“ Zariyat Suresi Kur'an'ın 51. suresidir. 60 ayet, 360 kelime ve 1510 harften oluşur. Sure, ismini ilk ayette geçen ve rüzgarlar anlamına gelen zariyat kelimesinden alır.

Zariyat Suresi'nde Allah’a inananların durumundan, İbrahim ve Musa Peygamberler'den, Ad ve Semud kavimlerinden, Nuh Peygamber'in kavminden ve zalimlerden bahsedilir.
,,


ZÂRİYÂT Suresi (Sure No: 51)




Bismillâhirrahmânirrahîm

  • 51/ZÂRİYÂT-1: Vez zâriyâti zerven.

    1,2,3,4,5,6. Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.


  • 51/ZÂRİYÂT-2: Fel hâmilâti vıkren.

    1,2,3,4,5,6. Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.


  • 51/ZÂRİYÂT-3: Fel câriyâti yusren.

    1,2,3,4,5,6. Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.


  • 51/ZÂRİYÂT-4: Fel mukassimâti, emren.

    1,2,3,4,5,6. Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.


  • 51/ZÂRİYÂT-5: İnnemâ tûadûne le sâdikûn.

    1,2,3,4,5,6. Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.


  • 51/ZÂRİYÂT-6: Ve inned dîne le vâkıu(vâkıun).

    1,2,3,4,5,6. Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.


  • 51/ZÂRİYÂT-7: Ves semâi zâtil hubuki.

    7,8. Yollara (yıldızların dolaştığı yörüngelere) sahip göğe andolsun ki, muhakkak siz, (peygamber hakkında) çelişkili sözler söylüyorsunuz.


  • 51/ZÂRİYÂT-8: İnnekum le fî kavlin muhtelifin.

    7,8. Yollara (yıldızların dolaştığı yörüngelere) sahip göğe andolsun ki, muhakkak siz, (peygamber hakkında) çelişkili sözler söylüyorsunuz.


  • 51/ZÂRİYÂT-9: Yû’feku anhu men ufik(ufike).

    9. Ondan (Peygamber’den) çevrilen çevrilir.


  • 51/ZÂRİYÂT-10: Kutilel harrâsûne.

    10,11. Cehalet içinde gaflete dalmış olan (ve “Muhammed şairdir, delidir" diyen) yalancılar kahrolsun!


  • 51/ZÂRİYÂT-11: Ellezîne hum fî gamretin sâhûne.

    10,11. Cehalet içinde gaflete dalmış olan (ve “Muhammed şairdir, delidir" diyen) yalancılar kahrolsun!


  • 51/ZÂRİYÂT-12: Yes’elûne eyyâne yevmud dîn(dîni).

    12. “Ceza günü ne zaman?" diye sorarlar.


  • 51/ZÂRİYÂT-13: Yevme hum alen nâri yuftenûne.

    13,14. Ateş üzerinde azaba uğratılacakları gün (görevli melekler onlara şöyle der): “Azabınızı tadın! İşte acele isteyip durduğunuz şey budur."


  • 51/ZÂRİYÂT-14: Zûkû fitnetekum, hâzellezî kuntum bihî testa’cilûn(testa’cilûne).

    13,14. Ateş üzerinde azaba uğratılacakları gün (görevli melekler onlara şöyle der): “Azabınızı tadın! İşte acele isteyip durduğunuz şey budur."


  • 51/ZÂRİYÂT-15: İnnel muttekîne fî cennâtin ve uyûnin.

    15,16. Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiği şeyleri alarak cennetlerde ve pınar başlarında bulunurlar. Şüphesiz onlar bundan önce iyilik yapan kimselerdi.


  • 51/ZÂRİYÂT-16: Âhizîne mâ âtâhum rabbuhum, innehum kânû kable zâlike muhsinîn(muhsinîne).

    15,16. Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiği şeyleri alarak cennetlerde ve pınar başlarında bulunurlar. Şüphesiz onlar bundan önce iyilik yapan kimselerdi.


  • 51/ZÂRİYÂT-17: Kânû kalîlen minel leyli mâ yehceûn(yehceûne).

    17. Geceleri pek az uyurlardı.


  • 51/ZÂRİYÂT-18: Ve bil eshârihum yestağfirûne.

    18. Seherlerde bağışlama dilerlerdi.


  • 51/ZÂRİYÂT-19: Ve fî emvâlihim hakkun lis sâili vel mahrûmi.

    19. Mallarında (yardım) isteyen ve (iffetinden dolayı isteyemeyip) mahrum olanlar için bir hak vardır.


  • 51/ZÂRİYÂT-20: Ve fîl ardı âyâtun lil mûkınîne.

    20,21. Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ve kendi nefislerinizde birçok alametler vardır. Hâlâ görmüyor musunuz?


  • 51/ZÂRİYÂT-21: Ve fî enfusikum, e fe lâ tubsirûn(tubsirûne).

    20,21. Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ve kendi nefislerinizde birçok alametler vardır. Hâlâ görmüyor musunuz?


  • 51/ZÂRİYÂT-22: Ve fîs semâi rızkukum ve mâ tûadûn(tûadûne).

    22. Gökte rızkınız ve size vaad olunan şeyler vardır.


  • 51/ZÂRİYÂT-23: Fe ve rabbis semâi vel ardı innehu le hakkun misle mâ ennekum tentıkûn(tentıkûne).

    23. Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki o (size va’dolunanlar), sizin konuşmanız gibi gerçektir.


  • 51/ZÂRİYÂT-24: Hel etâke hadîsu dayfi ibrâhîmel mukremîn(mukremîne).

    24. (Ey Muhammed!) İbrahim’in ağırlanan misafirlerinin haberi sana geldi mi?


  • 51/ZÂRİYÂT-25: İz dehalû aleyhi fe kâlû selâmâ(selâmen), kâle selâm(selâmun), kavmun munkerûn(munkerûne).

    25. Hani onlar, İbrahim’in yanına varmışlar ve “Selâm olsun sana!" demişlerdi. O da “Size de selâm olsun." demiş, “Bunlar tanınmamış (yabancı) kimseler" (diye düşünmüştü).


  • 51/ZÂRİYÂT-26: Fe râga ilâ ehlihî fe câe bi iclin semînin.

    26. Hissettirmeden ailesinin yanına gidip, (pişirilmiş) semiz bir buzağı getirdi.


  • 51/ZÂRİYÂT-27: Fe karrebehû ileyhim kâle e lâ te’kulûn(te’kulûne).

    27. Onu önlerine koydu. “Yemez misiniz?" dedi.


  • 51/ZÂRİYÂT-28: Fe evcese minhum hîfeh(hîfeten), kâlû lâ tehaf, ve beşşerûhu bi gulâmin alîm(alîmin).

    28. (Yemediklerini görünce) onlardan İbrahim’in içine bir korku düştü. Onlar, “korkma" dediler ve onu bilgin bir oğul ile müjdelediler.


  • 51/ZÂRİYÂT-29: Fe akbeletimreetuhu fî sarretin fe sakket vechehâ ve kâlet acûzun akîmun.

    29. Bunun üzerine karısı bir çığlık kopararak yönelip elini yüzüne vurdu. “Ben kısır bir kocakarıyım (nasıl çocuğum olabilir?)" dedi.


  • 51/ZÂRİYÂT-30: Kâlû kezâliki kâle rabbuk(rabbuki), innehu huvel hakîmul alîmu.

    30. Onlar dediler ki: “Rabbin böyle buyurdu. Şüphesiz O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir."


  • 51/ZÂRİYÂT-31: Kâle fe mâ hatbukum eyyuhel murselûn(murselûne).

    31. İbrahim, onlara: “O hâlde asıl işiniz nedir ey elçiler?" dedi.


  • 51/ZÂRİYÂT-32: Kâlû innâ ursilnâ ilâ kavmin mucrimîne.

    32,33,34. Onlar şöyle dediler: “Biz suçlu bir kavme (Lût’un kavmine), üzerlerine çamurdan, pişirilmiş ve Rabbinin katında haddi aşanlar için belirlenmiş taşlar yağdırmak için gönderildik."


  • 51/ZÂRİYÂT-33: Li nursile aleyhim hıcâreten min tînin.

    32,33,34. Onlar şöyle dediler: “Biz suçlu bir kavme (Lût’un kavmine), üzerlerine çamurdan, pişirilmiş ve Rabbinin katında haddi aşanlar için belirlenmiş taşlar yağdırmak için gönderildik."


  • 51/ZÂRİYÂT-34: Musevvemeten inde rabbike lil musrifîn(musrifîne).

    32,33,34. Onlar şöyle dediler: “Biz suçlu bir kavme (Lût’un kavmine), üzerlerine çamurdan, pişirilmiş ve Rabbinin katında haddi aşanlar için belirlenmiş taşlar yağdırmak için gönderildik."


  • 51/ZÂRİYÂT-35: Fe ahrecnâ men kâne fîhâ minel mû’minîn(mû’minîne).

    35. Orada (Lût’un yöresinde) bulunan mü’minleri çıkardık.


  • 51/ZÂRİYÂT-36: Fe mâ vecednâ fîhâ gayre beytin minel muslimîn(muslimîne).

    36. Zaten orada bir ev halkından başka müslüman bulamadık.


  • 51/ZÂRİYÂT-37: Ve tereknâ fîhâ âyeten lillezîne yahâfûnel azâbel elîm(elîme).

    37. Orada, elem dolu azaptan korkacaklar için bir ibret bıraktık.


  • 51/ZÂRİYÂT-38: Ve fî mûsâ iz erselnâhu ilâ fir’avne bi sultânin mubînin.

    38. Mûsâ kıssasında da ibret vardır. Hani biz onu açık bir delil ile Firavun’a göndermiştik.


  • 51/ZÂRİYÂT-39: Fe tevellâ bi ruknihî ve kâle sâhırun ev mecnûnun.

    39. O ise kuvvetine güvenerek yüz çevirdi ve “Bu bir büyücü veya delidir" dedi.


  • 51/ZÂRİYÂT-40: Fe ehaznâhu ve cunûdehu fe nebeznâhum fîl yemmi ve huve mulîm(mulîmun).

    40. Bunun üzerine biz de kendisini ve ordularını yakalayıp denize attık. O ise (pişman olmuş), kendini kınıyordu.


  • 51/ZÂRİYÂT-41: Ve fî âdin iz erselnâ aleyhimur rîhal akîm(akîme).

    41. Âd kavminde de ibretler vardır. Hani onların üzerine köklerini kesen rüzgârı göndermiştik.


  • 51/ZÂRİYÂT-42: Mâ tezeru min şey’in etet aleyhi illâ cealethu ker remîm(remîmi).

    42. Üzerine uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka onu kül ediyordu.


  • 51/ZÂRİYÂT-43: Ve fî semûde iz kîle lehum temetteû hattâ hînin.

    43. Semûd kavminde de ibretler vardır. Hani onlara, “Bir süreye kadar faydalanın bakalım" denmişti.


  • 51/ZÂRİYÂT-44: Fe atev an emri rabbihim fe ehazethumus sâikatu ve hum yanzurûn(yanzurûne).

    44. Derken Rablerinin emrinden uzaklaşıp azmışlardı. Bu yüzden bakınıp dururken kendilerini yıldırım çarpıvermişti.


  • 51/ZÂRİYÂT-45: Fe mestetâû min kıyâmin ve mâ kânû muntesirîne.

    45. Artık, ne yerlerinden kalkmaya güçleri yetti, ne de başkasından yardım görebildiler.


  • 51/ZÂRİYÂT-46: Ve kavme nûhın min kabl(kablu), inne hum kânû kavmen fâsıkîn(fâsıkîne).

    46. Bunlardan önce de Nûh kavmini helâk etmiştik. Çünkü onlar fâsık bir toplum idiler.


  • 51/ZÂRİYÂT-47: Ves semâe beneynâhâ bi eydin ve innâ le mûsiûn(mûsiûne).

    47. Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz bizim (her şeye) gücümüz yeter.


  • 51/ZÂRİYÂT-48: Vel arda fereşnâhâ fe ni’mel mâhidûn(mâhidûne).

    48. Yeri de biz döşedik. Biz ne güzel döşeyiciyiz.


  • 51/ZÂRİYÂT-49: Ve min kulli şey’in halaknâ zevceynî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).

    49. Düşünüp ibret alasınız diye her şeyden (erkekli dişili) iki eş yarattık.


  • 51/ZÂRİYÂT-50: Fe firrû ilâllâh(ilâllâhi), innî lekum minhu nezîrun mubîn(mubînun).

    50. O hâlde Allah’a koşun. Şüphesiz ben, size O’nun katından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.


  • 51/ZÂRİYÂT-51: Ve lâ tec’alû meallâhi ilâhen âhar(âhara), innî lekum minhu nezîrun mubîn(mubînun).

    51. Allah ile beraber başka bir ilâh edinmeyin. Gerçekten ben, size, Allah tarafından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.


  • 51/ZÂRİYÂT-52: Kezâlike mâ etellezîne min kablihim min resûlin illâ kâlû sâhırun ev mecnûn(mecnûnun).

    52. İşte böyle! Onlardan öncekilere hiçbir peygamber gelmemişti ki, “O bir büyücüdür" yahut “bir delidir" demiş olmasınlar.


  • 51/ZÂRİYÂT-53: E tevâsav bih(bihî), bel hum kavmun tâgûn(tâgûne).

    53. Onlar bunu birbirlerine tavsiye mi ettiler (ki hep aynı şeyleri söylüyorlar)? Hayır, onlar azgın bir topluluktur.


  • 51/ZÂRİYÂT-54: Fe tevelle anhum fe mâ ente bi melûm(melûme).

    54. Onun için, onlardan yüz çevir. Artık kınanacak değilsin.


  • 51/ZÂRİYÂT-55: Ve zekkir fe innez zikrâ tenfeul mû’minîn(mû’minîne).

    55. Sen yine de öğüt ver. Çünkü öğüt mü’minlere fayda verir.


  • 51/ZÂRİYÂT-56: Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya'budûn(ya'budûni).

    56. Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.


  • 51/ZÂRİYÂT-57: Mâ urîdu minhum min rızkın ve mâ urîdu en yut’imûni.

    57. Ben, onlardan bir rızık istemiyorum. Bana yedirmelerini de istemiyorum.


  • 51/ZÂRİYÂT-58: İnnallâhe huver rezzâku zul kuvvetil metîn(metînu).

    58. Şüphesiz Allah rızık verendir, güçlüdür, çok kuvvetlidir.


  • 51/ZÂRİYÂT-59: Fe inne lillezîne zalemû zenûben misle zenûbi ashâbihim fe lâ yesta’cilûni.

    59. Şüphesiz zulmedenler için (önceki müşrik) arkadaşlarının azap payı gibi payları vardır. Artık azabımı acele istemesinler.


  • 51/ZÂRİYÂT-60: Fe veylun lillezîne keferû min yevmihimullezî yûadûn(yûadûne).

    60. Uyarıldıkları günlerinden dolayı vay o inkâr edenlerin hâline!




Diyanet İşleri Meali (Yeni)

ZÂRİYÂT Suresi Latin Harfli Okunuşu ve Türkçe Meali