Pompei – Taş Kesilen Şehir

-

İtalya’da Pompei şehrinin tüm halkı günümüzden 1939 yıl önce taş kesilerek öldü. Vezüv yanardağı hepsinin üzerini lavla örtmüştü. Şehir haritadan silindi.

Tarih 23 Ağustos 79. Pompei’de Roma İmparatorluğu hüküm sürmekte. İmparatorluğun başında ise Caligula var. Tarihin gördüğü en gaddar ve en sapık hükümdarlarından biri…

Şehrin “edepsizliğe” düşkünlüğü nedeniyle tarihten silindiğine inanç çok büyüktür. Hatta bazılarına göre Pompei de, Sodom ve Gomore gibi Allah tarafından cezalandırılan şehirlerden biridir. İmparator Caligula zaten kendi kızkardeşine aşık olarak en büyük günahı işliyordu. Halkın ise ondan geri kalır yanı yoktu. Bir ticaret şehri olan Pompei`nin dört bir yanı genelevlerle çevriliydi. Ayrıca eşcinsellik de normal karşılanıyordu.

Nüfusun yüzde 60’ı asil halktan, yüzde 40’ı köleden oluşuyordu. Asiller müthiş bir zenginlik içindeydi. Rivayete göre önce yemek yer, daha sonra yediklerini kaz tüylerini kullanıp kusarlardı. Nedeni ise daha fazla yemek yiyebilmek, yemek zevkinden sonuna kadar faydalanmaktı.

Felaket günü şehirde normal hayat devam ediyordu. O gün hava her günkünden biraz daha boğucuydu… Üstelik çok hafif de bir deprem olmuş, ama önemsememişlerdi. Biraz sonra kül yağmuru başladı. İnsanlar önce umursamadı. Belli ki yaşlı Vezüv daha önce de böyle faaliyetlerde bulunmuştu. Ama bu seferki geçmedi, bitmedi. Paniğe kapılanların bazıları limana doğru koşmaya başladı, bir kısmı ise kendini evine kapadı. Limana doğru koşanları kötü bir sürpriz bekliyordu. Deniz kabarmıştı, azgın dalgalar gemileri lavlara doğru atıyordu. Zaten gökten de iri kum taneleri şeklinde kızgın taşlar yağmaya başlamıştı. Evlerine sığınanlar ise, yoğun kükürt dumanından boğulmamak için kendilerini dışarı atmakta, bu defa da üzerlerine yağan taşlarla helak olmaktaydılar. İlk kayıplar yere düşen gaz yüklü siyah taşların patlamasıyla verildi. Gökyüzü kararmıştı, göz gözü görmüyordu.

Tüm şehrin yok olması birkaç saat sürdü. Korkunç felaketten kimse kurtulamadı. 18 kilometrelik bir alan içerisindeki Pompei lavlar altında kalmıştı. Pompei`nin 16 bin kişilik nüfusunun büyük bir bölümü taş olmuştu. Vezüv öylesine kuvvetli püskürmüştü ki, kül bulutları, felaketi haber verircesine Anadolu, Suriye hatta Mısır`a kadar uçuşmuştu.

Lavlar Pompei ve komşu şehirleri öylesine aniden yok etmiş ve taş kesmişti ki; bugün o insanların günlük yaşayışlarını, yeni kurulmuş bir film seti gibi görebilmekteyiz. Ocaktan indirilmemiş bir domuz, fırından çıkarılamamış ekmekler, sırtlarındaki mücevher çuvalıyla sokak kapısını açmaya çalışırken yığılıveren kadın ve erkekler. Kiminin başı ellerinin arasında, kimi çocuğuyla kaçma derdinde. Bir yanda, şehir kapısı önünde üst üste yığılmış cesetler… Öte yanda, bir zengin evinde cenaze şölenine katılan ve yerlerinden kalkmaya bile fırsat bulamadan ölen insanlar.

İsis tapınağı, tiyatro… Hepsinin de yaşadıkları son anları dondurulmuş bir şekilde duruyor. Yazıcı dükkânındaki balmumu tabletler, kitaplıktaki papirüs tomarları, hamamlarda kaşağılar, meyhane tezgâhlarında kadehler ve son müşterilerin bıraktıkları paralar. Ev ve dükkân kapılarında sahiplerinin isimleri, umumi tuvaletlerdeki pislik bulaşıkları bile aynen duruyor.

Tüm zenginlikler, makamlar, güzelliklerle birlikte Pompei`nin insanları taş oldu. O insanlar bugün İtalya`da açık hava müzesinde görülebilir.

Jeologlara göre halkın ölüm sebebi kükürt gazı. Taşa dönmelerinin sebebi ise yanardığın püskürttüğü volkanik tozun sertleşmesi. Bu lavlar kalıp oluşturmuş, zamanla içerdeki vücut çürümüş fakat kalıp aynı kalmıştır.

Pompei

Pompei

Pompei

Pompei

Pompei

Pompei

Pompei

Pompei

Pompei

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Batı Şeria’da 9 Bin Yıllık Taş Maske Bulundu

Batı Şeria’daki El Halil kenti güneyindeki tepelerde yürüyüş yapan biri tarafından tesadüfen 9 bin yıllık taş maske bulundu.

Çanak Çömleksiz Neolitik B dönemine tarihlenen taş maske

Arkeologlar taştan yapılmış olan bu Neolitik dönem eserinin, günümüze ulaşan dünyanın en eski ritüel maskeleri arasında olduğunu söylüyor. Söz konusu maske, insanlar geçim kaynağı olarak avcı-toplayıcılıktan, besin üretimine (tarıma) geçtiklerinde ve karmaşık toplumlar oluşturmaya başladıkları zamanda yapılmış.

Maskenin ve bölgedeki diğer buluntuların keşfi, onlarca yıldır kafaları karıştıran bu kaba görünümlü maskelerin işlevi hakkında daha fazla bilgi edinme şansı verebilir.

Bu maskelerin tarih öncesinde oynadığı rol bilinmiyor fakat arkeologlar, bunların ata kültü ile ilişkili bir rol oynamış olabileceğinden şüpheleniyor.

9 bin yıllık maske, geçtiğimiz yıl yürüyüşe çıkmış bir göçmen tarafından yüzeyde öylece dururken tesadüfen bulunmuştu.

Göbekli Tepe’de bulunan daha büyük boyutlu bir taş maske

İsrail Eski Eserler Dairesi hırsızlık önleme biriminde bir arkeolog olan Ronit Lupu, maskenin tam yerini ya da yerleşimcinin kimliğini bilmediğini, ancak herhangi bir yanlış durum ya da yağma girişimi olduğuna inanmak için sebep olmadığını söyledi.

Maskenin keşfedilmesinden bu yana arkeologlar, bulunduğu iddia edilen yeri araştırıyor ve orijinalliğini ve kimliğini doğrulamak için eseri test ediyorlar.

Bugüne kadar sadece 15 Neolitik maskenin gerçek olduğu doğrulandı ve hemen hemen hepsi, arkeolojik kazılar yerine, dünya çapında özel koleksiyoncuların ellerinde ortaya çıktı. Yani uzmanlar bunların kökeni veya işlevleri hakkında çok fazla bilgi toplayamıyor.

Buluntuyu inceleyen ve tarihöncesi alanında uzman olan arkeolog Omry Barzilai, “Bu maskeler gibi nadir tarih öncesi eserler, yağmacılar ve kaçakçılar için temel hedef ve antikacılar piyasasında her birini satmaya çalışıyorlar.” diyor. Bu tür nadir eserlerin ticareti, eserin gerçekliğini kanıtlamada ortaya çıkan güçlükler ve bölgede onunla ilişkili diğer eserlere ulaşma fırsatını kaybetmesi nedeniyle arkeologlara son derece zorluk çıkarıyor.

Batı Şeria’da bulunan 9 bin yıllık maskenin yandan görünümü

Bazı maskelerin yanlarında delikler olsa da, yüze takılıp takılmadıkları belli değil ve bu amaç için çok hantal olabilirler. Ölüm maskeleri olarak kullanılmış ya da başka bir şekilde sergilenmiş olabilirler.

