Musa Köprüsü – Musa Peygamber’den İsmini Alan Yaya Köprüsü

Hollandalı mimarlar 17. yüzyıldan kalan bir kalenin yeniden yapılanması sırasında su dolu bir hendek içine ahşap bir yaya köprüsü yapmak için karar aldılar ve bu köprüye Musa Köprüsü adını verdiler.

tb

Özgün bir fikre dayanarak yapılmış bu ilginç köprü “2011 yılının en iyi tasarımı” ödülüne sahip.

tb

Uzaktan bakıldığında fark edilmeyen yaya köprüsü Hollanda’nın tarihi öneme sahip olan kanallar bölgesinde yapılmış. Bu bölgede 17. yüzyılda Fransa ve İspanya’dan gelen işgalleri önlemek için birçok kanal askeri korunak inşa edilmiş. İnsan geçişini engelleyen ve kayıklar için de sığ olan bu kanallar sayesinde bölge tarihte düşman işgalinden korunmuş. Bugün ziyaretçiler tarafından gezilen bu tarihi alanda geçiş için yapılan köprüler biri de Musa Köprüsü.

tb

Accoya ahşabı denen yüksek teknoloji ürünü, asetil işlemden geçirilerek dayanıklılığı arttırılmış (suya dayanıklı, çürümeyen, mantar üretmeyen ve yangına dayanıklı) bir tür sert tropikal bir ahşapla kaplanmış. Hollanda’da başka kanal setlerinde de kullanılan bu ahşap hem doğal hem de çürümeyen ve zehirleyici etkisi olmayan bir malzeme olduğu için tercih edilmiş.

tb

Merdivenlerle inilen ve su seviyesinin üst hizasının biraz üstüne kadar yükselen kaplamaları olan köprünün bir nevi “batık” olduğu söylenebilir. Bu haliyle suları yararak geçen köprü insanları da karşıya geçiriyor. bu köprü Hollanda 2011 yılı en iyi tasarım finalistleri arasında yer almış.

tb

tb

tb

Kaynak: trthaber, mitademo.com

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Meksika Sualtı Heykel Müzesi – MUSA

Karayip Denizi’ne uzanan sahilleriyle Meksika’nın en canlı kentlerinden olan Cancun, dünyanın en büyük sualtı heykel müzelerinden biri olan MUSA‘ya ev sahipliği yapıyor. Denizin hemen açıklarına, 4 ila 8 metre arasında değişen derinliklerine yerleştirilen yaklaşık 450 gerçek boyutlu insan figürü, aynı zamanda müzenin kurucusu olan İngiliz fotoğraf sanatçısı ve heykeltraş Jason deCaires Taylor‘ın elinden çıkma.

Salon Manchones ve Salon Nizuc adlı iki galeride toplanan eserler dalgıçlar tarafından ziyaret edilebiliyor.

Galeride sadece bir bakış açısı olabiliyor, ama sualtında heykellerin üzerinde süzülüp, aralarında dolaşabilirsiniz.

Sergiyi dalgıçların yanı sıra şnorkellilerin de ziyaret edebilmesi için heykeller dört ve sekiz metre derinliklerindeki iki ayrı galeride toplanmış: Salon Manchones ve Salon Nizuc.

Toplam ağırlığı 200 tonu geçen koleksiyon 420 m2’lik çorak bir deniz yatağına yayılıyor. Özel malzemesi sayesinde doğal hayata uyum sağlayarak, yapay resif görevi de görüyor.

Taylor heykellerin sualtı hayatının doğal bir parçası olabilmesi için PH değeri nötr olan, dayanıklı bir çimento kullanmış. Bu sayede mercanlar ve çeşitli deniz canlıları heykellerin üzerine yuvalanıp, onları ev edinebiliyor ve bir yandan da görünüşlerini zaman içinde olağanüstü şekillerde değiştirebiliyor.

Dalış hocası olduğumda, mercan kayalıklarının nasıl yok edildiğine şahit oldum, bu da beni yapay resif olarak hizmet verebilecek bir sanat eseri yapma fikrine götürdü.

“İnsanların doğaya karşı gelmediği, doğayla uyum içinde yaşadığı bir imge yaratmak istedim. Buradaki “insanlar” bir habitat oluşturacak. Böylesi bir güzelliği benim ellerimle üretmem mümkün değil, bunu sadece doğa yapabilir.”

Cancun Deniz Parkı’nda yer alan bu doğa dostu müze aynı anda birkaç turistik stratejiye hizmet ediyor. Başlı başına bir çekim merkezi olması dışında, müzenin bu parka eklenme sebeplerinden biri de yılda neredeyse bir milyon turist ağırlayan parktaki yoğunluğun farklı bölgelere dağıtılması ihtiyacıymış. Böylece tüm turistlerin akın ettiği, kasırgaların yıprattığı doğal mercan kayalıklarının biraz olsun dinlenebilmesini ümit etmişler. Yaklaşık 650.000 liralık başlangıç bütçelerinin büyük bir kısmı Meksika hükümeti tarafından karşılanırken, bölgenin gelişmesini isteyen kişi ve kuruluşlar da bağışlarıyla projeye destek vermiş.

Jason deCaires Taylor, MUSA projesine başlamadan önce, Grenada’da açtığı sergiyle sesini duyurmuştu. Bu sergide yer alan Vicissitudes isimli çalışması, altı ayda tamamlanan ve toplam ağırlığı on beş tonu bulan 26 çocuk heykelinden oluşuyor. Taylor figürleri önce tek tek denizin dibine indirmiş ve birleştirebilmek için bir hafta boyunca denizin altında çalışmış.

Her yıl 1 milyona yakın turistin uğrak yeri olan park ve müze, bölgenin gelişmesine de bir hayli katkı sağlıyor. Doğal resiflere olan yüksek rağbeti ve beklenen tahribatı biraz olsun azaltmak için bilinçli olarak projelendirilen müze, sivil toplum örgütlerinden de büyük destek görüyor. Her yaştan profesyonel ve amatör dalgıcın ilgisine nail olan alan, turlarla gezilebiliyor. Şnorkellilerin gezebilmesi için sığ bir galeri de bulunduran Meksika Su Altı Heykel Müzesi, sanat meraklılarını spora davet ediyor. Deniz canlılarının beslenmesi, saklanması ve yaşamı için uygun alanlar oluşturan müze, insanların dalış ile sağlıklı olmasına da katkı sunuyor.

Dalış esnasında sanatseverler hızla kalori yakarken aynı zamanda benzersiz bir görsel şölene de tanık oluyor. Mercanların üremesi için özel olarak dizilen heykeller, doğanın kendini yeniden biçimlendirmesine de katkı sunuyor. Heykelleri evi edinmiş onlarca yengeç, yüzlerce balık ve birçok deniz canlısı dalışta ziyaretçileri selamlıyor. Günümüzde yosunla kaplanmaya başlayan heykeller, yeryüzündeki diğer heykellerin aksine her an doğa tarafından şekillendirilmeye devam ediyor.

Kaynak:
https://www.underwatersculpture.com/
http://www.sanatblog.com/meksikanin-devasa-heykel-muzesi-musa/

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın
1