29 Mart 2019 Cuma Hutbesi – MİRAÇ GECESİ

29 Mart 2019 Cuma Hutbesi - 
MİRAÇ GECESİ

İL : GENEL
TARİH : 29 Mart 2019

MİRAÇ GECESİ

Muhterem Müslümanlar!

Tarihin her döneminde olduğu gibi Mekkeli müşrikler de İslam davetini engellemek için işkence ve eziyette sınır tanımamış, Müslümanlara karşı sosyal ve ekonomik boykot uygulamıştı. Tam boykot sona ermişti ki, bu sefer de Peygamber Efendimiz (s.a.s), kendisini daima himaye eden amcası Ebu Talib’i ve en sıkıntılı zamanlarında destekçisi olan sevgili eşi Hz. Hatice annemizi kaybetti. Peygamberimizin himayesiz kaldığını düşünen müşrikler, O’na reva gördükleri eza ve cefayı daha da artırdı. Bir çıkış yolu arayan Allah Resûlü (s.a.s) İslam’ı tebliğ etmek için Taif’e gitti. Ancak orada da hakaretlere maruz kaldı. Hatta taşlandı ve mübarek ayakları kan revan içinde kaldı. İşte teselliye en çok muhtaç olduğu böyle bir zamanda Cenâb-ı Hak, Habibi’ni himaye ederek O’na İsrâ ve Miraç mucizesini lütfetti.

Kıymetli Müminler!

Ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu Mescid-i Harâm’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir. Hiç şüphesiz o, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.”1

İsrâ, Sevgili Peygamberimizin bir gece, Mekke’deki Mescid-i Harâm’dan Kudüs’teki Mescidi Aksâ’ya yolculuğudur. Miraç ise Mescid-i Aksâ’dan en yüce makama kabulünün adıdır.

Değerli Müslümanlar!

Allah Resûlü (s.a.s), Miraç’tan ümmetine üç büyük hediyeyle dönmüştür.2 Bu hediyelerin birincisi Peygamberimizin “Gözümün nuru”3 dediği beş vakit namazdır. Namaz, Allah’la kul arasındaki güçlü iman bağının tezahürüdür. Namaz, yönünü kıbleye dönen, alnını secdeye koyan müminin manevi yükselişidir. Namaz sadece şekilden ibaret değildir. Aksine namaz, bedenen olduğu kadar zihnen ve kalben de insanı kuşatan bir ibadettir. Namaz kılan insan aynı zamanda güzel ahlaklı, dürüst, mütevazı, merhametli, adil olması beklenen insandır. İşte bu yüzden âyet-i kerimede “Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar”4 buyurulmuştur. Mirac’ın bir diğer hediyesi “Âmenerresûlü” olarak bildiğimiz ve her gün yatsı namazından sonra okuduğumuz Bakara Sûresi’nin son iki âyetidir. Bu âyet-i kerimeler bize iman esaslarını, kulluk şuurunu ve sorumluluk bilincini hatırlatır. Dünyada yapıp ettiğimiz her şeyin bir hesabı olduğunu bildirir.

Rabbimize içtenlikle nasıl dua ve yakarışta bulunacağımızı öğretir. Mirac’ın son hediyesi ise ümmet-i Muhammed’den Allah’a ortak koşmayanların günahlarının bağışlanacağı ve sonunda cennete girecekleri müjdesidir.

Muhterem Müslümanlar!

Miracın yüreğimizde kanayan emaneti ise Kudüs ve Mescid-i Aksâ’dır. Asırlar boyunca Müslümanların idaresi altında “barış ve selamet yurdu” olarak anılan Kudüs, bugün işgalin, zulmün, şiddetin ve acının toprağı haline getirilmiştir. İbadet özgürlüğünü hiçe sayanlar, mabet dokunulmazlığını ihlal edenler, bir yandan müminlerin Mescid-i Aksâ’da ibadet etmesine engel olmakta, diğer yandan bir cuma vakti Yeni Zelanda’da camide ibadet eden masum Müslümanları hunharca katletmektedir. Unutulmamalıdır ki hiçbir zorbalık, Müslümanların Kudüs’te, Mescid-i Aksâ’da, bütün yeryüzü camilerinde birlik ve huzur içinde ibadet etmelerine engel olamayacaktır. Huzura, barışa ve umuda kasteden zalimler kendi yaktıkları ateşin kurbanı olacaklardır.

Nitekim Cenâb-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“Allah’ın mescidlerinde O’nun adının anılmasına engel olan ve onların harap olması için çalışandan daha zalim kim olabilir? Aslında bunların oralara ancak korka korka girmeleri gerekir. Böyleleri için dünyada rezillik, âhirette de büyük bir azap vardır.”5

Aziz Müminler!

Miraç gecesi zihinlerimizde berraklığa, kalplerimizde ferahlığa, hayatımızda huzura vesile olsun. Allah’tan gelen namaz davetine yürekten icabet edip omuz omuza kıyama duralım. Miracın bereketiyle secdeye varalım. İmanın onurunu, kul olmanın sorumluluğunu bir kez daha hatırlayalım. Kudüs ve Mescid-i Aksâ’nın özgür olduğu Miraç gecelerine kavuşmak için umudumuzu ve duamızı eksik etmeyelim. Önümüzdeki Salı gününü Çarşamba’ya bağlayan gece idrak edeceğimiz Miraç Gecesi’nin İslam âleminin birlik ve beraberliğine, yükselmesine ve yücelmesine vesile olmasını Yüce Rabbimizden niyaz ediyorum.

1 İsrâ, 17/1.
2 Müslim, Îmân, 279.
3 Nesâî, Işratü’n-nisâ’, 1.
4 Ankebût, 29/45.
5 Bakara, 2/114.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

9 Kasım 2018 Cuma Hutbesi – SAĞLIK: DÜNYALARA DEĞER NİMET

İL : GENEL
TARİH : 9 Kasım 2018

SAĞLIK: DÜNYALARA DEĞER NİMET
Muhterem Müslümanlar!

Ayet-i kerimede Hz. İbrahim, Yüce Rabbimizi şöyle tanıtmaktadır:

“O, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir. O, beni yediren ve içirendir. Hastalandığımda bana şifa veren O’dur. Beni öldürecek ve sonra diriltecek olan da O’dur.” [1]

Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor:“Sizden kim huzuru yerinde, bedeni sağlıklı ve günlük yiyeceği de yanında olarak güne başlarsa, sanki dünyalar ona bağışlanmış gibidir.” [2]

Aziz Müminler!

Rahmet kaynağı olan dinimiz, bizleri bir taraftan Allah’ın koyduğu sınırlara riayet etmeye davet ederken, diğer taraftan da sağlıklı bireyler olmamız ve huzurlu bir toplum oluşturmamız için evrensel ilkeler belirler. Müminler için vazgeçilmez olan bu ilkelerin başında, canın muhafazası gelir. Zira Allah Teâlâ’nın insana emaneti olan can, imtihan dünyasına açılan kapımızdır. Hayır da şer de ancak can bedende iken elde edilir. İnanmak ve yaratılış gayemize uygun salih ameller işlemek ancak ruh ve beden sağlığımızla mümkündür.

Kıymetli Müminler!

Yaşamak, insan olmanın şerefini ve sorumluluğunu tatmak, dünyayı imar edecek akla ve iradeye sahip olmak eşsiz bir nimettir. İyi işler yaparak ardında güzel eserler bırakmak ise sağlıklı olmayı gerektirir. Ancak ne hazindir ki, Allah’ın lütfettiği canın ve sağlığın kıymetini çoğu kez bilemeyiz. Zararlı alışkanlıklarla, ihmal ve israfla bu hazineyi heba ederiz. Sağlıklı bir nefesin, sıhhatli bir bedenin, huzurlu bir kalbin değerini iş işten geçtikten sonra anlarız. Bu sebepledir ki, Allah Resûlü (s.a.s) bizi şöyle uyarır:“İki nimet vardır ki, insanların çoğu onları değerlendirme hususunda aldanmıştır: Sağlık ve boş vakit.” [3]

Değerli Müslümanlar!

Sağlığının kıymetini bilen insan, kendini maddi ve manevi her türlü zarardan koruduğu gibi, hastalanınca tedavi olmaya da özen gösterir. Yüce Allah’ın “Şâfi” ismine sığınarak tedavi yolları aramak ve can emanetinin hakkını vermek hepimizin mesuliyetidir. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s), “Tedavi olunuz. Çünkü Allah yarattığı her hastalığın mutlaka şifasını da yaratmıştır” [4] buyurarak şifadan ümit kesmemeyi tavsiye etmiştir.

Muhterem Müminler!

Erdemli ve insaflı bir mümine yakışan, kendi sağlığı kadar çevresinin sağlığını da korumak, şifa bekleyen kardeşleriyle ilgilenmek, tedavileri için elinden gelen gayreti göstermektir. Hasta ziyaretine, hasta için dua ve manevi desteğe büyük önem veren Allah Resûlü (s.a.s) “Kim bir Müslüman’ın sıkıntısını giderirse, Allah da onun kıyamet sıkıntılarından birini giderir” [5] buyurur. Günümüzde farklı sebeplerle sağlığını kaybeden, tedavi yolları tükenen pek çok hasta ve yakını, hasretle ve ümitle organ nakli beklemektedir. Allah’ın takdir ettiği an gelip fâni dünyadan göç ederken, hiçbir maddi karşılığı olmaksızın organlarını şifa bekleyen bir kardeşine emanet etmek, insanî ve ahlâkî bir davranıştır. Zira dinimizde esas olan, insanı yaşatmak, hayatı korumak ve umuda destek olmaktır.

Muhterem Müslümanlar!

O halde, sağlıklı geçen her dakikanın paha biçilmez bir nimet olduğunu unutmayalım. Genç, dinç ve sağlıklı olduğumuz günleri iyi değerlendirelim. Helâl ve temiz gıda ile beslenmeye dikkat edelim. Sağlığımızı tehdit eden ve dinimizce de yasaklanan zararlı maddelerden uzak duralım. Peygamberimizin şu tavsiyesini can kulağıyla dinleyelim:

“Beş şey gelmeden önce beş şeyin değerini bil. İhtiyarlığından önce gençliğinin, hastalığından önce sağlığının, fakirliğinden önce zenginliğinin, meşguliyetinden önce boş vaktinin ve ölümünden önce hayatının.” [6]

[1] Şuarâ, 26/79-81.
[2] Tirmizî, Zühd, 34.
[3] Buhârî, Rikâk, 1.
[4] İbn Mâce, Tıb, 1.
[5] Ebû Dâvûd, Edeb, 60; Tirmizî, Birr, 19.
[6] Hâkim, Müstedrek, IV, 341.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

19 Ekim 2018 Cuma Hutbesi – MADDİ VE MANEVİ ARINMA: TEMİZLİK

19 Ekim 2018 Cuma Hutbesi - MADDİ VE MANEVİ ARINMA: TEMİZLİK

İL : GENEL
TARİH : 19 Ekim 2018

MADDİ VE MANEVİ ARINMA: TEMİZLİK
Muhterem Müslümanlar!

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de, mümini maddeten ve manen temizleyen abdest, gusül ve teyemmümü emrettikten sonra şöyle buyurmuştur:

“Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez, fakat O sizi tertemiz kılmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.” [1] Hadis-i şerifte Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.s) şöyle buyuruyor:

“Allah her türlü noksanlıktan, kusurdan münezzehtir, davranışlarında, sözlerinde nezih olan kullarını sever; temizdir, temiz kullarını sever.” [2]

Aziz Müminler!

Temizlik; maddi ve manevi anlamda kirden arınmak, pak ve nezih hale gelmektir. Rabbimizin bizlere emanet olarak verdiği bedeni, iman ile huzura kavuşmuş kalbi duru tutmaktır. Temizlik hem sağlıklı bir hayatın kaynağı hem de mümini kötülükten alıkoyan namaz gibi kıymetli bir ibadetin ön şartıdır.

Kıymetli Müslümanlar!

İslam; maddi ve manevi her türlü temizliğe teşvik eden bir fıtrat ve hayat dinidir. Kâinat daimi bir yenilenme ve arınma içindedir. Yeryüzündeki bütün canlılar, fıtratları gereği temiz olmaya çalışır. Ancak temizlik hususunda, eşref-i mahlûkat olan insanoğlunun bütün canlılar içinde ayrı bir yeri ve sorumluluğu vardır. Nitekim doğayı kirleten de, temiz tutacak olan da odur.

Değerli Müminler!

Temizlik bir yönüyle maddi kirlerden arınmadır. Vücudumuzun sıhhati, iç âlemimizin huzuru temizlikte saklıdır. İnsan olmanın onuruna yakışan vücut temizliği, ağız ve diş bakımı maddi temizliğin başında yer alır. Sevgili Peygamberimiz de ümmetine zor gelmeyeceğini bilse her namaz vaktinde misvakla ağız temizliğini emredecek [3] kadar bu konuyu önemsemiştir.

Kıymetli Müslümanlar!

Peygamberimiz (s.a.s), Hira mağarasında geçirdiği inziva döneminden sonra vahiy alarak risâletle görevlendirildiği zaman “Elbiseni tertemiz tut. Her türlü pislikten uzak dur” [4] emrini almıştır. Önemli olan elbiselerin eski olması değil kirli olmamasıdır. Camilere kirli elbise ve çoraplarla gelmek, nahoş kokularla kardeşlerimize rahatsızlık vermek doğru bir davranış değildir. Mümin, hangi ortamda bulunursa bulunsun temizliğin, zarafetin ve ferahlığın timsali olmalıdır. Allah Resûlü, üzerinde kirli elbiseler bulunan bir adama rastlayınca:

“Bu adam elbisesini yıkayacak bir şey bulamamış mı?” [5]

diye buyurmuştur. Beden ve elbise temizliğinin yanı sıra çevre temizliğine dikkat etmek, müminlere namazgâh kılınan yeryüzünün tamamını temiz tutmak dini ve insani bir görevdir. Tabiatta yüzyıllarca kalan ve zehir saçan plastik ve benzeri atıkları rastgele savurmak yerine geri dönüşüm kutularına atmak, çevre ahlakına uygun davranmak gelecek nesillerimize karşı sorumluluktur.

Muhterem Müminler!

Temizlik aynı zamanda insanın manevi kirlerden kurtulması anlamı taşır. Bu yönüyle temizlik, müminin İslâm’la aydınlanan kalbini karanlıktan, kirden, pastan uzak tutmasıdır. Gönlünü kibir, riya, haset, yalan, cimrilik gibi hastalıklardan arındırması; tevazu, dürüstlük, cömertlik, merhamet, edep gibi güzel hasletlerle donatmasıdır. Ruhunun aynası, kalbinin tercümanı olan dilini kaba ve yüz kızartıcı sözlerden, terbiye dışı konuşmalardan, yalan ve iftiralardan beri kılmasıdır. Göz, kulak, el, ayak gibi azalarını kötülüklerden ve haramlardan korumasıdır. Her işinde helal olana yönelmesidir. Hata ve yanlışlarından tövbe ederek günah yükünden kurtulmasıdır.

Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“Tövbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, dünyada yolcu gibi yaşayanlar, rükûa varanlar, secde edenler, iyiliği teşvik edip kötülükten alıkoyanlar, Allah’ın sınırlarını gözetenler; işte o müminleri müjdele!” [6]

Aziz Müminler!

İmanımızın gereği temiz ve nezih olmaktır. Dinimizin emri olan maddi ve manevi temizlik kaidelerine dikkat edelim. Ne vücudumuzu bakımsız bırakıp dağınık olalım, ne de bakımlı olmak adına aşırılıklara meyledelim. Dünya ve ahiret saadetini uman müminler olarak temizliğin ve güzel ahlakın örneği olalım. Etrafımıza dış görünüşümüzle umut; söz ve davranışlarımızla huzur ve güven verelim. Temizliğimiz imanımızın delili olsun. İçimiz dışımız, etrafımız tertemiz olsun.

Kıymetli Müslümanlar!

Diyanet İşleri Başkanlığımız, aziz milletimizin desteğiyle yurtiçinde ve yurtdışında nice camiler inşa etmektedir. Âl-i cenap milletimizin dün olduğu gibi bugün de camilerin yapımına katkı sağlayacağına olan inancımız tamdır. Yüce Rabbimizden niyazımız tertemiz bir bedenle, dupduru bir gönülle yaşam sürmek, camisiz ve ezansız kalmamaktır.

[1] Maide, 5/6.
[2] Tirmizî, Edeb, 41.
[3] Buhârî, Cum’a, 8.
[4] Müddessir, 74/4-5.
[5] Ebû Dâvûd, Libâs, 14.
[6] Tevbe, 11/112.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın