Hz. MUHAMMED (sav) İhanetin bedeli

MURATS44

topragizbiz.com
İHANETİN BEDELİ

Allah, iman edenleri korur. Şu da muhakkak ki Allah, hain ve nankör olan herkesi sevgisinden mahrum eder. [238] (Antlaşma yaptığın) bir kavmin hainlik yapmasından korkarsan, sen de (onlarla yaptığın ahdi) aynı şekilde bozduğunu kendilerine bildir. Çünkü Allah, hainleri sevmez. [239]

Resulüllah, Allah’ın yardımıyla zafere ulaştıkları gecenin sabahı, müşrik ordugâhını inceledikten sonra, ordusuyla birlikte Medine’ye döndü. Herkes temizlenmek ve dinlenmek için evine gitti. Bir aylık bir kuşatma sırasında çok yorulmuşlardı. Ne temizlenmeye ve ne de dinlenmeye za’manları olmuştu. Hatta namazlarını aksattıkları ve vaktinde kılamadıkları zamanlar bile olmuştu. Gerçi başta Resulüllah olmak üzere hemen herkesin aklında Kurayzaların ihaneti vardı ve onlara bir an önce hesap sormak gerektiğini düşünüyorlardı. Ancak, Müslümanların dinlenmelerini sağlamak için, Resulüllah Kurayzalardan hesap sorma işini bir süre ertelemeyi uygun buldu.
Savaş alanından dönen mücahitler evlerine dağıldıktan kısa sûre sonra Bilâl’in sesi tüm Medine’de yankılanmaya başladı; ‘Ey Müslümanlar! İşitin ve itaat edin. Hiç kimse ikindi namazını Kurayza topraklarından başka yerde kümayacak! [240] Bu bir çağrıydı; Kurayza topraklarına yapılacak bir harekâtın çağrısıydı. Mücahitler hemen evlerinden fırladılar, doğruca mescide gittiler. Resulüllah, zırhını giyinmiş, kılıcını kuşanmış, kalkanını sırtına asmış, mızrağını eline almış, atının üzerinde onları bekliyordu. Müslümanlara yeni bir zaferin müjdesini verdi. Söylediğine göre, savaş alanından dönüşünü takiben evine girip temizlenmek niyetiyle üzerindeki savaş elbiselerine çıkarmak istediği sırada yeni bir zaferle müjdelenmiş ti. Müslümanlar vakit kaybetmeden yola çıkmalıydılar.

Müslümanlar yorgun ve uykusuzdular, fakat buna rağmen hemen evlerine koşup silahlarını alarak tekrar mescide geldiler. Henüz o günün sabahı sona eren büyük bir savaşın tozlarını bile temizleme fırsatı bulamamış mücahitler, Kurayza bölgesine doğru hareket ettiler. Sancağı Ali taşıyordu.

Şirk ordusunun kaçarcasına savaş meydanını terk ettiklerinden haberdar olan Kurayzalar şaşkın ve perişandılar. Korktukları başlarına gelmişti. Bütün müttefikleri gitmiş ve Müslümanlarla baş başa kalmışlardı. Artık ihanetlerinin hesabını verme zamanının geldiğini biliyorlardı. Kendilerini koruyacak kimse yoktu. Büyük bir korkuyla kalelerine sığınıp, kapıları sıkıca kapattılar. Korku içerisindeydiler. Liderlerinden Nebba b. Kays’ın karısının gördüğü rüya dilden dile anlatılıyor ve bu da korkularını hepten artırıyordu. Kadın ‘Rüyamda Müslümanların gelip halemizi kuşattıklarını ve herkesi davar boğazlar gibi boğazladıklarını gördüm [241] demişti.

Ali, Resulüllah’ın isteği üzerine kendisine verilen sancağı götürüp Kurayza kalesinin yakınına dikti. Müslümanlar, daha bir gün önce müşrik ordusunun karşısında ne yapacaklarını, düşmanı başlarından nasıl defedeceklerini, eğer Kurayzalar arkalarından saldırıya geçerse nasıl bir önlem alacaklarım düşünürlerken, Allah’ın yardımıyla bir gün geçmeden müşrik ordusundan kurtulmuşlar ve korkularından kalelerine sinmiş Kurayzaları kuşatmışlardı.

Kurayzalar, Müslümanlar tarafından kuşatılmalarını korku ve endişe içerisinde izliyorlardı. Ancak şaşırmamışlardı; zira bu bekledikleri bir şeydi. Büyük bir yanlış yapmışlar ve şimdi onun karşılığını görüyorlardı. Fakat buna rağmen, yanlışlıklarını biliyor olmalarına rağmen, şımarıklıklarını hâlâ terk etmemişlerdi. Kaleye yaklaşan Müslümanlara taş atıp, alay ediyorlar; Resulüllah’a en ağır küfürlerini savuruyorlar di. Kurayzaların Resulüllah’a küfrediyor olmaları Müslümanları daha da kızdırdı ve karşılık vermek istediler. Fakat dilleri onlar gibi aşağı ifadeleri söylemeye yanaşmadı. Canlan sıkıldı. Ne yapacaklarını düşündüler. Durumu geriden gelmekte olan Resulüllah’a anlattılar. Resulüllah sakindi; Müslümanları Kurayzaların küfürlerine küfürle karşılık vermekten alıkoydu ve ‘Musa bundan daha ağınyla karşılaştı, onu da üzdüler [242] dedi.

Resulüllah, Kurayza ileri gelenleriyle görüşmek için kaleye yaklaştı. Fakat üzerine yağmur gibi ok ve taş yağdı. Müslümanlar acele davranıp, kalkanlarını siper ederek Resulüllah’ı büyük bir tehlikeden korudular. Anlaşıldı ki Kurayzaların konuşmaya niyetleri yoktu. Bu durumda Müslümanlar için savaşmaktan başka seçenek kalmamıştı. Müslümanlar o gün ok atarak savaşı başlattılar ve akşam karanlığına kadar da ok atmaya devam ettiler. Kurayzalar da aynı şekilde ok ve taşlarla karşılık verdiler. Ertesi gün ok ve taş atışlarıyla savaş tekrar başladı. Kurayzaların bir şeye güvendikleri ve bu nedenle de cesaretli oldukları anlaşılıyordu. Acaba neye? Güvenlerinin ve cesaretlerinin nedeni kısa sürede anlaşıldı. Münafıkların kendilerine yardım edeceklerini düşünüyorlardı. Resulüllah teslim olmalarını istediğinde, münafıklar gizlice haber gönderip ‘Sakın teslim olmayın. Eğer Medine’den çıkıp gitmenize izin verilirse bunu da kabul etmeyin, Sizi zor durumda bırakacak bir savaş başlarsa bizler yanınızda olacağız- Sizinle birlikte savaşmaktan ve sizler için canımızı vermekten çekinmeyiz [243] demişlerdi. Kurayzaların, münafıkların bu vaatlerine inanmaları son derece makul görünüyordu. Çünkü Abdullah b. Ubeyy eski dostları, kadim müttefikleriydi. Daha önce birçok kez birbirlerinin yardımına koşmuşlar, en sıkıntılı zamanlarında birbirlerine destek olmuşlardı.

Günler Müslümanların kuşatması altında geçmeye başladı. Savaş, karşılıklı ok ve taş atışlarıyla sürüyordu. Günler geçtikçe Kurayzaları bir hayal kırıklığı sardı. Dostlarının yardımı bir türlü gelmiyordu. Kalelerinden baktıkları zaman kadim dostlarını hâlâ Müslümanların arasında gezerken ve bazen kendilerine ok ve taş atarken görüyorlardı. Bir kez daha oyuna geldiklerini anladılar. Resulüllah’a anlaşma için teklifte bulunmaya karar verdiler. Nebbaş b. Kays kaleden inerek, Resulüllah’m yanma geldi. Nebbaş, Nadirlere uygulanan cezanın kendilerine de uygulanmasına razı olduklarını bildirdi. Develerine eşyalarını yükleyerek Medine’den ayrılmayı kabul ediyorlardı. Resulüllah bu teklifi kesin bir dille reddetti. Nebbaş, teklifinde bir değişiklik yapıp, eşyalarını almadan sadece çocuk ve eşlerini alarak gitmelerine izin verilmesini istedi. Resulüllah bu teklifi de kabul etmedi. Nebbaş, Resulüllah’m düşüncesinin ne olduğunu sordu. Resulüllah düşüncesini söyledi; ‘Kayıtsız şartsız teslim olacak ve hakkınızda verilecek hükme razı olacaksınız [244] Nebbaş bu teklifi kabul etmedi ve kaleye döndü.

Günler geçti. Kurayzalar için durum gittikçe kötüleşiyordu. Hata üstüne hata yapmış ve ihanetlerinin karşılığını görmeye doğru uzanan bir sürece girdiklerini iyiden iyiye anlamışlardı. Bir toplantı düzenleyip ne yapacaklarını görüştüler. Tek teklif Ka’b b. Esed’den geldi. Ka’b, ‘Size üç teklifim var, birisini kabul edin ve onun gereğini yapalım1 dedi. Sonra da tekliflerini sıraladı; ‘Birinci teklifim Müslüman olalım. Bizler peygamberliği ve peygamberi bilen insanlarız. Muhammed’in bir peygamberde bulunması gereken bütün sıfatlara sahip olduğunu görüyor ve biliyoruz- Ancak, son peygamberin bizlerden çıkacağını beklerken, düşmanlarımızın arasında çıkması bizi O’na düşmanlığa sevk etti. Halbuki bu Allah’ın takdiridir. Eğer O’na iman edersek O’nun ashabı arasında yer alırsak canımızı ve malımızı kurtarırız’. Ka’b b. Esed’in bu teklifi toplantıda bulunanlar tarafından kesin bir dille reddedildi. ‘Biz Peygamberi ve kitabı olan bir topluluğuz. Biz bizden olmayan birisine tabi olmayız’ dediler. Ka’b teklifinin kabul edilmemesi üzerine ikinci teklifini söyledi; ‘Çocuklarımızı ve kadınlarımızı öldürüp, sonra da ölünceye kadar Muhammed ve adamlarıyla savaşalım. Ölürsek düşünmemiz gerekecek kimseyi geriye bırakmış olmayız- Yaşarsak tekrar eşlenmiş ve çocuklarımız olur’. Toplantıya katılanlar bu teklifi de kesin bir dille reddettiler.

Çocuklarını ve eşlerini öldürmenin mümkün olamayacağını söylediler. Ka’b üçüncü teklifini söyledi; ‘Bu gece Sebt gecesidir. Muhammed ve adamları bizim çalışmayacağımızı ve savaşmayacağımızı düşündükleri için gafildirler. Gelin kaleden sessizce çıkıp ani bir baskınla işlerini bitirelim’. Ka’b’m bu teklifi de reddedildi.

Cumartesi günü çalışma yasağını çiğneyemeyeceklerini söylediler. Ka’b kızgın bir şekilde ‘Ananızdan doğduğunuzdan beri doğru bir karar verip, doğru bir iş yapmadınız ki şimdi yapasınız’ deyip bir daha konuşmadı. Müslümanlarla yaptıkları anlaşmayı Huyey b. Ahtab’m teşvikleriyle bozdukları zaman, ihanete karşı çıkan ve anlaşmaya muhakkak uyulması gerektiğini söyleyen Amr b. Sû’da ayağa kalktı. Anlaşmayı bozmakla yapılan büyük hatayı hatırlattı. O zaman kendisinin dinlenmemesinin nelere neden olduğunu bir kez daha düşünmelerini istedi. O anda yaşanan ve yaşanacak sıkıntıların nedenlerinin kendi ihanetleri olduğunu bildirdi ve teklifini kabul etmelerinin iyi olacağını söyledi: ‘Cizye vermeye razı olalım. Muhammed belki bu teklifimizi kabul etmeyecektir. Ancak bunu bir düşünelim; denemekte yarar var.’ Toplantıdakiler bunu da kabul etmediler; ‘Bizler Araplara cizye verme zilletini kabul edemeyiz’ dediler. Amr b. Sû’da bütün ısrarlarına rağmen görüşünü kabul ettiremedi. Bunun üzerine “Ben sizin bütün yaptıklarınızdan ve yapacaklarınızdan uzağım’ deyip toplantıyı terk etti. Sonra gidip kaleden indi. Amr b. Sû’da kaleden inerken Muhammed b. Mesleme komutasındaki nöbetçi birliği tarafından görüldü. Muhammed b. Mesleme kaleden inen kişinin Amr b. Sû’da olduğunu anlayınca ‘Sen geç, istediğin yere git, serbestsin. Biz anlaşmalara ihanet etmeyene dokunmayız. Allahım! iyilikleri gözetmek ve yükseltmekten beni engelleme [245] deyip Sû’da’ya dokunmadı. Sû’da doğruca Medine’ye gitti. O gece mescitte kaldı. [246] Sabah olunca Medine’den ayrıldı. Bir daha kendisini hiç kimse görmedi. Muhtemeldir ki Filistin bölgesine, dindaşlarının yanma gitti. Sû’da’nın durumu Resulüllah’a sorulduğu zaman ‘Ahde vefalilığından dolayı Allah onu kurtardı [247] demiştir.

Günler geçtikçe Kurayzalar için sıkıntılar artarak devam etti. Kalelerine mahkûm olup kalmışlardı. Yapacakları hiçbir şey yoktu. Son bir girişimde bulundular ve Resulüllah’a haber gönderip durumlarım Müslümanlardan birisiyle görüşmek istediklerini, belki bunun sonunda bir anlaşma zemini oluşabileceğini söylediler. Kiminle görüşmek istedikleri soruldu. Ebû Lübâbe b. Abdilmünzir’in ismini verdiler. Ebû Lübâbe Kurayzalarm eski dostlarmdandı. Bu nedenle ona güveniyor, onun yardımcı olacağına inanıyorlardı. Resulüllah teklifi kabul etti ve Ebû Lübâbe’yi Kurayzalara gönderdi. Ebû Lübâbe kaleye girince kadınlar ve çocuklar etrafını sardılar. Çoğu ağlıyordu. Kendilerine yardım etmesini istediler. Yetişkin erkeklerin de durumu farklı değildi. Ebû Lübâbe, yapabileceği bir şey olmadığını söyledi. O sırada Kurayzalarm en çok merak ettikleri şey, Resulûllah’m kendileriyle ilgili kanaatinin ne olduğuydu. ‘Eğer Munammed’in hakemliğini kabul edersek nasıl olur?’ dediler. Ebû Lübâbe bir şey demedi, sadece eliyle boğazını gösterdi. Bununla ‘Öldürüleceksiniz’, sizi öldürmek istiyof demek istiyordu. Kurayzalar korktular. Ebû Lübâbe kaleden çıktı ama Resulüllah’m niyetinin ne olduğunu bildirmekle bir yanlış yaptığını anladı. Resulüllah’ın niyetini işaretle bildirirken bir amacı yoktu. Fakat düşününce bunun Resulüllah’a ihanet olduğuna karar verdi. Fitneye kapıldığını düşündü. Üzüldü. Ne yapacağını bilemez bir hale geldi. Giderek kendisini mescidin direklerinden birisine bağladı ve ‘Resulüllah beni bağışlamadan ve gelip kendi elleriyle çözmeden buradan ayrılmayacağım. Ölünceye kadar burada kalacağım’ dedi. Resulüllah, Ebû Lübâbe’nin nerede olduğunu, hâlâ kalede mi durduğunu sordu. Durumdan haberdar olan bazı Müslümanlar Ebû Lübâbe’nin durumunu anlattılar. Üzüntü ve utancından yanma gelemediğini söylediler. Resulüllah hiçbir şey demedi. O sıra vahyolunan bir ayet Ebû Lübâbe’den hareketle Müslümanları uyardı ve benzer hatalara düşmemelerini emretti. Ayet şöyleydi: ‘Ey iman edenler! Allah’a ve Peygambere hainlik etmeyin; (sonra) bile bile kendi emanetlerinize hainlik etmiş olursunuz [248] Resulüllah, Ebû Lübâbe’nin tövbesinde samimi olduğuna inandı ve giderek kendisini bağlayan ipleri çözdü.[249]

Kurayzaların durumu gittikçe zorlaşıyordu. Ebû Lübâbe’nin verdiği bilgiden hareketle Resulüllah’m hükmüne razı olmaları durumunda öldürüleceklerini biliyorlardı. Bu durumda kendilerine yardımcı olacağına inandıkları birisini hakem olarak teklif etmeye karar verdiler. Resulüllah’a haber göndererek tekliflerini sundular; ‘Aramızda bir hakem tayin edelim ve onun verdiği hükme razı olalım. Bu iş de burada bitsin’ dediler. Resulüllah kimi hakem olarak istediklerini sordu. ‘Sâ’d b. Muaz’ dediler. Resulülîah kabul etti.

Kurayzalar hakem olarak teklif edecekleri kişinin Müslüman olması durumunda tekliflerinin Resulüllah tarafından kabul edileceğini biliyorlardı. Bu nedenle bir Müslûmanı hakem olarak düşünmüş ve teklif etmişlerdi. Sâ’d b. Muaz’ı teklif etmelerinin nedeni ise onunla eski bir dostluklarının olmasıydı. O aynı zamanda kadim dostları Evslilerin ileri gelenlerindendi ve Evs’lilerin kendilerine düşman olabileceklerini düşünmüyorlardı. Hem kişisel dostlukları ve hem de Evs’le olan yakınlıkları nedeniyle, Sâ’d b. Muaz’m, kararında kendilerini gözeteceğini, aleyhlerine karar vermeyeceğini umuyorlardı.

Kurayza kuşatması devam ederken Sâ’d b. Muaz ağır yaralı bir hâlde mescitte yatıyordu. Kendisi Kurayzalar tarafından hakem olarak teklif edilince, Resulül-lah’ın isteğiyle yatağından kaldırılıp, bir eşeğin üzerine rahat edeceği şekilde serilen yatağa oturtularak savaş alanına getirildi. Sâ’d, Evsli birçok münafığın ve Müs-lümanın telkinleri arasında savaş alanına geldi. Kabilesinin mensupları yol boyunca kendisine ‘Ey Sâ’d! Onların bizim müttefiklerimiz olduğunu unutma, ‘Sadece senin hakemliğini kabul etiler, Sana sığındılar. Onlar senin için develer hazırladılar’, ‘Onlar bizim eski müttefiklerimiz, Buas’da çok faydalarını gördük. Onlara dostça davran’ dediler. Bu sözleriyle Sâ’d’ı etkilemeye çalışıyorlardı. Fakat bilmiyorlardı ki Sâ’d’m düşüncesi daha başkaydı. Düşüncesini, ‘Bugün, Sâ’d için hiçbir kınayıcının kınamasından korkmaması gereken gündür’ diyerek açıkladı. Kurayza’ya yardımcı olması için ısrar edenler, Sâ’d’ın demek istediğini anladılar ‘Eyvah, bu bir felaket haberidir’ demekten kendilerini alamadılar.
Resulüllah, Sâ’d’ı bir grup Müslümanla birlikte karşıladı. Kendisinin iki tarafça da hakem olarak kabul edildiğini bildirdi. Sâ’d, Resulüllah’ın bulunduğu bir yerde hakem olmak istemedi. Hükmün Allah ve Resulüne ait olduğunu söyleyip, Resulüllah’ın hükmünün ne olduğunu sordu. Niyeti sevgili peygamberinin hükmünü tekrar etmekti. Ancak Resulüllah onun bu görüşünü kabul etmeyip; ‘Sen onlar hakkında hükmünü ver. Hükmünün gereği yerine getirilecektir [250] dedi.

Sâ’d kendi kabilesinden birçok kişinin hâlâ Kurayzalara gönül yakınlığına sahip olduklarını bildiği ve savaş alanına gelirken de buna bizzat tanık olduğu için, kabilesinden kişileri yanma çağırıp, vereceği hükme razı olup-olmayacaklarmı sordu. Hepsi de razı olacaklarını bildirip, itiraz etmeyeceklerine söz verdiler. Sâ’d diğer Müslümanlara döndü ve onlara da aynı sorusunu yöneltti. Onlar da Sâ’d’m verdiği hükme razı olacaklarını söylediler. Sâ’d aynı sorusunu Yahudilere de sordu ve onlardan da vereceği hükme razı olacakları sözünü aldıktan sonra kararını açıkladı: ‘Yahudiler silahlarım bırakıp teslim olacaklar. Yetişkin erkekler öldürülecek, kadın ve çocuklar esir alınacak, mallarına el konulacak’ Sâ’d’m kararı Müslümanları sevindirdi, ancak Yahudiler, münafıklar ve Müslüman olup da kalbi hâlâ Kurayza’ya eğilimli olanlar üzüldüler. Fakat yapılabilecek bir şey yoktu. Karar verilmişti ve gereğine itaat edilecekti. Resulüllah, Sâ’d’ın kararını ‘Sen onların hakkında, Yüce Allah’ın yedi kat arştaki verdiği hükmü verdin [251] diyerek onayladı ve takdirini bildirdi. Yahudiler de karara itiraz edemediler, çünkü Sâ’d’ın kararının, İslâm’a düşmanlıklarının dayanağı kıldıkların dinlerinin bir hükmü olduğunu biliyorlardı.[252] Bu nedenle itiraz edemeyip, sessizce karara boyun eğdiler. Karar ertesi gün uygulamaya kondu. Kaynaklarda değişik sayılar bildirilmesine rağmen, Cabir b. Abdullah’ın tanıklığına dayanan ağırlıklı görüşe göre dörtyüz kişi idam edildi. Kurayza kuşatması yaklaşık yirmi gün sürdü. Kuşatma sırasında, Müslümanlardan iki kişi şehit oldu.

Hendek savaşı sırasında yaralanan ve kanı durdurulamayan Sâ’d b. Muaz, savaş sırasındaki duasında Kurayzalarm ihanetlerinin karşılığının verildiğini görmeden ölmemeyi dilemiş ve kanı durmuştu. İlâhî takdir Kurayza larm akıbetleriyle ilgili karan da kendisine verdirdikten sonra yarası tekrar açıldı. Dinlenmesi için yatağına yatırıldıktan bir süre sonra çok miktarda kanın aktığı görüldü. Kan durdurulmaya çalışıldı, ancak mümkün olmadı. Bir ara bayılan Sâ’d gözlerini açtığı zaman; başının Resulüllah’m kucağında olduğunu gördü. Resulüllah, kendisine sevgi ile bakıyor ve dua ediyordu. Sâ’d, Resulüllah’a ‘Selâm sana Allah’ın Resulü.’ Ben senin Allah’ın elçisi olduğuna şehadet ediyorum’ dedi ve gözlerini kapadı. Resuhılüllah hâlâ başı kucağında olan Sâ’d için ‘Allahım! Sâ’d Resulünü tasdik etti ve senin yolunda savaştı. Üzerine düşeni yaptı. Ruhlarını kolayca alıp huzuruna aldığın kullarının arasına onu da kat [253] diye dua etti. Sad’ın cenazesine bütün Müslümanlar katıldılar. Sâ’d, uzun boylu ve iri yarı birisi olmasına rağmen, taşıyıcıları onun tabutunun son derece hafif olduğunu fark ettiler. ‘Vallahi bunun gibi hajijbir cenazeyi hiç taşımamıştık’ deyip nedenini sordukları zaman Resulüllah’ın cevabı; ‘Meleklerde sizinle birlikte onu taşıyorlardı [254] oldu.

[238] Hac sûresi, 22:38
[239]Enfâl sûresi, 8:58
[240]İbn Hişam, es-Siretü’n-Nebeviyye, III/244; Vakıdî, Meğazi, 11/497.
[241]Vakıdî, Meğazi 11/497.
[242]İbn Sâ’d, et-Tabakatü’l-Kûbra, 11/77.
[243]Koksal, islâm Tarihi-Medine Devri, V/330.
[244]Vakıdî, Meğazi, 11/501.
[245]îbn Hişam, es-Siretü’n-Nebeviyye, 111/249; Vakıdî, Meğazi, 11/504
[246]Vakıdî, Meğazi, 11/504; Taberî,, TariJıu’r-RusüI ve’l-Mûlük, 111/55
[247]Vakıdî, Meğazi, 1V504; tbn Hişam, es-Siretü’n-Nebeviyye, III/249
[248]Enfal, 8:27
[249]ibn Hişam, es-Siretü’n-Nebeviyye, IÜ7247-249; Vakıdî, Meğazi, 11/506, 507.
[250]İbn Sâ’d, et-Tabakatü’l-Kübra, 111/424; Vakıdî, Meğazi, 11/512; ibn Hişam, es-Siretü’n-Nebeviyye, III/250.
[251]Buharı, Meğazi, 30; Müslim, Cihad ve Siyer, 64; Vakıdî, Meğazi, 11/512; ibn Sâ’d, et-Ta-bakatü’l-Kübra, IH/426; ibn Hişam, es-Siretü’n-Nebeviyye, III/251.
[252]Sa’d bin Muaz kararını verirken Tevrat’taki hükmü biliyor muydu, bunu bilmiyoruz. Ancak muhtemelen biliyordu. Çünkü, Sâ’d’m verdiği hüküm Tevrat’ın hükmünün aynısıydı. Tevrat’taki konuyla ilgili bir grup ayet şöyledir: ‘Bir şehre karşı savaşmak için yaklaştığın zaman, onu banşa çağıracaksın. Ve vaki olur ki sana barış cevabı verirlerse ve kapılarını sana açarlarsa, o vakit vaki olacak ki, içinde bulunan bütün topluluk sana köle angaryacı olacaklar ve sana kulluk edecekler. Ve eğer seninle anlaşmayıp savaşmak isterlerse, o zaman onu ablukaya alacaksın. Ve Allah’ın Rab onu senin eline verdiği zaman, onun her erkeğini kılıçtan geçireceksin; ancak kadınları ve çocukları ve hay: vanlan ve şehirde olan her şeyi, bütün malını kendin için yağma edeceksin; Ve Allah’ın olan Rabb sana verdiği düşmanlarının malını yiyeceksin’ (Tevrat, Tesniye, 20:10-14).
[253]İbn Hişam, es-Siretü’n-Nebeviyye, 111/262.
[254] Vakıdî, Meğazi, H/528; İbn Sâ’d, et-Tabakatü’l-Kübra, 111/430; îbn Hişam, es-Siretü’n-Nebeviyye, III/263
 

İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Üst