Hesabı sorulacak

Hz.Musa (A.S), Cenab-i Hakk a niyaz eyler: - Ya Rabbi! Dostlarindan birini bana göster, diyerek münacaatta bulunur. Allahü Teala, Musa Aleyhisselama: Ya Musa! Su daga çik, orada bir magara var, orada bir adam var. O magarada bulunan adam benim...

  1. #1
    Hesabı sorulacak
    Hz.Musa (A.S), Cenab-i Hakk a niyaz eyler:
    - Ya Rabbi! Dostlarindan birini bana göster, diyerek münacaatta bulunur.
    Allahü Teala, Musa Aleyhisselama:
    Ya Musa! Su daga çik, orada bir magara var, orada bir adam var. O magarada bulunan adam benim dostumdur, buyurur.


    Hz. Musa (A.S.), daga çikar, magaraya gider. Bakar ki, magarada bir adam cansiz, takatsiz bir vaziyette kerpiçten bir yastik edinmis, yaninda bir de seccadesi var. Bir de hirkasi var. Baska hiç bir seyi yok. Yoksul mu dersen yoksul!..
    Hz.Musa (A.S.):
    - Ya Rabbi! Bu zat midir senin dostun?, der.
    Cenab-i Hakk:
    - Ya Musa; izzetim, celalim hakki için onu o sahib oldugu o bir tek hirkadan ve yastik edindigi kerpiçten hesaba çekmedikçe cennete koymayacagim!.. buyurur.

  2. #2
    Bir Menkıbe:

    Hayatini gunahlarla doldurmus adamin biri yagmurlu ve camurlu bir gunde ayagi kayip yere duser. Duserken ustu kirlenmesin diye elleriyle yere tutunur ve ayaga kalkar. Bunun uzerine sag eli cok kirlenmistir. Ama bu bedevi ve gorgusuz insan, elini su ile yikayacagina bir yere silmeyi tercih eder. Silecek bir yer bulamadigindan oturu o an yolda oynayan bir cocugun kafasini oksayarak elini temizler ve oradan ayrilir. Bu hareketi cok yanlis olup, cocugun bundan haberi bile olmamistir.

    Ve bu adam kisa bir zaman sonra gunahlarina tovbe bile etme firsatini yakalayamadan vefat eder. Gidecegi yer melekler tarafindan gosterilecegi vakit cok korkar cunku hayati gunahlarla doludur. Cehennemi beklerken melekler ona cennet bahcelerinden bir bahce gosterir.Adam cok sasirir ve bu kadar gunahi oldugu halde nasil olur da Allah kendisine cenneti nasip eder? Melekler ise durumu Allah'a bildirirler. Zaten tum olanlari, daha olmadan once bilen Allah c.c. meleklerine soyle nida eder:


    O kuluma soyleyin, bir gun eli camurlandiginda, o elini silmek icin bir cocugun basini oksamisti. Yaptigi yanlis birsey de olsa o cocuk yetim idi. Kimse basini oksamamisti. O kulum kotu niyetle de olsa o yetimin basini oksamasi o yetimi o kadar cok sevindirdi ki; ben de o guzel yetim kulumun yuzusuyu hurmetine o gunahkar kulumu da affettim.

    (alıntı)

    Rabbim bizlerede sonsuz Rahmet ve Merhametiyle muamele etsin inş.
    Ve bizleri affetsin
    Selam ve dua ile...

  3. #3
    Sultan Murat Han o gün bir hoştur. Telaşlı görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister sonra vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil. Vezir-i a’zam Siyavuş paşa sorar:
    - Hayrola sultanım canınızı sıkan bir şey mi var?
    - Akşam garip bir rüya gördüm.
    - Hayırdır inşallah.
    - Hayır mı şer mi öğreneceğiz. Hazırlan dışarı çıkıyoruz.

    Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki padişah hâlâ gördüğü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Hızlı ve kararlı adımlarla Beyazıt’a çıkar, döner Vefa’ya, Zeyrekten aşağılara sallanır. Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatle bakınır. İşte tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine batar. Ahali ile aralarında şöyle konuşma geçer:
    - Kimdir bu?
    - Aman hocam hiç bulaşma, ayyaşın biri işte!
    - Nereden biliyorsunuz?
    - Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz.

    Bir başkası tafsilata girer. Aslında iyi sanatkârdır. Azaplar çarşısında çalışır. Nalının hasını yapar. Ancak kazandıklarını içkiye, fuhuşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine hem de nerede namlı, mimli kadın varsa takar peşine.

    Hele yaşlının biri çok öfkelidir; isterseniz komşulara sorun, der, sorun bakalım onu cemaatte bir gören olmuş mu?

    Hasılı mahalleli döner ardını gider. Bizim tebdil-i kıyafet mollalar kalırlar ortada. Tam vezir de toparlanıyordur ki padişah sorar:
    - Nereye?
    - Bilmem bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.
    - Millet bu, çeker gider. Kimseye bir şey diyemem. Ama biz gidemeyiz, şöyle veya böyle tebaamızdır. Defini tamamlasak gerek.

    - İyi ya, saraydan bir kaç hoca yollar kurtuluruz vebalden.
    - Olmaz rüyadaki hikmeti çözemedik daha.
    - Peki ne yapmamı emir buyurursunuz?
    - Mollalığa devam. Naşı kaldırmalıyız en azından.
    - Yapmayın sultanım, bunun yıkanması var. Tekfini, telkini...
    - Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasilhane bulmalıyız.
    - Şurada bir mahalle mescidi var ama...
    - Olmaz vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin?
    - Ne bileyim, Ayasofya'dan Süleymaniye’den, en azından Fatih camiinden.
    - Ayasofya ile Süleymaniye’de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem. Ama Fatih Camiini iyi dedin. Hadi yüklenelim.

    Ve gelirler camiye. Vezir sağa sola koşturur kefen tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa. Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki naaş ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur aydınlanır alnında. Yüzü şakilere benzemez.

    Meçhul nalıncıyı kefenler, tabutlar musalla taşına koyarlar. Ama namaz vaktine hayli vardır daha. Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır.
    - Sultanım der, yanlış yapıyoruz galiba! Heyecana kapıldık sorup soruşturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim bilir belki hanımı, yetimleri vardır.
    - Doğru öyle ya, neyse, sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim.

    Padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Sorar soruşturur, nalıncının evini bulur. Kapıyı yaşlı bir kadın aralar. Hadiseyi metanetle dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir. Hakkını helal et evladım der. Belli ki çok yorulmuşsun. Sonra eşiğe çöküp ellerini şakaklarına dayar. Biliyor musun oğlum diye dertli dertli söylenir! Bizim efendi bir âlemdi vesselam. Akşamlara kadar nalın yapar. Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin, elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya.

    Sonra malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi. Ben sizin zamanınızı satın aldım mı diye sorar, onlar da aldın derlerdi. Öyleyse şimdi dinleseniz gerek dedikten sonra çeker gider, ben menkıbeler anlatırdım onlara. Mızraklı ilmihal, Huccetül İslam okurdum ..

    - Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki.
    - Milletin ne sandığı umurunda değildi. Hoş, o hep uzak mescitlere giderdi. Öyle bir imamın arkasında durmalı ki derdi, tekbir alırken Kâbe’yi görmeli.
    - Öyle imam kaç tane kaldı şimdi?
    - İşte bu yüzden Nişancı’ya, Sofular’a uzanırdı ya. Hatta bir gün, bak efendi dedim, sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular kötü belleyecek. İnan cenazen kalacak ortada.
    - Doğru öyle ya!
    - Kimseye zahmetim olmasın, diye mezarını kendi kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim iş mezarla bitiyor mu dedim. Seni kim yıkasın, kim kaldırsın?
    - Peki o ne dedi?
    - Önce uzun uzun güldü, sonra Allah büyüktür hatun dedi. Hem padişahın işi ne?

    Allahü teâlânın öyle kulları vardır ki, halk onları bilmez. Hoş bazen kendileri de makamlarının farkında değillerdir. Hulus-u kalb ile boyun büker ümmet-i Muhammede, halifeyi müslimine dua ederler. Samimi niyazları ile zırh olurlar sultana. Bir seher vakti göz yaşı ile yapılan dua, binlerce topun yapamadığını yapar. Kralları yıkar, kaleleri paralar.

    İşte nalıncı baba o adsız şânsız Allah dostlarından biridir. Asıl adı Muhammed Mimi Efendidir. Bergamalıdır. 1592 yılında vefat etti. Cenaze hizmetlerini bizzat padişah gördü. Ve mübareği evinin bahçesine defnetti. Kabri üzerine bir kubbe, içine bir çeşme koydurdu. Dahası bir tekke ile yaşattı adını. Türbesi Unkapanında, Cibali tütün fabrikasının arkasında, Harabzade Camii karşısındadır

  4. #4
    İki kardeş vardı Yatalak annelerine bir gece biri, diğer gece öteki bakacaktı Öyle anlaşmışlardı Abid olan nafile ibadete çok düşkündü, sabaha kadar ibadet ederdi Bunun için, kardeşine, (Bugün de anneme sen hizmete devam et, ben de yine ibadet edeyim) derdi Annesine bakma sırası hiç ona gelmezdi Kardeşi, onun da sevap kazanması için abid olan kardeşine, bazen (Bugün sıra sende) derdi Bu abid genç, rica eder, sabaha kadar ibadetle meşgul olurdu Yine bir gece sabaha kadar yaptığı ibadetten duyduğu hazdan dolayı kardeşine, her zaman olduğu gibi sırayı bozarak, (Bu gece de bana izin ver ibadet edeyim) dedi Kardeşi kabul edip annesine hizmete gidince, bu ibadet etmeye koyuldu Bir ara uyuya kaldı ve bir rüya gördü Rüyasında nurani yüzlü bir zat buna dedi ki:
    - Kardeşin affedildi
    Genç merakla sordu:
    - Ben niye affedilmedim?
    - Sen de affedildin ama, kardeşinin yüzünden affedildin
    - Ben Allahü teâlâya ibadet ediyorum Kardeşim ise anneme hizmet ediyor Fakat benim onun yüzünden affedilmemin hikmeti nedir?
    O zat dedi ki:
    - Allahü teâlâ size nafile ibadeti farz kılmadı, ama ana babaya iyiliği hizmeti farz kıldı Üstelik annenin hizmete ihtiyacı var Kardeşin emre uyduğu için kazandı ve yükseldi Onun sayesinde sen de affedildin

  5. #5
    Peygamber Efendimiz bir gun etrafindakilerle oturmus sohbet ediyordu. Onlara su olayi anlatti:
    "Adamin biri 'Mutlaka bu gece birine sadaka verecegim' deyip verecegi sadakayi yanina alarak disariya cikti. ancak gece karanlik olmasi sebebiyle, sadakasini yolda rastladigi bir hirsiza verdi. Sabah olunca insanlar 'Bu gece bi hirsiza sadaka verilmis' diye konusmaya basladilar. Bunu duyan o adam ellerini acip 'Allahim! Hirsiza verdigim sadakadan dolayi sana hamd ederim!' dedi ve bir kez daha sadaka vermeyi ahdetti.
    Yine gece karanligi coktugunde verecegi sadakayi yanina alarak yola cikti.Bu sefer de farkinda olmadan sadakayi zinakar bir kadina verdi. Sabah oldugunda insanlar bu kez 'Bu gece de zinakar bir kadina sadaka verilmis' seklinde sozler sarf etmeye basladilar. Adam bunlari duyunca ellerini acip 'Allahim! Bir hirsiz ve zina eden bir kadina verdigim sadakalardan dolayi sana hamd ederim!' diye dua etti.
    Ucuncu gece yine sadaka vermek niyetiyle yola cikan adam, bu sefer de zengin bir adama sadaka verdi. Insanlar bos durur mu? Bu sefer de 'Zengin bir adama sadaka verilmis' diye dedikodu yapmaya basladilar. Adam, 'Allahim! Bir hirsiz,zina eden bir kadin ve zengin birine verdigim sadakadan dolayi sana hamd ederim!' diye sukretti.
    Bunun uzerine adamin ruyasina girip soyle dediler:
    'Sadakalarin kabul oldu. Cunku umulur ki, hirsiz senin sadakan sayesinde hirsizliktan vazgecer. Zina eden kadin zinadan vazgecip iffete gelir. Zengin de ibret alip Allah'in kendisine bahsettigi maldan sadaka vermeye baslar!'".


    Peygamber Efendimizin anlattigi bu olaydan da anlasilacagi uzere, sadaka vermekte esas olan, insanin icindeki niyeti ve samimiyetidir. Bu konuda sorun yoksa, sadakasini kime verirse versin, yaptigi iyilikten kim yararlanirsa yaralansin sevabini kazanir, sadakasi kabul olur.
    Gunumuz sartlarinda sadakayi bizzat kendimiz ihtiyac sahiplerini arayip bularak verecegimiz gibi, bu konu uzerine kurulmus dernek ve vakiflar araciligiyla da yapabiliriz. Allah verdigimiz sadakalarin, yaptigimiz yardimlarin rahmet ve bereketini bizlere gostersn !!!

  6. #6
    Baba Hakkını Yerine Getirmemenin Tehlikesi

    Mâlik bin Dinar Hazretleri hacca gitmişti. Hac günlerinin sonunda rüyasında denildi ki:
    - Ey Mâlik, müjdeler olsun, günahların affedildi. Seninle beraber haccedenlerin de günahları affedildi. Hepinizin haccı kabul edildi. Ancak Belh'li Muhammed oğlu Abdürrahman'ın haccı kabul edilmeyip günahları affedilmedi.
    Uyanınca, halka Abdürrahman ismindeki şahsı sordu. Onu herkes tanıyordu, onun ibâdetine düşkün, Kur'an'a bağlı bir zat olup her sene hacca geldiğini söylediler. Sora sonra onu buldu. Yüzü ayın ondördü gibi parlayan bir gençti. Selâm verdi, o da selâmım aldı. Mâlik Hazretlerine:
    - Siz kimsiniz, diye sordu. O da Basra'lı olduğunu söyledi.
    - Bana, benim afffedilmediğimi haber vermeye mi geldin, dedi.
    - Nereden bildin?
    - Rüyamda söylediler.
    - Allah senin haccını niçin kabul etmeyip, affetmiyor?
    - Ben, mübarek Ramazan ayının ilk gecesi büyük bir günah işledim. İçki içip sarhoş olmuştum. O haldeyken babam gelip beni kaldırmak istemiş. Ben babamın gözüne vurup kör etmişim. Babam da bana kırılıp "Allah senden râzı olmasın" diye beddua etmiş. Sabah olunca annem bana bu olanları anlattı. Yaptıklarıma çok pişman oldum. Gidip şarap küpümü kırdım. Allah için bol bol sadaka verdim. Kaç tane köleyi hürriyetine kavuşturdum. Her yıl hacca gitmeye başladım. Fakat her sene bir kişi senin gibi bana gelip "Allah senin haccını kabul etmedi. Seni affetmiyor" der.
    - Senin baban hayatta mı?
    - Hayattadır. Falan yerde ikâmet etmektedir.
    Mâlik Hazretleri gencin babasını bulur. Adam, nur yüzlü bir zattır. O vardığında Kur'an okumaktadır. Mâlik Hazretleri'ni tanıyınca çok sevinir ve:
    - Yâ Mâlik, ben de seni görmeyi çok arzu ediyordum. Bir isteğin varsa hemen söyle, yerine getireyim, dedi.
    Mâlik bin Dinar Hazretleri, isteğini şöyle anlattı:
    - Farzet ki kıyamet kopmuş. Herkes kendi canı derdine düşmüş vaziyette. O sırada senin evladın Abdürrahman'ı tutup cehenneme atıyorlar...
    Bunun üzerine adam ağlamaya başladı.
    - Ben onu affettim. Hakkımı da helal ettim. Madem tanıyorsun git söyle.
    Mâlik Hazretleri gence gitti ve müjdeyi verdi:
    - Baban seni affetti. Hakkını helal etti.
    Genç o kadar sevindi ki, sevincinden hemen bayılıverdi. Bu arada babası da geldi.
    - Ey evladım, Allah sana azap etmesin, dedi.
    Bu arada genç kıpırdadı, bazı hareketlerde bulundu. Babası telaşa kapıldı, ölüyor zannetti. Mâlik Hazretleri'ne, Kelime-i Şehâdet getirmesini söyledi. Oğlunun da duyup Kelime-i Şehâdet getirmesini istiyordu. Mâlik Hazretleri bir iki kere Kelime-i Şehâdet getirdiyse de söylemedi. Bu arada gözünü açıp:
    - Baba gel, sen de benim gözümü çıkar da, suçum kıyamete kalmasın, dedi. Babası:
    - Yok evladım ben sana hakkımı helâl ettim, dedi. Mâlik Hazretleri sordu:
    - Yâ Abdürrahman, ben Kelime-i Şehâdet okudum ama sen benimle beraber okumadın?
    - Nasıl okuyabilirim ki. Başımda iki melek dikiliyordu. Ellerinde ateşten sopalar vardı. Sonra babam hakkını helâl ettiğini söyleyince bir melek daha gelip yeşil bir bezle yüzümü sildi. "Artık Kelime-i Şehadet getirebilirsin, baban senden razı olduğu için Allah da razı oldu" dedi.
    Daha sonra annesi ve kız kardeşi geldiler. Ağlıyorlardı. Abdürrahman, ağlayan annesini ve kız kardeşini gördü. Tekrar düştü ve hareketsiz kaldı. Baktılar ki ruhunu teslim etmiş.

  7. #7
    Saliha bir kadının, münafık ve cahil bir kocası vardı. Bu kadın " Bismillahirrahmanirrahim " diye besmele çekmeden, hiçbir işine başlamazdı. Kocası,onun bu haline kızar, kadıncağıza yapmadığı eziyeti bırakmazdı. O saliha kadın ise, kocasının eza ve cefalarına sabreder ve onun doğru yola gelmesi için Allah'a dua ederdi.
    Birgün,kadının kocası iyice öfkelenmişti..Karısına yapacağı eziyet ve kötülük için bir bahane arıyor ve kendi kendine :


    " Şuna bir oyun çevireyimde görsün ; bakalım onu rezil olmaktan kim kurtaracak ? " diye söylenip duruyordu. Başkalarına açıkça söyleyemediği inkarcılığı,artık bütün çirkinliğiyle,içinde dolup taşmıştı.

    Hanımını çağırdı,ona bir kese altın vererek :


    - Bunu iyi sakla !!! diye tenbih etti. Kadında kocasının emri üzerine hemen gitti,besmeleyi çekerek keseyi iyice sakladı. Bu arada kocasıda onu gizlice takip ediyordu. Sonra karısının haberi olmadan keseyi, karısının sakladığı yerden aldı. İçindeki altınları boşaltarak, keseyi derin bir kuyuya attı. Aradan çok geçmeden karısını çağırdı ve :


    - Sana verdiğim bir kese altını hemen getir. dedi.


    Kadın koştu ; keseyi sakladığı yere,


    " Bismillahirrahmanirrahim " diyerek elini uzattı.


    Tam o anda, Allahu Tealanın emriyle, kese kadının sakladığı yerde içindeki altınlarla beraber aynen duruyordu. Islanan keseden suları damlıyordu. Kadın kesenin neden ıslak olduğunu anlayamadı ve keseyi kocasına getirdi. Adam içi altınla dolu keseyi görünce çok şaşırdı ve karısının söylediklerinin ne kadar doğru olduğunu anladı.


    Sonra karısına ;


    - Sana çok zulmettim,çok canını yaktım,beni affet. diye yalvarmaya başladı. Allah'a tevbe ve istiğfar etti. İbadetlerine bağlı bir insan oldu. O günden sonra dua ve yakarışlarında hep şöyle derdi ;


    - Ya Rabbi ! Bana dünyam ve ahiretim için hayırlı, Saliha bir kadını eş olarak verdiğin için,sana hakkıyle şükretmekten acizdim,beni affet Alah'ım...

    O saliha kadın ise ;


    - Ya Rabbi ! Sana şükürler olsun ki,duamı kabul edip kocamı salihlerden eyledin,diye dua ediyordu.

    Bu hikayeden alınacak ibretler ve çıkarılacak hikmetler çoktur.Büyükler demişlerki ; " Sabrın kendisi acıdır,lakin meyvesi tatlıdır."

  8. #8
    MURATS44 Nickli Üyeden Alıntı
    Hz.Musa (A.S), Cenab-i Hakk a niyaz eyler:
    - Ya Rabbi! Dostlarindan birini bana göster, diyerek münacaatta bulunur.
    Allahü Teala, Musa Aleyhisselama:
    Ya Musa! Su daga çik, orada bir magara var, orada bir adam var. O magarada bulunan adam benim dostumdur, buyurur.


    Hz. Musa (A.S.), daga çikar, magaraya gider. Bakar ki, magarada bir adam cansiz, takatsiz bir vaziyette kerpiçten bir yastik edinmis, yaninda bir de seccadesi var. Bir de hirkasi var. Baska hiç bir seyi yok. Yoksul mu dersen yoksul!..
    Hz.Musa (A.S.):
    - Ya Rabbi! Bu zat midir senin dostun?, der.
    Cenab-i Hakk:
    - Ya Musa; izzetim, celalim hakki için onu o sahib oldugu o bir tek hirkadan ve yastik edindigi kerpiçten hesaba çekmedikçe cennete koymayacagim!.. buyurur.
    Merak ettim bu anlatilanin kaynagi nereye dayaniyor.

  9. #9
    Konuda sadece bunu mu merak ettin?
    Her anlatılanın ,kaynağı bilinmeyebilir. Hz.Musanın Rabb'imizle konuştuğunu biliyoruz. Bu da belki o zamandan gelen anlatılardan biridir. Önemli olan , vermek istediği mesaj.
    Konu içinde yanlış yada mantıksız gelen yer yok .Tabiibana göre. Düşüncelerini öğrenmek isterim.

Facebook Yorumları

Konu Bilgileri

Şu An Görüntüleyenler

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

    Bu Konu için Etiketler