Marko Paşa (Marko Apostolidis) 1824 yılında Sira Adası'nda (bugün Yunanistan’da Siros) doğdu. Rum asıllı Osmanlı hekimidir.Galatasaraylı Marko Paşa ilk ve orta öğrenimini Yunanistan'ın meyve bahçeleri ve bağlarıyla ünlü Siros Adası'nda yaptı. Sonra, ailesi ile birlikte gittiği İstanbul'da Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane'yi (Askeri Tıbbiye) bitirdi. Mezun olduğu yıl, cerrahi kliniği şefliğine atandı. Kısa sürede iyi bir hekim olarak ün kazandı ve mirlivalığa (Osmanlılar'da sancak beylerine verilen paşalık rütbesi) yükseltilen ilk hekim oldu. 1861'de Sultan Abdülaziz'in hekimbaşılığına getirildi. 1871'de Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane Nazırlığı'na atandı. 1878'de, II. Abdülhamit döneminde Meclis-i Ayan (Senato) üyeliği'ne getirildi. Kırımlı Aziz Bey'le birlikte Hilâl-i Ahmer Cemiyeti'nin (Türkiye Kızılay Derneği) kurulmasında katkıda bulundu. 3 Kasım 1888'de İstanbul'da öldü.

Marko Paşa çok sabırlı bir hekimdi. Hastalarını uzun uzun sabırla dinler, dertlerine tıbbi yönden yardımcı olmakla birlikte, onlara manevi huzur ve rahatlık vermeye de özen gösterirdi.

Marko Paşa Türkiye tarihinin ilk “Ombudsman"i* sayılabilir. Çünkü 19. Yüzyıl sonlarında dönemin parlamentosu sayılan Ayan Meclisi’nde halkın şikayetlerini dinleme ve üst makamlara iletme ile ünlü olmuş bir kişidir. “Git derdini Marko Paşa’ya anlat" deyimi onun bu faaliyeti nedeniyle ünlenmiştir. Ayrıca Kızılay’ın atası sayılan sosyal yardım kuruluşu Hilal-i Ahmer’in de ilk kurucularındandır.

Ancak halkın şikayetlerinin çoğunun ağır ve hantal bürokrasi yüzünden sonuçsuz kalması, Marko Paşa’nın imajını da “dert dinler, ama derde deva olmaz" şekline büründürmüştür. Marko Paşa ayrıca dert dinlerken, konuları kaydırması, lafı yuvarlayıp başka yönlere çevirmesi ile de ünlüydü.

1851’de mezun olur olmaz okulun seririyat-ı hariciye (cerrahi kliniği) muallim muavini oldu. Cerrah olarak büyük ün kazandı ve Osmanlı tarihinde mirliva (tuğgeneral) rütbesi alan ilk hekim oldu.

Abdülaziz 1861’de tahta geçince Marko Paşa’yı hekimbaşı yaptı. 1871’de Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane nazırlığına getirildi. Bu görevdeyken Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nin kurulması çabalarında önemli rol oynadı. 1877’de I. Meşrutiyet’in ilanından sonra Meclis-i Ayan üyesi oldu. Mekteb-i Tıbbiye nazırı iken öldü. Mezarı Kuzguncuk’tadır.

Marko Paşa hekimliği kadar sosyal faaliyetleriyle de tanınmış bir kişiydi. Herkesin her türlü derdini dinlemesi, yardımına koşmasıyla bir dönem İstanbul’un “dert babası" olmuştu.

Ayan Meclisi’nde görevli iken halkın şikayetlerini o dinlerdi. Bu kimliği ona “derdini Marko Paşa’ya anlat" deyiminin yerleşmesine yolaçacak denli yaygın bir ün kazandırmıştır. Kendisine iş için başvuran öğrencilerinin ve hekimlerin dertlerini sabırla dinler veya dinler görünür, bir sonuca bağlamaksızın lafı değiştirirdi.

*Ombudsman: Şikayetleri ve bir takım teşebbüsleri ele alıp değerlendiren ve bunlara her iki taraf için de tatmin edici çözümler bulan kişidir.