Uçan Balık

Uçan balık, 64 cinsten oluşan Exocoetidae familyasını oluşturan balık türlerinin ortak adıdır. Yüzgeçlerini kanat olarak kullanıp kısa mesafeleri uçabilirler. Çoğunun görünüşleri sardalyalara benzer ama bunlarla akrabalıkları yoktur. Özellikle tropik ve subtropik denizlerde bulunurlar. Bu familyanın Türkiye’deki Exocoetus volitans türü, güney Ege denizi ve Akdeniz’de bulunur. Boyları 45 cm’ye kadar ulaşabilir.

Bilinen en eski uçan veya kayan balık fosili, 235-242 milyon yıl önceye ait Potanichthys xingyiensis’tir, Ancak bu balık modern uçan balıklarla bir akrabalığı yoktur. Modern uçan balıklar 66 milyon yıl önce bağımsız bir tür olarak ortaya çıkmıştır.

Uçuş mesafesi

Mayıs 2008’de Japon NHK televizyonundan bir ekip Yakushima Adası açıklarında bir uçan balığı görüntülediler. Balık havada 45 saniye kaldı. Bundan önceki rekor 42 saniye idi. Uçan balıkların uçuşları genel olarak 50 metre civarındadır, fakat dalgaları ve akıntıları kullanarak 400 metreye kadar uzağa gidebilirler. Hızları saatte 70 kilometreye varabilir. En fazla uçuş yüksekliği deniz seviyesinden 6 metre yukarıdadır.

Bazen yanlışlıkla küçük teknelerin içine düşebilirler. Uçan balıklar sudan dışarı sıçrayabilmek için kuyruklarını saniyede 70 kereye kadar sallarlar. Daha sonra havalanmayı sağlaması için ön yüzgeçlerini yana açıp hafif aşağı doğru çevirirler. Suyun üzerinde kaymayı bitirdiklerinde yüzgeçlerini tekrar kapatır veya kuyruklarını suya vurarak yeniden başka bir yöne doğru kayarlar.

Balıkçılık

Uçan balıklar Japonya, Vietnam, Çin ve Endonezya’da ticari olarak ağ veya kepçe ile avlanmaktadır. Salomon Adalrında balıklar uçarken kanoların üstünde elde tutulan ağlarla yakalanırlar. Balıklar el feneri ışığına gelmektedir, avlanma sadece ayışığı olmadığı günlerde yapılmaktadır.

Mutfak

Japon mutfağında kurutulmuş olarak tüketilir veya tobiko adı verilen sushi yapımında kullanılır. Uçan balıklar Tayvan’da Orkide Adaları’nda yaşayan Tao halkının da günlük diyetlerinde yer alır. Uçan balıklar ‘Uçan balık ülkesi’ olarak adlandırılan Barbados’un milli yiyeceği kabul edilir. Barbados pasaportunun üzerinde hologram olarak bulunur.

Göç

Uçan balıklar Venezuela’da bulunan Orinoko Irmağının etrafı ile Barbados etrafında plankton tarafından zengin Atlantik mercanlarının arasında göç ederler. Ancak günümüzde göç en fazla 120 km ötede bulunan Tobago adasına kadar sürmektedir. Uçan balık avcılığı Tobago ve Barbados arasında diplomatik sorunlara yol açmaktadır.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Lagari Hasan Çelebi – Roketle Uçan İlk Türk

Roketle uçan ilk Türk - Lagari Hasan Çelebi

IV. Murat dönemi`nde (1623-1640) yaşamış bir Türk bilginidir. Kendi icadı olan 64 kg.’lık barut ile çalışan, yedi kollu roketle Sarayburnu açıklarında göğe yükselmiş ve yine kendi yapmış oldugu ilkel paraşütle denize inmeyi başarmıştır. Padişahın huzuruna getirilmiş ve yetmiş akçe aylık ile sipahi yazılmıştır. Sonra Kırım’a Selamet Giray Han’ın emrine verilmiş ve orada ölmüştür. Bu döneme ait bilgiler Evliya Çelebi`nin Seyahatnamesi`nden aktarılmıştır. Roketle Uçan İlk Türk: Lagari Hasan

Füzeciliğin atası olarak kabul edilen ünlü Türk bilgini/mucidi Lagari Hasan Çelebi, 17. yüzyıl başlarında barut dolu haznesi bulunan basit bir hava roketi icat edip, barutun itme gücüne dayalı tepki prensibini kullanarak ilk kez havalanmayı başarmıştır.

Hasan Çelebi’nin, kendi icadı olan füzeye benzer, yedi kollu 50 okka barut macunu yüklü fişekle havaya uçup, sonra kartalınkine benzeyen kanatlarla salimen denize inmesi ise, roket tekniğinde çığır açan ve havacılık tarihine geçen bir başka muhteşem hadisedir.

Hasan Çelebi, Hezarfen Ahmed Çelebi ile aynı dönemde yaşamış ve çalışmalarında onu örnek almıştır. Hezarfen’in keşif gösterisinden daha muhteşem olan keşfini, Padişah IV. Murad’ın huzurunda, kızı Kaya Sultan’ın 1633 yılındaki doğum gecesinde tertiplenen akika şenliğinde sergilemiştir.

Yaklaşık 250-300 metre kadar havalandığı ve 20 saniye boyunca havada kaldığı ölçülmüş; barutu tükendikten sonra vücuduna bağladığı kanatlar sayesinde Boğaziçi’ne oldukça yumuşak bir iniş yapmıştır.

Sultan Murad’ın takdir, övgü ve ihsanına mazhar olan bu gösteriyi, Evliya Çelebi şöyle hikâye etmiştir:

"Lâgarî Hasan Çelebi, Murad Han’ın, Kaya Sultan adlı yıldız gibi temiz kızı doğduğu gece akika şenliği oldu. Bu Lâgarî Hasan, elli okka barut macunundan, yedi kollu bir fişenkicad etti. Sarayburnu’nda, hünkâr huzurunda fişenge bindi. Talebeleri fitili ateşlediler. Lâgarî: ‘Padişahım! Seni Allah’a ısmarladım, İsa Nebi (Allah tarafından göğe çekildiğinden olsa gerek) ile konuşmaya gidiyorum.’ diyerek dualar ederek göklere çıktı.

Yanında olan fişenkleri ateş edip denizin yüzünü aydınlattı. Gökkubbede, büyük fişenkliğin barutu kalmayıp da yere doğru inerken denize indi. Oradan yüzerek çıplak olarak Padişahın huzuruna geldi. Yeri öperek ‘Padişahım! İsa Nebi sana selam eyledi.’ diye şakaya başladı. Bir kese akça ihsan olunup, yetmiş akça ile sipahi yazıldı.

Modern Roket Teknolojisinin Öncüsü

Sonuç itibariyle Lagari Hasan Çelebi, Avrupa’da ilk ciddi roket denemelerinin yapılmasından yaklaşık 250 yıl önce roketle uçuş keşfini başarıyla gerçekleştirmiştir. Rus roket tekniği bilgini S. N. Kuzmenko’nun yaptığı araştırmalara göre, 17. yüzyıldan sonra ilk olarak Rusya’da Ukrayna bölgesinde roket tekniğiyle ilgili bilimsel çalışmalar başlamıştır.

Rokete ait ilk tarife, Ukrayna’da 1650 yılında rastlanmıştır. Sonraları, Nikolojev ve K. I. Konstantinov (1818-1871), Rus roket tekniğinin bugünkü seviyesine gelmesini sağlayan çalışmalarını, yine Ukrayna’da bu ilk çalışmalar üzerine bina etmiştir.

Ukrayna’daki ilk Rus roket tekniği çalışmalarının, Lagari Hasan Çelebi’nin Kırım’da ikamet ederken ölmesinden hemen sonra başlaması da oldukça enteresandır. Bu noktada, Rus roket tekniğinin gelişmesinde Hasan Çelebi ve talebelerinin tesiri olabileceği kuvvetle muhtemeldir. Rus bilim adamı S. N. Kuzmenkoda bu görüşü benimsemiş ve bunu destekleyici mahiyette Rus arşivlerinde kayıtlara rastladığını belirtmiştir.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Uçan Hollandalı – Flying Dutchman

Doğunun zenginliğini sömüren Hollanda gemilerinden bir geminin efsanesidir. Van Der Decken'(Davy Jones)ın kaptanlığını yaptığı ‘Uçan Hollandalı’ mola vermek için Ümit Burnu’na yönelir fakat gelen fırtına bulutlarını fark etmezler ve limana doğru ilerlerler . Bölge kayalıktır. Fırtına çıkınca gemi kayalara çarpıp alabora olurken Van Der Decken ”Ne pahasına olursa olsun Ümit Burnu’nu geçeceğim” der, ancak gemi batar ve tabii ki bu sözü gerçekleşmez.

Fakat bölgedeki insanların bazıları birkaç fırtınada bu gemiyi gördüklerini söylemişlerdir ve bu efsane dilden dile yayılmıştır. Ardından Uçan Hollandalı bir efsane olarak tarihteki yerini almıştır.

Edebiyatta pek çok yazar bu hikâyeye yer vermiştir.Washington Irving The Flying Dutchman on Tappan Sea (1855) ve Bracebridge Hall (1822) eserlerinde efsaneyi anlatmıştır.Samuel Taylor Colleridge efsaneden esinlenerek İhtiyar Denizci isimli şiirini yazmıştır. Geminin kaptanı Van Der Decken (Davy Jones) ise denizci argosunda denizin ruhunu temsil eder. Denizin dibine gitmek yerine Davy Jones’un yanına gitmek kullanılır. Define Adası ve Peter Pan gibi çoğu korsan öyküsünde denizciler konuşurken Davy Jones ve Uçan Hollandalı’ya gönderme yaparlar.

Davy Jones ise edebiyatta ilk kez 1726’da Daniel Defoe’nun Four Years Voyages of Capt. George Roberts eserinde , ilk karakter tanımıysa 1751’de yayımlanan Tobias Smollett’in The Adventures of Peregrine Pickle eserinde yer almıştır.(Bu tanımda Davy Jones,alev nefesli ,boynuzlu, kurbağa başlı bir canavar olarak tanımlanmıştır.)Washington Irving Adventures of the Black Fisherman,Herman Melville Moby Dick ve Charles Dickens Bleak House isimli eserlerinde Davy Jones’a göndermeler yapmışlardır.Hikayeye inanan onlarca denizci umit burnunu ziyaret edip fırtınalı günlerde gemiyi gördüklerini iddia ederler. Denizcilerin sözlerine göre uçan bir gemidir. Fakat günümüzde bu geminin sadece bir tür serap olduğu bilimsel kanıtlarla ispatlanmıştır.

Ayrıca Karayip Korsanları film serisine de konu olmuştur.

Flying Dutchman (yelkenli)

Flying Dutchman, yelken sporunda kullanılan teknelerden biridir. 2 kişilik mürettabat gerektiren tekne, 145 kilogram ağırlığındadır.

Roma’da düzenlenen 1960 Yaz Olimpiyatları’nda ilk kez olimpik sınıf olarak kabul edilen tekne ve branş Barselona’daki 1992 Yaz Olimpiyatları’na dek bu statüsünü korumuştur.

1950’lerde Türkiye’nin de tanıştığı bu branşta 1982’ye dek Türkiye şampiyonaları düzenlenmiş, bu tarihten itibaren yarış programından kaldırılmıştır. Halihazırda Türkiye’de tatbik edilmemektedir.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın