Yılancık Hastalığı – Erizipel

Yılancık hastalığı, daha çok epidermi etkileyen bir bakteriyel enfeksiyondur. Selülit olarak bilinen deri hastalığına benzer. Ancak, selülit derinin daha derin katmanlarında meydana gelir.

[IMG]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/07/yilancik-hastaligi1.jpg[/IMG]

Yılancık hastalığı, grup A Streptokok bakterinin (strep boğaz ağrısına da sebep olan bakteri) yarattığı bir rahatsızlıktır. Bu enfeksiyon ciltte büyük kırmızı kabarmalar oluşturur. Çoğu durum için en başta yüzü ve bacak bölgesini etkiler.

[KBASLIK]Yılancık Hastalığının Semptomları[/KBASLIK]
[LIST]
[*] Ateş.
[*] Üşüme.
[*] Titreme.
[*] Genel rahatsızlık hissi.
[*] Kırmızı ve şişkin bir görüntü yaratan kabartı şeklinde cilt problemleri.
[*] Bu bölgenin su toplaması da mümkündür. Yılancık hastalığı yüz kısmını etkilediğinde genelde burun ve her iki yanak bölgesinde yoğunlaşan iltihaplar oluşur.
[/LIST]
Buna ek olarak, yılancık hastalığı bezelerde de enflamasyona sebep olabilir ki bu da hasta için acı verici olabileceğinden son derece rahatsız bir durumdur.

[KBASLIK]Yılancık Hastalığının Nedenleri[/KBASLIK]
[IMG]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/07/yilancik-hastaligi2.jpg[/IMG]

Grup A streptokok bakteri cildin en dışındaki bariyeri delip girdiğinde yılancık hastalığına sebep olur. Bu bakteri normalde cilt üzerinde ve başka yüzeylerde hiçbir zarar vermeden yaşar. Ancak, girebileceği kesikler ya da yaralar bulduğunda enfeksiyona yol açar.

Ayak mantarı ve egzama gibi ciltte yarıklar oluşturan rahatsızlıklar da bazen yılancık hastalığıyla sonuçlanabilir. Burun ya da boğaz enfeksiyonu geçirmeyle birlikte bu bakteri burun kanallarından geçerek yayıldığında da yılancık hastalığına sebep olabilir.

[KBASLIK]Yılancık hastalığının tedavisi[/KBASLIK]
[B]İlaç tedavisi[/B]
Yılancık hastalığı vakalarının çoğundan streptokok bakteri sorumludur. Bu yüzden enfeksiyon tedavisi için kullanılan başlıca ilaç penisilin olmuştur. Ağız yoluyla ya da kas içi olarak alınan penisilin, yılancık hastalığının tipik vakalarının çoğunu tedavi etmekte yeterlidir. Tedavinin 5 gün uygulanması gerekir fakat enfeksiyonda bir düzelme olmazsa doktorunuz bu süreyi uzatabilir.

Hastanın penisiline alerjisi varsa birinci nesil sefalosporin de bir seçenektir. Sefalosporin, penisilinle kesişen bir tepkime yaratabileceği için ciddi penisilin alerjisi geçmişi olan hastalara çok dikkat ederek verilmelidir.

Klindamisin de tedavide kullanılan bir seçenektir. Ancak grup B streptokok bakteri bu ilaca karşı dirençlidir. Enfeksiyon durumlarının çoğunda staphylococcus aureus bakterisini tedavi etmek gerekmez. Bununla birlikte, penisilinle iyileşmeyen ya da yılancık hastalığı anormal boyutlara ulaşan hastalar için tedavi şarttır.

Bazı araştırmacılar, yüzde ortaya çıkan yılancık hastalığında olası bir staphylococcus aureus enfeksiyonunu tedavi ederken, dikloksasilin ya da nafsilin gibi penisilinaz dirençli antibiyotikler deneyerek gözleme dayalı bir tedavi uygulanması gerektiğine inanıyor. Ancak bu öneriyi destekleyen bir kanıt henüz bulunmuyor.

Roksitromisin ve pristinamisin yılancık hastalığının tedavisinde son derece etkili ilaçlardır. Bu ilaçların kullanımının penisilin kullanımına kıyasla daha etkili olduğunu ve daha az yan etkilere yol açtığını gösteren bazı araştırmalar var. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) bu ilaçların Amerika’da kullanımını onaylamamış olsa da şu an Avrupa’da kullanılmaktadır.

FDA’nın akut bakteriyel enfeksiyonlarda ve cilt tedavilerinde kullanılmak üzere onayladığı 3 tane antibiyotik var: oritavansin (Orbactiv), dalbavansin (Dalvance) ve tedizolid (Sivextro). Bu etkenler Staphylococcus aureus, Streptococcus pyogenes, Streptococcus agalactiae ve Streptococcus anginosus gibi birçok bakteriye karşı etkilidir.

[B]Ameliyat[/B]

[IMG]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/07/yilancik-hastaligi3.jpg[/IMG]

Doktorlar, enfeksiyon hızlı bir şekilde ilerlemiş ve sağlıklı dokuları öldürmüş (nekroz) ise son çare olarak ameliyata başvurur. Bu durumda ölü dokuyu almak için cerrahi müdahale gerekir. Hasta antibiyotik tedavisini düzgün bir şekilde tamamladıktan sonra hastalığın nüksetmesinin önüne geçebilir; burada zamanında müdahale hayati önem taşıyor.

Antibiyotiklere ek olarak başka tedaviler de mevcuttur:

[KBASLIK]Acı ve ateş semptomlarının tedavisi[/KBASLIK]
[LIST]
[*]Buz torbası
[*]Hidrasyon (mümkünse tüketim yoluyla).
[*]Etkilenen uzvu yukarıda tutmak. Sorunlu bölgeyi yüksekte tutmak enflamasyonu ve acıyı azaltmak için önerilir.
[*]Tuzla kaplamak. Ülser ve nekroz bulunan bölgeler tuzla kaplanmalıdır. Bununla birlikte, enfeksiyonun şiddetine göre 2 ila 12 saatte bir değiştirilmelidir.
[/LIST]

[KBASLIK]Yılancık hastalığı için doğal çareler[/KBASLIK]
[IMG]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/07/yilancik-hastaligi4.jpg[/IMG]

[LIST]
[*][B]Badem yağı tedavisi[/B]. Soğuk sıkım badem yağı, anestetik erizipelden kaynaklanan kırmızılıkları gidermenin en etkili yollarından biridir. Badem yağını birkaç kez uyguladıktan sonra, kırmızı noktalar ya da lekeler hiç olmamış gibi cilt tamamen eski haline geri dönebilir.
[*][B]Pelin otu tedavisi[/B]. Sorunlu bölgeyi pelin otu çayıyla günde 2 kez temizleyin. Daha sonra, doktorunuzun size reçetelediği ilacı için. Doktorunuz size muhtemelen antibiyotik vermiştir ki bu da enfeksiyonun erken evrelerindeyseniz etkisini daha fazla hissettirecektir.
[*][B]Marul tedavisi.[/B] Marul uygulamak yılancık hastalığının tedavisinde kullanılmasıyla sizi şaşırtacak bir başka alternatiftir. Uygulamadan önce hafifçe haşlanmış olmasına dikkat edin.
[*][B]Ebegümeci tedavisi.[/B] Deneyebileceğiniz bir başka yöntem de kaynattığınız ebegümecinin yaprakları ve köklerinden çıkan su ile bölgeyi sarmak.
[/LIST]
[KBASLIK]Yılancık hastalığı için önerilen diyet[/KBASLIK]
Bu diyette bolca meyve (günlük beslenmenizin %20’sini oluşturacak şekilde) tüketmelisiniz. Buna ek olarak, kızartılmış yiyecekleri ve etleri beslenmenizden tamamen çıkarmalısınız. Bunun yerine balık ve yumurta tercih edebilirsiniz. Bu diyeti 6 ay boyunca, sadece kısa süreli aralar verecek şekilde aksatmadan izlemelisiniz.

[KAYNAK]Kaynak: [URL=”https://sagligabiradim.com/yilancik-hastaliginin-erizipel-tedavisi-bilmeniz-gereken-her-sey/”]Yılancık Hastalığının (Erizipel) Tedavisi: Bilmeniz Gereken Her Şey — Sağlığa bir adım[/URL][/KAYNAK]

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Evde Tereyağı Nasıl Yapılır?

Tereyağı eskiden yayık denen büyük tahta aletlerde, uzun süren uğraşlar sonucu yapılırdı. Ancak günümüzde sadece mutfağınızdaki aletlerle çok da zahmet etmeden tereyağı yapabilirsiniz. Tereyağı yapmak için ihtiyacınız olan malzemeler tam yağlı çiğ süt ya da taze sütle mayalanmış ev yoğurdudur. Özellikle sık sık çiğ süt alanlar, sütü kaynatınca üzerinde biriken kaymakları biriktirip tereyağı yapımında kullanabilir. Aynı şekilde ev yoğurtlarının kaymakları da tereyağı için uygun bir malzemedir.Ancak ne olursa olsun, tereyağı yapabilecek kadar miktarı elde etmek için kaymakları bir süre biriktirmeniz gerekir. Biriktirdiğiniz kaymaklar kısa sürede bozulabileceği için mutlaka kapaklı bir kap içinde derin dondurucuda saklamalısınız. Eğer kaymak biriktirecek vaktiniz ya da sabrınız yoksa, çiğ kremadan da kolayca kaymak yapabilirsiniz. Kullandığınız malzeme ne olursa olsun, oda sıcaklığında olmasına dikkat edin.

[IMG]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/tereyagi.jpg[/IMG]

Kaymağınızı ya da kremanızı tereyağına dönüştürmek için uygulayabileceğiniz iki yöntem bulunuyor. Eğer el blender’iniz ya da çırpıcınız varsa, derin bir kabın içine koyduğunuz malzemeyi, yağ ve su ayrışana kadar çırpabilirsiniz. Eğer daha mütevazı bir mutfakta çalışıyorsanız, malzemeyi kapaklı bir cam kavanoza koyup 15-20 dakika kadar elinizle çalkalayarak yine kolayca tereyağı elde edebilirsiniz.

Bu işlemlerin sonunda yağ kabın üstüne çıkmaya başlar. Bu aşamada az bir miktar soğuk su ekleyip tereyağınızı yeniden çırpın ya da çalkalayın. Su ve yağ iyice ayrıştığında tereyağınız hazır demektir. Bir süzgeçle ya da tülbentle yağın içindeki suyu iyice süzmelisiniz.

Bu suyu kesinlikle atmamalı, çorba, hamur işi gibi yemek tariflerinde kullanmalısınız. Elde ettiğiniz tereyağını tuz, baharatlar ve otlarla tatlandırabilirsiniz. Ancak ev yapımı tereyağının çok çabuk bozulacağını unutmayın. Bu nedenle ya çok çabuk tüketilebilecek miktarlarda yağ yapın, ya da yağınızın artan kısmını buzlukta saklayın.

[KAYNAK]Kaynak: [URL=’http://www.hurriyet.com.tr/lezizz/tereyagi-nasil-yapilir-41045003′]Tereyağı nasıl yapılır?[/URL][/KAYNAK]

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Unutulan Kadim Meslekler

[B][SIZE=5][COLOR=rgb(184, 49, 47)]Unutulan Kadim Meslekler[/COLOR][/SIZE][/B]

Anadolu, bu topraklara yüzyıllardır hakim olan uygarlıkların etkisiyle farklı dillere, dinlere ve kültürlere ev sahip yapmıştır. Son olarak Osmanlıyla birlikte onlarca farklı kültürden insanın bir arada yaşaması ve etkileşim kurması bu topraklardaki kültürel zenginlik, binlerce yılın izini taşıyan el sanatlarının ve mesleklerin oluşmasına yol açmıştır.

Günümüzde teknolojinin gelişmesiyle sanayileşmenin artması, nüfusun artması, insanların değişen ihtiyaçları ve talepleri, büyük beceri gerektiren ve her biri sanat eseri olan ürünlere olan ilginin azalmasına neden oldu. Azalan bu ilgiyle de her biri bin bir zahmetle yapılan ürünlere ait meslekler yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.

Ustalar gençlere el vermezse, el sanatları unutulur, kaybolur…. İnsanlık ilk önce taşı yonttu. Sonra o taşı yontacak aletleri taştan yapmaya başlayarak, taş ustası oldu. Bu iş için aletler yaptıkça elleri ustalaştı. Bu ustalaşan eller; aletleri, eşyaları, giysileri ve yaşadığı yerleri değiştirerek güzelleştirdi. İnsanoğlu zaman içinde her alanda ustalaştı, zihniyle ustalaştı, eliyle ustalaştı ve sanatı da ustalaştı. Tüm bu ustalaştığı sanatları çocuklarına öğretti, nesilleri boyu aktardı.

Aktarılan bu sanatla usta eller Mardin’in taş evleri yonttur güzelleştirdi. Göbekli Tepe’de usta eller ‘T’ biçimli büyük taşları yonttu ve göklerdeki tanrısına ibadet ederek saygısını sundu. Aynı usta eller Çatalhöyük’te, koltuğun üzerine oturan ‘Ana Tanrıça’ figürünü belirleyerek taşı yonttu ve günümüze kadar gelerek bize kültürlerini aktardı. Karagöz’le Hacivat’ı oynatarak eğlendi. Erzurum Oltu’da oltu taşını çıkararak oydu, Eskişehir’de lületaşını deldi, gümüşü oya gibi işleyerek telkâri dedi, elini, boynunu, bu güzelliklerle donattı. Eli ustalaştıkça zihni ustalaştı, sanatı güzelleşti ve doruğa ulaştı.

Ancak günümüzde tüm bu ustalar ve onların el emeği göz nuru sanat eserleri unutulma tehlikesiyle karşı karşıya. Türünün belki de son örneklerini görebileceğiniz bu sanat eserlerini yerinde, ustasının elinde şekillenerek görmek isterseniz bu destinasyonlardan birini ziyaret edebilirsiniz.

[KBASLIK]1 – Kargı Bezi Dokumacılığı / Çorum[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/1_1_kargi.jpg[/TBR]
Çorum’a özgü bir dokuma çeşidi olan Kargı Bezi dokuması, mahalli el sanatlarımızdan biridir. Kargı ilçesinden adını alan dokuma, kıyafetlerin yanı sıra masa örtüsü, perde gibi ev mefruşatlarında kullanılırdı. Yaklaşık 1 asırlık bir geçmişe sahip olan Kargı bezinin ilk üretimi, yöre halkının temel giysi ihtiyacı göz önünde bulundurularak ortaya çıkmıştır.

Unutulmaya yüz tutmuş olan bu el sanatı hakkında yapılan araştırmalar sonucunda; Kargı bezinin ilk zamanlar Kızılırmak vadisindeki yerleşim birimlerinden olan Gökçedoğan, Köprübaşı, Karacaoğlan köylerinde dokunduğu tespit edilmiştir. Epey bir zaman ve yoğun bir el emeği isteyen bu dokumacılık türü maalesef sanayileşmeye yenik düştü ve eskiye oranla bu dokuma türüne ilgi git gide azaldı. Kargı bezi dokuması, günümüzde Çorum’un Gökçedoğan köyünde birkaç aile tarafından da olsa eski usul ve yöntemlerle devam ettirilmeye çalışılmaktadır.

[KBASLIK]2 – Lületaşı İşleme Sanatı / Eskişehir[/KBASLIK]
El sanatları içerisinde nitekim daha şanslı bir yanı var lületaşı işlemeciliğinin. Çünkü Eskişehir’de meraklıları bu el sanatını halen yapıyor ve genç nesil de bu sanata merak salmış durumda. Beyaz altın olarak da isimlendirilen lületaşı bu adı sahip olduğu beyaz renkten alır ve dünya genelinde en kalitelisi Eskişehir’de çıkarılır. Toprağın 20 ile 130 metre kadar altında yumrular halinde bulunan bu taş için özel kuyular açılmakta.

[KRSOL=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/2_2_luletasi.jpg]Lületaşı İşleme Sanatı[/KRSOL][KRSOL=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/2_luletasi.jpg]Lületaşı İşleme Sanatı[/KRSOL]Bu taş günümüzde tütün çubuğu, pipo, nargile uçlarının yapımında kullanılmakta. Biraz eski dönemlerde ise lületaşından ustalar; kap kacak, kutu, fincan, heykel gibi eşyalar yaparlarmış. Eskişehir’in çarşılarında halen bu el sanatıyla ilgilenen ustaları görebilir, kendiniz ve sevdikleriniz için lületaşı satın alabilirsiniz.

[KBASLIK]3 – Kazaziye İşleme Sanatı / Trabzon[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/3_kazaziye.jpg[/TBR]
Tarihi çok eskilere dayanan Kazaziye, incecik 1000 ayar gümüş ya da 24 ayar altın tellerden yapılmakta olup asla kaynak kullanılmaz. Sadece elle örülerek yapılan bu sanat, çeşitli boyutlardaki şişlerin ve iğnelerin kullanılmasıyla elde edilmekte. Oldukça eskilere dayandığını belirttiğimiz bu el işinin en eskisi olan uçan at broşunu Uşak Müzesi’nde görebilirsiniz.

Trabzon’da 1910’lu yıllarda elliden fazla bu işin ustasını bulabilirdiniz. Ancak günümüzde bu sayı oldukça azdır. Kazaziyeyi günümüzde kadınlar; kolye, bileklik, küpe gibi takı olarak kullanırken erkekler tespih püsküllerinde tercih etmekte.

[KBASLIK] 4 – Taş Yontma Sanatı / Mardin[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/4_tas_isleme.jpg[/TBR]
Anadolu’nun en kadim topraklarından biri olan Mardin yüzyıllar boyunca birçok farklı medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Mardin’de kiliseler, manastırlar, medreseler, camiler, hanlar ve evler bölgenin dayanıklılığıyla ünlü taşından yapılmıştır. Günümüzde bu taş işlemeciliğinin en güzel örneklerini halen görebilmekteyiz. Mardin’de ustaların ellerin sanata dönüşen bu özel taş tebeşirimsi bir özellik sunuyor. İnce ve tane yapılı olması çıkartıldığında rahatlıkla işlenebilmesine imkan tanır.

Taş ve testere ile kesilebilmesi, matkapla delinebilmesi, sert kesicilerle yontulabilmesi ustaların elinde sanata dönmesindeki en önemli etken. Mardin taşı işlendikten sonra güneş ve su ile temas ettiğinde sertleşiyor ki bu durum yontulmaya elverişli bu taşın en belirgin ve en önemli özelliği. Türk el sanatları alanında dekoratif taş işçiliği yaşanan dönemlere göre farklılıklar gösterse de ustalıkta yüksek kalitesini her zaman korumayı hep başardı.

[KBASLIK]5 – Sedef Kakma El Sanatı / Sakarya[/KBASLIK]
[KRSOL= https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/5_sedef.jpg]Sedef Kakma El Sanatı[/KRSOL] [KRSOL=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/5_5_sedef.jpg]Sedef Kakma El Sanatı[/KRSOL]Sedef kakma sanatıyla uğraşan ustaya ‘Sedefkâr’ denir. Yıllar boyunca nesilden nesle büyük bir ustalıkla aktarılarak günümüze kadar gelmeyi başarabilen sedefkârlık sanatı mimari ve süslemecilik alanlarında kullanıldı. Özellikle 16. yy ve 17. yy. sedefkârlık dönemin en önemli meslekleri arasında gösteriliyordu. Ancak 18. yüzyıla gelindiğinde sedefkârlık bu önemini yavaş yavaş yitirmeye başladı.

Sedef kakmacılığı genellikle ceviz, meşe, abanoz gibi ağaçlardan yapılan süsü eşyalarının zeminine çizilen desenler nazikçe oyulur, sonra istiridye kabuğundan yapılan aynı formda kesilen sedef, sıcak tutkalla oyulan yere yapıştırılır. Önce kaba tesviyesi sonra da ince tesviyesi yapılan ahşap cilalanır ve böylece sedef kakma işi sonlanır.

[KBASLIK]6 – Çömlek Yapımı Sanatı / Avanos[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/6_comlek.jpg[/TBR]
Nevşehir’in yaklaşık 18 km. kadar kuzeyinde bulunan Avanos’ta çok sayıda çömlek atölyesi hizmet vermekte. Buradaki bu seramik yapımı geleneği çok eskilere taa Hititlere kadar dayanır. Kızılırmak’ın getirdiği kırmızı toprak ve milden elde edilen seramik çamuru, Avanoslu seramik ustalarının elinde yüzyıllardır şekillenmeye devam ediyor. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Hititlerden bu güne çarkla yapılan çanak çömlek ustalığı kavimden kavme, babadan oğla öğretilerek günümüze kadar ulaştı. Çömlekçilik aslında Anadolu’nun hemen her yöresinde çok eskilerden bu yana yapılan el sanatlarından biridir. Günümüzde çömlekçilik sanatı birkaç yörede az sayıda kalan ustasıyla hayatta kalmaya ve yaşamaya çalışıyor.

[KBASLIK]7 – Edirnekâri / Edirne[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/1_edirnekari.jpg[/TBR]
Adından da anlaşılacağı üzere Edirne’ye has bir el sanatı olan Edirnekâri, ‘Edirne işi’ anlamına geliyor. Edirnekâri; Osmanlı’nın son dönemlerinde ortaya çıkmış olup 18 yüzyıldan günümüze ahşap üzerine yağlıboya ile yapılan süslenmiş eserlere verilen genel isim. Gelin kızlar için çeyiz sandığı, yazı kutusu, para kutusu ya da çekmecesi, yüklük ve dolap kapakları gibi ahşap yüzeylere sahip nesnelere Edirnekâri uygulanabiliyor. Edirnekâri’de; belinden kurdele ile bağlı buketler, vazo içinde stilize edilmiş çiçekler ve tabak içinde meyve kompozisyonları sıklıkla tercih edilen motiflerin başında geliyor. Bu motifler üzerinde renklerin açık – koyu tonları, ışık ve gölge oyunları kullanılır. Hazırlanan ahşaplar son olarak motiflerinin korunması için cilalanır.

[KBASLIK]8- Kutnu Kumaşı Dokumacılığı / Gaziantep[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/2_kutnu_bezi.jpg[/TBR]
Özel bir dokuma türü olan Kutnu dokumacılığı ülkemizde sadece Gaziantep bölgesinde yapılan bir ipekli dokuma türüdür. Bölgenin yerel değerlerinden sadece biri olan kutnu bezinin yolculuğu, el tezgahlarında ipliğin kumaş haline gelene kadar dokunmasıyla başlar. Suni ipek ve pamuk ipliğinin bir araya gelmesiyle el tezgahlarında işin ustaları tarafından dokunan kutnu kumaşının farklı türleri de mevcuttur. Dokumacılığına ilk başlandığı yıllar oldukça eskiye dayanan kutnu kumaşı, çeşitli boyalara birkaç kez batırılır. Boyalara batırılan kumaş kendine has bir motife ve renge sahip olur. Artık Antep bölgesiyle özdeşmiş olan kutnu kumaşı yöresel kıyafetlerin yanı sıra çeşitli aksesuar, çanta, terlik, perde vb. birçok üründe kullanılır.

[KBASLIK]9- Savatlı Gümüş İşlemeciliği / Van[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/3_savat.jpg[/TBR]
Savat, bir alaşımın adıdır. Bu alaşım yani savat, gümüş eşyaların süslenmesinde kullanılır. Gerdanlıklar, saç tokaları, saç bağları, tepelikler, bilezikler, yüzükler, kemerler savatla en çok yapılan süs eşyaları arasında yer alır. Taa antik çağlara kadar uzanan bu el sanatına yöre halkı ‘Sevad’ demektedir. 950 ayar 1 ölçü gümüş, dört ölçü bakır, dört ölçü kurşun, bir miktar kükürt 750 santigrat derecelik bir sıcaklıkta eriyik haline gelene kadar karıştırılır. Bu karışımdan ortaya çıkan alaşıma savat denir. Biz yukarıda, ustalara sorduğunuzda söyledikleri genel ölçü miktarını yazdık ancak bu işi yapan her ustanın kendine has bir ölçü miktarı ve karşım şekli mevcuttur. Isıtılıp karıştırılarak ortaya çıkan savat adlı alaşım soğumaya bırakılır. Soğuyan madde, toz halini alıncaya dek önce örs üzerinde, sonrasında da havanda iyice dövülür. Elde edilen toz savat, gümüş bir eşya üzerine daha önce açılmış olan kılcal kanallara iki yolla sürülür. Bu iki yoldan biri tıpkı tabaktaki bir yemeğe tuz serper gibi serpilmesidir. Diğeri de boraks ile sulandırılarak çamur haline getirilip boşluklara sıvanarak doldurulmasıdır. Sonra tekrar ateşe tutulan ve sıcakla eriyen savatın konulduğu boşluklara iyice nüfuz etmesi sağlanır. Sonrasında yine soğumaya bırakılır. Son aşama olarak da cilalanır.

[KBASLIK]10 – İpek Dokumacılığı / Hatay[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/4_ipekdokumasi.jpg[/TBR]
İpek dokumacılığı denince akla hep ilk olarak Bursa gelir. Ama biz size ipek dokumacılığında Bursa kadar ileri gitmiş başka bir şehrimiz olan Hatay’daki el tezgahlarından bahsedeceğiz. Hatay’da kozacılık yaparak ipek böceği beslemeciliği 1900’lerden çok daha eskiye dayanır. Hatay’da o dönemlerde köylülerin yetiştirdiği ipek böceğinin kozaları dokuma yapan ailelere satılırdı ve bir zamanlar Hatay’ın hemen her köyünde ipekçilik önemli bir gelir kaynağıydı. Evlerde dokunan bu ipek kumaşlar yalnızca özel sipariş üzerine büyük şehirlere gönderilirdi. Kozalardan elde edilen ipek lifleri birçok aşamadan geçerek ip haline getirilir ve el tezgahlarında sabırla dokunurdu ve artık neredeyse hiç kalmadı, ipek böcekçiliği ve tezgahlarda dokunan ipekli kumaşlar.

[KBASLIK]11 – Yazma Baskı / Tokat[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/5_yazma_baski.jpg[/TBR]
Osmanlı dönemine kadar uzanan bir geçmişe sahip, yazmacılık. Yurt genelinde yapılan bu el sanatının en güzel örnekleri hep Tokat ilinden çıkardı. Bu sanat; kalem işi ve baskı yazma olmak üzere iki türe ayrılır. Kalem işi yazma, kumaş fırça ile boyandığı için daha yavaş bir üretime sahip. Baskı yazmalarda ise, sulak alanda yetişmiş olan ıhlamur ağacından yapılmış kalıplar kullanılır. Bu ağaç kütüğünün üzerine desen kalemle çizilir. Çizilen desen ortaya çıkana kadar özel bir bıçakla oyulur. Kaç tane desen ve renk kullanılacaksa o kadar kalıp hazırlanır. Bu her iki yöntem kullanılarak baş örtüsü yani yazmalar hazırlanır. Aslına bakarsanız bu yöntemlerle sadece başörtüsü değil bohça, sofra örtüsü, yorgan ve yastık yüzü gibi eşyalar da hazırlanır.

[KBASLIK]12 – Boynuz Tarak / Sivas[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/6_tarak.jpg[/TBR]
Sivas’ın en ünlü el sanatı olarak bilinen boynuz tarak için; öküz, manda, koç boynuzu kullanılır. Bu hayvanların boynuzları alındıktan sonra bir süre kurumaya bırakılır. Kuruyan boynuzlar en ince ayrıntısına kadar iyice temizlenir ve ateş ocağına konur. Böylece boynuzun tarak olma yolculuğu da ustasının elinde başlamış olur.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Kaybedilen Bir Cüzdanın Geri Dönme Olasılığı Nedir?

40 ülkede 355 şehirde yapılan deney sonucu; cüzdandaki nakit miktarı arttıkça, sahibine ulaşma şansının da arttığı ortaya çıktı. Türkiye’de içinde nakit bulunan cüzdanların yüzde 40’ından fazlası sahiplerine ulaştırıldı.

[IMG]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/cuzdan.jpg[/IMG]

Bulunan bir cüzdanın içerisindeki paranın miktarı, kayıp cüzdanı bulan kişinin onu sahibine teslim etme olasılığını etkiler mi?

Bu soruya yanıt arayan araştırmacıların 40 ülkede 355 şehirde yaptığı deneylerin sonucunda, cüzdandaki nakit miktarı arttıkça, sahibine ulaşma şansının da arttığı ortaya çıktı.

600 bin dolara mal olan deneyde, içinde farklı miktarlarda nakit bulunan 17 bin cüzdan kullanıldı. Cüzdanlara alışveriş listesi, anahtar ve elektronik posta adresleri ve hayali isimlerin yazılı olduğu kartvizitler konuldu. Bazılarına nakit yerleştirilirken, bazıları ise boş bırakıldı. Araştırma ekibinden asistanlar bu cüzdanları yolda bulmuş gibi yaparak, müze, otel gibi binaların resepsiyonlarına ya da bina çalışanlarına teslim etti. Daha sonra kaç kişinin cüzdanları sahibine ulaştırmaya çalıştığı, hangi cüzdanların geri döndüğü kayıt altına alındı.

Araştırmanın raporunu hazırlayan, Michigan Üniversitesi’nden Alain Cohn, sonuçların, ‘kendini hırsız olarak görme’ yakıştırmasından doğan rahatsızlığın maddi çıkarlara göre ağır bastığının göstergesi olduğunu yazdı.

[KBASLIK]”Kaybettiğinizde bulmak istiyorsanız cüzdanınızda para bulundurun”[/KBASLIK]
Ülkeler arasında ‘dürüstlük’ seviyeleri fark gösterse de hepsi için geçerli ortak bulgu, içinde para olan cüzdanın sahibine dönme ihtimalinin boş cüzdana göre daha fazla olduğu.

Küresel ortalamaya bakıldığında kayıp bir cüzdanı bildirme oranı yüzde 40 iken, içinde nakit olması bu oranı yüzde 51’e çıkartıyor.

Dürüstlük seviyesinde İsviçre ve Norveç liste başı olurken, Peru, Fas ve Çin en alt sıralarda yer aldı. Türkiye’de içi boş kayıp cüzdanlardan yüzde 20’si geri dönerken, nakit bulundurulan cüzdanların yüzde 40’tan fazlası sahibine (araştırmacılara) ulaştı. İsviçre ve Norveç’te, içinde para olan cüzdanları teslim alan personelin yüzde 70’ten fazlası kayıp cüzdanın sahibini bulmak için çaba gösterirken, Çin’de bu oran yüzde 20’lere kadar indi.

Uzmanlar ayrıca, alanında öncü 279 ekonomiste kayıp cüzdanların sahibine dönme ihtimali ile ilgili düşüncelerini sordu. Ekonomistlerden yalnıza yüzde 29’u doğru tahminde bulunabildi. Bu kıyaslamayla da genel davranışlar konusunda uzmanların bile ön yargılı olduğu kanısına varıldı.

[KAYNAK]Kaynak: [URL=”https://tr.euronews.com/2019/06/21/arastirma-kayip-cuzdanlarin-sahibine-ulasma-olasiligi-icindeki-nakit-miktarina-bagli”]Araştırma: Kayıp cüzdanların sahibine ulaşma olasılığı içindeki nakit miktarına bağlı[/URL][/KAYNAK]

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Dünyanın En Ünlü 10 Müzesi

Dünyanın her yerinde birbirinden önemli eserlere ev sahipliği yapan müzeler var. Her biri insanlık tarihine kısa bir yolculuğa çıkaran bu müzeler içinde bazıları var ki diğerlerinden daha popüler. Bizler belki 2 ya da 5 saat içinde bir müzeyi gezip bitiriyoruz ama gezerken arka planda o müzenin tamamlanması için yıllarca süren bir çalışmanın olduğunu unutmadan gezmekte fayda var. Müzeler asılında internetten ve kitaplardan gördüğünüz fotoğrafların vücut bulmuş halidir.

Dünyadaki tüm önemli popüler müzeleri gezmek tabii ki de kolay değil. Ancak gezileriniz sırasında imkanınız oldukça görmeniz gereken, dünyanın sayılı müzelerini sizler için bu yazımızda listeledik. Eğer ki bu listede yer alan müzelerin bulunduğu şehirlere gidecek olursanız o müzeleri gezmeden şehirden ayrılmamanızı tavsiye ederiz.

[KBASLIK]1 – Pergamon Müzesi / Berlin – Almanya[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/1_pergamon_berlin.jpg[/TBR]
İlk sıraya Pergamon (Bergama) Müzesi’ni koymak istedik çünkü bu müze Anadolu topraklarından bir parçaya ev sahipliği yapıyor. Berlin’in Müze Adası’nda yer alan Pergamon Müzesi’nde sergilenen eserler, Alman arkeologların Osmanlı topraklarında etkili oldukları 19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarındaki kazılarda ortaya çıkarılmışlardır. Bergama Müzesi adını Pergamon’daki Zeus sunağından alıyor. Helenistik dönem yapısı olan ve İzmir Bergama’da yer alan Zeus sunağı 1910 yılında Almanlar tarafından gün yüzüne çıkarılıp Berlin’e götürülmüş. Bu taşıma sırasında Berlin’de Pergamon Müzesi binasının yapımına başlanmıştı. Bu müzede sergilenen en önemli eserler ‘Zeus Sunağı’ ve tarihi Milet kentine ait ‘Pazar Kapısı’ ve İştar Kapısı’ olarak bilinir.

[KBASLIK]2 – Louvre Müzesi / Paris – Fransa[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/2_louvre_muzesi.jpg[/TBR]
Leonardo Da Vinci’den ve Michelangelo’ya, dünyanın en büyük ve adı en çok bilinen sanat müzesi olan Louvre’da aynı zamanda Mona Lisa da ev sahipliği yapan müze. Bu müze de ünlü ressamların eserleri kadar İslami Eser ve Anadolu Medeniyetleri bölümünde Anadolu’dan getirilen eşsiz değerdeki binlerce eseri bulabilirsiniz. Bu arada bu müzeyi tam olarak gezmek için en az 1 gününüzü ayırmanız gerektiğini hatırlatalım.

[KBASLIK]3 – İngiltere (British) Müzesi / Londra – İngiltere[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/3_british_muzesi.jpg[/TBR]
Dünyanın her neredeyse her notasından buraya taşınan Eskiçağ eserleri müze de sergilenmektedir. Özellikle Anadolu ve Trakya bölgelerinden olmak üzere Dünyanın çeşitli bölgelerinden paha biçilemez eserleri gizlice alarak ya da satın alma yöntemiyle müzeye getirerek sergilemeye başlamışlar. Anadolu medeniyetleri, Yunan ve Mısır medeniyetlerine ait birçok önemli eseri burada inceleyebilirsiniz.

[KBASLIK]4 – Çin Ulusal Müzesi / Pekin – Çin[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/4_cin_ulusal_muzesi.jpg[/TBR]
Çin’in başkenti Pekin’de yer alan bu müze, ülkenin ana tarih ve sanat müzesi olarak gezilebilmektedir. Dünyanın en çok en çok ziyaret edilen müzeler listesinde hep ilk üçte yer alan Çin Ulusal Müzesi 2003 yılında iki ayrı müzenin birleşmesiyle kurulmuştur. Müze içinde gezerken Çin’in sanat ve tarihi hakkında çeşitli bilgilere ulaşabilirsiniz. Müze binası 1959 yılında inşa edilmiş olup Çin Halk Cumhuriyeti’nin 10. yıldönümü için inşa edilen on büyük binadan biridir.

[KBASLIK]5 – Ulusal Hava ve Uzay Müzesi / Washington – ABD[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/5_ulusal_hava_ve_uzay_muzesi.jpg[/TBR]
ABD’nin başkenti Washington DC’de bulunan müze, bir Smithsonian Enstitüsü müzesidir. Diğer müzelerden sergilenen eserleriyle ayrılan bu müze, 1946 yılında Ulusal Hava Müzesi adıyla ziyarete açılmış. Müzenin içinde dünyanın en büyük tarihi uçakların ve uzay araçları koleksiyonunu görebilirsiniz. Dünyada en çok ziyaret edilen ilk beş müzeden biri de bu müze.

[KBASLIK]6 – Vatikan Müzeleri / Vatikan[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/6_vatikan-muzeleri.jpg[/TBR]
Vatikan’da bulunan bu müze kompleksi Roma Katolik Kilisesi tarafından Rönesans döneminde inşa edilmiş. Böylesine köklü bir geçmişten gelen müze dünyanın önemli heykellerine, tablolarına ve paha biçilemez değerdeki esere ev sahipliği yapan önemli bir binadır. Müze kompleksi toplamda, Sistine Şapeli ile birlikte 54 galeriden meydana gelmektedir. Ziyaretçiler Sistine Şapeli’ne 53 galeriyi gezdikten sonra verilen ek bağış karşılığında girebilmektedir.

[KBASLIK]7 – Mısır Müzesi / Kahire – Mısır[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/7_misir_muzesi.jpg[/TBR]
Kahire’ de bulunan Mısır Müzesi, Osmanlı döneminde Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından eski Mısır Medeniyetinden kalan eserlerin ticaretinin yapılmaması ve yağmalanmaması için kurulmuş bir müzedir. Bu devasa müzenin içerisinde 120 binden fazla eski Mısır’a ait eserleri görebilirsiniz. Mısır Müzesi, Tutankamon’un mezarına ve burada gün yüzüne çıkarılan çeşitli mumyalara da ev sahipliği yapmasıyla oldukça ünlü bir müze.

[KBASLIK]8 – Ermitaj Müzesi / Saint Petersburg – Rusya[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/8_ermitaj_muzesi.jpg[/TBR]
Çariçe II. Katerina tarafından 1764 yılından yaptırılan bu müze dünyanın en büyük ve en eski müzeleri arasında öne çıkıyor. Müze gösterişli binasında büyük bir çoğunluğu tablo olmak üzere 3 milyondan fazla eşsiz esere ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Leonarda Da Vinci, Rembrandt, Peter Paul Rubens, Francisco Goya, Michelangelo, Van Gogh ve Pablo Picasso gibi dünyaca ünlü birçok ressama ait tabloyu bu müzede görmeniz mümkün.

[KBASLIK]9 – Amerikan Doğa Tarihi Müzesi / New York – ABD[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/9_amerikan_doga_tarihi_muzesi.jpg[/TBR]
Birbirine bağlı 25 bina bloğundan oluşan bu müze, dünyanın en büyük ve en ünlü müzelerinden biri. Müzede; sergi salonu, araştırma laboratuvarları ve bir de kütüphane var. 200’den fazla bilim insanı kadrolu olarak çalıştığı Amerikan Doğa Tarihi Müzesi’nin koleksiyonu, sadece küçük bir kısmı herhangi bir zamanda sergilenebilen 32 milyondan fazla parça içerir.

[KBASLIK]10 – Rijksmuseum / Amsterdam – Hollanda[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/10_rijksmuseum.jpg[/TBR]
Rijksmuseum, Amsterdam kent merkezinde 1800 yılında kurulan bir müze. Hollanda’nın milli müzesi olan Rijksmuseum’da, Hollanda Altın Çağı‘na ait birçok eser ziyarete açık olup sergilenmekte. Bu devasa müze aynı zamanda Hollanda’nın en geniş sanat tarihi kütüphanesine de ev sahipliği yapmasıyla da öne çıkmakta. Rijksmuseum’daki en popüler eser ise, Avrupa’nın en önemli ressamlarından Rembrandt’ın ünlü tablosu The Night Watch tablosu.

[KBASLIK]İstanbul Arkeoloji Müzeleri[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/istanbul_arkeoloji_muzesi.jpg[/TBR]
Mottomuz da olan ‘Önce Türkiye’yi Keşfet’ cümlesinden yola çıkarak hala gezmediyseniz bu harika müze kompleksini keşfetmenizi tavsiye ederiz. Ülkemizde Osmanlı döneminde ilk tarihi kazılara ve müzecilik çalışmalarına başlayan Osman Hamdi Bey’den günümüze kadar çıkarılan ve koruma altına alınan eserleri bu komplekste bulabilirsiniz. 3 ayrı binadan oluşan müze komplikesinde Anadolu medeniyetlerinden, Osmanlının hüküm sürdüğü topraklardaki medeniyetlere kadar binlerce eser ait olduğu topraklardaki bu müzede ziyaretçilerini bekliyor.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Kayıp kent PETRA

Arap çöllerinde kayıp bir mücevher, dünyanın da en gizemli antik kentlerinden biri, Petra. Antik kentin girişinde ise kale gibi yükselen bir mühendislik harikası var: El Hazne.
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/kapakpetra.jpg[/TBR]
2200 yıllık Petra Antik Kenti’nde atılan her adım, dönülen her köşe, takip edilen her patika sizi yeni bir kaya mezarına ya da kült merkezine götürüyor. Her köşesi sürprizlerle dolu bu kentin. Kent içerisinde gezerken ve gizemli yapılara bakarken zaman zaman bu görkemli mimariye hayran kalıyorsunuz. Zaman zaman da bu topraklarda yaşayanların nasıl olup da bir anda arkalarında hiç iz bırakmadan ortadan kaybolduklarına dair düşünüyorsunuz.

Ürdün’ün saklı bir kanyonunda milattan önce Nebatiler tarafından yapılan antik kent, bir dönem tarihin tozlu sayfalarında kayboluyor ve kayıp kent Petra, on sekizinci yüzyılda yeniden keşfediliyor.

Nefes kesici görünümü, heybeti, gizemi, gün ışığına göre değişen kayalarının renkleri ile dünyanın en ünlü yapıları arasında yerini alan Petra’nın bilinmeyen arka yüzünü bizlerle birlikte gelin siz de yeniden keşfedin.

[KBASLIK]1 – Petra’nın Kuruluşu[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra-resim-1.jpg[/TBR]
Eski el yazmalarında Yunanca taş anlamına gelen Petra adıyla söz edilen bir zamanların antik başkenti burası. Petra da tam olarak anlamını karşılayan bir şehirdir. Bulundukları dönem için oldukça geniş bir coğrafyada yaşayan Güney Ürdünlü bir Arap topluluğu olan Nebati halkının şehirlerinden biri olan Petra, taş kelimesinin hakkını vererek gün ışığında renkleri değişen kayalık kanyonun ortasında, saklı yolların ardında, kayaların içine yukarıdan aşağıya doğru oyma yöntemi ile kazıyarak inşa edilmiş.

[KBASLIK]2 – Petra’da Yaşam[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra-resim-2.jpg[/TBR]
Petra, Nebati İmparatorluğu ile birlikte büyüyüp gelişti. Yıllar geçtikçe kuruluşundan itibaren büyüyen krallık bölgeden geçen ticaret yollarını da kontrol etmeye başlayarak bu topraklarda MÖ 400 ile MS 106 yılları arasında burada muhteşem bir kent kurdular. Kurdukları bu kenti de krallığın ticaret merkezi haline getirdiler.

[KBASLIK]3 – Petra’nın Yükselişi[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra-resim-3.jpg[/TBR]
Ticaretle gitgide zenginleşen Petra, Kızıldeniz’den Basra Körfezi’ne hatta Gazze’den Şam’a kadar ticarette önemli bir kavşak noktası haline döndü. Böylece Arabistan, Mısır, Suriye, Hindistan, Yunanistan ve Roma’yı birbirine bağlayan bir yer oldu. Bu sırada batıda Romalılar ve Yunanlılarla ve doğuda da Perslerle ticaret yapmaya başladılar.

[KBASLIK]4 – Petra’nın İnşası[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra_6.jpg[/TBR]
Krallık böylece ticaretten elde ettiği yüksek gelirle kumtaşı kayalıklara kendileri için oldukça görkemli ve gizemli bir şehir inşa ettiler. Tüm heybetiyle günümüze kadar gelmeyi başaran bu görkemli antik kentinin tespit edilebilen inşası 500 yıl kadar sürmüş.

[KBASLIK]5 – Petra’nın Konumu[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra1.jpg[/TBR]
İnşasının bitmesi 500 yıl süren Petra Antik Kenti oldukça korunaklı bir yerde. Korunaklı diyoruz çünkü; şehre ulaşmak için Siq adı verilen yer yer birkaç metreye kadar daralan bir vadiden kente ulaşılıyor buraya. Görkemli bu kent dar geçitlere sahip bu vadinin, yaklaşık 1 km içerisinde bulunuyor. Böylesine gizli bir yerde bulunan kent krallığa şehrin korunması konusunda çok büyük avantajlar sağlıyor. Ayrıca vadide bir yandan kent inşa edilirken bir yandan da inşa edilmiş olan antik çağ barajı da, şehrin su ihtiyacını karşıladığı gibi bu görkemli kenti su baskınlarına karşı da korumuş.

[KBASLIK]6 – Petra’nın Görkemli Yapıları[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra2.jpg[/TBR]
Nebati Krallığı hüküm sürdüğü yıllar boyunca Petra’nın yumuşak, güneşin açısına göre rengi pembe, kırmızı, turuncu ve sarıya dönüşen kumtaşı kayalarına anıt mezarlar, görkemli tapınaklar, kaya mezarlar, evler, ticarethaneler yaptılar. Bu eserler ilk zamanlarda daha çok Mısırların ve Asurluların yapılarına benzemekteydi. Sonrasında ise ticaretle birlikte doğan etkileşimle eski Yunanlılardan ve Romalılardan esinlenmişler.
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra3.jpg[/TBR]
Antik kentte dikkat çeken en görkemli yapılar, Al Khazneh (Hazine), Roma tarzında inşa edilmiş Amfitiyatro, Ad – Deir Manastırı, kayalara mezarların bulunduğu geniş kanyon Street of Facades, Kraliyet Mezarları, Hz Musa’nın Kardeşi Harun’un Mezarı (Aaron’un Mezarı). Bu görkemli ve şahane yapıtların çok büyük bölümü günümüze kadar ayakta kalarak gelmeyi başarabilmişlerdir. Eserlerin günümüze kadar korunarak gelmesinin temel nedeni ise; bölgenin hava olaylarına özellikle de yağmura maruz kalmamasıdır. Öyle ki konum olarak Petra Antik Kenti fazla yağış alan bir konumda olsaydı kayaya oyulmuş eserlerin büyük bir bölümü suyun etkisiyle ufalanarak yok olurdu.

[KBASLIK]7 – Petra Dikkatleri Üstüne Çekiyor[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra4.jpg[/TBR]
Böylesine bir zenginliğe ve görkeme sahip olan şehir dikkatleri üstüne çekmeye başlıyor ve kaçınılmaz sona doğru ilerliyor. Çevredeki uygarlıkların ve imparatorlukların göz diktiği krallıkta savaşlar baş gösteriyor.

[KBASLIK]8 – Petra Krallığını Kaybediyor[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra5.jpg[/TBR]
Petra’nın kurucusu olan Nebatiler yaşanan savaşlar sonucunda M.S. 106 yılında Romalılara yenilerek yıkılmışlar ve kenti Roma İmparatorluğu’na teslim etmişler. Bu tarihten sonra Romalıların yönetimindeki görkemli şehir Roma İmparatorluğu’nun Hristiyanlığı benimsemesi ile tam bir Hıristiyan kenti olmuş.

[KBASLIK]9 – Petra’da Dengeler Değişiyor[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra6.jpg[/TBR]
Romanın ikiye ayrılması ile Bizans egemenliğinin hüküm sürdüğü topraklar yaklaşık 300 yıl sonra İslamiyet’le tanışır. 661’de Emevi Uygarlığı, 750 yılında ise Abbasi Uygarlığı renkli ve görkemli bu şehri ele geçiriyor.

[KBASLIK]10 – Petra Kayboluyor[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra7.jpg[/TBR]
Petra’da yaşanan bu hakimiyet savaşları, sürekli değişen dengelere bir de sık sık bölgede meydana gelen depremler, dünyadaki ticaret yollarının da yer değiştirmesi eklenince Petra’nın ticaretteki öneminin yanında tarihi önemi de kaybolmaya başlıyor. Yine hazin bir son ve Petra Antik Kenti yavaş yavaş kaderine terk ediliyor. Tam olarak kesin tarihi bilinmese de 1300’lü yıllarda bu görkemli şehrin tamamen terk edildiği düşünülüyor. Bu terk edilmişliğin etkisiyle antik Petra kenti uzun süre üzerinde insan yerleşimi bulunmadığı için de günümüze kadar hiçbir tahribata uğramadan gelebilmeyi başarmıştır.

[KBASLIK]11 – Kayıp Kent Petra[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra8.jpg[/TBR]
Yaşanan tüm bu olumsuzluklarla gözden düşen Petra, zaman içerisinde terk edilmesinin yanında tüm dünya tarafından unutulup gitti. Nebatiler ise ardında bu kayıp kenti bırakarak yeryüzünden tamamen silindiler.

[KBASLIK]12 – Petra Keşfediliyor[/KBASLIK]
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra9.jpg[/TBR]
Petra Antik Kenti tarih sahnesinden silinmesinden yaklaşık 1000 yıl sonra çoğu Ürdünlü’nün belki de bir efsane olarak bildiği ve sıklıkla anlattığı şehir, modern insanlık tarafından ancak 1812’de maceraperest gezgin İsviçreli Johann Burckhardt tarafından yeniden keşfedildi. Bu keşifle birlikte kayıp kentinadı batıya duyurulmuş oldu. Böylece Petra o dönemden itibaren eski parlak günlerine dönemese de turistlerin akın akın keşfetmeye gittiği bir yer.

[KBASLIK]Petra’nın Bilinmeyen Arka Yüzü – El Hazne[/KBASLIK]
[KRSOL=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra10.jpg]Kayıp kent PETRA[/KRSOL][KRSOL=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra11.jpg]Kayıp kent PETRA[/KRSOL]Petra’da ayakta kalan en büyük ve en görkemli yapı: El Hazne. Petra’daki hiçbir yapıda El Hazne’deki mükemmellik yok. Çok yönlü bir mühendislik harikası olarak nitelendirilen El Hazne, 12 katlı bir binanın yüksekliğine sahip. Günümüzde ise uzmanlar neredeyse 200 yıldır inşaatının ardındaki mühendislik dehasını ve neden yapıldığını anlamak için uğraşıyordu. Ortaya atılan teoriler sürekli çürütülüyor ve değişiyor. Böylesine çorak bir çölde neden böyle görkemli bir yapı inşa edilmişti?

Cevap; son yapılan araştırmalar ile bu gizemli yapı yüzeyinin 6 metre altında kazı yapıldı ve 4 gömü odası bulundu. Bu odaların içinde ise 11 kişinin kemiklerine ulaşıldı. Böylece birçok bilgi daha ele geçti ve geçmeye devam ediyor.
[TBR]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/petra12.jpg[/TBR]
El Hazne’nin bir anıttan çok daha fazlası. Altında bir mahsen saklayan bir mozole…

1985 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası listesine alınan görkemli şehir Petra, 2007 yılında oluşturulan Dünyanın Yeni Yedi Harikası arasında yer almıştır.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Süt Neden Kesilir?

Uzun süre bekletilen sütlerde topaklaşma ve oluşan bu topakların bir çökelti oluşturması görülür. Sütün kesilmesi olarak adlandırılan bu durum genellikle çiğ sütte görülür. Sütün kesilmesini sağlayan şey ise süt içerisinde bulunan bir bakteri çeşididir.

[IMG]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/sut-neden-kesilir.jpg[/IMG]

Bekletildiğinde süt içinde bulunan yağ damlacıkları yavaş yavaş sütün üzerinde toplanıp bir tabaka oluşturmaya başlarlar. Süt üzerinde oluşan bu tabakaya kaymak denir ve kaymak oluşumu sonucunda da alt kısımda zayıf olarak adlandırılan yağ oranı azalmış olan süt kalır.

Süt dışarıda bir süre daha bekletilmeye devam edilirse bu durumda süt asidi bakterileri hızlı bir şekilde üremeye devam ederler. Bu bakteriler süt içinde doğal olarak bulunan süt şekerini besin maddesi olarak kullanırlar. Bakteriler bu şekilde beslenmeleri sonucunda da atık madde olarak asit üretirler. Çoğalan bakterilerin ürettikleri asit miktarı da artar. Bakterilerin üretmiş oldukları bu asit ise sütte bulunan kazein adlı bir proteini etkilerler. Asit ile kazein arasında meydana gelen etkileşim sonucunda kazein proteinleri topaklaşarak çökelti oluştururlar. Bu olaya sütün kesilmesi denir.

Bazen süt, kaynatma esnasında da kesilebilir. Bunun sebebi sütün kaynatılmadan önce uzun süre beklemiş olması ve içindeki bakteri sayısının artmış olmasından kaynaklanmaktadır. Süt kesilmeye başladıktan sonra bu durum tersine çevrilemez. Kesilen sütün bir daha sıvı olarak tüketilmesi mümkün olmasa da bu sütten lor peyniri yapılabilir.

Ayrıca süt içerisine damlatılan sirke ve limon gibi asidik sıvılar da kesilmeye sebep olur. Bunun yanında iyi yıkanmayan tencerelerdeki bulaşık deterjanı kalıntıları da sütün kesilmesine neden olabilir.

[IMG]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/sut-neden-kesilir-2.jpg[/IMG]

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Pisagor’un Adalet Kupası (Pisagor Kupası)

Pisagor adalet kupası, belli bir miktarın üzerinde doldurulan içeceğin özel bir düzenekle dışarı dökülmesini sağlar. Samos Pisagorlarına ödünç verilen bu kupa, her müridin eşit miktarlarda şarap içmesini garanti ediyordu. Müritler kupayı sınır seviyeye kadar doldurursa, içkisinin tadını huzur içinde çıkarabilirdi. Ancak oburluk sergiliyorsa, kupa içindeki sıvıyı dipten dışarı sızdırırdı.

[IMG]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/pisagor-kupasi-3.jpg[/IMG]

[B]Pisagor’un Adelet Kupası[/B] ([B]Pisagor Kupası[/B]), dışarıdan bakıldığında içeceklerin konulduğu sıradan kupalara benzeyen; fakat içinde özel bir düzenek bulunan kupadır. [B]Sisamlı Pisago[/B]r’un (MÖ 570 – MÖ 495) en önemli buluşlarından bir tanesi olan Adalet Kupasının içindeki düzenek, bir kolon ve bu kolonda bulunan bir kanaldır. Su, bu kolonun seviyesinin altına kadar doldurulduğunda diğer normal kupalarda olduğu gibi durmaktadır. Fakat su bu kolonun seviyesini geçerse ortadaki kolon ve içindeki kanal da su ile dolar ve ardından [B]sifon etkisi[/B] devreye girer. Böylece kupanın içinde bulunan suyun tamamı dökülmüş olur. Pisagor’un Adalet Kupası bu özelliği ile sanki teknik araştırmalar sonunda üretilen gizemli bir eşya gibi görünmektedir. Sahip olduğu giz ise Pisagorcu okulun inanç felsefesini destekler niteliktedir.

[KBASLIK]Çalışma ilkesi[/KBASLIK]
Pisagor’un Adalet Kupası’nın çalışma ilkesi sifon mekanizmasına dayanır ve akışkanlar teorisi ile bu çalışma ilkesi açıklanır.

[TBR2=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/pisagor-kupasi-1.png] A: Boş kupa B: Optimum dolum kupası. Sifon seviyesinin aşağısında C: Aşırı doldurulmuş bardak. Sıvı sifonlaması başlar. D: Sifonlama, kupa boşalıncaya kadar devam eder.[/TBR2]

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

THY’nin ilk Rüya Uçağı Boeing 787-9 Dreamliner Gökyüzü İle Buluştu

THY’nin ‘rüya uçak’ olarak adlandırdığı Boeing 787-9 Dreamliner’ı gökyüzü ile buluştu. Uçak ,bu ay sonu THY filosuna dahil olacak. İlk uçuş İstanbul’dan Antalya’ya yapılacak.

[IMG]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/thy-ruya-ucak-1.jpg[/IMG]
Türk Hava Yolları (THY), ABD’nin Boeing firmasından 25’i kesin, 5’i opsiyon olmak üzere toplam 30 adet Boeing 787-9 tipi yolcu uçağını filosuna katacak. Kompozit malzemeleri gövde ve kanadı da içeren ana yapısının yüzde 50’sini oluşturan ‘rüya uçak’ olarak adlandırılan Boeing 787-9 tipi uçakların ilki bu ay sonu THY filosuna katılacak. Dreamlinar’ların 3’ü temmuz, kalan 2’si ise ağustos aylarında filoya katılacak.

[KBASLIK]İlk teslim alınacak uçak gökyüzünde[/KBASLIK]
THY’nin ilk teslim alacağı Boeing 787-9 uçağı da, ABD’deki Boeing tesislerinde ilk test uçuşunu yaparak gökyüzü ile buluştu. TC-LLA kuyruk tescilli alan uçak, Boeing’in Everett tesislerinden test uçuşu için havalanan ‘rüya uçak’ Everett(PAE)-Moses Lake(MWE) uçuşu yaptı. İlk uçuş da başarıyla tamamlandı.

Uçağın uzunluğu 63 metre, kanat genişliği 60 metre ve yüksekliği 17 metre…Uçağın menzili ise 14 bin 140 kilometre. Boeing 787’lerin günümüzün aynı büyüklükteki uçaklarından yüzde 20 daha az yakıt tükettiği, diğer uçaklara kıyasla yüzde 20 ile yüzde 45 arasındaki oranda daha çok kargo taşıyabildiği belirtiliyor.

[KBASLIK]İlk uçuş Antalya’ya yapılacak[/KBASLIK]
THY’nin ilk Boeing 787-9 uçakları teslim alındıktan sonra kısa süre iç hatlarda uçacak. Daha sonra ise Bali, Bogota-Panama, Washington ve Atlanta hatlarına da tahsis edilecek. THY’nin ilk ‘rüya uçağı’nın da Türkiye’de hangi kente ve ne zaman uçağı da belli oldu.

THY’nin ilk Boeing 787-9 tipi uçağı 8 Temmuz’da saat 08:35’de TK2410 sefer numarası ile İstanbul Havalimanı’ndan Antalya’ya uçacak. 1 saat 30 dakika sürecek uçuşun programına Boeing 787-9 tipi uçağın girdiğini öğrenen yolcular ise ilk tarifeli uçuşta yer almak için sefere ilgi gösterdiği öğrenildi. Uçuş programına göre THY’nin Boeing 787-9 tipi uçaklarının ilk dış hat uçuşları 17 Temmuz’da İstanbul’dan Denpasa’ya (Bali), 8 Ağustos’ta İstanbul’dan Washington’a, 10 Eylül’de İstanbul’dan Bogota-Panama City’ye ve 11 Eylül’de de İstanbul’dan Atlanta’ya olacak.

[IMG]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/thy-ruya-ucak-2.jpg[/IMG]

[KBASLIK]Yeni tasarımla geliyorlar[/KBASLIK]
2020 yılından itibaren itibaren filodaki yerini alacak THY’nin Airbus 350’lerinin ilkinin teslim tarihi ise gelecek yıl mart ayı olarak planlandı. A350 tipi uçakları da bu tarihten itibaren belirli tarihlerde filoya girecek. THY’nin yeni nesil uzun menzilli uçakları Boeing 787-9 ve Airbus 350 yeni tasarımlarıyla gelecek. Geniş gövdeli uçakların yolcu kapasitesi 280 ila 320 arasında olacak.

Dreamliner’ların business sınıfı 30 yolcu, A350’lerin ise business sınıfı 32 yolcu kapasiteli olacak. Yolcu konforunun artırılması hedeflenen Business sınıfı tasarımında önemli değişiklikler var. Bunlardan en çok dikkat çekeni ise her koltuktan koridora çıkış olması. Ayrıca yeni nesil kabin eğlence sistemleri uzun yolculukların daha konforlu geçmesi sağlanacak.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Tacizciye Fırlattıkları Terlik “Silah” Sayıldı 5 Yıla Kadar Hapis İsteniyor

Denizli’de yaşayan H.H. adlı kadın ile 2 kadın arkadaşının birlikte tatil için gittiği Aydın’ın Kuşadası ilçesinde eğlence mekanından çıktıktan sonra kendilerini elle taciz ettiğini iddia ettikleri kişiye tepki gösterip, fırlattıkları terlik, ‘silah’ sayıldı. İki yıl önce yaşanan olayla ilgili taciz soruşturması açılmazken, terlik atan 3 kadına, 5 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.

[IMG]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/terlik-taciz.jpg[/IMG]

Olay, 9 Temmuz 2017 tarihinde Kuşadası ilçesinin Türkmen Mahallesi’nde meydana geldi. Denizli’de yaşayan fotoğraf stüdyosunda çalışan H.H., çalışmayan iki kadın arkadaşıyla birlikte tatil yapmak için Kuşadası’na gitti. Gece bir eğlence mekanına giren ve saat 03.00 sıralarında kaldıkları Türkmen Mahallesi’ndeki eve gitmek için yola çıkan H.H., iddiaya göre kendisiyle aynı yaştaki iki kadın arkadaşıyla yolda yürürken karşılarından gelen M.E.K.’nin (24) tacizine uğradı.

DHA’nın aktardığına göre, 3 genç kadın, karşıdan iki kolunu da yana açarak gelen M.E.K.’nın, göğüslerine dokunduğunu ileri sürüp, tepki gösterdi. H.H. ve yanındaki iki kadın arkadaşı ile M.E.K. arasında çıkan başlayan tartışma kavgaya dönüştü. Kavga sırasında H.H. ile kadın arkadaşları M.E.K.’ya ayaklarındaki terliği fırlattı. Çevredekilerin ihbarıyla olay yerine gelen polis ekipleri kavgaya ayırdı. Taraflar, polis merkezine götürüldü.

[KBASLIK]İki yıl sonra gelen tebligatla şaşkına döndüler[/KBASLIK]
Polis merkezinde ifade veren H.H. ile iki arkadaşı daha sonra memleketleri Denizli’ye döndü. Olaydan iki yıl sonra gelen mahkeme tebligatıyla H.H. ile arkadaşları şaşkına döndü. Kuşadası’nda meydana gelen olayla ilgili kadınları taciz ettiği iddia edilen M.E.K.’nin darp edildiği gerekçesiyle şikayetçi olduğu, savcılığın ise soruşturma başlattığı öğrenildi. Kuşadası Cumhuriyet Savcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, şüpheli konumunda olan H.H. ile iki kadın arkadaşı hakkında, saldırıda kullanmaya elverişli terlik ve ayakkabı ile yaralamaya teşebbüs ettikleri, kasten basit yaraladıkları, şüphelilere atılı suçun bu haliyle silahla basit yaralama suçunu oluşturdukları ve eylem birliği içinde hareket ettikleri gerekçesiyle Kuşadası Asliye Ceza Mahkemesi’nde 5 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.

[KBASLIK]”Bir taciz olayı var ama karşı taraf darp edildiğini söyleyince biz yargılanmaya başladık”[/KBASLIK]
Attıkları terliğin silah sayılmasına çok şaşırdıkları belirten H.H., “Eğlence mekanından çıktıktan sonra eve giderken, karşımızdan gelen kişi, iki kolunu da yanlara açarak üzerime doğru geldi. Elleriyle bizim göğüs bölgemize dokundu. Biz de tepki gösterdik ve aramızda arbede çıktı. Bu sırada ayağımızdaki terlikleri fırlattık. Terlikler ona isabet etmedi. Kendisi de ilk mahkemede terliğin isabet etmediğini söyledi. Terlik silah sayıldı ve hakkımızda dava açıldı. Mağdurken, suçlu konumuna düştük. Bir taciz olayı var ama karşı taraf darp edildiğini söyleyince biz yargılanmaya başladık. Bu durumda hapis cezası alabiliriz. 2 yıl önce yaşanan bir olayda mağdurken sanık olduk” dedi.

[KBASLIK]”Soruşturmada ihmal var”[/KBASLIK]
Üç kadının avukatı olan Ozan Orpak ise soruşturma aşamasında ihmal olduğunu düşündüklerini belirterek, “2 yıl önce yaşanan bir olay için yeni dava açılıyor. Tatil için gittikleri yerde tanımadıkları bir kişinin kollarını açarak gelmesiyle tacize uğruyorlar. Üç kadın müvekkilim her kadının vereceği tepkiyi veriyor. Karşı tarafın şikayetçi olması üzerine dava açılıyor. Ancak biz soruşturma aşamasında ihmal olduğunu düşünüyoruz. Polis merkezinde tacize uğradıklarını söylemelerine rağmen taciz soruşturması açılmamış. Neden kaynaklandığını bilmiyoruz. Tacize uğrayan kadınlar olmasına rağmen, şüpheli konumunda oluyorlar ve silahla basit yaralama suçundan yargılanmaya başladılar. Terliğin silah olup olmadığı tartışılan bir konu. Ancak, tacize uğrayan bir kadının kendisini korumak amacıyla kullandığı terlik bir silah değildir” diye konuştu.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Madagaskar Cumhuriyeti

[BIYOTABLO=Madagaskar Cumhuriyeti ,afrika,https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/flags-b/madagaskar.png][BIYOTABLOIC=Başkent]Antananarivo[/BIYOTABLOIC]
[BIYOTABLOIC=Resmî diller]Malgaşça, Fransızca [/BIYOTABLOIC]
[BIYOTABLOIC=Yönetim Şekli]Yarı Başkanlık Sistemi [/BIYOTABLOIC]
[BIYOTABLOIC=Yüzölçümü]587.295 km² [/BIYOTABLOIC]
[BIYOTABLOIC=Nüfus]23.201.926 [/BIYOTABLOIC]
[BIYOTABLOIC=Nüfus Yoğunluğu]39,5 kişi/km²[/BIYOTABLOIC]
[BIYOTABLOIC=Para birimi]Ariary (MGA) [/BIYOTABLOIC]
[BIYOTABLOIC=Zaman dilimi]UTC+3[/BIYOTABLOIC]
[BIYOTABLOIC=Telefon kodu]+261 [/BIYOTABLOIC]
[BIYOTABLOIC=İnternet TLD].mg[/BIYOTABLOIC]
[/BIYOTABLO][B] [/B]Madagaskar ya da resmî adıyla Madagaskar Cumhuriyeti, Afrika kıtasına bağlı bir ada ülke konumunda olup, kıtanın doğu kesiminde Hint Okyanusu’nun batı kısmında yer almaktadır. Mozambik Kanalı ülkeyi Afrika ana kıtası ile birbirinden ayırmaktadır. Madagaskar adası, dünyanın dördüncü büyük adası konumundadır. Ülke ada ülkesi olması nedeniyle sınır komşusu bulunmamakta olup, en yakın anakara ülkesi adanın batısında yer alan Mozambik’tir. Bunun haricinde komşu ada ülkeler ise kuzeybatıda Komorlar ve Fransa denizaşırı bölgesi Mayotte, doğuda Mauritius ile yine Fransa denizaşırı bölgesi olan Réunion adalarıdır. Ülkenin başkenti Antananarivo’dur.

[KBASLIK]Bayrak[/KBASLIK]
Madagaskar bayrağı, 21 Ekim 1958 tarihinde Afrika ülkesi Madagaskar ‘ın henüz bağımsızlığını kazanmadan önce Fransa’ya bağlı bir bölge iken kullanılmaya başlanmış, ülkenin 26 Haziran 1960 tarihinde bağımsız olması ile de devletin resmi bayrağı olarak göndere çekilmiştir.

Bayrak beyaz, kırmızı ve yeşil olmak üzere üç renkten oluşmaktadır. Bayrağın göndere çekilen tarafında dikey olarak konumlandırılan beyaz şerit bayrağın üçte birlik bir alanını kapsamaktadır. Bayrağın geri kalan bölümünü eşit olarak bölüşen iki yatay şeritten üst bölümde olan kırmızı, alt bölümde olan ise yeşil renktedir. Renklerden beyaz günümüzde saflığı, kırmızı renk egemenliği, yeşil renk ise umudu temsil etmektedir. Tarihsel anlamda bakıldığında bayrakta bulunan kırmızı ve beyaz renk geçmişte bugünkü cumhuriyet toprakları üzerinde kurulu olan Madagaskar Krallığı’nı temsilen bayrakta bulunmaktadır. Bu renklerin o dönem için Güneydoğu Asya’dan esinlenerek oluşturulduğu düşünülmektedir. Tarihte Madagaskar Krallığı’nın kullandığı bayrağın aynısını günümüzde Endonezya kullanmaktadır. Bu renklere ek olarak günümüzde ülkenin sahil kesiminde oturan halkı temsilen yeşil renkte ilave edilmiştir.

[KBASLIK]Arma[/KBASLIK]
[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/madagaskar-1.jpg]Madagaskar arması[/KRSAG] Madagaskar arması altın sarısı zemine sahip daireden oluşmaktadır. Dairenin merkezinde yer alacak şekilde konumlandırılan beyaz zemine sahip daha küçük boyuttaki bir daire içerisinde yer alan Madagaskar haritası yer almaktadır. Bu dairenin arkasına konumlandırılan yeşil ve sarı yaprak motifleri Gezgin Palmiyesi olarak adlandırılan ve ülkede sık bulunan palmiyeyi çeşidini simgelemektedir. Dairenin alt kısmında yer alan öküz başı motifi ile pirinç tarlaları ülkedeki hayvancılığı ve tarımsal faaliyetleri ifade etmektedir. Büyük dairenin üst kenar bölümünde Malgaşça ülkenin resmi adı olan Repoblikan’i Madagasikara (Türkçe:Madagaskar Cumhuriyeti) yazmakta olup, alt kenar bölümünde ise her iki yanında yarım çelenk olacak şekilde konumlandırılan pirinç başaklarının orta kısmında yine Malgaşça ülkenin sloganı olan Tanindrazana, Fahafahana, Fandrosoana (Türkçe:Anavatan, Özgürlük, İlerleme) yazmaktadır.

Armanın bir önceki versiyonu da güncel olarak kullanımda olan armaya benzer konumda olup, 1998 yılında renklerde yapılan değişiklikler ile günümüzde kullanılan arma oluşturulmuştur.

[KBASLIK]Tarih[/KBASLIK]
İlk dönemlerde yerleşimin az olduğu Madagaskar’da, nüfusun artması ile birlikte Sakalavalar, Merinalar ve Betsileolar tarafından krallıklar kurulmuştur. 10 Ağustos 1500 tarihinde Portekizli denizci Diogo Dias adaya ilk ayak basan Avrupalı olmuştur. Ada ilk olarak 1641 yılında ilk önce Hollandalılar ve daha sonraki dönemlerde de Britanyalı ve Amerikalı tüccarlar adına dolaşan gemiler tarafından uğrak yeri olarak kullanılmıştır.

1643 ile 1672 yılları arasında Fransa’nın ada üzerinde kurmaya çalıştığı ilk sömürge düzeni başarıya ulaşamamış, 17. ve 18.yy genelinde de ada korsanlar tarafından da üs olarak kullanılmıştır. Ada üzerinde ilk modern devlet yapısının temelini 1787 yılında Merina etnik grubu atmıştır. 1885 yılında gerçekleştirilen Berlin Konferansı’nda Fransa adayı ilgi alanı olarak belirlenmiş, 1896 yılında Madagaskar toplumunun karşı çabalarına rağmen adaya sömürge devleti olarak sahip olmuştur. Ada 1960 yılında bağımsızlığını kazanmıştır.

[KBASLIK]Coğrafya[/KBASLIK]
Ada olması nedeniyle kara komşusu bulunmayan ülkenin civarında bulunan diğer ada ülkeler ile birlikte Afrika anakarasında bulunan Mozambik ile deniz sınırı bulunmaktadır. Madagaskar coğrafi olarak Afrika kıtasının bir parçası konumundadır. Madagaskar sahip olduğu 587.295 km2 yüzölçümü ile dünyanın en büyük dördüncü adası konumundadır ve toplamda 4.828 km’lik bir kıyı şeridine sahiptir.

[IMG]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/madagaskar-2.jpg[/IMG]

Süper kıta Gondvana’nın parçalanmasıyla Madagaskar yaklaşık 88 milyon yıl önce Hindistan kara kütlesinden ayrılmıştır. Böylelikle adanın coğrafik olarak izolasyonu, üzerindeki bitki örtüsü ve hayvanların tamamen dış dünyadan bağımsız bir şekilde gelişmesine yol açmıştır. Madagaskar üzerindeki bitki ve hayvan türlerinin %90’ı dünyanın başka hiçbir yerinde bulunmamaktadır. Ada biyolojik çeşitlilik alanında dünyanın önde gelen bölgelerinden bir konumunda olmuş, yüzyıllar içerisinde adada insan yaşamanın başlaması ile bu çeşitlilik tehdit altına girmiştir.

Ülke coğrafi yapı gereği genel olarak beş bölgeye ayrılmıştır. Bunlar doğu sahili, kuzeyde bulunan Tsaratanana kütlesi, merkez yaylalar, batı sahili ve güneybatı olarak adlandırılmıştır. Ülkenin doğu sahilleri daha yeşil bir görünüme sahip olup, adanın geri kalanında bu yoğunlukta bir ormanlık alan görülmemektedir. Madagaskar adası genel olarak yüksek yayların hakim olduğu bir ülkedir. Kıyı şeridinde deniz seviyesi ile eşit olan yükseklikler ada merkezine doğru giderek yükselir ve ortalama 1.000 m ile 2.000 m yüksekliklere ulaşır. Ülkenin en yüksek noktasını adanın kuzeyinde Tsaratanana kütlesi olarak adlandırılan coğrafi bölge içerisinde yer alan 2.876 m ile Maromokotro Dağı oluşturmaktadır.

Ada ülkesi genelinde görülen ve verimsizliğin bir simgesi olan kırmızı topraklar nedeniyle [I]büyük kırmızı ada[/I] olarak da anılmaktadır.

[KBASLIK]İklim[/KBASLIK]
Madagaskar genelinde coğrafi konum gereği farklı iklimler yaşanabilmektedir. Genel itibarıyla Kasım ile Nisan aylarında sıcak ve yağışlı bir iklim yaşanırken, Mayıs ile Ekim ayları arasında kurak ve soğuk bir süreç yaşanmaktadır. Ülkenin doğu kıyıları Madagaskar’ın en nemli ve yağış alan bölgesi konumundadır. Yıllık ortalama 4.000 mm yağış alabilme özelliği nedeniyle adanın doğusunda sık yağmur ormanları yer almaktadır. Ülkenin doğu kıyıları belirli aralıklarla şiddetli tropikal fırtınalara ve siklonlara maruz kalabilmektedir. Adanın orta kesiminde yer alan yüksek yaylalarda serin ve kurak bir iklim hakimdir. Ülkenin güneybatı bölümleri ada genelinde en kurak bölümü oluşturmaktadır. Yıllık ortalama 500 mm yağış alması nedeniyle bölgede çöl oluşumları gözlemlenebilmektedir. Ülke genelinde ortalama yıllık sıcaklık değerleri 25 °C düzeyindedir. Bu yıllık ortalamasına rağmen sıcaklıklar kıyı kesimlerinde daha yüksek, iç kesimlerde ise 0 °C de altına düşecek kadar düşük değerlere ulaşabilmektedir.

[KBASLIK]Ekonomi[/KBASLIK]
Madagaskar ekonomisi gelişmekte olan ülkelerde görülen verileri sergilemektedir. Ülke genelinde kakao, vanilya, şeker kamışı, karanfil, kahve, pirinç, manyok, fasulye, muz ve fıstık tarımsal ürün olarak ekilip yetiştirilmektedir. Bunun haricinde kümes hayvanı yetiştiriciliği de ülke ekonomisine katkı sağlamaktadır. Tarımsal ürünlerin dışında endüstriyel alanda da deniz ürünleri, sabun, bira, deri, şeker, cam, çimento, kâğıt, otomobil montaj, madencilik gibi ürünler üretilerek ya da imal edilerek ekonomiye katkı sağlanmaktadır.

[KBASLIK]Bitki örtüsü ve yaban hayat[/KBASLIK]
[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/madagaskar-3.jpg]Endemik bir tür Ravinala [/KRSAG]Keşfedilmesinden önce neredeyse tamamen sık ormanlarla kaplı olan Madagaskar, insan yaşamının başlaması ile birlikte ormanların kapladığı alan yıllar geçtikçe azalmış ve günümüzde de sadece doğu kıyı sahillerinde bulunan ve adanın %4’ünü kaplayan ormanlar kalmıştır. Ülkenin en yoğun ve sık bir şekilde yağmur ormanlarını görüldüğü bölgesi Masoala yarımadasıdır. Doğudan batı yönüne doğru ilerlendiğinde yağmur ormanları yerini önce nemli savan örtüsüne sonra da tek tek ağaçların bulunduğu, dikenli kurak çalılıkların yer aldığı çayırlara bırakmaktadır.

Madagaskar adası genelinde yerel ve o ülkeye özgü türler bulunmaktadır. Ada üzerinde bulunan tek yırtıcı tür olarak Madagaskar etçilleri familyasının üyeleri olan Fossa, Fanaloka ve Falanuk yer almaktadır. Dünya üzerinde sadece Madagaskar’da yaşam bulan makimsiler, farklı türleri ile bu adada yaşamaktadırlar. Makimsiler üyelerinin haricinde Tenrekgillerde neredeyse tamamen sadece Madagaskar adası üzerinde yaşamaktadır. Hem makimsiler hem de tenrekgiller Adaptif radyasyon yayılımın en önemli örnekleri arasında gösterilmektedir. Dünya genelinde 22 farklı çeşidi bulunan batağan üyelerinin sadece iki tanesi Madagaskar’da bulunmaktadır. Bu familyanın bir üyesi olan ve Madagaskar’da yaşamış olan Tachybaptus rufolavatus günümüzde soyu tükenmiş olarak kabul edilmektedir. Aynı familyadan olan ve yine sadece Madagaskar’da gözlemlenen Tachybaptus pelzelnii türü ise soyunun tükenmesi ile karşı karşıya kalan bir batağan türüdür. Ördekgiller familyasını bir üyesi konumunda olan Anas bernieri de sadece bu adada gözlemlenebilen bir kuş türüdür. Ada genelinde çoğunluğunu kurbağaların oluşturduğu 220’den fazla iki yaşamlılara ait tür bulunmaktadır.

[KBASLIK]Nüfus[/KBASLIK]
Madagaskar genelinde son olarak 1993 yılında gerçekleştirilen resmi sayım sonuçlarına göre 12.238.914 nüfus tespit edilmiştir. Bu güncel olarak son resmi sayım konumunda olup, 2014 tahmini sayım sonuçlarına göre adada 23.201.926 kişi yaşamaktadır. Ülke nüfusunun çoğunluğu başkent ile başkentin bağlı bulunduğu bölgede yaşamaktadır.

Madagaskar genç bir nüfusa sahip olup, 2014 tahmini verilerine göre nüfusun %61,3’ü 0-24 yaş aralığındadır. Ülkenin sadece %3,2’si 65 yaş ve üzerindedir.

0-14 yaş: %40.7 (erkek 4,765,523/kadın 4,685,298)
15-24 yaş: %20.6 (erkek 2,394,146/kadın 2,384,564)
25-54 yaş: %31.3 (erkek 3,635,506/kadın 3,629,204)
55-64 yaş: %4.2 (erkek 466,263/kadın 503,375)
65 yaş ve üzeri: %3.2 (erkek 334,533/kadın 403,514)

[KBASLIK]Dil[/KBASLIK]
Ülkenin resmi dili Malgaşça ile Fransızca’dır. Madagaskar nüfusunun büyük çoğunluğu Malgaşça dilini anadili olarak kullanırken, batı kıyılarına göç eden ve bu bölgelerde yaşayan Mozambikliler Makoa dilini kullanmaktadır. Ülkenin kuzey kesiminde bulunan ve Malgaşça’da büyük ada olarak adlandırılan Nosy Be adası üzerinde yaşayan halk Svahili dilini konuşmaktadır.

Malgaşça’nın yanı sıra resmi dil konumunda olan Fransızca, sömürge döneminde ülkenin tek resmi dili konumundaydı. Günümüzde önemli duyurular Fransızca yapılmaktadır. 2007 ile 2010 yılları arasında İngilizce’de resmi dil konumundaydı. Bu sürenin ardından 17 Kasım 2010 tarihinde kabul edilen yeni anayasa doğrultusunda İngilizce resmi dil statüsünden kaldırılmıştır.

[KBASLIK]Din[/KBASLIK]
Ülke genelinde nüfusun %52’si animizm ve atalara tapınma gibi yerel dinlere inanmaktadır. Madagaskar’da %41 Hristiyan dinine mensuptur. Burada katolik mezhebine göre inancını yaşayanların oranı %23 olarak ifade edilirken, Protestan mezhebine inananların oranı %18 düzeyindedir. İslamiyet dinine inananlar Madagaskar’da azınlıkta bulunmakta olup, nüfusun sadece %7’si islami inancına göre yaşamını sürdürmektedir.

[KBASLIK]Sağlık[/KBASLIK]
Ülkede temiz su kaynaklarına ulaşabilen nüfusun oranı düşük düzeyde olup, 2012 tahmini verilerine göre nüfusun yarısından azı olan %49,6’sı temiz kaynaklardan su temin edebilmektedir. Tam teçhizatlı sağlık hizmetlerinden yararlanma oranının düşük olduğu ülkede, nüfusun %13,9’u bu yönde bir hizmet alabilirken, %86,1’i ilkel şartlarda sağlık hizmeti alabilmektedir. Ülke içerisinde ishal, hepatit, tifo, sıtma, humma ve kuduz çok sık görülen hastalıklar arasındadır. AIDS, Afrika anakarasının aksine düşük oranda görülmekte olup, bu oran 2013 tahmini verilerine göre %0,4 düzeyindedir.

[KBASLIK]Eğitim[/KBASLIK]
[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/madagaskar-4.jpg]Madagaskar’da bir okul [/KRSAG] Ülke genelinde 15 yaş ve üzerinde okuma yazma bilenlerin oranı 2015 verilerine göre %64,7 düzeyindedir. Bu oran erkeklerde %66,7 iken, kadınlarda %62,6 seviyesindedir. Madagaskar genelinde altı ile on dört yaş arası erkek ve kız çocukları için zorunlu ilk ve ortaokul eğitimi bulunmaktadır. Öğrenciler beş yıllık ilkokul eğitiminin ardından üç yıllık da ortaokul eğitimi almaktadır. Ülkede University of Madagascar olarak 1961 yılına kadar faaliyet gösteren ve bu yıldan itibaren University of Antananarivo olarak isim değişikliğine giden üniversite ülkenin devlet üniversitesi konumundadır. Bunun haricinde University of Toamasina da devlet üniversitesi olarak faaliyet gösteren başka bir üniversitedir.

[KBASLIK]Ulaşım[/KBASLIK]
[B]Demiryolu[/B]
Madagaskar da demiryolu hatları uzun bir süre devlet kurumu olan Réseau national des chemins de fer malagasy tarafından yönetilmiş, kamu kurumlarının özelleştirilmesi kapsamında hatlar 2003 yılında 25 yıllık bir süre için Madarail’e devredilmiştir. Ülkede iki adet demiryolu hattı bulunmaktadır. Toplam uzunluğu 1.030 km olan demiryolu hatlarında bir tanesi 1901 ile 1903 yılları arasında yapılan Tananarive-Côte-Est-Linie hattı olup, adanın merkezinde yer alan Antsirabe’yi başkent Antananarivo üzerinden Moramanga’ya buradan da iki kola ayrılarak bir koldan doğu kıyısında yer alan Tamatave’ye bir diğer koldan da Ambatrasoratra’ya bağlamaktadır. Fianarantsoa-Côte-Est-Linie olarak ifade edilen ve 1926 ile 1936 yılları arasında yapılan hat ise merkezi yaylalardan sahil şehri Manakara’ya kadar uzanmaktadır.

[B]Denizyolu[/B]
Ülkenin en önemli limanı Toamasina’dır. 2005 yılı verilerine göre Madagaskar’de gemi taşımacılığının %68’i bu liman üzerinden gerçekleşmektedir. Ada içerisinde bulunan su yolları da doğal oluşumları nedeniyle küçük boyuttaki deniz araçları tarafından kullanılabilmektedir. Bu tür su yolları yerel olarak önem arz etmekte olup, ada genelinde sadece Betsiboka nehri 80 km’lik bölümünde insan ve yük taşımacılığında yoğun olarak kullanılmaktadır.

[B]Karayolu[/B]
Ada ülkesi genelinde 2010 verilerine göre toplam 34.476 km karayolu bulunmaktadır. Bu karayolunun 5.613 km’si asfaltlanmış olup, geriye kalan 28.863 km ise stabilize yol konumundadır.

[B]Havayolu[/B]
2010 verilerine göre ülke genelinde var olan 133 havaalanından sadece 29 tanesinin pisti asfaltlanmış konumdadır. Ada ülkesinin tek uluslararası havaalanı başkent Antananarivo’da bulunan Ivato Uluslararası Havalimanı (Ivato International Airport) olup, diğer havaalanları daha çok yerel uçuşlar için kullanılmaktadır.

Ülkenin ulusal havayolu 1962 yılında kurulan Air Madagascar’dır. Söz konusu havayolu başkent Antananarivo’dan Bangkok, Paris, Marsilya, Johannesburg , Mauritius, Nairobi gibi güzergahlara uçuşlar gerçekleştirilmektedir. Havayolu şirketi Haziran 2015 verilerine göre 10 adetlik uçak filosu mevcuttur.

[KBASLIK]Spor[/KBASLIK]
[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/madagaskar-6.jpg] Moringue [/KRSAG] Madagaskar genelinde en sevilen spor dalı dövüş sanatı ile dansı bir araya getiren Moringue ya da Maraingy olarak adlandırılan spordur. Brezilya’da yaygın olan Capoeira ile benzerlikler gösteren Moringue, Malgaşça dilinde boks maçı anlamına gelmektedir.

Ayrıca ragbide ülke genelinde ulusal bir takım sporu olarak görülmektedir. Madagaskar Millî Ragbi Birliği Takımı Temmuz 2015’te açıklanan son dünya sıralamasında 41. sırada yer almakta olup, Madagaskar Ragbi Federasyonu (Fédération Malagasy de Rugby) tarafından yönetilmektedir.

Madagaskar futbolu, 1961 yılında kurulan Madagaskar Futbol Federasyonu (Fédération Malagasy de Football) tarafından yönetilmektedir. Ülkede yirmi dört takımın katılımı ile gerçekleştirilen ve THB Champions League adı ile anılan ulusal ligde, takımlar dört takımlı gruplar halinde lig usulü turnuva esasına göre birbirleriyle karşılaşırlar. Bu aşamaların en sonuncusunda oluşan dört takımlı son grubu şampiyon bitiren takım ulusal şampiyon ilan edilmektedir. Ülkenin en başarılı takımları dört şampiyonluk yaşayan AS Fortior ile AS Sotema takımları iken, 2013 ile 2014 yılına ait son iki yıl şampiyonluğunu CNaPS Sport elde etmiştir.

Madagaskar millî futbol takımı Temmuz 2015’te FIFA sıralamasında 122. sırada yer almakta olup, en yüksek sıralamasını 1993 yılında 89. olarak elde etmiştir.

[KBASLIK]Mutfak[/KBASLIK]
[KRSAG=https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/madagaskar-5.jpg]Misao [/KRSAG] Madagaskar mutfağı Hint Okyanusu çevresindeki mutfaklardan etkilenmiş, Afrika, Uzakdoğu Asya, Çin ve Avrupa mutfakları etkisinde çeşitlenmiştir. Madagaskar mutfağı pirinç temellidir. Laoka adı verilen yerel sosları meşhurdur. Bu sos zencefil, soğan, sarımsak, domates, vanilya, köri ve tuzdan yapılır, bitkisel ya da hayvansal protein kaynakları içerebilir. Kırsal bölgelerden pirinç yerine mısır ya da yuka kullanılır. Meyve çeşitleri bakımından çok zengin bir mutfağı vardır. Ülkede rom, bira ve şarap içilir.

[KBASLIK]Kültür[/KBASLIK]
Madagaskar’da yaşayan farklı etnik kökene sahip gruplar kendi inanışlarına göre yaşamaktadır ve tarihten gelen kendilerine özgü kimliklerine katkıda bulunmuş yaşam yolları uygulamaktadırlar. Ada genelinde yaygın olan çekirdek kültürel özellikler güçlü ve birleşik bir Madagaskar kültürünün kimliğini oluşturmaktadır. Ortak bir dil ve geleneksel dini inançların yanı sıra geleneksel Madagaskar dünya görüşünde vurgulayan değerler mevcuttur. Bu değerler fihavanana (dayanışma), vintana (kader), tody (karma) ve hasina (kutsal yaşam gücü) olarak adlandırılmaktadır.

Ülke genelinde kendi ifade etmenin en önemli kültürel yollarından biri de müziktir. Madagaskar’da müzik yelpazesi geleneksel halk müziklerinden, kıyı kesimlerinde salegi olarak adlandırılan müziğe kadar uzanmaktadır. Madagaskar’ın geleneksel müzik aletleri arasında bambustan yapılan ve valiha olarak adlandırılan arp gelmektedir. Bambus arp valihalar günümüzde de Madagaskar’da hala üretilmekte ve kullanılmaktadır. Madagaskar geleneksel tiyatrosu olan hira gasy ile sanatsal formda stilize edilmiş konuşma türü olan kabary Madagaskar kültürel hayatında günümüzde de önemli bir yer tutmaktadır.

Madagaskar kültüründe fanorona olarak adlandırılan masa oyunu toplum arasında sık bir şekilde oynana bir masa oyunu türüdür. Bu oyun geçmiş yıllarda Madagaskar kralı ve kraliçeleri tarafından da sık bir şekilde oynanmış hatta oynadıkları oyunun sonucuna göre siyasi kararlar vermişlerdir.

[KBASLIK]Madagaskar Türkiye Dış Temsilcilikleri[/KBASLIK]
[B][I]Antananarivo Büyükelçiliği[/I][/B]
Adres: Ambassade de Turquie Hotel Carlton Chambre no:1410 Rue Pierre Stibbe – B.P.959 Antananarivo 101/ Madagaskar
Telefon: +261 20 22 440 38
Faks: +261 20 22 451 79
Mail: [email]ambassade.antananarivo@mfa.gov.tr[/email]

[URL unfurl=”true”]http://antananarivo.be.mfa.gov.tr[/URL]

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

2019 Sıla Yolu Yakıt Fiyatları

[KBASLIK]2019 Sıla Yolu Yakıt Fiyatları[/KBASLIK]
[IMG]https://www.topragizbiz.com/blog/wp-content/uploads/2019/06/yakit-fiyatlari.jpg[/IMG]

[TABLE]
[TR]
[TD][SIZE=6][B] Almanya[/B][/SIZE][/TD]
[TD][/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]95 E10[/B][/TD]
[TD]1,4510[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]95 E5[/B][/TD]
[TD]1,5800[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]98 E5[/B][/TD]
[TD]1,6890[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]Dizel[/B][/TD]
[TD]1,2770[/TD]
[/TR]
[/TABLE]

[TABLE]
[TR]
[TD][SIZE=6][B] Avusturya [/B][/SIZE][/TD]
[TD][/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]95 E5[/B][/TD]
[TD]1,3060[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]98 E5[/B][/TD]
[TD]1,4670[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]Dizel[/B][/TD]

[TD]1,2490[/TD]
[/TR]
[/TABLE]

[TABLE]
[TR]
[TD][SIZE=6][B] Macaristan[/B][/SIZE][/TD]
[TD][/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]95 E5[/B][/TD]
[TD]1,2240[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]Dizel[/B][/TD]

[TD]1,2454[/TD]
[/TR]
[/TABLE]

[TABLE]
[TR]
[TD][SIZE=6][B] Çek Cumhuriyeti[/B][/SIZE][/TD]

[TD] [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]95 E5[/B][/TD]
[TD]1,2667[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]98 E5[/B][/TD]
[TD]1,3198[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]Dizel[/B][/TD]

[TD]1,2287[/TD]
[/TR]
[/TABLE]

[TABLE]
[TR]
[TD][SIZE=6][B] Slovenya[/B][/SIZE][/TD]
[TD][/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]95 E5[/B][/TD]
[TD]1,3350[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]98 E5[/B][/TD]
[TD]1,4850[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]Dizel[/B][/TD]

[TD]1,2930[/TD]
[/TR]
[/TABLE]

[TABLE]
[TR]
[TD][SIZE=6][B] Hırvatistan[/B][/SIZE][/TD]
[TD][/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]95 E5[/B][/TD]
[TD]1,3698[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]98 E5[/B][/TD]
[TD]1,4465[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]Dizel[/B][/TD]

[TD]1,3376[/TD]
[/TR]
[/TABLE]

[TABLE]
[TR]
[TD][SIZE=6][B] Sırbistan[/B][/SIZE][/TD]
[TD][/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]95 E5[/B][/TD]
[TD]1,3037[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]98 E5[/B][/TD]
[TD]1,3781[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]Dizel[/B][/TD]

[TD]1,3951[/TD]
[/TR]
[/TABLE]

[TABLE]
[TR]
[TD][SIZE=6][B] Bulgaristan[/B][/SIZE][/TD]

[TD] [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]95 E5[/B][/TD]
[TD]1,1709[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]98 E5[/B][/TD]
[TD]1,3140[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]Dizel[/B][/TD]

[TD]1,2015[/TD]
[/TR]
[/TABLE]

[TABLE]
[TR]
[TD][SIZE=6][B] Yunanistan[/B][/SIZE][/TD]

[TD] [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]95 E5[/B][/TD]
[TD]1,6390[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]98 E5[/B][/TD]
[TD]1,7740[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]Dizel[/B][/TD]

[TD]1,4160[/TD]
[/TR]
[/TABLE]

[TABLE]
[TR]
[TD][SIZE=6][B] İtalya [/B][/SIZE][/TD]

[TD] [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]95 E5[/B][/TD]
[TD]1,6260[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]98 E5[/B][/TD]
[TD]1,6650[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][B]Dizel[/B][/TD]

[TD]1,5160[/TD]
[/TR]
[/TABLE]

Fiyatlar touring.be sitesinden alınmıştır.

Son güncelleme: 24/05/2019

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın