Sovyetler Birliği - SSCB

Ugur

Administrator
Sovyetler Birliği Bayrağı
Sovyetler Birliği (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, SSCB), Rusya İmparatorluğu’nun 1917’deki büyük Ekim Devrimi’yle yıkılmasından sonra 1922 yılında aynı topraklar üzerinde kurulan ve 1991’e kadar varlığını koruyan devlettir.

Avrupa’nın doğu kesimiyle, Asya’nın kuzey kesimi boyunca yayılan SSCB, son yıllarında 22.402.400 km²’lik yüzölçümüyle dünyanın en büyük ülkesi olmuştur. Nüfus bakımından da 293.047.571 milyon (Haziran 1991) kişiyle dünya genelinde 3. sırada yer almıştır.

Dünyanın önemli siyasi ve askeri güçlerinden biri olan Sovyetler Birliği’nin, batısında Norveç, Finlandiya, Baltık Denizi, Polonya, Çekoslovakya, Macaristan ve Romanya, güneyinde Karadeniz, Türkiye, İran, Afganistan, Çin Halk Cumhuriyeti, Moğolistan ve Kuzey Kore yer alıyordu. Kuzey ve doğu sınırlarını ise Kuzey Buz Denizi ve Büyük Okyanus çiziyordu. Birliğin başkenti Moskova, para birimi ise Sovyet Rublesi’ydi.

Ekim Devrimi


Kızıl Muhafızlar
Ekim Devrimi, Rusya’da Jülyen takvimine göre 25 Ekim 1917’de (Miladi takvime göre 7 Kasım 1917), Petrograd’daki geçici hükûmetin devrilerek iktidarın Lenin önderliğindeki Bolşeviklere geçmesini sağlayan ve Sovyetler Birliği’nin kurulmasına yol açan olaydır.

Ekim Devrimi dünyada ilk ve en büyük sosyalist devletin kurulmasını sağlayarak ve sosyalist sistemin tüm dünyaya yayılmasına etki ederek 20. yüzyılın dünya tarihini etkileyen en önemli olaylarından biri olmuştur.

Şubat 1917’de çarın devrilmesinin ardından iktidara gelen geçici hükûmet Ekim Devrimi’yle düştü ve iktidar Bolşevikler ile Sol SR’lerin çoğunlukta olduğu Sovyetlere geçti. Bu gelişmeler üzerine Bolşevik karşıtı ve monarşi taraftarı Beyaz Ordu Rus İç Savaşı’nı ve Beyaz Terör olaylarını başlattı. 1922 yılında iç savaştan galip çıkan Bolşevikler, Sovyetler Birliği’ni kurdu.

SSCB'nin Kuruluşu


1921'de Bolşevikler iç savaştan zaferle çıkarak tüm Rusya'da otoriteyi sağladılar. Beyaz Rusya, Ukrayna, Orta Asya ve Transkafkasya’da da Bolşevikler muhaliflerini bertaraf etmeyi başardılar.

1922'de savaş döneminde mecburi olarak kabul edilen sıkı politik ve ekonomik önlemler kaldırıldı. Lenin'in belirlediği ve Nikolay Buharin'in önemli ölçüde katkıda bulunduğu yeni ekonomik atılımları içeren NEP (Novaya Ekonomiçeskaya Politika / Yeni Ekonomi Politikası) kabul edildi. Toprak aristokratlarının sabotaj faaliyetlerine, kolektif çiftlikleri yağmalayarak üretimi düşürme çabalarına, karaborsacılık ve kasıtlı kıtlık yaratma girişimlerine karşı önlem amacıyla köylülerin serbest ticaret yapmalarına izin verildi. NEP emperyalist savaş ile iç savaşta daha da sarsılan ekonominin kısa sürede toparlanmasını sağladı.

1922 yılında devletin federal yapısı konusunda tartışmalar yaşandı. Milliyetler Halk Komiseri olan Stalin tüm cumhuriyetlerin Rusya Federatif Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti içinde özerk nitelikte teşkilatlanmaları gerektiğini savunuyordu. Lenin buna şiddetle karşı çıkarak tüm cumhuriyetlerin eşit statüde, egemenlik haklarının korunduğu birleşik bir federasyon planı hazırladı. Plana göre her cumhuriyetin birlikten ayrılma hakkı vardı. Sonunda federasyonun oluşturulmasında Leninist ilkeler kabul edildi.

30 Aralık 1922'de Rusya Federatif Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin, Beyaz Rusya SSC, Ukrayna SSC, Orta Asya ve Kafkas cumhuriyetleriyle birleşmesiyle Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği resmen kuruldu

Lenin dönemi


Vladimir Lenin (22 Nisan 1870 – 21 Ocak 1924)
1917 yılında ilk sosyalist hükûmeti kurmayı başaran ve bu hükûmeti yaşatabilmek için zorlu koşullarda bedel ödemek pahasına da olsa mücadele veren Vladimir Lenin iç savaşın bitimiyle birlikte enkaz halindeki ülkeyi yeniden inşa edebilmek için sosyalist ilkelerden kısmen taviz vererek NEP'i uygulamaktan çekinmedi. Enerjinin ülke kalkınmasındaki önemini belirten Lenin ekonomik politikaların da buna göre uygulanması gerektiğini savundu. Tarım ile sanayinin modernize edilmesinin önemini vurgulayarak, tarımda ilkel yöntemlerin derhal terk edilebilmesi için güçlü bir sanayi hamlesine ihtiyaç olduğunu ifade etti.

Uluslararası alanda ise sosyalist devrimlerin yaygınlaşması için özellikle batılı sosyalist partilere destek vermekten çekinmeyen Lenin, Almanya'da 1919 yılındaki Spartaküs hareketinin başarısızlığı üzerine mücadelenin yönünü sömürge altındaki ülkelere çevirdi. Dünyanın pek çok yerinde emperyalist hegemonya altındaki halklara bağımsızlık çağrısı yaptı. Bu çağrı Moğolistan, Çin gibi bazı ülkelerde sosyalizme eşdeğer girişimlerle, Türkiye, Hindistan gibi bazı ülkelerde ise ortak amaçlar doğrultusunda karşılık buldu. Ancak bu mücadelelere verilen destek batının Sovyet hükümetine yönelik tepkisini de kaçınılmaz kıldı.

1922 yılının Mayıs ayından itibaren sağlığı bozulan Lenin, vasiyetname olarak kabul edilen ünlü notlarını yazdırdı. Bu vasiyetnamede Komünist Parti'de önde gelen mücadele arkadaşlarının olumlu ve olumsuz yönlerini sıralayarak çeşitli uyarılarda bulundu. Partinin iki önemli ismi Stalin ve Trotski arasındaki çatışmanın tehlikesini vurgulayan Lenin, 1922 yılında Komünist Parti Genel Sekreteri seçilen Yosif Stalin'in yetkilerinin daraltılmasının gerekliliğini sebepleriyle birlikte açıkladı. Ancak Mart 1923'te felç olan ve konuşamaz hale gelen Lenin resmi liderliğini sürdürse de politikadan uzaklaşmak zorunda kaldı.

SSCB'nin siyasal ve ekonomik temellerini atarak dünyadaki ilk ve en büyük sosyalist devleti kuran Lenin 21 Ocak 1924'te öldü. Devrimin liderinin ölümüyle ülkede bir hafta sürecek yas ilan edildi. Birkaç günde 1 milyon insan Lenin'in naaşı önünde saygıyla eğildi. Lenin'in naaşı tahnit edilerek, 27 Ocak 1924'te düzenlenen büyük bir cenaze töreniyle Moskova Kızıl Meydan'da bulunan Lenin Mozolesi'nde daimi istirahatgahına konuldu.

Stalin dönemi


Josef Stalin (18 Aralık 1878 – 5 Mart 1953)
Lenin'in ölümünden sonra bir süre ülke onun istediği gibi kolektif iktidar (troyka) tarafından yönetildi. Ancak birlik ve beraberlik yönünde verilen onca demeç partideki rekabeti gizlemeye yetmedi. 1922'de Komünist Parti Genel Sekreterliğine getirilmiş olan Stalin bu yetki ile troyka içerisinde ön plana çıkmaktaydı. Zaten asıl rekabet de Kızıl Ordu'nun önderi Lev Trotski ile Milliyetler Halk Komiseri Josef Stalin arasında yaşanmaktaydı. Özellikle izlenecek ekonomik politika konusunda görüş ayrılıkları bulunmaktaydı. Lenin dönemindeki ekonomik politikanın belirlenmesinde etkili olan Buharin ısrarla NEP'i savunurken kimi Bolşevikler de hızlı bir şekilde kolektivizasyona geçilmesini savunuyordu. Stalin ise ilk başta bu tartışmalarda hakem rolü üstlenerek iktidarda daha geniş destek sağlamaktaydı. Önceleri Trotski'ye karşı Stalin ile uzlaşmaya çalışan Grigoriy Zinovyev ve Lev Kamenev 1925 yılında saf değiştirerek muhalif cepheye geçti. Ancak bu süreçte Stalin, partideki nüfuzunu kullanarak Kliment Voroşilov ve Vyaçeslav Molotov gibi destekçilerini önemli makamlara getirdi ve gücünü pekiştirdi. Partinin etkili isimleri Zinovyev ve Kamenev saf değiştirmişti ama Kızıl Ordu'nun lideri Trotski de Politbüro'dan ihraç edilmişti. Trotski, 1927'de Kazakistan'a sürgüne gönderildiğinde Stalin partinin ve ülkenin lideri konumuna gelmişti. Buharin'in savunduğu NEP'in gerekli iyileştirmeyi sağladığı savıyla sosyalizm için gerekli olan kolektif ekonomiye geçilmesi kararı alındı.

1924'te birleşik cumhuriyetlere ve Leninist ilkelere uygun yeni anayasa kabul edildi. Anayasal düzenlemeyle oy hakkı, sömürücü sınıfların varlığı dikkate alınarak işçi sınıfına ve kolektif köylüye verildi.

1927'de Tüm Birlik Sovyetleri Beşinci Kongresi'nde SSCB'nin ulusal ekonomik gelişimini sağlayacak olan Birinci Beş Yıllık Plan hazırlanarak kabul edildi. Sanayi ve tarım alanlarında tek tek belirlenen planın ilkeleri ülkenin hızlı bir şekilde kalkınmasını hedefliyordu. Lenin'in enerjiyi kalkınmanın temeli olarak kabul ettiği komünizm Sovyet iktidarı ve elektirifikasyonla sağlanır sözüne dayanarak enerji yatırımlarına önem verildi. Sanayinin ihtiyacı için ülkenin pek çok yerinde hidroelektrik santralleri kuruldu. Endüstriyel alanda ağır sanayiyi güçlendirme hamlelerine öncelik verildi.

Tarımda kulakların (büyük toprak sahibi zengin köylüler) tasfiyesi ve tüm toprakların kolektifleştirilmesi kararı alındı. Topraklar kolhoz ve sovhoz olarak ikiye ayrıldı. Kolektif köylü tarımsal üretimin büyük kısmını devlet mülkiyetindeki kolhoz ve sovhozlar üzerinde yaparken, her çiftçiye yasalarca belirlenmiş toprak mülkiyetini özel tasarrufunda işleme hakkı verildi. Bu, devrim öncesinde toprakların büyük kısmının mülkiyetine sahip az sayıda aristokratın tasarruf hakkıyla kıyaslandığında çok daha adil kabul edildi. Sanayi hamleleri henüz yeni atılmakta olduğundan tarım için gerekli olan makina ihtiyacında da ithalat yoluna gidildi. Bu nedenle ilk etapta İngiltere'den ithal edilen traktör araçlarıyla ilkel tarımdan modern üretime geçme konusunda da önemli bir adım atıldı. Ancak özellikle Ukrayna'nın batısında toprak aristokratları kolektifleştirmeye karşı gelerek kasıtlı olarak tarımsal verimi düşürme amacıyla sabotaj faaliyetlerine giriştiler. Traktör istasyonlarını yağmalayarak, kolektif çiftlikleri yaktılar. Bu durum hükümetin sert tedbirler almasına sebep oldu. Böylece Birinci Beş Yıllık Planın hedeflerine dört yıl üç ay gibi bir sürede ulaşıldı.

1933'te başlatılan İkinci Beş Yıllık Plan döneminde SSCB'de 4500 fabrika ve enerji tesisi yapılarak hizmete açıldı. Üçüncü Beş Yıllık Planın 1938-1941 arasındaki döneminde 3000'e yakın sanayi tesisi kuruldu. Böylece II. Dünya Savaşı öncesi planlı dönemde 9000 dolayında büyük ölçekli sanayi tesisi açılmış oldu. 1940 yılı sonunda SSCB ağır sanayi üretimi 1913'tekinin 12 katına ulaştı. Sovyetler dünyanın üç büyük ekonomisinden biri oldu.

Tarım alanında Birinci Beş Yıllık Planın uygulandığı dönemde kolektif normlara uygun olarak 210.000 kolhoz oluşturuldu. II. Dünya Savaşı öncesinde tarımsal üretimin modernizasyonu için gerekli olan 6000'e yakın makine ve traktör istasyonu hizmete açılmış ve bu istasyonlarda yarım milyon traktör mevcut hale getirilmişti.

1936'da yeni anayasa kabul edildi. Bu anayasada işçi ve köylülerin sosyalist devletinde sınıfsız toplumun sağlandığı gerekçesiyle ülkenin tüm yurttaşlarına oy hakkı tanındı. Bu dönemde Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan ve Türkmenistan'ın sınırları yeniden düzenlendi ve son şeklini aldı.

1936-1938 Moskova Duruşmaları sırasında Nikolay Buharin, Lev Kamenev ve Grigoriy Zinovyev gibi partinin üst düzey pek çok ismi istihbarat servisi NKVD tarafından tasfiye edildi. Ancak bu tasfiye hareketlerinde NKVD şefi Nikolay Yejov'un Stalin'i asılsız belgeler sunarak yanılttığı ve kendi rakiplerini ortadan kaldırmaya çalıştığı fark edilince yargılamaların seyri değişti. Bu defa Stalin'in emriyle görevinden azledilen Yejov yargılanarak 1940 yılında idam edildi. Tasfiye hareketleriyle hapse atılan pek çok kişi ise serbest bırakıldı.

Stalin döneminde dış politikada ise Sovyetler Birliği'nin kapitalist devletlerle barış içinde yaşama politikasına karşın batı Avrupa ülkelerindeki işçi hareketlenmeleri dolayısıyla tedirgin olan kapitalist cephe Nazi Almanyası ile ittifak oluşturmaktan çekinmedi. 1933'te Almanya'da iktidara gelen nazizm, sosyalizmin batıda yayılmasına karşı bir kalkan vazifesi görüyordu. Almanya ve İtalya'da devrimci güçlerin imha edilmesi ABD ve Birleşik Krallık tarafından memnuniyetle karşılandı. 1938'de Fransa ve Birleşik Krallık Almanya'nın Çekoslovakya'yı işgaline izin veren Münih Anlaşması'nı imzaladı. Bu durum Çekoslovakya'nın toprak bütünlüğünü tehdit eden bir duruma karşı saldırıya geçebileceğine dair 1924'te güvence veren Sovyetler Birliği için şok etkisi yarattı. Fransa'nın da bu konuda teminat sunmasına rağmen 1938 Münih Anlaşması'nı çekinmeden imzalaması Sovyetler tarafından şiddetle eleştirildi.

II. Dünya Savaşı yılları


Stalingrad Savaşı birçok tarihçi tarafından II. Dünya Savaşı'nın belirleyici bir dönüm noktası olarak kabul edilir.
Sovyetler Birliği 1939'da Almanya ile saldırmazlık paktı imzaladı. Stalin'in Nazi tehdidine karşı ülkesinin güvenliğini temin etme amacıyla imzaladığı bu pakt Hitler'in Polonya ve Fransa üzerine saldırı başlatması için bir fırsat oldu. Nazi Almanyası ile ilişkileri bozulan Batı Avrupa devletleri ve ABD daha önce Sovyetlerin uzlaşı çabalarına karşın Hitler ile yaptıkları ittifaka rağmen bu defa Stalin'in Saldırmazlık Paktı'nı imzalamasını eleştirdiler.

1939'da Moldova, Litvanya, Letonya ve Estonya cumhuriyetleri SSCB'ye katıldı. Beyaz Rusya'ya ait olup 1920'de mecburi olarak Polonya'ya bırakılan topraklar da geri alındı ve batı sınırları da hemen hemen son şeklini aldı. Böylece Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği 15 birlik cumhuriyetinden oluşan bir devlet haline geldi.

Almanya 1939'da saldırmazlık paktı imzalamasına rağmen 22 Haziran 1941'de savaş ilanı yapmaksızın Sovyetler Birliği'ne ani bir saldırı başlattı. Rusya'nın iklim koşulları dikkate alınarak yazın başlatılan ve Barbarossa Harekatı adı verilen bu saldırıya hazırlıksız yakalanan Ruslar önceleri geri çekilmek zorunda kaldı. Sovyet generallerin Hitler'in imzaladığı pakta güvenmemesi gerektiği konusundaki uyarılarına rağmen yeterli hazırlığı yapmayan Stalin bu ani saldırı karşısında şok yaşadı. Nazilerin doğuya yönelmesi batı cephesindeki yükün hafiflemesi dolayısıyla müttefik devletler tarafından memnuniyetle karşılandı.

Almanlar Ukrayna'nın batısında Katolikler ve eski toprak aristokratı ailelerden aldıkları destekle kısa sürede Moskova ve Leningrad önlerine ulaştı. Geçtikleri her yeri ve bu arada büyük ve küçük ölçekli 32.000 sanayi kuruluşunu yağma etti. Üçüncü Beş Yıllık Plan yarım kalırken metalürji tesisleri, maden ocakları, tren istasyonları, demiryolları, sovhoz ve kolhozlar, makine ve traktör istasyonları imha edildi. Ancak Stalin doğru bir politikayla bu tesislerdeki taşınabilir olanları Ural dağlarının doğusuna taşınması emrini verdi. 1941'de Savunma Sanayi Halk Komiseri olan Dmitri Ustinov askeri sanayi tesislerinin Ural Dağları'nın doğusuna nakledilmesi görevini üstlendi. 80'den fazla askeri sanayi tesisi, 600.000 işçi, teknisyen, mühendis Leningrad'dan tahliye edildi.

Stalin 7 Kasım 1941'de Ekim Devrimi'nin 24.yıldönümünde Kızıl Meydan'da büyük bir geçit töreni düzenleyerek cepheye gidecek Kızıl Ordu askerlerine anavatan savunması konusunda kutsal mücadele çağrısı yaptı. Devrimin şehri Leningrad Naziler tarafından ablukaya alındı. Hitler'in amacı kışa kadar Moskova'yı teslim almaktı. Ancak Moskova'da güçlü bir savunma hattı oluşturan Sovyet birlikleri, Georgi Jukov'un komutasındaki direnişle Nazilerin şehre 100 km'den fazla yaklaşmasına izin vermedi. Kışın da gelmesiyle birlikte avantajlar Sovyetlerin lehine geçti. Bunun üzerine Merkezi Rusya'yı doğudan abluka altına almayı ve Hazar petrollerine ulaşmayı amaçlayan Hitler, emrindeki subayların donanım yetersizliği konusundaki uyarılarına rağmen Nazi ordularına Stalingrad'a hücum etme emri verdi. Geniş Rus steplerinin ortasında, Volga nehrinin iki yakasında kurulu şehrin yarısı Nazilerin işgali altına girdi. Şehirde partizan savaşları başladı. Cephede üstün tank kuvvetleriyle galip gelen Almanlar, partizan direnişi karşısında ise tam bir hezimete uğradı. Binlerce subayını şehirdeki partizan direnişinde kaybeden Naziler bozguna uğradı ve dağılmaya başladı. Mihver Devletleri'nin Doğu Cephesi'ndeki Nazi subayı Friedrich Paulus kumandasındaki en büyük ordusu olan 6. Ordu tamamen etkisiz hale getirildi ve Paulus teslim oldu. Bu teslimiyet savaşın kaderini değiştirdi ve Naziler geri çekilmeye başladı. Sovyet halkı ağır kayıplar verse de Kızıl Ordu 1943'te karşı harekatı başlattı. Leningrad kuşatması yarıldı. Kızıl Ordu Nazileri Sovyet topraklarından kovmayı başardıktan sonra Polonya'dan itibaren tüm Doğu Avrupa'yı Nazi işgalinden kurtardı. Polonya'daki Nazi toplama kampları kapatıldı ve esirler serbest bırakıldı. Stalin, Kızıl Ordu'ya Berlin'e ilerleme emri verdi ve Nisan 1945'te Kızıl Ordu Berlin'e girdi. Mayıs ayında da Nazi Almanyası teslim olarak barış anlaşması istedi. Böylece II. Dünya Savaşı sona erdi.

Savaş boyunca Naziler milyonlarca Sovyet savaş esirini öldürdü.

II. Dünya Savaşı sonrası


II. Dünya Savaşı
Savaşın yıkımı Sovyet halkı için ağır oldu. Sovyetler Birliği çoğunluğu Ruslar olmak üzere farklı uluslardan 27 milyon kayıp verdi. Büyük şehirler yoğun bombardıman altında kaldığından sivil kayıplar askeri kayıpları aşmıştı. Sanayi bölgelerinin tahribatı ve tarımsal üretimin düşmesiyle ekonomi de ciddi bir darbe aldı.

Savaş sırasında Nazi işgaline direnen partizan birlikleri ve sosyalist partiler, Sovyetler Birliği'nin desteğiyle Çekoslovakya, Bulgaristan, Macaristan, Yugoslavya, Arnavutluk, Demokratik Alman Cumhuriyeti, Polonya ve Romanya'da iktidara gelerek söz konusu ülkelerde sosyalist halk cumhuriyetlerini kurdular. Uzakdoğu'da da yine Sovyetlerin desteğiyle Çin ve Kuzey Kore'nin sosyalizme yönelmesi savaş öncesi kuşatılmış olan ülkenin güvenliği ve müttefik kazanması açısından önemli gelişmelerdi. Ancak ABD ve müttefiklerinin komünizmin yayılmasından endişe etmesi ve Marshall Planı'nı uygulaması uluslararası gerilimin yaşanmasına sebep oldu. Ayrıca ABD ve uydu devletlerinin 1949'da kısaca NATO denilen Kuzey Atlantik Paktı ile Sovyetler Birliği'ne karşı askeri ittifak kurması dünyada yeni bir savaş tehlikesi yarattı.

Sovyet hükûmeti savaşın sebep olduğu yıkıma rağmen Dördüncü Beş Yıllık Plan ile ülke ekonomisinin yeniden toparlanmasını sağladı. Planlı ekonomi ve teknolojik ilerlemelerin de etkisiyle 1950'lerde endüstriyel kalkınmada ve tarımsal üretimde savaş öncesinden daha iyi bir düzeye ulaşıldı. Sanayide makine üretimine öncelik verilirken tarımda kolektivizasyon tamamlandı ve bakir toprakların da tarıma açılmasıyla üretim yeniden arttı.

Ekim 1952'de Rusya Komünist Partisi (Bolşevik) Sovyetler Birliği Komünist Partisi adını aldı.

Stalin’in son dönemlerinde Politbüro’da iktidar hesapları yapılmaya başlandı. Stalin, devletin istikrarı açısından etrafındakilere yeterince itimat etmiyordu. Özellikle KGB şefi Lavrenti Beria’nın partide savaş sonrasında yaptığı tasfiye hareketleri ciddi tedirginlik yaratıyordu. Ancak bazı politik analistlere göre Stalin gayri-resmi de olsa halefini seçmişti. 1946 yılında SBKP Merkez Komitesi Dış Politika Bölümü Başkanı olan, 1947'de ise Propaganda Bölümü Başkanlığı'na atanan Mihail Suslov iktidar hırsı yapmayan bir kişi olarak Stalin'in dikkatini çekmişti. Rus siyasi analist Jores Medvedev'e göre Stalin en çok, partinin ideoloji ve propaganda sorumlusu kabul edilen Suslov'a güveniyordu ve hatta ölümünden sonra onu genel sekreterliğe varis tayin etmişti. Ancak Suslov’un iktidar konusunda çaba göstermemesi partide diğer adaylara fırsat veriyordu.

Stalin 5 Mart 1953'te öldü. Stalin'in tarihsel rolü dikkate alınarak bedeni mumyalandı ve naaşı Lenin Mozolesi'ne konuldu. Sovyet halkında şok etkisi yaratan Stalin'in ani ölümüyle birlikte politbüroda iktidar mücadelesi başladı.

Kruşçev dönemi


Nikita Kruşçev (17 Nisan 1894 - 11 Eylül 1971
1953'te Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreterliği'ne Nikita Kruşçev, hükûmet başkanlığına Georgi Malenkov, Yüksek Sovyet Prezidyumu Başkanlığına ise Kliment Voroşilov getirildi. Troyka iktidarı ile yönetimde parti sekreteri, hükûmet başkanı ve Yüksek Sovyet Prezidyumu başkanı bulunuyordu.

Stalin'in ölümüyle iktidarı almaya çalışan ve Sovyet istihbarat servisi NKVD'in başkanı olarak Stalin dönemi tasfiyelerinin asıl sorumlusu kabul edilen Lavrenti Beria Aralık 1953'te idam edildi.

1956'da partide Kruşçev'e karşı muhalefet hareketi oluştuysa da Merkez Komite Başkanı Suslov'un desteğini alan parti sekreteri konumunu koruduğu gibi yetkilerini de genişletti. Sovyet siyasetçi ve dönemin Politbüro üyesi Mikoyan'ın daha sonra yapacağı açıklamaya göre Kruşçev güçlü bir muhalefete karşın Mihail Suslov sayesinde iktidarda kalmıştı.

Kruşçev 1956'da Komünist Parti 20. Kongresi'nin gizli oturumunda Stalin'e yönelik ağır eleştirilerde bulundu. Stalin dönemi tasfiyelerinin partiye büyük zarar verdiğini ve Stalin kültünün yıkılması gerektiğini ifade etti.. Ancak Stalin'in tarihsel rolü ve Sovyetler Birliği'nin kalkınmasındaki liderlik vasfı hiçbir zaman tartışma konusu edilmedi.

Siyasi tutuklular serbest bırakıldı. Kongreden sonra toplumda Stalin'e yönelik sevgiden dolayı halkın tepkisini çekmemek ve toplumsal infial yaratmamak için Stalin heykelleri sessizce ve yavaş yavaş kaldırıldı. 1961 yılında Stalin'in tahnit edilmiş naaşı Lenin Mozolesi'nden çıkarılarak Kremlin Duvarı Mezarlığı'na defnedildi.

Kruşçev dış politikada kapitalist devletler ile uzlaşmaya çalışsa da ABD hegemonyasına karşı savunma tedbirleri almaktan da çekinmedi. NATO ittifakına karşı 1955'te sosyalist devletlerle birlikte Varşova Paktı'nı kurdu. Kruşçev'in uluslararası arenada izlediği politika bazı müttefik devletlerle gerilim yaşanmasına sebep oldu. SSCB'nin ABD ile yakınlaşma politikası Çin ile ilişkilerin bozulmasına sebep oldu. Mançurya'daki sınır problemini henüz halledememiş olan ancak müttefik oldukları için bu konuyu sorun haline getirmemeye çalışan iki devlet Kruşçev'in Washington ziyaretleri ve batı ile iş birliği çabaları sebebiyle siyasi bir gerilim yaşadı. Çin Sovyetler Birliği Komünist Partisi'ni Marksizm-Leninizm'e ihanet etmekle suçlarken, Kruşçev buna Lenin'in batı ile dost olma politikasıyla cevap verdi.

SSCB ekonomide, bilim ve teknolojide sağladığı büyük başarılarla dünyada iki süper güçten biri haline geldi. 1957'de Sputnik adı verilen ilk uydu uzaya gönderilerek dünyanın yörüngesine yerleştirildi. 1961'de Yuri Gagarin uzaya giden ilk insan olarak tarihe adını yazdırdı. Sovyetler Birliği başarılarıyla ABD'den bir adım önde olduğunu gösterdi.

SSCB'nin dahili başarılarının yanında dışarıda da komünizm hızla yayılmaktaydı. 1959'da Küba'da Fidel Castro'nun önderliğindeki devrimin başarılı olması ve bu ülkede sosyalizmin ilan edilmesi ideolojinin ABD kapılarına dayandığını gösteriyordu. Castro'nun sık sık yapacağı Moskova ziyaretleri ve devrim dalgasının tüm Latin Amerika'da yayılmaya başlaması NATO üyesi devletleri işçi hareketlenmelerine karşı yeni tedbirler almaya yöneltti. ABD ve müttefikleri ile ilişkilerin geliştirilmesi çabalarına karşın, sömürge altındaki ülkelerdeki devrim hareketlerinden endişelenen ABD, SSCB'ye karşı uydu devletlerde füze konuşlandıracak, bunlar da yeni bir savaş tehlikesi yaratacaktı.

Kruşçev döneminde SSCB'de bilimsel-teknik ve ekonomik ilerlemelere karşın bazı siyasi sorunlar yaşanacaktı. Parti sekreteri, Voroşilov ve Molotov gibi Stalin döneminin etkili isimlerini tasfiye ederken rejim için tehlikeli olabilecek atamalar yapıyordu. Politbüro'nun onayını almayan icraatlar ve anti-komünist saldırganlığa verilen tavizler dikkati çekerken, tarımsal alanda da problemler ortaya çıkmaktaydı. İşlenen topraklar ve tarımsal üretim artıyordu ama hasılat hızla artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılayamıyordu. Bu nedenle buğday başta olmak üzere bazı tarım ürünlerinin ithalatı artmaktaydı. Tüm bu sorunlar partide Kruşçev'e karşı muhalefet hareketlerinin oluşmasına sebep oldu. Moskova hizbi olarak adlandırılan bu muhalefet hareketinde liderliği üstlenen Politbüro başkanı ve ideolojik yetkili Mihail Suslov, yetkilerini kötüye kullandığı, Stalin'e yönelik eleştirilerinin kişisel bir düşmanlık haline geldiği, Anti-Stalinizasyon kampanyasının yıkıcı bir etki yarattığı savıyla Kruşçev'in genel sekreterlik görevinden alınması çağrısında bulundu. Partide güçlü bir nüfuzu olan Suslov'un bu çağrısı üzerine Yüksek Sovyet, Ekim 1964'te Kruşçev'i azletti.

Brejnev dönemi


Leonid İlyiç Brejnev (19 Aralık 1906 - 10 Kasım 1982)
14 Ekim 1964’te Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreterliğine Leonid Brejnev, Hükûmet Başkanlığına Aleksey Kosigin, Yüksek Sovyet Prezidyumu Başkanlığına ise Mikoyan getirildi. Mikoyan, Prezidyum Başkanlığı'nı daha sonra Nikolay Podgorni'ye, o da genel sekreterin siyasi etkisini arttırmasıyla ve anayasal değişikliğe gidilmesiyle 1977 yılında bu makamı Leonid Brejnev'e bıraktı.

Leonid Brejnev'in etkisi ile 1965-1970 yılları arasındaki yeni ekonomik planda kabul edilen reformlar olumlu sonuçlar alınmasını sağladı. Dünyadaki petrol fiyatlarının yükselmesinin de etkisiyle VIII. Beş Yıllık Plan'ın sonuçları yıkılışa kadarki ekonomik planlar içerisinde en verimlisi oldu. Bu dönemde Sovyetler Birliği ekonomik açıdan iki süper güçten biri haline geldi. 1966'da işletmecilerin yetkisini genişleten reform önerisi kabul edildi. Verimliliği arttırmak için işletmelerin karlılık esası üzerinden değerlendirilmesi kararlaştırıldı.

Sosyo-ekonomik alanda da önemli gelişmeler söz konusuydu. Kentsel nüfus artmış, kültür seviyesi yükselmiş ve okuma-yazma oranı %100'e ulaşmıştı. Dünya Bankası verilerine göre 1970 yılında SSCB'de finansman kaynakları itibarıyla eğitim harcamalarının GSYİH’ya oranı % 7'ydi.. Halen G 7 ülkelerinden dahi bazılarında bu oran % 5-6 civarındadır.. Bilim ve teknoloji alanındaki ilerlemeler Nobel ödüllerinin sıralanarak adeta övünç kaynağı olmasını sağladı.

Vietnam'ın ve bazı Afrika ülkelerinin sömürgeciliğe karşı bağımsızlık mücadelelerinde Sovyetler Birliği'nden yardım almaları ve komünizmi tercih etmeleri SSCB ile ABD'yi pek çok kez karşı karşıya getirdi. 1963 yılında Vietnam Ulusal Kurtuluş Cephesi (Vietkong)'nin Fransız sömürgeciliğine karşı başlattığı bağımsızlık hareketi ABD'nin ülkeyi işgal etmesine sebep oldu. Sömürgecilerle iş birliği yapan güneylilere karşı ülkenin kuzeyindeki Vietkong gerillaları Sovyetler Birliği ve diğer sosyalist ülkelerin maddi yardımlarıyla desteklendi. Kuzey Vietnam'ın 1975'te mutlak zafer kazanması ABD'nin tek kutuplu dünya arzusuna ket vururken, SSCB'nin uluslararası prestijini arttırdı. Buna rağmen Brejnev'in Lenin'in barış politikasını devam ettirme konusundaki ısrarcı politikası sayesinde ABD ile silahsızlanma antlaşmaları imzalandı. Ancak bu anlaşmalar Küba ile ilişkilerin bozulmasına sebep oldu. ABD'nin hegemonyacı siyasetine ve ülkesini işgal etme tehdidine karşı Sovyetler Birliği'nden yeni ve güçlü bir savunma hattı isteyen Küba lideri Castro'nun talebi Brejnev tarafından maddi sebeplerden dolayı reddedildi. Bundan sonra Sovyetler Birliği ile Küba arasındaki ilişkiler ticari alışverişten öteye gidemedi. Fidel Castro da Sovyetler Birliği Komünist Partisi'ni Marksizm-Leninizm'e ihanetle suçladı.

Paris'te başlayan ve önce Avrupa'ya daha sonra tüm dünyaya yayılan 1968 Mayıs hareketi ise Marksizm-Leninizm'in uluslararası siyasi arenada güçlenmesini sağladı. Fransa'da De Gaulle yönetiminin ekonomik politikasını ve işsizliği protesto amacıyla öğrencilerin başlattığı gösteriler işçilerin katılımıyla arttı. Protestolar pek çok ülkede yayıldı ve uluslararası düzeyde Vietnam Savaşı, ABD, faşizm ve sömürgecilik karşıtı isyanlar halini aldı.

1968'de Çekoslovakya'daki Prag isyanı ise Moskova'nın güdümüne karşı çıkan Çek Sosyalistlerinin bir direniş hareketi olarak başladı. Çekoslovakya Komünist Partisi'nin lideri olan Alexander Dubček ülkesinde reform hareketlerine girişerek Moskova'dan bağımsız bir sosyalist politika uygulayınca Varşova Paktı ülkeleri Prag'a askeri müdahalede bulundu. Her şeye rağmen Çekoslovak halkının Moskova yönetimini eleştiren ancak Marksizm-Leninizm'e sahip çıkan pankartlarla bu müdahaleyi protesto etmesi insancıl sosyalizme olan inançlarının bir kanıtı olarak dikkat çekti.

1970'li yıllara gelindiğinde Sovyetler Birliği artık gücünün doruklarındaydı. Uzay Çağı'nı başlatan ve ABD ile uzay yarışına giren SSCB, Doğu Avrupa'daki sosyalist ülkelerle kurduğu ticari iş birliği örgütü COMECON ile de Avrupa Ekonomik Topluluğu karşısındaki rekabetçi gücünü gösteriyordu. 1971-1975 arası dönemi kapsayan IX. Beş Yıllık Plan döneminde ise sanayi üretiminde % 43 artış sağlanırken, enerji ve yakıt üretimine özel bir ağırlık verildi. Bu dönemde SSCB kömür, demir cevheri, çelik, petrol, çimento, yapay gübre üretimi gibi alanlarda dünyanın en büyük üreticisi ve ihracatçısı durumuna geldi.. Dönem boyunca ulusal gelir artışı % 28'i buldu.

Devletin temel görevi halkın gelir seviyesini yükseltmekti. Bu ekonomik politikayla işçi ve memurların ortalama aylık ücreti 1970-1985 arasında % 50'den fazla arttı. Aynı dönem içinde toplam perakende fiyat endeksi ise sadece % 8 artış gösterdi. Söz konusu fiyat artışı altın, pırlanta ve kürk gibi bazı lüks eşyalara yapıldı. Sovyetler Birliği'nde halkın lükse olan ilgisini azaltma çabası ilk dönemlerden itibaren geçerli bir politikaydı. Ancak halkın temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi adına gıda maddeleri ve tüm temel tüketim mallarının fiyatları aynı kaldı. Bu da Sovyet halkının alım gücünün hızla yükselmesini sağladı. Yine 1970-1985 yılları arasında toplumsal tüketim fonları iki kattan fazla büyüdü. Bu fonlar sayesinde halka parasız ilk, orta ve yüksek öğretim, herkes için parasız sağlık hizmeti, ev kirasıyla belediye hizmetleri ve kent içi toplu taşıma ücretlerinin üçte ikisinden fazlası, emekli maaşları, burs, yardım parası, kreş ve ana okulu harcamalarının tümü ve birçok başka ödemeler sağlandı. Böylece halkın gerçek geliri % 40 oranında daha artmış oldu.

Kültür ve sanat alanındaki gelişmeler de dikkat çekiciydi. Halkın sanatsal etkinliklere ilgisini arttırmak adına sinema, tiyatro, bale, konser gibi etkinlikler oldukça düşük ücretle toplumun hizmetine sunuldu. Lenin'in "sinema sanatlar içerisinde en önemlisidir" sözü Sovyet sinemacılığına önemli bir ivme kazandırdı. Sosyalist ülkelerde ilgiyle izlenen Sovyet filmleri kapitalist ülkelerde ise ideolojik etkenlerden dolayı yayınlanmadı.

Okur-yazar oranının en yüksek seviyeye ulaşması diğer devletlerle adeta yarış yaparcasına toplumun kültür düzeyini arttırmaya çalışan devletin uluslararası alanda prestijini arttıracak önemli gelişmeleri de beraberinde getirdi. 1925 yılında yayınlanmaya başlayan Komsomolskaya Pravda gazetesi 1970'li yıllarda 17 milyona ulaşan günlük tirajı ile tüm dünyada en çok satan gazete unvanını kazandı. Önceleri Komsomol örgütüne bağlı gençlik gazetesi olarak çıkan ancak zamanla toplumun her kesiminden vatandaşların okuduğu bu gazete mevcut tirajıyla devletin Sovyet toplumunu batıdaki toplumsal yozlaşmalarla kıyaslaması için bir nevi gurur kaynağıydı. Çocuklar için yayınlanan Pionerskaya Pravda, Komünist Parti'nin resmi yayın organı Pravda, emekçi gazetesi Trud vb. toplumun her kesimi için yayınlanan gazetelerin olması halkın kültür seviyesini yükseltmek adına verilen bir mücadelenin kanıtıydı.

1976 yılındaki SBKP XXV. Kongresi'nde gelişmiş sosyalist topluma denk düşecek yeni bir anayasa hazırlanması kararı alındı. Büyük Ekim Sosyalist Devrimi'nin 60.yıldönümüne yetiştirilecek şekilde yapılan çalışmalarla 1977 yılında SSCB'nin yeni anayasası kabul edildi. Bu anayasada devlet çok uluslu sosyalist federasyon olarak tanımlandı. Ülkede burjuvazi ve sömürücü sınıflar kalmadığı için anayasadaki işçi ve köylülerin sosyalist devleti ifadesi kaldırılarak tüm halkın sosyalist devleti ifadesi getirildi. Sadece sanayi ve tarım sektöründe çalışanlar değil hizmet sektörü de dahil tüm ekonomik faaliyetlerde görev alanlar ve dolayısıyla tüm halk emekçi sınıfı olarak kabul edildi.

Sovyetler Birliği Marşı'nın sözleri yeniden düzenlendi ve Stalin'e yönelik atıflar kaldırıldı. Brejnev Ekim Devrimi'nin 60.yıldönümünde yaptığı konuşmada Avrupa'daki bazı Komünist Partilerin Marksizm'i terk ederek Eurokomünizm fraksiyonuna yönelmelerine cevap olarak Komünist Parti'nin Marksizm-Leninizm'e olan bağlılığını ve Lenin'in ilkelerinden ödün verilmeyeceğini açıkladı. Avrupa'daki durumun aksine Güneydoğu Asya ve Afrika'daki Komünist Partiler ise Sovyetler Birliği ile ilişkilerini geliştirme yönünde bir politika izlediler.

Brejnev döneminde dış politikada Sovyetler Birliği'nin etkisi giderek artmaktaydı. 1978'de Afganistan'da sosyalistler iktidara geldi ve Afganistan Demokratik Cumhuriyeti kuruldu. Ancak 1979'da ABD destekli örgütler yeni Afgan hükümetini devirebilmek için saldırıya geçti. ABD tarafından silahlandırılan Taliban vb. örgütler ülkede iç savaş başlattı. İktidarı tehlikeye düşen sosyalist Babrak Karmal Sovyetler Birliği'nden yardım istedi. Bu gelişmeler üzerine Kızıl Ordu Afganistan'a girdi. Ancak Afganistan'a asker sevkiyatı, bu müdahalenin maddi külfetinden dolayı ülkede ciddi bir muhalefet hareketinin oluşmasına sebep oldu. Fakat kısa süre önce Prezidyum Başkanlığı'nı da alarak gücünü pekiştiren Brejnev, Politbüro başkanı Mihail Suslov'un ve Savunma Bakanı Dimitri Ustinov'un da müdahaleyi desteklemesiyle muhalif hareketleri kolayca bertaraf etmeyi başardı.

Brejnev döneminde Fransa ve Almanya Federal Cumhuriyeti başta olmak üzere pek çok Avrupa ülkesiyle ekonomik, kültürel ve toplumsal antlaşmalar yapıldı. Sibirya'daki doğalgazın Batı Avrupa ülkelerine taşınması için büyük bir boru hattı projesi başlatıldı. ABD'nin ambargo ve ticari kısıtlama çabalarına karşın Brejnev Batı Avrupa devletleriyle ticari alışverişi geliştirme yönünde çaba sarf etti.

1981'deki SBKP XXVI. Kongresi'nde Brejnev uluslararası alanda barışın sağlanmasının en önemli sorun olduğunu belirtti. 1982'de de Dışişleri Bakanı Andrey Gromiko, SSCB'nin herhangi bir savaş durumunda nükleer silahı kullanan ilk ülke olmayacağı, ancak ülkesine bu silahla saldırılması durumunda kendilerinin de kullanacağı ve topraklarında nükleer silah bulundurmayan ülkelere karşı bu tarz silah kullanılmayacağı taahhüdünde bulundu.

Brejnev iktidarı genel olarak ülkede bir istikrar dönemi olarak sürdü. Ekonomik kalkınma, halkın refah seviyesinin yükselmesi toplumsal barış ortamının korunmasında belirleyici oldu. Ancak 1980'li yılların başlarında Politbüro'nun önemli isimlerinin birer birer hayatını kaybetmesi SSCB siyasetinde belirgin değişikliklere yol açtı. Hastalığı nedeniyle görevinden istifa eden Başbakan Aleksey Kosigin Aralık 1980'de öldü. Ocak 1982'de de Politbüro'nun kıdemli üyesi ve en önemlisi Stalin sonrası siyasetinin belirleyici ismi Mihail Suslov'un ani ölümü partide radikal değişiklik talep edenler için bir fırsat oldu. Nihayet yaşlı lider Brejnev'in de 10 Kasım 1982'de ölmesi SSCB'de sık sık liderlerin değiştiği bir dönemin başlamasına sebep oldu. Brejnev'in yerine SBKP Genel Sekreterliğine KGB şefi Yuri Andropov getirildi. Andropov genel olarak Brejnev'in istikrar sürecini devam ettirmeye yönelik bir politika izledi. SSCB'de toplumsal refahın korunmasında etkili olan bu politika batılı kapitalistler tarafından muhafazakarlık olarak değerlendirildi. Andropov 1984 Şubat'ında ölünce yerine Konstantin Çernenko getirildi. Ancak Çernenko da 1985 Mart'ında ölünce SBKP Genel Sekreterliğine daha genç biri olarak Mihail Gorbaçov getirildi.

Sovyetler Birliği'nin dağılması


Sovyetler Birliği'nin son lideri Mihail Gorbaçov
Gorbaçov iktidara geldikten sonra Sovyetler Birliği'nde pek çok değişiklik yapma konusunda adımlar attı ancak bu adımlar SSCB'yi altı yıl içinde parçalanmaya götürecek olaylara zemin hazırladı.

Yeni sekreter ilk olarak Politbüro'da revizyona giderek Brejnev dönemi üyelerinin çoğunu tasfiye etti. Eylül 1985'te Nikolay Rıjkov'u hükûmet başkanlığına getirerek reformlarının desteklenmesi ve uygulanmasında önemli bir aşama olan kabine değişikliğini gerçekleştirdi.

Şubat 1986'da toplanan SBKP XXVII. Kongresi'nde siyasal alanda glastnost (açıklık) ile sosyal ve ekonomik alanda perestroyka (yeniden yapılanma) ilkeleri kabul edildi. Ancak açıklık politikası ile birlikte cumhuriyetlere sızan batılı sivil toplum kuruluşları ile basın ve medyanın Rus olmayan uluslar üzerinde yaptığı ayrılıkçı propagandalar milliyetçi taleplerin ortaya çıkmasına sebep oldu.

Yeniden yapılanma ise ekonomide aşırı merkeziyetçilikten adem-i merkeziyetçiliğe geçilmesini, devlet tekeli ve kısmi özel girişimcilikten piyasa ekonomisine geçişi amaçlıyordu. Ancak bu konuda da hızlı ve hatalı dönüşümler ekonominin her alanında hızlı bir gerileme yaşanmasına sebep oldu. Sanayide, madencilikte ve tarımsal alanda üretim düştü. Halkın gelir seviyesi ve alım gücü hızla azaldı.

Gorbaçov 1987'de Büyük Ekim Sosyalist Devrimi'nin 70.yıldönümü kutlamalarında yaptığı konuşmada Stalin ve Trostki'ye yönelik ağır suçlamalarda bulundu. Partide yaşanan tasfiyelerden dolayı Stalin'i ve uzlaşmaz tavırlarından dolayı da Trotski'yi eleştirdi. Stalin'in ülkenin ekonomik kalkınmasındaki rolünü kabul etse de tasfiye hareketlerinin partiye büyük zarar verdiğini ifade etti ve ülkenin yaşadığı mevcut sorunların temelinde Stalin'in hatalarının olduğunu belirtti.

Kasım 1989'da Doğu ve Batı Berlin arasındaki geçişler serbest bırakıldı. 1990 yılında da her iki Alman devleti Demokratik Alman Cumhuriyeti ve Federal Alman Cumhuriyeti resmi olarak birleşti. 1989 yılında Doğu Avrupa'daki sosyalist halk cumhuriyetlerinde batılı devletlerin başlattığı anti-komünist propagandaya müdahale edilmemesi ve bunun sonucunda sosyalist iktidarların birer birer düşmesi bu ülkelerle siyasi ve ticari birlik örgütleri kuran SSCB'yi ekonomik olarak daha da sarstı. SSCB'de daha önce olmayan enflasyon serbest piyasa ekonomisine geçişle birlikte ortaya çıktı ve kısa sürede önemli bir sorun haline geldi. 1990 yılında fiyatların serbest bırakılması ve temel gıda ürünlerinin fiyatlarının hızla yükselmesi halkın temel ihtiyaçlarını bile karşılamasını zorlaştırdı.

Yanlış politikalar sonucu gelen ekonomik çöküş milliyetçi taleplerin daha da artmasına sebep oldu. İlk isyan ABD merkezli sivil toplum kuruluşlarının faaliyet gösterdiği ve halkı tahrik ettiği Baltık ülkelerinde oldu. Mart 1990'da Baltık ülkesi Litvanya'nın ayrılığını ilan etmesi Kremlin'in müdahalesine sebep oldu. Ancak gelişmeler yeni reformların yapılmasını gerekli kıldı.

1990 yılında yapılan reformla yönetici konumunda olan genel sekreterlik makamı kaldırılarak başkanlık sistemine geçildi ve Yüksek Sovyet meclisinde yapılan oylamada Mihail Gorbaçov, SSCB Devlet Başkanı seçildi. Ekonominin çöktüğünü fark eden Nikolay Rıjkov ise 14 Ocak 1991'de hükûmet başkanlığından istifa etti. İlerleyen dönemde Komünist Parti'nin yönetici rolü kaldırılarak çok partili sisteme geçildi. Haziran 1991'de rejim muhalifi Boris Yeltsin Rusya Federatif Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti devlet başkanı seçildi.

Birliğin dağılma tehlikesi üzerine SSCB Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov Aralık 1990'da Sovyet cumhuriyetlerine yenilenmiş birlik anlaşması yapma çağrısında bulundu. Gorbaçov'un yaptığı bu çağrıya Beyaz Rusya, Ukrayna, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan Türkmenistan ve Azerbaycan olumlu yanıt verdi. 17 Mart 1991’de bu ülkelerde yapılan referandumlarda (Sovyetler Birliği Referandumu 1991) halkın % 77'si birlik lehine oy kullandı. Türki cumhuriyetlerde bu oran % 95'in üzerindeydi. Türkmenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nde halkın % 98.26'sı, Kırgızistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nde ise % 95.98'i Sovyetler Birliği’nin korunması yönünde evet oyu verdi. Referandumdan çıkan sonuca göre 20 Ağustos 1991'de birlik anlaşmasının imzalanmasına karar verildi.

Ancak 19 Ağustos 1991'de KGB Başkanı Vladimir Kryuçkov öncülüğünde ordunun askeri müdahale girişimi gelişmeleri farklı bir noktaya getirdi. Ordu kısa sürede geri adım atmasına rağmen bu girişim diğer cumhuriyetlerde tedirginlik yarattı ve ayrılığa yönelmelerine sebep oldu. Askeri müdahale girişimi Mart 1991'de yapılan referanduma göre 20 Ağustos 1991'de yapılması planlanan yenilenmiş birlik anlaşmasının da iptal edilmesine sebep oldu. Askeri müdahale üyelerinden biri intihar etti, diğerleri ise tutuklandı. KGB Başkanı Vladimir Kryuçkov da görevinden azledilerek hapse atıldı. Askeri müdahaleden sorumlu tutulan Komünist Parti'nin faaliyetleri yasaklandı. Partinin tüm gelirlerine el konuldu. Askeri müdahale girişiminin ardından Rusya FSSC devlet başkanı Boris Yeltsin'in popülaritesi arttı. Gorbaçov'un siyasi yetkilerini alarak devlet başkanını etkisiz bırakan Yeltsin birlik cumhuriyetlerindeki ayrılıkçı propagandaları serbest bıraktı. Ekonomik liberalleşmeyi destekleyen ancak birliğin dağıtılmasına karşı çıkan Rusya FSSC hükûmet başkanı İvan Silayev'i de Eylül ayında görevden aldı. Rusya FSSC'nin mevcut durumunun ittifakı korumakta yetersiz kaldığını fark eden referandum destekçisi ve birlik yanlısı 8 Sovyet cumhuriyeti de Eylül 1991'den itibaren birer birer ayrılıklarını ilan etti. Boris Yeltsin basına yaptığı açıklamada yeni yıldan önce SSCB'yi dağıtacağını belirtti. 6 Kasım'da KGB Başkanı Vadim Bakatin'e verdiği emirle istihbarat servisini de lağv etti.

8 Aralık 1991'de Rusya Federatif Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti devlet başkanı Boris Yeltsin, Ukrayna devlet başkanı Leonid Kravçuk ve Beyaz Rusya temsilcileri Minsk'te bir araya gelerek Sovyetler Birliği'ni dağıtan anlaşmayı imzaladılar. Ancak 12 Aralık 1991'de Yüksek Sovyet meclisinde yapılan oylamada anlaşmanın onaylanması reddedildi. Sovyet anayasasına göre birliğin dağıtılması ancak Yüksek Sovyet'in yetkisindeydi. Buna rağmen Yeltsin'in baskısı üzerine Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov 25 Aralık 1991'de görevinden istifa ettiğini açıkladı. Aynı gün gece yarısı Kremlin'de dalgalanan Kızıl Bayrak indirilerek yerine Rus bayrağı çekildi. Böylece Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği 25 Aralık 1991'de resmen dağıldı.



Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri


Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri

  • Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti
  • Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti
  • Beyaz Rusya Sosyalist Cumhuriyeti
  • Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti
  • Estonya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti
  • Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti
  • Kazakistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti
  • Kırgızistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti
  • Letonya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti
  • Litvanya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti
  • Moldova Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti
  • Özbekistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti
  • Tacikistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti
  • Türkmenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti
  • Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti
 
Tüm sayfalar yüklendi.
Üst