusunda başarılı olamadıkları bilinmektedir.

Bangladeş’in zengin ve ucuz doğalgaz kaynağı ve ucuz insan gücünün bolluğu, bu sektörü yatırımcı için cazip hale getirmiş olup birçok firma fabrikasını kurmaktadır.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Bahreyn Krallığı

Bahreyn Krallığı
Baskent Manama
Resmî diller Arapça
Yönetim Şekli Anayasal Monarşi
Yüzölçümü 765 km²
Nüfus 1.343.000
Nüfus Yoğunluğu 1626 kişi/km²
Para birimi Bahreyn dinarı (BHD)
Zaman dilimi (UTC+3)
Telefon kodu +973
İnternet TLD .bh

Bahreyn (resmi adıyla Bahreyn Krallığı), Asya’da, Basra Körfezi’nde yer alan bir ada ülkesidir. Bahreyn’in güneydoğusunda Katar, batısında Suudi Arabistan yer alır. "Bahreyn" Arapça bir kelime olup "iki denizin arasında" demektir. Kuzeybatıdan, 25 Kasım 1986 kullanıma açılan ve 25 km. uzunluğundaki Kral Fahd Geçidi ile deniz üzerinden karayolu ile Suudi Arabistan’a bağlanmıştır Bahreyn, Orta doğu’daki bütün körfez ülkelerinde olduğu gibi hızla gelişmektedir.

Arapça’da bahr deniz demektir. Bahreyn ise "iki deniz" anlamına gelir.

Bayrak

Bahreynin ulusal bayrağında kırmızı zemin üzerinde, sol yanında beş üçgen çıkıntı bulunan beyaz kısım bulunur. Beyaz Bölümün kırmızı tarafın içine giren her bir çıkıntısı İslâm’ın beş şartından birini simgeler. Zemin rengi kırmızı tarih boyunca İran liman kentlerinin geleneksel rengi olmuştur.

Bilinen ilk Bahreyn bayrağı tamamen kırmızı olmasına rağmen, daha sonraları beyaz bölümde daha fazla üçgen çıkıntı bulunan modellerde ortaya çıkmıştır. 2002 yılında İslam’ın beş şartını sembolize etmesi göz önünde bulundurularak bu üçgenlerin sayısı yasal olarak belirtilmiştir.

Arma

Bahreyn arması, 1930 yılında Bahreyn Emiri’nin Bahreyn bayrağını örnek alarak oluşturmuş olduğu armadır. Armadaki 5 beyaz çizgi İslamın 5 farzını temsil eder.

Tarih

Bahreyn arması

Bahreyn antik zamanlardan beri insanlar için bir yerleşim yeri olmuştur. Basra Körfezi’ndeki stratejik konumu ülkeye Asur, Babil, Yunan, Pers ve son olarak da Müslümanlığı da beraberinde getiren Arap medeniyetlerinin etkisine sebep olmuştur.

1521’de Portekizlilerin eline geçen ada 1559’da Osmanlıların eline geçmiştir ve burada Osmanlı Devleti bir üs kurmuştur, ancak bir süre sonra tekrar ada Portekizlilerin eline geçmiştir. 1602’de Portekizliler İranlılar tarafından adadan uzaklaştırılmıştır. Bu tarihten Halife Hanedanı’nın Bahreyn’de hakimiyeti ele geçirdiği 1783 yılına kadar ada İranlılar ile Arap kabilelerinin mücadele alanı olmuştur. 1971’de Birleşik Krallık hakimiyetinden çıkarak bağımsızlığına kavuşmuştur.

Nüfus Yoğunluğu

Ülkenin kuzeyinde çok fazla yerleşim görülürken güneyinde yaklaşık 20 kilometre kuzeyine kadar yerleşim görünmemektedir.

Fiziki yapı

Başkent Manama

Bahreyn 3 büyük adadan meydana gelir. En geniş adası Bahreyn Adasıdır, 48 km uzunluğunda ve 19,3 km genişliğindedir. Baş şehri Manama, bu ada üzerindedir. Diğer büyük adaları Muharrak ve Sitra’dır. Kıyıları nakliyat ve gemilerin yaklaşması için elverişlidir. Adalar genel olarak denizden çok yüksek değildir. En tepe noktası 137 m ile Bahreyn Adasındaki bir tepedir.

Ekonomi

Bahreyn 2006 yılında Arap dünyasının en hızlı büyüyen ekonomisi oldu. 2011 yılında, Wall Street Journal gazetesine bağlı Heritage Foundation isimli derneğin yayımladığı, Index of Economic Freedom (Özgür Ekonominin Listesi) ‘e göre Bahreyn Orta Doğu bölgesinin en özgür, tüm dünyada ise 10. özgür ekonomi olarak kabul edilmiştir. Bankacılık sektörünün büyük gelişimi, özellikle İslami Bankacılıktaki gelişme, bölgedeki büyük ekonomik gelişmenin etkisi ile çok hızlı gelişmiş ve bu büyüme sayesinde 2008 yılında dünyanın en hızlı büyüyen finans merkezi unvanını almıştır.

Ekonomide tarihsel olarak Bahreyn, petrol üretimi ve inci üretimi ile tanınmaktadır. Fakat 20. yüzyılda petrol tüketiminin artması ile Petrol tüm arap ülkelerinde olduğu gibi, Bahreyn’de de lokomotif güç olmuştur. Petrol ticaretinin; ülke ihracıtındaki oranı %60, ülke gelirlerindeki oranı %60, Gayrısafi Yurtiçi Hasıla’daki (GYH) oranı %30’dur. 1985 yılından bu yana petrol fiyatlarındaki değişikliklerle Bahreyn Ekonomisi dalgalanan bir ekonomi şeklini almıştır. Örneğin 1990-1991 Körfez Savaşı sürecinde ve sonrasında olduğu gibi.

Gudaibiya Camii - Manama

İletişim ve ulaştırma faaliyetlerinin ülkede çok hızlı gelişmesi ile ülke yabancı yatırımcılar için bir çekim merkezi oldu. öyle ki Amerika Birleşik Devletleri ile 2004 yılında serbest ticaret anlaşması imzaladı(US-Bahrain Free Trade Agreement). Söz konusu anlaşma ile iki devlet arasındaki gümrük vergileri azalacaktır.

İşsizlik, özellikle gençler arasında, petrol ve su kaynaklarının azalması ile birlikte devletin en büyük sorunlarındandır. 2008’de işsizlik oranı %4 olarak tespit edilimiş olmasına rağmen, kadın nüfusunun %85’i ülkede çalışmamaktadır. Söz konusu %4 olarak belirlenen işsizlik oranı içerisinde kadın nüfusunun işsizliği dahil edilmemişti. 2007’de ise Bahreyn arap bölgesindeki ilk işsizlik sigortası hakkı veren ülke olmuştur. İşsizlik sigortası yanı sıra, çalışma koşullarında da çeşitli gelişmeler sağlanmaktadır.

Demografi

Bugün itibarıyla nüfusun 3’te 1 kadarı Bahreyn’e gelen göçmen ve çalışma amaçlı yabancılardan oluşmaktadır. Bunlar genelde Fars, Türk, Güney Asyalı ve Güneydoğu Asyalı’dır. Bunun bir etkisi de erkek/kadın oranında görülmektedir. Bahreyn’de her 100 kadına 154 erkek düşer, 25-54 arasında bu oran 192’ye kadar çıkar. Bu oranlar Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden sonra erkeklerin aleyhine olan dünyanın en yüksek üçüncü cinsiyet oranlarıdır.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın