Azerbaycan Cumhuriyeti

Azerbaycan Cumhuriyeti
Baskent Bakü
Resmî diller Azerice
Yönetim Şekli Başkanlık Sistemi
Yüzölçümü 83.879 km²
Nüfus 9.967.724
Nüfus Yoğunluğu 105,8 kişi/km²
Para birimi Manat (AZN)
Zaman dilimi (UTC+4)
Telefon kodu +994
İnternet TLD .az

Azerbaycan (resmî adıyla Azerbaycan Cumhuriyeti), Batı Asya ile Doğu Avrupa’nın kesişim noktası olan Kafkasya’da yer alan bir ülkedir. Güney Kafkasya’nın en büyük yüzölçümüne sahip ülkesi olan Azerbaycan’ın doğusunda Hazar Denizi, kuzeyinde Rusya, kuzeybatısında Gürcistan, batısında Ermenistan ve güneyinde İran ile komşudur. Kendisine bağlı olan Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’nin ise kuzey ve doğusu Ermenistan ile, güneyi ve batısı İran ile çevrilmiştir, Türkiye ile de 17 km’lik sınırı bulunmaktadır.

Azerbaycan, zengin kültürel mirasa sahiptir. Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkeler arasında opera, tiyatro gibi sahne sanatlarını barındıran ilk ülke olma özelliğini taşır. Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti 1918 yılında kurulmuştur, ancak iki yıl sonra 1920, 26 Nisan’da Kızıl Ordu sınırı geçerek Azerbaycan’a girmiş, 28 Nisan 1920’de Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kurulmuş ve ardından Sovyetler Birliği topraklarına katılmıştır. Ülkenin tekrar bağımsızlığını kazanması 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılması ile gerçekleşmiştir. Karabağ Savaşı sırasında Ermenistan, Dağlık Karabağ bölgesini ve bu bölgenin çevresindeki yedi rayonu işgal etti. Dağlık Karabağ’da ortaya çıkan Dağlık Karabağ Cumhuriyeti, fiilen savaşın sona ermesinden bu yana bağımsız olmasına rağmen, diplomatik anlamda hiçbir devlet tarafından tanınmamaktadır ve Azerbaycan’a bağlı bir de jure bölge olarak kabul edilmektedir.

Azerbaycan, üniter bir anayasal cumhuriyettir. Türk Keneşi ve TÜRKSOY‘un etkin üyesidir. 158 ülkeyle diplomatik ilişkisi ve 38 uluslararası kuruluşa üyeliği vardır. GUAM (Demokrasi ve Ekonomik Kalkınma Örgütü), Bağımsız Devletler Topluluğu ve Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nün kurucu üyelerindendir. 1992’den bu yana Birleşmiş Milletler’e üyedir, 9 Mayıs 2006’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kurulan İnsan Hakları Konseyi’nin üyeliğine seçilmiştir. Ayrıca Bağlantısızlar Hareketi, AGİT ve Avrupa Konseyi’ne de üyedir, Barış İçin Ortaklık projesinde NATO ile iş birliği yapmaktadır.

Azerbaycan Anayasası’nda resmî din yoktur ve ülkedeki tüm ana siyasi güçler laik milliyetçidir ancak halkın çoğunluğu ve kimi muhalefet güçleri Şiilik inancına sahiptir. Diğer Doğu Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu ülkeleri ile karşılaştırıldığında Azerbaycan, sosyal ve ekonomik gelişme ile okuryazarlık oranında yüksek seviyelere ulaşmıştır. İşsizlik ve intihar oranları da düşüktür. Azerbaycan, 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde iki yıllık daimi olmayan üyeliğe başlamıştır.

Azerbaycan bayrağı
Azerbaycan arması

Azerbaycan bayrağı hakkındaki ilk kararı Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti hükümeti tarafından 1918’de alınmıştır. Buna göre, Azerbaycan bayrağı mavi gök rengi, kırmızı ve yeşil yatay şeritlerden oluşmuştur ve kırmızı zemin üzerinde ak renkte sağa bakan bir hilal ve sekiz köşeli bir yıldız bulunmaktadır. Bayrak 1:2 boyuttadır.

Bayraktaki gök renk Türklüğü, yeşil renk İslamiyeti, kırmızı renk ise uygarlığı temsil etmektedir. Resmi renkler ve boyut 5 Şubat 1991 tarihinde kabul edilmiştir.

Azerbaycan arması

Azerbaycan arması, 1993 yılından beri kullanılmaktadır. Kalkanın içerisindeki dairesel mavi, kırmızı ve yeşil renkler Azerbaycan bayrağında belirtilen Türklüğü, çağdaşlığı ve İslamı simgeler. Kalkanın ortasında bulunan sekiz kollu yıldız güneşin simgesidir. Güneş’in merkezindeki alev tasviri “Odlar Yurdu” Azerbaycan’ı temsil eder. Alevde ustalıkla işlenmiş Allah yazısı bulunur.

Azerbaycan Ulusal Marşı

30 Ocak 1920’de ulusal marş için açılan yarışmada seçilen marş, ülkenin 28 Nisan 1920’de Sovyet yönetimine girmesi üzerine kullanılamamıştı. 27 Mayıs 1992’de Azerbaycan’ın bağımsızlığını ilan etmesi üzerine 1918’deki kısa bağımsızlık döneminde yaratılan marş ülkenin ulusal marşı oldu. Sözleri Ahmed Cevad, bestesi Üzeyir Hacıbeyov’a aittir.

Azerice Türkçe
Azərbaycan! Azərbaycan!
Ey, qəhrəman övladın şanlı Vətəni!
Səndən ötrü can verməyə cümlə hazırız!
Səndən ötrü qan tökməyə cümlə qadiriz!
Üç rəngli bayrağınla məsud yaşa!
Üç rəngli bayrağınla məsud yaşa!Minlərlə can qurban oldu,
Sinən hərbə meydan oldu!
Hüququndan keçən əsgər,
Hərə bir qəhrəman oldu!

Sən olasan gülüstan,
Sənə hər an can qurban!
Sənə min bir məhəbbət,
Sinəmdə tutmuş məkan!

Namusunu hifz etməyə,
Bayrağını yüksəltməyə,
Namusunu hifz etməyə,
Cümlə gənclər müştaqdır!

Şanlı Vətən! Şanlı Vətən!
Azərbaycan! Azərbaycan!
Azərbaycan! Azərbaycan!

Azerbaycan! Azerbaycan!
Ey, kahraman evladın şanlı vatanı!
Senin için can vermeye hepimiz hazırız!
Senin için kan dökmeye hepimiz kâdiriz!
Üç renkli bayrağınla mesut yaşa!
Üç renkli bayrağınla mesut yaşa!Binlerce can kurban oldu,
Sinen harbe meydan oldu!
Kanunundan geçen asker,
Herkes (gibi) bir kahraman oldu!

Sen olasın gülistan,
Sana her an can kurban!
Sana binbir sevgi,
Sinemde tutmuş mekân!

Namusunu korumaya,
Bayrağını yükseltmeye,
Namusunu korumaya,
Bütün gençler hazırdır!

Şanlı vatan! Şanlı vatan!
Azerbaycan! Azerbaycan!
Azerbaycan! Azerbaycan!

Etimoloji

“Āzar” (Farsça: آذر‎) Ateş, baycan veya orijinal olarak bilinen haliyle “Pāyegān” (Farsça: پایگان‎) Muhafız/Koruyucu (Āzar Pāyegān = “Ateş Muhafızları”) (Farsça: آذر پایگان‎) anlamına gelmektedir. Adların kökeni Zerdüştlük dönemi Perslerine (İran) dayanır. Müslümanların Pers’i fethetmesinden sonra birçok Farsça söz Arapça yazılmaya başlandı ve orijinal telaffuz şeklini yitirdi; örneğin “G / P / ZH / CH” sesleri Arapça’da herhangi bir karşılık bulamadı. Böylece “Azar Paigān”, Azerbaycan olarak bilinir hale geldi.

Farklı bir görüşe göre, Azerbaycan adı Ahameniş İmparatorluğu’nda Midya satraplığının yöneticiliğini yapan ve imparatorluğun Büyük İskender tarafından fethinden sonra görevine devam eden Pers Atropat’tan türemiştir. Bu adında Zerdüştlük dini kökenli olduğu düşünülmektedir. Atropat, Atropatena bölgesinde (günümüzde İran Azerbaycan’ı) egemenlik kurmuştur. Diğer bir görüşe göre ise o bölgede büyük bir devlet kurmuş olan ve Hazar Gölüne de adını veren Hazarlar’ın (Kazar, Kuzar, Xazar) adından kaynaklanır.

Tarihi
Kobustan'da milattan on bin yıl önce oluşturulduğu tespit edilen bulgular, UNESCO tarafından hazırlanan Dünya Mirasları listesine dahil edilmiştir.

Antik dönem
Azerbaycan’daki en eski insan yerleşimleri Taş Devri’ne kadar uzanır, bu yerleşimin bulgularına Azıh Mağarası’nda rastlanmıştır ve Kuruçay kültürü adıyla tanınır. Eski Taş Çağı ve Tunç Çağı ile ilgili kalıntılara ise Tağılar, Damcılı, Zar, Yatak-yeri adlı yerleşim merkezlerinde yer alan mağaralarda ve Leylatepe ile Saraytepe nekropollerinde ulaşılmıştır.

Azerbaycan’da milattan önce dokuzuncu yüzyılda, ilk İskit-Saka yerleşimleri başladı. İskitlerin ardından Manna Devleti (MÖ IX), sonra İranlı Medler (Persler), Aras Nehri’nin güneyindeki bölgeye egemen oldular (MÖ IIV). Medler, MÖ 900-700 arasında büyük bir imparatorluk kurdular ancak MÖ 549 yılında yıkıldılar ve topraklarına Ahameniş İmparatorluğu sahip oldu. Ahamenişlerin, Azerbaycan topraklarını da ele geçirmesi üzerine buralarda Zerdüştlük yayılmaya başladı. Daha sonra Büyük İskender’in imparatorluğu Azerbaycan’da egemen oldu, devamında Selevkos İmparatorluğu’na bağlandı. Romalılar da Roma İmparatorluğu devrinde buraya yerleşti. Bölgenin asıl yerlileri olan Albanyalılar MÖ dördüncü yüzyılda bir imparatorluk kurdular. Bu devirde Zerdüştlük, Atropatena ve Kafkasya coğrafyasında yayıldı.

Feodal dönem (Albanya)

Bakü'de yer alan Kız Kulesi, 11-12. yüzyıllarda inşa edilmiştir ve UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alınmıştır.

Albanya, 252’de Sasani İmparatorluğu’nun vasal bölgesi haline geldi ve Kral Urnayr, dördüncü yüzyılda devlet dini olarak Hıristiyanlığı kabul etti. Devlet, çok sayıda Sasani ve Bizans fethine rağmen dokuzuncu yüzyıla kadar bölgede varlığını sürdürdü. Abbâsî Halifeliği’nin gerilemesiyle oluşan otorite boşluğunda, Müsafiriler, Sâciler, Şeddadiler ve Büveyhîler gibi birçok yerel devlet bölgeye egemen oldu. 11. yüzyılın başında Orta Asya’dan batıya doğru ilerleyen Oğuz Türkleri, Azerbaycan’ı ele geçirdi; bölgeye sahip olan ilk Türk devleti Gazneliler oldu, 1030 yılında Azerbaycan olarak anılan bölgeye girdi.

Bölge 1136’da İldenizliler tarafından Tebriz’de kurulan atabeyliğin egemenliğine girmiştir. Moğol istilalarından sonra İlhanlıların egemenliğine girmiş ve bir süre Altın Orda’nın hakimiyetinde kalmıştır. 14. yüzyılda Karakoyunlular ve Akkoyunluların egemenliklerine girmiştir.

I. İsmail’in Kızılbaş ordusu Azerbaycan seferini gerçekleştirip 1500’de Cabani Meydan Muharebesi’nde Şirvanşah Ferruh Yasar’ın ordusunu yenmiş ve Tebriz’e girip Safevi Devleti’ni kurmuştur. Böylece Azerbaycan Safevi egemenliğine girmiştir. Daha sonra da Afşarlar, Zendler ve Kaçarlar tarafından yönetilmiştir. Zand Hanedanı’nın yıkılışı ile Kaçar Hanedanı’nın kuruluşu sırasında burada Bakü, Kuba, Şeki, Gence, Karabağ, Revan, Nahcivan, Derbent, Serab, Lenkeran, Şeki, Şamahı, Tebriz, Urmiye, Erdebil, Hoy, Maku, Marağa ve Karadağ gibi de facto bağımsız hanlıklar belirmiştir. 1804-1813 Rus-İran Savaşları’nın ardından 1813 yılında bu hanlıkların büyük bir kısmı Rus İmparatorluğu hakimiyetine girmiştir. Türkmençay Antlaşması ile İran, Rusya’nın Revan Hanlığı, Nahçıvan Hanlığı ve Talış Hanlığı’nın güney bölümü üzerindeki egemenliğini tanımıştır.

Modern tarih
1828’de Rus İmparatorluğu’nun egemenliğine girmiştir.1918’de Emin Resulzade Müsavat Partisi’ni kurmuş ve Rus ve diğer devletlere karşı millî bilinç ve millî kuvvet oluşturulmuştur. 1918-1920’de Kafkasya Kurultayı’nı toplamış ve 28 Mayıs 1918’de de Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’ni kurmuşlardır. Bu devlet Orta Doğu’da ilk cumhuriyet olmuştur. Ancak 1920’de Kafkasya ötesi Sovyetler Birliği’ne katılmıştır. 30 Ağustos 1991’de SSCB çöküşüyle bağımsızlığını yeniden ilan etmiştir.

Bugüne kadar Kafkaslarda Türkçülük hareketlerinin merkezi hep Bakü olmuştur. Bu düşüncenin önde gelenleri Hüseyinzade Ali Turan, Ahmet Ağaoğlu, Alimerdan Topçubaşov idi.

Cumhuriyet tarihi

Kızıl Ordu, Kara Ocak sırasında Bakü'de

Mihail Gorbaçov tarafından uygulamaya konulan glasnost politikasının ardından, iç huzursuzluk ve etnik çatışmalar Azerbaycan SSC’nin sınırları içinde kalan Dağlık Karabağ’da dahil olmak üzere Sovyetler Birliği’nin çeşitli bölgelerinde büyüdü. Azerbaycan’da rahatsızlıklar, Moskova’nın ilgisizliğine cevap olarak zaten sıcak çatışmalara dönüşmüştü ve bu çatışmalar bağımsızlık ve ayrılık çağrısına yol açtı; olaylar Bakü’de yaşanan Kara Ocak’ta doruğa çıktı. 1990 yılından sonra, Azerbaycan SSC Yüksek Konseyi, başlıktaki “Sovyet Sosyalist” kelimesini kaldırdı, Azerbaycan Cumhuriyeti Bağımsızlık Bildirisi’ni kabul etti ve devlet bayrağı olarak Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin bayrağını kullanmaya başladı. 18 Ekim 1991’de Azerbaycan Yüksek Konseyi, ülkede yapılan referandum yoluyla Bağımsızlık Bildirisi’ni doğrulattı ve bağımsız oldu; Aralık 1991’de Sovyetler Birliği resmen dağıldı.

Bağımsızlığın ilk yılları, Ermenistan ile yapılan Dağlık Karabağ Savaşı’nın gölgesinde kaldı. 1994 yılında çatışmaların sonunda Ermeniler, Dağlık Karabağ da dahil olmak üzere Azerbaycan’ın yüzde 16 kadarını kontrolü altına aldı. Yaklaşık 30.000 kişi yaşamını kaybetti ve bir milyon kişi bulunduğu yerden ayrılmak zorunda kaldı. Dört Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı (822, 853, 874 ve 884), “Ermeni güçlerinin Azerbaycan’ın işgal altındaki tüm topraklarından çekilmesini istedi”. 1970 nüfus sayımına göre 510.000 Rus ve 484.000 Ermeni Azerbaycan’da yaşamaktaydı; 1990’larda ise birçok Rus ve Ermeni, Azerbaycan’ı terk etti. 25-26 Şubat 1992’de Ermenistan’a bağlı kuvvetlerin Azeri sivilleri topluca katlettiği Hocalı Katliamı, İnsan Hakları İzleme Örgütü de dahil olmak üzere birçok uluslararası örgüt tarafından soykırım olarak kabul edilmektedir.

Coğrafya
Azerbaycan'ın kuzeyindeki Kafkas Dağları

Azerbaycan, Güney Kafkasya’da yer alan bir Avrasya ülkesidir. Bulunduğu konum, Doğu Avrupa ve Güneybatı Asya’dır. 38° ve 42° kuzey enlemleri ile 44° ve 51° doğu boylamları arasındaki coğrafı bölgeye yerleşmiştir. Sınırlarının uzunluğu 2.648 kilometredir. Bunun 1007 kilometresi Ermenistan, 756 kilometresi İran, 480 kilometresi Gürcistan, 390 kilometresi Rusya ve 17 kilometresi Türkiye sınırlarını oluşturmaktadır. Sahil şeridi 800 kilometre uzunluğundadır ve Hazar Denizi’nin Azeri kısmının en geniş alan uzunluğu 456 kilometredir. Ülke toprakları kuzeyden güneye 400 kilometre ve doğudan batıya 500 kilometre olarak uzanır.

Doğu sınırını oluşturan Hazar Denizi, kuzeydeki Büyük Kafkas Sıradağları ve merkezdeki geniş düzlükler, Azerbaycan’ın en baskın fiziksel nitelikleridir. Büyük ve Küçük Kafkas Dağları ile Talış Dağları ülkenin yüzde kırklık kısmını kapsar. Bazardüzü Dağı, Azerbaycan’ın en yüksek noktasını (4.466 m), Hazar Denizi ise en alçak noktasını (−28 m) oluşturur. Bunların dışında, Doğanın Yedi Harikası listesine eklenmek için aday gösterilen çamur volkanlarının yaklaşık yarısı Azerbaycan sınırları içinde kalmaktadır.

Kusar Rayonu

Yüzey suları, temel su kaynağıdır. Ancak, ülkedeki 8.350 ırmak arasından yalnızca 24 tanesinin uzunluğu 100 kilometrenin üzerindedir. rmakların tamamı, ülkenin doğusunda kalan Hazar Denizi’ne dökülür. 67 km2 büyüklüğündeki Sarısu Gölü, Azerbaycan’ın en geniş gölüdür. En uzun ırmağı ise sınırlar dışındaki uzunluğu da eklendiğinde 1.515 kilometreyi bulan Kura Nehri’dir. Ayrıca ülke, Hazar Denizi’nde yer alan kimi adaların da iyesidir.

1991 yılında Azerbaycan’ın bağımsızlığını kazanmasından bu yana hükûmet, ülkede çevreyi korumak için köklü tedbirler almıştır. Ancak çevrenin ulusal anlamda korunması, Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı’ndan sağlanan yeni gelirlerle devlet bütçesinin artması sayesinde 2001’den sonra gelişmeye başlamıştır. Dört yıl içinde korunan alanlar iki katına çıktı, günümüzde ise ülkenin yüzde sekizlik bir kısmını kapladı. 2001 yılından bu yana hükûmetin yedi büyük rezerv kurmak ve çevreyi korumak için ayırdığı bütçe, ikiye katlandı.

İklim
Bazardüzü Dağı, Azerbaycan'ın en yüksek dağıdır

Güneyde Ermenistan’ın dağ kütleleri, kuzeyde ise yüksek Kafkas Dağları vardır. Azerbaycan’ın dağları; Büyük Kafkas Sıradağları (4.000-5.000 m) içinde yer alan Bazardüzü (4.466 m), Şahdağ (4.243 m), Pazaryurdu (4.126 m), Tufan (4.191 m), Yarıdağ (4.116 m), Ragdan (4.020 m) dağları, Küçük Kafkas Sıradağları içinde yer alan Kapıcık (3.906 m), Gazangeldağ (3.829 m), Biçenek Aşırımı (2.346 m), Karabağ Volkanik Yaylasında yer alan Delidağı (3.616 m), Murovdağ silsilesinde yer alan Kamışdağ (3.724 m), Hinal dağı (3.367 m), Kepez (3.066 m), Zengezur Sıradağları içinde yer alan Büyük Işıklı (3.550 m), Talış Sıradağları silsilesinde yer alan Kömürköy (2.493 m) ve Kızyurdu (2.433 m) dağlardır. Azerbaycan’ın en uzun ırmağı 1.364 km Hazar Denizi’ne dökülen Kura Nehri’dir. Aras Nehri ise 1.072 km’dir. En büyük doğal gölü 67,0 km2 ile Sarısu Gölü’dür. En büyük yapay gölü 605,0 km2 ile Mingeçevir Baraj Gölü’dür.

Çevresinin dağlar ve yüksek tepelerle çevrili olmasına rağmen Azerbaycan’ın büyük bir kısmı ovadır ve topraklarının en verimli yerleri arasında Kura ve Aras ırmaklarının karıştığı deltadır.

 Bakü

Azerbaycanda ılıman bir iklim varıdır ancak Hazar Denizinden içeriye doğru, yüksek dağlarda ve diğer yüksek kesimlerde sert bir iklimle karşı karşıya kalınır. Yüksek kesimlerde kışlar uzun, soğuk ve kar yağışlı, yazlar ise serin geçer. Ovalarda ise kışlar serin ve yağmurlu ve kimileyin karlı, yazlar sıcak ve kurak geçer.

Azerbaycan ülkesi ovalarda genellikle bozkırdır, %25 ise bir kısmı dağlarda olmak üzere ormanlarlarla kaplıdır. Kuzey ve güney kesimlerinde dağların 2000 metre yüksekliğine kadar ormanlar görülür. Azerbaycan’ın doğal hayatında çoğunlukla bulunan hayvanlar, kızıl geyik, alageyik, karaca, dağ keçisi, karapaça, bizon, yaban domuzu, pars, Avrasya vaşağı, yaban kedisi, boz ayı, kurt, kızıl tilki, dağ faresi, sincap, Kafkas köstebeği Kafkas sivriburunlu faresi.

Azerbaycan iklimi dünyadaki 11 iklim çeşidinden 9’una sahiptir. Yıllık ortalama sıcaklığı 10 °C’ın üzerindedir.

Biyoçeşitlilik
Kuba'da yer alan dağlık bir kırsal

Azerbaycan’da hayvan yaşamının zenginliği ve çeşitliliği ile ilgili ilk raporlar, doğu gezginlerinin seyahat notlarında bulunabilmektedir. Mimari anıtlar, antik kaya ve taşlar üzerindeki hayvan görüntüsü oymaları günümüzde kadar hayatta kalmıştır. Ülkedeki hayvanlar alemiyle ilgili ilk bilgiler ise 17. yüzyılda, doğa bilimcileri tarafından yapılan ziyaretler sırasında toplanmıştır.

Azerbaycan sınırları içinde yaşayan 106 çeşit memeli, 97 çeşit balık, 10 amfibik tür ve 52 çeşit sürüngen tespit edilmiştir. Ülkenin millî hayvanı olan Karabağ atı, bir dağ-bozkır yarış atıdır ve endemiktir; iyi huylu, hızlı ve zariftir. Günümüzde, türü tehlike altında olan hayvanlardandır.

Azerbaycan’da bitki örtüsü içinde 4.500’den fazla yüksek boylu bitkiler bulunur. Bitki örtüsü diğer Güney Kafkasya ülkelerinden farklıdır ve Kafkasya’da yetişen tüm türlerin yaklaşık yüzde 67’si Azerbaycan’da bulunabilir.

Siyaset
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev

Azerbaycan’ın siyasi sistemi, yapısal gelişimini 12 Kasım 1995 tarihinde yeni anayasanın kabulü ile tamamladı. Anayasanın yirmi üçüncü maddesine göre Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bir bayrağı, bir arması ve bir Millî marşı vardır. Ülkede devlet iktidarı, iç sorunlarda sadece yasa ile sınırlıdır, uluslararası ilişkilerde ayrıca uluslararası anlaşmaların hükümleri ile sınırlıdır.

Azerbaycan hükümeti yasama, yürütme ve yargı organlarının ayrı şekillerde görev yaptığı kuvvetler ayrılığı ilkesini benimsemiştir. Ülkede tek meclislilik sistemi vardır ve yasama gücü Azerbaycan Millî Meclisi ile Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti Yüksek Ulusal Meclisi’nin elindedir. Parlamento seçimleri beş yılda bir Kasım ayının ilk Pazar günü yapılır. Yeni Azerbaycan Partisi, şu anda ülkenin iktidarındaki partidir ve meclisteki sandalyelerin yetmiş ikisine sahiptir. 2010’da yapılan seçimlerde muhalefet partilerinden olan Müsavat ile Azerbaycan Halk Cephesi mecliste yer alamadı. Avrupalı gözlemciler, seçimlerde çeşitli usulsüzlükler buldu.

Yürütme gücü, tek dereceli seçimle yedi yıllık bir dönem için seçilen cumhurbaşkanı tarafından düzenlenmektedir. Cumhurbaşkanı, kendisine bağlı bir yürütme organı olan bakanlar kurulunu oluşturmakla yetkilidir. Bakanlar kurulunda başbakan, bakanlar ve milletvekilleri bulunur. Cumhurbaşkanı, millet meclisini feshetme hakkına sahip değildir ancak onun kararlarını veto edebilir. Vetoyu geçersiz kılmak için ise mecliste doksan beş oy çoğunluğu bulunması gerekir. Ülkedeki yargı yetkisi ise Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Ekonomi Mahkemesi’ne aittir. Cumhurbaşkanı bu mahkemelere hakimler atamakla görevlidir.

Ordu

Modern Azerbaycan ordusunun temeli, 26 Haziran 1918’de kurulan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti Ulusal Ordusu’na kadar dayanır. Ülke, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla bağımsızlığını kazanınca, 9 Ekim 1991 tarihinde Silahlı Kuvvetler Kanunu’na göre, Azerbaycan Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri oluşturuldu. Günümüzde ülkede her yıl 26 Haziran, Silahlı Kuvvetler Günü olarak kutlanmaktadır. 2002 itibarıyla, Azerbaycan silahlı kuvvetlerinde 95.000 etkin çalışan personel vardır. Yarı askeri birliklerin sayısı ise 17.000’i bulmaktadır. Silahlı kuvvetlerin üç şubesi vardır: Kara Kuvvetleri, Hava Kuvvetleri ve Deniz Kuvvetleri.

Silahlı kuvvetler, gerektiğinde devlet savunmasına dahil edilebilir ve çeşitli askeri alt grupları kucaklar. Azerbaycan Millî Muhafızlığı, başka bir paramiliter güçtür. Bu kurum, yarı bağımsızdır ve cumhurbaşkanı emrindeki bir ajans olarak etkinlik göstermektedir.

Azerbaycan, Avrupa Konvansiyonel Silahlı Kuvvetler Antlaşması’na bağlıdır ve tüm önemli uluslararası silah anlaşmaları imzalamıştır. Barış İçin Ortaklık ile Bireysel Ortaklık Eylem Planı kapsamında Türkiye’nin girişimleri ile NATO ile iş birliği yapmaktadır. Irak’a 151, Afganistan’a 184 barış kuvveti konuşlandırmıştır.

Ülkenin 2011 yılındaki askeri harcamaları $4,46 milyardır. Savunma sanayisi, küçük silahlar, küçük topçu sistemleri, tanklar, havacılık bombaları, pilotsuz araçlar,çeşitli askeri araçlar üretmektedir.

Ekonomi
 Azerbaycan ekonomisinde petrol önemli bir yere sahiptir

1991’de bağımsızlığını kazandıktan sonra, özellikle geçiş döneminin ilk yıllarında ekonomik alanda düşüşler olmuş ve para birimi olarak Manat’a bağlı kalmıştır. Ancak Azerbaycan, verimli tarım arazileri ve doğal gaz, petrol ve demir cevheri bakımından zengin kaynaklara sahip bulunmaktadır. Ham petrol üretimi 2006’da günlük 600,000 varile ulaşmıştır. Ayrıca petrokimya, yiyecek, giyim gibi hafif sanayi de vardır.

Enerji
Doğal gaz üretimi ise 1991’de 11 milyar m3 tür. Toplam doğal gaz rezervi 2 trilyon m3, petrol rezervlerin de 8 milyar varil{fact} olduğu savunulmaktadır. 18 Eylül 2002 tarihinde temeli atılan ve Temmuz 2006 tarihinde hizmete açılan Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı(BTC) Azerbaycan petrolünü Gürcistan üzerinden Türkiye’nin akdeniz kıyılarına taşımaktadır. BTC Hazar Denizinin Azerbaycan tarafında bulunan Azeri-Çırak-Güneşli petrol sahalarında bulunan petrolün en ekonomik şekilde batı pazarına ulaşmasını sağlamaktadır. BTC, Bakü’den başlayıp, Ceyhan’da son bulmaktadır. Bu boru hattı başta Azerbaycan petrolü olmak üzere bölgede üretilecek petroller Ceyhan’a taşınıp, buradan da tankerlerle dünya pazarlarına ulaştırılmaktadır.

Tarım
Azerbaycan’ın yüzde 7’si tarıma elverişli topraklara sahiptir. Bu tarım topraklarının büyük kısmı da Kura ve Aras ırmakları çevresindedir ve ülkede, tarım büyük ölçüde sulamaya dayanmaktadır. Yetiştirilen başlıca ürünler tahıl, meyve, pamuk, çay, tütün ve üzümdür. Ayrıca, dut ağacından yılda 5.000 ton ipek kozası elde edilmektedir.

Azerbaycan tarımında ve ekonomisinde hayvancılığın da önemli yeri bulunmaktadır. En son verilere göre Azerbaycan’da 1,5 milyon sığır, 5 milyon koyun, 30 milyon kümes hayvanı bulunmaktadır. Arıcılık gelişmiştir.

Turizm

13. yüzyılda yapılan Bibi-Heybet Camii

Turizm, Azerbaycan ekonomisinin önemli bir parçasıdır. Ülke, 1980’lerde tanınmış bir turistik nokta oldu ancak 1990’larda Sovyetler Birliği’nin dağılması ve çıkan Karabağ Savaşı, Azerbaycan’ın turizm endüstrisindeki imajını sarstı.

Turizm sektörü, 2000’li yılların başına kadar toparlanma yoluna gidemedi ancak 2000’lerin başından itibaren ülkedeki turistik ziyaret ve konaklama sayısında yüksek bir artış yaşandı. Son yıllarda ise Azerbaycan, din, kaplıca ve sağlık turizmi alanında popüler bir yer haline geldi.

Azerbaycan hükûmeti, seçkin turizm için öncelikli olarak Azerbaycan’ın geliştirilmesi gerektiğini belirledi. Ülkede turizm faaliyetleri, Azerbaycan Kültür ve Turizm Bakanlığı (Azərbaycan Mədəniyyət və Turizm Nazirliyi) tarafından düzenlenmektedir.

Ulaşım
1960'larda Bakü

Azerbaycan’ın önemli uluslararası trafik yollarının kavşağında bulunması, İpek Yolu ve Güney-Kuzey koridoru üzerinde yer alması ülke ekonomisi için ulaşım sektörünün stratejik önemini artırmaktadır. Ülkedeki ulaşım sektörü, yollar, demiryolları, hava ve deniz taşımacılığını içerir.

Azerbaycan hammadde taşımacılığında da önemli bir ekonomik merkezdir. Mayıs 2006’da faaliyete başlayan 1.774 kilometre uzunluğundaki Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı (BTC), Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye topraklarından geçmektedir. BTC, yılda 50 milyon ton kadar ham petrol taşımak için tasarlanmıştır ve Hazar Denizi’ndeki petrolü küresel pazara aktarmaktadır. Ayrıca 2006 yılı sonunda faaliyete başlayan, Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye topraklarından geçen Güney Kafkasya Boru Hattı ise Şahdeniz doğal gazını Avrupa pazarına ek gaz olarak sunmaktadır.

Yapımı devam eden Bakü-Tiflis-Kars demiryolu hattı, Türkiye’nin İstanbul Boğazı’ndaki Marmaray projesini de hayata geçirilmesiyle birlikte Avrupa demiryollarını Kazakistan ve Çin demiryolları bağlantıları ile Asya demiryollarına bağlayacaktır.

Demografi
Azerbaycanlı kızlar

Nüfus çoğunluğunu Türk halkı olan Azeriler oluşturuyor. Azerilerin son 50 yıl da arttığını göstermektedir ve diğer etnik grupların sayı ve oran olarak azaldığını göstermektedir.

Rusların sayısında son 30 yılda bir düşüş vardır. 1979 yılında 475,300 ve 1989 yılında 330.000 civarında olan Rus nüfusunun sayısı 1999 yılında 141.700 seviyelerine kadar gerilemiştir. Özellikle 20 Ocak 1990 Olayından (Qara Yanvar; “Kara Ocak”) sonra Rusların göçü yoğunlaşmıştır.

Ermeniler özellikle Dağlık Karabağ Savaşı yüzünden ya ayrılmıştır veya kaçmıştır. Daha Dağlık Karabağ yüzünden oluşan gerginlik ve savaştan önce de 1979 yılında 475,500 civarında olan Ermeni nüfusunun sayısı 1989 yılına gelindiğinde 390.500 seviyelerine kadar gerilemişti. Ermeni nüfusunun sayısı 1999 yılında 120.700 seviyelerine kadar gerilemiştir ve Ermeniler tarafından işgal edilmiş Dağlık Karabağ’da yaşayanları kapsar. Artık Azerbaycan’da Dağlık Karabağ dışında hemen hemen hiç Ermeni kalmamıştır.

Toplam nüfus büyüme oranı %0,89’dur.

Yaş grubuToplam nüfustaki payı

  • 0-14 33.0
  • 15-2928.9
  • 30-4417.7
  • 45-5912.0
  • 60 + – 8.4

Azerbaycan nüfusunun %54 e yakın kısmı kentlerde, %46 ya yakın kısmı da köylerde yaşamaktadır. Şehirleşme hızı son zamanlarda oldukça yavaş seyretmekte olup, kentlere fazla hızlı olmasa bile göç almakta, ancak kırsal kesimde nüfus artışı daha yüksek olduğu için denge sürmektedir.

Toplam nüfusun %60 a yakın kısmı 30 yaşın altındadır.

Dil
Azerice'nin konuşulduğu yerleri gösteren harita.

Azerbaycan’ın resmi dili Azerice olup nüfusun %92’sinin ana dilidir. Azerice Türk dil ailesi’nin Oğuz grubu içerisindedir ve Türkçe, Kaşkayca ve Türkmence ile yakından ilgilidir. Rusça ve İngilizce eğitim ve iletişimde ikinci ya da üçüncü dil olarak önemli rol oynamaktadır. Ülkede anadil olarak konuşulan çok sayıda diğer diller de vardır. Avarca, Ermenice, Buduhça, Gürcüce, Cuhuri, Hınalık, Krızca, Lezgice, Rutulca, Talışça, Tatça, Tsahurca, ve Udice diğer etnik gruplar tarafından konuşulmaktadır. Kimi dil toplulukların kimileri çok küçüktür ve konuşanların sayıları azalmaktadır.Ermenice ise hemen hemen tamamıyla Dağlık-Karabağ bölgesinde konuşulur.

Din
14. yüzyıldan kalma Keykubad Camisi

Azerbaycan Cumhuriyeti laik devlettir. %95’sı Müslüman olan halkın %85’i Şii Müslümanlar, %15 Sünni Müslümanlardan oluşmaktadır.), %3-4’ü Hristiyandır (çoğunluğu Rus Ortodoks Kilisesi, Gürcü Ortodoks Kilisesi ve Malakan). Çok küçük bir kısmı ise Yahudidir. Ancak Azerbaycan’da dinsel bağlılık nominal olduğu için, pratikteki taraftar oranları çok daha düşüktür.

Azerbaycan’da nüfusun büyük bir kısmını oluşturan Azeriler, Müslümandırlar. Ancak yaklaşık 70 yıllık komünist yönetim tarafından yapılan yoğun ateizm propagandası ile İran İslam Cumhuriyeti’nden kaynaklanan köktendinci İslami propagandaya karşı oluşan tepki nedeniyle, dini yönelişler, İslami bir nitelik kazanmaktan ziyade bir kültürel renk biçiminde bulunmaktadır. Ancak bu, radikal köktendinci hareketlerin Azerbaycan’da bulunmadığı anlamına gelmemektedir.

Eğitim

Azerbaycan’da eğitimin tüm diğer Türk devlet ve topluluklarına göre çok ileri düzeyde olduğu görülür. 1991 istatistiksel verilere göre 4.775 okulda 1.503.000 öğrenci okumaktadır. Bugün okul sayısı 5.000’e, öğrenci sayısı 1.600.000’e ulaşmıştır.

Azerbaycan’da 6.500 kültür tesisi, 4.605 kütüphane, 125 müze, 125 müzik okulu, 43 halk tiyatro salonu, 3.680 kültür evi bulunmaktadır. Okuma yazma oranı %99,5’tir.

Bakü-Azerbaycan Devlet Üniversitesi ve bağlı enstitüleri bütün Uygulamalı Matematik ve Ekonomik Sibernetik, Kimya, Jeoloji, Biyoloji, Tarih, Filoloji, İlahiyat, Coğrafya, Gazetecilik, Hukuk, Mekanik ve Matematik, Fizik, Sosyal Bilimler ve Psikoloji, Felsefe, Kütüphane Çalışmaları, Uygulamalı Matematik Bilimsel Araştırma Enstitüsü, Doğu Çalışmaları kollarında eğitim-öğretim yapmaktadır.

Özel ve devlet olmak üzere toplam 49 tane kanuni üniversite mevcuttur ve bu üniversiteler özellikle Türk ve birçok yabancı öğrenciye eğitim vermekte, eski doğu bloğu ülkeler arasında kaliteli eğitim veren ülkeler

Kültür

Yaklaşık 1.000 yıllık geçmişi olan Azerbaycan müziği ritmik ve farklı melodiler üretmiş, müziğinin konularını Azeri halkının yaşantıları ve karşılaştıkları sosyal olaylarından konu almıştır. Azeri dili çoğunlukla Türkçe, Arapça ve Farsça kökenli sözlerden etkinlendiğinden yapılan geleneksel Azeri müziklerde de Kafkas,Orta Asya ve İran ağırlıklı etkileri göze çarpmaktadır. Geleneksel Azeri müziklerinde çalgı olarak tar ,kemençe , ut, bağlama, balaban, zurna, kaval , nağara, garmon , tütek, tef ve davul kullanılmaktadır. Ayrıca davul, garmon (küçük akordeon), tutek (düdük flüt), daf (davullar) ve nagara çalgılarıda melodilerde sıkça kullanılabilen enstrümanlardandır.

Azerbaycan 2011 yılında Eurovision Şarkı Yarışması’nda ülkeyi temsilen yarışan Eldar ve Nigar’ın seslendirdiği Running Scared adlı şarkıyla birinci olmuştur. Ülkenin ayrıca Reşid Behbudov, Müslüm Magomayev ve Flora Kerimova gibi tanınmış Azeri sanatçıları da vardır.

Spor
Bakü Olimpiyat Stadyumu

Serbest güreş Azerbaycan’ın millî sporudur. Azerbaycan bu dalda toplam 14 madalya kazanmıştır. Günümüzde Azerbaycan’daki en yaygın sporlar satranç ve futboldur.

Azerbaycan millî futbol takımı uluslararası arenada düşük bir performans sergilemektedir. Bunun başlıca nedenlerinden birisi Azerbaycan merkezli futbol kulüplerinde oynayan yabancı uyruklu futbolcular olarak görülmektedir. 2009 yılının şubat ayında açılan Azerbaycan Futbol Akademisi’nin gençlerin futbola olan ilgisinin artmasında büyük bir adım atılmasının sağlayacağı düşünülmektedir. Azerbaycan merkezli en başarılı futbol kulüpleri Neftçi, Bakı, İnter Bakü, Karabağ ve Hazar Lankaran takımlarıdır. Neftçi 2012 yılında play-off maçlarında Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin APOEL takımını eleyerek 2012-13 UEFA Avrupa Ligi gruplarına kalarak Azerbaycan futbolunda bir ilki gerçekleştirmiştir. Ülke 2012 FIFA 17 Yaş Altı Kadınlar Dünya Kupası’nın düzenlemiştir. Futsal da Azerbaycan’da popüler olan sporlardan birisidir. Azerbaycan millî futsal takımı 2010 yılında Macaristan’da düzenlenen UEFA Futsal Şampiyonasında dördüncü olmuştur. Azerbaycan takımı Araz Nahçıvan UEFA Futsal Kupasının 2009-10 ve 2013-14 sezonlarında bronz madalya kazanmıştır.

Tavlanın Azerbaycan kültüründe önemli bir yeri bulunmaktadır. Tavla, Azeriler arasında çok popüler bir oyundur. Bu oyunun Azerbaycan’da birçok farklı oynanış tarzı vardır. Sovyetler Birliği döneminde olduğu gibi satranç Azerbaycan’da halen yaygındır. Teymur Recebov, Şehriyar Memmedyarov, Vladimir Makogonov, Vügar Haşimov, Zeyneb Mehmedyarova ve Garri Kasparov ülkede yetişen dünya çapında tanınmış satranç oyuncularıdır. Azerbaycan birçok uluslararası satranç turnuvasına ev sahipliği yapmış ve 2013 tarihli Avrupa Takım Satrancı Şampiyonası’nda ipi göğüslemiştir.

Dünya çapında üne sahip olan diğer Azeri atletler şunlardır: güreşte Namık Abdullayev, Tuğrul Askerov, Ruşen Bayramov, Şerif Şerifov, Mariya Standik, Ferid Mansurov, atletizmde Hayle İbrahimov, judoda Elnur Memmedli, Mevlüd Miraliyev, karatede Rafael Ağayev, voleybolda Valeriya Korotenko, Natalya Mammadova, halterde Nizami Paşayev, Intigam Zairov, Serdar Hasanov ve K-1 dövüşçüsü Zabit Samedov.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Avustralya Milletler Topluluğu

Avustralya Milletler Topluluğu
Baskent Canberra
Resmî diller İngilizce (de facto)
Yönetim Şekli Parlamenter Monarşi
Yüzölçümü 7.692.024 km²
Nüfus 24.140.800
Nüfus Yoğunluğu 2,8 kişi/km²
Para birimi Avustralya doları (AUD)
Zaman dilimi (UTC+8 ile +10.5)
Telefon kodu +61
İnternet TLD .au

Avustralya (resmî adıyla Avustralya Milletler Topluluğu), Güney Yarım Kürede yer alan kıta ülkesidir. Hint Okyanusu ve Büyük Okyanus arasında uzanır. Okyanusya kıtasında bulunur ve kıtanın çok büyük bir bölümünü kaplar. Komşuları Endonezya, Doğu Timor, Papua Yeni Gine, Solomon Adaları, Vanuatu, Yeni Kaledonya ve Yeni Zelanda’dır. Başkenti Canberra, en büyük şehri ise Sydney’dir.

Avustralya, 8.617.930 km² karada, 80.920 km² sularda olmak üzere toplam 8.698.850 km²’lik bir alana kurulmuştur. Hiçbir ülkeyle kara sınırı yoktur. Bu yüzölçümü onu dünya’nın 6. en büyük ülkesi yapar. Çevresinde 25.760 kilometrelik bir sahil şeridi vardır.

Avrupalılar 18. yüzyılda gelmeden önce, yaklaşık 50.000 yıldır yerli Aborjin halka ev sahipliği yapmaktadır. Aborjinlerin konuştuğu diller ise modern araştırmalar sonucu yapılan hesaba göre yaklaşık 250 farklı gruba ayrılmıştır. Cezai gönderim ile Birleşik Krallık tarafından başlatılan zorunlu göç, 1788 yılından 1868 yılına kadar devam etmiş olup, Yeni Güney Galler civarında yoğunlaşmıştır. İlk yerleşim yapılan yıllardan itibaren nüfus düzenli bir şekilde artmış, ve adanın tamamı 19. yüzyılın ortalarında keşfedilmiş olup, 5 yeni Kraliyet kolonisi kurulmuştur. 1 Ocak 1901’de 6 koloni birleşerek Federal yapı halini almış ve Avustralya Federal Devletleri’ni (Commonwealth of Australia) oluşturmuştur. Kurulduğu günden itibaren liberal-demokratik politik sistemi benimseyen Avustralya Federal Parlamenter, Anayasal monarşi ile yönetilmekte olup, 6 eyalet ve bağıl topraklardan oluşmaktadır. 24 milyonluk nüfusu çoğunluğu doğu kıyısına yerleşmiş olup, şehirleşme oranı oldukça yüksek bir ülkedir.

Uluslararası Para Fonu’na göre Avustralya dünyanın en büyük 13. ekonomisi iken Kişi başına düşen millî gelir sıralamasında dünya 9.su olmuştur Ülke ayrıca İnsani Gelişme Endeksi sıralamasında Norveç’in ardından 2. gelip, yaşam standardı, sağlık, eğitim, kişisel özgürlük ve politik haklar gibi birçok kriterde dünya genelinde üst sıralardadır Avustralya Birleşmiş Milletler, G20, İngiliz Milletler Topluluğu, ANZUS, OECD, Dünya Ticaret Örgütü, Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği ve Pasifik Adaları Forumu’na üyedir.

Avustralya bayrağı

 

Avustralya arması

Avustralya’nın federasyon statüsüne kavuşmasının ardından, 1901 yılında uluslararası bir yarışma sonucunda seçilmiştir.

Bayrağın şekli ve tasarımı İngiliz ve Avustralya hükümetlerince onaylanarak yürürlüğe girmiştir. Şu anki şekline 1934’te kavuşmuştur ve 1954’te yasal olarak Avustralya bayrağı olarak tanınmıştır.

Bayrak, mavi tabanlıdır. Üst köşesinde Birleşik Krallık bayrağı, ve etrafında da biri diğerlerinden daha iri olan 5 adet yedi köşeli yıldız ve bir tane de 5 köşeli (en küçükleri) yıldız vardır.

Bayrağın sol üst köşesindeki Birleşik Krallık bayrağının olmasının sebebi, Avustralya’nın Birleşik Krallık sömürgesi altında olmasıdır.

Avustralya arması

Avustralya arması, İngiliz kralı 7.Edward tarafından 7 Mayıs 1908 tarihinde ve şimdiki versiyonu 5. George tarafından 19 Eylül 1912 tarihinde kabul edilmişti.

Avustralya’nın Kökeni
Sidney şehrinin kurulduğu, Port Jackson'ın güney kesiminden bir görünüm.

Avustralya ismi Latincede güneyden, güneye ait olan anlamına gelen Australis kelimesinden türetilmiştir. Roma uygarlığı zamanına dayanan, güneydeki bilinmeyen bir ülke anlamı (terra australis incognita) benzer bir yerin, ortaçağ coğrafyasında da bulunduğunu gösterir. Ancak bu bilgiler herhangi bilinen bir kıta bilgisi içermemektedir. Latincedeki Terra Australis Incognita terimi; Güneydeki (Australis) Bilinmeyen (Incognita) Toprak parçası (Terra) anlamına gelmektedir.

14 Mayıs 1606’da, Vanuatu’ya ayak basan Pedro Fernandes de Queirós, Güney Kutbu’ndaki tüm kara mülkiyetinin İspanya Krallığı’na ait olduğunu iddia etmiş ve kıtayı Austrialía del Espíritu Santo şeklinde adlandırmıştır.

Felemenkçe Australische kelimesi, Batavia’daki Flemenkler tarafından, 1638 yılından önce, güneyde keşfedilmiş yeni yerleri adlandırmak için kullanılıyordu. “Australia” kelimesinin İngiliz dilinde ilk kullanımı ise 1692 yılında Gabriel de Foigny’nin yazdığı Les Aventures de Jacques Sadeur dans la Découverte et le Voyage de la Terre Australe isimli Fransızca romanının, 1693 yılındaki çevirisinde görülmüştür.

Daha sonraları, 1765’te, Alexander Dalrymple bu kelimeyi, Luis Váez de Torres’ın 1606’da Yeni Gine’nin güney kıyılarına yaptığı seyahati anlattığı kitabını İngilizceye çevirirken kullanmıştır. Dalrymple, ayrıca Avustralya kelimesini, An Historical Collection of Voyages and Discoveries in the South Pacific Ocean (1771) isimli eserinde bütün Okyanusya bölgesini tanımlamak için kullanmıştır. 1793’te George Shaw ve Sir James Smith içerisinde geniş ada, büyük kıta, Avustralya, Australasia ve New Holland tanımlamaların yapıldığı, Zoology and Botany of New Holland eserini yayınlamıştır.

Avustralya ismi, kıtanın etrafını gemi ile dolaşan bilinen ilk insan, kaşif Matthew Flinders’ın A Voyage to Terra Australis (1814) eseri ile popüler hâle gelmiştir. Britanya Krallığı’nın bakış açısını yansıtan ismine rağmen, eserinde Flinders Avustralya ismini kullanmış ve bu isim geniş kitlelerce telaffuz edilen bir terim olmuştur. New South Wales valisi Lachlan Macquarie sonraları bu ismi İngiltere’ye yolladığı yazılı mesajlarda kullanmıştır. 1817’de Macquarie bu ismin resmi olarak kabul edilmesini önerdi ve 1824’te Britanya Krallığı, kıtanın resmen Avustralya ismiyle tanınmasını onayladı.

Tarihi
Batı Avustralya'nın Kimberley bölgesinde yerli kaya sanatı

Avustralya’daki ilk insan yerleşimlerinin 42.000 ila 48.000 yıl öncesinde ortaya çıktığı tahmin edilmektedir. İlk Avustralyalılar günümüzdeki Avustralya yerlisi olan Aborijinlerin atalarıdır. Kara bağlantıları veya kısa mesafeli suları geçerek Güneydoğu Asya’dan, adaya yerleşmişlerdir.

Avrupalılar 18. yüzyılın sonlarında gelmeye başladıklarında bile bu insanların çoğu doğa insanıydı. Karmaşık bir dilsel kültür ve ruhsal değer ile doğaya saygı gösteren ve Aborijin mitolojisi olan düş zamanı (İngilizce: Dreamtime) inancı ile yaşamaktaydılar.

Adada yaşayan diğer bir yerli halk olan Torres Strait Yerlileri, etnik olarak Melanezya kökenlidir. Bu insanlar Torres Strait Adaları ve Queensland’ın kuzey uçlarındaki çeşitli bölgelere yerleşmişlerdir. Kültürel alışkanlıkları Aborijinlerden belirgin olarak farklıdır.

Avrupalıların Avustralya’ya gelişi
1770 yılında, kaşif James Cook, Büyük Britanya Krallığı için adanın üçte ikisini ele geçirdi.

Avustralya anakarasını resmî kayıtlara göre gören ilk Avrupalı, Hollandalı kâşif Willem Janszoon’dur. Janszoon Cape York Yarımadası’nı 1606’da görmüştür. 17. yüzyıl boyunca, Hollandalılar tüm batı ve kuzey sahil şeridinin haritasını çıkarmış ve buraları New Holland olarak adlandırmışlardır. Ancak herhangi bir yerleşim yeri kurma çabası göstermemişlerdir. İngiliz kaşif ve korsan William Dampier New Holland’ın kuzey-batı kıyısına 1688 yılında ayak bastı ve 1699 yılında geri döndü. 1770’te James Cook, Avustralya’nın doğu sahillerinde yolculuk yapmış, bölgenin haritasını çıkarmış, New South Wales olarak adlandırdığı bölgeyi Britanya topraklarına kattığını ilan etmiştir. Seferler sonucu yapılan keşifler, kıtanın sömürümü için, hızla mahkumların ve tutukluların işçi olarak çalıştırıldığı kolonilerin kurulmasını sağlamıştır.

Britanya Denizaşırı Kolonileri kıtada ilk kez New South Wales kolonisi ile, 26 Ocak 1788’de Kaptan Arthur Phillip tarafından Port Jackson’da bir yerleşim yeri oluşturulması ile başlamıştır. Bu tarih daha sonra Avustralya’nın ulusal günü ilan edilmiştir (Australia Day). Yapılan bu ilk yerleşim Sidney’in kuruluşuna ve çevrenin keşfine giden yolu açarak sonraki yerleşimleri tetiklemiştir. Günümüzde Tazmanya olarak bilinen, Van Diemen’s Land’e yerleşim 1803 yılında başlamıştır. Burayı 1642’de keşfeden kâşif Abel Tasman, adaya, kendisini bu yolculuğa yollayan Hollanda Güney Hindistan Kolonileri valisi ve generali Anthony van Diemen’in onuruna Anthoonij van Diemenslandt adını vermiştir. Van Diemen’s Land 1825’te ayrı bir koloni hâlini almıştır. Tasmanya yerlilerine karşı 1803-1847 sömürge döneminde Tasmanya Soykırımı işlenmiştir. Birleşik Krallık, 1829’da Avustralya’nın batı bölümünü kontrol altında tutmaktaydı. New South Wales’in çeşitli bölümlerinde yeni ve ayrık koloniler oluşturuldu; sırasıyla South Australia (1836), Victoria (1851) ve Queensland (1859). Northern Territory (NT), South Australia eyaletinin bir parçası olarak 1863’te kuruldu. South Australia, bir serbest eyalet olarak kurulmuş ve hiçbir zaman diğer kolonilerde olduğu gibi mahkûm ve tutukluların çalıştırıldığı bir cezai koloni olmamıştır. Suçluların adaya getirilmesi 1840 ve 1864 yılları arasında aralıklarla devam ettirilmiştir. New South Wales’te ise yerleşimcilerin protestoları sonucu 1848 yılında mahkum ve tutukluların yerleşmesine son vermiştir.

Avustralya yerlilerinin nüfusunun, Avrupalıların kıtaya yerleşmeye başladığı sıralarda 350.000 civarı olduğu tahmin edilmektedir. Bu tarihten itibaren geçen 150 yılda sayıları hızlı bir şekilde azalmıştır. Bunun başlıca nedeni salgın hastalıkların göçe zorlanmaları ile birleşmesi ve kültürel parçalanmadır. Binlercesi daha Avrupalı (çoğu İngiliz) yerleşimcilerle yapılan sınır savaşları sonucu hayatını kaybetmiştir.

Hükümetin 1869 yılında çıkardığı Aborjin Koruma Yasası ile birlikte başlayan “asimilasyon” süreci birçok Yerli aileyi birbirinden ayırmıştır. Yerli çocukların ailelerinden alınıp devşirilmesi, bazı tarihçiler ve Avustralya yerlileri tarafından “kayıp nesil” oluşturulması olarak adlandırılmaktadır. Aynı zamanda bu tarihçiler ve Avustralya yerlileri, yerli komünitelerinin dağıtılarak, parçalanarak nüfusunun azaltıldığını ve bunun bir soykırım olarak kabul edilmesi gerektiğini savunmaktadırlar. Huzurlu ve sorunsuz bir toplum yaratma amacıyla yapılan devşirme eylemi günümüzde insan hakları ihlali olarak tanımlanmaktadır. Aborijinlerin tarihi hakkındaki bu yorumlara, bazıları karşı gelmekte ve bunların politik ve düşüncesel nedenler ile abartıldığını, uydurma olduğunu belirtmektedir. Bu tartışma Avustralya’da History Wars (Türkçe: Tarih Savaşları) olarak bilinir. 1967 referandumundan sonra federal hükümet yürütme gücünü ve Aborijinler ile ilgili kanun çıkarma hakkını elde etti. Adanın yerli halkındaki mülkiyeti, Avustralya Yüksek Mahkemesinin Mabo v Queensland (No 2) davasına kadar tanınmamıştır. Bu davadan sonra Avustralya’daki mülkiyet kavramı değişmiş ve Avrupalıların istilası sırasında adanın kimseye ait olmadığı belirtilmiştir.

1850’lerde Avustralya’da Altına hücum başladı ve 1854’te madencilik lisans ücretlerine karşı ilk sivil ayaklanma olan Eureka Stockade ayaklanması gerçekleşti. 1855 ve 1890 yılları arasında, altı koloni bireysel olarak özerk hükümet olma hakkını kazandı ve birçok kişisel işini kendi yönetmeye başladı. Londra’daki koloni ofisi ise hâlen önemli dış ilişkilerin, savunma konularının ve uluslararası denizcilik ve ticaret konularının yönetimini elinde tutmaktaydı.

Ulus Bilinci
Parlamento Binası, Canberra

1 Ocak 1901’de gerçekleşen federasyonlaşma ile birlikte, on yıllık bir planın ardından seçme ve seçilme, temsil edilme haklarını elde ettiler. Böylece Britanya Krallığı’nın yönetiminde, Avustralya Kraliyet Devleti doğmuş oldu. Canberra’nın yeni federal başkent olarak önerilmesinin ardından, 1911 yılında New South Wales bölgesinde, Avustralya’nın başkent bölgesi olan The Australian Capital Territory (ACT) bölgesi kuruldu. (Melbourne 1901-1927 yılları arasında başkentti.) Yine 1911’de Kuzey Bölgesi (NT), Güney Avustralya (SA) hükümetinin kontrolünden Avustralya Kraliyet Devleti kontrolüne geçti.

Avustralya kendi isteği ile I. Dünya Savaşı’na katıldı. Bu kararın arkasında Federal Liberal Partisi ve İşçi Partisi’nin de güçlü desteği önemli rol oynar. I. Dünya Savaşı Batı Cephesi’nde birçok savaşta yer almalarına rağmen Çanakkale Savaşı Avustralya için ayrı bir öneme sahiptir. Birçok Avustralyalı, Avustralya ve Yeni Zelanda Askeri Gücü’nün (ANZAC – Australian and New Zealand Army Corps) Çanakkale Savaşı sonrası mağlup olmasını, saygı ile hatırlar ve bu tarihi ulusun doğuş tarihi olarak kabul eder. Bu tarih aynı zamanda, ülkenin ilk önemli askeri olayıdır. Gelibolu Savaşı gibi, II. Dünya Savaşı sırasında meydana gelen Kokoda Track Savaşı da birçokları tarafından ulusal önem verilen bir olaydır.

Avustralya ve Birleşik Krallık arasındaki birçok yasal bağlantı, Avustralya’nın 1942 yılında, 1931 Westminister Yasası’nı (İngilizce: Statute of Westminster 1931) kabul etmesi ile resmen son bulmuştur. 1942’de Birleşik Krallık’ın Asya’da uğradığı şok yenilgi ve Japonya’nın Avustralya üzerindeki işgal tehdidi, Avustralya’nın yeni bir müttefik ve koruyucu olarak gördüğü Amerika Birleşik Devletleri ile yakınlaşmasına neden olmuştur. 1951’den beri Avustralya, ANZUS antlaşması ile ABD’nin resmi olarak askeri müttefiğidir. II. Dünya Savaşı sonrası, Avustralya, Avrupa’dan gelen tüm göçleri desteklemiştir. 1970’lerde, sadece Avrupalıların göç etmesine izin veren Beyaz Avrupa Politikası’nın iptali ile de, Asya ve dünyanın diğer yerlerinden gelen göçmenler desteklenmiştir. Bunun sonucunda, Avustralya’nın nüfusu, kültürü ve görüntüsü radikal bir şekilde değişmiştir.

Avustralya ve Birleşik Krallık arasındaki son yasal bağ, 1986 Avustralya Akti ile sona ermiştir. Avustralya eyaletleri üzerindeki Birleşik Krallık hâkimiyeti ve Birleşik Krallık Özel Meclisine yapılan adli başvurular sonlanmıştır. Buna rağmen Avustralyalı seçmenler 1999’daki referandumda % 55 çoğunlukla cumhuriyet yönetimine geçmeyi reddetmişlerdir. 1972 Whitlam Hükümeti’nden itibaren, Avustralya dış politikasında giderek artan bir Pasifik-Asya aidiyeti kavramı oluşurken, geleneksel müttefik ve ticari partner ile olan ilişkiler de devam etmektedir. Bugün ülke halen sembolik olarak Kraliçe II. Elizabeth’e bağlı, anayasal monarşi altında parlamenter bir sistemle yönetilmektedir.

Ekonomi
Batı Avustralya, Kalgoorlie'deki Süper Çukur altın madeni ülkenin en büyük açık kesim madenidir

Avustralya’nın serbest piyasa ekonomisi vardır. Kişi başına gayri safi yurtiçi hasılası yüksek, yoksulluk oranı ise düşüktür. Avustralya doları; Christmas Adası, Cocos Adaları ve Norfolk Adası dahil olmak üzere tüm Avustralya’nın para birimi olmasının yanı sıra bağımsız Kiribati, Nauru ve Tuvalu adalarının da para birimidir. Australian Stock Exchange ile Sydney Futures Exchange’in 2006’daki birleşmelerinden sonra Australian Securities Exchange, dünyanın en büyük dokuzuncu borsası oldu.

2010 Ekonomik Özgürlük Endeksi’nde üçüncü sırayı alan Avustralya, dünyanın en büyük on üçüncü ekonomisidir ve en yüksek on birinci kişi başına GSYİH’ına sahiptir; bu Birleşik Krallık, Almanya, Fransa, Kanada ve Japonya’dan daha yüksek, ve Amerika Birleşik Devletleri ile aynı sıradadır. 2010 İnsani Gelişme Endeksi’nde ikinci, Legatum’un 2008 Refah Endeksi’nde ilk, ve The Economist’in küresel 2005 Yaşam kalitesi sıralaması’nda altıncı sırayı aldı. Avustralya’nın bütün büyük şehirleri küresel karşılaştırmalı yaşanabilirlik anketlerinde yüksek puan alır; The Economist’in 2008 Dünyanın en yaşanabilir şehirleri listesinde Melbourne ikinci, Perth dördüncü, Adelaide yedinci ve Sidney dokuzuncu sırayı almıştır.

Coğrafya
Kuzey topraklarında Uluru

Toprak bakımından Rusya, Kanada, Çin, Amerika Birleşik Devletleri ve Brezilya’dan sonra 6. en büyük ülkedir. Avustralya Eyaletleri 7,617,930 km²lik yüzölçümü ile Hint-Avustralya levhası üzerinde bulunur. Hint ve Pasifik Okyanusları ile çevrili olup, Asya kıtası’ndan Arafura Denizi ve Timor Denizi ile ayrılır. Kuzeydoğu’daki Queensland sahili boyunca Mercan Denizi uzanır. Avustralya ile Yeni Zelanda arasında ise Tasman Denizi bulunur. Dünya’nın toprak büyüklüğü açısından 7. en büyük ülkesi olan Avustralya, bazen “ada kıta” olarak da adlandırılır. Avustralya anakarasının 34,218 kilometre uzunluğunda sahili vardır. Bunun yanında Antarktika’da 8,148,250 km² lik Münhasır ekonomik bölge iddia etmektedir. Bu alan Avustralya Antarktik Toprakları’nı kapsamamaktadır.[28] Avustralya Macquarie Adası’nın haricinde, 9. güney enlemi ve 44. güney enlemi; 112. doğu boylamı ve 154. doğu boylamı arasında yer alır. Dünya’nın en büyük mercan resifi olan Büyük Set Resifi (Great Barrier Reef) kuzey-doğu kıyısının hemen açıklarında bulunmakla beraber 2000 kilometreden de fazla bir uzunluğa sahiptir. Batı Avustralya’da bulunan Augustus Dağı dünya’nın en büyük tek parça halindeki dağıdır (monolit). Great Dividing Range üzerinde bulunan Kosciuszko Dağı 2228 metre yükseklikle Avustralya anakarasının en yüksek dağıdır. Daha da uzun olan Mawson Zirvesi 2745 metre rakımla anakaradan uzak Heard Adası’nda, McClintock Dağı ve Menzies Dağı ise sırasıyla 3492 ve 3355 metrelik yükseklikleri ile Avustralya Antarktika Toprakları’nda yer alırlar.

Avustralya’nın büyüklüğü ona, aynı ülke üzerinde değişik iklim ve yeryüzü görünümü vermiştir. Kuzey-doğu’da tropik yağmur ormanları bulunurken, güney-doğu ve güney-batı bölgelerinde dağlık alanlar, merkezde ise kurak düzlükler bulunur. En eski ve verimsiz toprakların bulunduğu Avustralya, en düz kıta olma özelliğine de sahiptir. Çöl veya yarı-kurak topraklar – Outback olarak da bilinir – karanın çoğunluğunu oluşturur. Yıllık 500 mm’lik yağış ile dünyanın yaşanan en kurak kıtasıdır. Kilometrekare’ye 2.8 insan düşmesi nüfus yoğunluğu bakımından onu son sıraya getirir. Nüfusun büyük bir bölümü ılıman iklimin hüküm sürdüğü güney-doğu’da yaşar.

Doğu Avustralya Great Dividing Range ile birbirinden ayrılır. Bu dağ sırası Quensland, New South Wales ve Victoria eyaletlerinin sahillerine paralel uzanır. Her ne kadar ismi dağ sırası olsa da, gerçekte geçtiği arazilerin çoğunluğu alçak tepelerden ve yüksekliği 1600 metreyi bulmayan platolardan oluşur. Sahil yaylaları ve Brigalow çayırları sahil ile dağ arasına sıkışmışken, dağ sırasının iç tarafı geniş otlaklardan oluşur. Bu otlaklar New South Wales’in batı ovaları ile Queensland’in iç toprakları olan Einasleigh Uplands, Barkly Tableland ve Mulga Lands arazilerini kapsar. Doğu kıyısının en kuzey noktası tropik yağmur ormanları ile kaplı Cape York Yarımadası’dır.

Kültür
Sidney Opera Evi

Avustralya, İngilizlerce sömürgeleştirildi ancak bugün dünyanın her yerinden insanlar orada yaşıyor. İngilizce başlıca konuşulan dil ve bütün dinler kabul edilmesine karşın başlıca din Hristiyanlıktır. Avustralya çok kültürlüdür, bu tüm insanların farklı dil, din ve yaşam yolları olduğu anlamına gelir.

Çağdaş ünlü yazarlar arasında Peter Carey, Thomas Keneally ve Colleen McCullough vardır. 1973 yılında Patrick White, tek Nobel Edebiyat Ödülü alan Avustralyalı oldu. Patrick White, yirminci yüzyılın en büyük İngilizce yazarlarından biri olarak görülüyor.

Avustralya müziğinde birçok dünya çapında yıldız vardır. Örneğin opera şarkıcıları Nellie Melba ve Joan Sutherland, rock and roll gruplarından Bee Gees, AC / DC, Airbourne ve INXS, pop şarkıcısı Kylie Minogue ve Avustralya ülke müziği Slim Dusty ve John Williamson. Avustralya Aborjin müziği çok özel ve çok eskidir. Didgeridoo adlı üflemeli çalgıları çok ünlüdür.

Dil
Melbourne'deki Aziz Francis Katolik Kilisesi.

Avustralya’nın resmi bir dili olmamasına rağmen, İngilizce her zaman fiili ulusal dil olarak kabul edilmiştir. Avustralya İngilizcesi, İngiliz İngilizcesi’nin aksanı ve kelime bilgisi ile ayırt edilir ve dilbilgisi ve yazım denetimi bakımından diğer İngilizce türlerinden biraz farklıdır. Günlük alışverişlerde Avustralya İngilizcesi kullanılır. 2011 nüfus sayımına göre, Avustralya’nın yaklaşık % 81’inde konuşulan tek dil İngilizcedir. En çok konuşulan diğer diller ise Mandarin (% 1.7), İtalyanca (% 1.5), Arapça (% 1.4), Kantonca (% 1.3), Yunanca (% 1). ,% 3) ve Vietnamca (% 1.2) 126. Birinci ve ikinci kuşak göçmenlerin önemli bir kısmı iki dillidir. Avustralya Erken Gelişim Endeksi’nin 2010-2011’de yaptığı bir araştırmada, İngilizce’den sonra çocuklar tarafından en çok konuşulan dillerin Arapça, ardından Vietnamca, Yunanca, Çince ve Hintçe olduğu anlaşılmıştır.

İngilizlerin geldiği zaman 250 ila 750 arasında Aborjin dili olduğu düşünülüyor, bunlardan 20’sinden azı bugün hala önemli ölçüde konuşuluyor. Yaklaşık 110’u sadece yaşlı insanlar tarafından konuşulmaktadır. 2006 nüfus sayımı sırasında, yerel nüfusun % 12’sini temsil eden 52.000 Avustralya Aborjini, evlerinde öncelikle Aborjin dili konuştuğunu bildirmiştir. Avustralya’da, yaklaşık 5.500 sağır insanın ana dili olan auslan adı verilen bir işaret dili vardır.

Din
Avustralya’nın resmi bir devlet dini yoktur, Avustralya Anayasası, Kilise ve Devlet’in ayrılmasını garanti eder.
Avustralya hükümetinin bir din için diğerine yasa ilan etmesini yasakladı, bu nedenle resmi bir din yoktur.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Avusturya Cumhuriyeti

Avusturya
Baskent Viyana
Resmî diller Avusturya Almancası
Yönetim Şekli Parlamenter Cumhuriyet
Yüzölçümü 83.879 km²
Nüfus 8.838.171
Nüfus Yoğunluğu 105 kişi/km²
Para birimi Euro (€)
Zaman dilimi OAZD (UTC+1)
Telefon kodu +43
İnternet TLD .at

Avusturya, yani resmî adıyla Avusturya Cumhuriyeti, Orta Avrupa’da denize kıyısı olmayan, dokuz eyaletten oluşan ülke. Batıda Lihtenştayn ve İsviçre, güneyde İtalya ve Slovenya, doğuda Macaristan ve Slovakya, kuzeyde ise Almanya ve Çek Cumhuriyeti ile komşudur.

Tarihçe

Çok eski tarihlerden beri insanların yaşadığı bu ülke, MÖ 100 yıllarında Romalılar tarafından işgal edilmiştir. Almanya ile beraber olan Avusturya’ya 803 senesinde Şarlman tarafından “Doğu Marklığı” unvanı verildi. Böylece Germen İmparatorluğunun bir parçası olarak kurulmuş oldu. Daha sonraları başa geçen Habsburg Hanedanı, ülkenin sınırlarını genişletmişlerdir. 15. yüzyılda Avrupa’nın ve Hristiyanların en güçlü devleti haline gelen Avusturya, Osmanlılara karşı arkası kesilmeyen saldırılara liderlik etmiştir. 16. yüzyıl başlarında Osmanlı Devleti çeşitli seferler ile 1529’da Macaristan’ı, daha sonra 1540’ta Avusturya’yı yendi. İmparator I. Ferdinand, Macaristan’ın Osmanlı Devletine bırakılması ve senede 30.000 duka altın vergi vermek şartları ile bir antlaşma imzaladı. Böylece Osmanlı saldırıları son buldu.

Osmanlı-Kutsal İttifak Savaşları sonucunda Osmanlı Devletinden ayrılan Macaristan ile birleşerek Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nu kurdular. I. Dünya Savaşı’nda parçalanan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’ndan ayrılan Avusturya harp sonunda Almanya ile birleşmek istemesine rağmen, galip devletler buna müsaade etmediler. Bağımsız bir devlet olarak kurulan Avusturya Cumhuriyeti, Hitler tarafından 1938’de Almanya’ya katıldı. II. Dünya Savaşı’nın sonunda Almanya’nın yenilmesi ile Avusturya; Amerika Birleşik Devletleri, Sovyetler Birliği, İngiltere ve Fransa tarafından işgal edildi. 1955’te bu devletlerle bir antlaşma yapıldı ve Avusturya bağımsızlığını elde etti.

Romalılar ve Kavimler Göçü

Bugünkü Avusturya’nın büyük bölümü MÖ 15 yılı dolaylarında Roma İmparatorluğu tarafından işgal edildi. Roma imparatoru Claudius iktidarı sırasında (41-54) sınırları kuzeyde Tuna nehrine, kuzey doğuda Wienerwald’a, doğuda bugünkü Steiermark’ın doğu sınırlarına ve güneydoğu ile güneyde Eisack ve Drau akarsularının ötesine kadar uzanan Regnum Noricum eyaletini kurdu. Daha sonraları Diokletian (284-305) yönetimi altında eyalet Alpler boyunca kuzeyde Noricum Ripens (Kıyı Noricum’u) ve güneyde Noricum Mediterraneum (İç Noricum) olmak üzere iki parçaya ayrıldı. Ziller ırmağı kıyısına kadar bugünkü Vorarlberg ve Tirol’ü kapsayan Noricum’um batısında bulunan bölge Raetia eyâletiydi. Doğuda bugünkü Burgenland’ın bulunduğu bölgedeki Pannonia eyâleti Noricum’a sınırdı. Tuna nehri kuzeyde yaşayan Cermen kabileleriyle Romalılar arasındaki sınırı belirliyordu.

Avusturya’nın bazı bölgeleri ve Linz (Lentos) gibi kentleri Keltlere dayanır. Daha sonraki birçok yerleşim Romalılar tarafından kurulmuştur. Viyana’nın doğusunda bulunan Carnuntum kenti bölgedeki en büyük Roma kentiydi. Ayrıca bugünkü Klagenfurt’un kuzeyinde kalan Virunum, Spittal an der Donau’nun yakınlarında bulunan Teurnia da önemli merkezlerdi. Roma dönemine ait önemli kazı bölgeleri Kleinklein (Steiermark) ve Zollfeld’tir (Magdalensberg).

2. yüzyılda Hristiyanlık yayılmaya başladı. Ülkenin o zamanki kilise organizasyonu 4. yüzyıla dayanır. Ülkeye Bayuvarlar’ın yerleşmesinden sonra ülke misyonerlerin etkisi altında kaldı.

Kavimler Göçü

Kavimler göçüyle Roma İmparatorluğu’nun çöküşü başladı. 5. yüzyıldan başlayarak Romalılar Germen kabileleri tarafından tehdit edilmeye başlandı. 408 yılında I. Alarich yönetiminde Gotlar İtalya’ya girerek Emona’dan (bugünkü Ljubljana) Alpler üzerinden Roma komutanı Stilicho tarafından yönetilen Noricum’a ulaştı. 472’den sonra Doğu Gotları ve Alemanlar ülkeyi fethedemeden geçip gittiler. 476 yılında Odoaker son Roma İmparatoru’nu devirdikten sonra da eyaletler Roma yönetiminde kaldı. Kral Theoderich’in ölümünden sonra Got Krallığı dağıldı ve böylece Gotlar Noricum’u ele geçirememiş oldular.

6. yüzyıldan başlayarak Bayuvarların ve bugünkü Vorarlberg bölgesinde de Alemanlar’ın kesintisiz yerleşimine tanık olunur. 6. yüzyılın sonunda Roma İmparatorluğu dağıldı. Doğudan Avarlar tarafından sürülen Slavlar hala bölgede yaşayan kelt-roman halk tarafından engellenemediler ve Drau boyunca batıya kadar ilerlediler. 610 civarında kuzeyden gelip Pustertal’e kadar ilerlemiş olan Bayerler (Bayuvarlar) tarafından durdurulana kadar bu ilerlemeyi sürdürdüler. Slavlarla Bayuvarlar arasındaki sınırı Freistadt, Linz, Salzburg (Lungau) ve Doğu Tirol (Lesachtal) hattı belirliyordu.

Ortaçağ

Erken ortaçağ (976’ya kadar)

Bugünkü Avusturya’nın güneyinde Drau, Mur ve Save vadilerinde yerleşmiş bulunan Slav kökenli gruplar 600 yılı civarında Avrupa’nın ilk bağımsız Slav devleti olan Karantanya’yı kurdular. Karantanya’nın merkezi Zollfeld’di. Karantanya’yı kuranlar bölgede kalan Keltoroman halkla birlikte Franklar’ın ve Avarlar’ın güneydoğu Alp bölgesindeki yeni istilalarına karşı direndiler.

Kuzey Alp bölgesinde 6. yüzyılın ortasında Bayer kökenli gruplar bir dükalık kurmuşlardı. Hükümdarları Agilolfinger hanedanından geliyordu. Bu dönemde Bayerler’in yerleşim bölgesi özellikle Langobardlar’ın geri çekilmesiyle güneyde, bugünkü Güney Tirol’e ve doğuda Enns’e kadar genişledi. Daha doğuda ve bugünlü Bohemya bölgesinde Avarlar ve daha sonra da Slavlar yerleşmişti. Bağımsız yöneticiler olan Bayer düklerinin merkezi Regensburg’tu.

Karolenj hanedanının yönetimi altında Frank İmparatorluğu giderek güçlendi ve 8. yüzyılın sonlarında Bayer dükalıklarının bağımsızlığı sona erdi. Bayerler’in bundan sonra bağımsız kalan son dükü III. Tassilo’ydu. Yine 8. yüzyılın ikinci yarısında Karantanya da yıkıldı ve Franklar’ın idaresine girdi.

Avarlar’a karşı direnmek için Frank kralı Büyük Karl (Carolus Magnus ya da Türkçede kullanılan diğer adıyla Şarlman) 800 yılı civarında bugünkü Aşağı Avusturya’da, Enns, Raab ve Drau ırmakları arasında Avar Eyaleti de denilen bir sınır eyaleti, aynı şekilde bu eyaletin güneyine de Karantanya Eyaleti’ni kurdu.

Avarlar’a karşı kurulan sınır eyaleti Macarlar’ın akınları sonucu yok oldu. 907 yılı yaz aylarında Pressburg’da yapılan üç büyük savaştan sonra Frank İmparatorluğu’nun devamı olan Doğu Frank İmparatorluğu’nun sınırı Enns’e kadar geriledi. Bunun hemen ardından I. Arnulf’un Bayer dükü olması bütün doğu Alp bölgesini kapsayan yeni Bayer dükalığının başlangıcı olarak kabul edilir. Doğu Frank imparatoru I. Otto’nun Lechfeld’deki savaşı kazanmasından sonra Macar tehlikesi uzaklaştırıldı ve Macarlar yerleşik hale geçtiler. Bunun hemen ardından yeni bir Bayer dalgası bugünkü Aşağı Avusturya, İstria ve Krain’de geniş bölgeleri ele geçirdi. 10. yüzyılın ikinci yarısında Enns’in doğusunda yeniden, Marchia orientalis olarak adlandırılan bir Bayer eyalet kontluğu ortaya çıktı.

Avusturya Sınır Kontluğu (976-1156)

976 yılında II. Otto bu eyaleti merkezden ayırdı ve Babenberger ailesinden gelen Liupold’a (I. Leopold) verdi. Burası için 996 yılında ilk defa resmi olarak Ostarrîchi ismi kullanıldı. Günümüzde Avusturya’nın Almanca ismi olan Österreich sözcüğü buradan gelmektedir. Bu ismin yanı sıra uzun süre Osterlant (Doğu Ülkesi) adı da kullanıldı. Türkçedeki Avusturya sözcüğü bölgenin isminin Latinceleştirilmiş hali olan Austria’dan gelmektedir.

Babenbergerler bilinçli bir politika ve Kuenringerler gibi diğer güçlü hanedanların da desteğiyle güçlü bir idare kurdular. Merkezleri başlarda Pöchlarn’da, daha sonraları da Melk’te bulunuyordu. Kont III. Leopold imparatorluk sarayındaki imparator IV. Heinrich ile kral V. Heinrich arasındaki taht kavgasına karışma şansı buldu ve V. Heinrich’in zaferine katkıda bulundu. Ödül olarak da Heinrich’in kızkardeşi Agnes von Hohenstaufen’le evlendi. Kurduğu manastırlar nedeniyle (özellikle de Klosterneuburg manastırı) ölümünden sonra aziz ilan edildi.

Babenbergerler idaresinde Avusturya Dükalığı (1156–1246)

 

VI. Leopold

Staufer ve Welfen hanedanları arasındaki çatışmalar sonucu 1139 yılında Bayer Dükalığı Babenbergerler’e geçti. I. Friedrich tartışmayı sona erdirmek istediğinden Bayer Dükalığı’nı Welfenler’e geri verdi. Ancak teselli ikramiyesi olarak Privilegium minus adı verilen belgeyle Avusturya 1156 yılında dükalık statüsüne yükseltildi. Böylece Avusturya Bayer Dükalığı’na karşı bağımsızlığını kazanmış oldu ve Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu içinde bağımsız bir egemenlik bölgesi oldu. Avusturya’nın ilk dükü Heinrich Jasomirgott yine 1156’da Viyana’yı dükalığın merkezi haline getirdi. 1186 yılında Georgenberger Handfeste adı verilen vasiyetname uyarınca, 1192 yılında Traungauer hanedanı sona erince, Traungau, bugünkü Yukarı Avusturya’nın merkez bölgesi, Aşağı Avusturya’nın güneyindeki Pitten Kontluğu ve bugünkü Slovenya’nın büyük bölümünü kapsayan Steiermark Dükalığı da Babenbergerler’in eline geçti.

VI. Leopold ile ortaçağ Avusturya’sı kültürel olarak doruk noktasına ulaştı. O zamanın devrimci sanatı Gotik VI. Leopold zamanında yayıldı. Onun oğlu olan II. Friedrich ile 1246 yılında Babenbergerler’in atasoylu (erkekler üzerinden taşınan) çizgisi sona erdi.

Babenbergerler ve Habsburglar arasında Avusturya Dükalığı (1246-1282)

1256 yılında dükalığın önde gelenleri tarafından karışıklığı gidermek üzere çağrılan Bohemya Kralı Ottokar Přemysl birçok mirasçı arasında başarılı olan kişi oldu. Politikası daha çok asilleri bastırırken, kentlerdeki burjuvaziyi desteklemeye yönelikti ve bu özelliğiyle Habsburglar zamanında bile uzun süre Viyanalı’ların aklında kaldı. Ottokar Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu tahtına yönelince, karşısında Rudolf von Habsburg’u buldu. 1278 yılındaki Marchfeld Savaşı’nda Rudolf von Habsburg’un Ottokar’ı yenilgiye uğratmasından sonra Habsburglar Avusturya ve Steiermark dükleri haline geldiler.

Habsburg idaresi altında Avusturya Dükalığı (1282-1452)

1335 yılında Habsburglar Meinhardiner hanedanının mirasçısı olarak Karintiya ve Krain’i elde ettiler. 1363 yılında da Tirollü Margarethe kendi mirasçısı kalmayınca Tirol’ü dük IV. Rudolf’a verdi. Böylece doğu Alplerde bir ülkeler bütünü ortaya çıktı.

IV. Rudolf ortaçağın sonlarının en entrikacı yöneticisiydi. Viyana’nın önemini ön plana çıkartacak önlemler aldı. Privilegium maius adında çarpıtılmış bir belge hazırlattı. Bu belgeye göre Avusturya arşidüklüğe yükseltiliyor ve kendisi de birçok ayrıcalık elde ediyordu. Bu belge imparator IV. Karl tarafından kabul edilmediyse de, daha sonra 1453’te Habsburg kökenli imparator III. Friedrich tarafından onaylandı.

1379 Neuberg anlaşmasına göre Habsburg egemenliği ilk defa bölündü. Bunu 1406 ve 1411’de iki bölünme daha izledi. Böylece 3 ülke bütünü ortaya çıkıyordu:

  • Aşağı Avusturya ülkeleri (Yukarı ve Aşağı Avusturya)
  • İç Avusturya ülkeleri (Steiermark, Karintiya, Krain, İç İstriya ve Trieste)
  • Ön Avusturya ülkeleri (Tirol, Vorarlberg ve Suebya ile Alsas’ın ön bölgeleri)

15. yüzyılın neredeyse tamamı miras sorunları ve aile kavgalarıyla geçti. Bu ülkenin politik ve ekonomik gücünü bir hayli zayıflattı. V. Friedrich bütün rakiplerini saf dışı ederek ya da miraslarına sahip olarak sonunda ülkeyi tekrar bütünleştirebildi. V. Albrecht de Luxemburgların varisi olarak Roma-Germen Kralı seçildi. Taht sonunda 1452 yılında Kutsal Roma İmparatoru olarak taç giyen III. Friedrich’e kaldı.

Habsburg Egemenliği – Avusturya’nın Büyük Güç Haline Gelişi

 

Albrecht Dürer'in fırçasından İmparator Maximilian

İmparatorun içerideki iktidarı çok büyük değildi. Birçok soylu aileler kendi politikalarına göre iktidara sahip olmak istiyorlardı. Böylece III. Friedrich’in parlak olmayan ama sıkı siyaseti geride sağlam bir iktidar bıraktı. Bu iktidarı 1477’de Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu ve Fransa arasındaki Burgundiya ülkelerinin mirasçısı Burgundiyalı Maria ile evlenen oğlu I. Maximilian daha da güçlendirdi. Maria’nın erken yaşta ölümü üzerine Maximilian Bretonya varisi Breton Prensesi Anne ile evlendi. Ancak Fransa’nın müdahalesi Bretonya’nın Avusturya’ya geçmesini engelledi. 1496’da İmparator Maximilian oğlu Güzel Philipp’i Kastilya ve Aragon prensesi Johanna ile evlendirdi. Böylece Avusturya sadece İspanya, Napoli, Sicilya ve Sardinya’da değil, aynı zamanda İspanyol sömürgelerinde de miras hakkı elde etti. Bu dönemde ünlü özdeyiş ortaya çıktı: “Bella gerant allii – tu felix austria nube” (Diğerleri savaşsın – sen mutlu Avusturya evlen!). 1499’da Suabe Savaşı sona erdi. Basel Barışı sonucu Habsburglar kendi tarihi kalelerinin bulunduğu Habsburg’u elden çıkartmak zorunda kaldılar. Böylece İsviçre’nin 1648 Westfalya Barışı’yla kesinleşecek olan Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu’ndan kopuşu başladı. 1500 yılında Maximilian miras sonucu Görz Prensliği’nin sahibi oldu. Oğlu Güzel Philipp’in miras sonucu İspanya (ve İspanyol sömürgeleri) kralı olması sonucu Avusturya dünya çapında bir güç haline gelme fırsatıyla karşı karşıya kaldı. 1519’da taç giyen V. Karl bu fırsatı kaçırınca 1555’te tahttan çekilmek zorunda kaldı.

1521’de Avusturya toprakları imparator V. Karl tarafından kardeşi I. Ferdinand’a verildi. I. Ferdinand merkezi yönetim yapısını yerleştirdi. Aynı yıl Bohemya ve Macaristan üzerinde miras hakkı olan Anna’yla evlenen I. Ferdinand böylece 1526’da bu toprakları Avusturya’ya kattı. 1524’te V. Karl Friesland’ı imparatorluğa dahil etti. 1526 yılında Mohaç Muharebesi’nin kaybedilmesinden sonra Ferdinand sadece Macaristan, Bohemya ve çevre ülkeleri değil, aynı zamanda Macaristan’ın daha önce kendisine karşı tampon bölge oluşturduğu Osmanlı tehlikesini de miras almış oldu. Üstelik Avusturyalılar ilk kez olarak kral Johann Zápolya’yı destekleyen Macar soylularıyla da çatışmaya düştüler. 1528’de Overijssel ve Utrecht Habsburg idaresine geçti. 1531 yılında I. Ferdinand rüşvet yardımıyla Roma-Germen İmparatoru seçildi. Milano Dükalığı V. Karl tarafından ilhak edildi. 1538 yılında Macaristan Habsburglar, Osmanlılar ve Macar soyluları arasında paylaştırıldı:

  • – Macar Krallığı (Batı ve Kuzey Macaristan ve Slovakya), Bohemya ve Moravya Habsburglar’a geçti.
  • – Ülkenin ortası Osmanlılar’a geçti.
  • – Erdel’in kontrolü birbirleriyle rekabet halde Macar soylularının eline geçti.

1555’te V. Karl Augsburg Din Barışı sonucu tahttan çekildi. Bu Habsburgların İspanyol ve Avusturya hatları olarak ikiye bölünmesine yol açtı. Avusturya hattı 1806 yılına kadar neredeyse kesintisiz olarak Roma-Germen İmparatorluğu’na sahip oldular.

Reform ve Karşı Reform

Reformasyon döneminde Tirol hariç Avusturya topraklarında halk büyük oranda Protestanlık’a geçti. Halkın tekrar Katolikleştirilmesi ancak 1600’lere doğru yoğun şiddet politikaları sayesinde mümkün oldu. Bu süreçte ön plana çıkan Cizvitler ve Arşidük Matthias’ın temsilcisi Kardinal Melchior Khlesl oldu. Ancak bu politikanın önde gelen uygulayıcısı II. Ferdinand’dı. II. Ferdinand “sapkın”lardan oluşan bir ülke yerine bir çöl yönetmeyi tercih ettiğini söylüyordu.

Bu politika Avusturya’yı Bohemya Ayaklanması sonucu çıkan Otuz Yıl Savaşları’na sürükledi. Bir süre boyunca Habsburglar Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu’nu mutlaki monarşiye dönüştürdüler. Ancak savaşın sonunda gerek Avusturya topraklarını, gerekse de Bohemya’yı yeniden ele geçirebildiler. Böylece bu topraklardan bir devlet oluşturmaya çalıştılar. Daha 1680’lerden başlayarak Philipp von Hörnigk ya da Johann von Justi gibi iktisat teorisyenleri bu yönelime hız verdiler.

Habsburglar ve Osmanlı Tehditi

 

İmparator II. Ferdinand

Osmanlılar daha 15. yüzyılda Avusturya topraklarında bir güç olarak görünmeye başlamışlardı. Bunu 1529 yılında Osmanlı ordusunun giriştiği I. Viyana Kuşatması izledi. Osmanlılar başarılı olamadılar. Ancak bu süreci yaklaşık 200 yıl sürecek olan sürekli bir Osmanlı-Avusturya savaşı izledi.

1683 yılında Osmanlılar Viyana’yı tekrar kuşattı. Ancak bu II. Viyana Kuşatması da başarısız oldu. Avusturya bu başarısını Dük Karl von Lothringen’in Polonya Kralı Johann III. Sobieski’nin Kahlenberg üzerinden Osmanlı birliklerine arkadan saldırmasıyla kazandı. Bu yenilgi Osmanlı’nın Avusturya için giderek bir tehlike olmaktan çıkmaya başlamasına yol açtı. Karl von Lothringen ve Prens Eugen von Savoyen gibi komutanların yönetiminde Osmanlı’ya karşı biri 1683-1699 arası, diğeri 1716-1718 arası süren iki bir savaş sonucu Osmanlılar Belgrad’ın arkasına kadar geriletildi. 1699’daki Karlofça ve 1718’deki Pasarofça antlaşmaları Osmanlı’nın yenilgisini resmileştirdi.

Bu süreç Avusturya’yı büyük oranda etkileyen Barok sanatının gelişmesi için gereken olanakları yarattı.

Miras Savaşları

İspanyol Habsburglar’ın soylarının 1700 yılında sona ermesinden sonra Avusturya Habsburgları XIV. Louis ile İspanyol tahtı miras olarak ele geçirmek için bir mücadeleye giriştiler. Savaş İmparator I. Joseph tarafından başarıyla yürütüldüyse de, onun ölümünden sonra başarısızlıklar üst üste geldi. Kardeşi VI. Karl yaşayan son Habsburg olarak eğer diğer Avrupa güçleri tarafından engellenmeseydi dünya çapında bir imparatorluğu miras olarak alabilecekti. Ancak 1713 Utrecht Barışı ile İspanya’nın çevre toprakları (İspanyol Hollandası, Napoli, Lombardiya) miras olarak Habsburglar’a kaldı.

Aynı yıl içinde Avusturya Monarşisi’nin ilk anayasası olarak kabul edilen Pragmatische Sanktion yayınlandı. Bu yasa monarşinin bölünmezliğini ve ayrılmazlığını öngörüyor ve bunu sağlamak için de ilk çocuk ve destekleyici kadından geçen miras ilkelerine dayanan bir birleşik veliahtlık öngörüyordu.

Osmanlılar’a karşı 1714-1718 arası kazanılan zaferlerden sonra Habsburglar Kuzey Bosna, Kuzey Sırbistan (yaklaşık olarak bugünkü Voyvodina toprakları), Banat ve Küçük Eflak Habsburglar’ın eline geçti. Sardinya’ya karşılık Sicilya’nın değiştirilmesiyle Habsburg İmparatorluğu tarihinin en geniş sınırlarına ulaştı.

Kadından geçen veraset olanağını çıkartan VI. Karl’ın sadece 1717’de doğan bir tek kızı vardı: Maria Theresia. Bu tercihin önemi imparatorun ölümünden sonra daha da belirginlik kazandı. Çünkü Habsburglar’ın erkek soyu tümüyle ortadan kalkmıştı. Bu yüzden Maria Theresia eşi Franz Stephan von Lothringen ile birlikte yeni bir hanedanın, Habsburg-Lothringen hanedanının kurucusu oldu.

Maria Theresia kendine düşen mirası Avusturya Miras Savaşı (1740-1748) sırasında büyük oranda savunabildi. Sadece Silezya Prusya’nın eline geçti. İkinci bir savaş (1756-1763) ile yeniden kazanılmak istendiyse de, bunda başarılı olunamadı.

Maria Theresia’nın Reformları

 

Kraliçe Maria Theresia

 

  • Monarşiye ait ayrıcalıklar kısıtlandıÇevre ülkeler kendilerine ait bir yönetime sahip olma hakkını yitirdi
  • Loncalar merkezde söz hakkını yitirdi
  • Yargı ve yönetim birbirinden ayrıldı
  • Avusturya ve Bohemya’nın mali ve askeri makamları birleştirildi
  • Soylular monarşiye hizmetle görevlendirildi
  • Okul zorunluluğu getirildi.İçki yasaklandı.

Macaristan eski anayasayı devam ettirdiği için böylece ortaya bir Avusturya-Macaristan ikiliği çıktı.

Maria Theresia’nın yönetimi altında Galiçya, Lodomerya, Banat ve Erdel gibi nüfus yoğunluğu düşük olan yerlere yerleşimler hızlandı. En önemli göçmen topluluğu Suablar’dı. Bu yerleşim politikası monarşinin sonuna kadar sürdü ve ayrıca Bukowina’ya 19. yüzyıl sonlarında buranın kültürünü büyük oranda etkileyen Yahudiler yerleşti.

Aydınlanmış Mutlakiyet

1765 yılında Maria Theresia’nın oğlu II. Joseph tahta ortak oldu ve 1780-1790 arası bütün yönetimi devraldı. II. Joseph aydınlanmış mutlakiyet çerçevesinde birçok reform yaptı. 1781’de serfliği kaldırdı ve birçok manastırı kapattı. Bavyera’yı Avusturya Hollandası’yla değiş tokuş etme çabası başarısız oldu. Yeni reformların yapılması özellikle Macaristan ve Avusturya Hollandası’nın direnişiyle engellendi. Buna karşın Joseph önemli bir Aydınlanmacı ve burjuva toplumunun hazırlanmasının öncüsü olarak kabul edilir.

Avusturya 1773’te Polonya’nın birinci ve 1795’te üçüncü defa bölüşülmesinde rol oynadı. İlk bölüşülmede Avusturya Galiçya’nın geniş bir bölgesini ve Lviv çevresindeki bölgeyi ele geçirdi ve Galiçya ve Lodomerya Krallığı’nı kurdu. Üçüncü bölüşmede Galiçya’nın geri kalan bölgesi ve Küçük Polonya Avusturya’nın eline geçti.

1790’da ölen II. Joseph’in devamcısı küçük kardeşi II. Leopold’du. Prusya Kralı II. Friedrich Wilhelm’le birlikte Fransız Kralı XVI. Louis’e yardım etme çabası başarılı olamadı. II. Leopold 1792 yılı Mart ayında beklenmedik bir şekilde 44 yaşında öldü.

Fransız Devrimi sonrasında Avusturya’da Aydınlanmacı görüşler askıya alındı. Leopold’un oğlu II. Franz devlet şansölyesi Metternich’in adıyla özdeşleşmiş katı bir gerici politika izledi. Bu politik durgunluk 19. yüzyılın ilk yarısı boyunca sürdü.

Fransız Devrimi’ni takip eden dönemde Avusturya da Napolyon Savaşları’na katıldı. Napoleon’un 1804 yılında imparator olarak tac giymesine II. Franz Avusturya İmparatorluğu’nu ilan ederek karşılık verdi. Böylece II. Franz aynı zamanda Avusturya İmparatoru I. Franz adını aldı. 1805 Pressburg Barışı’nda Avusturya topraklarından büyük bir bölgeyi terk etmek zorunda kaldı. Veneto’yu kaybetti, Tirol’ü ve Vorarlberg’i Napoleon’la müttefik olan Bavyera’ya bıraktı. Buna karşılık Salzburg’u ele geçirdi. Napoleon tehditi altında II. Franz 1806’da Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu tacını terketti ve bu Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu’nun sonu oldu.

Avusturya İmparatorluğu (1806-1867)

Aynı zamanda Almanca konuşan prensler Napoleon’un çabaları sonucu ona asker vermek zorunda olan Ren Birliği’ni (Rheinbund) kurdu. Bu arada dışişleri bakanlığına yükselen Metternich’in çabasıyla II. Franz’ın kızı Marie Louise 1810 yılında Napoleon ile evlendi. Napoleon Ekim 1813’te Avusturya, Rusya ve Prusya birliklerinin oluşturduğu birleşik ordu karşısında Leipzig Halklar Savaşı’nda bozguna uğradı. 1814 Nisan’ında tahttan ayrıldı. Aynı yılın Eylül ayında Viyana Kongresi Avrupa’nın yeni düzenini belirlemeye başladı. Avusturya bu yeni düzen içinde birçok bölgeyi yeniden ele geçirdi ve Suabe ön bölgesini Salzburg piskoposluğu ile değiştirdi. Artık Habsburglar orta İtalya’ya kadar geniş bir bölgeye hakim durumdaydı.

Mart 1815’te Napoleon Elba’daki sürgünden Fransa’ya geri döndü. Haziran 1815’te Waterloo Savaşı’nda aldığı yenilgi Napoleon’un sonu oldu. Aynı yıl Frankfurt’ta Avusturya İmparatorluğu’nın daimi başkanlığında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu’nun devamı olarak Alman Birliği kuruldu. Aynı zamanda Avusturya İmparatorluğu, Prusya ve Rusya İmparatorluğu Üç İmparatorluk İttifakı’nı kurdu. Bu ittifakın Avrupa’nın politik stabilitesini savunması bekleniyordu.

İkili Monarşi ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu

1867 yılında Avusturya’nın Macaristan’la birleşmesiyle Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nu kuruldu. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, 1878 yılında Bosna-Hersek’i işgal ederek 1909 yılında ilhak etmişti.

Bayrak

 

Avusturya arması

Avusturya bayrağı renkleri sırası ile kırmızı – beyaz – kırmızı olan eşit büyüklükte üç yatay şeritten oluşur. Danimarka bayrağı ile birlikte dünyanın en en eski bayraklarından biri olarak kabul edilir.

Efsaneye göre bayrağın oluşumu şöyledir; Avusturya Arşidükü V. Leopold’un yaptığı savaş süresince giydiği beyaz savaş elbisesi kan ile tamamen kırmızı olmuştur, kazanılan zaferden sonra belini sıkı sıkya tutmakta olan kemeri çıkarmasının ardından kanın kemerin altındaki kısma hiç bulaşmadığını ve oranın bembeyaz kaldığını görür, ve altı-üstü kırmızı ortası beyaz bu savaş elbisesini milletine bayrak yapar. Ama aslında bayrak 13. yüzyılda Avusturya Arşidükü II. Frederick tarafından tasarlanmıştır.

Coğrafya

 

Avusturya Hallstatt Bergsee gölü

Avusturya Batı’da Konstans Gölü’nden doğuda Neusiedl Gölü’ne kadar uzanır. En doğu noktasından en batı noktasının uzaklığı 570 kilometre, en kuzey noktasından en güney noktasının uzaklığı yaklaşık 300 kilometredir.

Doğu Alpler üzerinde kurulmuş bulunduğundan ülkenin aşağı yukarı dörtte üçü dağlık arazidir. Kuzeyde ülkeyi batıdan doğuya kateden Tuna Nehri’nin ülkedeki uzunluğu 350 kilometredir. Bu kısımlar en alçak yerlerdir. Alpler Avusturya’da ülkeyi batıdan doğuya doğru üç sıra halinde kaplamışlardır. Ülkenin en yüksek dağı 3798 m ile “Grossglockner”dir.

Göller bakımından çok zengin olmasına rağmen bu göller çok küçüktür. En büyük gölü Neusiedl Gölü’dür ki, yüzölçümü 320 km² dir. Bunun bir kısmı da Macaristan’a aittir.

İklim

 

Avusturya iklimi

Avusturya’nın büyük bölümü, karasal ve okyanus etkileri gösteren, Orta-Avrupa geçiş ikliminin etkisi altındadır. Yoğun yağış ve Batı rüzgarı iklimi etkileyen önemli etkenlerdir. Alp bölgesinin kendine ait bir iklim özelliği vardır. Bu bölgede yazlar serin, kışlar bol kar yağışlıdır. Burada yıllık yağış 3000 mm seviyesine ulaşır.

Ülkenin kuzey ve batısını etkisi altına alan okyanus etkisi nedeniyle bu bölgelerde yağışlar daha düşük (yıllık 2000 mm) ve yıl içinde sıcaklık farklılaşmaları daha stabildir. Kışlar bu bölgelerde göreceli olarak yumuşak ve yazlar da sıcak geçer. Salzburg’da ortalama sıcaklık Ocak ayında -2 °C Temmuz’da 18 °C’dir.

Ülkenin doğusunda karasal iklim egemendir. Bu bölgede kışlar çok sert ve yağışlı geçer. Yağışlar genellikle kar şeklinde olup, alçak yerlerde yağmur halinde olur. Hava sıcaklığı kışın genellikle 0 °C’ın altında bulunur. Bu zamanda dahi hava açık ve berrak olduğundan kış sporlarına elverişlidir. Ortalama sıcaklık Ocak ayında -4 °C, Temmuz ayında 18 °C’dir. Bu bölgede yıllık yağış oranı 600 mm civarındadır.

Tuna Nehri kış aylarında donduğundan, ulaşımın aksamaması için buz kırma çalışmaları devamlı yapılır. Yükseklerde fırtınalar bazen çok şiddetli olur. Kara iklimi özelliğinden dolayı yaz ayları sıcak geçer. Sıcaklık ortalaması 20 °C’ın üzerindedir. Bu mevsimde az miktarda da olsa yağış görülür.

Bitki örtüsü ve hayvanlar

 

Avusturya Bitki örtüsü

Ülkenin toplam alanının yarıya yakını ormanlıktır. Kuzey Alplerin ön bölgesini daha çok meşe ve kayın ağaçlarının hakim olduğu ormanlar kaplar. Waldviertel ve Hausruck bölgeleriyle merkezi Alpler’in doğu kısmı kayın, meşe, akçaağaç, ladin ağırlıklıdır.

Avusturya’nın en önemli çevre sorunu sanayi, turizmin yol açtığı yoğun trafik ve çevre ülkelerin çevre kirliliğinin büyük katkıda bulunduğu asit yağmurudur. Ormanlık alanın dörtte biri bu problemden etkilenmektedir ve kimi bölgelerde ağaç sayısında hızlı bir azalma gözlenmektedir. Yoğun tarım, elektrik enerjisi elde etmek üzere yapılan barajlar ve ormanların azalmasıyla ortaya çıkan erozyon ülkenin diğer önemli çevre sorunlarıdır.

Avusturya’nın hayvanlar dünyası Orta Avrupa’nın çeşitliliğini gösterir. Dağlık bölgelerin tipik türleri dağ keçileri ve dağ sıçanlarıdır. Ormanlarda ayrıca karaca, alageyik ve yaban domuzları da yaşar. Ülkede 1997 yılından beri koruma altında bulunan iki düzine kadar özgür kahverengi ayı yaşamaktadır. Ülkenin doğusunda tarla faresi ve tarla sincabına rastlanır.

Ülkenin toplam alanının %24’ü doğal koruma altındadır. Avusturya’da üç doğal park, yüzlerce de koruma alanı ve doğal park bulunur.

Doğal kaynaklar

Ülkenin aşağı yukarı %47’si ormanlarla kaplıdır. Orta Avrupa’nın en fazla ormana sahip ülkesidir. Alplerin 2150 metreye kadar olan yüksekliklerinde mevcut olan ormanların büyük bir kısmı özel şahıslara aittir.

Madenler bakımından oldukça zengin sayılan Avusturya’da demir, magnezyum, grafit ve kömür elde edilir. Dünyada en çok grafit üreten ülkedir. Petrol ve doğal gaz üretiminde Avrupa’da dördüncü sıradadır. Bunlardan başka bakır, çinko, kurşun, antimon, boksit ve tungsten madenleri de kafi miktarlarda üretilmektedir.

Nüfus

8,21 milyon olan nüfusun yaklaşık %93’ü Avusturyalıdır. Türkler, Almanlar, Slavlar, Hırvatlar ve Macarlar (özellikle Burgenland’da), Slovenler (özellikle Karintiya’da), Çekler (özellikle Viyana’da) ve daha küçük sayıda da İtalyanlar, Sırplar ve Rumenler ülkenin diğer azınlık gruplarıdır. Nüfusun %18,6’sını 1-14 yaş grubu, %61,6’sını 15-59 yaş grubu, %19,8’ini de 60 yaşından yukarısı teşkil etmektedir. Halkın %68’i şehirlerde yaşar. Ülkenin nüfus yoğunluğu kilometrekare başına 99 kişidir. Bununla birlikte nüfus alana eşitsiz dağılmıştır. Alplerin geniş bölgelerinde yerleşim yoktur. Yıllık nüfus artışı 2004 yılına göre yüzde 0,14 seviyesindedir. Ortalama yaşam süresi erkeklerde 76,4, kadınlarda 82,1 yıldır.

Siyasi harita

Federal bir cumhuriyet olan Avusturya, dokuz eyaletten oluşur.

Avusturya’nın en büyük şehirleri Viyana (1,71 milyon), Graz (261 bin), Linz (189 bin), Salzburg (148 bin) ve İnnsbruck’tur (120 bin). Tabiat şartları icabı kış sporlarının merkezi durumundadır. Dolayısıyla turizm ve kış sporları çok gelişmiştir.

Okuma-yazma oranı oldukça yüksektir [%98 (1983)]. Ülkedeki eğitim kurumları Avrupa’nın en eski eğitim kurumlarındandır. Meselâ Viyana Üniversitesi 1365’te kurulmuştur. Ülkede mevcut dört üniversite ve buna bağlı çeşitli fakülte ve üniversite seviyesinde akademiler vardır. Kilisenin eğitim ve öğretimde büyük bir ağırlığı vardır. Avrupa’nın kavşak noktası olduğu için taşımacılık ve ulaşım çok gelişmiştir.

Siyaset

Avusturya anayasasına göre ülke demokratik federal bir cumhuriyettir. Burgenland, Karintiya, Aşağı Avusturya, Yukarı Avusturya, Salzburg, Steiermark, Tirol, Vorarlberg ve Viyana olmak üzere dokuz eyaletten oluşmaktadır.

Yürütme

Devlet Başkanı, Federal Cumhurbaşkanı sıfatı taşır. Anayasa, altı yıllık bir devre için devlet başkanının halk tarafından seçilmesini şart koşmuştur. Federal Cumhurbaşkanı dış meselelerde devleti temsil eder. Anlaşma ve kanunları imzalar, şansölye, yardımcı şansölye, bakan ve diğer yetkilileri tayin eder. Başkan aynı zamanda meclisi toplar, fesheder ve tatile sokabilir.

Avusturya’nın şu andaki başbakanı (şansölyesi) (Almanca: Bundeskanzler) Avusturya Halk Partisi (ÖVP) genel başkanı Sebastian Kurz’dur.

Yasama

Parlamento iki kamaralıdır: Bundesrat (Eyaletler Meclisi), eyalet parlâmentoları tarafından seçilen 62 milletvekilinden; Nationalrat (Millî Meclis) ise nisbi temsil ile doğrudan seçilen 183 üyeden oluşmaktadır. Nationalrat adaylarının en az 19 yaşını doldurma şartı vardır. Bundesrat’ta hangi eyaletin kaç parlamenterle temsil edileceği, eyaletin nüfusuna bağlı olarak belirlenir. Bu meclis sadece danışman fonksiyonuna sahip olmasına karşın, kimi yasaların çıkmasını geciktirebilir.Avusturya’da oy kullanma yaşı 16’dır.

Ekonomi

Avusturya ekonomisi, sanayi, turizm ve tarıma dayanmaktadır. Tarıma elverişli toprakları azdır. Bol ürün alabilmek için modern tarım II. Dünya Savaşından sonra hızla gelişmiştir. Ülkenin alçak bölgelerinde bulunan çayırlık alanlarda hayvancılık gelişmiştir.Ekonomisinin ana kaynağını meydana getiren sanayi dalında, pik demir ve ham çelik, alüminyum üretimi ön sıralarda yer alır. Kağıt, kimyasal madde ve plastik diğer sanayi ürünleridir.

Avusturya, dünyanın önde gelen tabii magnezit üreticisidir. Schwechat’taki büyük petrol rafinerisi, ülkenin toplam petrol ve petrol ürünleri tüketiminin dörtte üçünü karşılar.

Geniş ormanlarından elde edilen kerestenin sadece bir bölümü ülkede işlenir. İşlenmemiş kereste ülkenin başlıca ihraç ürünleri arasında yer alır.

En önemli ihraç ürünlerini; makineler, elektronik araçlar, maden ürünleri, kâğıt, elektrik enerjisi, gıda maddeleri meydana getirir.

Turizm

 

Avusturya turizmi

Avusturya’nın dağları, ormanları ve vadileri yaz ve kış aylarında ideal tatil yerleridir.

Göller, dağlar ve vadiler, çeşitli sporları ile ünlüdür. Viyana ise müzik, güzel sanatlar ve tarihi eserlerin merkezidir. Operalar, sanat galerileri bale gösterilerinin verildiği salonlar başşehirde toplanmıştır. Kış aylarında binlerce ziyaretçi, kayak yapmaya Avusturya’ya gelmektedir.

Avusturya – Viyana Türk Büyükelçiliği iletişim bilgileri

Posta adresi :
Botschaft der Republik Türkei Prinz Eugen Str. 40 1040 Wien
T:+431 505 73 38 (4 hat)
F:+43 1 505 36 60
E: botschaft.wien@mfa.gov.tr

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Arnavutluk Cumhuriyeti

Arnavutluk Cumhuriyeti

Baskent Tiran
Resmî diller Arnavutça
Yönetim Şekli Parlamenter Cumhuriyet
Yüzölçümü 28.748 km²
Nüfus 2.886.026
Nüfus Yoğunluğu 98 kişi/km²
Para birimi Lek (ALL)
Zaman dilimi (UTC+1)
Telefon kodu +355
İnternet TLD .al

Arnavutluk (Arnavutça: Shqipëria), Güneydoğu Avrupa’da bir ülkedir. Komşuları kuzeyde Karadağ, kuzeydoğusunda Kosova[a], doğusunda Makedonya ve güneyinde Yunanistan’dır. Ayrıca ülkenin batıda Adriyatik Denizi ve güneybatıda İyonya Denizi’ne kıyısı vardır. İyon Denizi ile Adriyatik Denizi arasındaki Otranto Boğazı’nın karşısındaki İtalya’ya uzaklığı 72 km’den daha azdır.

Arnavutluk, Birleşmiş Milletler, NATO, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, Avrupa Konseyi, Dünya Ticaret Örgütü, İslam Konferansı Örgütü, Karadeniz Ekonomik İşbirliği, Orta Avrupa Serbest Ticaret Anlaşması, Frankofon ve kurucu üye olarak Akdeniz İçin Birlik’e üyedir. Arnavutluk, ayrıca Avrupa Birliği’nin resmî adayıdır.

Türkçedeki Arnavut kelimesi bir güney Arnavut (Toska) boyu olan ‘Arvanit’lerin Türkçeleştirilmiş şeklidir. Orta Çağ’da Arnavutlar antik İlliryalılar ve Pelasglar isimlerinin yerine Arber, Arberesh, Arbanon, Arbanoi isimleriyle anıldılar. Yeni Çağ’da ise Arnavutlar ülkelerine kartallar ülkesi anlamında Shqipëria (okunuşu Şipıria) şeklinde adlandırmaktadır. Diğer çoğu dünya dillerinde ise ‘Albania’ kelimesi kullanılır. Nitekim Latince “alba” = yüksekte duran, demektir. Arnavutluğa “Albania” ve Arnavutlara “Albanian” denir.

Bayrak

Arnavutluk bayrağının ortasında çift başlı siyah bir kartal vardır. Bir başı Vatikan’a birisi ise Aya Sofya’ya bakıyor.

Çift başlı kartalın hikayesi çok eskilere dayanır. Dardania (Kosova’da) yapılan kazı çalışmaları sonucu binlerce yıl öncesinden çift başlı kartal figürleri bulunmuştur. Arnavutlar eskilerden beri bu sembolü benimsemişlerdir. Diğer bir sembolleri ise yılandır. Fakat binlerce yıl içinde en çok benimsenen sembol Çift Başlı kartal olmuştur. 1405 – 1468 yılları arasında yaşamış ünlü Arnavut halk kahramanı ve büyük bir komutan olan İskender Bey’e dayanmaktadır. Kartalın kanatlarındaki ve kuyruğundaki telek sayısı ülkeyi yönetmiş olduğu yıl sayısı (25 yıl) kadardır.

Arnavutluk arması

Arnavutluk tarihinde birçok kez şekil değiştirse de kırmızı zemin üzerine çift başlı kartal her zaman kalmıştır. Bugünkü şeklini 7 Nisan 1992 yılında alınan devlet kararı ile komünizm zamanında konmuş olan sarı kenarlı kızıl yıldız kaldırılarak almıştır.

Ayrıca bu bayrağın bir benzerini de Kosova Arnavutları kullanmaktadır.

Arma

Arnavutluk armasında kırmızı üstüne Çift başlı kara kartal figürü kullanılmıştır. Bayrağın üzerindeki keçi figürlü kask ise İskender Bey’in kullandığı kasktır.

Tarih

Arnavutluk’un günümüzdeki toprakları tarihin çeşitli noktalarında Dalmaçya (güney İlirya), Makedonya (özellikle Epirus Nova) ve Moesia Superior gibi Roma eyaletlerinin bir parçası oldu. Modern cumhuriyet ise Balkan Savaşları sonrasında Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa’daki çöküşünden sonra ortaya çıkmıştır. 1912 yılında bağımsız olan Arnavutluk, 1917-1920 arasında İtalyan himayesine girdi, II. Dünya Savaşı’nda 1939 yılında Faşist İtalya, 1943’te de Nazi Almanyası tarafından işgal edilene kadar Prenslik, Cumhuriyet ve Krallık oldu. 1944 yılında Arnavutluk’ta işgal sona erdi ve Enver Hoca ile Emek Partisi önderliğinde Arnavutluk Sosyalist Halk Cumhuriyeti kuruldu. 1991 yılında sosyalist yönetim sona erdi ve çok partili yönetime geçildi.

Osmanlı dönemi Arnavutluk

1770 yılı dolaylarında, Osmanlı yerel yöneticisi Kara Mahmud Paşa tarafından yaptırılan Mes Köprüsü

Osmanlı Türkleri 14. yüzyıldan itibaren Anadolu ve Balkan Yarımadası’na akınlar yapmaya başladılar. 15. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu Balkan Yarımadası’nın büyük bölümü ile birlikte bugünkü Arnavutluk topraklarını da ele geçirdi.

Katolik olan Arnavutluk’un kuzeyini Gjergj Kastriot Skanderbeg’in(Gjergj Kastrioti) ölümünden sonra Osmanlılar’ın ele geçirmesi on yıl dahi sürmedi. 1479’da Venedik Devleti Osmanlılar’la barış anlaşması yaparak İşkodra’yı ve Leş’i Osmanlılara bıraktı. Piskoposluk merkezi olan Dıraç de 1501’de Osmanlı’nın eline geçti. Bundan sonra Katolik Arnavutlar’ın çoğunluğu fiilen İslam hakimiyeti altında yaşadılar. Osmanlilarin hakimiyeti önceleri sadece sahil bölgelerindeydi. Merdita, Dukagin ve Malesia e Madhe boylarının bölgelerine İslam hakimiyeti giremedi. Bu bölgelerde 1490 – 1550 arasında Osmanli hakimiyetine karşı pek çok isyan oldu. Gjergj Kastriot İskender Bey’in ölümünden sonra direnişi Leka Dukagin, Muzaka ve Thopia aileleri sürdürdü.

Çok uzun süren ve tam olarak hiç bitmeyen Arnavut direnişinin Osmanlılarca kırılmasından sonra 15. ve 16. yüzyıllarda yarım milyon civarında islamlaşmak istemeyen Arnavut İtalya’ya kaçmak zorunda kaldı (Arberesh’ler).

Arnavutluk’un Osmanlılarca fethinden sonra İslam dini, Arnavutlar’a üçüncü bir din olarak katıldı. 17. yüzyıldan sonra diğer Balkan milletleri gibi Arnavutlar da müslümanlaştılar. Ancak Arnavutlar müslümanlaşınca, Rumlar, Gürcüler, Çerkesler, Lazlar gibi Türkleşmeyip, Arnavut kültürünü ve soylarını inatla korudular ve İstanbul Saray Yönetiminde Sadrazamlık, Paşalık, Valide Sultanlık gibi pek çok mevkiyi 17. yüzyıldan sonra diğer sayısız etnik gruba rağmen ellerine geçirdiler. Bu sayede hem pozisyonlarını güçlendirdiler, hem de kendileri için asimilasyonu büyük beceri ile en alt düzeyde tuttular. Osmanlılar’ın Arnavutluk Katolik Kilisesine karşı politika sürdürmelerine karşın, Arnavut Ortodoks Kilisesi herhangi bir baskı görmedi, ayrıca 17. yüzyıldan sonra bir kalkınma ve gelişim yaşadı. Osmanlı’nın son döneminde ülkenin kuzeyi İşkodra, merkezi Manastır ve güneyi Yanya vilayetinin sınırları içierisindeydi. 1. Balkan Savaşı’nda ülke Karadağ, Sırbistan ve Yunanistan’ın işgaline uğradı ve yağmalandı. İtalya ve Avusturya Macaristan’ın araya girmesiyle Arnavutluk Krallığı kuruldu. 1. Dünya Savaşında Karadağ, Avusturya Macaristan, Yunanistan ve İtalya’nın savaş alanı oldu.

Yönetim ve siyaset

Başkent Tiran

Arnavutluk Cumhuriyeti, 1998 yılında yenilenen bir anayasa altında kurulan yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerinin ayrılığına dayalı parlamenter bir cumhuriyet ile yönetilir. Anayasa, Arnavutluk Cumhuriyeti’nin en yüksek kanununu teşkil eder.

Arnavutluk’ta cumhurbaşkanı devletin başıdır. Cumhurbaşkanı 5 yılda bir tüm milletvekillerinin %50+1 oy çoğunluğuyla gerektiren gizli oyla meclis tarafından 5 yıllık bir süre için seçilir. Cumhurbaşkanının anayasayı ve tüm yasaları gözlemleme garantisi, silahlı kuvvetlerin baş komutanı olmak, meclis oturumunda değilken meclisin görevlerini yerine getirmek ve başbakanı atamak gibi yetkileri bulunmaktadır.

Yürütme gücü ise Bakanlar Kurulu’na (kabine) aittir. Başbakan Bakanlar Kurulu’nun başkanıdır. Başbakan cumhurbaşkanı tarafından atanırken bakanlar ise başbakanın önerisi temelinde cumhurbaşkanı tarafından atanır. Meclis kurulunun yapısına nihai onayı vermek zorundadır. Kurul iç ve dış politikalarının yürütülmesinden sorumludur. Bu bakanlıklar diğer devlet organlarının faaliyetlerini yönlendirir ve kontrol eder.

Arnavutluk Cumhuriyeti Meclisi, Arnavutluk’un tek meclisli yasama organıdır. Meclis’te liste usulü nispi temsil sistemi ile seçilen 140 milletvekili bulunmaktadır. İki başkanvekiline sahip olan meclis başkanı meclise başkanlık eder. 15 adet daimi komisyon veya komite bulunmaktadır. Meclis seçimleri en az her dört yılda bir yapılır. Meclis anayasa değişikliği veya onaylama, başka bir devlete savaş ilan, uluslararası anlaşmaların onaylanması veya iptali, cumhurbaşkanı, yargıtay başkanını ve başsavcıyı veya onun yardımcılarını seçme ve devlet radyo ve televizyon, devlet haber ajansı ve diğer resmi bilgi medya çalışmasını denetlemek gibi iç ve dış politika yönünde karar verme yetkisine sahiptir.

Ordu

Arnavutluk Deniz Kuvvetleri'ne bağlı Iliria devriye gemisi

Arnavutluk Silahlı Kuvvetleri 1912 yılında Arnavutluk’un bağımsızlığından sonra kurulmuştur. 1988 yılında 65.000 olan aktif asker sayısı 2009’da 14.500’e indirilmiştir ve orduda ağırlıklı olarak küçük bir filo uçak ile deniz gemileri bulunmaktadır. 1990’lı yıllarda büyük miktarda Çin yapımı tanklar ve karadan havaya füze sistemleri gibi eski askeri donanımlar hizmet dışına bırakılmıştır. Zorunlu askerlik hizmeti ise 2010 yılında kaldırılmıştır.

Günümüzde Arnavutluk Silahlı Kuvvetleri; Genelkurmay Başkanlığı, Kara Kuvvetleri, Hava Kuvvetleri, Deniz Savunma Kuvvetleri, Arnavutluk Lojistik Tugayı ve Eğitim ve Doktrin Komutanlığı’ndan oluşmaktadır. Askeri bütçenin artırılması NATO’ya entegrasyonu için en önemli koşullardan biriydi. Askeri harcamalar, 2008 yılında GSYİH’nin yaklaşık %2’si olarak gerçekleşmiştir. Şubat 2008’den bu yana Arnavutluk, Akdeniz’de NATO’nun Aktif Çaba Operasyonu’na resmen katılmaktadır. Arnavutluk 3 Nisan 2008 tarihinde bir NATO üyelik daveti aldı ve 1 Nisan 2009’dan bu yana NATO üyesidir.

Coğrafya

Gjipe Plajı

Arnavutluk 28.748 kilometrekarelik yüzölçümüne sahiptir. Arnavutluk 39° ve 43° K enlemleri arasında ve çoğunlukla 19° ve 21° D meridyenleri arasında konumlanmıştır. Arnavutluk’un kıyı uzunluğu 611 km olup, Adriyatik ve İyon Denizi boyunca uzanır. Adriyatik Denizi’nin batı yüzünü ovalar.

Ülkenin %70’i dağlık olup engebelidir ve dışarıdan genellikle erişilemez. En yüksek dağ 2764 m yüksekliğindeki Korab Dağı olup Debre ilçesi’nde yer almaktadır. Kıyıda iklim tipik bir hafif Akdeniz iklimi olup kışlar ılık ve yağışlı, yazlar ise güneşli ve oldukça kuru geçmektedir.

Ekonomi

Antea çimento fabrikası - Fushë-Kruja

Özelleştirmeler ve kanunlardaki yeni yapılanmaların ilerlemeye katkısı olmasına rağmen eski yapının etkileri nedeniyle sorunlar devam etmektedir: Ekonominin büyümesi uluslararası para kuruluşlarının yardımlarına, yabancı ülkelerde yaşayan Arnavutların gönderdikleri paralara ve inşaat işlerine dayanmaktadır. Nüfusun üçte biri hala, gayri safi millî hasılanın dörtte birini sağlayan, tarım işlerinde çalışmakta ve destekle geçinmektedir. Turizmde de şimdiye kadar bir ilerleme kaydedilmemiştir. Dünya Bankası’nın 2008 yılı raporunda, Arnavutluk nüfusunun %12,4 ü yoksul olarak nitelendirilmiştir. Ortalama aylık gelir 2006 verilerinde 28.322 Lek olarak gözükmektedir. (Yaklaşık 225 Euro)

Geleneksel bir tarım ülkesi olan Arnavutluk’da tarım, ülkenin çok önemli bir sektörlerinden birisidir. 28 748 km2 olan ülke yüzölçümünün yaklaşık dörtte biri tarım alanı olarak kullanılabilir durumdadır. Hava koşulları her türlü tarımı ve hayvancılığı yapmaya müsaittir. Toprak kalitesi bölgeden bölgeye değişim göstermektedir.

Tarım, % 22 lik bir payla, gayrisafi millî hasıla içerisinde önemli bir yer tutmaktadır. 2004 yılında çalışan nüfusun % 60 ı tarım sektöründe çalışıyordu. Tarım işletmeciliği çoğunlukla geleneksel yöntemlerle yapılmaktadır. Verimlilik düşüktür. Makine, tesis ve toprak verimliğinin arttırılması çalışması yatırımları için yeterli sermayenin olmaması, yetersiz sulama tesisleri, eski üretim metodları ve pazara girmekte yaşanan zorluklar ana sorunlardır. Tarım arazilerinin çok dağınık yerlerde olması ve kooperatifçiliğin psikolojik baskısı da diğer temel sorunlardır. Bu sorunlar, Arnavutluk tarımının gelişmesini uzun yıllar engelleyecektir.

Kalite standartlarının uygulamaya konması, eğitimin iyileştirilmesi, ürün çeşitliliği ve yeni dağıtım kanallarının devreye sokulması kısa ve orta vadede kalite ve miktar açısından tarımsal ürünlerde iyileşmeye yol açacaktır ve ülkenin temel gıda (Meyve, sebze,süt, tahıl) ve yarı mamül ve mamül (Et ve süt ürünleri, meyve ve sebze konserveleri, bal ve baharat) ihtiyaçlarını karşılayacaktır.

Dil

Ülkede konuşulan dil Arnavutçadır. Arnavutça (Arnavut dili Hint-Avrupa dil ailesinin farklı bir dalını temsil etmektedir). Günümüz Arnavut diline uygun olarak yazılmış ilk belge 1462 yılına rastlamaktadır. İlk edebi eser ünlü dilbilimci Gjon Buzuku’ya ait “Meshari” olup 1555 yılında basılmıştır. Bu tarihten itibaren Arnavut dili iki ana şivede gelişme göstermiştir. Bunlar; “Gegerisht” (Arnavutluğun kuzeyinde konuşulan) ve “Toskerisht” (Arnavutluğun güneyinde konuşulan) şiveleridir. 1908 Manastır Ulusal Kongresi’nde Arnavut alfabesinin 36 harften oluşması ve Latin alfabesinin kullanılması kararlaştırılmıştır. Arnavutça (konuşma ve yazı dili) aynı zamanda Kosova’da,Karadağ’da, Sırbistan ve Makedonya’da yaşayan Arnavutlar tarafından kullanılmaktadır.

Din

Tabak Camii - Başkent Tiran'ın Ali Demi semtinde bulunan tarihi bir Osmanlı camii. Camii 18. yüzyılında inşa edilmiştir.

Ülkenin %58.79’ini Müslümanlar, %17’sini Hristiyanlar ve %2’sini ateistler oluşturur. Ülkede, Ortodoks mezhebi Katolikliğe nazaran daha baskındır. Ortodoks mezhebinden olanlar 500 bini aşarken Katolik nüfusu tahmini olarak 300 bin civarındadır. Enver Hoca döneminde bütün kilise ve camiler kapatılmış ve Arnavutluk, 1967 yılında resmi olarak dünyadaki ilk ateist devlet olmuştur, fakat 1990’ların başlarında bu terim anayasadan kaldırılmıştır.

Eğitim

Komünist yönetim iktidara gelmeden önce Arnavutluk’ta halkın %85’i okuma yazma bilmiyordu. I. ve II. Dünya Savaşı yılları arasında okul sayısı oldukça azdı. Komünist yönetim 1944 yılında iktidara geldiğinde öncelikli olarak cehaleti ortadan kaldırmaya çalıştı. Sıkı düzenlemeler getirildi ve 12 ile 40 yaş arasında okuma yazma bilmeyen herkes okuma yazma öğrenmek için derslere katılmakla görevlendirildi. 1955 yılına gelindiğinde, erişkin nüfustaki cehalet büyük çoğunlukla ortadan kaldırılmıştı.

Günümüzde Arnavutluk’ta genel okuryazarlık oranı %98.7 olup, bu oran erkeklerde % 99.2 ve kadınlarda ise % 98.3’tür. Kentsel alanlara doğru 1990’larda büyük nüfus hareketleri ile eğitim hizmetleri dönüşüm geçirmiştir. Ekim 1957’de kurulan Tiran Üniversitesi, Arnavutluk’un en eski üniversitesidir.

Sağlık

Sağlık sistemi ülkede komünizmin çöküşünden sonra keskin bir düşüş yaşamıştır, ancak 2000 yılından bu yana modernleşme süreci olmuştur. 2000’lerden itibarıyla ülkede bir askeri hastane ve uzman tesisleri dahil 51 hastane bulunmaktaydı. Arnavutluk başarıyla sıtma gibi hastalıkları önlemiştir.

Yaşam beklentisi 77.59 yıl ile Macaristan ve Çek Cumhuriyeti gibi Avrupa Birliği ülkeleri ile aynı göstergelere sahip olup dünyada 51. sıradadır. En sık ölüm nedenleri ise dolaşım ve kanser hastalıklarıdır. Nüfus ve Sağlık Araştırması, 2009 Nisan ayında Arnavutluk’ta erkek sünneti, kürtaj ve daha fazlasını içeren çeşitli sağlık istatistikleri detaylandıran bir anket hazırlamıştır.

Tiran Üniversitesi Tıp Fakültesi ülkede ana tıp okuludur. Diğer şehirlerde hemşirelik okulları da vardır. Newsweek’in 2010 yılı listesinde dünyadaki en iyi 100 ülke arasından Arnavutluk 57. sırada yer aldı.

Mutfak

Japrak - Yaprak sarması

Arnavutluk mutfağı Akdeniz ve Balkan mutfaklarının bir sentezi niteliğindedir. Tarihsel arka plan ile sıkı bir bağ içerisinde gelişmiştir. Bu açıdan Yunan, İtalyan ve Osmanlı etkisini görebilmek mümkündür. Arnavut mutfağında ana öğün öğle yemeğidir. Salatalar, domates, salatalık, taze yeşil biber gibi taze sebzeler ile zeytin, zeytin yağı ve tuz sıklıkla kullanılmaktadır. Dıraç, Avlonya ve Ayasaranda gibi kıyı kentlerinde ise deniz mahsulleri mutfağı gelişmiştir. Dağlık kesimlerde ise tütsülenmiş et tüketimi fazladır.

Spor

Arnavutlukta spor özellikle Futbol üzerinde yoğunluk kazanmıştır. Yönetsel bakımdan futbol 1930 yılında kurulan Arnavutluk Futbol Federasyonu tarafından yönetilmektedir. Federasyon UEFA ve FIFA üyesidir.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Arjantin Cumhuriyeti

Arjantin Cumhuriyeti

Baskent Buenos Aires
Resmî diller İspanyolca
Yönetim Şekli Anayasal Cumhuriyet
Yüzölçümü 2.780.400 km²
Nüfus 43.417.000
Nüfus Yoğunluğu 17 kişi/km²
Para birimi Peso (ARS)
Zaman dilimi (UTC-3) ART (UTC-2 DST)
Telefon kodu +54
İnternet TLD .ar

Arjantin Cumhuriyeti (İspanyolca: República Argentina) 34° 36’ Güney enlemleri ve 58° 27’ Batı boylamları arasında, Güney Amerika Kıtası’nda yer alan bir ülkedir. Arjantin’in toplam yüzölçümü 2.791.810 km2– Türkiye’den yaklaşık 3,5 kat büyük, nüfusu ise 2001 yılı nüfus sayımı rakamlarıyla 36.260.130 kişidir .

Arjantin Güney Amerika Kıtası’nın güney kesiminde, And Dağları ve Atlas Okyanusu arasında uzanan bir devlettir; kıyı şeridinin uzunluğu 4989 km’dir. Arjantin’in sahip olduğu toprak Güney Amerika Kıtası’nda 2. dünya genelinde ise 8. en büyük topraktır. Şili (5308 km), Bolivya (832 km), Paraguay (1880 km), Brezilya (1261 km) ve Uruguay (580 km)’la sınırı bulunmaktadır.

Arjantin’in adı Latince ‘’Argentum’’ (gümüş) kelimesinden gelir. İspanyol kolonicilerinin bu topraklarda bulmayı umduğu madenin ne olduğu ülkenin isminden de açıkça anlaşılabilir. Ülkede yaşayanların çoğu İspanyol ve İtalyan göçmenlerin torunlarıdır.

Arjantin Tarihi

Amerika kıtası keşfedildikten sonra Avrupa devletleri hızla bu kıtada koloniler kurmaya başladılar. 1536’da Arjantin’e gelen İspanyollar bugün Buenos Aires olarak bilinen yerde ilk koloniyi kurdular. Fakat şehre yerleşme ancak on sekizinci yüzyılda oldu. Arjantin 1776’ya kadar İspanya’ya bağlı Peru Genel Valiliğince idare edildi. Bu seneden sonra La Plata Genel Valiliği kuruldu ve Buenos Aires genel valiliğin başkenti oldu.

1806’da Buenos Aires’in İngilizler tarafından kısa bir müddet işgal edilmesi, Arjantin’in istiklal mücadelesi için bir başlangıç olmuştur. 1808’de Napoleon’un İspanya’ya girmesi bağımsızlık mücadelesini hızlandırdı. Ülke 1812’ye doğru istiklalini kazandıysa da, 1816 yılına kadar müstakil bir devlet olduğu resmen ilan edilmedi. İstiklal hareketinin baş lideri ve kahramanı, Şili’nin de kurtarılması için öncelikle sorumlu bir kimse olan General Jose de San Martin’dir.

Arjantin 100. yıl kutlamaları - 25 Mayıs 1910

İkinci Dünya Savaşı esnasında Arjantin hükumetlerinin gizli ve kamufle edilmiş Nazi taraftarı tutumları, Amerika Birleşik Devletleri ve batı yarım küresinin diğer ülkeleri ile münasebetlerinin gerginleşmesine ve Arjantin’in Pan-Amerikan Konseyinden çıkarılmasına sebep oldu. Resmiyette bütün harp esnasında tarafsız kalan Arjantin, 1945 ilkbaharında müttefikler tarafına girdi. Geniş ölçüde ABD’nin desteği sebepiyle o sene sonuna doğru Birleşmiş Milletler üyesi oldu ve teşkilatın meselelerinde önemli bir rol oynadı.

Harpten sonra general olan Juan Domingo Peron kendine kuvvetli bir pozisyon hazırlamayı başarmış ve 1946 Şubatında Arjantin Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Eşi Eva Peron’un yardımıyla enerjik ve sert bir idare kurmayı başararak, zamanında, siyasi desteğini silahlı kuvvetlerden almaya çalışan sınıflara sözünü geçirmesini bilmiştir. Basını bir devlet organı haline getirmiş ve totaliter bir rejimin başkanı olarak kendisine daha büyük yetki vermesi için anayasayı değiştirmiştir.

Peron, işçi sınıfları arasında çok sevilmiş ve hatta kahraman olarak tanınmıştır. Fakat askeri bir darbe ile 1955’te devrilmiş, uzun seneler sürgünde yaşamış ve bilahare dönerek 1973’te devlet başkanı olmuştur. Bir yıl sonra ölmesi üzerine İsabel Peron olarak tanınan üçüncü karısı devlet başkanı oldu. Ülkenin birlik ve beraberliğini sağlıyamayınca 1976’da ordu tarafından devrildi.

Arjantin’in eski devlet başkanlarından General Galtier İngiltere’ye ait, fakat kendilerine çok yakın olan Falkland adalarını Nisan 1982’de işgal etti. İngiltere ile olan savaşı Arjantin kaybetti ve adaları İngilizler tekrar geri aldılar. Gerek yapılan savaş ve gerekse bu durumda bazı devletlerin uyguladıkları ekonomik ambargo, Arjantin’in iktisadi durumunu çok sarstı. Bu durumda askeri idare 1983 yılı sonlarında seçime giderek idareyi sivillere teslim etti. Böylece yedi sene süren askeri idareden sonra normal idare tekrar tesis edildi.

1930’dan bu yana Arjantin’de hiçbir sivil idare 6 seneden fazla iktidarda kalamamıştır. 1819 yılından bu yana 46 devlet başkanından sadece ikisi, askeri darbesiz seçimle görevini devir-teslim etmiştir. 1989’da Raul Ricardo Alfonsin’in yerine Carlos Menem (El Turco) seçilmiştir.

Bayrak

Arjantin Arması

Şu andaki açık mavi/beyaz kombinasyonlarını ilk olarak özgürlük hareketinin lideri Manuel Belgrano kullanmış.Rosario Savaşı`nda bu renkler ilk defa görünmüş, denen odur ki, savaş esnasında mavi gökyüzü üzerinde beyaz bulutlar ve pırıl pırıl bir Mayıs güneşi varmış ve bayrağın anlamı oradan geliyormuş.

Arma

Arjantin arması Arjantin’in 1944 yılından beri resmi olarak kullandığı ve kökeni 1813 Mutlak Genel Kurulu’na dayanan armadır.

Nüfus ve Ekonomi

Arjantin’e insanların yerleşmesi kuzeybatıdan Bolivya’daki yüksek yaylalardan ve madencilik bölgelerinden gelen İspanyol’ların And dağı eteğine inmeleriyle gerçekleşti. Bu ilk Arjantin, sözkonusu madencilik bölgelerinin tahıl, koyun ve yük hayvanları (özellikle katır) sağlayan bir uzantısı gibiydi. Atlas Okyanusu cephesiyle uzun süre ilgilenilmedi. Dolayısıyla kuzeybatıda And eteklerinin tarım ve çobanlığa dayalı ekonomisi XVIII. yüzyılın ortasına kadar ağır bastı ve İspanyolların kurdukları kentler melez Arjantin’in temelini oluşturdu.

Arjantin'de tarım nispeten tüm istihdamın yaklaşık% 7'sini sağlıyor.

XIII. yüzyılın ikinci yarısında Kral Naipliği’nin kurularak (başkenti Buenos Aires’ti) Buenos Aires limanının daha bağımsızlıktan önce Atlas Okyanusu ticaretine açılmasıyla, Arjantin’in ağırlığı And Dağları’ndan Plata halicine “kaymaya” başladı ve kesin dönemeç modern Arjantin’in tam anlamıyla oluşturduğu XIX. yüzyılın son çeyreğinde gerçekleşti.

Bu gelişmede başlıca rolü İspanyolların fethi sırasında Pampa’da başıboş dolaşmaya bırakılan sığırların, ticari anlayışla yetiştirilmeye başlaması oynadı. Avrupa’ya XIII: yüzyıl’da deri, XIX. yüzyılın ilk yarısında kurutulmuş et satılırken, 860’a doğru bu ürünlerin yerini koyun yünü aldı. Bu tarihten sonra Pampa’daki çayırların sahipleri, Buenos Aires’te, zamanla da bütün Arjantin’de liman işlerini elinde tutan yabancı burjuvaziyle yakından ilişkili başlıca ekonomik ve siyasal güç haline geldi. Avrupa kent pazarları, sermayeleri, teknikleri hatta insanlarıyla 1800 – 1900 yıllarında Arjantinlilerin önce ülke topraklarının bütününe yerleşmelerini, sonra da bu toprakların tamamını donatıp işlemelerini sağlandı.

Ülke 1929 Büyük İktisadi Bunalımı’na kadar bütünüyle dışsatım’a (Birleşik Krallık’a) dönük tarım ürünlerinin değerlendirilmesine dayanan büyük bir refah dönemi yaşadı. Pampa’ya hayvancılık yapılan çok büyük çiftlikler (‘estancia) yapıldı ve toprak sahipleri bu çiftliklere yerleştirdikleri yarıcılara önce buğday, keten, mısır ektirdiler, sonra sığırlar için yonca yetiştirilen geniş alanlar ayırdılar. Büyük çiftlikler, İngiliz kasaplarının dondurulmuş et gereksinimlerini karşılamaya başladı. Paraná yakınındaki Rosario Santa Fe Pampa’sı bölgesinde ve kurak Pampa’nın birçok kesiminde büyük toprak sahipleri, topraklarını parsellere ayırıp İtalya’dan hatta Doğu Avrupa’dan gelen çiftçilere kiraladılar ya da ortak ektirdiler. Bu tek tip ürün yetiştirilen tarım alanları, 1930 yıllarına doğru Arjantin’i uluslararası ticarette başlıca buğday, mısır ve yağ satan bir ülke haline getirdi.

Ülkenin kenar bölgeleri işletmeye açılarak her birinde iç tüketime yönelik bir tarıma ağırlık verildi (yalnızca Patagonya bunun dışında kalarak koyun – yünleri yurt dışına satılıyordu – yetiştiren büyük şirketlere bırakıldı). Yarıtropikal kuzeybatı bölgesi şekerkamışı, Mendoza Andları dağ eteği büyük sulama çalışmaları sayesinde üzüm, Negro Irmağı’nın yukarı vadisi sulamayla meyve üretim bölgesi oldu; güney Chaco’da büyük şirketler Quebracho Ormanı’nı yok ederek tanen elde ettiler; kurak kuşağın başladığı orta bölgelerde, Orta Avrupa’dan gelen göçmenler sayesinde pamuk ekimi gelişti.

19. yüzyıl ortalarıyla 20. yüzyıl ortaları arasında 6,2 milyon göçmenin (yarısı İtalyan, üçte biri İspanyol) geldiği Arjantin, beyazların yaşadığı “yeni” bir ülke haline geldi. Ülke ürünleri Pampa’daki sık demiryolu ağı ve kenar bölgelere giden kolları aracılığıyla aşağı Paraná kıyısındaki, Bahía Blanca’daki limanlara, özellikle de Buenos Aires limanına “akıtılıyordu”. Nüfus, az sayıda büyük toprak sahibinin mülkiyetindeki kırsal kesimde toprak bulamadığından, akın akın kentlere göçmekteydi.

Kentleşmedeki bu gelişmeyi, iktisadi bunalım daha da arttırdı; özellikle köyden kente göç olayının olağanüstü boyutlara ulaştığı Buenos Aires aşağı yukarı bomboş bir ülkede, 13 milyon kişi ile dünyanın en büyük anakentlerinden biri haline geldi. Devlet, sanayinin gelişmesini destekledi. 1947’den sonra Peron’un başkanlığı döneminde devlet, kamu hizmetlerini ve büyük donatım çalışmalarını üstlendi, korporasyoncu bir sendika akımı ile ordunun denetimine verilen “ağır sanayi” kesimine dayanan ulusal özel kesim arasında işbirliği destekledi. Dış pazarların bulunmaması nedeniyle Pampa tarımı II. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar durakladı; oysa aynı dönemde, tarım dışındaki kesimlere sistemli bir biçimde aktarma yapma siyasetinin sürdürülmesi (tarım ürünlerine ısrarla düşük fiyat uygulanması bunu gösterir) sonucu açlık çeken Avrupa buğday ve etten mahrum kalmıştı. İç pazara yönelik yeni ürünlerin (süt, yağ çıkarılan bitkiler) gelişmesine karşın, köyden kente göç dev boyutlara ulaştı. 1950’li yılların sonunda bu büyük tarım ülkesi, yeni ülkelerin Anglosakson tipi tarımındaki olağanüstü gelişmelerin sonucunda, dünya pazarında tam anlamıyla dışlandı. Yüzyılın başından kalma ortak donanımlar, özellikle demiryolu ve denizyolu taşımacılığı açısından eskimişti. Bununla birlikte, çeşitli hafif sanayi gelişirken, petrol ve demir-çelik sanayisi gibi birkaç önemli yeni kol kuruldu. Arjantin, uçsuz bucaksız toprakları bomboş bir ülkeyken, kentleşmiş bir ülke, hatta bir “kent-ülke” haline geldi.

Arjantin pampalarının (bozkır) tipik manzarası

Arjantin denince Pampa, topraklarının verimliliği, etinin kalitesi, tahılların bolluğu ve gaucho efsanesi (günümüzde ücretle çalışan bir çoban haline gelmiş atlı özgür adam) akla gelir. Oysa günümüzde Pampa, traktörler, bankalar, otomobiller, tüccarlar ve kooperatifler ülkesidir. ABD’nin orta-batı eyaletlerindeki çiftçileri örnek alan Arjantinli çiftçiler de kentlileşmektedir. Özelikle de Pampa tarımı makineleşmekte, tekniklerini yenilemektedir, ama bu işte rakiplerine oranla on – yirmi yıl geri kalmıştır. 1976’dan bu yana askeri diktatörlüğün uygulandığı liberal ekonomi rejimi, ülkenin yeniden uluslararası pazarlara girmesini ve uluslararası fiyatlara uyarlanmasını sağlamıştır. Sanayi ülkelerinin isteklerini göz önünde tutan tarımcılar, Avrupa’da yetiştirilen hayvanlar için yemlik bitki tarımına ağırlık vermiştir. 3,5 milyon ton soya, 6,5 milyon ton sorgum, 9 milyon ton mısır, 1,5 milyon ton ayçiçeği küspesi. Buna karşılık yılda 5-10 milyon ton arasında üretilen buğday, artık dünya ticaretindeki önemini yitirmiştir. Bütünüyle ele alındığında 1970 – 1980 yılları arasında tahıl üretimi değişmeden kalmış (20 – 25 milyon ton arasında), oysa yağ bitkileri üretimi 1970’te 2 milyon ton iken 1980’de 6 milyon tonu aşmıştır. Hayvancılığa gelince gerek koyun (150 000 ton yün), gerek süt domuzu (yıllık kesim sayısı 2 500 000 başla sınırlıdır) açısından gelişmemekte, sığır sürüsüyse (yaklaşık 60 milyon baş) çok yavaş artmaktadır. Yalnızca Pampa’nın orta kesimindeki besicilik, yemlik bitki tarımından yararlanır. Tümü ele alındığında tarım ve hayvancılık ürünleri hâlâ, ülke dışsatımının 3/4’ünü karşılar. Gelişmeler, özellikle tarım alanlarının yarısını kaplayan küçük ve orta boy çiftlikler (1,200 hektar kadar) sayesinde gerçekleştirilmektedir; oysa yeterince işletilmeyen ya da otlarla kaplı alanlar halinde nadasa bırakılan büyük topraklar, Arjantin Pampa’sını dünya ölçüsünde bir “rezerv”e dönüştürmektedir. Buna Andlar’ın eteğinde, Patagonya’daki Río Negro’dan, dönenceler bölgesindeki Río Bermejo’ya kadar uzanan bölgede sulamadaki gelişmenin sağladığı olanakları eklersek, kent ve sanayi ekonomisine tanınan otuz yıllık öncelikten sonra tarımda ne kadar büyük aşamalar kat edildiği anlaşılır. 2007 itibarıyla Arjantin ihraç ürünlerinin beşte birinden fazlası ham zirai ürünlerdir (soya fasulyesi, buğday ve mısır). Buna ek bir üçte bir de işlenmiş zirai ürünlerden oluşur (hayvan yemi, un, bitkisel yağ gibi).

General Roca, Rio Negro Eyaleti'nde YPF petrol perforasyonu

Arjantin’in sanayi alanında da önemli sayılabilecek kaynaklara sahip olduğu kesindir. Brezilya’dan gelen ırmakların (Uruguay ve Paraná Irmakları’nda düzenleme çalışmaları yapılmaktadır) sağlayabileceği su enerjisi çok büyük boyutlardadır; buna, batıdaki dağ kütlelerinden inen bütün ırmaklar (sulamada ve elektrik üretiminde yararlanmak için) üzerinde kurulan tesisler de eklenir. Uranyum madeni boldur (yaklaşık 400 000 ton rezerv). Buenos Aires yakınlarındaki Atucha’da bir nükleer santral hizmete girmiş, yenilerinin de yapımına başlanmış ya da yapılmaları tasarlanmıştır. Ayrıca Arjantin, petrol üreticisi ülkelerdendir (25 Mt) ve 1950 yıllarından bu yana iç tüketiminin %90’ını kendi karşıladığı gibi, günümüzde denizde petrol aramalarına da başlanmıştır. Doğalgaz üretimi de önemli sayılır (yaklaşık 10 milyon metreküp). Daha sınırlı, ama çeşitli olan öbür maden kaynakları da, dışarıdan satın alınan madenlerin miktarını azaltma şansını doğurmaktadır.

Aslında sanayinin gelişmesi tüketim mallarından başlamış ve yavaş yavaş işlenmiş ürünler dışalımını (Paraná ve Buenos Aires liman kentlerinde gerçekleştiriliyordu) azaltmıştı. Ama sanayideki gerçek patlama, ülkenin 1958’den bu yana Arjantin’de üretim yapmaya başlayan çokuluslu şirketlere açılmasıyla oldu. Bu açılma, çelik sanayisinden elektronik sanayisine kadar bütün dallara yayıldı. Sanayiyi yönlendiren dal, otomobil yapımıydı; ama dışarıdan alınan bu sanayi, Arjantin özel girişimcileri için çok geçmeden geri tepti; başlangıçta sanayiye egemen olan bu girişimciler çok geçmeden küçük ortaklar ya da taşeron şirket sahipleri haline düştüler. Perón rejiminden sonra güçlenen sendikacılık hareketi de, olaydan aynı derecede zarar gördü. Kapitalist ekonomi, sermayelerin ve malların uluslararası çalkantısına doğrudan açık ya da bağımlıydı. Ortalama yaşam düzeyi hızla düşmektedir (ama hâlâ kıtadaki öbür devletlerden yüksektir), özellikle yüksek öğrenim görmüş gençler yurtdışına göçmektedir, bunun tek nedeni ideolojik ve polis rejimi baskısı değildir.

Buenos Aires

Sonuç olarak Arjantin, büyük, geleceği parlak, ama çok eşitsiz biçimde gelişmiş, iki yüzyıllık yoğun bir tarihin sonucu olan şaşırtıcı derecede karmaşık toplumunu oluşturan çeşitli kesimlerin dönem dönem kabul ettirmeye çalıştıkları gelişme stratejileri arasında kırk yıldır bocalayan bir ülke olarak görülmektedir.

2009 itibarıyla Arjantin’de yaklaşık kırk milyon insan yaşar. Nüfusun %25,2’sini 0-14 yaş grubu, %61.1’ini 15-64 yaş grubu oluştururken 65 yaşının üstündekiler Arjantin nüfusunun %10,6’sıdır. 2006 rakamlarıyla Arjantin’de nüfus artma oranı %0,96 olarak hesaplanmıştır.

Temmuz 2010’da Arjantin, bütün ülke çapında eşcinsel evliliği yasallaştıran ilk Latin Amerika ülkesi ve dünyadaki onuncu ülke. Bir ankete göre Arjantinlilerin %70’inden fazlası eşcinsel evliliğin yasallaştırılmasını destekliyor.

Coğrafya

Perito Moreno Buzulu

Arjantin yaklaşık 2,8 milyon kilometrekarelik alanıyla, uzun bir kareyi anımsatan bir şekilde kuzeyden güneye doğru indikçe daralır. Kuzeyden güneye kadar olan uzunluğu 3694 km ve batıdan doğuya uzanan en geniş topraklarının uzunluğu ise yaklaşık 1423 km’dir. Doğu kıyıları boyunca Atlantik Okyanusu uzanır, batısında Şili, kuzeyinde Bolivya ve Paraguay, kuzeydoğusunda ise Brezilya ve Uruguay bulunur. Geniş ve soğuk bir çöl olan Patagonya 2001 yılındaki ekonomik krizin ardından tarıma açılmıştır.

Yüzey Şekilleri

Arjantin’in yüzey şekillerinin temel özelliğini Doğudaki ovalar ile Batıdaki dağlar arasındaki büyük karşıtlık oluşturur.

Jujuy, Salta, Tucumán havzalarının üst kesiminde Sierralar biçiminde sıralanan billurlu yüksek kütleler bulunur. Daha Güneyde kütle, kapalı havzalar ve yükselmiş bloklar halinde parçalara ayrılır ve iklim kuraklaşır. Bu kurak Catamarca la Rioja Andları Mendoza dağ eteği ile Santiago havzası arasında, yüksek bir dağ sırası (Aconcagua 6959 metre ile Arjantin’in de en yüksek noktası) biçiminde uzanır. Bu dağ ayrıca hem Batı yarıküresinin hem de Güney yarıküresinin en yüksek noktasıdır. Ülkenin en alçak yeri Santa Cruz eyaletindeki Laguna del Carbón’dur, deniz seviyesinin 105 metre altındadır. 36˚ Güney enlemine doğru, And Dağları daralır, alçalır ve büyük enine kopmalarla parçalanır. Dördüncü Zaman buzullaşması bu kesimde etkin olmuş ve enine vadiler ile göllerin (Nahuel Huapí vb.) oluşmasında katkıda bulunmuştur.

Aconcagua, Asya dışındaki en yüksek dağ, 6.960,8 metre ve Güney Yarımküre'deki en yüksek noktadır.

Ülkenin büyük bir bölümünü kaplayan ovalar ve platolar, geniş ölçüde alçalmış Brezilya eyerleşmesinin üzerinde yayılır. Brezilya kalkanı yalnızca Andlar’ın önündeki kesimde, Córdoba’nın büyük orta kütlesinde (Batıdan ufku kapatan ve yüksekliği 2000 metreyi aşan gerçek bir duvardır) çok yüksek kütleler oluşturur; ovanın güneyindeyse çok daha az yüksek biçimlere bürünür. Paraguay sınırından Colorado Nehri’na kadar uzanan bir milyon kilometrekarelik bir alanı kaplayan bölgenin topografyasının basıklığı ve hiçbir düzenli akarsu ağının bulunmaması şaşırtıcıdır. Üçüncü Zaman sonunda ve Dördüncü Zaman başında yığılmış rüzgâr çökelleri, tuzlu ve çoğunlukla üstü kabuk tutmuş kalın balçık tabakaları oluşturmuş, ama bu tabakalar da yakın buzul dönemlerinde Doğuda ve Kuzeyde löslerle, Batıda ve orta kesimde kumlarla kaplanmıştır. Yüzey şekilleri ayrıntıda çok çeşitlidir ve iklimsel özelliklere bağlıdır.Yarı tropikal iklim kuşağında kalan Chaco’da yer yer palmiye ağaçları görülen savanlı bir bitki örtüsü görülürken, Doğuda ve Güneyde daha ılıman iklim enlemlerinde yer alan Pampa bölgesi doğal çayırlarla örtülüdür. Çeşitli türlerden oluşan çayırları, gevşek, derin ve verimli siyah ya da kahverengi toprakları Pampa’ya bütün dünyaca ünlü verimliliğini kazandırır. Paraná ve Paraguay Doğuda ovanın sınırını belirleyen gerçek bir ırmak seti oluşturur (söz konusu ırmaklar eskiden okyanustan ovaya ulaşılmasını sağlıyorlardı). Doğuda Paraná Irmağı’yla Uruguay Irmağı arasında bir bütün (bir çeşit Mezopotamya) oluşturan Entre Ríos’un tepeleri, Corrientes’in sular altında kalan ovaları ve Misiones’in bazaltlı sırtları uzanır.

Güneyde 700.000 km2’lik bir alanı kaplayan Patagonya, içinde And Dağları’ndan inen birkaç ırmağın (Negro, Chubut, özellikle de Santa Cruz) dar ve derin vadiler oyduğu, çakıllı, kurak, soğuk ve rüzgârlı bir yüksek platolar bölgesidir. Atlas Okyanusu kıyısındaki Pampa kesiminin düz, kumullarla örtülü kıyıları ile Patagonya kıyılarının yüksek yalıyarları büyük çelişki yaratır. Alüvyonların aşağı yukarı doldurduğu Río de la Plata halicinden Macellan Boğazı kıyılarındaki Gallegos Irmağı’nın ağzına kadar doğal limanlara çok seyrek rastlanır. Pampa ile Patagonya sınırındaki Bahía Blanca tek doğal limandır ve kıyısında kurulan kentin büyük ölçüde gelişmesini sağlamıştır.

Arjantin Andları’nda 6000 metrenin üstüne çıkan birçok dağ bulunmaktadır. Arjantin’in ve Amerika Kıtası’nın en yüksek tepesi (Aconcagua) ve dünyanın en yüksek iki yanardağı Ojos del Salado (6880 m) ve Monte Pissis (6795m) burada yer alır. Andlar’ın güney kesimlerinde yüksek dağlar daha seyrektir, ama serin ve soğuk iklimin etkisiyle karlarla kaplıdırlar.

Sierras Pampeanas’ta da yer yer yükseltilere rastlamak mümkündür. La Rioja eyaletindeki Sierra de Famatina da 6000 metrenin üzerindedir. Fakat bu sıradağların yükseklikleri doğuya gidildikçe azalır, Sierras de Córdoba’da dağların yükseklikleri en fazla 2800 metre civarındadır.

Mesetas Patagónicas (Patagonya Ovaları)’nın kuzey kısmında,Mendoza’nın güneydoğusunda yükseltiler 4700 metreyi bulurken, bu yükseltiler güneydoğuya gidildikçe azalır. Arjantin’in diğer bölgelerindeki dağlar çok nadir 1000 metreyi aşar. Bu nadir durumlara örnek olarak Atlantik kıyısındaki ve Misiones’in dağlık bölgesindeki Sierras Australes Bonaerenses (Sierra de la Ventana ve Sierra de Tandil)

Nehirler ve Göller

Iguazú Şelaleleri

Arjantin’de bulunan nehirlerin kaynağı büyük ölçüde Río de la Plata’dır. Río de la Plata’ya dökülen nehirler 5. 200. 000 km2’lik bir alana yayılmıştır ve bu alanın hemen hemen üçte biri Arjantin sınırları içinde bulunur, kalan alan ise Bolivya, Brezilya, Paraguay ve Uruguay sınırlarındadır. Río de la Plata’ya dökülen iki büyük nehir Paraná Nehri ve Uruguay Nehri’dir. Kuzeyde, Brezilya sınırında dünyanın da en büyük şelalelerinden sayılan Iguazú ve Iguazú Milli Parkı bulunur.

İkinci en büyük nehir Patagonya’nın kuzeyinde bulunan Río Colorado’dur. Onun en önemli kolu olan Río Salado del Oeste Batı Arjantin’in büyük bir kısmını sular, ama kurak iklim dolayısıyla yer yer kurumuş ve bataklığa dönüşmüş bir nehirdir.

Arjantin’de iki büyük göller yöresi bulunmaktadır. İlki ve büyük olanı Güney Andlar’ın eteklerinde başlayıp bir zincir gibi Neuquén’den Ateş Toprakları’na (Tierra del Fuego) kadar birbirini izleyen tatlı su göllerinin bulunduğu yöredir. İkincisi ise Pampa’nın batı kısmında ve Chaco’nun güneyinde bulunan alçak ve genellikle tuzlu olan göllerdir.

Özellikle Córdoba’daki Laguna Mar Chiquita (5770 km2) ve Los Glaciares Milli Parkı’nda bulunan ve UNESCO tarafından dünya mirası olarak kabul edilen Lago Argentino (1415 km2) ve Lago Viedma (1088 km2) önemli göller arasında sayılabilir. Ünlü Perito Moreno Buzulu da bu parkta bulunmaktadır.

İklim ve Bitki Örtüsü

Rio Pinturas Kanyonu, Santa Cruz

Ülkenin okyanus cephesindeki güney ucu nemlidir ve sıcaklıklar da hiçbir zaman yüksek değildir. Ushuaia’da yaz mevsiminde 9,2˚C, 3700 km uzaklıktaki kuzey uçta, yani Misiones Eyaleti’ndeyse, iklim sıcaktır, yağışlıdır ve burada çay yetiştirilir. Ülkenin geri kalan bütün bölgelerinde Kuzeyden Güneye doğru sıcaklıklar azalırken, iklimin başlıca özelliği kurak olmasıdır. Arjantin’i Kuzeybatıdan Güneybatıya doğru geniş bir kurak kuşak boydan boya aşar. Bu “kurak köşegen” And Dağları’ndaki yüksek platolarda ve havzalarda başlar, dağ eteklerinde sürer (Mendoza’da yılda 193 mm yağış görülür) ve Patagonya kıyısında sona erer (200 mm’nin altında yağış). Pampa’da iklim Atlas Okyanusu kıyısından iç kesime doğru gittikçe değişir. Río de la Plata yakınında yağışlı (1200 mm) ve genellikle yumuşak olan iklim iç kesimde karasal ve kuraktır. Yağışlar, yaz mevsimi boyunca giderek yoğunlaşır ve getirdikleri nem, hemen büyük bir buharlaşmaya uğrar. 600 mm eşyağış eğrisi, Bahía Blanca’dan Córdoba’ya kadar geniş bir yay çizer. Böylece “yağışlı” Pampa’dan “kurak” Pampa’ya geçilir.

Anlatılan bu koşullar nedeniyle Arjantin’de orman azdır. Ülkenin büyük bir bölümü, çayırlar ve dikenli çalılıklarla kaplıdır. Ülkenin Patagonya’nın Kuzeyinde kalan batı yarısı ağaçsılardan ve az çok dikenli, az yapraklı küçük ağaçsılardan oluşan seyrek bir bitki topluluğuyla (monte) örtülüdür. Patagonya çakılları arasında az miktarda çalılık ve bazı buğdaygiller tutunmuştur. Doğal halinde yüksek otlardan oluşan uçsuz bucaksız bir çayır ve kötü bir otlak olan Pampa, Avrupa’dan yeni ot türlerinin getirilmesiyle ve üçgül ile yoncanın yaygınlaştırılmasıyla değiştirilmiştir. Ağaç da dikilmiştir ama gerçek ormanlar Güney Andlar’daki göller yönetim bölgesinde (Arokarya Ormanları) ve Macellan Boğazı dolaylarında (kayın ormanları) yer alır. Kuzeyde büyük tropikal orman, iki yerde Arjantin’e sokulur: Misiones’te ve Tucumán Andları’nın doğu yamaçlarında Orta Chaco’da, sert keresteli, kabukları bakımından zengin türlerin ağır bastığı bir orman (Quebrachos) yer alır.

Yer altı zenginlikleri

Madencilik 1980’de GSMH’nin %’sinden günümüzde %4’e ulaşmıştır. Kuzeybatı ve San Juan eyaletleri bu etkinliğin başlıca merkezleridir. Santa Cruz eyaletinde bakır çıkar. Arjantinde çıkarılan en önemli madenler; bor, gümüş, toryum, krom, bakır, altın ve linyittir. Maden ihracı 1996’da US$ 200 milyon US$’dan 2004’te 1.2 milyar US$’a, ve 2007’de 2 milyar US$’in üstüne çıkmıştır.

Dil

Yüzölçümü bakımından dünyanın 8. büyük ülkesi Arjantin’de, 40’tan fazla dil konuşuluyor. Resmi dilin İspanyolca olduğu ülkede, 1,5 milyon kişi İtalyanca, az sayıda Arap kökenli Arjantinli Doğu Akdeniz Arapçası konuşuyor. Ülkede Kevuça, Almanca, Yidiş, Guarani, Katalan ve Mapudungun gibi çok sayıda yerel dil de konuşuluyor.

Arjantin Dini yaşam

Yönetim Şekli ve Din

Arjantin, başkanlık sistemi ve federal cumhuriyet ile yönetilmektedir. 23 tane eyalet ve 1 tane federal bölgeden oluşmaktadır. Buenos Aires, Arjantin’in başkentidir. Ülkenin resmi bir devlet dini yoktu ve ülke anayasasına göre her bireyin din özgürlüğü vardır. Ateist, Musevi, Evanjelist Protestan, Yahova Şahidi ve Müslümanlık gibi farklı dinlere mensup azınlıklar olsa da ülke nüfusunun büyük bir çoğunluğu Katoliktir. Roma Katoliklerinden olmak da ülkede farklı bir statü göstergesi olarak sayılmaktadır. İspanyollar Arjantin’e 1536 yılında gelmişlerdir ve ilk kolonilerini de başkent Buenos Aires’e kurmuşlardır. Ülke 1816 yılında bağımsızlığını ilan etmiştir.

Ülke nüfusunun yüzde 76,5’si kendisini Katolik, yüzde 11,3’ü Agnostik ve Ateist, yüzde 9’u Evanjelik Protestan, yüzde 1,2’si Yahova Şahidi, yüzde 0,9’u Mormon ve geriye kalan yüzdelik kesim Musevi, Müslüman olarak tanımlamaktadır.

İklimi

Arjantin, coğrafi büyüklüğünden dolayı farklı iklim çeşitliliğine sahiptir. Buenos Aires’de genellikle yaz ayları son derece nemli, kış ayları soğuk-ılıman bir iklim tipi görülmektedir. Cuyo‘da ise hem yazları hem de kışları kurak bir çöl iklimi hakimdir ve sıcaklıklar yazın 50 – 55 derecelere varabilmektedir.

Kültür

Arjantin kültürü, büyük ölçüde Avrupalı göçmen nüfusu tarafından şekillendirilmiştir. Avrupa etkisi müzik, mimarlık, yazı, sosyal gelenekler ve yaşam tarzlarına yansıyor. Güney Amerika etkisi de belirgindir. Güney Amerika etkisinin Avrupa kozmopolit yaşam tarzlarıyla Arjantin’de birleşmiştir.

Arjantin adı Latince gümüş kelimeden türetilmiştir, İspanyollar bu ülkeye çıkarken gümüş gibi değerli metaller bulmayı umuyorlardı. Onaltıncı yüzyılın sonlarında, Martín del Barco Centenera’nın şiiri “Arjantin y Conquista del Desierto” da ülke ismi olarak kullanıldığı görülüyor.

Arjantin kültürü oluşum süreci itibariyle tartışmalıdır. Bazı milliyetçi kesimler belirleyici unsurun gaucho geleneği olduğunu söylüyor. Gaucho, 18’inci orta ile 19. yüzyılın ortalarından itibaren gelişen Arjantin ve Uruguay çayırlarının göçebe ve atlı koruyucularıydıç Gaucholar genellikle mestizo yani Avrupalı-yerli meleziydirler. Ülkede bir Gaucho edebiyatı gelişti ve Arjantin kültürü’nün önemli bir parçası oldu .

Milliyetçi versiyonlar sıklıkla yerli halkların ulusal kültüre olan katkılarını da kabul ederler. Muhafazakar seçkin kesimlere göre ise tarihsel olarak ulusal kültürün kökenleri Roma Katolik ve İspanyol geleneğine kadar uzanır.

Bazı seçkin toprak sahibi kesimler de gaucho’yu kültürel bir sembol olarak benimsemişlerdir. Kırsal kesimle genellikle daha laik, kentsel ve modern ulusal kimliği benimseyen kesim bazen çatışır. Kültür karmaşası ülkede belirgindir. Zamanın politik iklimine ve ideolojik yönelimlere bağlı olarak kültürel vurgular değişir. Arjantin sakinleri diğer Güney-Amerika uluslarıyla ortaklıklarını öne çıkartır. Aynı zamanda dört yüz yıllık İspanyol yönetiminin etkisi ve güney Amerika ortak tarihi vardır.

İspanyol kültürü ile birlikte Almanya, İrlanda, İtalya gibi dünyanın dört bir yanından gelen yerleşimcilerin etkileri Arjantin’de baskındır. Ne yazık ki, Avrupa kültürü ve sömürgeciliğinin etkisi, yerli yaşam biçimlerinin erozyona uğrmasına de sebep olmuştur.

Bazı bölgesel kültürler oldukça farklıdır. Kuzeybatı’da, Kolomb-öncesi kültürün ve yerli geleneklerin etkisi çok güçlüdür, kuzeydoğuda Guaraní yerli nüfuzu fazladır ve aksan, müzik, yemek, yerel gelenekler ve inançlarda etkisi hisssedilir.

Arjantin’de ağırlıklı İspanyolca olarak konuşulmaktadır Bunun yanında Birçok göçmen ve yerli halk ana dilini konuşmaya da devam eder. İki yerli dili, Quechua ve Guaraní, ortak dil haline gelmiştir. Arjantin yerlileri ve yerleşimciler tarafından bu diller öğrenildi. Quechua, çoğunlukla kuzeybatı ve orta bölgelerde kullanılırken, Guarani ise çoğunlukla kuzeydoğuda konuşulmaktaydı. Bugün, Santiago del Estero ve Corrientes gibi illerdeki bazı sakinler tarafından konuşulmaktadır.

On dokuzuncu yüzyılın sonlarındaki büyük göç sırasında ya da Güney Amerika, Doğu Avrupa, Afrika ve Asya göçmen nüfuslarının yirminci yüzyıl sonlarında akınıyla dil ve kültürel çeşitlilik artmıştır. İspanyol ve yerli dillerin bölgesel çeşitliliğinin yanı sıra, Arjantinliler genellikle konuşma dilinde dilbilgisel terimleri ve dilbilimsel yapıları kullanırlar.İspanyolca, Portekizce, İtalyanca, Fransızca ve Quechua gibi yerli dilleri de birbirini etkilemiştir.

Arjantin Mutfağı

Dünyanın en çok sığır eti tüketilen ülkesi olan Arjantin’in en ünlü yemeği sığır etinden yapılan Criolla’dır. “Éparillas” ya da “Asados” olarak adlandırılan büyük barbekülerde pişirilen bir tür ızgara çeşididir. Bir diğer ünlü yemekleri olan Humitas mısırdan yapılmış bir çeşit köftedir. Mısır mamullerini sıklıkla kullanan Arjantinlilerin Tamales adı verilen ve mısır unundan yapılmış bir ekmek türünün içine et doldurulmasıyla hazırlanan yemeği meşhur Arjantin mutfağın bir parçasıdır. Unlu mamulleri sıklıkla kullanan Arjantin Mutfağında sevilen yiyeceklerden biri olan Empanadas, türlü iç harçlarla hazırlanabilen bir börektir. Dulce de leche diğer Latin Amerika mutfaklarında da tanıdığımız süt ve şekerle yapılan bir tatlıdır. Mate çayı ve özellikle And dağları bölgesinde çok meşhur olan Mendoza şarapları da en çok tüketilen içeceklerdir.

Cumbia Dansı

Cumbia Dansı

Samba dediğimiz zaman hemen herkesin aklına Brezilya gelmektedir. Bulunduğumuz coğrafyalarda samba kadar duyulmamış olsa da “Cumbia dansı“da Arjantin’in en ünlü dansıdır. Tam bir parti ülkesi olan Arjantin’de gece kulüplerinde duyabileceğiniz tek müzik Cumbia müziğidir. Hatta öyle ki Arjantinliler özel kıyafetlerini giyerek özel bir özen ile gecenin 3’ünde soluğu gece kulüplerinde alırlar. Sabaha kadar süren dans geceleri sabah 9:00 a kadar sürmektedir. Dansa ve gösterilere meraklı iseniz ve Arjantin’e gitmeyi düşünüyorsanız karnaval zamanı olan Ocak ve Mart ayları aralığını tavsiye ederiz. Süslü ve ışıltılı elbiseler, müzik, eğlence , sabahlara kadar süren gösteriler ve şovlarıyla keyifli vakit geçirirsiniz.

Festivaller

Arjantin tam bir parti ülkesidir ve birçok festivale ev sahipliği yapan ülkenin kültürünü daha iyi tanıyabilmek için bu festivallere katılmak mükemmel bir yoldur.

Cosquín’de yer alan "Fiesta Nacional del Folcloro" Arjantin’in yeni yıl kutlaması olan "Ulusal Festival’idir. Müziklerin, geleneksel yiyecek ve içeceklerin, Arjantin’in folklorik geleneklerinin sergilendiği canlı ve eşsiz bir deneyimdir.

Ocak ve Mart ayları arasında ülkeyi ziyaret edecekseniz ülkenin her yerinde kutlanan karnaval sizi bekliyor demektir. İnsanlar ülkenin her yerinden gelmektedir ve alaylar, ışıltılı kostümler, süslü elbiseler, içkiler, danslar, müzik ve eğlence içeren festivallerin hepsi bir arada buluşmaktadır.

Sinema tutkunları için bir hazine niteliğinde ki "Buenos Aires Internacional de Cine Independiente" festivali Nisan ayında hem ulusal hem de uluslararası bağımsız film yapımcılarının filmlerinden ilginç seçkilerle düzenlenmektedir.

11 ve 18 Mayıs arasında, çağdaş sanatseverler muazzam bir sanat festivali olan "Arte BA"yı Buenos Aires’te mutlaka ziyaret etmelidir.

Ülkede daha birçok festival, farklı dönemlerde yer almaktadır.

Arjantin Tarihi ve Falkland Savaşı

Arjantinlilerin Malvinas adaları olarak kabul ettiği Falkland adaları, 1982 yılında Arjantin ve İngiltere 6 hafta süren bir savaşa neden olmuştur. Ne zaman bir Arjantinli ile bu adalardan konuşmaya başlasanız bu konuda ne kadar hassas olduklarını hissedebilirsiniz. Peki bu adalar neden bu kadar önemliydi? Ada üzerinde egemenlik kuran devlet, hem adalara hem de adanın kıta sahanlığına egemen olacaktı. Egemen olan devlet, kara sularından çıkarılacak petrolünde sahibi olabileceği gibi ada turizmini yaygınlaştırabilecek ve balıkçılıkla ilgilenebilecekti. İngiltere’ye göre adalarda yaşayan halk kendini İngiliz olarak tanımladığı için adalar Britanya’nındı. Fakat Arjantin ise hem kendi topraklarına olan yakınlığı hem de Arjantin’in İspanyanın halefi olması dolayısıyla Arjantin’in olduğunu savunmaktadır. Fakat savaş bile bu problemi çözmeye yeterli olmamıştır. Arjantin bir yandan adalara çıkartma yaparken, İngiltere’de arkasına aldığı Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletlerle birlikte son teknolojik cihazlarla savaşmıştır. Öyle ki İngiltere savaşla alakası olmayan Arjantin bandıralı kuru yük gemisini bile bombalamıştır. Soğuk hava şartlarından dolayı ortalama 600 Arjantinlinin ve 250 kadar da İngiliz vatandaşının öldüğü söylenmektedir. Arjantin günümüzde de adalar üzerinde hak iddia etmektedir.

Arjantinliler bu savaşı anlatırlarken Dünya kupası çeyrek finaline bağlarlar. Savaştan 4 yıl sonra gerçekleştirilen Dünya kupasında İngiltere ve Arjantin tekrar karşı karşıya gelmiş. Bu karşılaşmada Maradona bu savaşın intikamını almış. Maçın 51. dakikasında Maradona eliyle gol atmış ve bu gol geçerli sayılmış Bu gole Arjantinliler Tanrı’nın eli demektedirler. Bu golden 4 dk sonra ise yine Maradona kendi yarı sahasında 6 tane İngiliz futbolcuyu geçerek ikinci golünü yani FiFa’ya göre “Yüzyılın golü”nü atmış. Böylece hem İngiltere’den savaşın intikamını almış hem de Dünya kupasının şampiyonu olmuşlardır. “Ama siz siz olun bir Arjantinliyle konuşurken bu adalara Falkland adası değil, Malvinas adası deyin ve ayrıca Arjantinlilerin yanında İngilizce yazan, İngiliz sembolleri bulunan kıyafetlerden, İngiliz bayraklarından ve milli formalarından uzak durun!”

Arjantin millî futbol takımı

Arjantin millî futbol takımı, Dünya’nın önde gelen millî futbol takımlarından biridir. 2 kere FIFA Dünya Kupası’nı kazanmış olan Arjantin millî takımı, Dünya Gençler Şampiyonluğunu ve Olimpiyat Şampiyonluğu’nu kazanan en son takımdır.

1930 yılında düzenlenen ilk FIFA Dünya Kupası’nı finalde kaybetmesinin ardından, 1978 ve 1986’da oynadığı iki final karşılaşmasında da sahadan galibiyetle ayrılan taraf oldu ve 2 kez şampiyonluk sevinci yaşadı. 1990 FIFA Dünya Kupası’nda tekrar finale yükselen ancak Batı Almanya’ya kaybedip ikincilikle yetinmek zorunda kalan Arjantin, daha sonraki kupalarda çeyrek finalden öteye gidemedi.

2006 FIFA Dünya Kupası’ndki çeyrek final eşleşmesinde ev sahibi Almanya’ya penaltı atışları sonucunda elenen Arjantin, 2010 FIFA Dünya Kupası elemelerinde istenen başarılı sonuçları alamayan, hatta Bolivya’ya bile 6-1’lik bir sonuçla boyun eğse de, son karşılaşmasında Uruguay’ı deplasmanda 1-0 mağlup ederek grubu 4. sırada tamamladı ve baraj maçı oynamadan kupaya katılma hakkı elde etti.

Ekim 2008’de Şili deplasmanında alınan 1-0’lık yenilginin ardından Arjantin millî takımı teknik direktörlüğüne Alfio Basile’nin yerine Diego Maradona getirildi. Basile yönetimindeki Arjantin, elemelerdeki ilk 10 maçında 16 puan toplarken, Maradona ile de daha istikrarlı bir grafik çizemeyerek kalan 8 maçta 12 puan toplayabildi.

Arjantin, 2010 FIFA Dünya Kupası’nda Diego Maradona yönetiminde, çeyrek finalde Almanya’ya 4-0 yenilerek elendi.

Arjantin,2014 FIFA Dünya Kupası’nda Alejandro Sabella yönetiminde, finale çıkmış finalde ise 28 yıllık hayali gerçekleştirememiş Almanya’ya 1-0 yenilerek turnuvadan 2. olarak ayrıldı.

Kaptan Lionel Messi ise turnuvanın en iyi oyuncu ödülünü aldı.

Maradona

Maradona

Diego Armando Maradona (İspanyolca söyleyişi: [ˈdjeɣo maɾaˈðona], d. 30 Ekim 1960, Buenos Aires) Arjantinli teknik direktör ve eski futbolcudur. Birçok uzman, futbol eleştirmenleri, eski futbolcular, şimdiki futbolcular ve futbol taraftarlarınca tüm zamanların en iyi futbolcularından biri olarak görülmektedir. Ayrıca Pelé ile beraber FIFA 20. Yüzyılın Oyuncusu ödülü almıştır.

Transferde iki kez en yüksek ücret rekoru kıran tek futbolcudur. Barcelona’ya 5 milyon £ karşılığında transfer olup rekor kırdıktan sonra Napoli’ye 6,9 milyon £’a transfer olarak yeni rekor kırmıştır. Maradona profesyonel futbol kariyeri boyunca Argentinos Juniors, Boca Juniors, Barcelona, Napoli, Sevilla ve Newell’s Old Boys takımlarında oynamıştır. Kulüp seviyesinde en ünlü olduğu Napoli takımında çok sayıda övgü almıştır. Arjantin adına 91 millî maça çıkmış ve 34 gol atmıştır.

Dört FIFA Dünya Kupası turnuvasında oynamıştır ve Arjantin adına kaptanlık yaptığı 1986 Dünya Kupası’nda, Batı Almanya’yı finalde 3-2 yenip kupaya uzanmışlardır. O maçtan sonra Altın Top ödülü almıştır. Aynı turnuvada çeyrek finalde İngiltere’ye iki gol atarak 2-1’lik galibiyeti sağlamıştır ve iki gol de tarihe geçmiştir. İlk golü eliyle atmıştır ve ceza verilmemiştir, o gole "Tanrı’nın eli" denmiştir. İkinci golü ise topu 60 metre sürerken beş oyuncuyu geçerek atmıştır. Bu gol 2002 yılında FIFA.com tarafından "Yüzyılın Golü" seçilmiştir.

Maradona, sporun en tartışmalı ve haber değeri taşıyan figürlerinden biri olarak kabul edilir. İtalya’da 1991 yılında başarısız geçen bir kokain testinden sonra 15 ay boyunca futboldan uzaklaştırılmıştır. ABD’de efedrin testinin pozitif çıkması sonucu 1994 FIFA Dünya Kupası’nı evinde izlemek zorunda kalmıştır. 2005 yılında önemli miktarda kilo vermiş ve kokain bağımlılığının üstesinden gelmiştir. Açık sözlülüğüyle, basın ve spor yöneticileriyle anlaşmazlıklarıyla çokça gündeme gelmiştir. Teknik direktörlük tecrübesinin çok az olmasına rağmen Kasım 2008 tarihinde Arjantin teknik direktörlüğüne getirilmiş ve 15 ay sonra 2010 FIFA Dünya Kupası’nda istifa etmiştir.

Arjantin’deki Türkiye Büyük Elçiliği

Adres: 11 de Septiembre 1382, C1426BKN- La Ciudad de Buenos Aires/ Argentina
Telefon: +54 11 4785-7203 / 4788-3239 / 4788-5106
Faks: +54 11 4784-9179
E-posta: embajada.buenosaires@mfa.gov.tr

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Antigua ve Barbuda

Antigua ve Barbuda

Başkent Saint John’s
Resmî diller İngilizce
Yerel dil Antigua Kreolcesi
Yönetim Şekli Parlamenter Monarşi
Yüzölçümü 440 km²
Nüfus 92.738
Nüfus Yoğunluğu 211 kişi/km²
Para birimi Doğu karayip doları (XCD)
Zaman dilimi (UTC -4)
Telefon kodu +1-268
İnternet TLD .ag

Antigua ve Barbuda, Karayip Denizi’nin doğusunda, Küçük Antiller ada grubundaki bağımsız bir ada ülkesi. Ülkeye adını veren iki büyük ada ve çeşitli adacıklardan meydana gelir. Başkenti, Antigua adasındaki Saint John’s’tur.

Bayrak

Antigua ve Barbuda bayrağı, Antigua ve Barbuda’yı temsil etmektedir. Bayraktaki sarı güneş, özgürlüklerini; iki adet kırmızı üçgen, adaları yani ülkelerinin topraklarını; siyah ise halkın Afrika ile olan bağlarını temsil etmektedir. Biçimsel olarak da sarı, mavi ve beyaz alanlar güneş, kum ve denizi simgelemektedir. Mavi, Karayip Denizi’ni de temsil ediyor ve V şekli de zaferin simgesi.

Arma

Antigua ve Barbuda arması 1966 yılında Gordon Christopher tarafından tasarlanmıştır. 16 Şubat 1967’de resmen tanıtıldı. Silahların sembolizmi Antigua ve Barbuda Bayrağı’nda bulunanlardan daha karmaşık, ancak birçok unsur benzer.

Armanın tepesinde, adaların meşhur olduğu bir meyve olan bir ananas var. Kalkanın çevresinde, ülkede bol miktarda bulunan çeşitli bitkiler var: kırmızı ebegümeci, şeker kamışı ve avize bitkisi. Kalkanı, adaların vahşi yaşamını temsil eden bir çift geyik destekliyor.

Kalkanın üzerindeki tasarım, mavi ve beyaz bir denizden yükselen bayrakta da bulunan güneşi gösteriyor. Güneş yeni bir başlangıcı simgeliyor ve siyah arka plan birçok ülke vatandaşının Afrika kökenini temsil ediyor. Kalkanın dibinde, denizin önünde, stilize edilmiş bir şeker değirmen bulunuyor.

Alt kısımda ulusal sloganın yazıldığı bir parşömen var:
"Each endeavouring, all achieving" (Her çaba, her şeyi başarmak).

Tarih

Antigua ve Barbuda arması

Yerli halklar MÖ 2400 yıllarında buraya yerleşmişlerdi. Kristof Kolomb, 1493’teki ikinci seyahatinde Antigua’ya çıkmış ve İspanya’daki Santa Maria de la Antigua kilisesine atfen adaya Antigua adını vermiştir. 1632 yılında İngiliz kolonisi hâline geldi. 1666’daki kısa süreli Fransız işgaline rağmen İngiliz idaresinde kaldı. İlk İngiliz yerleşimciler bölgenin en eski sakinlerinden Karayip yerlilerinin saldırılarına da maruz kaldılar. Adada önceleri tütün yetiştirilirken 17. yüzyılda, daha kârlı olan şeker üretimine geçildi.

1666 yılında Barbuda da İngiliz kolonisi hâline getirildi. Monark, 1685 yılında adayı Codrington ailesine verdi. Ada bir köle yetiştirme merkezi olarak planlanmıştı ancak bu plan gerçekleşemedi; zira buraya yerleştirilen köleler kendi düzenlerini kurarak yaşamaya başladılar.

1834 yılında köleliğin kaldırılması şeker üretimini sıkıntıya soktu. 1843 depremi ve 1847 kasırgası adaların ekonomisinin iyice kötüleşmesine neden oldu. 19. yüzyılın sonunda Barbuda tekrar kraliyete devredildi zamanla tamamen Antigua’ya bağlandı. 1956 yılında Rüzgâraltı Adaları kolonisi dağıldı ve 1958 yılında Antigua Batı Hint Federasyonuna katıldı. Bu federasyon 1962’de dağıldı ve 1967’de Birleşik Krallık hükûmeti, Antigua’ya içişlerinde bağımsızlık veren 1967 Batı Hint Yasası’nı çıkardı. Dışişleri ve savunmadan ise Birleşik Krallık sorumluydu.

1970’lerde başbakan George Walter önderliğinde başlatılan tam bağımsızlık hareketi 1981’de Antigua ve Barbuda’nın bağımsızlık kazanması ile sonuçlandı. Vere Bird bağımsız devletin ilk başbakanı seçildi. Ülke Birleşmiş Milletler, İngiliz Milletler Cemiyeti ve Doğu Karayip Devletleri örgütüne katıldı. 1984 ve 1989 seçimlerini açık ara kazanan Bird ülke yönetiminde sıkı bir kontrol sağladı.

İklim ve coğrafya

Antigua 1823

280 km² yüzölçümüne sahip Antigua adasının kıyıları oldukça girintili ve çıkıntılıdır. St. John’s limanında deniz derindir. Büyük kısmının rakımı oldukça alçak olan adanın batısında volkanik kayalıklar ve 405 metrelik Boggy Zirvesi bulunur.

Antigua’da dağların ve ormanların bulunmayışı, adayı diğer Rüzgâraltı Adaları’ndan ayırır. Yılda 1000 mm yağış almasına rağmen adada akarsu ve yeteri miktarda doğal su kaynağı bulunmadığı için kuraklık görülür. Ocak ayı ortalaması 25 °C, Ağustos ortalaması 28 °C’dir. Yazın sıcaklık 32 °C’ye kadar çıkar.

Barbuda (eski adı Dulcina) Antigua’nın 40 km kuzeyindedir. 161 km² yüzölçümüne sahip ada, düz ve ağaçlıklı bir mercan adasıdır. Kuzeydoğudaki Obama Dağı’nın (eski adı Lindsay Tepesi) yüksekliği 44 metredir. Akarsuları olmayan ada Antigua’dan daha az yağış alır. Tek yerleşim bölgesi olan batıdaki Codrington, bir lagün kıyısında yer alır. İklimi Antigua’ya benzer.

Yerleşimsiz Redonda kayalığı Antigua’nın 40 km güneybatısındadır. 1,25 km² yüzölçümüne sahip ada fosfat açısından zengindir.

Nüfus ve din

İngiliz Limanı, Antigua

Ada halkının çoğunluğu Afrika kökenli siyahîlerden oluşur. Nüfusun büyük kısmı başkent St. John’s’da yaşar. Halkın anadili İngilizcedir. Nüfusun 3/4’ü protestan Hıristiyanlardan oluşur. Bunların da 1/3’ü Anglikan’dır. Adada ayrıca Katolik, Metodist ve Moravya kilisesi mensupları da bulunur.

Ekonomi

Ülkede ana geçim kaynağı olan ziraatin yerini günümüzde turizm almıştır. Geçmişte Antigua’da bol miktarda üretilen şeker bugün yok denecek kadar az üretilir. Barbuda adasında ise hiçbir zaman şeker üretimi yapılmadı. Ada halkı balıkçılık ve kendine yetecek kadar tarım ile uğraşır. Adadaki geleneksel toprak sahipliği sistemi, turistik yapılaşmanın tehdidi altındadır.

Ülkede başta narenciye, mango ve patlıcan olmak üzere çeşitli meyve ve sebzeler yetiştirilir. Ekonomide üretim küçük bir rol oynar. Ziraat ürünlerinin işlenmesinin yanı sıra çeşitli tekstil ürünleri ve beton blok üretilir. St. John’s şehrinde uluslararası bir havaalanı bulunur. Turizm, ekonomiye hakim olup, gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) yarısından fazlasını oluşturmaktadır. Antigua birçok lüks tatil yeri ile ünlüdür. Bununla birlikte, 2000 yılı başından beri zayıf turist faaliyeti ekonomiyi yavaşlattı ve hükümeti sıkı bir mali durum politikası izledi. Yatırım bankacılığı ve finansal hizmetler de ekonominin önemli bir bölümünü oluşturuyor.

Yönetim

Antigua ve Barbuda anayasal bir monarşidir. Birleşik Krallık monarkı Antigua ve Barbuda’nın itibarî (nominal) hükümdarıdır ve ülkede bir genel vali tarafından temsil edilir. Yürütme yetkisi başbakan liderliğindeki bakanlar kurulundadır. Ülkede ilköğretim ve okul öncesi eğitim zorunludur.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Angola Cumhuriyeti

Angola Cumhuriyeti

Başkent Luanda
Resmî diller Portekizce
Tanınan diller Kongoca, Chokwe, Umbundu, Kimbundu
Yönetim Şekli Anayasal Cumhuriyet
Yüzölçümü 1.246.700 km²
Nüfus 24.383.301
Nüfus Yoğunluğu 14,8 kişi/km²
Para birimi Kwanza (AOA)
Zaman dilimi (UTC +1)
Telefon kodu +244
İnternet TLD .ao

Angola Cumhuriyeti, Afrika kıtasının güneybatı bölümünde yer alan bir ülkedir. Kimbundu, Umbundu ve Kikongo dillerinde Ngola olarak adlandırılan ülkenin komşularını güneyde Namibya, kuzeydoğuda Demokratik Kongo Cumhuriyeti, doğuda Zambiya oluşturmakta olup, ülkenin batısında Atlas Okyanusu yer almaktadır. Angola’ya bağlı olmasına rağmen anakara ile fiziki bağlantısı bulunmayan ve ülkenin kuzeyinde Atlas Okyanusu kıyısında yer alan Cabinda bölgesi de Kongo Cumhuriyeti’nin yanı sıra yine Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile sınıra sahiptir.

Ülkenin günümüzde kullanılan ismi geçmişte Angola’nın batı kesimlerinde kurulu olan ve bir Bantu krallığı olan Ndongo Krallığı’nda krala verilen unvandan gelmektedir. O dönem krallara verilen Ngola unvanı o dönem sömürge devleti olarak bölgeye gelen Portekizli denizciler tarafından önce Luanda ve çevresi için kullanılmış, daha sonraları da günümüzde başka bir ili olan Benguela’yı kapsayacak şekilde genişletilmiş, 19.yy itibarıyla de o dönem henüz sınırları tam belirlenmeyen ancak Portekiz’in hakimiyeti altına aldığı bugünkü Angola topraklarını tamamı için kullanılmıştır.

Angola bayrağı

Angola bayrağı günümüzde kullanılan hali ile 11 Kasım 1975 tarihinde göndere çekilerek kullanılmaya başlanmıştır.

Bayrak yatay olarak bayrağı eşit iki parçaya bölen kırmızı ve siyah kalın şeritten oluşmaktadır. Ayrıca bayrağın tam ortasına gelecek şekilde konumlandırılan sarı renkte yarım dişli, kama ve yıldız bulunmaktadır. Bayrakta bulunan kırmızı renk ilk zamanlarda sosyalizmin simgesi olarak kullanılırken, günümüzde 1992 yılında da anayasal çerçevede de düzenleme ile de ifade edildiği şekilde Angola ulusunun ülkenin bağımsızlığı için akıttığı kanı simgelemektedir. Bayrağın alt kısımda kalan diğer yarısını oluşturan siyah renk ise ülkenin bulunduğu Afrika kıtasını ifade etmektedir. Bayrağın tam ortasında bulunan ve sosyalist devrimi simgeleyen yarım dişli işçi sınıfını ifade ederken, pala çiftçi sınıfını, beş köşeli yıldız ise ülkenin ilerlemesini ve enternasyonalizmi temsil etmektedir. Bayrakta kullanılan bu işaretlerin Sovyetler Birliği’nde kullanılan orak ve çekiç işaretlerine benzerliği, ülkenin komünizme olan bağlılığını ifade etmektedir.

Angola arması

Angola arması

Angola arması, sol taraftan yarım bir dişli, sağ taraftan ise pamuk, kahve ve mısır dalların ortaklaşa oluşturduğu bir çelenk içerisinde tam orta üst bölümde bulunacak şekilde konumlandırılmış ve sosyalist devrimini simgeleyen büyük beş köşeli bir yıldız bulunmaktadır. Yıldızın alt kısmında çapraz olarak Andreas haçı oluşturacak şekilde konumlandırılmış çapa ve pala bulunmakta olup, çiftçileri ve özgürlük mücadelesini ifade etmektedir. Bunların altında ise sayfaları açık beyaz sayfalar içeren eğitimi ve kültürü simgeleyen kitap gözükmektedir. Mavi bir zemin üzerine oturtulmuş bu çelenk içerisindeki alanın arka kısmında ufuktan yeni doğan, ışınları olan güneş bulunmaktadır ve yine aynı şekilde eğitimi ve kültürü temsil etmektedir. Armanın alt kısmında ise ülkenin resmi dili olan Portekizce ülkenin adı olan REPUBLICA DE ANGOLA (Türkçe:Angola Cumhuriyeti) yazmaktadır.

Tarih

Birinci Dünya Savaşı sırasında Angola'ya giden Portekizli askerler

Günümüzde Angola’nın varlığını sürdürdüğü topraklarda yaşayan ilk topluluk Khoisan topluluğu olmuştur. Khoisan topluluğu ilerleyen yıllarda Bantu halkları tarafından bölgeden uzaklaştırılmıştır. 15.yy sonlarına doğru Avrupalılar ve özellikle de Portekizli denizciler ile başlayan temasın sonucunda Portekiz 1483 yılında, günümüzde Luanda’nın bulunduğu sahil kesiminde ve iç bölgelerde ticaret merkezleri oluşturmuştur. Angola’nın bugünkü sınırlarının sistematik olarak ele geçirilmesi ve işgal edilmesi ise 19.yy sonlarında başlatılmış olup, bu işgal 1920’li yıllara kadar sürdürülmüştür.

Angola 1920’li yılların ortasından 1960’lı yılların başına kadar ‘klasik’ sömürü sistemi içerisinde Portekiz tarafından yönetilmiştir. Bu dönemde koloni sahibi Portekiz 1926 yılından Karanfil Devrimi’nin yaşandığı 1974 yılına kadar askeri cunta tarafından idare edilmiştir.

1950’li yıllarda milliyetçi direnişin şekillenmesi ile başlayan süreç 1961 yılında silahlı mücadeleye dönmüştür. Özellikle Afrika Yılı olarak adlandırılan 1960 yılında 18 Afrika ülkesinin sömürge sahibi ülkelerden bağımsızlığını ilan etmesi Angola’da da bu sürecin ilerlemesine neden olmuştur.

Portekiz 1962 yılından itibaren ülkede köklü reformlar gerçekleştirerek geç sömürge dönemini devreye almıştır. Bu durum Angola’da niteliksel olarak yeni bir durum yaratsa da bağımsızlık mücadelesine herhangi bir etkisi olmamıştır. Bu mücadele dolaylı olarak Portekiz’de 25 Nisan 1974 tarihinde gerçekleştirilen Kadife Devrimi neticesinde diktatör askeri cuntanın devrilerek yerine demokratik rejimin gelmesi sonucunda başarıya ulaşmış, yeni Portekiz hükumeti derhal sömürgeci ülkelerden çekilme sürecini başlatmıştır.

Portekiz’de gerçekleştirilen devrim Angola’da bağımsızlık mücadelesi veren ve farklı etnik kökenleri temsil eden Angola Ulusal Kurtuluş Cephesi (FNLA), Angola’nın Bağımsızlığı İçin Halk Hareketi (MPLA) ve União Nacional para a Independência Total de Angola (UNITA) özgürlük hareketleri arasında iktidarı ele geçirme adına silahlı çatışmanın yoğunlaşmasına sebep olmuştur. Yaşanan bu çatışmalarda Amerika Birleşik Devletleri, Zaire (1997’den itibaren Demokratik Kongo Cumhuriyeti) ve Güney Afrika Cumhuriyeti (o dönem iktidarda Apartheid hükumeti bulunmaktaydı) FNLA ile UNITA cephesinde yer alırken, Sovyetler Birliği ve Küba MPLA tarafında yer almışlardır. Çatışmalar sonucu MPLA mücadeleyi kazanan taraf olarak 1975 yılında Luanda’da bağımsızlığı ilan etmiş, aynı dönemde FNLA ve UNITA’da Huambo’da bağımsızlık açıklamasında bulunmuştur.

Huembo’da FNLA ve UNITA tarafından oluşturulan ‘karşı hükumet’ her ne kadar kısa süre içerisinde dağılsada, bağımsızlık ilanından kısa bir süre sonra bu üç taraf arasında Angola’yı iç savaşa sürükleyen çatışmalar şiddetlenmiştir. FNLA bu mücadeleden kısa süre içerisinde elense de, UNITA liderleri Jonas Savimbi’nin 2002’deki ölümüne kadar mücadelesini sürdürmüştür. Bu dönemde iktidardaki MPLA ise sosyalist ülkeleri rol model alarak siyasi-ekonomik bir rejim oluşturmuştur.

Angola Kurtuluş Savaşı sırasında Angola ormanlarındaki Portekizli askerler (1961-1974)

Bu sistem 1990/91 yılları arasında iç savaşta yaşanan kısa süreli duraklamada çok partili sistem lehine değiştirilmiştir. 1992 gerçekleştirilen ve UNITA’nın da yer aldığı genel seçimlerde MPLA parti olarak parlamentoda mutlak çoğunluğu elde etse de, partinin devlet başkanı adayı José Eduardo dos Santos devlet başkanı olması için Jonas Savimbi’ye karşı gereken çoğunluğu sağlayamayarak yasa gereği zorunlu olan ikinci seçim turuna girmek durumunda kalmıştır.

Yapılan bu seçimler ülkede 2002 yılına kadar sürecek karmaşık bir yapıya sebep olmuştur. Bir tarafta MPLA ve UNITA ortaklaşa parlamentoda hatta hükumette yer alırken, UNITA’nın askeri kanadı seçimlerden hemen sonra silahlı mücadeleyi yeniden başlatmıştır. Ülkedeki siyasi gelişmeler neticesinde yönetimde otoriter bir devlet başkanlığı yönetimi benimsenmiş, ülke genelinde ciddi yıkımlar gerçekleştirilmiştir.

2002 yılında UNITA lideri Jonas Savimbi’nin ülkenin doğusunda ordu tarafından yakalanıp vurulmasından sonra UNITA silahlı mücadeleyi bıraktığını açıklamıştır. Bu olay neticesinde silahlı kanadını lav edilen UNITA’da buradaki güçlerin bir bölümünü Angola ordusu bünyesine alınmıştır. Yeni genel başkanları Isaias Samakuva önderliğinde normal bir muhalefet partisi görüntüsüne bürünen UNITA, 2008 yılında gerçekleştirilen ve MPLA’nın oyların %80’ini elde ettiği seçimlerde bir varlık gösterememiştir.

Son yıllarda özellikle ülkede var petrol rezervlerinden elde edilen gelirlerle tüm ülkede yeniden yapılanma gerçekleştirilmektedir.

Angola’da 2010 yılında kabul edilen yeni anayasa, iktidardaki MPLA’yı güçlendirmekte ve devlet başkanına otoriter bir yönetim imkanı sağlamaktadır.

Ekonomi

Başkent Luanda

Angola 2012 verilerine göre sahip olduğu 114,2 milyar dolar Gayri safi yurtiçi hasıla ile Afrika kıtasının Güney Afrika Cumhuriyeti ve Nijerya’dan sonra üçüncü büyük ekonomisi konumundadır. Bu denli büyük bir ekonomiye sahip olan ülkede, nüfusun büyük çoğunluğu açlık sınırında yaşamaktadır.

Angola ekonomisi yıllarca süren iç savaşın etkileri günümüzde de devam etmektedir. Özellikle son yıllarda başta sahip olunan petrol rezervlerinin yanı sıra diğer yeraltı zenginlikler sayesinde ciddi bir ekonomik kalkınma yaşayan ülke, gösterdiği bu hızlı yükseliş ile Afrika kıtasının en büyük ekonomik büyüme verilerine sahip ülkesi konumundadır. Ancak petrolden ve diğer yeraltı zenginliklerinden elde edilen gelirlerin neredeyse tamamı ülkenin siyasetini ve ticaretini yöneten nüfusun küçük bir kısmına ulaşmakta olup, nüfusun geriye kalan büyük çoğunluğu bu gelirlerden fayda görememektedir. Ülke nüfusunun büyük çoğunluğu işsiz olup, yarısından fazla açlık sınırının altında yaşamaktadır. Birleşmiş Milletler’in yayımladığı 2013 İnsani Gelişim Endeksi raporuna göre ülke ‘az insani gelişim’ kategorisinde yer almakta olup 186 ülke içerisinde 148. konumda kendisine yer bulabilmektadır.

Ülkenin mal ve hammadde ihracatında en önemli ticaret ortaklarını Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Fransa, Belçika ve İspanya oluşturmaktadır. Portekiz, Güney Afrika Cumhuriyeti, ABD, Fransa ve Brezilya ise ülkenin ithalatındaki en önemli ticaret ortaklarını oluşturmaktadır. 2009 yılında Angola, Portekiz’in Avrupa dışındaki en önemli ihracat ortağı konumuna gelmiş, bu doğrultuda 24.000 Portekizli son yıllarda Angola’ya yerleşerek iş arayışına girmiş ya da şirket kurmuşlardır. Buna rağmen Çin’in ülke içerisindeki mevcudiyeti kurduğu büyük firmalar nedeniyle Angola için daha büyük önem arz etmektedir. 2004 yılında Çin Exim Bank, Angola’nın altyapısını yeniden inşa etmek ve buradaki Uluslararası Para Fonu’nun etkisini sınırlamak için kullanılmak üzere Angola’ya 2 milyar dolarlık bir kredi borcunu onayladı. Çin, Angola’nın en büyük ticaret ortağı ve ihracat hedefi olup dördüncü en büyük ithalat kaynağıdır. İkili ticaret, 2011 yılında yıllık %11.5 artışla 27.67 milyar$’a ulaştı

Coğrafya

Malange'de bulunan Siyah Kayalar

Ülkenin toplamda sahip olduğu 5.198 km sınırın 2.511 km’si Demokratik Kongo Cumhuriyeti (bu sınırın 225 km’lik bölümünü Cabinda bölgesine olan sınır oluşturmaktadır), 1.376 km’si Namibya, 1.110 km’si Zambiya ve 201 km’si ise Kongo Cumhuriyeti devleti ile oluşmaktadır. Angola sahip olduğu 1.246.700 km² ile dünyada en büyük 23. ülke konumunda iken bu alanların neredeyse tamamı karasal alanları oluşturmakta olup hiç sulak alan bulunmamaktadır.

Ülkenin batısında Atlas Okyanusu kıyısında başlayan dar vadiler, doğu yönünde ülke topraklarının içerisine ilerlendiğinde yükseltinin de artması ile birlikte dağlık arazi olarak gözlemlenebilmektedir. Bu araziyi oluşturan Bié dağlık alanları Angola’nın merkezinde yer almakta olup, 2.619 m ile ülkenin en yüksek noktasını oluşturan Môco dağı da bu yüksek arazide yer almaktadır. Ülkenin güney bölgesi ise daha alçak bir konumdadır. Angola’nın doğu kısımlarında ise Zambezi nehrinin kolları yer almaktadır.

Nüfus

Angola nüfusu ile ilgili kesin bir bilgi bulunmamakta olup, Birleşmiş Milletler’in 2012 tahmini verilerine göre 20,6 milyon kişinin yaşadığı tahmin edilmektedir. Ülke içerisinde uzun yıllar süren iç savaş, buna bağlı olarak tahmin edilemeyen ekonomik, sosyal ve siyasi sonuçlar Angola’da akut demografik sorunların doğmasına sebebiyet vermiştir. Özellikle 2000’li yıllarda nüfusun belli bir kesimi büyük şehirlere, bataklık, ormanlık alanlar gibi kimsenin ulaşamayacağı yerlere ya da komşu ülkelere (Namibya, Botsvana, Kongo Cumhuriyeti, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Zambiya) kaçarak yerini terk etmiştir. 2000’li yıllarda iç barışın sağlanması neticesinde nüfusun belli bir kesimi yaşadığı yerlere geri dönüş yapmış olsa da, beklenen geri dönüş etkisi gözlemlenememiştir. Bu süreçte iş olanaklarının da daha fazla olması ile bağlantılı olarak da kıyı şeridinde yer alan şehirlerde nüfus artışı yaşanmış olup, özellikle ülkenin iç kısımlarında insansız, ıssız bölgeler oluşmuştur.

Angola genç bir nüfusa sahip olup, 2016 tahmini verilerine göre %63,44’ü 0-24 yaş aralığındadır. Ülkenin sadece %2,99’u 65 yaş ve üzerindedir.

0-14 yaş: %42.72 (erkek 4,394,206/kadın 4,223,246)
15-24 yaş: %20.72 (erkek 2,127,140/kadın 2,053,363)
25-54 yaş: %29.6 (erkek 3,013,561/kadın 2,956,547)
55-64 yaş: %3.97 (erkek 388,314/kadın 413,347)
65 yaş ve üzeri: %2.99 (erkek 278,853/kadın 323,755)

Şehirde yaşayanların oranı 2015 verilerine göre %44 olan ülkede, nüfusun yıllık artış oranı 2016 tahmini verilerine göre %2,72 düzeyindedir

İklim

Monte Negro Şelaleleri

Ülke üç farklı iklim bölgesine ayrılmış durumdadır. Buna göre ülkenin sahil kesiminde ve kuzey bölgelerinde tropikal iklim etkisini göstermektedir. Bu iklimde yıl boyu yüksek sıcaklıklar ölçülmekte olup, gündüz 25 °C ila 30 °C arasında sıcaklıklar ölçülmektedir. Bu bölgelerde Kasım ile Nisan arası yağmur sezonu yaşanmakta olup, yıllık yağış ortalaması 500 mm düzeyindedir. Bu yağışlı dönemde bu bölgenin soğuk Benguela Akıntısı etkisinde olması nedeniyle sık bir şekilde sis görülebilmektedir.

Ülkenin orta kısmında yer alan yüksek kesimlerinde ve güneyinde ise ılımlı bir tropikal iklim gözlemlenmektedir. Özellikle kış aylarında gündüz ile gece sıcaklıklarında yüksek farklılıklar yaşanabilmektedir. Bu bölgede yer alan Huambo’da Temmuz ayında gündüz sıcaklığı 25 °C ile ölçülebilirken gece sıcaklıkları 7-8 °C düzeyinde görülebilmektedir. Bölgede Ekim ile Nisan ayları arasında yağmur sezonu yaşanmakta olup, yıllık ortalama 1000 mm yağış düşebilmektedir.

Angola’nın güneydoğu bölgesinde ise oldukça sıcak ve kurak bir iklim yaşanmaktadır. Gece sıcaklıkların düşük olduğu bölgeye düşen yağış miktarı az olup, yıllık ortalama 250 mm yağış düşmektedir.

Bitki örtüsü ve yaban hayat

Miradouro da Lua, Luanda'nın 40 km güneyindeki bir kayalık kümesinden oluşmaktadır.

Ülke genelinde yaşanan farklı iklim çeşitliliğine bağlı olarak kuzeyde ve Cabinda’da tropikal yağmur ormanlarından, orta kesimlerde ağaçlı geniş çayırlara ve güneyde ise sütleğen, akasya ve baobabın sık bulunduğu geniş otlaklıklara kadar farklı bitki örtüsü gözlemlenebilmektedir. Ülkenin güneybatı ucunda ise Namibya’dan başlayarak kıyı şeriti boyunca ilerleyen çöl yer almaktadır.

Angola’nın yaban hayatı zenginlik arz etmekte olup, fil, su aygırı, çita, gnu, deve kuşu, timsah, gergedan ve zebra gibi vahşi hayvanlar gözlemlenebilmektedir. Ülke genelinde giderek artan tarımsal alanlar ile birlikte yaşanan iç savaş ve fildişi ticareti gibi nedenler ülkedeki yaban hayatı tehlike altına almaktadır.

Etnik gruplar

Başkent Luanda'da Angola Millet Meclisi.

Ülke nüfusunun büyük çoğunluğu kendisini Bantu etnik grubuna mensup olarak ifade etmektedir. Bantu etnik grubu içerisinde de çoğunluğu ülke nüfusunun içerisinde üçte çoğunluğu kapsayan Ovimbundu grubu oluşturmaktadır. Ovimbundu etnik grubundan sonra ülke nüfusunda ikinci derecede öneme sahip olan grup Ambundu etnik grubudur. Ülke içerisinde Kimbundu dilini konuşan etnik grup olarak nüfusun %25’ini oluşturmaktadırlar. Angola nüfusunun %13’ünü oluşturan ve çoğunlukla ülkenin kuzeybatı bölgelerinde yaşayan grup olan Bakongo etnik grubu ülkenin en büyük üçüncü etnik grubunu oluşturmaktadır. Ülke içerisinde meleços olarak adlandırılan ve yerli Afrikalı-Avrupalı melezi olan topluluğun oranı %2 düzeyinde olup, ülke içerisinde çoğunluğunu Portekizlilerin oluşturduğu beyaz Avrupalıların oranı ise %1 civarındadır. İlk sömürge döneminde 320.000 – 350.000 arasında bir nüfusa sahip olan Portekizliler, özellikle Angola’nın bağımsızlık ilanından hemen önce ya da hemen sonra ülkeyi terk ederek Portekiz, Brezilya ve Güney Afrika’ya kaçmışlardır. Avrupalı toplulukların haricinde son dönemde yaşanan göç dalgası ile 300.000 civarı Çin vatandaşı Angola’ya gelmiştir.

Angola’da, başta Afrika ülkeleri olmak üzere, diğer birçok ülkeden farklı olarak etnik grup farklılıkları hemen hemen hiçbir sorunun ve çatışmanın kaynağı olarak gözlemlenememiştir. Sadece 1970’li yıllarda Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ne kaçan Bakongolar, geri dönüşlerinde Luanda ve civarındaki yerleşim yerlerine yerleştirildiklerinde o dönem orada yaşayan diğer etnik gruplar ile ‘yabancılaşma’ yaşansa da şiddet olayları yaşanmamıştır.

Dil

Angola’da konuşulan neredeyse her yerel dil Bantu dil grubuna ait dillerdir. Portekizce ülkenin resmi dili konumunda olup, çoğunluğu Luanda’da yaşayanlar oluşturmak üzere nüfusun %30’u tarafından anadili olarak konuşulmaktadır. Afrika dilleri içerisinde en yaygın dil ise Ovimbundu etnik grubu tarafından konuşulan Umbundu dilidir. Umbundu’nun haricinde Ambundu etnik grubunun konuştuğu Kimbundu dili ile Bakongo etnik grubunun konuştuğu Kikongo dili diğer yaygın diller olarak ülkede konuşulmaktadır. Bunun dışında günlük hayatta Portekizce ve Kikongo başta olmak üzere birkaç dilin karıştırılması ile oluşturulan Angola Kreyol dili olan Kituba konuşulmaktadır. Bu dillerin haricinde daha küçük gruplar tarafından konuşulan Chilunga, Lingála, Ngangela, Oshivambo (Kwanyama, Ndonga), Otjiherero ve Chokwe dilleri de mevcuttur. Angola içerisinde toplam 40 değişik dil/lehçe konuşulmaktadır.

Din

Ülke genelinde nüfusun yarısından biraz fazlası Hristiyan dinine mensuptur. Burada katolik mezhebine göre inancını yaşayanların oranı %38 olarak ifade edilirken, protestan mezhebine inananların oranı %15 düzeyindedir. Angola’da nüfusun geriye kalan yarıya yakın kısmı ise yerel dinlere inanmaktadır. İslamiyet, Angola’da neredeyse hiç görülmemekte olup, islam inancına göre yaşamını idame ettiren ve çoğu diğer Afrika ülkelerinden gelen %1 civarı topluluğun çoğu ise sünni mezhebine göre inancını yaşamaktadır. Burada dini inançlarda ortaya çıkan farklılıklar nedeniyle İslami topluluk bir birliktelik sağlayamamaktadır. Suudi Arabistan 2010 yılında ülkede içerisinde İslamiyeti ilerletmek adına Luanda’da İslami bir üniversitenin kurulumunu finanse edeceğini duyurmuştur. Angola hükumeti Ekim 2013’te yaptığı açıklamada ülke içerisinde İslam inancını yasa dışı din olarak ilan ederek, tüm İslami unsurları yasaklayarak camileri kapatmış ya da yıktırmıştır. Bu yasaklama Angola kültürüne ve geleneklerine zarar veren tüm dini hareketleri kapsayacağı hükumet yetkilileri tarafından ifade edilmiştir.

Eğitim

Kuito'da bir sınıf

Ülke genelinde 15 yaş ve üzerinde olan nüfusta okuma yazma bilenlerin oranı 2011 tahmini verilerine göre %70,4 düzeyindedir. Bu oran erkeklerde %82,6 iken, kadınlarda %58,6 seviyesindedir. Angola’da ilkokula gitmek zorunlu olmasına rağmen bu eğitimlere katılım çocuklar arasında üçte bir oranı seviyesindedir. İlkokula giden çocukların %54’ü aynı sınıfa bir veya birden fazla yıl tekrar gitmektedir. Ülke genelinde 5. ve 6. sınıfı içeren okulların azlığı sebebiyle ilkokul 5. sınıfa erişen öğrenciler arasında eğitim hayatına devam etme oranı %6 gibi düşük bir seviyededir. Ayrıca ülkede yaşanan iç savaş nedeniyle hayatını kaybeden ya da göç eden birçok öğretmen olması nedeniyle, ülke genelinde öğretmen bulma ve yetiştirme sıkıntısı da yaşanmaktadır. Günümüzde Angola Eğitim Bakanlığı’nın, Ajuda de desenvolvimento de Povo para Povo em Angola yardım kuruluşu ile ortaklaşa gerçekleştirdiği projede Huambo, Caxito, Cabinda, Benguela, Luanda, Zaire ve Bié’de kurulan eğitim merkezlerinde öğretmen ihtiyacını karşılama adına öğretmen adaylarına eğitimler verilmektedir. 2006 yılına kadar eğitimi tamamlanan 1000’den fazla öğretmen kırsal alanlarda eğitime başlamış olup, 2015 yılına kadar eğitilen öğretmen sayısının 8000’i bulması amaçlanmaktadır.

Angola’da yüksek öğrenim kurumları 1990’lı yıllara kadar devlet tarafından idare edilmekteydi. Özellikle, çoğu kötü bir durumda bulunsa da sahip olduğu 40 farklı merkezdeki yerleşkesi ile Universidade Agostinho Neto önemli bir yere sahipti. Bu üniversitenin haricinde ayrıca Luanda’da yerleşik Universidade Católica de Angola (UCAN) bulunmaktaydı. Günümüzde çoğunluğu başkent Luanda’da olmak üzere ve Portekiz’de aynı ismi taşıyan üniversiteler ile sıkı işbirliğinde içerisinde olan Universidade Lusíada de Angola, Universidade Lusófona de Angola ve Universidade Jean Piaget de Angola, özel üniversiteler olarak hizmet vermektedir. Bunların haricinde tamamen Angola merkezli üniversiteler olan Universidade Privada de Angola, Universidade Metodista de Angola, Universidade Metropolitana de Angola, Universidade Independente de Angola, Universidade Técnica de Angola, Universidade Gregório Semedo, Universidade Óscar Ribas, Universidade de Belas, ve Instituto Superior de Ciências Sociais e Relações Internacionais gibi özel üniversilerde öğrencilere eğitim-öğretim imkanı sunmaktadır.

Sağlık

Angola’da gıda ve tıbbi ihtiyaç sıkıntısı had safhada yaşanmaktadır. Ülke nüfusunun sadece %30’u temel sağlık hizmetlerine erişim sağlayabilmektedir. Ülkede temiz su kaynaklarına ulaşabilen nüfusun oranı ise %40 düzeyindedir. Her yıl binlerce insan ishal, solunum yolu enfeksiyonu gibi kısa sürede atlatılabilecek hastalıklardan hayatlarını kaybetmektedir. Ayrıca ülke içerisinde cüzzam, sıtma, menenjit ve verem çok sık görülen hastalıklar arasındadır. AIDS, Afrika kıtasının özellikle güneyinde yer alan ülkelerin aksine Angola’da düşük oranda görülmekte olup, bu oran 2012 verilerine göre %2,3 düzeyindedir.

Ülke genelinde 5 yaş altı çocuklarda ölüm oranı, dünya geneli ortalamasının çok üzerinde gerçekleşmekte olup, en yüksek ikinci oran olduğu ifade edilmektedir. Angola’da her üç dakikada bir çocuk hayatını kaybetmektedir. 2013 tahmini verilerine göre ülke genelinde ortalama yaşam 54.95 düzeyinde gözlemlenmekte olup, bu oran erkeklerde 53.83, kadınlarda ise 56.11 seviyesindedir

Ulaşım

Luanda'da bulunan havaalanı

Demiryolu
Ülkede var olan demiryolları kıyı şeritlerinde yer alan liman şehirlerine bağlantı sağlamaktadır. Ülke genelinde birbirine bağlantısı olmayan üç demiryolu güzergahı bulunmaktadır. Bu hatlarda insan taşımacılığının yanı sıra ürün taşımacılığı da yapılmaktadır. Angola’nın genel olarak sahip olduğu toplamda 2.764 km’lik demiryolunun işletmesi devlet kuruluşu olan Caminhos de Ferro de Angola (Türkçe: Angola Demiryolları) gerçekleştirilmektedir.

Ülkenin bağımsızlığını kazandığı 1975 yılında başlayan ve 2002 yılına kadar süren iç savaşın etkisi ile var olan demiryolları ciddi zararlar görmüş, bu nedenle seferler gerçekleştirilememiştir. 2002 yılında biten iç savaş sonrası yeniden toparlama sürecine giren Angola demiryolları işletmeciliği bu yıldan sonra gerçekleştirdiği kısmi düzeltmeler ile insan ve mal taşımacılığına kademeli olarak başlanmasını sağlamıştır.

Karayolu
Tüm ülke genelinde 2001 verilerine göre var olan toplam 52.429 km karayolundan sadece 5.349 km’si asfaltlanmış konumdadır. Burada da yaşanan iç savaşın etkileri gözlemlenmekte olup, Luanda çevresindeki yollar hariç genel olarak karayollarının özellikle iç kesimlerde kalan birçok bölümü sürüşe uygunluk arz etmemektedir.

Denizyolu
Angola 2008 verilerine göre gemilerin geçiş yapabileceği ve insan taşımacılığına uygun 1.300 km’lik karasularına sahiptir.

Havayolu
Ülke genelinde var olan irili ufaklı 211 havaalanından sadece 30 tanesinin pisti asfaltlanmış konumdadır. Başkent Luanda’da bulunan Aeroporto Internacional Quatro de Fevereiro havaalanı günümüzde Angola’nın en büyük havaalanı olup, uluslararası standartlara uygun bir konumdadır. Ancak ilerleyen dönemlerde bu havaalanındaki uluslararası uçuş yükünü almak üzere Angola International Airport havaalanını inşaatı Luanda’da devam etmektedir.

Ülke iki adet havayolu şirketine sahip olup, bunlardan ilki devlet kontrolünde olan TAAG Angola Airlines’tır. Havayolu sahip olduğu 13 uçaklık filosu ile Angola’nın en büyük havayolu şirketidir. TAAG dışında ayrıca özellikle petrol üretim sahalarına yolcu taşıyan ve özel olarak işletilen Sonair bulunmaktadır. Sonair’in AB standartlarına uygun olmadığı gerekçesiyle Avrupa Birliği hava sahasına girişine izin verilmemektedir.

Havacılık tarihinin en önemli gelişmelerinden biri 23 Mayıs 2003 yılında Angola’da yaşanmış olup, bir yıldır park etmiş olarak bekleyen bir Boeing 727 Luanda havaalanından kimliği belirsiz kişiler tarafından çalıştırılarak kaçırılmıştır. Yer hizmetlerinin bağlantı sağlayamadığı uçaktan o günden sonra haber alınamamıştır. Her ne kadar Kanadalı bir pilot uçağı Haziran 2003 yılında Gine’nin başkenti Conakry’de gördüğünü ifade etse de, bu bilgi uluslararası birimlerin yanı sıra FBI ve CIA tarafından doğrulanmamış, bu uçağın daha sonra Gine havayollarına bağlı benzer bir uçak olduğu açıklanmıştır. Uçağın aynı şekilde o tarihten bu yana bir daha görünmeyen uçak mühendisi olan ve aynı zamanda küçük uçaklarda özel pilotluk yapan Ben Charles Padilla tarafından kaçırıldığı tahmin edilmektedir.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Andorra Prensliği

Andorra Prensliği

Başkent Andorra la Vella
Resmî diller Katalanca (İspanyolca, Fransızca, Portekizce)
Yönetim Şekli Parlamenter Monarşi
Yüzölçümü 467 km²
Nüfus 77.000
Nüfus Yoğunluğu 7 kişi/km²
Para birimi Euro (€)
Zaman dilimi OAZD (UTC+1) OAYZD (UTC+2)
Telefon kodu +376
İnternet TLD .ad

Andorra Prensliği, güneybatı Avrupa’da, Pirene Dağları’nda, denize kıyısı olmayan, Fransa ve İspanya arasında küçük bir ülkedir. Bir zamanlar dünyadan soyutlanmış olan Andorra; artık turizm ve bir vergi cenneti olma özelliği ile zengin bir ülkedir.

Tarih

Andorra’nın bağımsızlığını kazanmasını, bölgeyi MS 803’te Müslümanlardan geri alan Şarlman’ın ve imparatorluğunun bir bölümünü 819’da İspanya’daki Urgel piskoposuna bağışlayan oğlu I. Louis’nin (Sofu) sağladığı kabul edilir.

1278 yılında Andorra biri İspanya’da, öteki Fransa’da bulunan iki prensin ortaklaşa yönetimine bağlanmış ve ülkenin sınırları netleşmiştir. Anılan yıldan beri ülkenin sınırları hiç değişmemiştir. Kurulan feodal düzen, Fransız Devrimi sırasında geçici olarak kalkmakla birlikte, 1806’da Napolyon tarafından yeniden kuruldu. Andorra, o günden bu yana Urgel piskoposu ve Fransa devlet başkanı tarafından ortaklaşa yönetilir; bunların ikisine de her yıl sembolik bir vergi ödenir.

Yönetim

Ülke adı: Resmi tam adı: Andorra Prensliği kısa şekli : Andorra Yerel tam adı: Principat d’Andorra yerel kısa şekli: Andorra Yönetim Biçimi: Parlamentoyla Yönetilen Yetkisiz Prenslik Başkent: Andorra la Vella İdari bölümler: 7 bölge; Andorra la Vella, Canillo, Encamp, La Massana, Escaldes-Engordany, Ordino, Sant Julia de Loria Bağımsızlık: 1278 Milli bayram: 8 Eylül (1278) Hukuk sistemi: Fransa ve İspanyol hukuku temel alınmıştır. Andorralı seçmenler 715 yıllık feodal sistemi sona erdirmişler ve 14 Mart 1993’te parlamenter bir hükümet sistemi benimsemişlerdir.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), ITU (Uluslararası Telekomünikasyon Birliği), OSCE (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü), UN (Birleşmiş Milletler), UNESCO (Eğitim-Bilim ve Kültür Örgütü), WHO (Dünya Sağlık Örgütü), WIPO (Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı), WToO (Dünya Turizm Örgütü), WTrO (Dünya Ticaret Örgütü)

Bayrak

Andorra arması - Kabul tarihi : 1969

Bayrak 3 eşit oranda boylamasına bölünmüş solda mavi, ortada sarı ve sağda kırmızı renklerden oluşur. Andorra Fransa ve İspanya tarafından beraber yönetildiğinden mavi rengini Fransa Bayrağı’ndan, sarı rengini İspanya Bayrağı’ndan ve kırmızı rengini ise her iki ülke bayraklarından almıştır. Ortadaki sarı rengin üzerinde de Andorra Arması bulunur. Bayrağın boyutu 3:2 dir.

Bayrağa ilk şeklinin 1866 yılında Fransa İmparatoru III. Napolyon’un tasarladığı sanılmaktadır. Son şeklini ise 20 Haziran 1996 yılındada alınan bir kararla almıştır.

Andorra arması, Andorra’nın armasıdır. Şu anki arma 1969 yılından beri geçerlidir. Armanın üstünde Latince Virtus Unita Fortior (Türkçe: Erdem birlikle güçlenir) yazmaktadır. Arma ayrıca Andorra bayrağında da bulunmaktadır.

Ekonomi

Başkent Andorra la Vella

Turizm ve özellikle kayak önemli bir ekonomik kaynaktır. Hareketli bir ticaret merkezi olan serbest liman yılda 10 milyon turist çekmektedir. Ülkenin kanuni serbesti statüsü ve bununla ilişkili olan ekonomik refahı, reform çağrılarının artmasına neden olmuştur.

Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %1.62 (1998) İş gücü: 30,787 (1998) Sektörlere göre işgücü dağılımı: tarım %1, endüstri %21 ve hizmet %78 (1998) İşsizlik oranı: %0 Bütçe: gelirler: $385 milyon giderler: $342 milyon (1997) Endüstri: turizm (özellikle kayak), büyük baş hayvan, kereste, tütün, bankacılık Tarım ve hayvancılık ürünleri: Az miktarlarda tütün, çavdar, buğday, arpa, yulaf, sebzeler, koyun İhracat tutarı: 58 milyon $ (1998) İhracat ürünleri: tütün, mobilya İhracat ortakları: Fransa %34, İspanya %58 (1998) İthalat tutarı: $1.077 milyar (1998) İthalat ürünleri: Tüketim malları, gıda, elektrik İthalat ortakları: İspanya %48, Fransa %35, ABD %2.3 (1998) Para birimi: Fransız frankı (FRF); İspanyol pesetası (ESP); Euro (EUR) Para birimi kodu: FRF; ESP; EUR Mali yıl: Takvim yılı

Demografi

Tarihi ve resmi dil, Romence dili olan Katalanca’dır. Andorra hükümeti Katalan kullanımını teşvik ediyor. Andorra’da (Katalanca: la Comissió de Toponímia d’Andorra) Katalanca Toponymy için bir komisyon gönderiyor ve göçmenlere yardımcı olacak ücretsiz Katalanca dersleri sunuyor. Andorra televizyon ve radyo istasyonları Katalanca kullanıyor. Göç, tarihi boyunca yapılan bağlantılar ve yakın coğrafi yakınlık nedeniyle, İspanyolca, Portekizce ve Fransızca da yaygın şekilde konuşulmaktadır.

Eğitim

Aynı ülkede 3 değişik eğitim sistemin kullanıldığı tek ülkedir. Vatandaşları, Fransa, İspanya ve Andorra sistemlerinden birini tercih edebilirler.

Ulaşım ve Taşımacılık

Andorra'ya hizmet veren iki istasyondan biri olan Latour-de-Carol'da bir tren. Fransa'nın Toulouse'daki TGV'lerine bağlanan Latour-de-Carol ve Toulouse'u birbirine bağlayan hat, Andorra sınırının 2 km içine uzanmasına rağmen, Andorra'da demiryolu yok.

Demiryolları: 0 km Karayolları: toplam: 269 km asfalt: 198 km asfalt olmayan: 71 km (1994 verileri) Deniz yolları: yok Limanları: : Bordeaux, Boulogne, Cherbourg, Dijon, Dunkerque, La Pallice, Le Havre, Lyon, Marseille, Mullhouse, Nantes, Paris, Rouen, Saint Nazaire, Saint Malo, Strasbourg Hava alanları: yok (2000 verileri)

Kültür

Andorra başkentinin en önemli sembollerinden biri de tepenin üzerinde yer alan ’Sant Vicenc d’Enclar’ kalesidir. 9. yüzyılda inşa edilmiştir. Kale, müteakip 3 yüzyıl boyunca sürekli olarak yeniden inşa edilmiş ve yeni yapılar ile tamamlanmıştır. Bu görkemli tarihi eser, bu güne kadar kısmen ayakta kalmayı başardı. Turistler, antik nekropol kalıntılarını, kale topraklarında korunan birkaç bina ve Andorra la Vella’nın en eski yapılarından biri olan ’Santa Coloma Kilisesi’ ni görme fırsatına sahipler.

Kentin en dikkat çekici mimari anıtlarından biri, 1991 yılında inşa edilen ’Andorra Binasının Ulusal Oditoryumu’. 20. yüzyılın tarzında dekore edilmiş güzel bina. Uzun yıllar boyunca konserler ve diğer kültürel etkinliklerin düzenlendiği bir yer kaldı. Konser salonu aynı anda 500 kişi kapasitelidir. Klasik müzik ve olağanüstü mimarlık uzmanları mutlaka ziyaret etmelidir.

Başkentin en sıra dışı turistik yerlerinden biri, ’Santa Julia de Loria’ nın pitoresk bölgesinde yer alan ’Museu del Tabac’. Kötü alışkanlığı tüm hayatlarına bırakanları bile memnun edecektir. Müzenin ziyaretçileri eski tütün tarlaları boyunca yürüyebilir ve eşsiz bir pozlamayı değerlendirebilir. Müzenin yeri 1909 yılında açılan tütün fabrikasının bir binasıdır. Fabrika yaklaşık 50 yıl çalışmış, ancak yüksek rekabet nedeniyle kırılmış ve uzun bir süre boyunca bakımsız kalmıştır. Eski fabrikanın binası son zamanlarda tamamen yenilenmiştir. Andorra’daki tütün gelişimi tarihine adanmış sergiler koleksiyonunun tutulduğu bir yer oldu.

Dini yapılar arasında, ’Aziz Ermeni Kilisesi’ özel bir ilgiyi hak ediyor. Romanesk tarzının gerçek bir örneğidir ve katı ve dokunulmaz bir görünümle ayırt edilir. Uzaktan, eski kilise bir ortaçağ kalesine benziyor. İç mekan mobilyaları tamamen katı ve laconik görünüme karşılık gelir. Kilisenin yaşı bin yıldan fazladır. Varlığı yıllar boyunca, bozulmamış bir formda kalmayı başardı ve birçok benzersiz dini eserler tutmayı başardı.

İklim

Grau Roig kayak merkezi  ve Valira d'Orient Nehri manzarası

Sıcak ve ılıman bir iklim hakimdir; Andorra Kış aylarında yaz aylarından çok daha fazla yağış düşmektedir. Köppen-Geiger iklim sınıflandırmasına göre Csa olarak adlandırılabilir. Andorra ilinin yıllık ortalama sıcaklığı 15.1’dır. Yıllık ortalama yağış miktarı: 830 mm

23.0 sıcaklıkla Temmuz yılın en sıcak ayıdır. Ocak ayında ortalama sıcaklık 8.0 olup yılın en düşük ortalamasıdır.

Yılın en kurak ve en yağışlı ayı arasındaki yağış miktarı: 92 mm Yıl boyunca ortalama sıcaklık 15.0 dolaylarında değişim göstermektedir.

Andorra Konsolosluk bilgileri

T.C. BARSELONA BAŞKONSOLOSLUĞU

Adres: Passeig de Gracia, nº 7, 1ª, 08007, Barcelona – ESPAÑA
Telefon: +34 93 317 92 31
Faks: +34 93 481 55 28
E-posta: consulado.barcelona@mfa.gov.tr
Başvuru Kabul Saatleri: 09.30 -12.30

Andorraya gelen yabancı ziyaretçilerin sadece pasaport ya da ülkeye giriş için Avrupa Birliği ülkesinden birine ait ulusal kimlik kartı ibraz etmeleri gerekmektedir. Ancak Andorra’ya Schengen ülkeleri olan İspanya veya Fransa üzerinden erişilebilindiği için, giriş, ilk Schengen alanına girmeden mümkün değildir ve bu nedenle de Schengen vizesi kuralları uygulanır.

Andorra Mutfağı

Andorra mutfağı

İspanya ve Fransa’nın arasında olan Andorra zengin bir mutfak kültürüne sahiptir. Bir yanda İspanyol yemekleri bir yanda Fransız mutfağı diğer bir yanda ise İtalya’nın lezzetleri ve tabi ki unutulamayacak Akdeniz mutfağı

Ülkenin denize kıyısı olmamasına rağmen çok çeşitli balıkların da içinde yer aldığı deniz mahsulleri Andorra’da çok tüketilen ürünlerdendir. Çeşit çeşit balıklar mı dersiniz, biftekler, etler, krepler, pizzalar hepsi yerli halk için vazgeçilmez olmuş durumdadır. Bunun yanı sıra bir de Katalan yemekleri ülkenin mutfak kültürüne girince muazzam bir birleşme yaşanmış ve mutfak iyice gelişmiştir.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Amerika Birleşik Devletleri

Amerika Birleşik Devletleri

Baskent Washington
Resmî diller İngilizce (de facto)
Yönetim Şekli Federal Cumhuriyet
Yüzölçümü 9.629.091 km²
Nüfus 324.365.730
Nüfus Yoğunluğu 32 kişi/km²
Para birimi Amerikan Doları ($)
Zaman dilimi (UTC-5 .. -10)
Telefon kodu +1
İnternet TLD .us .gov .mil .edu

Amerika Birleşik Devletleri, 50 eyalet ve bir federal bölgeden oluşan bir federal anayasal cumhuriyettir. Resmî kuruluş tarihi 4 Temmuz 1776’dır. Ülkenin çoğu (48 eyaleti olan kıtasal ABD ve ülkenin federal bölgesi olan Washington, DC), Kuzey Amerika’nın ortasında, Büyük Okyanus ve Atlas Okyanusu’nun arasında bulunmaktadır.

Kuzeyinde Kanada, güneyinde Meksika ile sınırı bulunur. Alaska bölgesi, kıtanın kuzeybatısında bulunarak doğusunda Kanada, batısında Bering Boğazı’nın öbür tarafında bulunan Rusya’nın arasında bulunmaktadır. Hawaii eyaleti, Büyük Okyanus’un ortasında bulunan bir takımadadır. Ayrıca Karayipler ve Büyük Okyanus’ta bulunan denizaşırı topraklara sahiptir.

Doğuda Atlas Okyanusu’ndan, batıda Büyük Okyanus’a kadar 4.500 km genişliğindedir. Alaska ve Hawaii’yi de içine alan Amerika Birleşik Devletleri’nin 9 milyon kilometrekareden fazla yüzölçümü vardır. Hawaii ise, Büyük Okyanus’ta olup, kıta üzerindeki Amerika Birleşik Devletleri’nden 3.200 kilometre uzaklıktadır. Alaska 50 eyaletin içinde yüzölçümü en büyük olanıdır.

Bayrak

Amerika Birleşik Devletleri bayrağı, Kırmızı, beyaz ve mavi renklerden oluşur. Toplamı 13 olan şeritlerin altısı beyaz, yedisi kırmızıdır, ülkenin kuruluş döneminde Birleşik Krallık’a başkaldıran Onüç Koloni’yi simgelerler. Sol üst köşedeki mavi dikdörtgenin içinde ülkenin eyaletlerini simgeleyen 50 adet beyaz yıldız vardır. Onüç Koloni ABD’nin kurucu devletleridir. Bayraktaki renklerin ifade ettiği anlamlar: Beyaz: saflık, temizlik. Kırmızı: kahramanlık, cesaret. Mavi: Azim.

Arma

Amerika Birleşik Devletleri arması

Amerika Birleşik Devletleri armasında bayrak renklerini kendine kalkan eden kartal, bir elinde zeytin dalı diğer elinde beyaz oklar tutmaktadır. Yani Amerika Birleşik Devletleri’nin barış ve güvenlik için kendini kalkan edeceğini anlatır.

Armada yazan "E pluribus unum" (Çokluktan, birliğe), Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk resmi sloganlarından biridir. Latince olan bu slogan çoktan tek anlamına gelir. Başlangıçta bu slogan ABD’yi ilk oluşturan On Üç Koloni’nin birliği anlamında kullanılmıştı. Sonraları ABD vatandaşlarının değişik kökenlerden gelmelerine rağmen bir birlik oluşturduklarını vurgulamak için kullanılmaktadır.

Amerika Birleşik Devletleri Tarihi

Amerika’nın 1492’de Avrupalılar tarafından keşfinden sonra İspanyollar, Portekizliler, Fransızlar ve İngilizler, buradaki yerli halkların aleyhine toprak sahibi oldular. Avrupalılar, Amerika’daki topraklarını genişlettikten sonra, İngiltere başta olmak üzere çeşitli ülkelerden göçmenler alıp buralara yerleştirerek koloniler kurdular.

Bağımsızlık Bildirgesi çalışmalarını Kongreye sunacak olan beş kişilik taslak kurulu - Resim John Trumbull

18. yüzyıl ortalarında, bu kolonilerin sayısı 13’e yükseldi ve bu Onüç Koloni, Amerika Birleşik Devletleri’nin temelini oluşturdu.

Amerika Kıtası, insanlar için yeni olanaklar ve yeni bir hayat sağladı. Daha sonra, bu koloni sistemi sömürgecilik politikasına dönüştü. İngiliz kolonileri, Birleşik Krallık’a endüstri konusunda hizmet ediyordu. İngilizler kolonilerden vergi alıyordu. Koloniler zaman içinde İngiliz devletinden farklı bir kimlik geliştirmeye başladı. Nüfus hızla büyüyor, tarıma dayalı ekonomi gelişiyor, iş adamları ticari hamlelerde bulunuyordu. Dinsel yapıda da çeşitlilik vardı. Avrupa’dan gelenler tutucu bir protestanlık geliştirmişti.

Yönetimleri de İngilizlerden farklıydı. Kolonilerin her birinde (Pensilvanya dışında), iki yasama meclisi bulunuyordu. Kolonileri temsil eden alt meclisin üyeleri mal sahipleri tarafından seçiliyor, Krallığı temsil eden üst meclis üyeleri ise İngiliz Kralı tarafından tayin ediliyordu. Kolonilerde yaşayanlar aynı zamanda mahkemeler kurmuştu ve İngiliz hukuk sistemini uyguluyordu.

1756-1763 yılları arasında İngiltere’nin Avusturya, Fransa ve Rusya ittifakıyla yaptığı savaşlar (Yedi Yıl Savaşları), İngiliz maliyesi üzerinde ciddi bir yük oluşturmuştu. İngiltere’nin mali yükünü gidermek amacıyla yeni vergiler koyması, Amerika’da kolonilerin tepkisiyle karşılaştı. Koloniler yüksek vergiler ödeyip, karşılığında hiçbir şey alamamaktan rahatsızlardı. Çay ihracatına gelen yüksek ek vergiyle koloniler, 18. yüzyıl ortalarından beri hazır oldukları bağımsızlık mücadelesini hayata geçirdiler. Savaşın başlarında George Washington, Thomas Jefferson tarafından kaleme alınan ve özgürlük isteklerini dile getiren Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’ni yayınladı (4 Temmuz 1776). Sonradan 4 Temmuz günü ABD bağımsızlık günü olarak kabul edilmiştir.

Gettysburg Muharebesi, Amerikan İç Savaşı

Altı yıl süren savaş sonunda, George Washington komutasındaki koloni güçleri tarafından yenilgiye uğratılan İngiltere geri çekilmiş ve 1783 yılında Paris antlaşmasıyla 13 koloninin bağımsızlığını kabul etmiştir. Bağımsızlıklarını ilan eden koloniler, içişlerinde serbest eyaletlerden oluşan Amerika Birleşik Devletleri’ni kurdular (1787). 1789’da Anayasanın tamamlanıp onaylanmasıyla yeni bir ulus ve Amerikalı üst kimliği doğdu.

Amerika Birleşik Devletleri, ülkeyi anayasayla yöneten bir Başkanın seçimle iş başına geldiği ilk modern demokratik cumhuriyettir. Bu manada Fransız Devrimi’nin de öncüsü olmuştur. Bu sistem 18. yüzyıl dünyasında eşitlik, insan hakları, adil yargılama ve kuvvetler ayrılığı gibi kavramların gündeme gelmesini sağlamıştır.

ABD doğal kaynaklarının zenginliği, genç ve dinamik bir insan gücüne sahip olması nedeniyle 19. yüzyıl boyunca hızla sanayileşti. Ancak 1861-1865 yılları arasında çıkan Amerikan İç Savaşı ülkeyi parçalanma tehdidi altına soktu. Savaş kuzeydeki eyaletlerin başarısıyla sonuçlandı ve ABD tekrar hızlı bir gelişme dönemine girdi. 20. yüzyıl başlarında çıkan I. Dünya Savaşı’nın İtilaf Devletleri tarafından kazanılmasında önemli bir rol oynadı. II. Dünya Savaşı’nda da Almanya, İtalya ve Japonya’ya karşı başarılar elde eden ABD artık bir süper güç hâline gelmişti.

Bu iki dünya savaşından sonra dünya ülkeleri iki kutba ayrıldı. Soğuk Savaş adıyla anılan bu dönemde ABD NATO örgütü çatısı altında Batı Bloğunun liderliğini üstlenirken Sovyetler Birliği Doğu Bloğu’nun (Varşova Paktı) lideri durumundaydı. Soğuk Savaş yılları boyunca ABD başta Kore Savaşı ve Vietnam Savaşı olmak üzere birçok savaşa katıldı. 1989 yılında Berlin Duvarı’nın yıkılışının ardından Soğuk Savaş sona erdi. 1990 yılında Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesi üzerine çıkan I. Körfez Savaşı’nda ABD Irak ordusunu yendi. ABD 1995 ve 1999 yıllarında NATO ülkelerinin yardımıyla Bosna Savaşı’na ve Kosova Savaşı’na müdahale etti. 2001 yılında New York ve Washington, DC gibi büyük ABD kentleri El-Kaide tarafından 11 Eylül saldırıları’na sahne oldu. Bu saldırılara yanıt olarak ABD 2001 yılında Afganistan Savaşı’nı ve 2003 yılında da Irak Savaşı’nı başlattı. Bu savaşların amacı El-Kaide’nin lideri Usame bin Ladin’in öldürülmesiydi. Savaşlar karşılığını verdi ve 2 Mayıs 2011’de kendi evinde yakalanarak öldürüldü.

Demografi

New York

30 Nisan 2016 tarihi itibarıyla Amerika Birleşik Devletleri’nin toplam nüfusu 323.730.000 kişidir ve bu oranla Çin ve Hindistan’dan sonra dünyanın en kalabalık üçüncü ülkesidir. 2014 rakamlarına göre ülke nüfusunun %81’i kentlerde oturur. Kaliforniya ve Teksas en kalabalık eyaletlerdir ve ülke nüfusunun merkezi batıya ve güneye doğru kaymaktadır. New York ülkenin en kalabalık kentidir.

1900’lerde yaklaşık 76 milyon olan ABD nüfusu 20. yüzyılda nerdeyse dört katına çıktı. Büyük nüfus artışı beklenen ülkeler arasında büyük ve sanayileşmiş tek ülkedir.

1000 de 13 olan doğum hızı, 35% olan dünya ortalamasının altındadır. Nüfus artışı hızı pozitif 0,9%, birçok gelişmiş ülkeye göre daha yüksektir. 2012 mali yılı içinde, bir milyondan fazla göçmene (çoğu aile birleşimi ile gelen) yasal ikamet hakkı verildi. Meksika 1965 Göç Yasasından beri yeni ikamet edenlerin önde gelen kaynağıdır. Çin, Hindistan ve Filipinler her sene gönderenler arasında ilk dörttedir. Dokuz milyon Amerikalı homoseksüel, biseksüel ya da transgenderdir, bu nüfusun en az yüzde dördüne eşittir. 2010 yılında yapılan bir araştırmada erkeklerin yüzde yedisi ve kadınların yüzde sekizi kendini gey, lezbiyen ya da biseksüel olarak tanımladı.

Los Angeles

ABD göçmenler tarafından kurulmuş ve gelişmiştir. Hâlâ dünyanın en çok göç alan ülkelerinden birisidir. Amerika Birleşik Devletleri’nin 4 Temmuz 1776’daki bağımsızlığından hemen önce nüfus yaklaşık 2,5 milyon kadardı (%95 beyaz Avrupa, %5 siyahi Afrika). Bu beyaz nüfusta en büyük pay Almanların ve İskandinav ülkelerinindir (İsveç, Norveç, Danimarka). Bu milletler ilk 3 grubu oluşturmaktaydı (dinî olarak %98 Protestan, %2 Katolik). 1620-1770 yılları arasında bu ilk gelenler karşılıklı evlilikler ve din birliği sayesinde bugün Beyaz Amerikalı dediğimiz (WASP- White, AngloSaxon, Protestan) siyasette ve iş dünyasında hâkim konumda olan Amerikan ulusunun ana çekirdeğini oluşturdular. 2008 yılına kadar seçilen bütün ABD başkanları bu gruba dâhildir.

Günümüz ABD’sinde yaşayan siyahilerin (Afroamerikanlar) çoğu Amerika’ya getirilen kölelerin soyundandır.

Ekonomi

1 Amerikan Doları

Amerika Birleşik Devletleri ekonomisi, nominal olarak dünyanın en büyük ve satınalma gücü paritesi bakımından ikinci büyük ekonomisi olup nominal olarak dünya GSYİH’inin %22’sini oluşturmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri karma bir ekonomiye sahip olup istikrarlı bir GSYİH büyüme hızı, ılımlı bir işsizlik oranı, yüksek seviyede araştırma ve sermaye yatırımını muhafaza etmiştir.

ABD geniş doğal kaynaklara, gelişmiş bir altyapıya ve yüksek iş verimliliğine sahiptir. ABD dünyanın en büyük ticaret ülkelerinden biridir ve dünyanın ikinci büyük imalatçısıdır. Ayrıca dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz üreticisidir. 2013 yılı itibarı ile dünyanın dokuzuncu yüksek kişi başına GSYİH’e (nominal) ve 10. yüksek kişi başına GSYİH’e (SAGP) sahiptir. ABD diğer OECD ülkeleri ile kıyaslandığında ortalama en yüksek hane ve çalışan gelirine sahiptir ve 2010 yılı itibarı ile dördüncü yüksek medyan hane gelirine sahiptir. ABD dünyanın en büyük tüketici pazarını temsil etmektedir. Dünyanın en büyük 500 şirketinin 128’i ABD merkezlidir.

Amerika Birleşik Devletleri dünyanın en büyük ve en etkili finansal piyasalardan birine sahiptir. New York Menkul Kıymetler Borsası piyasa değeri bakımından dünyanın en büyük menkul kıymetler borsasıdır. Amerikan doları çoğu uluslararası işlemlerde kullanılan ve dünyanın önde gelen rezerv para birimi olup II. Dünya Savaşı’ndan bu yana uluslararası kuruluşlarda merkezi bir rol oynamaktadır

İklim

Amerika Birleşik Devletleri’nin iklimi sürekli değişkenlik gösterir. Doğu ve batı kıyılarındaki sıradağlar, okyanusların iç kısımların iklimine tesir etmesini önlediğinden, bu kıyı şeritleri hariç bütün ülkede karasal iklim hakimdir. Ülkenin kuzeyinde ise Kanada’dakine benzer çam ormanları görülebilir.

Okyanus iklimi (Oregon)

Çöl iklimi (Utah)

Orta kısımlar çok yüksek olduğundan, mevsimler arasında pek fazla sıcaklık farkı yoktur. Yaz mevsiminde orta bölgelere alçak basınç hakim olmasına rağmen, okyanustan gelen nemli hava Apalaş Dağları tarafından engellenmediği için orta bölgeler yaz mevsiminde bol yağış alır. Batı taraflarında ise yağış daha azdır.

Atlas Okyanusu’na kıyısı olan şeridin güney kısmı nispeten yağışlı ve ılıman olmasına rağmen, kuzeyi daha serin olup kışları şiddetli geçer.

Meksika Körfezi’ne bakan güney kısım açık ve düz olduğundan bu kısımlarda tropikal iklim hakimdir. Burada yazlar sıcak, kışlar ise ılımandır. Her mevsimde bol yağış görülür. Alaska kıyı şeridi, denizden etkilenen bir iklime sahip olmasına rağmen, iç kısımlarında çok şiddetli soğuklar görülür.

Dil

Amerika Birleşik Devletleri

Amerika Birleşik Devletleri’nin federal düzeyde resmî dili yoktur. Ancak ülkede en çok kullanılan dil İngilizcedir (Amerikan İngilizcesi). 2010 yılında 5 yaşın üzerinde olan, yaklaşık olarak 230 milyon kişi diğer bir deyişle nüfusun %80’i evlerinde sadece İngilizce konuşmaktadır, bunu %12 ile İspanyolca takip etmektedir. En az 28 eyalatte bazı Amerikalılar İngilizcenin resmi dil olmasını savunmaktadırlar.

Hawaii’de eyalet anayasasına göre Hawaii’yice ve İngilizce ortak resmi dillerdir.

İspanyolca’nın kullanımı ise Meksika ve Küba’dan gelen göçmenler nedeniyle son yıllarda belli kollarda arttı. Louisiana eyaletinde ise Fransızca kullanılır; çünkü Fransız sömürgeleri burada kurulmuştur.

Din

Din olarak, ABD’de toplam; %70 Hristiyan (%46 Protestan, %20.8 Katolik, %1.6 Mormon, %0.5 Ortodoks), %22.8 Dinsiz (%15.8 Tamamen reddeden, %4.0 Agnostik,%3.1 Ateist,%0,6 bilinmiyor), %1.9 Musevi, %5.6 diğer inançlar, %0.7 Budist, %0.9 Müslüman, %0.7 Hindu, %0.3 Üniteryen Üniversalist, %0.1 Pagan, Vikan ve Druid yaşamaktadır.

Şinto, Kaodaizm, Sihizm, Jainizm, Taoizm, Bahailik, Ekankar, Amerikan yerli dini ve Kemetizm gibi diğer pek çok din de Amerika’da temsil edilmektedir

Sinema

Lee Dağı'ndaki HOLLYWOOD yazısı

Hollywood’da merkezleşen sinema aynı zamanda dev bir sanayi halindedir. Milyoner yıldızların çevresinde yıldız olabilmek için yığınla insanın verdiği yer yer dramatik bir mücadeleye rastlanır. Film üretiminde başta gelen Amerikan sineması, genellikle orta düzeydedir. Bununla birlikte batıya doğru ilerleyen kovboyların maceralarını konu alan Westernler ile, görkemli sahnelerin oluşturduğu filmler ve komedi filmleri içinde, sinema tarihine geçenler olmuştur. Amerika’da, sinemanın etkisini, radyo ve özellikle televizyon tamamlar.

Müzik

Amerika Birleşik Devletler müziği, ülkede bulunan çok çeşitli etnik nüfusu yansıtır. Bu müzik; Batı Afrika, İrlanda, İskoçya, Meksika ve Küba müziklerinin karışımlarından meydana gelmektedir. Ülkenin uluslararası en ünlü müzik türleri arasında jazz, blues, country, bluegrass, rock, rhythm and blues, ragtime, hip hop, barbershop, pop, experimental, techno, house, dance, boogaloo, salsa, ve rock and roll yer almaktadır. Amerika Birleşik Devletleri, dünyanın en geniş müzik marketlerine sahiptir. 2012 yılında toplam perakende değeri 4,481,8 milyon dolara varmıştır. 20. yüzyılın başlarından beri bazı Amerikan Popüler Müzik biçimleri dünya çapında dinleyici kitlesi kazanmıştır.

Yerli Amerikalılar günümüzde Amerika Birleşik Devletleri olarak bilinen arazinin en eski sakinleridir ve ilk müziği çalmışlardır. 17. Yüzyılın başlarında çok sayıda Birleşik Krallık, İrlanda, İspanya, Almanya ve Fransa göçmeni Amerika’ya gelmeye başlayınca Amerika yeni müzik tarzları ve enstrümanları ile tanışmaya başladı. Afrikalı köleler geleneksel müzik aletleri getirmiştir ve sonraki göçmen dalgaları Amerika’nın çok uluslu bir ülke olmasına katkı sağlamıştır.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Almanya Federal Cumhuriyeti

Almanya Federal Cumhuriyeti

Baskent Berlin
Resmî diller Almanca
Yönetim Şekli Federal Cumhuriyet
Yüzölçümü 357.386 km²
Nüfus 82.887.000
Nüfus Yoğunluğu 232 kişi/km²
Para birimi Euro (€)
Zaman dilimi (UTC +1)
Telefon kodu +49
İnternet TLD .de

Almanya bir Orta Avrupa’da ülkesidir. Kuzeyinde Kuzey Denizi, Danimarka, ve Baltık Denizi; doğusunda Polonya ve Çek Cumhuriyeti; güneyinde Avusturya ve İsviçre; ve batısında Fransa, Lüksemburg, Belçika, ve Hollanda bulunur. Almanya 357.386 km²’lik bir alanı kaplar ve ılıman iklim kuşağının içinde yer alır. Yaklaşık 83 milyon insanın yaşadığı ülke, Avrupa Birliği’ndeki en büyük nüfustur. Almanya, Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra, dünyanın en çok göç alan ikinci ülkesidir. Schengen bölgesi’nin bir parçası ve Avrupa ortak para birimi Euro’yu 2002’de kabul etmiştir.

Almanya bir federal parlamenter cumhuriyettir. On altı eyaletten (Bundesländer) oluşmaktadır. Başkenti ve en büyük şehri Berlin’dir. Birleşmiş Milletler’e, NATO’ya, G8’e üyedir ve Kyoto Protokolünü imzalamıştır. 2007 yılına göre, GSYİH’ye göre dünyanın 3. büyük ekonomisi ve en çok ihracat gerçekleştiren ülkesidir. Ülke, dünyada gelişme için en çok bağışta bulunan ikinci ülke konumundadır. Buna karşın, askeri harcama bütçesi olarak 6. sıradadır. Sosyal güvenlik sistemiyle yüksek yaşam seviyesine sahiptir. Avrupa meselelerinde yüksek ülke nüfusu ve ekonomik gelişmişliğiyle dünya seviyesinde kilit rol oynamaktadır. Birçok bilim ve teknoloji alanında lider durumda olarak kabul edilmiştir.

100 yılından önce Cermen halkları Cermanya olarak isimlendirilen bölgede yaşamışlardır. 10. yüzyıldan 1806 yılına kadar Cermen bölgeleri Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu’nun bir parçası oldu. 16. yüzyıl boyunca kuzey Almanya bölgeleri, Protestan Reformu’nun merkezi oldu. Cermen halkı ilk olarak 1871’de Fransa-Prusya Savaşı sırasında ulus-devlet haline geldi. II. Dünya Savaşı sonrasında, 1949’da, Almanya savaşı kazanan devletler tarafından iki devlete bölündü. Bu iki devlet 1990 yılında birleşti. Batı Almanya daha sonra adı Avrupa Birliği olan Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun 1957’deki kurucu üyelerindendir. Birleşmeyle Doğu Almanya da 1993’te bu birliğe üye olmuştur.

Bayrak

Almanya bayrağı, enlemesine 3 eşit parça olan siyah, kırmızı ve altın sarısı renklerden oluşur.

Bayrağı oluşturan renklerin tarihi 1813 yıllarında Napolyon’a karşı verilen savaşta Prusya’nın hem para hem de asker yönünden yaşadığı sıkıntılardan dolayı Lützow önderliğinde çoğunluğu üniversite öğrencilerinden oluşan gönüllü Freikorps birliği kurulmasına dek dayanmaktadır. Parasızlıktan dolayı çeşitli renklerde olan askerî üniformalar baştan aşağıya siyaha boyanınca sarı düğmelerin altlarındaki bez parçasının kırmızı kalması bugün Almanya bayrağını oluşturan renklerin geçmişi olarak kabul edilir. 7 Haziran 1950’de alınan karar ile renklerin anlamı Beraberlik, Hak ve Özgürlük olarak belirlenmiş ve 3:5 boyutunda yasallaşarak devletin resmî bayrağı olmuştur.

Alman bayrağı millî bayrak ve resmî bayrak olarak ikiye ayrılmaktadır. 23 Mayıs 1949’da kullanıma giren millî bayrak, ülkenin sivil bayrağıdır. Ortasında kartal motifinin bulunduğu resmî bayrak ise devlete bağlı kurumlarca kullanılmaktadır.

Arma

Almanya arması

Ulusal bayrak renklerini taşıyan armanın üzerinde kartal figürü bulunmaktadır. Mevcut resmî tasarım Tobias Schwab (1887-1967) tarafından yapıldı. İlk defa 1928 yılında kabul edildi. İkinci defa kabul edilişi ise İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, 1950 yılında, Batı Almanya adıyla nitelenen Almanya Federal Cumhuriyeti’nce gerçekleştirilmiştir.

Almanya tarihi

Almanya tarihi, Cermenlerin ilk olarak Roma İmparatorluğu döneminde devlet kurmalarıyla başlar. Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu dönemiyle 1806 yılına kadar devam eder. Bu dönemde ulaştığı en geniş sınırlar günümüzdeki Almanya, Avusturya, Slovenya, İsviçre, Çek Cumhuriyeti, Polonya’nın batısı, Hollanda, doğu Fransa ve kuzey İtalya’yı kapsamaktaydı.

Bu dönemden sonra sırasıyla Alman Konfederasyonu (1815–1866), Alman İmparatorluğu (1871–1918), Weimar Cumhuriyeti (1919–1933) ve Üçüncü İmparatorluk (1933–1945) kuruldu. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya Batı Almanya ve Doğu Almanya olarak iki parçaya ayrıldı. 1990 yılında bu iki parça birleşerek günümüzdeki Almanya Federal Cumhuriyeti’ni oluşturdu.

Demografi

82 milyonun üzerindeki vatandaşı ile Almanya; Avrupa Birliği içinde en çok nüfusa sahip ülke konumundadır. Buna karşı ülkede doğurganlık oranı, anne başına 1.39 çocuk ile Dünya ortalaması’nın oldukça altındadır. Federal İstatistik Ofisi tahminlerine göre nüfus 2050 yılında 69-74 milyon arasında olacaktır (69 milyon yıllık +100,000 göçle; 74 milyon yıllık +200,000 göçle). Almanya birçok büyük şehre sahiptir. Bunlardan en büyükleri Berlin, Hamburg, Münih, Köln, Frankfurt ve Stuttgart’tır. Bununla beraber Almanya’daki birçok kent, birbiriyle kaynaşmış ve geniş yerleşim yerleri meydana getirmiştir. Bunlardan biri de Ren-Ruhr Bölgesidir. Bu bölge; Düsseldorf (KRV’nin başkenti), Köln, Essen, Dortmund, Duisburg ve Bochum şehirlerini kapsar.

Berlin 3.4 milyon nüfusu ile Almanya'nın en kalabalık şehridir.

Hamburg, AB içinde başkent olmayan en kalabalık şehirlerdendir.

Aralık 2004 itibarıyla, Almanya’da yaklaşık 7 milyon yabancı, Alman vatandaşlığına geçmiştir. Ülkede ikamet edenlerinden %19’u yabancı veya yabancı kökenlidir. Yabancı kökenli gençlerin sayısı, yabancı kökenli yaşlıların sayısından fazladır. 15 yaşını aşmış Almanların %30’unun yurtdışında doğmuş en az bir ebeveyni bulunmaktadır. Büyük şehirlerde 5 yaş ve küçük çocukların %60’ının yurtdışında doğmuş en az bir ebeveyni bulunmaktadır.

Ülkedeki en büyük azınlık grubunu (4,5 milyon), Türkiye’den gelmiş insanlar oluşturur. Diğer azınlıklar ise İtalya’dan, Sırbistan’dan, Yunanistan’dan, Polonya’dan ve Hırvatistan’dan gelmiştir. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu listesine göre Almanya, Dünya’da göçmen nüfusu en fazla olan üçüncü ülkesi konumundadır. Bu; Dünya üzerindeki göçmenlerin %5’i yani 191 milyon göçmenin 10 milyonu ya da başka bir tabirle Almanya nüfusunun %12’si demektir. Almanya’nın geçmişte olan fazla zorluk çıkarmayan göç yasaları sayesinde birçok yabancı Alman vatandaşı olmuş ve Alman etniğini tercih etmiştir (Daha çok eski Sovyetler Birliği ülkelerinden). Fakat 2000 yılından itibaren yasalar sertleştirilmiş ve vatandaşlığa geçmek zorlaştırılmştır.

Ekonomi

Frankfurt önemli bir finans merkezidir ve Avrupa Merkez Bankası'na ev sahipliği yapar

Almanya Avrupa’nın en büyük ulusal ekonomisi, dünyada üçüncü en büyük gayri safi yurtiçi hasılaya sahip ülke, satın alma gücü paritesine göre beşinci ülke konumundadır; 2007 yılındaki reel büyüme oranı %2.4’tür. Sanayileşmesinden beri ülke; küresel ekonomide bir lokomotif, yenilikçi ve öncü olarak rol almıştır. "Made in Germany" etiketli ihraç malları ülkenin zenginliğindeki ana unsurdur. Almanya 2006 yılındaki $1.133 trilyon dolarlık ihracatıyla Dünya’nın en fazla ihracat yapan ülkesi olmuştur. Ülke; Avro Alanı ülkeleri dahildir ve 165 milyar Euro ticaret fazlasına sahip olmuştur. Toplam gelirinin %70’ini hizmet sektörü, %29.1’ini endüstri alanları ve %0.9’unu da tarım sektörü oluşturmaktadır. Üretilen ürünlerin büyük çoğunluğunu otomobil, makine, metal sanayi ve kimyasal madde kollarındaki mühendislik ürünleri oluşturmaktadır. Almanya dünyadaki rüzgar türbinleri ve güneş enerjisi teknolojisi alanında bir numaralı üreticidir. Her yıl Hannover, Frankfurt ve Berlin gibi birçok Alman şehrinde büyük uluslararası ticaret fuarları ve kongreler düzenlenmektedir

İklim

Almanya’nın geneli, nemli batı rüzgarlarının üstünlük kurduğu ılımlı bir iklime sahiptir. İklim; Gulf Stream’in etkisi altındaki Kuzey Atlantik Akıntıları tarafından etkilenmektedir. Bu ısıtıcı sular, Kuzey Denizi sınırlarındaki Jutland Yarımadası ve Ren Bölgesi dahil olmak üzere birçok bölgeyi etkilemektedir. Sonuç olarak kuzeybatı ve kuzey bölgelerinde iklim Ilıman okyanusal iklimdir; yağış yaz boyunca maksimuma çıkmak üzere her dönem sürer.

Kışları ılımlı ve yazları serindir, buna karşın sıcaklık çoğu zaman 30°C’yi aşabilmektedir. Doğuda ise iklim daha karasaldır; kışlar çok soğuk, yazlar çok sıcak ve kuru olabilmektedir. Orta ve güney Almanya ise farklı olarak karasal ve okyanusal iklim arasında bir geçiş bölgesidir. Yine, en yüksek sıcaklık yazın 30°C’yi aşabilmektedir.

Coğrafya

Almanya topografik haritası

Almanya sınırları 357,021 km²’lik bir alanı kaplar. Bunun 349,223 km²’si karadan, 7,798 km²’si su kaynaklarından oluşur. Almanya, yüzölçümü bakımından Avrupa’nın yedinci, Dünya’nın altmış üçüncü büyük ülkesi konumundadır. Yükselti; güneydeki Alp Dağları’ndan, kuzeydeki Kuzey Denizi’ne (Nordsee) ve kuzeybatıdaki Baltık Denizi’ne (Ostsee) doğru azalmaktadır. Ülkenin en yüksek noktası, Alpler üzerinde bulunan 2.962 m yükseklikteki Zugspitze noktasıdır. Orta Almanya’daki ağaçlanmış konumdaki yaylalar ile kuzeydeki alçak seviyedeki ovalara ulaşım; Rhine, Tuna ve Elbe gibi, Avrupa’nın bazı önemli büyük nehirleri ile sağlanır.

Almanya sınırlarının çoğunu Avrupa Birliği üyesi ülkelerle paylaşır. Ülkenin komşuları kuzeyde Danimarka, doğuda Polonya ve Çek Cumhuriyeti, güneyde Avusturya ve İsviçre, batıda Fransa ve Lüksemburg, kuzeybatıda Belçika ve Hollanda’dır.

Biyolojik çeşitlilik

Almanya; Avrupa’nın Orta ve Atlantik bölgelerinde bulunmasıyla birçok hayvan ve bitki çeşidini barındırmaktadır. Ülke, dört ana Ekobölgeye ayrılır: Atlantik ormanları, Baltık ormanları, Orta Avrupa ormanları ve Batı Avrupa ormanları. Almanya’nın geneli, işlenebilir toprak (%33) ve Silvikültürler, ormanlar (%31) ile kaplanmıştır. Sadece %15’lik bir kısım kalıcı çayırlarla kaplıdır.

Bavyera'dan Alplere bir bakış

Geyik çeşitleri, geniş bir yabani ortama yayılmıştır

Bitki ve hayvan çeşidi genellikle Orta Avrupa ile aynıdır. Kayınlar, meşeler ve diğer yaprak döken ağaçlar, ormanların üçte birini teşkil etmektedir; ağaçlandırma ile kozalaklı ağaçlar artış göstermektedir. Ladin ve köknar ağaçları dağların üst kısımlarını domine etmiş durumdadırlar, buna karşı çam ve karaçam, kumlu arazilerde bulunur. Ülkede birçok eğreltiotu, çiçek, mantar ve karayosun çeşidi bulunur. Balık, Kuzey Denizi’nde ve nehirlerde bulunur. Yabani hayvan çeşitleri genel olarak geyik, yaban domuzu, yabani koyun, tilki, porsuk, yabani tavşan ve kunduzdan oluşur. İlkbahar ve sonbaharda birçok çeşit göçmen kuş, Almanya’dan geçer.

Almanya’daki Millî Parklar: Schleswig-Holstein Wadden Denizi Ulusal Parkı, Hamburg Wadden Denizi Ulusal Parkı, Aşağı Saksonya Wadden Denizi Ulusal Parkı, Jasmund Ulusal Parkı, Vorpommern Lagün Bölgesi Ulusal Parkı, Müritz Ulusal Parkı, Aşağı Oder Vadisi Ulusal Parkı, Harz Ulusal Parkı, Sakson İsviçre Ulusal Parkı ve Bavyera Ormanı Ulusal Parkı.

Almanya hayvanat bahçeleri, yabani yaşam parkları , sualtı parkları, ve kuş parkları ile ünlüdür. 400’den fazla kayıtlı hayvanat bahçesi ve doğa parkıyla ülke, dünyada bu alanda bir numaradır. Berlin Zoolojik Bahçesi, Almanya’nın en eski ve günümüzde Dünya’nın en çok hayvan çeşidine sahip hayvanat bahçesidir

Din

Papa XVI. Benedictus, Almanya'nın Bavyera eyaletinde doğmuştur.

Hristiyanlık, Almanya’da 46 milyon (%56) taraftarla en yaygın olan dini inanıştır. İkinci yaygın inanış ise 3,6 milyon kişi ile İslam dini (%4.4), daha sonra ise her ikisine inanan toplam 200.000 kişi (%0,25) ile Budizm ve Yahudilik gelmektedir. Hinduizm 90.000 inanana sahiptir (%0,1). Almanya’daki diğer tüm dini topluluklar 50.000’den az sayıda (veya %0,05’ten) taraftara sahiptir. Yaklaşık 29,6 milyon Alman ise (%36) herhangi bir dine inanmamaktadır

Dil

Almanca, Almanya’da resmî ve ağırlıklı olarak konuşulan dildir. Ayrıca, Avrupa Birliği’ndeki 23 resmî dilden biridir ve Avrupa Komisyonu’nun İngilizce ve Fransızcayla beraber üç çalışma dilinden biridir. Bilinen daha az konuşulan yerel diller ise Danca, Sorbca, Romanca, Aşağı Almanca ve Frizcedir. Bu diller, resmî olarak Avrupa Bölgesel Diller ve Azınlık Dillerini Koruma Anlaşması tarafından korunmaktadır. Çok kullanılan göçmen dilleri ise Türkçe, Lehçe, Balkan dilleri ve Rusçadır.

Ulaşım ve Enerji

Almanya, Rüzgâr enerjisini ve Güneş enerjisini Dünya'da en çok kullanan ülkedir

Avrupa’da merkezi bir konumda bulunması, Almanya’yı önemli bir ulaşım bağlantı noktası haline getirmiştir. Bu durum ülkenin yoğun ve modern ulaşım ağı sayesinde gerçekleşmiştir. Bu ağın en meşhurları, dünyada toplam uzunlukta üçüncü en büyük olan geniş motorlu araç yolu (Otoyol)’dur. Otoyollarda bazı güzergahlar arasında hız sınırlamasının olmaması da önemli bir özelliktir.

Almanya çok merkezli bir hızlı tren ağı kurmuştur. InterCityExpress diğer adıyla ICE genelde komşu ülkelerdeki büyük şehirlere ve mesafelere ulaşım sağlamaktadır. Trenlerin hızları 160 km/sa ile 300 km/sa arasında değişmektedir ve en üst ileri hizmeti Deutsche Bahn vermektedir. Ulaşımlar 30 dakikalık, saatlik veya iki saatte birlik periyotlar şeklinde gerçekleşmedir.

Almanya dünyanın beşinci büyük enerji tüketicisi konumundadır ve 2002 yılında birincil enerji ihtiyacının üçte ikisi ithalâtla karşılanmıştır. Aynı yıl Almanya, Avrupa’nın en büyük elektrik tüketicisi olmuştur: toplam olarak elektrik tüketimi 512.9 terawatt-saat olarak gerçekleşmiştir. Hükümet politikası; güneş, rüzgar enerjisi, biyodizel, hidroelektrik ve jeotermal enerji gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesini vurgulamaktadır. Enerji tasarrufu ölçümünün sonuçlarına göre, enerji verimliliği 1970’lerin başlarından beri gelişmektedir. Hükümet, 2050 yılında ülkenin enerji ihtiyacının yarısını yenilenebilir kaynaklardan karşılama adına bir hedef koymuştur.

2000 yılında hükûmet ve Almanya nükleer güç endüstrisi; 2021’e kadar nükleer santralleri kademeli olarak azaltma konusunda anlaşmıştırlar. Fakat yenilenebilir enerji, enerji tüketiminde oldukça düşük paya sahiptir. 2006 yılı enerji tüketiminin kaynaklara göre dağılımı şu şekilde gerçekleşmiştir: akaryakıt (%35.7); kömür (%23.9); doğal gaz (%22.8); nükleer enerji (%12.6); su ve rüzgar gücü (%1.3); diğerleri (%3.7).

Eğitim

Münih Ludwig Maximilian Üniversitesi 1472 yılında kurulmuştur

Almanya’da eğitimin idaresinin sorumluluğu, öncelik olarak federal eyaletlerindir. Federal hükûmet eğitim konusunda oldukça küçük bir role sahiptir. İsteğe bağlı olmak üzere anaokulu eğitimi üç ve altı yaş arasındaki tüm çocuklara sağlanmaktadır, sonrasında da en az dokuz yıl sürecek zorunlu eğitim vardır. İlköğretim genelde dört yıl sürmektedir ve devlet okulları bu ilköğretim sürecinde katmanlara ayrılmamıştır. Buna zıt olarak, orta öğretimde öğretmenlerin öğrencilerin yeteneklerine ve öğretmenlerin tavsiyelerine göre öğrencilerin gidebilecekleri dört çeşit okul bulunmaktadır: Gymnasiuma en yetenekli öğrenciler kayıt olur ve Gymnasium onları üniversite eğitimine hazırlar; eğitim, eyaletlerin sistemine bağlı olarak sekiz veya dokuz yıl sürmektedir; Realschule daha yaygın olarak orta düzey öğrencilere hitap eder ve altı yıl sürer; Hauptschule okulları, öğrencileri mesleki eğitime hazırlar ve Gesamtschule de önceki üç türü kapsayan bir eğitim sistemini benimsemektedir

Üniversiteye girmek için, lise öğrencilerinin Abitur sınavına girmeleri gerekmektedir; ayrıca meslek lisesi diplomasına sahip olan öğrenciler de başvurabilmektedir. Özel bir çıraklık sistemi olan Duale Ausbildung, öğrencilere mesleki eğitimlerini bir şirket bünyesinde sürdürebilmelerine izin vermektedir. Birçok Alman üniversitesi devlete aittir ve öğrencilerden istenen bir dönemlik harç ücreti 50-500 Euro arasında değişmektedir.

Kültür

Franz Marc'ın (1880-1916) 1911 yılındaki yapıtı, Blaues Pferd I.

Almanya, tarihte Das Land der Dichter und Denker (şairlerin ve düşünürlerin ülkesi) diye anılır. 2006 yılından bu yana Almanya kendisini Fikirlerin Ülkesi olarak adlandırmaktadır. Alman kültürü, Almanya’nın ulus devlet olarak doğmasından çok önceleri ortaya çıkmıştır ve Almanca konuşulan tüm coğrafyayı etkisi altına almıştır. Köklerinin etkisiyle Almanya’da kültür, Avrupa’daki din ve laiklik gibi zihinsel ve popüler eğilimlerin etkisiyle şekillenmiştir. Bu yüzden Avrupa kültüründen ayrı olarak özel bir Alman geleneği tanımlamak zor olacaktır. Bu yargı bağlamında diğer bir çıkarım da tarihi şahsiyetlerde olacaktır; Wolfgang Amadeus Mozart, Franz Kafka ve Paul Celan modern düşüncede birer Alman yerlisi olmamalarına rağmen, tarihsel durumları, çalışma ve sosyal ilişkilerinin anlaşılmaları açısından Alman kültürel çevresinin içinde değerlendirilmektedirler.

Almanya’da kültürel kurumlardan Federal Eyaletler sorumludur. Mali destek sağlanan 240 tiyatro, yüzlerce senfonik orkestra, binlerce müze ve 25.000’in üzerinde kütüphane, 16 eyalete dağılmış durumdadır. Bu kültürel olanaklar milyonlarca insan tarafından değerlendirilmektedir: Almanya’da her yıl 91 milyon kişi müzeleri ziyaret etmekte, 20 milyon kişi tiyatro ve operaya gitmekte ve 3,6 milyon kişi senfonik orkestraları dinlemektedir.

Almanya, Ludwig van Beethoven, Johann Sebastian Bach, Johannes Brahms ve Richard Wagner gibi dünyaca ünlü klasik müzik bestecilerine sahip çıkmaktadır. 2006’dan itibaren Almanya, dünyadaki beşinci büyük müzik pazarı haline gelmiş ve Kraftwerk, Scorpions ve Rammstein gibi müzik gruplarıyla pop ve rock müzik üzerinde etkili olmuştur.

Birçok Alman ressam farklı artistik tarzdaki çalışmalarıyla uluslararası bir prestij kazanmıştır. Hans Holbein, Matthias Grünewald, ve Albrecht Dürer Rönesans döneminin, Caspar David Friedrich Romantik Dönemin, Max Ernst’de gerçeküstücülüğün önemli sanatçılarındandır. Almanya’nın Karolenj mimarisi ve Otto mimarisi ile bu alana yaptığı katkılar, Romanesk mimarinin önemli habercileri olmuşlardır. Bölge daha sonraları Gotik, Rönesans ve Barok gibi tarzların önemli çalışmalarının yapıldığı bir mekân haline gelmiştir. Almanya yakın modern akımda özellikle Walter Gropius’un başlattığı Bauhaus akımıyla oldukça önemli bir yer teşkil etmektedir. Aynı zamanda yine Almanyalı olan Ludwig Mies van der Rohe, 20. yüzyılın ikinci yarısında dünyanın en ünlü mimarlarından biri haline gelmiştir. Cam cepheli gökdelenler onun fikridir.

Spor

Berlin Olimpiyat Stadyumu

Spor, Alman yaşamında önemli bir yer tutmaktadır. Yirmi yedi milyon Alman bir spor kulübüne üyedir ve bunun yanında on iki milyon kişi bireysel olarak bir aktiviteyi takip etmektedir. Futbol, en popüler spor dalıdır. 6,3 milyon resmi üyesiyle Almanya Futbol Birliği (Deutscher Fußball-Bund), dünyada kendi türünde en geniş organizasyon kurumdur. Bundesliga dünyadaki tüm profesyonel spor ligleri arasında en fazla seyirci ortalamasına sahip ligdir. Almanya millî futbol takımı 1954, 1974, 1990 ve 2014 yıllarında FIFA Dünya Kupası’nı ve 1972, 1980 ve 1996 yıllarında da Avrupa Futbol Şampiyonası’nı kazanmıştır. Almanya, FIFA Dünya Kupası’na 1974 ve 2006 yıllarında ve Avrupa Futbol Şampiyonası’na da 1988 yılında ev sahipliği yapmıştır. En başarılı ve ünlü futbolcuları Franz Beckenbauer, Gerd Müller, Jürgen Klinsmann, Lothar Matthäus ve Oliver Kahn’dır. Seyirciler arasında popüler olan diğer spor dalları da hentbol, voleybol, basketbol, buz hokeyi ve tenistir.

Michael Schumacher yedi defa Formula 1 şampiyonluğu kazanmıştır.

Almanya dünyada motorsporlarında öncü ülkelerden biridir. Yarış kazanan arabalar, takımlar ve sürücüler Almanya’dan çıkmaktadır. Tarihteki en başarılı Formula 1 pilotu olan Michael Schumacher, kariyeri boyunca birçok önemli motorsporları rekorlarına imza atmıştır ve 1946 yılından bu yana düzenlenen Formula 1’de en fazla yarış ve şampiyonluk kazanan pilot durumundadır. Tarihteki en fazla kazanan sporculardan biri olup, milyar dolarlık bir servete sahiptir. BMW ve Mercedes üreticileri motorsporlarında öncü takımlardandır. Fransa’da her yıl düzenlenen saygın yarış bir organizasyonu olan Le Mans 24 Saati Porsche 16 kere kazanmıştır.

Alman sporcuları tüm zamanlar Olimpiyat Oyunları madalya sıralamasında Doğu ve Batı Almanya beraber değerlendirildiğinide üçüncü sırada olarak Olimpiyat Oyunlarında en başarılı ülkeleri arasında bulunmaktadır. 2008 Yaz Olimpiyatları’nda Almanya madalya sıralamasında beşinci sırada bulunurken 2006 Kış Olimpiyatlarında ilk sırada yer almıştır. Almanya 1936 yılında Berlin ve 1972 yılında da Münih olmak üzere Yaz Olimpiyat Oyunlarına iki kez ev sahipliği yapmıştır. Kış Olimpiyat Oyunları da 1936 yılında Bavyera’nın ikiz şehirleri olan Garmisch ve Partenkirchen’de gerçekleştirilmiştir.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Afganistan İslam Cumhuriyeti

Afganistan İslam Cumhuriyeti

Baskent Kâbil
Resmî diller Darice, Peştuca
Yönetim Şekli Başkanlık Sistemi
Yüzölçümü 652.864 km²
Nüfus 31.575.018
Nüfus Yoğunluğu 46 kişi/km²
Para birimi Afgani
Zaman dilimi (UTC +4:30 )
Telefon kodu +93
İnternet TLD .af

Afganistan, Orta Asya’da yer alan ve denize sınırı olmayan bir ülkedir. Orta Asya’da bulunmasına rağmen etnik ve kültürel bağlarından dolayı bazı kaynaklar tarafından Orta Doğu’da kabul edilir. Doğu ve güneyde Pakistan, batıda İran, kuzeyde Türkmenistan, Özbekistan ve Tacikistan, doğuda da ufak bir sınırla Çin ile çevrilidir.

Ticaretin merkez noktalarından birinde olan Afganistan, bu stratejik konumu nedeniyle tarih boyunca İranlılar, Yunanlar, Araplar, Moğollar, Britanyalılar ve Sovyetler gibi çeşitli ulusların istilasına uğramıştır.

Bayrak

Afganistan dünya üzerinde var olan ülkeler içerisinde bayrağını en çok değiştiren ülke konumundadır. Bu sık değişikliğin nedeni olarak istikrarsızlık ve siyasi çekişmeler ilk başta ifade edilmektedir. Yıllar içerisinde düzenli bir siyasi yapının kurulamadığı ülkede son olarak 2004 yılında yapılan değişiklik ile ülke bugün de kullanımda olan bayrağını göndere çekmiştir. Bu ulusal bayrağı 2002-2004 yılı arasında Afganistan’ı yöneten geçici hükûmet tarafından tasarlanmıştır. 1930-1973 yılları arasında monarşi ile yönetilen dönemde kullanılan bayrağa oldukça benzeyen bayrağın eski tasarımdan farklı olarak ortada bulunan amblemin üst kısmında şehadet yazısı bulunmaktadır. Bugünkü bayrak 4 Ocak 2004 tarihinde kullanıma girmiştir.

Arma

Afganistan arması

Afganistan arması üstünde La İlahe İllallah Muhammedun Resulullah yazmakta ve cami motifi bulunmaktadır.

Tarihi

Afganistan tarihi, yazılı olarak izleri bölgenin Ahameniş İmparatorluğu hakimiyeti altında olduğu MÖ 500’lü yıllara kadar süren bir tarihtir fakat MÖ 3000 ile 2000 yılları arasında topraklarında ileri düzeyde kentleşmiş bir kültürün varolduğuna dair kanıtlar da bulunmaktadır. Büyük İskender ve ordusu, Gaugamela Savaşı’nda Pers İmparatorluğu’nu yenilgiye uğrattıktan sonra MÖ 330 yılında Afganistan’a ulaştı. Greko-Baktrialılar, Mauryalılar, Kabil Şahiler, Kuşanlar, Seferîler, Samanîler, Gazneliler, Gurlular, Timurlar, Babürler, Hotakîler ve Dürraniler dahil birçok güçlü krallık, günümüz Afganistan topraklarında başkentler kurdular.

Herat Kalesi

Son Afgan imparatorluğu olan Dürrani İmparatorluğu, 1747 yılında Ahmed Şah Dürrani’nin Paştun aşiretlerini birleştirmesiyle kuruldu. Zamanla Britanya ve Rusya imparatorlukları arasında bir tampon bölge konumuna gelen Afganistan, 1919’da göstermelik Britanya kontrolünden bağımsızlığını kazandı. Kısa süreli bir demokrasi denemesi, 1973’te darbe ve 1978’de komünist karşı darbesi ile sona erdi. Sovyetler Birliği, yönetimde kalmakta zorlanan Afgan komünist rejimini desteklemek için 1979 yılında uzun ve yıkıcı bir savaşı tetikleyerek ülkeyi işgal etti. SSCB, uluslararası güçlerin destekliği antikomünist mücahitler tarafından baskı altında kalınca 1989 yılında ülkeden geri çekildi. Bir dizi iç savaşın ardından Kâbil, 1996 yılında Talibanın kontrolüne geçti. Ülkedeki iç savaşı ve anarşiyi sona erdirmek için 1994 yılında ortaya çıkan Taliban, Pakistan tarafından desteklenen radikal bir hareketti.

11 Eylül 2001’de New York’ta düzenlenen saldırıların ardından Usame bin Ladin’i sakladığı öne sürülen Taliban rejimi, Amerika Birleşik Devletleri ve müttefik devletler ile Taliban karşıtı Kuzey İttifakı tarafından düzenlenen askerî müdahale sonucunda devrildi. 2001’de Birleşmiş Milletler sponsorluğunda düzenlenen Bonn Konferansı, yeni bir anayasanın kabulü, 2004’te bir başkanlık seçimi ve 2005’te Ulusal Meclis seçimleri dahil olmak üzere, ülkenin siyasi anlamda yeniden yapılanması için bir süreç oluşturdu. Hamid Karzai, 7 Aralık 2004’te Afganistan’ın demokratik yollardan seçilen ilk cumhurbaşkanı oldu. Afganistan Ulusal Meclisi, 19 Aralık 2005’te açıldı. Karzai, 2009’da ikinci dönem için yeniden cumhurbaşkanı seçildi. İstikrarlı bir merkezî hükûmet oluşturma konusunda elde edilen kazançlara rağmen, özellikle ülkenin güney ve doğusunda yeniden dirilen Taliban ve taşralarda devam eden istikrarsızlık, Afgan hükûmeti için ciddi sorunlar teşkil etmektedir.

Coğrafya

Hindukuş Dağları

Afganistan genellikle engebeli bir araziye sahiptir. Ülkenin doğusundan içlerine uzanan ve Himalaya Dağlarının bir uzantısı olan Hindukuş Dağları, güneyindeki Çağay Dağları ve kuzeydeki Pamir Dağları ülkenin başlıca yükseltileridir. Ülkenin en yüksek noktası, Hindukuş Dağları’ndaki 7492 m. ile Nowşak tepesidir. Ülkenin güneybatısı ve batısı dağlık değildir. Ancak fazla akarsu kaynağı olmaması nedeniyle tarım yapılamaz. Ülkede başlıca Amu Derya, Helmend, Farahrud, Murgap ve Herirud nehirleri vardır.

Nüfus

Başkent Kabil

Afganistan’ın nüfusu 2011 Temmuz ayı verilerine göre) 29.835.392 kişidir. Nüfusun %44,6’sını 0-14 yaş grubu oluşturmaktadır (erkek 7.095.117/kadın 6.763.759). 15-64 yaş aralığı ise nüfusun %52,9’unu oluşturmaktadır (erkek 8.436.716/kadın 8.008.463). 65 yaş ve üzeri ise %2,4 gibi bir orana sahiptir (erkek 366.642/kadın 386.300).Oldukça genç bir nüfusa sahip olan Afganistan’da bebek ölüm oranı her 1000 bebekten 160,23 ölüm şeklinde gerçekleşmektedir. Ortalama çocuk sayısı her 1 kadına 6,69 çocuk şeklindedir. Nüfus artış oranı %2,67 olan Afganistan’da mülteci nüfusu da önemli bir oran teşkil eder. Her 1000 kişiden 23,06’sı mülteci statüsündedir. Bu oran İran mültecilerini de kapsamaktadır. Ortalama yaş (ömür) beklentisi erkeklerde 43,16 yıl, kadınlarda 43,53 yıl ve ortalama 43,34 yıl olarak gerçekleşmektedir.

Yüzölçümü yaklaşık Fransa kadar olan Afganistan’ı Hindukuş ve Pamir sıradağı zincirleri kuzey ve güney olmak üzere iki bölüme ayırır. 1979’da, Sovyet-Afgan Savaşı öncesi yaklaşık 15 milyon nüfusu bulunan Afganistan’ın 2006 itibarıyla tahmini nüfusu 30 milyon’dur.

Başkent Kabil ülkenin en büyük kentidir; diğer önemli kentler batıda Herat, güneyde Kandahar ve kuzeyde Mezar-ı Şerif’tir. Yerel ve ulusal düzeyde bütünleşmenin zayıf olduğu Afganistan’da coğrafi engellerin yanında toplumsal hayatın da büyük sorunları vardır. Okuma yazma oranı %10 civarında olan Afganistan kişi başına düşen gelir bakımından da dünyanın en yoksul ülkeleri arasındadır.

Etnik Gruplar

2013 itibarıyla Peştun: %42, Tacik: %33, Türk: %12, Hazaralar:%9, Aymak: %4, Beluç: %2, Diğer: %4.

Afganistan’daki Türk halkları genelde Afganistan Özbekleri ve Afganistan Türkmenleri‘nden ibarettir. Bunun dışında az da olsa Pamir bölgesinde Kırgızlar da vardır. Rus savaşı esnasında Pamir bölgesindeki Kırgızların büyük kısmı Türkiye’nin Van İline yerleştirilmiş ve yaşadıkları köye Ulupamir ismi verilmiştir. Bölgede hayvancılık ve koruculuk yapmaktadırlar.

Afganistan’daki Türkler, Türkiye’den gidip Afganistan’a yerleşen Türkler’e verilen genel bir addır. Türkiye’den Afganistan’a genellikle işçi göçü olmuştur. Ülkedeki toplam Türk nüfus 4.500 civarıdır. Ülkeye göç ABD tarafından işgal edildikten sonra durma noktasına gelmiştir.

Din

Herat Camii

Halkın %99’u Müslüman’dır. Bunların %80’i Sünni, %19’u Şii Müslümandır. %1’i ise diğer dinlere mensuptur.

Ekonomi

El yapımı Afgan halısı

Denize kıyısı olmayan Afganistan’ın ekonomisi tarıma ve hayvancılığa (koyun ve keçi yetiştirmeye) bağlıdır. 15 milyonluk çalışabilir nüfusa sahiptir. İşgücünün sektörlere göre dağılımında tarım %80, endüstri %10, hizmetler sektörü ise yine %10’luk bir paya sahiptir. Endüstri ağırlıklı olarak küçük çapta tekstil, sabun, mobilya, ayakkabı, gübre, çimento; el yapımı halılar; doğal gaz, yağ, kömür, bakır işletmelerine dayanmaktadır. Afganistan çok zengin bakır rezervine sahiptir.

Tarım ve hayvancılık ürünleri, haşhaş, buğday, meyveler, fındık; yün ve deridir. İhracat tutarı 2005’te 471 milyon$ olarak gerçekleşmiştir. İhracat ürünleri, haşhaş, meyve ve fındık, el yapımı halılar, yün, pamuk, deri, değerli taş ve mücevherlerdir. İhracat ortakları ise Pakistan, İran, Almanya, Hindistan, Birleşmiş Krallıklar, Belçika, Lüksemburg, Çek Cumhuriyeti’dir. İthalat tutarı, 2005 verileriyle $3.87 milyar dolar olan Afganistan’ın ithalât ürünleri yabancı sermaye, yiyecek ve petrol ürünleri, çok sayıda tüketim malıdır. İthalat ortakları ise Pakistan, İran, Japonya, Singapur, Hindistan, Güney Kore ve Almanya’dır. Para birimi Afgani’dir ve uluslararası ISO kodu "AFA"dır.

Ulaşım ve Taşımacılık

Demiryollarının toplam uzunluğu 24.6 km, karayolları 42150 km (bunun 12,350 km si asfalt, 29,800 km si stabilize yoldur), su yolları 1,200 km dir. Ülkede boru hatlarının toplam uzunluğu 466 km dir. 51 adet havaalanı bulunan Afganistan’ın en büyük havalalanı Kabil Uluslararası Havaalanı’dır. 11 adet helikopter alanı mevcuttur.

Eğitim

Gardez şehri yakınında bulunan Bamozai ilköğretim okulunun kız sınıfında oturan kız çocukları. Okulun binası yoktur ve dersler açıkhavada bostanın gölgesinde yapılmaktadır. (Paktiya Vilayeti, Afganistan, 2007)

Afganistan eğitim sistemi 6+3+3 şeklinde bir kademelendirme üzerinde şekillenmiştir. Buna ilişkin olarak okul öncesi eğitim ile başlayan süreç (0-3 yaş ve 4-6 yaş iki aşamalıdır), 6 yıllık bir genel öğretim sistemi ile devam etmektedir. Bu aynı zamanda genel okur yazarlık kursları ile de desteklenmektedir. 6. sınıf sonrasında ise ikili bir ayrım ile din eğitimi ağırlıklı ortaokullar ve genel eğitim müfredatını benimsemiş ortaokullarda eğitim verilmektedir. Son aşama olan liseler ise 3 farklı bölümden oluşmaktadır. Bu noktada bir anlamda branş eğitimi almakta olan öğrenciler, öğretmenlik, teknik meslek liseleri ve sosyal bilimler-fen bilimleri ağırlıklı liselerde öğrenim görebilmektedirler. Bundan sonra ise branşlarına ilişkin yüksek öğrenim kurumlarına devam etmektedirler.

Afganistan’da eğitim alanında kadın ve erkek arasında herhangi bir ayrım yapılmamıştır. Her Afgan vatandaşı eğitim hakkından yararlanmada eşit haklara sahiptir. Her 7 yaşına gelen her çocuk devlet okullarından parasız yararlanma hakkına sahiptir. Afganistan Anayasası 43. maddesine göre, devlet okulları parasızdır ve ilköğretim zorunludur. Ancak Afganistan’ın uzun yıllar süren işgallere maruz kalması ve ülkenin içinde bulunduğu siyasi, ekonomik açmazlar eğitim sistemini de olumsuz etkilemiştir. Ülkede 2005 yılı verilerine göre 5 milyona yakın çocuk okullarda eğitim görmüştür. Ancak okullaşma oranındaki düşüklük, öğretmen ve kırtasiye yetersizliği gibi nedenlerden ötürü istenilen verim alınamamaktadır. Buna rağmen 2003 yılında 8.500 çadırda 25.000 civarında öğrenci, bu çadırlarda verilen eğitim hizmetinden yararlanmıştır.

İdari yapı

Kandahar

Afganistan, 34 şehir ve 398 ilçeli idari sisteme sahiptir. Ülkenin her şehrinin kendi başkenti ve bölgesel yönetim sistemi vardır. Ülkede şehir ve ilçe yönetimlerinin yanı sıra bölge yönetimleri de mevcuttur. Bölgesel kalkınma ve gözetim bölge idarecileri tarafından yapılmaktadır. Ülkenin başkenti ve en kalabalık nüfuslu şehri Kabil’dir. Ayrıca Kabil şehirleşme ve ekonomik faaliyetlerin yoğunluğuyla da öne çıkmaktadır. 4 milyon nüfuslu Kabil’den sonra Afganistan’ın en büyük şehri Kandahar’dır.

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Abhazya Cumhuriyeti

Abhazya Cumhuriyeti

Baskent Sohum
Resmî diller Abhazca, Rusça
Tanınan diller Hemşince, Megrelce, Gürcüce
Yönetim Şekli Üniter Cumhuriyet
Yüzölçümü 8.660 km²
Nüfus 243.000
Nüfus Yoğunluğu 28 kişi/km²
Para birimi Abhazya apsarı, Rus rublesi
Zaman dilimi (UTC+3)
Telefon kodu +7-840,940; +995-44

Abhazya Cumhuriyeti (Abhazca: Canlar Ülkesi), 1000 yılı aşan tarihi ile zengin, doğal güzellikleriyle Karadeniz kıyısında, Akdeniz ikliminin yaşandığı bir ülkedir. Coğrafyasında 8. yüzyıldan itibaren Leon II ile yönetilen Abhazya Krallığı vardı. Abhazya’nın yerleşik halkı dünyanın en eski uluslarından birisidir.

Karadenizin doğu kıyısında, Güney Kafkasya’nın kuzey batısında yer alan fiilen bağımsız ve kısmen tanınan bir ülkedir. Kuzey sınırında Rusya, doğusunda Gürcistan ile çevirilidir. 1992’deki savaşın ardından de jure (hukuki) parçası olan Gürcistan Cumhuriyeti’nden 1994 yılında bağımsızlığını ilan etmiş bağımsız bir devletidir. Adını, bugünde bölgenin halkı olan Abhazlardan alır. Abhazya, 8.660 km²’lik bir alanı kapsar. Bölgede 243.000 kişi yaşamaktadır. (2015 tahmini)

Abhazya’nın Siyasal Statüsü

1990’ların başındaki savaşın ardından Sohum’a egemen olan ve ayrılma yanlısı güçler 1994 yılında bağımsızlığını ilan etmiş, ama Abhazya Cumhuriyeti adını taşıyan bu yönetim bazı ülkeler tarafından tanınmıştır. Rusya], Nikaragua, Venezuela, Nauru, Vanuatu, Suriye ile birlikte de facto bağımsız ülkeler Güney Osetya ve Transdinyester ülkenin bağımsızlığını tanıyan ülkeler olmuştur. İlerleyen süreçte Vanuatu ve Tuvalu gerçekleştirdikleri bu tanıma işlemlerini geri çekmişlerdir.

Gürcistan’ın merkezi yönetiminin desteğindeki özerk yönetim ise, bölgenin eski statüsünün korunmasından yanadır. Abhazya Cumhuriyeti Hükümeti’nin yönetim merkezi Sohum’dur.

Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, Avrupa Birliği Konseyi gibi uluslararası örgütler Abhazya’yı Gürcistan’ın bir parçası olarak tanımakta ve anlaşmazlığın her iki tarafın barışçı yollarla çözümlemesini istemektedir. Bununla birlikte, bugünkü nüfusunun büyük bölümü Abhazya’yı egemen bir devlet olarak kabul etmektedir.

Bayrak

Bayraktaki kırmızı zemin üzerine açık el ve yedi yıldız 1200 yıllık Abhazya Devletini temsil eder. Kırmızı zemin üzerine açık el aynı zamanda Abhaz Krallığının da sembolüdür.

Yine Kırmızı renk, vatan için dökülen kanları, yedi yıldız ise hem Abhazya’nın yedi tarihi bölgesini hem de yedi kutsal mekanı ve mitolojik yedi kardeşi sembolise etmektedir. Açık el dosta selam düşmana ise dur! anlamına gelmektedir. Bayraktaki 4 yeşil renkli şerit islamı ve Abhazya’nın cennet doğasını, 3 beyaz renkli şerit ise saflığı, temizliği ve Hristiyanlığı ifade eder. Bu renk çizgilerinin toplamı olan 7 sayısı tarihi bölgeler ve mitolojik kardeşlerin yanısıra Abhaz Dini, Mitolojisi ve kültürü içinde de büyük önem ve kutsiyet arzeder.

Arma

Abhazya Arması

Amblemin genel görünüşü bir zırhı andırır ve iki eşit parçaya bölünür. Parçalardan biri yeşil, diğeri beyazdır. Dış kenarları ve içindeki semboller altın rengindedir. Aşağıda bir adet büyük, yukarıda küçük 2 adet 8 uçlu yıldız bulunur. Bu amblemin tam ortasında Araş adında ata binen ve okunu gökyüzüne gönderen, Nart destanlarının en önemli kahramanı Sasrukua bulunur. Bu amblemde yeşil renk gençlik ve hayatı, beyaz ise ruh temizliğini simgeliyor. 8 uçlu büyük yıldız ise güneşi simgeliyor. 2 küçük yıldız doğu ile batıyı simgeliyor.

Coğrafya ve iklim

Abhazya Cumhuriyeti Karadeniz’in kuzeybatı kıyısında, Avrupa ve Asya sınılarında, Rusya ve Gürcistan arasında yer alır. Yüksekliği pek çok yerde 4000 metreye ulaşan Kafkas Dağları, kuzeyden gelebilecek soğuk rüzgarların önünde tam bir set oluşturarak yazların sıcak ve nemli,kışların ılık ve yağışlı subtropikal ılıman bir iklim oluşmasını sağlar. Ülkenin yaklaşık % 64 lük bölümü dağlık alanlardan oluşur. Yerleşim alanları kıyı kesimlerinde ve daha alçak kesimlerde bulunur.

Ritsa Gölü

Abhazya, Kuzeybatı Kafkasya’da Karadeniz’in kuzey kıyılarında 8.600 km²’lik bir alanı kapsar. Kafkas Dağları Abhazya’yı kuzey ve kuzeydoğuda, Rusya Federasyonu içindeki Çerkesya topraklarından ayırır. Abhazya’nın doğusunda Gürcistan yer alır. Güney ve güneybatısı Karadeniz’le çevrelenmiştir.

Abhazya’nın büyük bölümü (yaklaşık % 75) dağlardan oluşur. Nüfusun büyük bölümü kıyı kesimlerinde, düz alanlarda ve alçak kesimlerde yerleşmiştir. Büyük Kafkas Dağları bölgeyi kuzeyden tamamen kuşatır. Dağların yüksekliği pek çok yerde 4.000 m civarındadır. İklimi genel olarak ılımandır.

Flora

Abhazyanın florası çok büyük ve zengindir. İçerisinde 3500 den fazla farklı çeşit bitki vardır. 180’ni ağaç ve çalı türü, diğerleri de ot türüdür. Yaklaşık 400’ ü Kafkasya endemikleridir ve 100’ü sadece Abhazya’da yetişmektedir.

Ekonomi

Geg Şelalesi

Başlıca gelir kaynağı turizmdir. Bir turizm cenneti olan Abhazya, doğal güzelliği sayesinde ülkeye yurt dışından çok fazla sayıda turist çekmektedir. Tkuarçal bölgesinde dünyanın en iyi kömürleri üretilmektedir. Tarihte de İpek Yolunun denize açılan kapısı olan Abhazya, zengin kömür havzasına ve değerli mermer yataklarına sahiptir. Abhazya’daki ağaç çeşitliliği nedeniyle bu zamana kadar önemli bir gelir kaynağı olan ağaç ürünleri sektörü, son zamanlarda ormanların koruma altına alınmasıyla askıya alınmıştır. 2012 yılının ilk yarısında Abhazya’nın başlıca ticaret ortakları Rusya (%64) ve Türkiye (%18) olmuştur. 1996 yılında Abhazya’ya uygulanan Bağımsız Devletler Topluluğu ekonomik yaptırımları halen yürürlükte ancak Rusya, 6 Mart 2008’de artık onlara katılmayacağını ve "tarihinin geç kaldığı, bölgenin sosyo-ekonomik kalkınmasının engellediğini ve haksız yere sıkıntıya neden olduğunu" bildirdi. Abhazya halkı için " Rusya aynı zamanda diğer Bağımsız Devletler Topluluğu üyelerine de benzer adımlar atmaya çağırdı ancak Tiflis’teki protesto ve diğer BDT ülkelerinden destek almadı.

Doğal kaynaklar

Abhazya’nın doğal kaynakları; kömür rezervleri (5,3 milyon ton dan fazladır), turba, dolomit, mermer, granit, kalker, gabro-diyabaz, tebeşir, tüf, barit, kurşun, gümüş ve çeşitli inşaat malzemelerinden oluşmaktadır. Abhazya, su kaynaklarının zenginliği ile coğrafyasının önde gelen ülkelerinden biridir. Senelik, bir km2 ‘ ye 1,7 milyon küpten fazla akar su miktarı düşmektedir. 120 nehirlerin toplam uzunluğu 5 bin km’den fazladır, çoğunluğu dağ akarsularıdır ve bu hidroelektrik gelişimi için çok uygundur. Orman alanları , topraklarının %57 (497 bin hektar) sini kaplamaktadır ve toplam tomruk rezervi yaklaşık 83 milyon metrekübü bulmaktadır.

Turizm

Gagra

Abhazya Cumhuriyeti çok popüler tatil ve turizm yerlerinden biridir. Sovyetlet Birliği döneminde, Abhazya, tercih edilen tatil bölgelerinden biriydi. Eşsiz doğası, tarihi mekanları, temiz havası ve senelik 200 güneşli günü ile turistleri sürükleyen Abhazya her sene bir milyon cevarında turist almaktadır.

Otel, Kaplıca dinlenme sayısı: 70
Günlük yatak sayısı: 14.500
Seyahat acentalar ve tur operatör sayısı: 80

Tarım

Pitsunda

Tarım, Abhazya’nın ekonomisinin esasıdır ve tarım sektörü için 420.600 hektar arazi ayrılmıştır. Olumlu çevresel koşullara rağmen, 1992-1993 te yaşanan savaş, verdiği zararlar sebebiyle tarım sektörünü ciddi oranda etkilemiştir. Geleneksel olarak, Abhazyada çay, tütün, narenciye, fındık, üzüm yetiştirilmiştir ve hayvancılık gelişmiştir. Cumhuriyet, tarım sektörü yeniden canlandırma amacıyla büyük yatırımlar yapıyor ve destek veriyor. Şu an üzüm, çay, tütün, narenciye plantasyonları, kivi dikim için alanları, tavuk çiftlikleri ve balıkçılığı yeniden canlandırmak için ciddi çalışmalar ve yatırımlar yapılmaktadır.Tarım ürünleri işleyecek farklı fabrikaların kurulması ve gelecekte, hazırlanacak ürünleri hem Abhazya içinde hem diğer ülkelere satışlarının yapılabileceği gerekli alt yapılar ve bunların projeleri hızla gerçekleştirilmektedir .

Ana ve ihraç edilen tarımsal ürünlerin başında narenciyede mandalina, limon, portakal gelmektedir.Aynı şekilde üzüm, fındık, çay, mısır, defne, kivi, hurma başta olmak üzere bir çok sebze yetiştirilmektedir.

Kültür

Abhazlar, diğer Kuzey Kafkas halklarından (Adıgeler, Ubıhlar) farklı ve ancak aynı köke mensup bir kültüre sahiptir. Kültürlerine son derece düşkün olan Abhazlarda kadına önem başta gelen değerlerdendir. Abhazlarda kadının yeri erkekler kadar önemlidir. Abhaz kadını erkekler gibi at biner, misafir geldiğinde erkeklerle oturabilir, en az erkekler kadar söz söyleme ve düşünce özgürlüğü hakkına sahiptir. Abhazlar, Adigeler’deki Xabze gibi, kendi kültürlerine "Apsuara" derler.

Din

Ahali Atoni Manastırı

Abhazya (tüm etnik gruplar dahil) dini nüfusunun çoğunluğunu Ortodoks Hıristiyanlar ve Sünni Müslümanlar oluşturmaktadır. Abhazya’da yaşayan Ermenilerin çoğunluğu Ermeni Apostolik Kilisesi’ne mensuptur. Ancak, çoğu Hıristiyan ya da Müslüman dini görevlerini yerine getirememektedir. Çok az sayıda Yahudi, Yehova’nın Şahitleri ve yeni dinlere inanan kişilerde vardır. Kararname yürürlükte olmamasına rağmen Yehova Şahitleri organizasyonu resmen, 1995 yılından bu yana yasaklanmış durumdadır.

Gürcistan anayasalarına göre, Abhazya Özerk Cumhuriyeti ve Abhazya fiili Cumhuriyeti bütün dinlerden olan kişiler (yanı sıra ateistler) kanun önünde eşit haklara sahiptir.

Abhazya Savaşı’ndan bu yana Gürcü Ortodoks Kilisesi bölgede faaliyet yapamaz olmuştur.

Eğitim

Abhazya’da çocuklar 6 yaşında eğitime başlar ve 17 yaşında mezun olurlar. Eğitim seviyesi %98.6, zorunlu eğitim yaşı 11dir. Abhazya’da sadece 1 üniversite vardır.

Spor

Futbol, Sovyet zamanında Abhazya’da en popüler spor oldu. Cumhuriyetin resmi spor kulübü olan Dinamo Sohum, Sovyet futbolunun çoğunlukla alt liglerinde oynadı. Ancak, Abhazya Gürcü ekibi FC Dinamo Tiflis ve diğer Sovyet takımlarıyla oynayarak birçok yetenekli futbolcu yetiştirmiştir. Vitaly Daraselia, Nikita (Mkrtych) Simonian, Avtandil Gogoberidze, Niyazbey Dzyapshipa, Giorgi Gavasheli, Temuri Ketsbaia ve Akhrik Tsveiba yerlileri Sovyetler Birliği’nin en önemli futbolcular arasında yer almıştır.

Abhaz sporcular Rus vatandaşları gibi uluslararası yarışmalara katılarak Abhaz nüfusunun çoğunluğu Rus vatandaşlığı da almıştır. Boks (2005 Avrupa Şampiyonu David Arşba; 2006 Rusya Şampiyonası ödül kazanan Aslan Ahba) ve serbest güreşte (2006 American Airlines Serbest Güreş Turnuvası galibi Denis Tsargush) büyük başarılar elde edinilmiştir.

Kaynak:
Abhazya Cumhuriyeti – Ülke Profili
Abhazya – Vikipedi

Beğen
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın