Sunay Akın Çanakkale zaferini farklı bir şekilde ele alıyor. 1915’de Çanakkale’de yaşananları görmeleri ve izlenimlerini aktarmaları istenen bir grup sanatçı ekibi yola koyulur fakat davet edilenlerden bir kişi Sirkeci’den kalkan trene gelemez. O isim Tevfik Fikret’tir. Hastalığı nedeni ile buna gücü yetmeyen ve hayatının son anlarını da bu davete katılamamanın hüznü ile geçiren Tevfik Fikret eğer katılsaydı belki de Çanakkale’de yaşanan çok daha farklı bir şekilde okuyor olacaktık.

Sunay Akın da Çanakkale’nin kıyılarını dolaşarak Çanakkale’de yaşananların izini sürdü. Farklı öyküler dinledi farklı hikayeleri işitti. Hepsini Geyikli Park isimli kitabında topladı. Çanakkale Zaferini analtılanların dışında anlatabilmek için.
Kitabın Arka Kapak Bilgisi

Falih Rıfkı Atayın Ateş ve Güneş adlı kitabında, bir subayın kendisine yönelttiği şu eleştiriyle Çanakkale direnişine hak ettiği değeri vermeyişimizin çok eskilere dayandığını görebiliriz:
"Siz gençler ne tembelsiniz? Hiçbir şey yazmıyorsunuz. Çanakkaleye bir torpido şair ve ressam gitti. Daha bir kitap bile görmedik."

Oysa Çanakkaleyi ziyaret ederek, izlenimlerini aktarmaları istenen sanatçı heyeti, 11 Temmuz 1915te Sirkeciden trenle yola koyulur. Davete, aralarında İbrahim Çallı, Enis Behiç, Hamdullah Suphi, Ömer Seyfettin, İbrahim Alaattin, Nazmi Ziya ve Mehmet Eminin de olduğu on yedi kişi katılır. "Heyet-i Edebiye" olarak anılan grup, bir İngiliz zırhlısı tarafından tahrip edilen Namık Kemalin Bolayırdaki mezarını da ziyaret etmeyi unutmaz.

Davete katılamayanlar arasında öyle güçlü bir kalem vardır ki, eğer heyette o olsaydı Çanakkale Savaşı hakkında elimizde harika bir eser olabilirdi. Ancak gidemez, çok önemli bir mazereti vardır, ölüm döşeğindedir. Tevfik Fikret, başucunda duran Çanakkaledeki savaş alanlarına ziyareti içeren davetiyeye bakarak verir son nefesini...

Ve Sunay Akın, Çanakkaleden bindiği gemisiyle, dünyanın gizli kalmış pek çok kıyısına uğrayarak sürdürür yolculuğunu. Hiç anlatılmamış öyküler fısıldar kulağımıza, Geyikli Park subaya geç kalmış bir özürdür adeta.