Bergama Müzesi (Pergamonmuseum)

Bergama Müzesi - Berlin

Bergama Müzesi (Pergamonmuseum) Berlin’deki Müzeler Adası’nda bulunan beş müzeden biri. Müze, Alfred Messel tarafından tasarlandı ve Ludwig Hoffmann denetimindeki inşaat 1910’da başladı. 20 yıl sonra, yani 1930’da tamamlandı.

Bergama Zeus Sunağı, Milet’in Market Kapısı, İştar Kapısı ve Mshatta Alınlığı gibi yapılar ve bu yapılara ait eserler, gerçek yerlerinden ayrıntılı bir şekilde toplanarak bu müzede yeniden birleştirilmiş, Bergama Müzesi’nin adını dünya genelinde meşhur etmiştir. Sergilenen diğer eserlerin başlıcaları; Bergama Athena Tapınağının Girişi, Bergama’dan Athena Heykeli, Halep Odası’dır. Bunun yanı sıra, Türk çini ve halılarından da örnekler görülür.

Özellikle Bergama ve Milet’ten alınan eserlerle oluşturulan koleksiyonun Almanya’ya yasal olarak getirilip getirilmediği konusunda tartışmalar vardır. Türkiye Hükümeti, bu eserlerin çoğunun gün ışığına çıktığı yer Türkiye topraklarında olduğu için, koleksiyonun iade edilmesi konusunda Almanya Hükümeti’ne başvurmuştur.

Müze yılda yaklaşık 850,000 insan tarafından ziyaret edilmektedir. 2007 yılında 1.135.000 kişi tarafından ziyaret edilmiş ve Almanya’nın en çok ziyaret edilen sanat müzesi olmuştur.

tb
Müzenin bölümleri

Bugün, Bergama Müzesi üç ayrı bölümden oluşur:

  • Antikensammlung (Klasik Antik Çağ Koleksiyonu)
  • Vorderasiatisches Museum (Antik Yakın Doğu Müzesi)
  • Museum für Islamische Kunst (İslam Sanatı Müzesi)

Klasik Antik Çağı Koleksiyonu içerisinde; Yunanistan’dan Olympia, Sisam Adası; Türkiye’den Bergama, Milet, Didim, Priene ve Kıbrıs’ta kazılardan çıkarılmış eserler bulunur.

Geçmiş

Müzeler Adası’ndaki Kaiser-Friedrich-Museum (bugünkü adıyla Bode Müzesi) açıldığı zaman, müzenin Alman denetiminde yapılmış kazılarda çıkan tüm sanatsal ve arkeolojik eserlerin tamamını alabilecek kadar büyük olmadığı belliydi. Babil, Uruk, Asur, Milet, Priene ve Mısır’daki devam eden kazılardan çıkan eserler var olan Alman müze sisteminde tamamıyla sergilenemiyordu. 1907’lerin başında Kaiser-Friedrich-Museum müdürü Wilhelm von Bode’nin, mevcut müzenin yanına antik mimariyi, ilkçağ sonrası Alman sanatını, Orta Doğu ve İslam sanatını kapsayacak yeni bir müze inşa etme planı vardı.

Bu büyük üç kanatlı müze 1907’den beri planlanmaktaydı. Alfred Messel 1909’da öldüğünde, onun yakın arkadaşı Ludwig Hoffmann 1910’da başlayan inşaatın başına getirildi. Müzenin inşaatı I. Dünya Savaşı döneminde de devam etti ve 1930’da müze açıldı.

Bergama Müzesi, II. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru gerçekleşen Berlin bombardımanında ağır hasar aldı. Bu nedenle birçok sanat eseri korunaklı yerlerde saklandı, bazı büyük parçalar ise korunmak için duvarla çevrildi. 1945’te Kızıl Ordu, bir nevi savaş ganimeti olarak veya Berlin’deki yağmadan ve yangınlardan sözde kurtarmak için Bergama Zeus Sunağı da dahil bütün müze mallarını toplayarak dönemin Sovyetler Birliği’ne Leningrad’a (şimdiki Sankt-Peterburg) götürdü. 1958’e kadar birçok eser Doğu Almanya’ya geri dönmüştür. Yalnız koleksiyonun bazı önemli parçaları hala Rusya’dadır. Bu önemli parçalardan bazıları Moskova’daki Puşkin Müzesi’nde ve Sankt-Peterburg’daki Ermitaj Müzesi’nde bulunmaktadır. Buradaki eserlerin iadesi hakkında Almanya ve Rusya bir anlaşma hazırladılar; ama 2003’ün haziranında Rus iade kanunu nedeniyle bu anlaşma engellenmiştir.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Berlin’de Hakimler Var

Alman Kralı II. Frederick 1750 yılında Potsdam’dan (Almanya’nın kuzeydoğusunda bir şehir) geçiyor. Orayı çok beğeniyor ve ‘Bana şuraya bir saray yapın" diyor. Ertesi gün adamları gidip bakıyorlar, Kral’ın beğendiği yerde bir değirmen. Adamlar kapıyı çalıyor, yaşlı değirmenci (Sans-Souci) açıyor.
– Buyrun?
– Bizi Kral gönderdi. Burayı görüp çok beğendi, satın alacak. Kaç para?
– Satmıyorum ki ne parası?
– Saçmalama Kral istedi.
– Bana ne. Ben satmadıktan sonra kimse alamaz ki.
Adamları gelip Kral’a diyorlar ki;
– Efendim beğendiğiniz yerdeki değirmenci deli. Satmıyorum dedi.
– Çağırın bakalım bana şu adamı.
Değirmenci gelip, Kral’ın karşısında duruyor. II. Frederick;
– Yanlış anladınız herhalde beyefendi, ben satın almak istiyorum orayı. Kaç para?
– Yoo yanlış anlamadım, adamların da dün bunu söyledi. Satmıyorum!
– Beyefendi inat etmeyin, paranızı fazlasıyla vereceğim.
– Sen koskoca kralsın, paran çok. Git Almanya’nın heryerine saray yap. Burayı benden önce babam işletiyordu. Ona da babasından kalmış, ben de çocuğuma bırakacağım. Satmıyorum!
II. Frederick ayağa kalkıyor;
– Unutma ki ben Kralım!
Değirmenci bakıyor ve diyor ki;
– Asıl sen unutma ki Berlin’de hakimler var!
Hiçbir güç, hiçbir siyaset, hiçbir iktidar kral bile olsa adaletten üstün değildir. Hiçkimse adaletin üstüne çıkamaz. Orada oturamaz. Bugün bütün gelişmiş ülkeler hukuk fakültelerinde bu olayı anlatırlar. "Berlin’de hakimler var!"
– Potsdam’da Sansosi Sarayı. Saray ve değirmen yanyana. Kral ve değirmenci adaletle komşu oluyor.
Sabahları II. Frederick arka bahçeye çıktığında değirmenci sesleniyor;
– Hey Frederick, ekmek yaptım göndereyim mi?
II. Frederick diyor ki;
– Adalet, her sabah bana sıcak bir ekmek kokusuyla gelirdi.

Ve 31 Aralık 1917. Berlin’de bir otelde yılbaşı kutlamaları yapılacak, Osmanlı heyeti var orada. Aralarından biri bu öyküyü anlatıyor. Ve;

– Hadi Potsdam çok yakın. Gidip adaletin simgesi olan o değirmen ve sarayı yanyana görelim.
Kimse gelmiyor ve o öyküyü anlatan tek başına kalkıp gidiyor. Herkes yılbaşı kutlarken o gidip adaletin simgesini izliyor uzun uzun. O, Mustafa Kemal Atatürk..

Sunay Akın

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın