Tollund Adamı – Dünyada En İyi Korunmuş Doğal Mumya

Normal olarak gömülen bir insanın 5 yıl içinde yalnız kemikleri kalır. Oysa turba bataklığındaki cesedin cildi, parmak izleri, saçları ve hatta göz yuvarları bile bozulmamıştır. Öyleyse burada cildin bile binlerce yıl bozulmamasını sağlayan bir şey vardır…

1950 yılında Danimarka’daki turba bataklıklarında çok önemli bir buluş gerçekleşti. Emil ve Viggo Hojgard kardeşler bir ceset buldular. Silkeborg’un 10 km batısındaki Bjaeldskovdal bataklığında buldukları bu erkek cesedi, daha dün ölmüş gibiydi. İki kardeş hemen polise haber verdiler. Polis, kurbanın yanında cinayet aleti de bulmasına karşın, katil ya da katillerin araştırılmasını önemsemedi. Bunun yerine Silkeborg Müzesini aradılar. Çünkü daha önce de 1927 ve 1938 yıllarında bu tür olaylarla karşılaşmışlardı. Kurban, polislerin de tahmin ettiği gibi tarih öncesi zamana aitti. Bundan tam 2 bin 200 yıl önce yaşamıştı. Peki neydi bu cesedin buluş olarak adlandırılmasının nedeni? Bu ceset, bize Demir Çağı’nı anlatacaktı…

Tollund Adamı

“Dünyada en iyi korunmuş doğal mumya” olarak nitelendirilen “Tollund Adamı”, cesedi bulan Emil ve Viggo kardeşlerin çiftliğinin Tollund köyünde olmasından dolayı bu adı almıştır.

Mezarında, dile kolay 2 bin 200 yıl kadar kalmış olmasına rağmen, başı ve vücudu çok iyi korunmuştur.
Normal olarak gömülen bir insanın 5 yıl içinde yalnız kemikleri kalır. Oysa Tollund Adamı’nın cildi, parmak izleri, saçları ve hatta göz yuvarları bile bozulmamıştır. Öyleyse burada cildin bile binlerce yıl bozulmamasını sağlayan bir şey vardır. Bozulmayı önleyen ve cildin rengini karartan, suyun içindeki asidin ve havasız ortamın etkisidir.

Bataklık sıvısındaki asidin derecesi, koruma miktarını etkilemede en önemli etmendir. Asit miktarı çok fazla olduğunda, asit ve bataklık bitkilerinin kökleri, kemikleri çürütürken, Tollund Adamı’nın cesedinin derisi bile bozulmadan kalmıştır. Dudakları, burnu, göz kapakları, kaşları, kırışıklıkları, saçı, uzamış sakalı ve hala kişisel özelliklerini taşıyan yüzü, yaşayan bir insana ait gibidir. Uyuyan biri gibi görünen Tollund Adamı’nın yüzündeki sakin ve huzurlu görüntünün ardında ise bir dram gizlidir.

Tollund Buluşu Bilimsel Araştırmalar İçin Önemli

Tollund Adamı, birçok bilimsel araştırma için çok önemli ipuçları taşır. Karbon-14 testleri (canlı varlıkların yaşlarının belirlenmesinde kullanılır. Çünkü canlı varlıkların bünyelerinde bulunan tek radyoaktif madde Karbon-14’tür), Tollund Adamı’nın M.Ö. 350’lerde ölmüş olduğunu gösterir. Öldüğünde 40 yaşlarında olduğu tahmin edilir. 1.61 cm boyunda olması günümüz insanlarıyla kıyaslandığında ufak tefek bir adam olduğunu gösterirken, parmak izleri ve ayak kalıbı, günümüz insanıyla benzerlik taşır. Ayağındaki iki yara izi, yalınayak yürüdüğünü ve bu yüzden bazen de ayağının kesildiğini bize anlatır.

Tollund Adamı’nın başı da vücudu gibi çok iyi korunmuştur. Saçı 5 cm uzunluğundadır. Kaşlarının bir bölümü bozulmadan durur. Sakalı da birkaç günlüktür. Saçındaki ve sakalındaki kırmızı renk ise bataklık suyundan kaynaklanır.

Vücudunun üst kısmının büyük bir bölümü deriyle kaplıdır, ancak omuzlarının bazı bölümleri çürümüştür. Sol kalça kemiği dışarı fırlamış olmasına karşın, cinsel organları iyi korunmuştur.

Giysi olarak üzerinde bir kuşak ve bir şapka vardır. Boynuna deri bir ip bağlanmıştır. İpin bir ucu çekilmek üzere halka oluşturacak biçimde düğümlenmiş ve sıkıca ilmek atılmıştır. İpin izi, boyundaki deride açıkça görülür ve bağlanış biçiminden adamın asılmış olduğu bellidir.

Son Yemek

Beyin röntgeninde başın yara almadığı anlaşılmıştır, ama beyin büzülmesine rağmen iyi korunmuştur. Otopsi sonucu adamın kalp, akciğerler ve karaciğerinin de iyi korunduğu görülmüştür. Mide ve bağırsaklarda hala son yediği yemeğin artıkları duruyordur… Son yemeğinde arpa, keten tohumu ve bataklık bölgelerde yetişen çeşitli otlardan yapılmış bir un çorbası içtiği tahmin edilir.

Yemeği, Demir Çağı’nın ilk zamanlarının tipik yemeğidir. Bir arkeolog, 2 bin yıl önceye dayanan bu yemeği hazırlamış ve Tollund Adamı’nın yaşamı boyunca bu yemeği yemeye zorlanmasının bile başlı başına büyük bir ceza olacağını vurgulamıştır.

Cam Kutudan Bakan Anlamlı Yüz

Ölüler gömülü oldukları bataklıklardan çıkarılınca, havayla temas eder etmez hızlı bir şekilde bozulmaya başlarlar. Bu yüzden, Tollund Adamı’nın başını korumak üzere onu önce su, asetik asit ve formalin karışımında 6 ay tuttular. Daha sonra sırasıyla yüzde 30’luk alkol, yüzde 90’lık alkol ve en son parafinle karıştırılmış saf alkol eriyiğinde bıraktılar. Sonuçta tek olumsuz yön, başın yüzde 12 oranında büzülmesiydi. Öte yandan, Orta Jutland’daki Silkeborg Müzesinde cam bir kutu içinden bakan anlamlı yüz gerçekten şaşırtıcıdır.

Tollund Adamı’nın neden asıldığını ve turba bataklığına gömüldüğünü hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Ama katil ya da katillerinin ona bir cani gibi davranmadıkları belli. Öldükten sonra hırpalamadan gözlerini ve ağzını özenle kapatıp, turba bataklığına taşımışlar. Ölümü konusunda yürütülen tahmin ise adamın toprak ana şerefine kurban edilmiş olabileceği…

Silkeborg Müzesinde Sergileniyor

Silkeborg Müzesi Müdürü Christian Fischer, “Tollund Adamı’nın gerçek yaşını ve doğum tarihini tam olarak bilmiyoruz, ama Viggo ve Emil kardeşler onu Tollund köyünde bulduklarında yeniden doğduğunu biliyoruz. Bu buluş enfes bir örnektir, çünkü Erken Demir Çağı’nda yaşamış olan atalarımızın yaşamları hakkında bize bilgi verir” diyor.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Bir Pasaporta Sahip İlk ve Tek Firavun Olan Büyük Ramses’in Fransa Yolculuğu

1974 yılında, Firavun’un II. Ramses’in (MÖ 1302 – MÖ 1212) mumyası için geçerli bir Mısır pasaportu (ölümünden yaklaşık üç bin yıl sonra) çıkarıldı ve böylece Paris’e uçabildi.

Mısırlılar ruhlarının öteki dünyada dirilip yeniden bedenlerine döneceklerine inanırlardı. Bu sebeple de mumyalanırlardı. Tabii Antik Mısır’ın en büyük imparatorlarından, Filistin’den başlayıp Sudan’a dek hüküm süren 2. Ramses, namıdiğer Büyük Ramses de şanına yakışır bir şekilde mumyalanmıştı.

Üç bin yılın ardından Büyük Ramses’in mumyası bozulmaya başlamıştı. Uzmanlar mumyayı kaplayan bakterilerin kritik seviyede zarar vermesini önlemek için bir çözüm aramaya başladılar.

1974 yılında mumyayı kurtarabilecek bir uzman grubu bulundu fakat bu grup Fransa’daydı. Bu da Ramses’in taşınması anlamına geliyordu. Başlı başına zorlu bir görev olan bu taşıma işlemi başlamadan önce ilginç bir engelle karşılaşıldı, Fransa topraklarına ayak basan herkesin ölü ya da diri fark etmeksizin bir pasaporta sahip olmasını şart koşuyordu ve bu bir şaka değildi.

Fransız yetkililer pasaportu olmadan Ramses’in mumyasını ülkeye almayacaklarını bildirdiler. Bir orta yol bulunamayınca Mısır hükümeti alınan özel kararla Ramses için bir pasaport hazırladı.

Üç bin yaşında biri için hazırlanan ilk pasaportta haliyle mumyanın fotoğrafı kullanıldı, tüm bilgiler bu pasaporta iliştirildikten sonra meslek kutucuğu şöyle dolduruldu: Kral (Merhum)

Ramses, Fransız damgalı pasaporta sahip ilk ve tek mumya olduktan sonra Fransa’ya yolculuğu başladı.

Fakat ilginçlikler pasaportla son bulmayacak, pasaporta iliştirilen ‘kral‘ ibaresi protokol kurallarının uygulanmasına yol açacaktı. Fransız yasalarına göre ülkeyi ziyaret eden krallar için özel bir karşılama yapılmalıydı.

Ramses’in mumyası da Paris’e giriş yaparken bu yasa gereği havaalanında askeri bando ve saygı duruşu eşliğinde karşılandı.

İncelemeler sırasında Mısırbilimciler, mumyanın farkedilir derecede ince boynuyla ilgilendi. Yapılan X-ışını taramaları, başını yerinde tutmak için, boyundan üst göğsün içine doğru yerleştirilmiş bir parça odun olduğunu ortaya çıkardı. Mumyalama sürecinde, mumyalanmayı gerçekleştiren kişiler tarafından başın yanlışlıkla düşürülmüş olduğuna inanılıyor.

Mısır kültüründe, vücudun herhangi bir parçası çıkacak olursa, bedenin ruhu, sonraki yaşamda var olmaya devam etmeyecekti. Bu yüzden mumyalama işlemini gerçekleştirenler, firavun II. Ramses’in başını dikkatlice yerleştirdiler ve başını yerinde tutmak için boynuna tahta bir çubuk yerleştirdiler.

Fransız uzmanlar tarafından bakımı yapılan mumyaya dair bilgiler de ortaya çıkacaktı. Yaşayan en uzun firavun olarak anılan Ramses 1 metre 70 santimetre boylarında, kızıl saçlı olarak kayıtlara geçti. Ayrıca onlarca savaşın fatihi, uçsuz bucaksız bir coğrafyanın hakimi olarak böyle tuhaf prosedürlerle karşılaşan ilk hükümdar olarak da anılacaktı.

Kaynak: onedio.com, arkeofili.com

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

İçinde Hayat İksiri Olduğu İddia Edilen Lahit ve Mumyalar İncelendi

Mısır’da inşaat çalışması esnasında tesadüfen bulunan ve içinde “hayat iksiri” bulunduğu iddiasıyla uluslararası kamuoyunun ilgisini çeken lahitteki mumyalara ilişkin ilk inceleme tamamlandı.

Mısır Tarihi Eserler Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Mustafa Veziri, yaptığı yazılı açıklamada, İskenderiye kentinde içinde 3 mumya ile kırmızımsı sıvı bulunan lahde ilişkin ilk incelemenin Mısırlı araştırma ekibince tamamlandığını bildirdi.

İncelemenin uluslararası standartlarda yapıldığı belirtilen açıklamada, lahitte altın yaprakları kullanıldığının tespit edildiği bilgisine yer verildi.

Araştırma sonucu, ilk iskeletin 20-25 yaşlarında ve 160-164 santimetre boylarında bir kadına, ikinci iskeletin 30-35 yaşlarında ve 160-165,5 santimetre boylarında bir erkeğe, üçüncü iskeletin de 40-44 yaşlarında ve 179-185,5 santimetre boylarında bir erkeğe ait olduğunun belirlendiği kaydedildi.

Son mumyanın başında 1,7 santimetre çapında yuvarlak delik olduğunun belirlendiği, ölmeden önce uzun süre yaşadığının anlaşıldığı, iskeletin sahibinin beyin ameliyatı geçirdiğinin tahmin edildiği bildirildi.

Lahde iki farklı zamanda defin işlemi gerçekleştirildiğinin düşünüldüğü ifade edildi.

Uluslararası medyanın ilgisini çeken lahitteki suyun renginin ise sarılı olan mumyaların dokusuyla yer altı sularının karışması sonucu oluştuğunun düşünüldüğü belirtildi.

İskenderiye kentinde geçen ay inşaat çalışması sırasında bulunan 30 tonluk lahdin içindeki suyun “hayat iksiri” veya “kırmızı cıva” olduğu konusunda medyada çeşitli iddialar yer almıştı.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın