Büyük Taarruz (Başkomutanlık Meydan Muharebesi)

Büyük Taarruz (ya da Başkomutanlık Meydan Muharebesi), Türk Kurtuluş Savaşı sırasında Türk ordusunun Yunan kuvvetlerine karşı başlattığı genel saldırıdır. 21 Ağustos 1922'de taarruz emri verilmiş, 26 Ağustos'ta saldırı başlamış, 9 Eylül'de Türk...

  1. #1
    Büyük Taarruz (Başkomutanlık Meydan Muharebesi)
    Büyük Taarruz (ya da Başkomutanlık Meydan Muharebesi), Türk Kurtuluş Savaşı sırasında Türk ordusunun Yunan kuvvetlerine karşı başlattığı genel saldırıdır. 21 Ağustos 1922'de taarruz emri verilmiş, 26 Ağustos'ta saldırı başlamış, 9 Eylül'de Türk Ordusu İzmir'e girmiş ve 18 Eylül'de de Yunan Ordusu'nun Anadolu'yu terk etmesiyle muharebe ve savaş sona ermiştir.

    Taarruz öncesi

    Türk ordusu Sakarya Meydan Muharebesi'ni kazanmış olsa da Yunan ordularını savaşa zorlayarak yok edecek bir durumda değildi. Türk ordusunun büyük bir saldırıya girişmesi için büyük eksikleri vardı. Bunların giderilmesi için halktan son bir kez özveride bulunması istendi. Bütün mâli kaynaklar son sınıra kadar zorlandı ve hemen hazırlıklara başlandı; subaylar ve askerler saldırı için eğitilmeye başlandı. Ülkenin tüm kaynakları ordunun emrine verildi. Kapanan Doğu ve Güney cephesindeki birlikler de Batı cephesine kaydırıldı.

    Öte yandan İstanbul'da da Türk Kurtuluş mücadelesine destek veren dernekler İtilaf devletlerinin silah depolarından kaçırdıkları silahları Ankara'ya gönderdiler. Türk ordusu ilk kez saldırıya geçecekti ve bu yüzden sayıca Yunan birliklerinden üstün olmak zorundaydı. Anadolu'da bu dönemde 200.000 Yunan askeri vardı. Türk ordusu da bir yıllık hazırlık sonucunda ordudaki asker sayısını 186.000'e yükselterek Yunan birliklerine yaklaştı. Ancak Türk ordusu tüm bu çabalara rağmen süvari birlikleri dışında Yunan birliklerine bir üstünlük sağlanamamış, ancak bir denge kurulabilmişti.

    Saldırı zamanı yaklaştıkça 1 sene önce Sakarya Meydan Muharebesi'nden önce çıkartılan ve üç defa süresi uzatılan ve süresi 4 Ağustos'ta sona erecek olan Başkomutanlık yasasının süresinin yeniden uzatılması gündeme geldi. Bunun için Mustafa Kemal Paşa 20 Temmuz'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Ordunun maddi ve manevi gücü milli gayeyi tam bir güvenle gerçekleştirecek düzeye ulaşmıştır. Bu sebeple yüce meclisimizin yetkilerine lüzum kalmamıştır. diyerek yasadaki olağanüstü maddelere gerek olmadığını bildirdi. Başkomutanlık yasası meclisin verdiği kararla oybirliğiyle süresiz uzatıldı.

    Sakarya Meydan Muharebesi’nden sonra kamuoyunda ve TBMM’de taarruz için sabırsızlıklar baş gösterdi. Bu gelişmeler üzerine Mustafa Kemal Paşa, 6 Mart 1922’de Büyük Millet Meclisinin gizli bir toplantısında endişe ve huzursuzluk duyanlara "Ordumuzun kararı, taarruzdur. Fakat bu taarruzu tehir ediyoruz. Sebebi, hazırlığımızı tamamen bitirmeye biraz daha zaman lazımdır. Yarım hazırlıkla, yarım tedbirlerle yapılacak taarruz, hiç taarruz etmemekten çok daha kötüdür." diyerek bir taraftan zihinlerdeki şüpheyi bertaraf etmeye çalışırken diğer taraftan da orduyu son zaferi sağlayacak bir taarruz için hazırladı.

    1922 yılının Haziran ayı ortalarında, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, taarruza geçme kararını aldı. Bu karar sadece üç kişi ile paylaşıldı: Cephe Komutan İsmet Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Millî Savunma Bakanı Kazım Paşa.

    Asıl amaç; yok edici bir meydan savaşı yapmak, düşmanı çabuk ve kesin bir sonuç alacak şekilde vurmaktır. Büyük Taarruz ve bu taarruzu taçlandıran Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Türk Kurtuluş Savaşı’nın son safhasını ve zirvesini teşkil etti. Mustafa Kemal Paşa, 3 yıl 4 aylık süreçte Türk milletini ve ordusunu adım adım hedefe taşıdı.

    Batı Anadolu’yu Türk ordusuna karşı savunmayı planlayan Yunan ordusu; Gemlik Körfezi’nden Bilecik, Eskişehir ve Afyon doğusu ile Menderes Nehri’ni takiben Ege Denizi’ne dayanan savunma hattını bir yıla yakın bir süre ile tahkim etti. Özellikle Eskişehir ve Afyon bölgeleri gerek tahkimat gerekse birlik miktarı bakımından daha kuvvetli tutulmuş, hatta Afyon’un güneybatısındaki bölge birbiri gerisinde beş savunma hattı şeklinde tertiplenmiştir.

    Hazırlanan Türk taarruz planına göre 1. Ordu kuvvetleri, Afyon’un güneybatısından kuzeye doğru taarruza geçtiğinde Afyon’un doğusu ve kuzeyinde bulunan 2. Ordu kuvvetleri de taarruzla kesin sonuç alınmak istenen 1. Ordu bölgesine düşmanın kuvvet kaydırmasına engel olacak ve Döğer bölgesinde bulunan düşman ihtiyatlarını kendi üzerine çekmeye çalışacaktır. 5. Süvari Kolordusu da Ahır Dağları'ndan aşarak düşmanın yan ve gerilerine taarruz ederek düşmanın İzmir’le telgraf ve demir yolu irtibatını kesecektir. Baskın prensibi ile Yunan ordusunun imhasının gerçekleşmesi düşünüldü.

    Mustafa Kemal Paşa, 19 Ağustos 1922’de Ankara’dan Akşehir’e giderek 26 Ağustos 1922 Cumartesi sabahı düşmana taarruz emrini verdi.

    Taarruz

    26 Ağustos gecesi 5. Süvari Kolordusu, Ahır Dağları üzerindeki Yunanlıların gece savunmadığı Ballıkaya mevkiinden sızma yaparak Yunan hatlarının gerisine intikale başladı. İntikal bütün gece sabaha kadar sürdü.

    26 Ağustos sabahı Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, yanında Genelkurmay Başkanı Fevzi (Çakmak) Paşa ve Batı Cephesi Komutanı İsmet (İnönü) Paşa ile birlikte muharebeyi idare etmek üzere Kocatepe'deki yerini aldı. Büyük Taarruz burada başlayarak, topçuların sabah saat 04.30'da taciz ateşi ile başlayan harekât, saat 05.00'te önemli noktalara yoğun topçu ateşi ile devam etti.

    Türk piyadeleri, sabah 06.00'da Tınaztepe’ye hücum mesafesine yaklaşarak tel örgüleri aşıp Yunan askerini süngü hücumu ile temizledikten sonra Tınaztepe’yi ele geçirdi. Bundan sonra saat 09.00’da Belentepe, daha sonra Kalecik - Sivrisi ele geçirildi. Taarruzun birinci günü, sıklet merkezindeki 1. Ordu Birlikleri, Büyük Kaleciktepe’den Çiğiltepe’ye kadar 15 kilometrelik bir bölgede düşmanın birinci hat mevzilerini ele geçirdi. 5. Süvari Kolordusu düşman gerilerindeki ulaştırma kollarına başarılı taarruzlarda bulunarak, 2. Ordu da cephede tespit görevini aksatmadan sürdürdü.

    27 Ağustos Pazar sabahı gün ağarırken Türk ordusu bütün cephelerde yeniden taarruza geçti. Bu taarruzlar çoğunlukla süngü hücumlarıyla ve insanüstü çabalarla gerçekleştirildi. Aynı gün Türk birlikleri Afyon'a girdi. Başkomutanlık Karargâhı ile Batı Cephesi Komutanlığı Karargâhı Afyon’a taşındı.

    28 Ağustos Pazartesi ve 29 Ağustos Salı günleri başarılı geçen taarruz harekâtı, 5. Yunan Tümeninin çevrilmesi ile sonuçlandı. 29 Ağustos gecesi durum değerlendirmesi yapan komutanlar, hemen harekete geçerek muharebenin süratle sonuçlandırılmasını gerekli buldular. Düşmanın çekilme yollarının kesilmesi ve düşmanı çarpışmaya zorlayarak tamamen teslim olmalarını sağlama yolunda karar aldılar ve karar sür'atli ve düzenli bir şekilde uygulandı. 30 Ağustos 1922 Çarşamba günü taarruz harekâtı, Türk ordusunun kesin zaferi ile sonuçlanmıştır. Büyük Taarruz'un son safhası askerî Türk askerî tarihine Başkomutanlık Meydan Muharebesi olarak geçti.

    30 Ağustos 1922 Başkomutanlık Meydan Muharebesi sonunda, düşman ordusunun büyük kısmı dört taraftan sarılarak Mustafa Kemal Paşa’nın ateş hatları arasında, bizzat Zafertepe’den idare ettiği savaşta, tamamen yok edildi veya esir edildi.

    Savaş havada da sürdü. 26 Ağustos günü, hava bulutlu olmasına rağmen, Türk uçakları keşif, bombalama ve kara birliklerini korumak için havalandı. Av uçakları gün boyunca sürdürdükleri devriye uçuşları sırasında, dört defa düşman uçakları ile karşı karşıya geldiler. Girişilen hava çarpışmalarında üç Yunan uçağı kendi hava hatlarının gerisine indirildi ve bir Yunan uçağı da bölük komutanı Yüzbaşı Fazıl tarafından Afyon'un Hasanbeli kasabası civarında düşürüldü. İleriki günlerde de keşif ve bombalama uçuşları gerçekleştirildi.

    Anadolu’daki Yunan kuvvetlerinin yarısı imha veya esir edildi. Kalan bölümü ise üç grup hâlinde çekildi. Bu durum karşısında Çalköy’de yıkık bir evin avlusu içinde Mustafa Kemal, Fevzi Paşa ve İsmet Paşa ile buluşarak Yunan ordusunun kalıntılarını takip etmesi için Türk ordusunun büyük kısmının İzmir istikametinde ilerlemesini kararlaştırdılar ve müteakiben de Mustafa Kemal Paşa o tarihî "Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!" emrini verdi.

    1 Eylül 1922’de Türk ordusunun takip harekâtı başladı. Muharebelerden kurtulan Yunanlar İzmir’e, Dikili’ye ve Mudanya’ya doğru kaçmaya başladı. Yunan ordusu Başkomutanı General Trikupis ve kurmayları ile 6.000 asker, 2 Eylül de Uşak'ta Türk birliklerine esir düştüler. Yunan ordusunun başkomutanlığına atandığını ise Uşak'ta Mustafa Kemal Paşa'dan öğrendi.

    Türk ordusunun bu muharebede, 15 günde 450 kilometre mesafe katederek 9 Eylül 1922 sabahı İzmir’e girdi. Sabuncubeli’nden geçen 2. Süvari Tümeni, Mersinli yolu ile İzmir’e doğru akarken bunun solunda 1. Tümen de Kadifekale'ye doğru yürüdü. Bu Tümenin 2. Alayı, Tuzluoğlu Fabrikasından geçerek Kordonboyu’na ulaştı. Yüzbaşı Şeref, Bey Hükûmet Konağına, 5. Süvari Tümenin öncüsü Yüzbaşı Zeki Bey Kumandanlık Dairesine, 4. Alay Komutanı Reşat Bey’de Kadifekale’ye Türk bayrağını çektiler.

    Taarruz sonrası

    Büyük Taarruz'un başladığı günden 4 Eylül'e kadar Yunan ordusu 321 kilometre geri çekildi. 7 Eylül'de Türk birlikleri İzmir'e 40 kilometre kadar yaklaşmıştı. 9 Eylül 1922 tarihli New York Times gazetesi Yunan ordusunun kayıplarının ve Türk ordusunun ele geçirdiklerinin 910 savaş topu, 1.200 kamyon, 200 otomobil, 11 uçak, 5.000 makineli tüfek, 40.000 tüfek ve 400 vagonluk cephane olduğunu yazdı. Ayrıca 20.000 Yunan askerinin de esir düştüğünü belirtti. Devamında Yunan ordusunun savaşın başında 200.000 kişiden oluştuğunu ve şu anda yarısından fazlasını kaybettiğini ve Türk süvarilerinden dağınık halde kaçan Yunan asker sayısının ancak 50.000'i bulabildiğini yazdı.

    9 Eylül'de Türk birlikleri İzmir'e girdi. 11 Eylül’de Bursa, Foça, Gemlik ve Orhaneli, 12 Eylül’de Mudanya, Kırkağaç, Urla, 13 Eylül’de Soma, 14 Eylül’de Bergama, Dikili ve Karacabey, 15 Eylül’de Alaçatı ve Ayvalık, 16 Eylül’de Çeşme, 17 Eylül’de Karaburun, Bandırma ve 18 Eylül’de Erdek Yunan işgalinden kurtarıldı. Böylece 18 Eylül'de de Batı Anadolu Yunan işgalinden kurtarıldı. 11 Ekim 1922’de imzalanan Mudanya Ateşkes Anlaşması ile Doğu Trakya, silahlı çatışma olmadan Yunan işgalinden kurtarıldı. 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile Türkiye bağımsızlığını tüm dünyaya kabul ettirdi.

    Mustafa Kemal Paşa, Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ni sevk ve idare ettiği Zafertepe’de 30 Ağustos 1924 tarihinde Büyük Zafer’in önemini şu şekilde ifade etmiştir. "... Hiç şüphe etmemelidir ki yeni Türk Devletin’nin, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri burada atıldı. Ebedî hayatı burada taçlandırıldı. Bu sahada akan Türk kanları, bu semada uçuşan şehit ruhları, devlet ve cumhuriyetimizin ebedî muhafızlarıdır..."

    Tarihçi Isaiah Friedman Yunan Küçük Asya Ordusu'nun son günlerini şu sözlerle tasvir etmiştir: "Yunan ordusunu bekleyen bozgun, Armageddon savaşı boyutlarında idi. Dört gün içinde bütün Yunan Küçük Asya Ordusu ya yok edildi ya da denize döküldü."

  2. #2
    Zafer kelimesi bize öylesine yanlis ögretilmiski,elimizde olan topraklari savunmak ve elimizde tutmayi "Zafer" zannediyoruz.Oysaki zafer demek,elinde olmayani kazanmak adina verilen savasi kazanmaktir.Elinde olani korumak degil.

    Geçenlerde Avrupa sinamalarinda bir film vizyona girdi ve bu filmde Sultan Süleyman'in viyana kusatmasi sirasinda,Osmanli ordusununa karsi,Avusturya'lilarin kazandigi bu savas bir zafer gibi anlatiliyordu.Filme tepkiler çok büyük oldu zira Osmanlilar bu savasi kaybetti fakat,eger söz konusu zafar ise,Sültan Süleyman'in binlerce askeri at sirtinda ve yaya olararak Viyana açiklarina kadar getirip kusatmasidir asil zafer.Filme tepki gösterenler hakli çikti ve vizyona giren film apar topar vizyondan çikarildi.

    Alparslan'in Malazgirt Meydan Muharabesi,1.Murad'in Kosova zaferi,Fatih'in Istanbul'u fethi gibi,Türk milletine kazanim saglayanlardir zafer.Başkomutanlık Meydan Muharebesi bir zafer degil,sadece bizim olanin elde tutulmasi için verilen savastir.Kaldiki bahsettigimiz ve resmi tatil ilan ettigimiz "Zafer",bugün bile Istanbul kadar nüfüsu olmayan ve yüzyillarca bir vali ile yönettigimiz Yunanistan'a karsi kazandigimiz savastir.Ingilizlerin degimiyle "Kemalistleri durdurabilecek en ucuz ordu".Her yil 30 Agustos zafer bayramini kutladigimizda Yunanlilarin söylediklerini duyar gibi oluyorum "Biz neymisiz be abi,koskoca Türkiye bizden kurtulusunu kutluyor).

    Amacim 30 Agustos 1922 Başkomutanlık Meydan Muharebesini küçümsemek degil,fakat heryil "Zafer" bayrami ve resmi tatil olarak kutlanmasina karsiyim.Bizim asil zaferimiz ve kurtulus savasimiz 18 Mart Çanakkale Zaferidir ve 18 Mart'in resmi tatil olmasi gerekir,30 Agustos degil.

    Bu konu hakkinda yazacak çooook sev var aslinda...Benim gibi düsünmeyenlere tavsiyem, Turgut Özakman'ın "Şu Çılgın Türkler" ve Murat Bardakçı'nin "Şahbaba" kitabini okuyun.Bu iki kitap arasinda kuracaginiz baglanti birçok ezberinizi bozacak ve eminimki düsünceleriniz benim düsüncelerime çok daha yakin olacaktir.

  3. #3
    Güzel yazmışsın usta . Ama bazı noktalarda sana katılmıyorum. Her yıl 30 ağustosun zafer bayramı olarak kutlanmasına karşısın ama , yunanlılar her 30 ağustosta kriz geçiriyor. Çünkü her yıl , nasıl bozguna uğrayıp darmadağın olduklarını ve Türk milleti karşısında düştükleri rezil durumu bizlerle beraber onlar da hatırlıyor. Bu gelecek nesillere bu tarihin önemini anlatabilmek için bence önemli. Yoksa unutulur gider. Nasıl ki onlar en ufak birşeyi sürekli dile gtirip , her fırsatta konuşuyorlar , bu tarihin her yıl güncelşekilde kutlanıp unutulmadığının belli edilmeside emin ol , onlara acı veriyor.

    "Biz neymişizde her yıl bizden kurtuluşlarını kutluyorlar" dediklerini sanmıyorum. Olsa olsa , kendilerini avutma yoludur.

    Kurtuluş savaşı ile Çanakkale savaşlarının anlamları birbirine yakındır. Çanakkalede sayısız devletin saldırısına karşı nasıl zafer kazanıldıysa ve bütün dünyaya ilan edildiyse, kurtuluş savaşında da yurdun her köşesine yayılan italyanlar, ingizlizler, fransızlar... da aynı şekilde bozguna uğratılmış ve karada kurtuluş savaşı ile denizde çanakkale zaferi ile bütün dünyaya ders verilmiştir.

    Şu çılgın Türkler kitabını 2 defa okudum. Hala mevcuttur bende. Ansiklopedi değerinde muhteşem bir kaynaktır benim için. Şahbaba kitabını henüz okuyamadım ama listemdekilerden biri. En kısa zamanda onuda okuyacam inşaallah..

  4. #4
    Sadece Şu çılgın Türkler kitabını okudugumda bende senin gibi düsünüyodum Murat Üstadim.Fakat ne zamanki Şahbaba kitabini okudum,benim bütün ezberlerim bozuldu.Aslinda Şahbaba kitabi tamamen belgelere dayali ve yazar tarafindan yorum katilmamis oldugundan,diger tarih kitaplarina nazaran çok daha farkli bir kitap.

    Bu kitapta anladimki,görevi imparatorluk vatandaslarini ve topraklarini korumak olan "Paşa" larin,kendi aralarindaki çekişme ve siyasete bulaşma meraklari yüzünden,Yunan ordusu gibi basit bir orduya karşi zaferimizi kurtuluş savaşi olarak gördük.Yunan ordusu,bizim kurtuluş savaşi verecegimiz nitelikte bir ordu degildi.Ayrica kutlamiş oldugumuz 30 Agustos zaferi sirasinda sadece Yunan ordusu ile savaş yapilmistir.Bazilarinin abartili olaraksöyledigi gibi "Yedi düvele karşi" bir savaş degildir.Sadece Ingilizler tarafindan Yunan ordusuna silah ve lojistik yardim yapildi fakat bu arada Fransiz ve Italyanlarda el altindan bize yardim ettiler.Savaşin en önemli birligi olan süvari birlikleri Ingiliz atlarindan oluşan Yunan ordusu,çok geçmeden bozguna ugradi çünkü düz alanda koşmaya alişmiş ingiliz atlari,daglik alanda telef olup gittiler.

    Konuyu fazla dagitmadan söylemek isterimki; Bize degil rakip,düşman bile olamayacak Yunanlilara karşi kazandigimiz zaferi kurtuluş savaşi olarak görebilecek duruma düsürenler Osmanli Paşalaridir.Ve Paşalardan kastim sadece Mustafa Kemal Paşa degil,savaş egitimi almiş olmalarina ragmen siyasete bulaşip,aklinca kendilerini ülke yönetebilecek kapasitede gören tüm Osmanli paşalaridir zira Paşalar savaş kazanabilir ama kazandiklari savaşi masa başinda kaybederler.

    Neyse Murat kardeşim,umarim Şahbaba kitabini okuma firsati bulursun.O zaman farkli düşünecegine eminim.

  5. #5
    Bu zafer sadece yunanlılara karşı kazanılmış bir zafer değildir. Kurtuşuş savaşına çok çok yakın bir tarihte italyanlarla fransızlar da bu ülkeyi işgal etmemişlermiydi. Aslında el altından bize yardım etmediler. Onlar bize yardım edecekler öylemi ? El altından yunanlılara yardım etmeyen var mıydı?

    Kurtuluş savaşı , bir çok devlete karşı .. bazılarına fiilen bazılarına da dolaylı olarak mücadele etmedikmi?

    İzmirde yapılacak 9 eylül ilk öğretim okuluna , zengin bir yunanlı yüklü miktada bağış yapacakmış. Ama tek şartla. Okulun adı 9 eylül olmayacak. Kabul etmemişler, bu adam ısrarla demiş bağış yapacam ama bu ismi vermeyin. Gerekirse okulun bütün yapım masrafını en karşılayam ama 9 eylül ismi geçmesin.
    uzun zaman bu pazarlık sürüp gitmiş. en sonunda demişler neden bu isim olmasın. Biz bağış almayacaz ama isimde değişmeycek. zorlamalar sonucu itiraf etmiş...

    - Şimdi bu okul bitince bu okulda okuyacak öğrenciler, okulun adının nerden geldiğini öğrenecekler. Bu bilgiyle büyüyecekler ve geçmişte bizi yenmelerinin gururuyla yaşayacaklar. Yeni yetişen bu nesil , yunanistanın yenilgilerini bilerek büyüyecek....

    Yani basit bir konu ama bu yaşanmış bir olay. Neden okulun bütün masrafını sadece birisim karşılığında değiştirmek istesinler ki? Kendi geçmişimizi bize yanlış öğretme oyunlarıyla , dizilerle, filmlerle kendi şanlı tarihimiz bize yanlış gösterilmeye çalışılırken, özellikle de yeni nesillerimizi yanlışbilgilerle doldurmaya çalışırlarken biz neden tarihimize sahip çıkmayalım. Küçük adımla bile olsa bunu yapmak zorundayız. Tarihimizenasıl sahip çıkabiliriz? Unutarak mı, unutturarak mı?

    Daha geçenlerde son bölümü oynayan "muhteşem yüzyıl" adlı dizinin gerçeklerle uzaktan yakından alakası var mıydı? Kanuni sultan Süleyman gibi dünyaya nam salmış bir padişah filmde nasıl anlatıldı? ve o film ilk bölümden itibaren geçen hafta yeniden oynatılmaya başlandı. O filmin sponsoru israilli bir firma. Neden Türk dizisine , helede osmanlının şanlı geçmişine dayalı bir diziye destek olsunlar. Bence vardır bir bildikleri.......

    Kuşu çift görmeden taş atmazlar. Ki, yabancı okullarda Türkiye ve Osmanlı tarihine karşı nasıl bir karalama eğitimi verildiğini bilmiyor muyuz? Fransız kolejinde Fatih Sultan Mehmet için söylenmeyecek laflarla öğrencileri eğiten , okullarında şu gün bile ege ve akdenizi kendi haritalarında gösteren yunanistan neden ince planlarla bu geçmişi gölgelemeye çalışıyor dersiniz?

    Bence Sadece Kurtuluş savaşının , 30 Ağustosun senede bir defa değil, ayda bir defa kutlanması lazım. Türkiye 30 ağustosta bayraklarla donatıldığında yunanlılar çıldırıyor. Az bile oluyor...

Facebook Yorumları

Konu Bilgileri

Şu An Görüntüleyenler

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

    Bu Konu için Etiketler