İslamda Kedi Beslemek

- Kedi beslemek sünnettir. Hz. Muhammed, Uhud seferinde, ordunun önüne yavrularını emziren bir kedi çıkınca, kedinin başına ezilmemesi için bir nöbetçi dikip koca bir orduyu o kedinin etrafından dolaştırmış. Ve seferden döndüğünde o nöbetçiden ...

  1. #1
    İslamda Kedi Beslemek
    Kedi beslemek sünnettir. Hz. Muhammed, Uhud seferinde, ordunun önüne yavrularını emziren bir kedi çıkınca, kedinin başına ezilmemesi için bir nöbetçi dikip koca bir orduyu o kedinin etrafından dolaştırmış. Ve seferden döndüğünde o nöbetçiden kediyi istemiş ve sahiplenerek adını Müezza koymuş. Siyah beyaz bir Habeş kedisiymiş Müezza. Ağzının içinde üst damağında lekeleri varmış. Bu sık rastlanmayan damağında leke olan kedilerin Müezza'nın soyundan geldiği kabul edilir. Müezza, muhtemelen bir sokak kedisiydi ve Mekke'nin sıcak kavurucu çöl sokaklarından Hz. Muhammed'in ilgisi ile kurtulmuştu.

    Hz. Muhammed, kedisi Müezza'yı o kadar çok severmiş ki, Müezza bir gün sedirde oturan Hz. Muhammed'in giysisinin ucunda uyuya kalmış. Her kedi dostu gibi uyuyan bu güzelliğe kıyamayan Hz. Muhammed, Müezza'yı uyandırmaktansa giysisinin ucunu usulca keserek kalkmayı tercih etmiş. Hz. Muhammed, kedisi Müezza içtikten sonra kapta kalan su ile abdest alacakken Sahabe-i Kiram Ebu Nuaym "Ya Resul o sudan kedi içti" deyince, Resulullah "Onlar en temiz ağıza sahiptirler" buyurmuş ve abdest almıştır (Hadisi Nakleden Peygamberimizin eşi Hz. Aişe).

    Daha sonra da sahabeden Kâb kızı Kebşe isimli bir hanım şöyle anlatıyor:
    Eshab-ı kiramdan kayınpederim Ebu Katade'nin abdest alması için bir kaba su koymuştum. Kedi gelip bu kaptan su içiverince Ebu Katâde biraz daha su içmesi için, kabı kedinin önüne uzattı. Benim kendisine hayretle baktığımı görünce, "Niye hayret ettin ey kardeşimin kızı, Resulullah efendimiz, "Kedi pis değildir, etrafınızda (evinizde) serbest dolaşsın buyurdu. Kendisi de abdest almıştı, ben de sünnet eylemekteyim" dedi (Nakleden: İmam Malik, Muvatta, Taharet [2.13]-Diğer Kaynaklar: Ebu Davud, Taharet, 1/38; Tirmizî, Taharet, 1/69; Nesaî, Taharet, 1/54; İbn Mace.Taharet, 1/32, Ayrıca bkz. Şeybanî, 90).

    Ebu Bekir Vasiti hazretleri anlatır:
    Bir gece Peygamber efendimizi rüyamda gördüm. Bir senedir, o kadar çok sıkıntının tesirinde kaldığımı, çok zayıflayıp ayakta namaz kılamaz hâle geldiğimi arz ettim. Evimizdeki kedi yavrulamıştı. Ben bu sıkıntı içinde düşünürken, bir köpeğin kedi yavrularından birisini yakalamaya çalıştığını gördüm. Bastonumu vurunca, kaçtı. Kedinin annesi gelip yavrusunu alıp gitti. Ondan sonra iyileştim; namazlarımı ayakta kılmaya başladım. O gece rüyamda yine Peygamber efendimizi gördüm. "İyi olmanın sebebi, bir kedinin senin için teşekkür etmesidir" buyurdu.
    Abdurrahman bin Sahr adlı bir sahabe (Ebu Hureyre) sokakta kalmış kedileri götürür onları yedirir severmiş. Resûl-ü Ekrem Hz. Muhammed'in bundan haberi yokmuş.

    Sahabelerden biri bir gün Hz. Muhammed'e söylemiş:
    "Pis kedileri toplayıp kulübesinde bakıyor!" demiş. Hz. Muhammed o anda bir şey söylememiş. Hz. Muhammed Ebu Hureyre'yi daha sonra sokakta görmüş, bu zât bir kedi yavrusu bulmuş. Hz. Muhammed'e sahabenin söylediğini kendisi de bildiği için Resûl-ü Ekrem Peygamberimiz bir şey söyler diye, kediyi hemen hırkasının içine saklamış. Resûllah Hz. Muhammed kendisine, hırkanın altında ne sakladın demiş. Hırkayı açmış küçük bir kedi yavrusu. Hz. Muhammed yavruyu sevmiş, okşamış, ve o zâta: "Ebu Hureyre utanma, öğün. Sen kedi babasısın" demiş.
    O günden sonra Abdurrahman bin Sahr'a artık Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in hitap ettiği gibi "Ebu Hureyre (Kedi babası)" hitap edilir . (Buhari: 5, 811).

    Bir gün bir sohbet esnasında Resûlullah efendimiz yanındakilere:
    "Hubbül hırratı minel iman" Türkçesi:"Kediyi sevmek imandandır" buyurmuş. "Niçin?" diye sormuşlar. "Ebu Hureyre bilir" demiş başka bir şey söylememiştir.
    Kendisi de bir kedi dostu olan ve Peygamberimizin hadislerini aktaran Ebu Hureyre, Hz. Muhammed'in kedilerin ticari alım satımını yasaklattığını söyler. Hatta Ebu Hureyre'nin aktardığı hadislerde "kedisini kapatıp aç bırakan bir kadının cehennemde çektiği cezadan" bahsedilir. Mesaj oldukça açıktır. Kedilere iyi muamele şarttır. Bu hadislerden dolayı çocukluğumuzda kedilerin canını acıtanlar için hep aynı şey söylenir dururdu. "Bir kediyi öldürürsen yedi cami yaptırman gerekir". İslamiyet'teki bu gizli kedi sevgisi sebebi ile İslam ülkelerinin sokakları kedilerle doludur. Ebu Hureyre kısa sürede İslam aleminin en önemli ve en güvenilir sahabelerinden birisi oldu. Peygamberimiz Hz. Muhammed kendisini çok seviyordu ve yanından ayırmıyordu. Hazret-i Ebu Hüreyre, Peygamber efendimizin hep huzurunda ve yanında bulunduğu için, pek çok hadis-i şerif işitip rivayet etmiştir. Gece gündüz Peygamber efendimizin yanından ayrılmaz, ondan duyduğu hadisleri öğrenmeye çalışırdı.

    Savaşta ve barışta Resulullah efendimizin yanından ayrılmazdı. Hafızası çok kuvvetli olduğundan, çok hadis-i şerif ezberlemişti. Eshab-ı kiramdan ve tabiinden 800'den fazla kimsenin, kendisinden hadis öğrendiği, Buhari'de yazılıdır. "Bilerek bana yalan isnat eden, Cehennemdeki yerine hazırlansın" hadisinin ravisidir. Yani bu hadisin Hz. Muhammed'e ait olduğunu ilk söyleyen kişidir. Hadis rivayet etmek istediğinde, bu hadisi zikrederdi. Sahabiler onun hadis rivayetindeki üstünlüğünü kabul edip, ondan hadis naklettiler. (Nakleden: Hakim Nişaburi, III, 513). Ebu Hüreyre, sahabe ve muhaddislerce son derece güvenilir, yüce bir zattır. (Nakleden: Buhari). O, benden daha hayırlı ve naklettiğini daha iyi bilendir. (Abdullah İbni Ömer). O, bizim işitmediğimiz bir çok hadisi işitmiştir. (Nakleden: Hazret-i Talha) (Nakleden: H. Nişaburi, III, 511). İmam-ı Şafii gibi büyük âlimler, "Ebu Hüreyre, kendi dönemindeki hadis ravileri içinde, hafızası en sağlam olanıdır" buyurdu. (Nakleden: İbni Hacer, el-İsabe fi Temyizis-Sahabe, IV, 205). Buhâri'nin söylediği gibi Ebû Hureyre'den sekizyüz âlim hadis rivâyet etmiştir. O, sahâbe ve muhaddisler nazarında son derece güvenilir yüce bir şahsiyettir. İbn Ömer şöyle demiştir: "Ebu Hureyre benden daha hayırlı ve naklettiğini daha iyi bilendir." Cennet'le müjdelenenlerden biri olan Talha bin Ubeydullah da: "Şüphe yok ki Ebû Hureyre Hz. Peygamber'den bizim işitmediğimiz hadisleri işitmiştir" demiştir (Hâkim El Nişâbûrî, III, 511, 512).

    Bir gün namaz kılarken bir yılan Hz. Muhammed'e arkasından yaklaşmış ve Hz. Muhammed'i sokmaya kalkışmış. İşte tam o sıra oralardan geçen bir adam Hz. Muhammed'in zor anına yetişip kedisini yılanın üzerine salmış. Ve bilindiği üzere yılanın amansız düşmanı olan kedi, yılanı boğmuş. Yılanın zehirli ısırığından kedi sayesinde kurtulan Hz. Muhammed kedinin sırtını okşamış. O günden beridir de kediler sırt üstü yere düşmezlermiş. Bediüzzaman Said-i Nursi gibi bazı alimler kedilerin çıkardığı mırmırların "Ya (Er) Rahim, Ya (Er) Rahim" şeklinde bir dua olduğunu, kedilerin bu şekilde şükredip, zikrettiklerini söylemektedirler. Said-i Nursi'nin kendi kedileri de vardı ve hayatının her döneminde kedileri çok sever ve beslerdi. Dünyaya gelen canlı mitolojisinde Hz. Adem ile başlayan insan sürecinden sonra yaratılan ilk canlılar yılan ve kedidir. Ve ilginçtir ki, hemen her dinde, yılan kötülüğü kedi iyiliği temsil etmiştir. Bugün dahi yılanın en korktuğu canlı kedidir. Öyle ki, kedinin kokusunu aldığı yere yılan giremez. Evde kedi beslenebilir. Dini açıdan sakıncası yoktur. Nitekim Hz. Peygamberin, çoğu sahabe-i kiramın ve çoğu evliya zatların evlerinde kedileri vardı. Örneğin Mevlana'nın velilerinden biri olan Pir Esad Sultan ya da yaygın lakabıyla "Pisili Sultan" da kedileri çok severdi. Tıpkı Hazreti Muhammed ile ilgili hadisleri bizlere aktaran Kedi Babası lakaplı Ebu Hureyre gibi. Öyle ki kedisi ölümünden sonra sandukasının hemen sol tarafına ayak ucuna gömülmüştü. Kim bilir Pisili Sultan'ın ayak ucunda yatan bu kedicik, Mevlana'nın Mesnevi'sini süsleyen o muhteşem şiirleri sultanının eteğinde doğrudan Mevlana'dan dinlemişti.

    Hadis-i Şerifler:
    "Bir kadın, bir kediyi kapalı bir yere hapsetti. Kediye yiyecek, içecek vermedi. Dışarıda bir şey bulup yemesi için serbest de bırakmadı. Kedi öldü ve kadın da bu yüzden Cehenneme müstahak oldu." (Hadisi nakleden: Buhari [3.553]; Müslim).
    "Yeryüzündeki mahlûklara acımayana, göktekiler acımaz." (Hadisi nakleden: Taberani)
    "Merhameti olmayana merhamet edilmez." (Hadisi nakleden: Buhari)
    "Eshab-ı kiram dediler ki: Ya Resulallah, hayvanlara iyilikte de, sevap var mıdır? Peygamber efendimiz, "Her canlı hayvana yapılan iyilikte sevap vardır" buyurdu." (Hadisi nakleden: Buhari)

    Sahabeden bir zat anlatır:
    Resulullahın, kedi su içtikten sonra kalanıyla abdest aldığı da olmuştur. (Hadisi nakleden: Ebu Nuaym)

    Hazret-i Ebu Hureyre anlatır:
    "Bir gün elbisemin içinde küçük bir kedi taşıyordum. Resulullah efendimiz beni görünce, 'Nedir bu?' diye buyurdu. Ben de; 'Kedicik!' dedim. Bunun üzerine Resulullah, "Ey Ebu Hureyre" buyurdu. Yani kediyi seven, onlara ana babalık eden kimse buyurdu."
    Bir gün Ahmed Rıfâi hazretlerinin paltosunun eteğinde, kedisi gelip uyudu. Namaz vakti geldi, kediyi uyandırmaya kıyamadı. Bir süre onu şefkatle seyretti. Uyanmayacağını anlayınca Hz. Muhammed'in yaptığı gibi kedinin yattığı yeri kesip namaza gitti. Geldiğinde kedi uyanıp oradan gitmişti. Kesik parçayı paltosuna dikti.

    Ebu Bekir Vasiti hazretleri anlatır:
    Bir gün giderken başımın üzerinde bir kuş uçmaya başladı. Dalgınlıkla kuşu yakaladım. O elimde iken, başka bir kuş daha uçuyordu. Elimdeki kuşun annesi sanarak kuşu elimden bıraktığım anda, kuş öldü. Buna çok üzüldüm. O günden sonra bende bir sıkıntı başladı ve bir sene geçmedi. Bir gece Peygamber efendimizi rüyamda gördüm. Bir senedir, o kadar çok sıkıntının tesirinde kaldığımı, çok zayıflayıp ayakta namaz kılamaz hâle geldiğimi arz ettim. O zaman; "Bunun sebebi, o kuşun, senden şikâyetçi olmasıdır" buyurdu. Evimizdeki kedi yavrulamıştı. Ben bu sıkıntı içinde düşünürken, bir köpeğin kedi yavrularından birisini yakalamaya çalıştığını gördüm. Bastonumu yere vurunca, kaçtı. Kedinin annesi gelip yavrusunu alıp gitti. Ondan sonra iyileştim. Namazlarımı ayakta kılmaya başladım. O gece rüyamda yine Peygamber efendimizi gördüm. "İyi olmanın sebebi, bir kedinin senin için teşekkür etmesidir" buyurdu.
    Hiçbir hayvana eziyet, işkence etmek, suda boğarak veya ateşte yakarak öldürmek caiz değildir. Hayvana işkence etmek, gayrimüslim vatandaşa işkence etmekten daha büyük günahtır. Gayrimüslim vatandaşa eziyet etmek de Müslüman'a eziyet etmekten daha büyük günahtır (Söyleyen: Dürr-ül Muhtar). Maksatsız olarak bir hayvanı öldürmek caiz değildir. Ahirette "Onu niçin öldürdün?" diye sorguya çekilecektir. Hayvanları birbiriyle dövüştürmek de caiz değildir. Hayvanların hakkına riayet etmeli, onlara acımalıdır. Hadis-i şerifte, 'Merhamet et ki, merhamet olunasın! buyuruldu.' (Söyleyen: Şir'a).

    Peygamberimizin eşi Hz. Aişe (r.a.) diyor ki:
    "Benle Resûlüllah (a.s.) Efendimiz, daha önce kedinin ağzını dokundurup su içtiği bir kaptan su alıp guslettik."

    Urve bin Zübeyr, Hz. Aişe (r.a.)'dan aldığı rivayete göre şöyle demiştir:
    "Resûlüllah (a.s.) Efendimiz'in yanından kedi geçerken su kabını ona iyice meylettirir, kedi su içtikten sonra Efendimiz arta kalanı ile abdest alırdı."

    Enes bin Malik (r.a.)'den yapılan rivayete göre, şöyle demiştir:
    Resûlüllah (a.s.) Efendimiz Medine'de Bathan denilen yere çıktı ve "Ya Enes! Benim için abdest suyu doldur" buyurdu. Ben de suyu doldurup hazırladım. Resûlüllah (a.s.) tabii ihtiyacını giderdikten sonra su kabına doğru gelirken bir kedi o kaptan su içmeye başlamıştı. Bunun üzerine Resûlüllah (a.s.), o su içinceye kadar durup bekledi. Sonra ben bunun (hükmünü) sorduğumda buyurdu ki:
    "Ya Enes! Doğrusu kedi de ev eşyasından biridir, bir şeyi kirletmez ve murdar da yapmaz..." (Hadisi Hakim el-Nişaburi, Müstedrek'te rivayet ettikten sonra, iki Şeyh'in (Buharî ve Müslim'in) şartlarına göre, sahihtir, demiştir. Aynı hadîsi az değişik bir ibareyle Darekutnî de rivayet etmiştir).

    Peygamberimizin eşi Hz. Aişe (r.a.) tarafından yapılan rivayete göre Hz. Muhammed şöyle demiştir:
    Resûlüllah (a.s.) Efendimiz: "Şüphesiz ki kedi necis (pis) değildir, o da ev halkından bazısı gibidir" buyurdu.
    İmam Şafii'ye göre, kedi su içtikten sonra arta kalanı temizdir.
    İmam Mâlik'e göre, kedinin artığı temizdir.

    İmam Ahmed bin Hanbel'e göre, kedinin artığı temizdir, onunla abdest almak mekruh değildir.

    Ebu Davud'a göre de kedi necis (pis) değildir.

    Hadîslerin ve İslam alimlerinin açık delâletinden şu hükümler anlaşılıyor:
    1- Kedi necis (pis) değildir.
    2- Artığı da necis (pis) olmaz, o bakımdan arta kalan su ile abdest alınır.
    3- Kedinin su ve gıda ihtiyacını karşılamak ve bu hususta kolaylık sağlamak sünnettir.

    Kaynak: Haber7

  2. #2
    emeğinize yüreğinize sağlık paylaşım için teşekkürler...
    deniz feneri bunu beğendi

  3. #3
    Kedi necis değildir

    Davud b. Salih b. Dinar et-Temmar hazretleri, annesinden naklen anlatıyor:
    “Efendim beni, Hz. Aişe’ye (r.anha) bir miktar yemekle gönderdi. Geldiğimde Hz.Aişe’yi namaz kılıyor buldum. Bana, elimdekini koymamı işaret etti. (Ben de bıraktım). Ancak bir kedi gelerek üzerinden yedi. Hz. Aişe (r.anha), namazından çıkınca, kedinin yediği yerden (bir miktar) yemeği yedi. Sonra da şu açıklamayı yaptı:
    - “Rasûlullah (s.a.v.): Kedi necis değildir, o sizi çokça dolaşan birisidir" demişti. Ben ayrıca Rasûlullah’ın (s.a.v.) kedinin artığıyla abdest aldığını gördüm." [Ebu Davud, Sünen, Taharet 38]
    Hadîsin ve İslâm âlimlerinin açık delâletinden şu hükümler anlaşılıyor:
    1- Kedi necis (pis) değildir.
    2- Artığı da necis olmaz, o bakımdan arta kalan su ile abdest alınır.
    3- Kedinin su ve gıda ihtiyacını karşılamak ve bu hususta kolaylık sağlamak sünnettir.
    ***
    Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Bir kadın, eve hapsettiği bir kedi yüzünden cehenneme gitti. Kediyi hapsederek yiyecek vermemiş, yeryüzünün haşeratından yemeye de salmamıştı." [Buhari, Sahih, Bed’ü’l-Halk 17, Şirb 9, Enbiya 50; Müslim, Sahih, Birr 151]
    Böylece bir kediye eziyet edip ölümüne sebep olmanın Allah’ın gadabını çektiğini hatırlatmışlardır.
    Âlemlere rahmet Efendimiz (s.a.v.), kedisi Müezza'yı o kadar çok severmiş ki, Müezza bir gün sedirde oturan Efendimiz’in elbisesinin ucunda uyuya kalmış. Her kedi dostu gibi uyuyan bu güzelliğe kıyamayan Fahr-i Kâinat (s.a.v.), Müezza'yı uyandırmaktansa elbisesinin ucunu usulca keserek kalkmayı tercih etmiş.
    Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), kedisi Müezza içtikten sonra kapta kalan su ile abdest alacakken sahabe-i kiramdan bir zat, "Yâ Rasûlallah, o sudan kedi içti" deyince, Rasûlullah Efendimiz, "Onlar en temiz ağıza sahiptirler" buyurmuş ve abdest almıştır. [Benzer hadis yukarıda Hz. Aişe r.anhadan rivayet olundu]
    Daha sonra da sahabeden Kebşe binti Kâ’b (r.anha)şöyle anlatıyor:
    Ashab-ı kiramdan kayınpederim Ebu Katade'nin abdest alması için bir kaba su koymuştum. Kedi gelip bu kaptan su içiverince, Ebu Katâde biraz daha su içmesi için, kabı kedinin önüne uzattı. Benim kendisine hayretle baktığımı görünce, "Niye hayret ettin ey kardeşimin kızı, Rasûlullah (s.a.v.), 'Kedi pis değildir, etrafınızda (evinizde) serbest dolaşsın’, buyurdu. Kendisi de abdest almıştı, ben de sünnete uymaktayım" dedi. [İmam Malik, Muvatta, Taharet, 2, 13; Ebu Davud, Sünen, Taharet, 1, 38; Tirmizî, Sünen, Taharet, 1, 69; Nesaî, Sünen, Taharet, 1, 54; İbn Mâce, Sünen,Taharet, 1,32]
    ***
    Bir gün Ahmed Rifâi (k.s.) hazretlerinin paltosunun eteğinde, kedisi gelip uyudu. Namaz vakti geldi, kediyi uyandırmaya kıyamadı. Bir süre onu şefkatle seyretti. Uyanmayacağını anlayınca İki Cihan Serveri Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) yaptığı gibi kedinin yattığı yeri kesip namaza gitti. Geldiğinde kedi uyanıp oradan gitmişti. Kesik parçayı paltosuna dikti.
    ***
    Ebu Bekir Vâsıtî (rh.)hazretleri anlatıyor:
    Bir gün giderken başımın üzerinde bir kuş uçmaya başladı. Dalgınlıkla kuşu yakaladım. O elimde iken, başka bir kuş daha uçuyordu. Elimdeki kuşun annesi sanarak kuşu elimden bıraktığım anda, kuş öldü. Buna çok üzüldüm. O günden sonra bende bir sıkıntı başladı ve bir sene geçmedi. Bir gece Peygamber Efendimizi rüyamda gördüm. Bir senedir, o kadar çok sıkıntının tesirinde kaldığımı, çok zayıflayıp ayakta namaz kılamaz hâle geldiğimi arz ettim. O zaman;
    - "Bunun sebebi, o kuşun, senden şikâyetçi olmasıdır" buyurdu.
    O esnada evimizdeki kedi yavrulamıştı. Ben bu sıkıntı içinde düşünürken, bir köpeğin kedi yavrularından birisini yakalamaya çalıştığını gördüm. Bastonumu yere vurunca, kaçtı. Kedinin annesi gelip yavrusunu alıp gitti. Ondan sonra iyileştim. Namazlarımı ayakta kılmaya başladım. O gece rüyamda yine Rasûlullah Efendimizi gördüm:
    - "İyi olmanın sebebi, bir kedinin senin için teşekkür etmesidir" buyurdu.
    Amelde Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat mezheplerinin dördüne göre de, kedi alım-satımı da caizdir.
    ***
    Kediler nankör hayvan değildir
    İnsanlar kedileri ya çok sever ya da nefret eder. İkisinin ortası nâdirdir.
    Kedilerden bahsedildiği zaman bazı insanlar, kedilerin ne kadar çekilmez ve nankör hayvanlar olduğunu söylerder. Bu tarz insanlar çoğunlukla ya kedi beslememiş ya da bir şekilde birlikte yaşadıkları kediyle bütünleşememiş insanlardır.
    Şayet kedileri seven birileri iseniz, bu kişilerin konuşmalarındaki soğukluğa ve nefrete bakarak, bambaşka ve yabancı bir hayvandan bahsettiğini bile düşünebilirsiniz. Veya tam tersi...
    Siz kediler hakkında böyle düşünüyor olabilirsiniz; dolayısiyle kedi seven birisinin, nasıl bu şekilde olumlu konuştuğunu anlamıyor olabilirsiniz...
    Kediler sanki mantıklı hayvanlardır. Hayatta kalabilmek için ellerinden gelen herşeyi yapabilirler.
    Kedilerin istediği şeyler; sevmek sevilmek, karnının doyması, sıcak bir ev ve yataktır. Bir kediye bunları verirseniz, size karşılığında hiç bir yerde bulamayacağınız muhteşem bir huzur verir.
    Karnı aç bir kedinin önünden yemeğini alıp ya da almaya yeltenip sonra ondan güzel bir tırmık yemek gayet normaldir. Bu durumda da kedilere nankör demek ne derece doğrudur.
    Şirin-şirin, mırıl-mırıl uyuyan bir kediyi gidip rahatsız etmek, kedinin değil insanın bencilliğidir. Eh, bu durum karşısında kediden bir tepki gelmesi de gayet tabiidir. Siz olsanız ne yaparsınız ki?

    Hele bu devirde karşılıksız bir şeyler veren kaç kişi tanıyorsunuz hayatınızda?..
    Kediler nankör değiller bence... Sadece köpekler kadar aptalca sâdık değiller. Sahibi ölen bir köpek, 7 yıl onun kabri başında bekleyebiliyor. Neden? Belki bir gün gene birlikte oluruz diye... Kediler öyle değil, sanki biraz daha mantıklı davranıyor.
    Hasılı, kediler bilinenin aksine nankör değil, sadece diğer evcil hayvanlara göre daha 'özgür ve yabani’ davranışlara sahiptirler.
    ***
    Ebu Hureyre (r.a.) kimdir

    Çokça hadis rivâyet eden meşhur sahâbî.
    Adı, Abdurrahman b. Sahr; künyesi, Ebû Hureyre'dir. Câhiliye döneminde ismi Abdüşşems idi. Rasûlullah (s.a.v.) onu, Abdurrahman diye isimlendirdi.[el-Hâkim en-Nisâbûrî, el-Müstedrek, Beyrut, yyy, III, 507]
    Kedileri çok sevdiği için Rasûlullah (s.a.v.) tarafından kendisine 'Ebû Hüreyre’ (Kedicik Babası) künyesi verilmiş ve bu isimle meşhur olmuştur. [İbn Hacer, el-İsâbe, 7, 202]
    Hikâye olundu ki: Ebû Hüreyre (r.a.) bir gün kaftanının içinde küçük bir kedi taşıyordu. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) onu gördü. Buyurdu ki:
    - Nedir bu?
    - Kedicik.
    Bunun üzerine Fahr-i âlem Efendimiz ona;
    - Yâ Ebâ Hüreyre (Ey kedicik babası), diye hitap buyurdu.
    Bundan sonra bu isimle meşhûr olup, esas ismi unutuldu.
    Bir başka kaynakta bunu kendisinin kısaca şöyle açıkladığı nakledilmiştir:
    "Bir kedi bulmuştum, onu elbisemin yeninde taşırdım; bundan dolayı Ebû Hureyre (kedicik babası) künyesiyle çağrılır oldum. [ez-Zehebî, Tezkiretü'l-Huffâz, Haydarâbâd 1376/1956, I, 32]
    Hayber gazvesi sıralarında Yemen'den Medine'yegelip Müslüman olmuştur. [H. 7/M. 629; ez-Zehebî, a.g.e., ayni yer] O tarihten itibaren Rasûl-i Ekrem’in (s.a.v.) vefâtına kadar ondan ayrılmayan bir sahâbîsi olmuş, kendisini onun hizmetine adammıştır. Hizmet süresi yaklaşık dört yılı buluyordu. [İbn Kesir, el-Bidâye ve'n Nihâye, Beyrut 1966, VIII, 108,113]
    Fahr-i Kâinat Efendimizin (s.a.v.) misafirperverliği ve cömertliği sayesinde yasayan Ebû Hureyre, Rasûlullah’ın (s.a.v.) mescidinde sadece ibadet ve ilimle mesgul olan Ehl-i Suffe'ninen ileri gelen simasi idi. Efendimiz aleyhissalâtü vesselâmı büyük bir muhabbetle sevmiş, onun sünnetine uygun olarak yasamış ve pek ulvi manevî mertebelere erişmiştir. [İbn Kesir, a.g.e., VIII, 108, 110]
    İffet sahibiydi, eli açik ve cömertti. Hz. Osman'ınşehid edilmesinden sonraki fitne olaylarında köşesine çekildi. Halk onun bu halinden kendisine söz ettiklerinde, Rasûlullah’ın(s.a.v.) şu hadisini naklediyordu: "Fitneler çıkacak. O zamanda, oturanlar ayakta durandan, ayakta duran yürüyenden, yürüyen koşandan daha hayırlıdır. Kim dönüp bakmaya yönelirse, o da ona yönelir. Kim bir sığınak veya korunak bulursa onunla korunsun." [Buhâri, Sahih, Menâkib, 25; Müslim, Sahih, Fiten, I0]
    Hoşsohbet, temiz ve ince duygulu, saf gönüllü idi. [Zehebî, Tezkire, 1, 33] Emirlik ve valilik ona kibir vermedi. Üstelik alçak gönüllülügünü arttirdi. Medine valisi Mervan'a vekâlet ettiği sıralarda, üzerine semeri bağlanmış bir eşekle, hurma lifinden örülmüş bir başlık başında olduğu halde çarşıya çıkar ve, "Savulun emir geliyor!" dermiş. [İbn Sa'd, et-Tabakatü'l-Kübrâ, Beyrut 1380/1960, IV, 336] Bu derece mütevazi bir sahabi...
    deniz feneri bunu beğendi

  4. #4
    Çok tatlılar kuzucuklar

Facebook Yorumları

Konu Bilgileri

Şu An Görüntüleyenler

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

    Bu Konu için Etiketler