Neolitik dönemden insan yüzünün diğer taş temsilleri, Türkiye’deki Göbekli Tepe de dahil olmak üzere, Levant genelinde bulunmuştu. Fakat bunlar nispeten soyut olma eğilimindeydi ve araştırmacılar aslında bunların maske olarak kabul edilip edilemeyeceği konusunda kararsız. Sonuç olarak, güney İsrail’de bulunan Neolitik maskeler, bu kültürel fenomenin en erken örnekleri olarak görülüyor.

2014 yılında İsrail Müzesi, dünya çapında bulunan Neolitik maskelerin bir sergisine ev sahipliği yaptı. Sergi, maskeleri bulmak için on yıl süren bir araştırmanın sonucuydu ve eserler özgünlüklerini belirlemek için çok sayıda bilimsel testten geçtiler. Belirlenen bir sahte maske çıkarıldıktan sonra uzmanlar, gerçek olanların Judean tepelerinde ve çevresindeki çölde yapılmış olduğu sonucuna vardılar.

Eretz İsrail Müzesi’nin baş küratörü yardımcısı Debby Hershman, “Maskeleri bulmak için çok fazla dedektif çalışması yaptık ve gerçek olup olmadığını belirlemek için bilimsel bir protokol geliştirdik.” diyor.

Maskenin bulunduğu alanda yapılacak ayrıntılar kazılar önemli bilgiler verebilir

Ekibin ulaştığı sonuçlardan biri, maskelerin ritüellerde kullanılmak üzere yüzlere bağlanmış olabileceği. Bu sonuç, üç boyutlu rekonstrüksiyon ve eserlerin analizine dayanıyordu; Maskelerdeki gözler ve ağız arasındaki mesafeler, insan yüzünün oranlarını takip ediyordu ve kullanıcının kolayca görmesini ve nefes almasını sağlıyordu.

Yine de, buluntunun arkeolojik bağlamı ile ilişkilendirilmesinin bir alternatifi yoktu. Maskeyi bulan yerleşimcinin yardımıyla, arkeologlar yeni maskenin bulunduğu yeri tespit etti ve bir ön kazı yaptı. Çanak Çömleksiz Neolitik B adı verilen döneme özgü çakmaktaşı aletler ortaya çıkardılar ve bu dönem aynı zamanda diğer maskelerin de yapıldığı dönemdi.

Bulunan aletlerin ve maskenin üzerinde binlerce yıldır oluşan kalsit kabuklarındaki izotopların test edilmesi, bunların hepsinin aynı yere ve aynı zamana ait olduğunu kanıtladı.

Lupu, “Bu, son 35 yıl içinde bulduğumuz ilk maske, bu yüzden çok önemli. Ancak daha da önemlisi, siteyi tamamen kazma ve bu kült nesnenin ilişkili olduğu maddi yaşamı daha iyi anlama şansımız var. Nasıl kullanıldığı veya hangi bağlamda kullanıldığı anlaşılabilir.” diyor.

Bu maskenin, Nahal Hemar’da bulunan ile birlikte, Batı Şeria ve Judean çölü arasında bulunduğu gerçeği, bu fenomenin bu bölge ile sınırlı olduğu varsayımını güçlendiriyor. Taş maskeler, Levant’ın diğer bölgelerindeki benzer ikonografik fenomenlerin yerel versiyonları olabilir.

Kuzey İsrail’deki ve Şam’a kadar uzanan neolitik alanlar genellikle sıvalı kafatasları ile biliniyor. Bu kafatasları, ölülerin kafatasları çıkarıldıktan sonra, sıva, deniz kabukları ve diğer malzemelerle süslenerek yapılıyordu. Başka yerlerde, Ürdün Vadisi’nde ve doğusundaki arkeologlar insan figürlerinin alçı heykelciklerini buluyor.

En olası açıklama, bu eserlerin, avcı-toplayıcı olmaktan çıkıp tarıma başlayan insanların ata kültünün yerel varyasyonlarını temsil etmesi.

Neolitik döneme tarihlenen taş maskeler çok nadir olarak bulunabiliyor.

Araştırmacılar, “Bu, tahılların evcilleştirildiği Neolitik devrimin en zirve noktası. İnsanlar yerleşti ve güzel sıvalı zeminler ile evler inşa etti ve çok gelişmiş bir malzeme kültürü yarattı. Tarımsal bir topluma dönüştüğünüz zaman, arazi büyük ölçüde önem kazanır, çünkü ona çok fazla yatırım yapmış olursunuz ve bunu bir şekilde sizin olduğuna dair işaretlemelisiniz: mimari, mezar veya ritüel aracılığıyla.” diyor.

Başka bir deyişle, Neolitik maskeler, sıvalı kafatasları ve figürinler, neredeyse bir ritüel mülk kaydı olarak işlev görmüş olabilirdi. Sıvalı kafatasları, kelimenin tam anlamıyla – bu erken dönem çiftçilerinin atalarıydı; bu eserler, bir yerle bağlantılarını ve belli bir toprak parçasına sahip olma haklarını göstermek için sergilenmiş veya ibadet görmüş olabilirler.

Bu teorinin doğru olup olmadığı, yeni keşfedilen bölgedeki arkeolojik kazı sonucu ortaya çıkabilir veya çıkmayabilir. Ama düşünün ki, bu, insanların bugün Ortadoğu’da ve dünyanın diğer çatışan bölgelerinde yaptıkları şeylerden çok da farklı değil. 9.000 yıl sonra Yahudiler, Araplar ve diğer gruplar, aynı topraklarda atalarının varlığını hala hatırlatarak “Burada olma hakkımız var.” diyor.

Kaynak: Batı Şeria’da 9.000 Yıllık Taş Maske Keşfedildi | Arkeofili

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Kosta Rika Taş Küreleri

Kosta Rika Taş Küreleri

Orta Amerika ülkelerinden Kosta Rika, taş çağından kalma gizemleri barındımaktadır. Ormanların içlerinde, dağların tepelerinde ve ırmaklarda binlerce matematiksel olarak kusursuz taş küreler gizlenmektedir. Onların matematiksel hassasiyeti ve büyüklükleri biliminsanlarını şaşırtmaktadır. Taş küreleri kimin, ne zaman ve neden yaptığı bilinmiyor ancak oradaki yerlilerin inanışına göre bunlar ”gökyüzü kürelerini” temsil etmektedirler.

Taş Küreleri bilim insanlarının karşısına ilk kez 1939 yılında çıktı ve hala gizemini koruyor. Her biri 1 ton ila 22 ton arasında değişen devasa kürelerin kimler tarafından ve ne amaçla yapıldığı hiç bir zaman bilinmedi.

Kosta Rika coğrafyasının neredeyse tamamına yakınında, sahillerde, dağların eteklerinde, derin vadilerde hatta tarlaların orta yerinde görmek mümkün. İnsan eliyle yapılan Kosta Rika taşlarının en yenisi milattan önce 200 yılında üretilmiş. Sert volkanik granodiyotirkler, Bazalt, Kireç taşları ve kumtaşlarndan yapılanlar da var. Terraba Nehir yatağını dolduran ve sel sularının sürükleyemediği taşların kapladığı alan bazen 40 km yi buluyor. Kosta Rika toplarının bir benzeri ise Kosta Rika’dan binlerce km uzakta Yeni Zelanda’nın Palmerstoun kasabası yakınlarında bulunuyor.

Biliminsanları sahilde bulunan her biri 4 ton ağırlağındaki kürelerin yaşını 60 milyon yıl olarak hesaplıyor. Bu küre taşlarının nasıl oluştuğu ve nasıl aynı hizaya konumlandığını ise henüz açıklayan yok. Dünya’da bilim adamlarının kafasını kurcalayan küre taşlarından şimdiye kadar Meksika, Paskalya Adaları, Bosna Hersek, İskoçya, ABD, Sırbistan ve Japonya’ya ait Nishijima adacığında bulunduğu biliniyor.

Yerel efsanelere göre kürelerin merkezi altındandır. Bu yüzden bir çoğu kırılmışlardır. Ancak küreler tek parça granitten yapılmışlardır. Olayın bilmece kısmı ise, bugüne kadar yapıldıkları yere ve yönteme ait bir buluntuya rastlanılmamasıdır.

Bu taşların küre şeklindeki uzay gemileriyle bir bağlantısı olabilirmi? Bu bazılarına göre mükemmel bir teoridir. Kosta Rika’nın yerlileri tarihimizin kayıp halkalarından birine sahip olabilirlermi?

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın