Hindistan Cumhuriyeti

Hindistan

Başkent Yeni Delhi
Resmî diller Hintçe, İngilizce
Yönetim Şekli Parlamenter Cumhuriyet
Yüzölçümü 3.287.263 km²
Nüfus 1.330.783.327
Nüfus Yoğunluğu 404 kişi/km²
Para birimi Hint Rupisi (₹) (INR)
Zaman dilimi IST (UTC+5:30)
Telefon kodu +91
İnternet TLD .in

Hindistan ya da resmî adıyla Hindistan Cumhuriyeti (Hintçe: भारत गणराज्य Bhārat Gaṇarājya; İngilizce: Republic of India), Güney Asya’da bulunan bir ülkedir. Dünyanın en büyük yedinci coğrafi alanı ve en büyük ikinci nüfusuna sahip olan ülkedir. Ulusal marşları "Jana Gana Mana" dır. Hindistan Endonezya’dan sonra sayıca en kalabalık Müslüman nüfusa sahiptir.Hindistan nominal fiyatlarla dünyanın en büyük on ikinci ekonomisine ve Satın Alma Gücü Paritesi’ne göre dünyanın en büyük dördüncü ekonomisine sahiptir.

Dünyanın en büyük demokrasisidir. Güneyinde Hint Okyanusu, batısında Umman Denizi ve doğusunda Bengal Körfezi’nin bulunmasıyla birlikte Hindistan’ın deniz kıyısı 7.517 kilometre uzunluktadır. Batısında Pakistan, kuzeydoğusunda Çin, Nepal ve Bhutan ve doğusunda Bangladeş ve Myanmar ülkeleri ile sınır paylaşmaktadır. Ayrıca Sri Lanka, Maldivler ve Endonezya’ya çok yakındır.

İndus Vadisi Uygarlığı, tarihi ticaret yolları ve büyük imparatorlukların yer aldığı bölge olan Hint Yarımadası, uzun tarihin çoğu boyunca ticari ve kültürel zenginliği için biliniyordu. Hindistan, dünyanın en önemli dinlerinden olan Hinduizm, Budizm, Jainizm ve Sihizmin doğum yeridir. Ayrıca, Zerdüştlük, Yahudilik, Hristiyanlık dinleri M.S. birinci yüzyıldan itibaren ülkeye gelerek bölgenin çeşitli kültürünü şekillendirdi.

Hindistan, 28 tane eyalet ve birlik bölgesinden oluşan ve parlamenter demokrasi olan bir cumhuriyettir. Borsa sayılarına göre dünyanın en büyük on ikinci ekonomisine ve dünyanın en büyük dördüncü satın alma gücü paritesine sahiptir. 1991’den beri uygulanan ekonomik inkılapları nedeniyle dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden birisidir. Buna rağmen yoksulluk ve kötü beslenme oranları hâlâ çok yüksek, okuryazarlık ise çok düşüktür. Çin ile birlikte dünya gezegeninde nüfusu 1 milyar sınırının üstündeki iki ülkeden birisi olarak önemli bir yere sahip olan Hindistan, daha yüksek olan nüfus artış hızı sebebiyle yakın bir gelecekte dünyanın en kalabalık ülkesi olacaktır.

Etimoloji

Hindistan ismi eski Farsçada Indus adından türetilmiştir. Bu isim eskiden İndus Nehri ve çevresi için kullanılan bir isimdi. Eski Yunanlar ise Hindistanlıları Indoi olarak isimlendirmişlerdir. Hindistan adı Hindistan anayasasında ve Hindistan’daki birçok yerel dilde Bharat olarak geçer. Bharat adı Hinduların efsanevî kutsal kralları olan Kral Bharata isminden türetilmiştir. Farsçada bir kelime olan Hindistan adı ilk zamanlarda Kuzey Hindistan için kullanılmış olsa da zamanla bütün Hindistan için kullanılan bir terim olmuştur.

Bayrak

Hindistan bayrağı Hindistan’ın bağımsızlığını kazandığı 1947 yılında kabul edildi. Bayrak yatay 3 renkten (Pantone, Beyaz, Yeşil) oluşur. Bayrağın ortasında Hindistan’da kullanılan çakra vardır. Çakra mavi renklidir.

Arma

Hindistan armasi

Hindistan resmi devlet armasıdır. Armada ünlü Hint aslanları bulunur.

Hindistan’ın idari yapılanması

1956 öncesi

Hindistan, tarih boyunca, bölgede her birinin kendi idari bölümlenmesini kabul ettirdiği birçok farklı etnik grup tarafından yönetilmiştir. Günümüz Hindistan’ının idari bölümleri Britanya İmparatorluğu’nun sömürge yönetimi sırasında oluşmaya başlamış olan görece yeni bir bölümlenmedir. Britanya Hindistan İmparatorluğu bünyesinde günümüz Hindistan, Pakistan, ve Bangladeş’i barındırıyordu. Bu imparatorluğa bağlı olan diğer bölgeler de günümüz Nepal, Afganistan ve Myanmar (Burma) ülkeleridir. Bu dönemde Hindistan’ın bölgeleri ya doğrudan Britanya tarafından ya da yerel rajalar tarafından yönetilmiştir. 1947 yılında Hindistan’ın bağımsızlığını kazanmasıyla bu bölgeler büyük oranda korunmuş, yalnızca Pencab ve Bengal Hindistan ile Pakistan arasında paylaştırılmıştır. Yeni ulusun önündeki zor görevlerden biri soylular tarafından yönetilen birçok eyaleti birliğe katmak olmuştur.

Bağımsızlığın ardından istikrarsızlık baş gösterdi. Britanyalılar tarafından sömürgecilik nedeniyle gelişigüzel yaratılmış olan eyaletler ne bölgede bulunan geniş etnik çeşitliliği yansıtıyordu ne de Hindistan yurttaşlarının iradesiyle oluşmuştu. Ortaya çıkan etnik gerginlikler Hindistan Parlamentosu’nun 1956 yılında ülkeyi etnik ve dil sınırlarına göre yeniden düzenlemesine neden oldu.

1956 sonrası

Hindistan  Parlamentosu

Hindistan’da bulunan eski Fransız ve Portekiz sömürgeleri Hindistan Cumhuriyeti’ne 1962 yılında Puducherry, Dadra, Nagar Haveli, Goa, Daman, ve Diu birlik bölgeleri olarak katıldılar.

1956 yılından beri varolan eyaletlerden ayrılan yeni eyalet ve birlik bölgeleri yaratıldı. Bombay eyaleti kullanılan dil farklılığı nedeniyle Bombay Yeniden Örgütlenme Yasası ile 1 Mayıs 1960’ta Gucarat ve Maharaştra eyaletlerine bölündü. 1966’daki Pencab Yeniden Örgütlenme Yasası Pencab eyaletini dil ve din sınırlarına göre bölerek yeni bir Hindu ve Hindi dili konuşan Haryana eyaleti oluşturdu, Pencab’ın kuzey illeri Himaçal Pradeş eyaletine bağlandı, ve Pencap ile Haryana’nın ortak başkenti olan Çandigarh’ı birlik bölgesi yaptı. Nagaland 1962’de, Meghalaya ve Himaçal Pradeş 1971’de, Tripura ve Manipur 1972’de eyalet yapıldı. Arunaçal Pradeş 1972’de birlik bölgesi yapıldı. Sikkim Krallığı 1975’te Hindistan’a ilhak edilerek eyalet yapılmıştır. Mizoram 1986’da, Goa ve Arunaçal Pradeş 1987’de eyalet yapılırken Goa’nın kuzey yerleşim bölgeleri Daman ve Diu ayrı birer birlik bölgesi olmuştur. 2000 yılında üç yeni eyalet yaratılmıştır: Bihar’ın güney illerinden Jharkhand, doğu Madhya Pradeş’ten Çhattisgarh ve kuzeybatı Uttar Pradeş’ten Uttarançal. Delhi ve Puducherry birlik bölgelerine kendi meclslerini seçme hakkı verilmiştir ve tam eyalet olma yolunda ilerlemektedirler.

Din

Hindistan'da  din

Din Hindistan’da bir hayat tarzıdır. Bütün Hint geleneklerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Birçok Hint için din, günlük işlerden eğitim ve politikaya kadar hayatın her safhasına nüfuz etmiştir. Laik Hindistan, Hindu, İslam, Hristiyanlık, Jainizm, Sihizm ve diğer sayısız dini geleneğe ev sahipliği yapar. Hinduların yanında Müslümanlar önde gelen dini gruptur ve Hint toplumunun ayrılmaz bir parçasıdır. Hindistan Endonezya’dan sonra sayıca en kalabalık Müslüman nüfusa sahiptir. Hindistan’da tüm dinlerce kabul edilen ortak uygulamalar vardır ve her yıl çeşitli müzik ve dans festivalleri tüm topluluklarca kutlanır. Her birinin kendi hac yerleri, kahramanları, efsaneleri ve hatta mutfak alışkanlıkları vardır ki bu toplumun temel özelliği olan özgün farklılık içinde karışır gider.

Hinduizm

Bir dinî gelenekler dermesi olan Hinduizmin temelini belirleyen inanışları tanımlamak pek kolay değildir. Zira Hindistan nüfusunun büyük çoğunluğunun sahip olduğu bu inancı şekillendiren öğretiler; tek bir felsefeden ibaret değildir. Hinduizm belki de bu şekilde hem teorik alanda hem de uygulamada farklılıklar içerdiğinden dolayı "dinler mozaiği"diye anılabilecek tek dinî gelenektir. Bu dinin bir kurucusu ya da kutsal kitabı yoktur. Rig Veda, Upanişadlar ve Bhagavad Gita; Hinduların kutsal metinleri olarak gösterilebilir. Çoğu dinlerin aksine Hinduizm, tek bir tanrıya tapınmayı öngörmez. Bir Hindu; Şiva, Vişnu, Rama, Krişna veya diğer tanrı ve tanrıçalara tapabilir ya da her ferdin içinde yer alan "Yüce Ruh"a veya "Yıkılmaz Ruh"a inanabilir ve hâlâ Hindu olarak anılabilir. Terazinin bir yanında nihaî hakikat yolunda bir arayış; diğer tarafında ise ruhlara, ağaçlara ve hayvanlara tapan mezhepler vardır. Hinduizm’de sadece tanrı ve tanrıçalarla ilgili değil; güneş, ay, gezegenler, nehirler, okyanuslar, ağaçlar ve hayvanlarla da ilgili festivaller (şenlik) ve törenler vardır. En popüler olanları Deepavali, Holi, Dussehra, Ganesh Chaturthi, Pongal, Janamasthmi ve Şiva Ratri festivalleridir. Hinduizmi ilginç kılan ve Hint geleneğini zenginleştirip renklendiren; bu sayısız şenlik etkinlikleridir. Hint Mitolojisi ve Yaşayan Tanrılar Mahabharata ve Ramayana gibi destansı kahramanların ölümsüz olduğuna ve insanlar gibi hayatta olduklarına inanılır. Hinduizm tanrıları; hem insanüstü hem de insan gibidir ve onlara karşı ayrı bir sıcaklık ve aşinalık duygusu vardır. Ramayana kahramanı Rama; onur ve cesaret gibi nitelikleri temsil eder ve bir erkeklik modeli olarak görülür. Karısı Sita tipik bir Hint kadınıdır ve kocasıyla beraber sürgündeyken Lanka Kralı Ravana tarafından kaçırılmıştır. Sita’nın Rama ve kardeşi Lakşmana ve sadık maymunu Hanuman tarafından kurtarılışı, bu son derece ilginç hikâyenin etrafında örülmüştür. Bu destandan çeşitli hikâyeler, nesilden nesile anlatılagelmiştir. Dinî panayırlar, festivaller ve âyinler; bu efsaneleri canlı tutmuştur ve her etkinlik, eski hikâyelerin yeniden anlatılması için bir fırsat olmaktadır. Mahabharata’daki heyecan verici metinler; yakın akraba olan Pandavalar ve Kauravalar arasındaki hanedan kavgasının hikâyesini anlatır. Efendi Krişna, bu büyük destanda çok önemli bir rol oynar. Kendisi; Pandavalardan Arjuna’nın arkadaşı, rehberi ve filozofudur. Arjuna ise savaş alanlarında akrabalarını öldürmekte tereddüt gösterdiğinde ona bu tereddüdü aşmasında yardımcı olur. Krişna’nın hikmetli felsefesi ve öğretileri, Bhagavad Gita’da yazılmıştır. Krişna; çocukken tereyağı çalan, gençken de flüt çalıp yaramazlık yapan bir tanrı olarak bilinse de yetişkin yıllarında daha ciddî tarafının ön plana çıktığı hikmetli bir filozof olarak tasvir edilmiştir. Hindistan’ın tamamında, Hinduların taptığı birçok tanrı ve tanrıça vardır. Bunların arasında Hinduizm için en önemli olanı; sırasıyla yaratıcı, koruyucu ve yok edici olarak bilinen Brahma, Vişnu ve Şiva üçlemesidir. Brahma’nın pusuladaki dört yöne tekabül eden dört başı vardır. Hayatı ve tüm evreni yarattığına inanılır. Vişnu; doğum ve yeniden doğum devr-i dâimini yöneten koruyucudur. Ayrıca dünyayı kötü güçlerden korumak için çok defa dünyaya geldiğine dair bir inanış vardır. Rama ve Krişna’nın, Vişnu’nun tecessüm etmiş (cismaniyet kazanmış, bir bedene girmiş) hâli olduğu düşünülür. Genellikle boynuna sarılı bir kobra yılanı ile görülen Şiva; tüm kötülükleri yok eder ve birçok tecessümü vardır. Görülemeyen tanrılar, tanrısal güçleri simgeleyen birçok imge ve putlarla temsil edilir. Birçok put, tanımsız güzelliğe ve ihtişama sahip süslü tapınaklarda korunur. Hint tanrıları; tapınaklarda, karla kaplı tepelerde, nehirlerde, okyanuslarda ve Hintlerin zihinlerinde ve kalplerinde canlıdır.

İslam

İslam Hindistan’da 8. yüzyılın başlarında Arap tüccarlar aracılığıyla girdi, fakat gerçek etkinliğini 12. yüzyılda kazandı. Hindistan’ın Müslümanlaşması büyük çoğunlukla Türklerle olmuştur. İlk olarak Gaznelilerle başlayan Türk-İslam Devletleri zinciri Tuğluklular, Lodiler, Delhi Türk Sultanlığı ve son olarak Babür İmparatorluğu’yla 1858 senesinde sona ermiştir. İngilizlerin Babür devletini ortadan kaldırmasıyla Hindistan’daki 9 asırlık Türk-İslam hükümdarlığı da sona ermiştir. Türk sultanları içinde Gazneli Mahmut, Babür Şah, Ekber Şah en meşhur olanlarıdır. 17. asırda Hindistan’da yaşamış olan İmâm-ı Rabbânî Ahmed el- Farukî El Serhendi İslam’ın yayılmasında ve doğru bir şekilde yaşanmasında fazlasıyla etkili olmuştur. Yine bu dönemden önce de Türkistanlı alimlerin ve talebelerinin İslam’ın yayılmasında büyük katkıları olmuştur. Bunlardan en çok akla gelenleri Hoca Ahmed Yesevi, Muhammed Bahaüddin Nakş-ı Bend ve Abdülkadir Geylani’dir. Hinduizmin dalları olarak ortaya çıkan Budizm, Jainizm ve Sihizm’in aksine İslam’ın anlayışları, gelenekleri ve dini pratiği bu inanca mahsustur ve evrensel kardeşliği ve her şeye gücü yeten Allah’a teslimiyeti öngörür. 12. yüzyılda Müslüman akınları ve 16. ve 17. yüzyıllardaki Babürlü Türk idaresi Hindistan’da İslamiyet’in yayılışında etkili olmuştur. İslam’ın evrensel sevgi ve barışa yönelik mesajı daha sonraları tasavvuf ehlinin yardımlarıyla da yayılmıştır. Kabir ve Nanak gibi tasavvuf ehillerinin yaymış olduğu kardeşlik ruhu Hindistan’daki katı kast sisteminin çözülmesinde yardımcı olmuştur. İki inancın karşılıklı iletişimi hayatın ve kültürün her alanında Hindu ve İslami unsurların bir sentez oluşturmasını sağlamıştır. Günümüzde de 138 milyonla dünyanın 3. büyük Müslüman topluluğu Hindistan’da yaşamaktadır.

Sihizm

Ulaşımda  ölüm yolculuğu

,hindistan Ulaşım

Sihizm olarak geçen Sıkh Dini; Hindistan ‘da takriben 1500 ‘lü yıllarda doğmuştur. Günümüz Hint Yarımadası ‘nda diğer dinlere nazaran daha aktif ve uzlaşmaz tutumu ile gündemde kalmaya çalışan Sıkh Dini, Hint Felsefesi’nden kaynaklanan Maya ve Nirvana tasavvurlarını benimsemiş olmakla tanınmıştır. Sihizm, günümüzde Hindistan’ın dini ve siyasi hayatında önemli yerini korumaktadır.

Hristiyanlık

Hristiyanlığın Hindistan’a Güney Hindistan’da bir müddet kalan ve büyük ihtimalle de orada ölen havarilerden Thomas ile geldiğine inanılır. Fakat ülkeye gelen ilk misyonerin Bartholomeo olduğunu düşünenler de vardır. Tarihi bilgilere göre Hindistan’daki misyoner etkinlikler 1544 yılında Francis Xavier’in gelişiyle başladı. Onu başta Portekiz’den, daha sonra da Danimarka, Hollanda, Almanya ve İngiltere gibi ülkelerden gelen misyonerler izledi. 18. ve 19. yüzyıllarda hem Katolik hem de Protestan misyonerler Hristiyan öğretilerini yaydılar. Bugünkü Hindistan toplumu üzerindeki modern etkilerde Hristiyanlığın payı da vardır. Hristiyan misyonerler tüm ülkede okullar ve kolejler açarak inanç ve iyi niyet mesajları yaydılar. Hristiyanlık ve öğretileri Mahatma Gandi de dahil olmak üzere birçok aydını ve düşünürü etkilemiştir. Bugün Hindistan’da 30 milyon kadar değişik mezheplerden Hristiyan vardır.

Budizm

Orta Yol Budizm, Hinduizmin bir kolu olarak ortaya çıkmış fakat zamanla tüm Asya’da yaygın hale gelmiştir. Bu inancın kurucusu Gautama Buddha’nın kişiliği ve öğretileri Japonya, Çin ve Asya’daki milyonlarca insanın hayatını aydınlatmıştır. Budizm ile Hinduizmin temel öğretileri arasında güçlü bir benzerlik vardır. Budizm devamsızlık ilkesi veya kanunu üzerine kurulmuştur. Buna göre, bazı şeyler diğerlerinden daha uzun sürse de, her şey değişime tabidir. Budizmin diğer temel ilkesi hiçbir şeyin tesadüfen meydana gelmediğini ileri süren sebep kanunudur. Tüm olayların meydan gelişlerindeki etken doğa güçlerinin yanında karmadır. Yok edilemez ruh ve yeniden doğum devr-i daimi kavramları bu iki temel felsefeden kaynaklanmaktadır. Buda, aşırı rahat düşkünlüğü ve her şeyden uzak durma iki uç nokta arasında dengeli ve ahenkli bir hayat tarzı olarak Orta Yol’u savunmuştur. Budizm dört Asil Gerçeğe dayanır: 1. Istırap evrenseldir, 2. Istırabın sebebi hırs ve aşırı arzudur, 3. Istırabın üstesinden gelinebilir ve önlenebilir, 4. Arzulardan sıyrılmak ıstırapları yok edebilir. Istırabı önlemek için kişi aşırı arzularına galip gelmelidir ki bu nirvanaya ulaşmayı ve aydınlanmanın tamamlanmasını sağlar.

Demografi

Hindistan 1,2 milyar nüfusu ile dünyadaki en büyük ikinci ülkedir. Son 50 yılda tıbbi gelişmeler, tarımsal verimlilik ve Yeşil Devrim nedeniyle Hindistan’da büyük bir nüfus artışı olmuştur. Hindistan’da kentsel nüfus 1991-2001 arasında %31,2 artarak çok büyük bir artış göstermiştir. 2001 yılında yapılan sayıma göre Hindistan nüfusunun %70’i kırsal kesimde, 285 milyon Hindistanlı ise kentlerde yaşıyor. Bombay, Delhi ve Kalküta Hindistan’ını en büyük üç şehridir. Hindistan’da okuryazarlık oran kadınlarda %53,7, erkeklerde %75,3 toplam nüfusta ise 64,8’dir.

Fiziki Yapı

Hindistan Bölgeleri

Hindistan Fiziki yapı bakımından üç ayrı bölüme ayrılır. Bunlar Dekkan Platosu, Ganj Ovası ve Himalayalar bölgesidir.

1. Dekkan Platosu: Hindistan Yarımadasının güneyinde, doğu ve batısı Gat Dağları ile çevrili 600-800 m yükseklikte bir platodur. Gat Dağlarından dolayı denizin tesirinden uzaktır. Dekkan Platosu, ülkeyi ikiye ayıran Vindiya Dağları ile Ganj Ovasından ayrılır.

2. Ganj Ovası: Himalaya Dağlarından doğan Ganj Nehrinin ve kollarının suladığı çok verimli bir ovadır. Alüvyonlarla örtülü olup, Brahmaputra Nehri ve Ganj Nehrinin deltası da bu ovaya aittir. Bu ovanın genişliği yaklaşık olarak 320 kilometredir.

3. Himalayalar Bölgesi: Kuzeyde 2400 km uzunluğunda, Hindistan’ı Tibet Yaylasından ayıran ve tarih boyunca istilalara engel teşkil eden tabii bir duvardır. En yüksek yeri Everest Tepesidir (8882 m). Himalaya Dağları Hindistan’ın kuzey sınırını çizer. Çok yüksek olan bu dağlar ancak, Muztag, Karakurum ve Hayber gibi yerlerden geçit verir.

Kuzey Hindistan Dağları

Dağları: Kuzeyde Himalayalar, doğuda Doğu Gatlar, batıda Batı Gatlar ve ortada Vindiya Dağları bulunur. Himalayaların Hindistan sınırları içindeki en yüksek noktası 7817 m ile Nanda Devi Dağlarıdır.

Akarsuları: En önemli nehirleri Ganj, Brahmaputra, Narbada, Godavari, Krişna ve İndus’un bir kısmıdır. Ganj ve Brahmaputra en büyük nehirleridir. Brahmaputra 2900 km uzunluğundadır. Bu iki nehrin suları bazı bölgelerde ulaşıma elverişlidir. Ganj Nehri, Hindularca kutsal sayılır.

Gölleri: Sonbahar ve Kuç Yarımadasındaki küçük göllerden başka birkaç göl vardır. Bunlar da önemsizdir.

İklim

İklim

Bütünüyle Ekvator’un kuzeyinde kalan Hindistan, sıcak bölge içerisindedir. Ovalık bölgeler yıl boyunca nemli ve sıcak olur. Hindistan ikliminin başlıca özellikleri musonlar, alize rüzgarları, sıcaklık ve düzensiz yağışlardır. Hindistan’da yazlar yağışlı, kışlar ise kurak geçer. Aylık sıcaklık ortalaması 25-35°C arasında değişir. 4500-5000 m yüksekliklerde karlarla örtülü bölgeler bulunur.

Muson rüzgarlarının getirdiği yağmurlar bölgelere göre değişmektedir. Dağlık bölgelerde yağış ortalaması 508 milimetreyi bulur. Bu ortalama Tar Çölünde 254 mm, Assam’da 10.000 mm, Dekkan’da 254 mm, Batı Gatlarda ise 5000 milimetreyi bulur.

Tabii Kaynaklar

Bitki örtüsü ve hayvanlar: Tabii kaynaklar bakımından dünyanın en zengin ülkelerinden biridir. Ülke topraklarının % 22’si ormanlıktır. Özellikle Himalaya etekleri sık ormanlıktır. Himalaya eteklerindeki ormanlar yapraklarını dökmezler. Bunlar palmiyeler, liyanlar, meşe, bambu ve defne ağaçlarından meydana gelmiştir. Dekkan’ın kuzeydoğusu ile Ganj Ovasında büyük ormanlar bulunmaktadır. Bu ormanların ağaçları kurak mevsimde yapraklarını dökerler.

Hindistan’ın dağlık bölgeleri ve balta girmemiş ormanları; her çeşit vahşi hayvanlar, nesli tükenmek üzere olan kuşlar ve dünyada pek nadir görülen hayvan çeşitlerine sahiptir. Kaplan, pars, arslan gibi yırtıcı hayvanlar bulunmaktadır. Kurt, ayı, yaban kedisi ve tilki gibi vahşi hayvanlara bolca rastlanmaktadır. Fil, misk geyiği, maymun, timsah, kertenkele, akrep, çeşit çeşit yılan cinsleri ve her nevi kuş cinsleri mevcuttur.

Madenler: Hindistan madenler bakımından bir hammadde deposu olup, tarih boyunca milletleri kendisinin üzerine çekmiştir. Dünya demir rezervlerinin% 25’ine, mika rezervlerinin % 80’ine sahiptir. Boksit rezervi bakımından dünyanın ikinci ve manganez rezervi bakımından da üçüncü ülkesidir.

Hindistan’da çıkarılan diğer yeraltı madenleri krom, kurşun, kömür, altın, gümüş, bakır, uranyum, titanyum ve petroldür. Ayrıca kireçtaşı ve amonyum sülfatlı gübre ile betonarme ve sıvı alçı için lüzumlu alçıtaşı, Rayasthan ve Gucerat bölgelerinde çıkarılır. Hindistan, elmas ve zümrüt bakımından da dünyanın sayılı ülkelerinden biridir.

Ekonomi

Tarım

Tarım

1945’te bağımsızlığa kavuştuktan sonra ekonomik yönden planlı ve hızlı bir şeklide gelişmiştir. Fakat çok artan nüfus, refah seviyesinin yükselmemesine ve kişi başına düşen milli gelirin düşük olmasına sebebiyet vermektedir. Hindistan’ın iş gücünü meydana getiren nüfusun % 80’i tarımla, % 10’u endüstri ile uğraşır.

Sanayii: Milli gelirin 1/5’ini imalatçılık ve madencilik teşkil eder. Petrol ve kimya ürünleri kısmen kendi tüketimi için kafidir. Ortalama çelik üretimi 9,5 milyon, demir filizi üretimi ise 40 milyon tondur. Hindistan’da bugün Damador Vadisinde 5 milyar ton kömür rezervi, Madras’da 2 milyar ton linyit rezervi, Assam bölgesi civarında ise 5 milyon ton petrol rezervi bulunmaktadır. Ortalama yıllık kömür üretimi 123 milyon, petrol üretimi 19 milyon ton, boksit üretimi 1.740.000 ton civarındadır. Manganez üretiminde dünyada üçüncü sırayı almaktadır. Maden kaynakları bakımından oldukça zengin olan Hindistan’da alüminyum, krom, petrol, mika, kalay, çinko, kurşun, bakır ve altın çıkarılır.

Kalküta ve Bombay bölgesi pamuklu tekstil, jüt, gıda maddeleri ve kimya endüstrisi alanları ile gelişmiştir. Hindistan’da sanayi iki kolda ilerlemiştir. Bunlar pamuklu ve jütlü dokumacılık ve maden çıkarmadır. Makina endüstrisi alanında; vagon, lokomotif, gemi tezgahları ve otomobil fabrikaları vardır.

Hindistan’ın elektrik üretimi yaklaşık 112 milyar kws’dır. Nükleler enerji hususunda dünyanın en büyük uranyum ve toryum rezervlerine sahib olduğu için nükleer santralleri bulunmaktadır. Hindistan’ın büyük sanayi merkezleri; Bombay, Kalküta, Ahmedabad, Madras, Bangalore, Delhi, Jodhpur, Bhopol, Manharpur, Nagpur, İndore ve Srinagar bölgeleridir.

Tarım: Hindistan halkının 3/4’ü tarımla uğraşmaktadır ve gelirlerin yarısı tarımdan sağlanır. Hindistan topraklarının yarısında ekim yapılmaktadır. Tarım topraklarının % 80’ine tahıl ekilmektedir. Malabar ve Kromandel kıyılarında pirinç, şekerkamışı yetiştirilmektedir. Kuzeyindeki Ganj Ovası ve Bengal Körfezi kıyıları çok verimli topraklar olup, her nevi ürün alınmaktadır. Hindistan çay, susam, mercimek, yerfıstığı ve nohut üretiminde dünyada birinci sırayı; pirinç, şekerkamışı, soğan, keneotu ve hindkeneviri üretiminde ikinci sırayı almaktadır.

Bunların yanında buğday, arpa, keten, tütün, portakal, mısır, patates ve elma yetiştirilmektedir. Ayrıca her cins baharat, pamuk, kahve ve haşhaş üretilir.

Balıkçılık:
Hindistan, 4800 kilometrelik sahil şeridi, iç sularla birlikte sığ bölge olarak yaklaşık 260.000 km2lik alanda balıkçılık potansiyeline sahiptir. Fakat yılda ortalama iki milyon ton gibi cüz’i mikdarda balık avlanmaktadır.

Hayvancılık: Hindistan hayvancılık bakımından oldukça zengindir. Dini inanışlarından dolayı sağda solda serbestçe gezinen inek, öküz ve mandalardan yeterli şekilde faydalanılamaz. Sadece güçlerinden ve sütlerinden sınırlı ölçüde fayda sağlanabilmektedir. Sığır, tavuk, koyun, eşek, keçi, manda beslenmektedir.

Ormancılık: Ülke topraklarının % 22’si ormanlıktır. Ormanlardan kerestenin yanında ağaç zamkı, reçine, ilaç hammaddesi de elde edilmektedir.

Ticaret: Ticaretinin büyük kısmını, ABD, AET ülkeleri, İngiltere, Japonya ve Almanya ile yapmaktadır. Tekstil ürünleri, madenler, çay, bazı tarım ürünleri, pamuklu ve jütlü dokuma ve hindkeneviri başlıca ihraç ürünleridir. Besin maddeleri, makina ve aletler, sanayi hammaddeleri, motorlu araçlar ve buğday ithal etmektedir. Dış yardımlar sayesinde ekonomisini geliştirmektedir. İhracatının % 17’sini ABD’ye yapmakta ve ithalatının % 23’ünü ABD’den karşılamaktadır.

Ulaşım: Deniz ulaşımı iyi durumdadır. 8 büyük, 150 küçük liman vardır. Demiryolu ulaşımı bakımından dünyanın dördüncü ülkesidir. Toplam demiryolları 61.810 km, karayolları 1.772.000 km kadardır. İç su yolları ise 16.810 kilometredir. Ülkede 95 kadar havaalanı vardır.Hindistan Hava Yollarına ait uçaklar beş kıtaya uçuş yapmaktadır.

Hint mutfağı

Hint Mutfağı

Hint mutfağı, genellikle bol baharatlı yemeklerden oluşan bir mutfaktır.

Tatlıdan tavuğa kadar tüm yemekler baharatlıdır. Tatlılar tarçın ağırlıklı ve tavuklar köri ağırlıklıdır. Hinduluk dini sebebiyle fazla dana eti kullanılmaz. Tavuk eti ağrlıktadır. Aslında köri denilen bir baharat yoktur. "Köri"ler yemeğe göre değişiklik sergilemektedir. Örneğin bir tavuk ya da bir sebze yemeğinin "köri"si farklı olabilir. Hindistan’da bir restorana gidip Köri isterseniz kimse bir şey anlamaz. Genelde yemeğin sosunda "gravy" ya da "köri" denilmektedir. Diğer bütün yemekler gibi bunun adı bölgeden bölgeye değişebilmektedir.

Kuzey Hint mutfağı : Pencap mutfağı ile Babür saray mutfağının etkisi görülmektedir. Chapati, Naan ve Roti gibi ana yemekleriyle birlikte Dahi (yoğurt), Panīr (peynir) ve Ghee (tereyağı) gibi süt ürünleri, baharat olarak Kimyon, Kişniş, Tarçın ve Kakule kullanılmaktadır.

Güney Hint mutfağı : Kuzey Hint mutfağına göre daha vejetaryendir. Baharat miktarında azalma olmasına rağmen acı seviyesi daha yükselmektedir. Kuzey Hint mutfağına göre pirinç tüketimi fazla olmakla beraber, ekmeğin yerine daha çok pilav almaktadır.

Hindistan’daki Türk Büyükelçiliği

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Cihangir Şah (1569 – 1627) – Babür İmparatoru

Cihangir (Ebü’l-Muzaffer Nûreddîn Muhammed Cihângîr b. Ekber, 31 Ağustos 1569, Fetihpur Sikri -ö. 28 Ekim 1627, Keşmir, Babür İmparatorluğu’nun 4. Hükümdârı (1605-1627).

Cihangir Şah (1569 - 1627)

Ekber Şah’ın oğlu olup, asıl adı Selim’di. Küçük yaşta babası Ekber tarafından tahtın varisi ilan edildi. Ama 1599’da, Ekber Dekkan’dayken, bir an önce tahta çıkma isteğiyle ayaklandı. Kendisini doğru yola getirmek isteyen Ebülfazl’ı öldürttü. Babası Ekber ölüm yatağında onun ardılı olacağını doğruladı. Babasının 1605’te ölümü üzerine Selim, “Cihangir” (Farsça: Dünyaya hükmeden) adıyla tahta çıktı.

1569’da doğan Selim, babasının ölümü üzerine 1605’te “Nûreddîn Cihangir” unvanı ile tahta çıktı. Ancak oğlu Hüsrev, Sihleri etrafında toplayarak Pencab’da isyan etti. Cihangir Şah, âsî kuvvetleri Cullandar Nehri kenarında bozguna uğrattı. Yakalanan oğlu Hüsrev’i Burhanpur’a sürgüne gönderdi. Hüsrev orada 1622 yılında öldü.

Cihangir Şahın saltanatının son yılları, huzursuzluk içerisinde geçti. Eşi Nurcihân ve veziri Mehabet Hanın sık sık devlet işlerine karışmaları sağlığını bozdu. Tabiplerin isteği üzerine iklimi daha müsait olan Lahor’a giderken, yolda 28 Ekim 1627 günü vefat etti. Cesedi Ravi Nehri kıyısındaki, Şah Dârâ denilen yerde toprağa verildi. Daha sonra mezarının üstüne büyük bir türbe yapıldı.

Âdil bir hükümdar olan Cihangir, alimleri sever, onlara izzet ve ikramda bulunurdu. Babasının Müslümanlara karşı uyguladığı ağır baskıyı kaldırdı. Ancak devrinin büyük âlimi İmâm-ı Rabbânî Ahmed Fârûkî Serhendî’ yi Gwalyar şehrinde hapsettirdi. İki yıl sonra hatasını anlayıp bu büyük âlimi hapisten çıkaran Sultan, 1000 rupye ihsân edip bağışlanmasını diledi. İmâm-ı Rabbânî’nin Cihangir Şâh’a yazdığı mektuplar, Mektûbât isimli eserinde mevcuttur.

Cihangir Şah, bayındırlık işlerine de önem vermiştir. Agra’dan Etek’e ve Bengâl’e giden ağaçlıklı yollar ve Agra ile Lahor arasında her üç kilometrede bir işaret kuleleri ve sulu gölgelikler yaptırmıştır. Tüzük-i Cihângîrî ismi ile yazdığı hatıratı, kıymetli bir eserdir.

Kendisinden sonra oğlu Şihâbuddîn Muhammed, Şah Cihan unvanı ile tahta geçmiştir.

Cihangir Şah ve Nur Cihan
Hükümdarlığı

Miras aldığı imparatorluk o dönemde dünyanın en güçlü imparatorluklarından biriydi. Ülke o kadar güçlüydü ki, içki ve afyon düşkünü ve bahçe tutkunu olan imparator, savaşmak yerine, kendini zevk ve eğlenceye verebiliyordu.

Babasının başlattığı askeri siyaseti sürdürdü. Ancak hemen hemen hiçbir askerî başarı elde edemedi ve Kandahar şehrini İranlılara kaptırdı. Mevar’daki Racput Prensliği ile girişilen savaş 1614’te büyük kazanımlarla sona erdirildi. Ekber’in Ahmednagar’a karşı başlattığı seferler, ordunun ve diplomasinin de desteğiyle zaman zaman şiddetlenerek sürdü; ama saldırıların çoğu güçlü Habeşi Melik Amber tarafından savuşturuldu. 1613’ten itibaren savaşmayı, bu konuda çok usta olan oğlu Şehzade Hürrem’e (sonradan Şah Cihan) bıraktı. 1617 ve 1621’de Hürrem zafer kazanarak barış anlaşmaları yaptı.

Zayıf iradeli bir hükümdar olan Cihangir zamanında saray ve entrikalarına kadınlar da karışmaya başladılar. Gevşek yönetimi yüzünden oğulları ile arası açıldı. 1611’den sonra Cihangir, İranlı karısı Mihrü’n-Nisa (Nur Cihan, Farsça: dünyanın ışığı) ile kayınpederi İtimadü’d-Devle ve kayınpederi Asaf Han’ın etkisi altına girdi. Nur Cihan kızı Mümtaz Mahal’i Hürrem ile, kız kardeşini ise Hürrem’in küçük kardeşi Şehriyar ile evlendirdi.

Şehzade Hürrem’in de aralarında olduğu bu hizip 1622’ye değin siyasal yaşama egemen oldu. Daha sonra, Cihangir’in gücünün azaldığı yıllarda Nur Cihan ile Şehzade Hürrem arasında çatışma başladı. Hürrem 1622’de ve 1625’te açıkça ayaklandı. 1621’den 1627’ye değin süren taht kavgalarından Şehzade Hürrem (Şah Cihan) galip çıktı ve tüm rakiplerini öldürttü. Şah Cihan’ın kardeşi Şehriyar’ı destekleyen Nur Cihan ise, 1645’te Lahor’da sürgündeyken öldü. 1626’da Cihangir, Nur Cihan grubunun başka bir rakibi olan Mehabet Han tarafından baskı altına alındı. Keşmir ve çevresine duyduğu sempati nedeniyle zamanının büyük bir bölümünü bu bölgeye ayırdı. Cihangir, Keşmir’den Lahor’a giderken yolda öldü. Türbesi Lahor’dadır.

Yönetiminin ilk yıllarında ünlü 12 hükmünü çıkararak taşradaki tımar sahiplerinin vergi toplamasını önledi. Issız yerlerde kervansaray ve mescitler, kentlerde de hastaneler yaptırdı. Kendi doğum gününde hayvan kesimini yasakladı. Miras konusunda yeni bir düzenleme getirdi. Konutlara zorla girilmesini önledi; suçluların kulak ve burunlarının kesilmesi gibi cezaları kaldırdı. Halkın elindeki topraklara beyler ve devlet yöneticileri tarafından el konmasını önledi.

Babası Ekber Şah’ın İslâm ve Hindu dinleri arasındaki ayrılıkları giderip birlik oluşturmayı ve böylece ortak bir dinî yol bulmayı ve Müslümanlarla Hinduları kaynaştırmayı hedeflediği “Dîn-i İlâhî” projesini devam ettirdi. Cihangir, Cizvitlerin halkın önünde Müslüman ulema ile tartışmaya girişmelerine ve kendi dinlerini yaymalarına izin verdi.

Cihangir Türbesi - Lahor
Cihangir ve sanat

Ülkesindeki Fars kültürünün gelişmesini destekledi. Cihangir’in saltanatı sırasında Farsça devlet ve kültür dili olmuştu. Pers şair, sanatçı, heykelci ve müzisyenler Agra’yı İsfahan’ın kültürel düzeyine yükseltmişlerdi. Sultan Cihangir’in mimarlık alanındaki çalışmaları, diğer Babür imparatorlarına göre azdır. Onun döneminde yapılan eserler arasında Lahor’da Motî Mescid (İnci Cami) ile tamamına yakını beyaz mermerden inşa edilmiş olan, kayınpederi İtimadü’d-Devle için Agra’da yaptırdığı türbesidir. Doğaya yakınlığı olan, insan kişiliği konusunda keskin bir sezgiye ve sanatçı duyarlığına sahip bir insandı. Bu nitelikleriyle minyatür sanatının korunmasını sağladı. Tüzük-i Cihangiri (Cihangirname, ös 1683, yay. haz. S. Ahmed) adlı anılarında yönetiminin ilk 17 yılını anlatır. Bundan sonraki iki yıllık bölüm katibi Mutemed Han tarafından yazılmıştır. Ölümünü ve şehzade kavgalarını içeren bölümü ise yapıta Mirza Muhammed Han eklemiştir.

Kaynak: https://en.wikipedia.org/wiki/Jahangir

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Nur Cihan (1577 – 1645) – Babür İmparatoru Cihangir’in Eşi

Nur Cihan (31 Mayıs 1577, Kandehar – 17 Aralık 1645, Lahor), Babür İmparatoru Cihangir’in eşi. Babası Babür İmparatorluğu veziri İran asıllı Mirza Gıyas Bey’dir. Doğum adı Mihrünnisa’dır. İlk eşi Şir Afgan Han’dır.

Cihangir tahta çıktıktan sonra Nur Cihan’ın babasını vezir tayin etti. Bir süre sonra Nevruz kutlamaları sırasında gördüğü Nur Cihan’a aşık oldu ve evlendiler. Güzelliği ve zekasıyla kocası üzerinde etkili oldu ve yakınlarını çeşitli görevlere getirtti. Kardeşinin kızı Mümtaz Mahal Şah Cihan adını alacak olan Şehzade Hürrem ile evlendi. Devlet içinde ailesinin giderek güçlenmesi rahatsızlıklara sebep oldu. Nur Cihan vezir olan babasının ölümünün ardından yönetimde gücünü daha da arttırdı. Fermanlar çıkartmaya, kendi adına para bastırmaya başladı. Veliahtlık sorunu sebebiyle Şehzade Hürrem ile arası açıldı.

Kabil Valisi Mehabet Han’ın sadakatini ölçmek için isyan eden Şehzade Hürrem’in üzerine gönderdi. İsyan bastırıldıktan sonra Mehabet Han’ı başkentten uzaklaştırdı ve ağır vergiler istedi. Bunun üzerine Mehabet Han Cihangir ile görüşmek için yola çıktı ve Kâbil’de karşılaştılar. Görüşmede Nur Cihan’ın Mehabet Han’a hakaret etmesi üzerine Mehabet Han çevrelerini kuşatıp Nur Cihan’ı teslim aldı ancak bir süre sonra serbest bırakıp kaçtı.

Kocası Cihangir’in 1627’de ölümü üzerine kardeşi Asaf Han ile Nur Cihan arasında tahta kimin çıkacağı konusunda ihtilaf çıktı. Asaf Han kardeşi Nur Cihan’ı etkisiz hale getirip kumandanların desteğini alarak Şehzade Şehriyâr’ı öldürtüp damadı Şah Cihan’ı tahta çıkarttı. Bundan sonra gözetim altında tutulan Nur Cihan 1645 yılında ölünce kendisi için yaptırdığı Lahor’daki türbesine gömüldü. Sanatkârlara destek olan ve sanata düşkün olan Nur Cihan babası ve kendisi için mimarî açıdan seçkin türbeler yaptırmıştır.

Nur Cihan’ın silah tutarken tasvir edildiği bir resim
Feminizm İkonuna Dönüşen Babür Kraliçesi Nur Cihan

İmparatoriçe Nur Cihan, 17. yüzyıl Hindistan’ındaki en güçlü kadındı. Kendisi, büyük Babür imparatorluğununun yönetiminde eşi görülmemiş bir rol oynamıştı.

Doğduğunda adı Mihr un Nisa koyuldu ancak daha sonra kocası Babür imparatoru Cihangir tarafından Nur Cihan (dünyanın ışığı) olarak değiştirildi. Nur Cihan, Kraliçe I. Elizabeth’den sadece birkaç on yıl sonra doğdu, ancak İngiliz meslektaşınınkinden çok daha geniş bir bölgeyi yönetti.

Babürler, 16. yüzyılın başlarında iktidara geldikten sonra 300 yıldan fazla bir süre boyunca Hint Yarımadası’nın çoğuna hükmetti. Bu hanedanlık, Hindistan’ın en büyük ve en güçlü hanedanlıklarından biriydi. Nur Cihan’ın da dahil olduğu imparatorları ve kraliyet kadınlarının birçoğu, sanat, müzik ve mimarlığın patronlarıydı. Büyük şehirler, görkemli kaleler, camiler ve mezarlar inşa ettiler.

Ve hanedanın tek kadın hükümdarı olan Nur Cihan, Hindistan, Pakistan ve Bangladeş’in folklorunda her yerde bulunuyordu. Babür İmparatorluğu döneminde iki büyük şehir olan Kuzey Pakistan’daki Lahor’da ve Kuzey Hindistan’daki Agra şehrindeki evlerde ve anıtların yakınında, özellikle de kendi hüküm döneminde birçok hikayesi anlatılıyordu. Yaşlı erkekler ve kadınlar, tur rehberleri ve tarih meraklıları, Nur ve Cihangir’in nasıl bir araya geldiğini ve aşık olduklarını, insan yiyen kaplan tarafından işkence edilen bir köyü nasıl kurtardığını anlatıyor.

Nur Cihan’ın diğer kadınlarla polo oynarken tasvir edildiği bir resim.

İnsanlar onun romantikliği ve cesareti hakkında hikayeler duysa da, onun dinamik dünyası, politik zekası ve güçlü hırsları hakkında çok az şey biliniyor. Nur Cihan, olağanüstü şartlara karşı bir imparatorluğu yönetmeye gelen büyüleyici bir kadındı.

Şair, uzman bir avcı ve yenilikçi bir mimardı. Agra’daki ailesinin mezarı için yaptığı tasarım, daha sonra Tac Mahal’in yapımına ilham verdi.

Erkek egemen bir dünyada kayda değer bir lider olan Nur Cihan, kraliyet soyundan gelmemişti. Ancak, imparatorun hareminden, büyük bir politikacı ve Cihangir’in en sevdiği karısı olarak büyük yerlere yükseldi ve büyük Babür imparatorluğunu ortak bir hükümdar olarak yönetmeye başladı.

Fakat kadınların nadiren kamusal alanlarda görülebildiği bir dönemde nasıl bu kadar güçlü oldu?

Onun yetiştirilmesi, onun yanında yer alan erkek ve kadınların destekleyici ağı, Cihangir’le yaşadığı özel ilişki, tutkusu, toprakları ve insanları hakkında söylenecek çok şey var.

Al-Hind’in (İndus nehrinin ötesindeki arazi) çoğul, zengin ve hoşgörülü kültürü, farklı hassasiyetlerin, dinlerin ve geleneklerin bir arada var olmasına izin verdi.

Nur Cihan, 1577’de Kandehar (Günümüzde Afganistan’da) yakınında, daha liberal Babür imparatorluğuna sığınmak için Safevi hanedanlığı altında artan hoşgörüsüzlük yüzünden İran’da evlerini terk eden saygın Pers soyluları arasında dünyaya geldi.

Hayranlık veren bir portre

Ailesinin doğum yeri ve kabul edilen vatanlarından gelen geleneklerin bir karışımıyla yetiştirilen Nur, 1594’te bir Marakal hükümet yetkilisi ve eski bir subayla evlendi. Doğu Hindistan’da zengin bir il olan Bengal’e taşındı ve tek çocuğunu doğurdu.

Kocasının Cihangir aleyhine bir komplo kurduğundan şüphelenildiğinde, imparator, Bengal valisini Agra’daki kraliyet mahkemesine getirilmesini emretti. Fakat Nur’un kocası, valinin adamları ile girdiği bir savaşta öldürüldü.

Dul kalan Nur, Jahangir’in haremine sığındı, diğer kadınlar yavaş yavaş ona güvenmeye ve hayran olmaya başladı. 1611’de Cihangir ile evlendi, Cihangir’in 20. ve son eşi oldu.

O zamanlar resmi mahkeme kayıtlarında az sayıda kadından söz edilmesine rağmen, Cihangir’in 1614’ten sonraki anıları Nur ile olan özel ilişkisini teyit ediyor. Ve Cihangir, onun için hayranlık verici bir portre çizdi; hassas bir arkadaş, mükemmel bir bakıcı, başarılı bir danışman, yetenekli bir avcı, bir diplomat ve bir sanatsever.

Pek çok tarihçi, Cihangir’in artık direnişe ya da yönetime odaklanmayan bir sarhoş olduğuna ve bu yüzden krallığının kontrolünü Nur’a bıraktığına inanıyor. Ancak bu tam olarak doğru değil.

Cihangir ve Nur Cihan’ın isimlerinin geçtiği gümüş bir sikke.

Evet, imparator bir sarhoştu ve afyon içiyordu. Evet, karısına çok aşıktı. Ama Nur’un bir yönetici olarak seçilmesinin nedeni bu değildi. Aslında, Nur ve Cihangir birbirlerini tamamlıyorlardı ve imparator hiçbir zaman eşinin gelişmekte olan etkisinden rahatsız hissetmedi.

Nur Cihan, evlenmelerinden kısa bir süre sonra, bir çalışanın toprak haklarını korumak için ilk kraliyet emrini çıkardı. Emirdeki imzada, Nur Cihan Padshah Begum, yani Nur Cihan Leydi padişah yazıyordu. Bu imza, Nur Cihan’ın egemenliğinin bir işareti ve gücünün büyüdüğünün göstergesiydi.

1617’de, Cihangir’in karşısında Nur Cihan’ın ismini taşıyan altın ve gümüş sikkeler dolaşmaya başladı. Mahkeme tarihçileri, yabancı diplomatlar, esnaf ve ziyaretçiler kısa süre sonra Nur Cihan’ın kendi özgün statüsüne dikkat çekmeye başladı.

Bir mahkeme, Nur Cihan’ın sadece erkekler için ayrılmış olan imparatorluk balkonunda görünerek birçok kişiyi şaşırttığı bir olayı kayıt altına almıştı. Ancak bu olay, Nur Cihan’ın tek başkaldırışı değildi.

Avlanma, emperyal emirler ve madeni paralar çıkarma, kamu binalarını tasarlama, fakir kadınları destekleme veya dezavantajlıları destekleme amaçlı tedbirler almak gibi, kadınlar arasında sıra dışı bir hayat yaşadı.

Aynı zamanda esir alınan imparatoru kurtarmak için bir orduyu yönetti. Bu, isminin kamusal hayal gücünde ve tarihte silinmez bir şekilde kazınmış olmasını sağlayan cesur bir eylemdi.

Kaynak:
https://tr.wikipedia.org/wiki/Nur_Cihan
http://arkeofili.com/feminizm-ikonuna-donusen-babur-kralicesi-nur-cihan/

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın