Tırmandığı Ağacı Taklit Eden Taklitçi Sarmaşık – Boquila Trifoliolata

Nasıl da sıradan duruyor bu sarmaşık. Ama gerçekler hiç de öyle değil. Gizemli yeteneğiyle dünyanın en şaşırtıcı bitkisi bu.

Adı Boquila trifoliolata, Şili ve Arjantin’in ılıman yağmur ormanlarında yaşıyor. Diğer sarmaşıkların yaptığı şeyi yapıyor; orman zemininde dolanıyor, yukarı doğru tırmanıyor ve konakçı bitkilere tutunuyor. Bunda sıradışı bir durum yok.


Çizim: Robert Krulwich

Ancak birkaç yıl önce bitkibilimci Ernesto Gianoli ve bir öğrencisi, Şili ormanlarında dolaşırken bir Boquila trifoliolata görmüşler. Durup incelemişler. “O zaman fark ettik,” diyor Gianoli. Orman zeminindeki sarmaşığın yaprakları, kısa ve yuvarlakımsıymış:

Çizim: Robert Krulwich

Ancak konakçı ağaca tırmanan sarmaşık yapraklarının biçimi değişikmiş. Buradaki gibi çok daha uzun ve inceymiş:

Çizim: Robert Krulwich

Her iki yaprak da aynı sarmaşığa aitmiş ama konakçı değiştiren sarmaşığın yeni yaprakları uzun biçim alarak yeni ortamına uyum sağlıyormuş. Gianoli’nin çektiği aşağıdaki fotoğrafta sarmaşık yaprakları “V”, ağaç yaprakları “T” olarak işaretli. Gördüğünüz gibi birbirinden ayırmak çok da kolay değil.

Fotoğraf: Ernesto Gianoli’nin izniyle

Bitki sanki kendini kamufle ediyor, konakçısına benzemek üzere biçim değiştiriyor.

Yürümeye devam eden Gianoli, ormanda çalılarla ağaçlar arasında dolanan Boquila sarmaşıklarına dikkat edince, aynı şeyi yeniden fark etmiş! Gördüğü şeyi “şaşırtıcı” bulmuş.

Fotoğraf: Ernesto Gianoli İzniyle

Bu fotoğrafta sarmaşık bir başka ağaçta ve bu defa ağacın yaprakları (“T” işaretli) daha yuvarlak, taç yapraklarına benziyor. Peki ya sarmaşık (yaprağı “V” işaretli)? Onun da yaprakları şimdi yuvarlak!

Woody Allen, bir zamanlar Zelig adlı bir film çekmişti. Yanında durduğu kişinin özelliklerini alan bir adamla ilgiliydi. Gianoli ne kadar incelerse bitkinin o kadar Zeligleştiğini anlamıştı, tekrar tekrar değişim geçirerek farklı konakçılara benziyordu.

Benim gibi blogcu olan arkadaşım Ed Yong’un 2014 yılında aynı bitki konusunda yazdığı bir yazıda anlattığı gibi farklı davranışlar sergiliyor: “Çok yönlü yaprakları, boyutunu, biçimini, rengini, yönünü ve hatta damar desenlerini değiştirerek etraftaki bitki örtüsüne uyum sağlıyor.”

Örneğin bu ağaçta…

Fotoğraf: Ernesto Gianoli İzniyle

…ağaç yapraklarının kenarları testere gibi tırtıklı (Bunları “T” ile işaretledik). Sarmaşığımız zigzaglı bir kenar yaratmaya çalışıyor (“V” işaretli yaprağa bakın) ve fena da olmuyor. "İşte," diyor Gianoli, Yong’a, “Boquila’nın ‘elinden gelenin en iyisini yaparak’ bir benzerlik elde ettiği ama hedefe tam ulaşamadığı bir durum."

Ama fena başarı değil. Becerikli bir küçük bitki bu.

Ama Neden? Taklitçilik Sarmaşığın İşine Nasıl Yarıyor?

Olası cevap, yenmekten kurtulmak olabilir.

Orman yaprak yiyenlerle dolu. Ağaçta dolaşan aç bir tırtıl düşünün:

Çizim: Robert Krulwich

Yaprak yemeyi seviyor. Sarmaşık yapraklarını leziz buluyor olabilir. Ancak sarmaşığımız ağacın çok sayıda yaprağı arasında saklandığında, sarmaşık yapraklarının yenme şansı daha düşük oluyor.

Ya da belki sarmaşık, tırtıl için zehirli olan yaprakların biçimini alıyor. Zararsız türlerin, kötü yemek izlenimi verdiği bu duruma Batesian taklitçiliği adı veriliyor.

Nedeni ne olursa olsun, taklit işe yarıyormuş gibi duruyor. Gianoli ve araştırmayı birlikte yaptığı Fernando Carrasco-Urra, komşusunu daha yukarılarda taklit eden sarmaşığın daha az yenildiğini bildiriyor. Yerdeyken tadına bakanların sayısı daha fazla oluyor. Ancak bu sarmaşık konusunda en ilginç şey yaptığı şeyi nasıl gerçekleştirdiği. “Gizli sarmaşık” adı verilmesinin nedeni, Amerikan casus uçağı gibi iç işleyişinin hâlâ bir sır olması.

Sırrını Öğrenelim…

Bilimin bildiği kadarıyla hiçbir bitki, farklı komşularını taklit etmeyi başaramıyor. Başka çiçekleri taklit eden bazı bitkiler –orkideler örneğin– var ama bir ya da iki çeşitle sınırlı kalıyor. Boquila daha çok bir mürekkepbalığı ya da ahtapot duygusu veriyor; en az sekiz temel şekle bürünüyor. Daha önce hiç karşılaşmadığı bir çalı ya da ağaca tırmandığında etrafında ne varsa onu taklit ediyor.

En acayip yönü de şu: Kopyaladığı şeye dokunması gerekmiyor. Sadece yakınında olması yeterli. Hayvanlar alemindeki taklitlerin çoğu fiziksel dokunuş içeriyor. Ama bu bitki, konakçı ağaca asıldığında –kelimenin tam anlamıyla asılıyor– kendisiyle modeli arasında alan bırakıyor ve göz, burun, ağız ya da beyni olmadan komşusunu “görüyor” ve “gördüğü şeyi” kopyalıyor.

Nasıl Yapıyor?

Gianoli ve Carrasco-Urra iki bitki arasındaki alanda bir şeyler yaşanıyor olabileceğini düşünüyor. Çalının ya da ağacın havaya kimyasallar (uçucular) salıyor olabileceğini, buradaki gibi yayılıp…

Animasyon: Robert Krulwich

… sarmaşık tarafından hissediliyor olabileceğini düşünüyor. Sarmaşığın, kimyasalları biçimlere ve sonra da kendi görüntüsüne nasıl dönüştürdüğü bilinmiyor. Sinyal ışıkta, kokuda ya da belki gen iletişim biçimi olarak yazılı olabilir. Bu konu gizemini koruyor.

Bilim muhabiri Richard Mabey, The Cabaret of Plants adlı yeni kitabında, “Bizim alamadığımız ama burunsuz ve beyinsiz bitkilerin aldığı ‘kokular’ olduğunu anlamak bizler için zor,” diye yazıyor. Bir bitkiyi, yunusa zeki dediğimiz gibi “zeki” olarak tanımlamak kurallara aykırı, beyinsiz canlılara gerçekte akıllı denilmiyor. Zekânın, bir hayvan özelliği olarak bizimki gibi bir sinir sistemi gerektirdiğini düşünüyoruz. Ancak Mabey’in yazdığı gibi, “bilmediği durumlarla karşılaşan sarmaşık zekânın birinci ilkesini ortaya koyuyor.”

Hımmm. Hayvanlar aleminin sınırına mı dayanıyoruz, yoksa bitkilerin de bizim hiç bilmediğimiz gizli hesapları mı var? Eğer Boquila böyle bir şey yapabiliyorsa, başka bitkiler de var demektir.

Bu küçük sarmaşık dev bir gizem saklıyor olabilir. Ne yaptığını anlamayı çok isterdim, çünkü eğer ne yapıyorsa, bitkilerin hayal ettiğimizden çok daha yetenekli olduğunu fısıldıyor.

Kaynak: Dünyanın En Gizemli Bitkisinin Sinsi Yaşamı – National Geographic Türkiye

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Karı Dırdırından Vefat Eden Halil Ağa’nın Ruhuna Fatiha

-

” Elbaki.. Merhum ve gafur ilarahmete rabbülgafur karı dırdırından vefat eden Esseyid Halil Ağa’nın ruhuna fatiha”

Merkez Efendi mezarlığında bulunan mezar taşının üzerinde hicri 1260 yılında “karı dırdırından vefat eden Esseyid Halil ağa’nın ruhuna Fatiha” yazısı, Türk toplumunda, mezar taşlarının, adeta bir mesaj panosu olarak kullanıldığının, en güzel örneklerinden biridir.

Anlaşılan o ki yaşadığı süre içerisinde karısının çenesinden çok çeken Halil Ağa, ölmeden önce bir mezar hakkâkine kabir taşının bu şekilde yazılmasını vasiyet etmiştir.

Belki de ömrü boyunca eziyet çektiği karısını bu şekilde ifşa ederek ondan intikam almıştır.

MEZAR TAŞLARI…

İstanbul barındırdığı eserlerle bir nevi açık hava müzesidir.

Özellikle Osmanlı döneminde bir kişinin bulunduğu sosyal zümre, ekonomik durum ve yaptığı meslek onun kabir taşına bakılarak anlaşılabilirdi.

Özellikle taşların serpuş denilen baş kısımları incelenerek önemli bilgilere ulaşılabilirdi. ( Bu vesileyle Türkiye’de mezar taşlarının dili konusunda en dikkate değer çalışmaları yapan Tarihçi Necdet İşli hocanın “Osmanlı Serpuşları” adlı İstanbul 2010 ajansından çıkan kitabı tavsiye ederim) Ayrıca bu dönemde mezar taşları üzerinde yazan yazılar hat sanatımız açısından çok önemli çalışmalar olmakla birlikte, edebiyatımız açısından da incelemeye değerdir. Hele hele büyük bir ustalık isteyen ölüme tarih düşürme işi Osmanlı edebiyatının en zarif kısımlarından birini oluşturur.

Göçtüğü dünyaya dair belli başlı bilgileri barındırması adetten ve genel olmakla birlikte, çok daha az şey anlatanları, hatta hiçbirşey anlatmayanları da mevcuttur mezar taşlarının.

Örneğin bizzat gördüm, yeşil bir vita zeytinyağı tenekesinin iç kısmına bıçakla kazınmış bir isimden ibaret de olabilmektedir mezar taşı. tarihleri, dua ricasını bir yana koyunuz, soyisim bile yer almayabilmektedir.

Fani hayatta dikili bir taşı olmayanların, bu dünyaya dair herşeyi de sayılabilir mezar taşı.

Üzerine, ölen kişiyi en iyi anlattığına inanılan veya ona söylenmek istenen son söz niteliğinde yazılar yazılır.

Bunlar manzum ya da düz yazı şeklinde olabilir..

Mesela;

Beni kurşun değil, karı dırdırı öldürdü..

Erkek neslini tüketemeden gitti. (15 defa evlenen bayanın mezar taşı)

Kadınları sonunda anlamayı başaran adamı duydun mu?. (Kimseye anlatmaya fırsatı olmadan, gülmekten ölen adamın mezar taşı)

Yazımı, Tahirul Mevlevi’nin güzel şiiri ile bağlayayım…

Evlenen bahre düşer, evlad olursa ğark olur.

Sen kenarı bahri tut, evlenme sultanlık budur.

Tut ki kazara evlendin, sabredip artık otur.

Bir beladır başında sus, söylenme insanlık budur.

Bu gün hala yerinde olan bu mezar taşının bir karikatürü de meşhur mizah dergilerinden “Akbaba” dergisinde yayınlanmıştır.

Kaynak:
Haluk Cangökçe, Kari dirdirindan ölen esseyid halil ağa’nin mezar taşi ve mezar taşlarindan örnekler… – Nüve Forum

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın