Kore Savaşı 1950-1953 yılları arasında yapılan Kuzey Kore ile Güney Kore arasındaki savaştır. Soğuk Savaş'ın ilk sıcak çatışması olmuştur. Savaş, ABD ve Müttefiklerinin, daha sonra da Çin Halk Cumhuriyeti'nin müdahelesiyle uluslararası bir boyut kazanmıştır. Kore Savaşı sonunda Kore'nin bölünmüşlüğü korunmuş ve bugüne kadar gelen birçok sorun miras kalmıştır. Savaş, 2007'de Güney Kore ve Kuzey Kore arasında imzalanan barış antlaşmasına değin kâğıt üzerinde devam etmiştir.

Savaş öncesinde Kore


Savaş öncesinde Kore, kolera salgınlarına uğrayan, okuma-yazma oranı düşük ve endüstrileşmeyi kaçırmış bir ülkeydi. Son yüzyıl boyunca, Uzakdoğu güç oyunlarında satranç tahtasındaki bir piyon gibi oynanmıştı. Kendi güvenliğini arttırmak ve Çin üzerinde daha rahat nüfuz kurmak için 1905 yılında Japonya, Rus Çarlığı'nı yenerek Kore'ye sahip olmuştu.
Kore; 1945 yılında Japonya'nın teslimiyetinden sonra, ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki anlaşmazlığın yüzeye çıktığı ilk yerlerden birisi oldu. Bu iki süper güç Japonya'dan aldıkları Kore toprakları üzerinde yerli ama kendilerine bağımlı hükümetler kurduktan sonra 1948-1949 yıllarında askerlerini çektiler. Böylece Sovyet yanlısı Kuzey Kore ile Amerikan yanlısı Güney Kore kuruldu ve 38. enlem aralarında sınır oldu.

Savaş


ABD'nin tepkisi

ABD Başkanı Truman'a göre bu harekat Sovyetler Birliği tarafından yönetilmekteydi ve geniş ölçekli bir Çin-Sovyet ortak saldırısının ilk adımıydı. Fakat yine de Amerika'nın ilk tepkisi ölçülüydü. Truman Japonya'daki Amerikan birlikleri komutanı 5-yıldızlı General (Mareşal) Douglas MacArthur'a Güney Kore'ye malzeme yardımı yapılması için emir verdi. Ayrıca Amerika, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ni derhal toplantıya çağırdı. Bir Amerikan tasarısı dokuz olumlu ve bir çekimser (Yugoslavya) oy ile kabul edildi. Çin Halk Cumhuriyeti'nin BM'de temsil edilmemesini protesto etmekte olan Sovyetler Birliği, temsilcilerini konseyden çekmiş olduğu için kararı veto edemedi. Güvenlik Konseyi'nin aldığı bu kararla Kuzey Kore'nin saldırgan olduğu belirtiliyor ve birliklerini 38. enlemin kuzeyine çekmesi isteniyordu.
Kuzey Kore'nin BM kararını dinlememesi ve askeri durumun Güney Kore açısından gittikçe kötüleşmesi, Amerika'nın Hava ve Deniz birliklerini harekete geçirmesine yol açtı. 8. Amerikan Filosu Tayvan Adası'na yollanarak Kore'nin düşmesi durumunda adanın savunulmasında güçlü olunması sağlandı. Aynı gün, yani 27 Haziran'da, BM Güvenlik Konseyi, üye devletleri Güney Kore'ye yardım etmeye çağıran karar tasarısını kabul etti (7'ye karşı 1 oyla; Yugoslavya karşı, Mısır ve Hindistan çekimser).

Çin'in savaşa dahil olması


Birleşmiş Milletler'in Güney Kore'ye birlikler yollamasıyla (bu birliklerde kara kuvvetlerinin %50'si, hava kuvvetlerinin %93'ü ve deniz kuvvetlerinin %86'sı Amerikalıydı) Kuzey Kore yenilmeye ve geri çekilmeye başladı. Kuzey Kore'yi 38. paralelin kuzeyine iten BM kuvvetleri, eski sınırlarda durmadı ve iki Kore'yi birleştirme amacıyla Kuzey'i işgale başlayıp Çin sınırına kadar yaklaştı. Bu durum savaşa daha önce ilgisiz olan Çin'in tepkisine yol açtı. O zamana kadar Çin, bütün ilgisini milliyetçi Çin hükümeti'nin idaresinde olan Formoza (Tayvan) Adası'nın geri alınmasına vermişti. Ancak Amerikan müttefiki bir Kore kurulması Çin'i ciddi bir şekilde tehdit ediyordu. 38. enlemin geçilmesi durumunda savaşa gireceğini açıklayan Çin, BM birliklerinin durmaması sebebiyle aktif olarak Kuzey Kore'yi desteklemeye başladı.
24 Ekim 1950'de Amerikalı Mareşal Douglas MacArthur "savaşı bitirecek bir hücuma" girişeceğini söylemesiyle 'Çin Halk Gönüllü Ordusu' (Çince: 中国人民志愿军) adında yüzbinlerce Çinli "gönüllü" sınırdaki Yālù nehrini geçerek gizlice Kore'ye girdi ve birçok Amerikan/BM birliğini savaş dışı bıraktı. BM'nin zaferi, kısa süre içinde toplu geri çekilme halini almıştı.
Ocak 1951'de Başkan Truman, savaşı yürütebilmek için Amerikan Kongre'sinden özel yetkiler istedi. 50 milyar Dolarlık bir savaş bütçesi oluşturuldu. Amerikan ordusu kısa süre içinde mevcudunu %50 arttırdı ve bölgeye ek hava birlikleri yolladı.
Kore Savaşı artık Kuzey-Güney Kore savaşı değil Çin-ABD savaşı olmuştu.
Savaşın bitmesi

Çin Halk Gönüllü Ordusu BM birliklerini 38. paralelin güneyine püskürterek Güneyi işgale başladı. Ancak, Birleşmiş Milletler ordularının karşı saldırısı sonucunda cephe 38. paralel boyunca sabitlendi. Bu arada Mareşal Douglas MacArthur'un, Başkan Truman'ın aksi yöndeki emirlerine riayet etmeyerek ordularını tekrar Çin sınırına kadar ilerletmek istemesi üzerine Truman tarafından derhal re'sen emekliye sevkedildi. Savaşın durağan bir nitelik alması ve iki tarafın da herhangi bir kazanç elde edememesi, tarafları barış görüşmeleri yapmaya itti. 1951 Nisan'ında başlayan görüşmeler sonucunda ancak 1953 Temmuzu'nda ateşkes antlaşması imzalandı.
Savaşın sonucu

Kore Savaşı sonucunda Kuzey Kore, Çin ile batı bloğu arasında tampon bölge haline geldi. Savaştan yine en çok Koreliler zararlı çıktı. Kore yakılıp yıkıldı;yaklaşık olarak 3 milyon insan öldü. Bunlardan yaklaşık 36.000'i Amerikan askerinden, 600.000'i Koreli askerlerden ve 500.000'i Çin'li askerlerden oluşmaktadır.
Bu savaş Amerika Birleşik Devletleri'ne atom silahları gücüne güvenmemeyi öğretti. Amerika'nın atom üstünlüğüne karşın Çin'in ve Sovyetler'in Kuzey Kore'yi desteklemesi, Batı Bloğunu konvansiyonel savaş gücünü arttırmaya itti.
Kore Savaşı ve Türkiye

Tuğgeneral Tahsin Yazıcı komutasındaki 259 subay, 18 askeri memur, 4 sivil memur, 395 astsubay, 4414 erbaş ve er olmak üzere 5090 kişilik 1. Türk tugayı, 17 Eylül 1950'de İskenderun limanından hareket ederek 12 Ekim 1950'de öncü takım Pusan limanına ulaştı ve 17 Ekim'de ana birliği de Pusan'dan karaya çıktı. Aynı gün Pusan'dan hareket ederek 20 Ekim'de Taeg'a varıp, süratle kuzeye doğru ilerleyen Birleşmiş Milletler ordularına iştirak etti. 10 Kasım'da Taeg'dan hareket ederek 21 Kasım'da Kunuri'ye vararak Amerikan 9. Kolordusu'nun sağ kanadında konuşlandırıldı.
24 Kasım 1950 sabahı kuzeye Çin sınırına doğru ilerleme emrini alan tugay Kunuri'den hareket ederek Kaechon, Sinnimni, Wawon boyunca Tokchon'a doğru yola çıktı. Ancak Çin Halk Gönüllü birlikleri cephenin arkasına sızmaya başladı. Durumu farkeden Amerika ve Güney Kore birlikleri ricat etmeye başladılar. Ancak Türk tugayına ricat emri geç ulaştı. 1. Taburun etrafı kuşatılıp süngülü çatışmaya girmek zorunda kaldı. Ricat harekâtını sağlamak için sonuna kadar direnen 3. Tabur 9. Bölük imha edildi. Geri kalan Türk birlikleri ise Chongchon nehri boyunca geri çekildi.

Kore Savaşı ile ilgili eserler


Kore savaşı Amerikan ve Kore edebiyatında çok sık işlenmiştir. Özellikle Amerikan edebiyatında Kore Savaşı konulu birçok roman vardır. Örnek: The Bridges at Toko-Ri (James A. Michener), The Marines of Autumn ( James Brady). Türk edebiyatında ise 60 yıl boyunca Atilla İlhan'ın Yaraya Tuz Basmak romanında iki-üç bölüm hariç yer bulamayan Kore Savaşı; Ekim 2010 yılında yayınlanan Kore Dağlarında Aslanım Yatar ile Türkiye'de ilk defa bir romana kavuşmuştur. Ayrıca Nisan 2011 yılında İlker Günaçgün tarafından kaleme alınan "Sakin Sabahlar Ülkesi" isimli kitapta, yazarın 1950 yılında Kore Savaşı'na katılan dedesi Yusuf Ziya Tülün'ün yaşadıkları anlatılmaktadır.


Kore savaşında Türkiye;
Türk Tugayı (Kod adı: Şimal Yıldızı ya da Kutup Yıldızı), Kore Savaşı sırasında 1950'den 1953'e kadar Birleşmiş Milletler Ordusunun komutası altında savaşmış olan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bir tugayı.
Arka plan

II. Dünya Savaşı'nın bitip Soğuk Savaş'ın başlamasıyla Türkiye, uluslararası ortamda kendini yalnız buldu. II. Dünya Savaşı'nda tarafsız kalarak bütünlüğünü Almanya'ya karşı korumuş; ancak savaş sonrasında Sovyetler Birliği'nin Doğu Anadolu'da toprak ve Boğazlar'da üs ve ortak savunma talepleriyle karşılaştığı iddia edildi. Böylece Sovyet tehdidine karşı müttefik arayan Türkiye Batı Bloğu'na ve Amerika'ya yaklaşmaya başladı.
Türkiye, NATO'ya girişini hızlandırmak için başlayan Kore Savaşı'na birlikler göndermiştir. Özellikle sol kesimler tarafından "Türk gencinin kanının Amerika'ya satılması" şeklinde eleştirilen bu davranış, Türkiye ile Batı Bloğu arasındaki yakınlaştırmayı hızlandırmış ve 18 Şubat 1952'de Türkiye bir NATO üyesi olmuştur.

Konuşlandırma

Türkiye Cumhuriyeti, başlangıçta Kore’ye topçu taburu takviyeli bir piyade alayı göndermeyi düşündüğü halde, sonradan bu birliğin bir tugay seviyesinde olmasına karar verdi.
Her biri üç taburdan oluşan üç piyade alayı, bir topçu taburu, bir istihkam bölüğü, bir uçaksavar bataryası, bir ordudonatım bölüğü, bir ulaştırma bölüğü, bir tanksavar takımı ve bir depo bölüğünden oluşuyordu.
Gönüllü olanlardan seçilmiş olan bu tugay 259 subay, 18 askeri memur, 4 sivil memur, 395 astsubay, 4414 erbaş ve er olmak üzere 5090 kişiydi.[1] Tugay komutanlığına Tuğgeneral Tahsin Yazıcı seçilmişti.
Ankara’da oluşturulan tugay demiryolu ile İskenderun’a aktarıldıktan sonra Amerika’nın tahsis ettiği gemilerle Kore’nin Pusan limanına nakledildi. Burada bekletilmeden Taegu şehrine alınarak kışlaya yerleştirildi.
Taegu’da Türk Tugayı Amerikan malzemesi ile yeniden donatıldı. Eskimiş malzemeler ise geri gönderildi. Bu yeni malzemeyi kullanmak için eğitiminden geçen tugay 10 Kasım 1950’de cepheye hareket etti. Önce Seul’un 60-100 km kuzeyinde bölgenin emniyet sorumluluğunu üstlenen tugay daha sonra Kunu-ri bölgesine nakledildi.
Kunu-ri Muharebesi

Çin Halk Cumhuriyeti’nin savaşa dahil olmasının ardından BM kuvvetlerinin cephesi yarılmıştı. ABD Kara Kuvvetleri 9. Kolordusu’nun ihtiyat tugayı olan Türk Tugayı, Kunu-ri bölgesinde direnerek 8. Ordu’nunyok olmadan çekilmesini sağladı.

Douglas MacArthur Türklerin kahramanca çarpışmaları Birleşmiş Milletler Kuvvetlerinin salimen yeni müdafaa hatlarına çekilmelerini mümkün kılmıştır dedi.
Kumyangjang-ni Muharebesi

Türk Tugayı birlikleri, 6 Ocak 1951'de Chonan'da 20 gün ihtiyatta kaldıktan sonra 24 Ocak'ta Chonan'dan hareket ederek Çin Halk Gönüllü Ordusu'nun savunma mevziinin bir kısmını almak üzere saldırıya geçti ve bölgeyi savunan Çin Halk Gönüllü Ordusu 150. Tümeni'ne bağlı 447. ve 448. alayları ile mücadeleye girdi. Başlangıçta insiyatif Çin birliklerindeydi. Ancak silah üstinlüğünü Çinliler elde edememişlerdi. Çinlilerin el bombası sayısı azdı. Türk tugayı Çinlilerden daha fazla el bombasına sahipti. Bunun nedenlerinden biri de ABD tarafından silah ve cephane ile desteklenmesiydi.
Savaşın başında mevzilerinde bulunan Çinliler etkili bir şekilde ateş yağdırmaya başladılar. Ancak önceden mevzilendirilen Türk 1. Takımı görünmeden Çinlilerin mevzilerine yaklaşıp el bombası kullanarak Çinlilerin mevzilerini aldı. Çinliler bu bölgedeki mevzileri yeniden ele geçirebilmek için uğraşması sonucu Türk 2. Taburu 185 rakımlı tepeyi ve ardından 156 rakımlı tepeyi süngü hücumuyla aldı. Alay taarruz grubu da rahat bir şekilde Kumyangjang-ni kasabasını aştı.

NEVADA karakolları


Değiştirme tugayları ve komutanları

1. Türk Tugayı 16 Kasım 1951’e kadar Kore’de kalarak savaştı ve 2. Değiştirme Tugayı ile değiştirildi. 17 Kasım'da Tümgeneral Tahsin Yazıcı görevini Tuğgeneral Namık Argüç'e devretti. 9 Haziran'da İzmir limanından hareket eden 3. Değiştirme Tugayı 20 Ağustos 1952’de, 4. Değiştirme Tugayı ise 6 Temmuz 1953’te bu görevi devraldı.

1. Türk Tugayı muharebe düzeni

1. Türk Tugayı (Tugay Komutanı Tuğgeneral Tahsin Yazıcı, sonra DP milletvekili)

  • 241. Piyade Alayı (Alay Komutanı Albay Celal Dora, alay lağvedildikten sonra Tugay komutan yardımcısı, sonra CHP milletvekili)
    • 1. Tabur (Tabur Komutanı Binbaşı İmadettin Kuranel)
    • 2. Tabur (Tabur Komutanı Binbaşı Miktat Uluünlü, 18 Mayıs 1951'de öldü)
    • 3. Tabur (Tabur Komutanı Binbaşı Lütfi Bilgin, 24 Mayıs 1951'de öldü)

  • 105. Motorize Sahra Topçu Taburu, üç obüs bataryası ve bir karargâh takımından ibaretti. Her obüs bataryası altı adet 105 mm toptan ibaretti.
  • Motorize İstihkâm Bölüğü
  • Motorize Uçaksavar Bataryası
  • Taşıt Kamyonu Bölüğü
  • Motorize Muhabere Takımı
  • Motorize Tanksavar Takımı
  • Sıhhiye Takımı
  • Onarım ve Bakım Birimi
  • Askerî bando
  • Değiştirme Takımı

Kayıplar


Kore Savaşı boyunca Türkiye toplam 741 ölü ve 2147 yaralı verdi. Bunların dışında Türk birliklerinden 234 asker tutsak ve 175 asker yitik (akıbeti belli olmayan) sayılmıştır.

1. Türk Tugayı'nın toplam kaybı şöyledir: 721 ölü, 2111 yaralı, 175 kayıp , 234 esir (POW) , 298 belirsiz.

Sonraları

1960 yılında 200 kişilik bir bölük gücüne ve 1965 yılında bir manga gücüne düşürüldü. 1971 yılında tamamen geri çekildi.


Kore savaşında Türkler:

Türkler Nasıl Savaşır? (Bir Amerikalı'nın gözünden)

Emekli Yarbay Anthony Herbert, Amerika'nın en tanınmış savaş kahramanlarından birisidir. Kore Savaşı patlak verdiğinde, orduya katılmılştır. Kunuri'de ilk büyük Çin taarruzu sırasında geri çekilen kendi birliği tarafından, Türk Tugayı'na irtibat görevlisi olarak verilmiştir. Kuşatılan ve yokolma tehlikesiyle karşılaşan Türk birliğiyle beraber kuşatmayı yarmak için mücadele etmiştir. Kunuri'de Türk askeriyle birlikte verdiği mücadeleden ötürü, sonradan Türk Ordusu tarafından madalya ile ödüllendirilmiştir. Kore Savaşı'nı, savaşın en çok madalya kazanan askeri olarak tamamlamıştır. Vietnam Savaşı'nda da görev almış ve Yarbay rütbesine yükselerek tabur komutanı olmuştur. Vietnam Savaşı sırasında gösterdiği başarılarla adı Amerikan halkı tarafından daha fazla duyulmuş ve bir savaş kahramanı haline gelmiştir. 1973 yılında Soldier isimli kitabında anılarını anlatmış ve anılarında Amerikan Ordusu'nun Vietnam'da işlediği insanlık suçlarından bahsetmiştir. Anılarıyla birçok Amerikalı'nın tepkisini çekmiş olsa da, o bugün hala bir kahraman olarak anılır.

İşte, parlak bir askeri kariyere sahip olan Herbert, henüz genç bir askerken, 1950 yılının soğuk bir Kasım günü, Kunuri bölgesinde etrafı kuşatılmış bir Türk bölüğüyle birlikte yaşadıklarını anılarında anlatmıştır. Aşağıda anlatılanlar, "Türk askeri nasıl savaşır?" sorusuna, bir Amerikalı'nın verdiği cevaptır.
Türkler bir bölük kadardılar. Bulunduğumuz tepe üzerine mevzilerimizi hazırladık ve gelecek emirleri beklemeye koyulduk. Ben Türkçe bilmiyordum ve onlardan da İngilizce konuşan kimse yoktu. Böylece sessiz ve soğuk bir gece geçirdik. Ertesi sabah kendimizi Çinliler tarafından kuşatılmış halde bulduk. Gergindim. Hiç savaş tecrübesi olmayan bir birlikle beraberdim ve onlarla konuşamıyordum. Onlar ise daha mutlu olamazlardı. Oturup piknik yaptılar. Ne tarafa baksalar, düşman vardı. Hangi tarafa ateş etseler Çinlileri öldürebilirlerdi. Onlar da, tüm sabahı Çinlileri öldürerek geçirdiler. Ben ise, bir kenarda oturmuş, buradan nasıl çıkacağımızın planlarını yapıyordum. Güneş yükseldiğinde herkesin cephanesi iyice azalmıştı ama Türkler yine de inanılmaz derecede sakindiler. Bir avcı zinciri oluşturdular, süngülerini taktılar ve sırıtarak yüzlerini kuzeye döndüler. Döndükleri yönü gördüm ve anında anladım ki, gitmek istediğim yön orası değildi. Ayağa fırladım ve yumruğumu güneye doğru savurmaya başladım. Türklerin oluşturduğu muharebe hattı güneye doğru çark etti ve birden kendimi tüm Kore Savaşı içerisinde gördüğüm en mükemmel eski usül süngü hücumunun içinde buldum. Buradan şu dersi çıkardım: Türkler asla tuzağa düşürülemez. Başı belada olan kişiler, onları kuşatanlardır. O gün, onları süngülerini kullanırken görmek ilham vericiydi. Onlar birer dervişti. Sıradışı bir teknikleri vardı ve bize Fort Benning'de(Amerikan Piyade Okulu) öğrettikleri gibi değildi. Düşmanın üzerine atlıyorlar, süngüyü düşmanın karnına sokuyorlar, etraflarında dönüyor ve tüfeğin kabzasına sol elleriyle bastırarak düşmanın bağırsaklarını deşiyorlardı. O güne dair, en canlı şekilde hatırladığım şey ise, o hücumu izlerken Tanrı'ya veya Birleşmiş Milletler'e veya Türkler'in bizim yanımızda savaşmasına sebep olan her kimse, o kişiye karşı duyduğum minnet duygusudur.
Kore Savaşı'nda Distinguished Service Cross (Üstün Hizmet Haçı) ile Ödüllendirilen 3 Türk Askeri

Distinguished Service Cross (DSC), yani bizdeki karşılığıyla Üstün Hizmet Madalyası, Amerikan Ordusu'nun savaş sırasında verdiği, Şeref Madalyası'ndan (Medal of Honor) sonraki en yüksek 2. nişandır.

Kore Savaşı sırasında, Amerika Birleşik Devletleri, kendisi ile beraber savaşan diğer ülkelerin asker ve subaylarından, sıradışı kahramanlıklar gösterenleri bu madalya ile ödüllendirmiştir.

Savaş boyunca, diğer milletlerden toplam 14 kişi bu madalya ile ödüllendirilmiştir. Bu ülkeler; Belçika(1 kişi), Fransa(1 kişi), Britanya Krallığı(2 kişi), Filipinler(2 kişi), Güney Kore Cumhuriyeti(5 kişi) ve Türkiye'dir(3 kişi).

Eski bir askerin kaleminden:
25 Haziran 1950'de Kuzey Kore Güney Kore'ye saldırdığında, bütün dünya, özellikle de Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ayağa kalkmıştı. Çünkü bu, Asya'nın uzak bir köşesindeki küçük bir ulusun kavgaya tutuşmasının çok ötesinde anlamlar taşıyordu. Kuzey Kore'nin arkasında Sovyet Rusya ve Komünist Çin vardı.


Olay, Doğunun Batıya, bir başka deyişle komünizmin kapitalizme savaş ilanı olarak duyuruldu. ABD'nin girişimiyle Birleşmiş Milletler (BM) Ordusu kuruldu ve 16 batılı milletin askeri Kore'de, Güney Kore'nin yanında yer aldı.
Milyonlarca kişinin ölümü, yaralanması, fiziki ve psikolojik anlamda sakatlığı ile sonuçlanan Kore Savaşı böyle başladı. Ve kendisi de emekli bir asker olan İbrahim Artuç, Kore'de Türk askerlerinin yaşadıklarını "Kore Savaşı'nda Mehmetçik" adlı kitabında anlattı.
Asker gönderme kararı Meclis'e danışılmadı
Peki neler yaşandı Kore Savaşı'nda? Bu sorunun yanıtları, Artuç'un kitabında şöyle veriliyor:
Türkiye, BM kararına uyarak Kore Savaşı'na katıldı. ABD'den sonra Kore'ye asker göndereceğini bildiren ilk ülke Türkiye'ydi. Bu kararın Meclis'e danışılmadan, sadece hükümet tarafından alınmış olması muhalefetin tepkisini çekse de, bu sorun fazla tartışılmadı ve Genelkurmay'ın 3 Ağustos 1950 tarihli emriyle, Kore'ye gidecek tugayın kurulmasına başlandı.
Savaşa gidecek erler, 1929 doğumlulardan ve daha çok gönüllülerden seçilecekti. Subay ve astsubaylardan da gönüllüler tercih edilecekti. 5 bin kişilik bir tugayın kurulması kararlaştırıldı.
Kore Savaşı boyunca Türkiye, bölgede 1'er yıl kalarak yerine yenisine devreden toplam 10 tugay tarafından temsil edildi. Bunlardan 1, 2 ve 3. tugaylar aktif olarak savaştı.

Nasıl gittiler?

Tugay, 1950 yılının Eylül ayının son haftasında Mısır'a doğru yola çıktı. Tugayda, hiç gemiye binmemiş erler çoğunluktaydı, hatta deniz bile görmemiş erler vardı. Onlar için Akdeniz'in uçsuz bucaksız suları, hele hele her türlü konfora sahip bu kocaman gemiler anlatılmaz birer heyecan kaynağıydı.
Ekmek Amerikalı'nın midesine göre

Gemilerde her türlü konfor vardı. Yemekler çok bol ve güzeldi ama, ekmek ancak iki ince dilimden ibaretti. Çok ekmek yemeğe alışmış Türk askerleri, ne kadar yemek yerlerse yesinler bir türlü doymuyorlardı. Gemideki un stoku ancak adam başı iki dilime, yani Amerikan beslenme alışkanlıklarına göre olduğundan, ekmek eksiği menüye eklenen patatesle giderilmeye çalışıldı. İlk uğrak yeri olan Seylan adasında, un sipariş edildi. Ancak bu unlar da kurtlu çıktığından, ekmek sıkıntısı Kore'ye kadar sürdü.

Duş ve tuvalet sorun oldu

Gemide, Türk askerlerinin yaşadığı bir diğer sorun da, alışık olmadıkları Amerikan tuvaletleri, rezarvuar, duş ve lavabo gibi aletleri kullanmaktı. Bu sorunda, erlere teorik ve uygulamalı dersler verilerek aşıldı.

Eğitim gemide

Ortalama 22 gün süren uzun deniz yolculuğu, teorik ve silahlı eğitimle değerlendirildi. Askerlere Kore ve Kore savaşları hakkında bilgiler veriliyor, derslerde değişik savaş eğitimi öğretiliyor, ayrıca beraberlerinde götürdükleri Amerikan M1 piyade tüfeği ile atışlar yaptırılıyordu. Silahların geç gelmesi nedeniyle Etimesgut'ta tamamlanamayan atış eğitimi, gemide sürdürülüyordu.
Puson Limanı'nda bandolu, mızıkalı karşılama

Kore Savaşı'na katılan askerlerin, gemiyle geldikleri son nokta Puson Limanı'ydı. Türk askerleri, 18-19 ve 20 Ekim tarihlerinde iskeleye çıktılar. Gerek gemilerin terk edilişinde, gerekse iskeleye çıkışta ayrı ayrı törenler yapılmış, karşılıklı nutuklar söylenmiş, hediyeler alınıp verilmişti.
Kafileleri rıhtımda, Tokyo'daki General Mac Arthur karargahında oluşturulmuş Türk İrtibat Grubu'nun subayları ve Amerikan askeri yetkililerinden başka Puson Valisi, Belediye Başkanı, ellerinde Birleşmiş Milletler, Kore ve Türk bayrakları taşıyan Koreli öğrenciler ve halk karşılamış, Amerikan ve Kore bandoları törene eşlik etmişti.
Türk askeri ziyafette

Gelen kafileler limanda araçlara bindirilerek tren istasyonuna götürülüyor, oradan da trenlerle Taegu kentine gönderiliyordu. Askerler açısından, bu tren yolculuğunun en ilginç olayı, Amerikan kumanyalarıydı. Üç öğünlük düzenlenmiş kumanya kutularında neler yoktu ki: 6 konserve kutusunda salçalı köfte, etli kuru barbunya fasulyesi, tavuklu pirinç pilavı veya makarna, komposto, reçel ve yarısı tuzlu yarısı tatlı bisküvi, ayrıca rutubet almayacak ambalajlar içinde çay, kahve, şeker, 3 paket sigara, kibrit, çikolata, şekerleme, sakız, sabun, su temizleme hapları, plastik kaşıklar ve çatallar, temizlik kağıtları ve bir de konserveleri ısıtmak için ispirto-su ve pamuğu konmuş ispirto ocağı. Yani, tatlısından tuzlusuna kadar her şey. Mehmetçik için bu, bir kral sofrası, daha doğrusu bir saray yemeğiydi.
Domuz eti sorun oldu

Fakat bu arada bazı konservelerde domuz eti bulunması Türk askerlerini telaşlandırmıştı. Askerler kısa sürede, üzerinde "Bacon" yazılı domuz etli konserveyi diğerlerinden ayırt etmeyi öğrendi ve bunları yemeyerek yol boyunca gördüğü fakir Korelilere vermeye başladı. Kore köylüsü, hiç beklemediği bu yemeği sevinçle karşıladı.
Acemi şoförler tehlike yarattı

Teagu'da eğitim de başladı. Asıl zorluk, şoför eğitiminde kendini gösterdi. Çünkü, yüzde 98'i kıta şoför eğitim merkezinde yetişen bu erler, tugayda yeterli eğitim fırsatı bulamadığından, acemiydi. Puson'dan Taegu'ya top, silah ve araç gereç nakliyatı sırasında bir sürü kaza olmuş; kazalar yaralanmalara ve araç gereçlerde zarara yol açmıştı. Ayrıca, Taegu'da Türk askerlerinin yol açtığı bir trafik kazasında iki Koreli çocuk öldü, üç Koreli sivil de yaralandı. Albay Celal Doğan anılarında, "Kore'de verilen zayiatın yüzde 10'unun şoförlerimizin araç devirmesinden ileri geldiğini" yazar.

Türk şoförlere dikkat

O günlerde Tokyo'da çıkan Star adındaki Amerikan ordu gazetesi, Türk şoförleri için şunları yazacaktı:
"Türk şoförleri Kore'ye ayak bastıkları andan itibaren, Korelileri ve Kore'deki Birleşmiş Milletler mensuplarını korku ve heyecana düşürmüşlerdir. Türk şoförleri trafik kaidelerine katiyen uymaz, yolun daima ortasını takip eder, geriden gelip korna çalarak yol isteyenlere asla yol vermez, yollarda yazılı en çok hız koşuluna bağlı kalmaz ve aracını her yolda son süratle yürütmekten zevk alır. İşte bu nedenlerle, sık sık birçok kazaya neden olduklarından, üzerinde ay-yıldız işareti olan aracı gören herkes ya aracını durdurmalı veya bir kenara çekilip ona yol vermelidir."
Cepheye yolculuk

Türk tugayı, Etimesgut'tan hareket ettiği 19 Eylül'den 52 gün sonra cepheye gitme emri aldı. Bu bilinen bir savaşa gidiş değildi. Türk askerleri, kim olduğu, ne zaman nerede karşısına çıkacağı belli olmayan "gerilla"lara karşı savaşacaktı. Birçok araç ve silah eksiği vardı. Yeni silahlarla yapılan ateşler de tamamlanmamıştı ama, yapılabilecek bir şey de yoktu. Taegu'da bütünleme, eğitim, atışlarla geçen 20 gün artık sona ermişti. 10 Kasım sabahının erken saatlerinde, 5 bin asker cepheye doğru hareket etti.
İlk şehit trafik kazasında

Türk Tugayı ilk şehidini bu yolculuk sırasında verdi. Uçaksavar bataryasının bir kamyonu devrilmiş ve araçtaki Astsubay Başçavuş Sedat Boran ölmüştü.
Düşmanla göğüs göğüse - Wawon Savaşı

Türk tugayının düşmanla ilk kez 28 Kasım 1950'de Wawon Savaşı'nda karşılaştı:
28 Kasım günü, sabaha karşı Türk Tugay Karargahı'nın çevresindeki dağlardan silah sesleri gelmeye başladı. Tugay Keşif Takımı yol boyunca çekilirken, Amerikan telsiz kamyonuna rastlamıştı. Takım, arızalı aracın tamir edilmesini beklerken düşman baskınına uğramıştı.
Çarpışmanın sonunda, Keşif Takımı tamamen dağılmıştı. Çarpışmadan, iki subay ile birkaç er dışında kurtulan olmamıştı. Yaralılar ve sağ kalanların hepsi düşmana esir düşmüşlerdi. Yürüyüş kolundan olup da yolda arızalanan araçların başında kalan askerlerden çoğu da bu baskından kurtulamamışlardı.
Sonradan yapılan soruşturmada, emniyetle görevli olmayan bazı erlerin ısınmak için ateş yaktıkları ve düşmana yerlerini belli ettikleri anlaşıldı.

Amerikan uçakları etkisiz

Wawon Savaşı, savaşın her iki tarafı için de kanlı geçti. Türk askerleri kara harekatını sürdürürken, havadan destekle görevlendirilen Amerikan uçakları müttefiklerle düşmanı ayıramadıklarından hiçbir yardımda bulunamıyordu.
Cephede tek başına - Simninni Savaşı

29 Kasım gecesi, Türk Tugayı, gece baskınına uğradı. Cephedeki piyade taburları düşmanla çarpışırken, cephe gerisindeki birlikler panik içinde geriye kaçmaya başlamıştı. Ne cephedeki taburlarla, ne de Amerikan birlikleriyle bağlantı kurulabiliyordu.
O saatlerde Tugay'ın ne 9. Amerikan Kolordusu ile, ne de birkaç saat evvel emrine girdiği 2. Amerikan Piyade Tümeni ile bağlantısı vardı. Tugay'ın yardım haberine 2. Tümen'den yanıt alınamamıştı. Tugay Komutanı General Tahsin Yazıcı, anılarında o geceyi şöyle anlattı:
"2. Tümenin bu vurdumduymazlığı kolorduya rahmet okuttu. Bu tümenden tek kelimelik bir emir alınamamış, yapılan bir iki teklife bile cevap verilmemişti. Tugay, en sıkışık olan 29 Kasım günü yardımsız, kendi başına bırakılmıştı."
Türk Tugayı, 29 Kasım gecesi ciddi bir bozguna uğradı.
En çok kayıp Türk Tugayı'nda

Daha sonra Kunuri Savaşları olarak adlandırılan Wawon, Simninni, Kaechon, Sunchon Boğazı Savaşları'nda Türk tugayının kayıpları çok ağırdı. 26 Kasım - 1 Aralık 1950 tarihleri arasındaki bir haftalık savaşlarda Türk tugayı, BM Ordusu içinde asker sayısına oranla en çok kayba uğrayan birlikti.

5 günün bilançosu:
5 günde, 12 subay, 7 astsubay, 199 er olmak üzere toplam 218 asker şehit olmuştu. Yaralı sayısı, 5 subay, 10 astsubay, 440 er olmak üzere toplam 455 idi. 7 subay, 2 astsubay, 85 er olmak üzere toplam 94 asker de kayıp olmuştu. Şehit, yaralı ve kayıp askerlerin sayısı toplamda, 24 subay, 19 astsubay, 724 er olmak üzere toplam 767 idi.
Amerika özür diliyor, Türkler anlamıyor

Savaşın ardından bir Amerikalı yazar şöyle diyecekti:
"Türkler Kore'de çok kayıp verdiler. Türk Tugayının fazla kayba uğraması yüzünden Türk halkının üzüntülerini hesaba katan Amerikan Hükümeti, sessiz sedasız bir şekilde Türk makamlarından özür dilemek zorunda kaldı. Türkler, Amerikalıların ne demek istediklerini pek anlayamadılar."

"Türkler en güç koşullarda savaşan birlikti"

İngiltere Savunma Bakanı E. Shinwell de Avam Kamarası'ndaki demecinde Türk askerlerinin güç koşullarda savaştığını kabul ediyor ve "Kore'deki Türk Tugayı, son savaşlar esnasında diğer Birleşmiş Milletler kuvvetlerine oranla en güç koşullar altında savaşmış ve buna rağmen vazifesini başarı ile yapmıştır" diyordu.
Üç Çinliye bir Türk

25-27 Ocak 1951 tarihleri arasında olan Kumyangjangni Savaşı da çok kanlı geçti. Türk Tugayı'nın başarısıyla sonuçlanan savaşın ardından, 2. Dünya Savaşı gazilerinden Amerikan Piyade Yarbayı Blair, Ordu Gazetesi'nde şunları yazmaktaydı:
"Türklerin bu taarruzu, gördüğüm muharebelerin en kanlısıydı. Dövüşme çok şiddetli olmuş, Çinliler çok iyi donatılmışlardı. Tüfek bombası, çeşitli otomatik silahlar ve havanları vardı. Yiyecek ve cephaneleri de boldu. Mevzilerinde ölünceye kadar direnmeleri, disiplinlerinin iyi olduğunu göstermekteydi. Buna rağmen savaş başarıyla sonuçlandı."

Kocaman kanlı bir nokta

Kore Savaşları, 27 Temmuz 1953'de kocaman bir kanlı nokta ile noktalandı:
Resmi kayıtlara göre, Kore'de BM Ordusu'nun kaybı 94 bini ölü olmak üzere 500 bin kişiyi buluyordu. Baştanbaşa yanan yıkılan Kore ülkesinde de 1.5 milyon Güney Koreli sivil ölmüştü.
Türk Tugaylarında kayıp bilançosu
Genel Kurmay Harp Tarihi Başkanlığı'nın Kore Harbinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin Muharebeleri adlı yayınına göre, Türk tugaylarının kayıp bilançosu şöyleydi:
1. Tugayda:
Şehitler: 25 subay, 16 astsubay, 369 er
Yaralılar: 46 subay, 38 yaralı astsubay, 1.059 er
Yitikler: 3 subay, 38 yitik astsubay, 171 er
Tutsaklar: 4 subay, 3 astsubay, 218 er
Toplam kayıplar: 1.953
2. Tugayda:
Şehitler: 8 subay, 2 astsubay, 111 er
Yaralılar: 20 subay, 17 astsubay, 463 er
Yitikler: -
Tutsaklar: -
Toplam kayıplar: 621
3. Tugayda:
Şehitler: 4 subay, 8 astsubay, 178 er
Yaralılar: 15 subay, 11 astsubay, 478 er
Yitikler: -
Tutsaklar: 2 subay, 7 er
Toplam kayıplar: 703
1, 2 ve 3. tugayların toplam kayıp bilonçosu:
Şehit subay, astsubay, er: 721
Yaralı subay, astsubay, er: 2.147
Yitik subay, astsubay, er: 175
Tutsak subay, astsubay, er: 234
Toplam kayıplar: 3.277
Tugayları ortalama 5 bin kişi kabul edersek, 15 bin kişide 3 bin 277 kişilik kaybın yüzde 22 olduğunu görürüz ki, bu hiç de küçümsenmeyecek oranda büyük bir kayıptır.
Yitikler de şehitlere katılırsa, 3 bin 277 kişilik kaybın 896'sı şehittir. Buna göre, şehitler, toplam kaybın yüzde 27'si gibi büyük bir sayıyı oluşturmaktadır.
Kan bedeli ödendi
Kore Savaşı'nın sürdüğü sırada, 1952'de Türkiye'nin Yunanistan'la birlikte NATO'ya alınmasında Kore'nin önemli etkisi oldu.
1950'lerde, Asya'nın uzak bir köşesinde aniden bir savaş başlamış, birçok ülke askerini de sürükleyerek üç yıl sürmüş, bazı şeyler götürmüş, bazı şeyler getirmiş ve artık bitmişti.
28 Temmuz 1953 günü artık savaş yoktu.
Zaten savaş hali de resmen ilan edilmiş değildi; ne ABD ne diğer Batılılar ne de Çin tarafından...
Savaş gibi, zafer de yoktu...
Sonra, barış da yoktu...
Ateşkes anlaşmasına göre, üç ay içinde Cenevre'de başlaması gereken barış toplantıları bir türlü başlayamadı. Ancak dokuz ay sonra, 26 Nisan 1954 tarihinde Türkiye'nin de içinde bulunduğu savaşa katılan 16 ülkenin temsilcileri, Sovyetler Birliği, Komünist Çin, Güney ve Kuzey Kore temsilcileri Cenevre'de bir araya gelebildiler. İki ay süren görüşmelerden bir araya gelebildiler. İki ay süren görüşmelerden bir sonuç alınamadı. Kore, bu satırların yazıldığı 1990 yılına kadar 37 yıldır sadece ateşkes anlaşması ile durumunu sürdürmeye devam etti, ama barışsız...
Bu arada, ateşkesin kesilmesinden 1.5 ay sonra 4 Eylül 1953'de savaş tutsakları değişimi başlamıştı. İki taraf tutsakları arasında da memleketlerine dönmeyi reddedenler vardı: Birleşmiş Milletler Ordusunun 13 bin 500 tutsağından, 21'i Amerikalı olmak üzere 357 kişi. 82 bin 500 komünist tutsaktan da 21 bin 800 kişi geri dönmek istememişti. 234 Türk tutsak ise, fire vermeden dönmüştü.
Türk tutsaklardan 225'i, yani yüzde 96'sı, Kunuri Savaşları'nda, savaşın ilk aylarında esir düşmüş ve üç yıla yakın bir süreyi tutsak kamplarında geçirmişti.
Son gidişler ve dönüşler
Ateşkesten üç hafta kadar sonra 3. Türk Tugayı, yerini 4. Tugay'a bırakarak Kore'yi tümüyle terk etmişti.
Bu haliyle, 4. Tugay savaşa girmemişti ama, cephedeki yerini almış, tedirgin bir bekleyiş içindeydi. Bu tedirginlik kuşkusuz yalnız Türk Tugayında da değil, tüm Birleşmiş Milletler Ordusu'nda ve karşısındaki düşmanda da vardı. Şimdilik silahlar susmuştu ama, yarın ne olacağını kimse bilmiyordu. Acaba kavga yeniden başlar mıydı?
Dört kilometrelik askerden arınmış boş alanın iki yakasında, iki taraf gözlerini birbirine dikmiş beklemekteydi...
Ve böylece aylar geçti... Tutsaklar değiştirildi... Barış görüşmelerine başlandı... Sonuç alınamadı... Ve aylar aylara, yaz ve kışlar birbirine eklenerek yıllar gelip geçti...
Bu süre içinde 1960 yılına kadar, her yıl değişmek suretiyle 4. Tugaydan sonra altı Türk Tugayı daha Kore'ye gitti. Ve 10. Tugaydan sonra tugay yerine Kore'ye bir bölük yollanmaya başlandı. 1962'den sonra bölük de bir mangaya indirildi. Yani, bir zamanların 5 bin kişilik tugaylarını oniki yıl sonra 10 kişilik bir manga temsil etmeye başladı.

Evet, Anadolu'dan binlerce kilometre ötede, koca Asya Anakarası'nın öbür ucunda, Kore denen uzak bir ülkede 1950'den 1953'e kadar üç yıl süren kanlı bir savaş olmuş ve "Mehmet" oralarda savaşmıştı.
Şimdi Kore'de o kan ve barut dolu serüvenin bir anısı olarak Kumyangjangni'de "Türk Zafer Anıtı" ve bir de Puson'da Birleşmiş Milletler Ordusu Mezarlığı'nda "Türk Şehitliği" bulunuyor.
Ve de bu Türk Şehitliği'nde, bu kavganın suskun birer tanığı olarak ebedi uykularını uyuyan 721 Türk şehidi...