Maraton Muharebesi, Yunanistan'a Birinci Pers Saldırısı sırasında, MÖ 490 yılında Platea'dan gelen destek birliğiyle takviye edilmiş Atina kuvvetleri ile General Datis komutasındaki Akamenid Ordusu arasında Maraton Ovası'nda gerçekleşen bir muharebedir. Muharebe, I. Darius'un Yunan kent devletlerine, özellikle de Atina ve Sparta'ya boyun eğdirme yönündeki askeri girişiminin doruk noktası sayılmaktadır. Yunanistan'a İlk Pers Saldırısı, Batı Anadolu'daki İyon kent devletlerinin Pers hakimiyetini yıkmak için giriştikleri İyon Ayaklanması'nı, Atina ve Eretria'nın askeri olarak desteklenmesine bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Atina ve Eretria birlikleri, İyon kuvvetleriyle birlikte Sard'ın aşağı kentini ele geçirmeyi ve yakmayı başardılar. Ancak geri çekilirken Efes yakınlarında muharebeye girmeye zorlandılar ve Efes Muharebesi'nde ağır kayıplarla bozguna uğradılar. Bu baskın tarzı sefer yüzünden I. Darius Atina ve Eretria'yı yakıp yıkmaya yemin etmiştir. Bu sıralarda Atina ve Sparta, Antik Yunanistan'daki en büyük iki kent devletiydi.

İyon Ayaklanması, Lade Deniz Muharebesi'nde elde edilen Pers zaferiyle bastırıldığında I. Darius Yunanistan üzerine bir seferin hazırlıklarına başlamıştır. Bu hazırlıkların sonunda General Datis ve Artaphernes komutasında bir kara gücü ve donanma Ege Denizi'ne, Kiklad Adaları'na boyun eğdirmek üzere sefere çıkmıştır. Bu kuvvet, ardından Atina ve Eretria'ya cezalandırıcı bir saldırı düzenleyecektir. Ege'de başarılı geçen bir seferin ardından yaz ortasında Eğriboz Adası açıklarına gelen Pers donanması adadaki Eretria kentini kuşatmış ve kuşatma sonunda almıştır. Daha sonra Attika'ya yelken açan donanma Maraton Ovası kumsalında karaya asker çıkarmıştır. Kısa süre sonra Platea'dan gelen küçük bir birlikle takviye edilecek olan Atina kuvvetleri de Maraton ovasına yürüdüler ve ovanın Atina yaklaşımı yönündeki iki çıkışını tutacak biçimde yerleştiler. İki taraf da beş gün boyunca saldırıya geçmedi. Ancak bu beş günün sonunda Atinalılar, çok iyi bilinmeyen bir nedenle şafakta saldırıya geçmeye karar verdiler. Muharebe, Pers kuvvetlerinin sayısal üstünlüğüne karşın falanks muharebe düzenindeki hoplitlerin, hafif piyade karşısında son derece etkili olduğunun bir kanıtı olmuştur.
Maraton Muharebesi yenilgisi Yunanistan'a yönelik ilk Pers genel taarruzunun sonunu işaret etmektedir. Bu yenilgi üzerine Pers donanması Asya kıyılarına dönmüştür. I. Darius bu yenilgiden hemen sonra yeniden Yunanistan'a saldırmak için büyük bir ordu oluşturmaya başlamıştır. Ancak bu arada Mısır'da Pers hakimiyetine karşı bir ayaklanma başlamıştı ve bu ayaklanma, Yunanistan seferini belirsiz bir süre için erteleyecektir. I. Darius'un ölümünden sonra tahta geçen oğlu I. Serhas babasının amacını gerçekleştirmek için yeniden hazırlıklara başlamıştır. Bu hazırlıkların sonucunda Yunanistan'a İkinci Pers Saldırısı MÖ 480 yılında başlatılmıştır.
Maraton Muharebesi, Yunan – Pers Savaşları'nın bir dönüm noktası olmuştur. Pers Ordusu'nun yenilebileceğini gören Grekler, Perslere karşı daha bir özgüvenle mücadele ettiler. Bu savaşların sonucundaki nihai Grek zaferi, bir bakıma Maraton Muharebesi ile başlamış sayılmaktadır. İzleyen iki yüzyıl boyunca, Batı toplumlarını kalıcı biçimde etkileyen Klasik Yunan Uygarlığı'nın doğuşu serpilip gelişmiştir. Maraton Muharebesi bu bağlamda Avrupa tarihinin dönüm noktalarından biri olarak da görülür. Günümüzde muharebe, ünlü Maraton Koşusu'na esin kaynağı olmasından dolayı oldukça ünlüdür. Tarihsel olarak hatalı olan bir söylenceye göre Maraton Ovası'nda Atina kuvvetleri muharebeyi kazanınca bir ulak Atina'ya zafer haberini vermek üzere gönderilmişti. Pheidippides adındaki bu ulak Atina'ya kadar hiç durmadan koşmuş, zafer müjdesini verdiği anda da düşüp ölmüştü. İlk olarak 1896 yılında Atina Olimpiyatları'nda, Maraton Ovası ile Atina arasında koşulan Maraton Koşusu bu söylenceden esinlenmiştir.

Muharebenin tarihi

Herodot tarihleri, her Yunan kent devletinin farklı bir varyantını kullandığı Ay-Güneş Takvimi'ne göre vermektedir. Astronomik hesaplamalar, ileriye doğru yapılarak günümüz takvimine göre uyarlanabilir ve kesin sonuca ulaştırır. Philipp August Böckh, 1855'te muharebenin MÖ 12 Eylül 490 yılında gerçekleştiğini hesaplamıştır. Bu tarih genel kabul gören tarihtir.Ancak bu, Sparta festivaline dayanılarak çıkarılan bir tarihtir ve muhtemelen Sparta takvimi Atina takviminden bir ay geridir. Bu durumda muharebenin MÖ 12 Ağustos 490 tarihinde gerçekleştiği söylenebilir.

Kuvvetler

Atina

Herodot Atina - Platea Ordusu'nun mevcudu hakkında bir bilgi vermemektedir. Diğer yandan Romalı biyografi yazarı Cornelius Nepos, coğrafyacı Pausanias ve Plutarkhos, Atina - Platea Ordusu için 9 bin, Platea takviyesi için ise bin rakamını verir. Junianus Justinus ise Atina - Platea Ordusu'nu onbin, Platea kuvvetini de bin olarak verir. Günümüz tarihçilerin çoğunluğu tarafından bu rakamlar makul kabul edilmektedir Bu durumda söz konusu takviyeyle birlikte Atina – Plate kuvvetleri 10 – 11 bin kişilik ağır piyadeden oluşan disiplinli bir güç haline gelmiştir. Bu çağda hoplitler, önden bağlanan, köprücük kemikleri boyunca yayılan omuz batları olan tek parça, deriden, demir pullarla kaplı bir göğüs zırhı kuşanırdı. Göğüs zırhı kabaca 22 – 27 kg. olurdu. Diz ve ayak bileği arası bronz bir baldır zırhıyla korunurdu. Çeneyi ve burun kemerini de koruyan bir tolga, zırhı tamamlardı. Kullanılan kalkan, 80 – 100 cm. çapında, tahtadan, tunç kaplı büyük ve yuvarlak bir kalkandır. Bu haliyle çeneden dize kadar koruma sağlar ve ağırlığı 8 – 15 kg. arasında değişebilir. Uzun bir mızrak (2 – 3 metre) ve omuza asılan kılıç (60 cm. kadar), silahları tamamlar.

Ağır zırhlı hoplitlere ilaveten muhtemelen önemli bir sayıda hafif silahlı asker de kampa gelmişti. Bunlar, ağır silahlara sahip olamayan yoksul vatandaşlardı ve cirit, pala gibi hafif silahlar kuşanmışlardı. Ayrıca bu şekilde silahlandırılmış bir kısım kölenin onlara katıldığı anlaşılmaktadır.Pausanias, askeri hizmet karşılığında özgürlükleri geri verilen kölelerin adlarını savaşla ilgili antıta belirtmiştir.

Pers

Herodot'a göre I. Darius tarafından gönderilen filo 600 triremeden oluşan bir filodur. Ayrıca atlar için haraca bağlanmış ülkelerde bir önceki yıl yaptırılmış nakliye gemileri de donanmaya katılmıştır. Buna karşın Pers Ordusu'ndaki asker mevcudu hakkında bir rakam vermemektedir. Sadece "iyi düzenlenmiş büyük sayıda piyade" diye yazmaktadır. Diğer antik kaynaklardan, aşağı yukarı çağdaş olan Simonides Pers sefer kuvvetinin 200 bin olarak vermektedir. Daha geç tarihlerde yaşamış olan Cornelius Nepos, 200 bin piyade ve 10 bin süvariden oluşan kuvvetin sadece 100 bininin muharebeye katıldığını, kalan kuvvetlerin Atina yakınlarında karaya çıkartılmak üzere gemilere alındığını yazmaktadır. Plutarkhos ve Pausanias ile Suda 300 bin rakamını vermektedir.Platon ve Lysias 500 bin, Junianus Justinus ise 600 bin olarak belirtmektedir. Günümüz tarihçilerinin kabul ettiği rakamlar piyade için 20 bin ile 100 bin arasında, geniş bir aralığa yayılmaktadır. Muhtemelen 25 bin uzlaşılacak bir rakamdır. Süvari için ise fazla fikir ayrılığı olmayıp bin rakamı esas alınır.

Pers piyadesi çeşitli etnik gruplardan askerlerdir. Bu bölgelerden bazıları Hyrkania, Afganistan, Fırat Havzası, İndus Nehri Havzası, Ceyhun ve Nil havzalarının askerleri, Horasan'dan süvariler ve Etiyopya'dan okçulardır. Dil ve farklı askeri geleneklerin bu karmaşası, kuşkusuz Pers askeri liderliği için sevk ve idaresi zor bir ordu meydana getirmektedir. En güçlü kabul edilen piyade grubu Pers ve Saka askerlerinden oluşan ve muharebede ordunun merkezinde yer alan gruptur. Sakalar çoğunlukla zırhsız okçulardır. Herodot baltalı Saka savaşçılarından da söz etmektedir. Ölümsüzler olarak adlandırılan saray muhafızlarının kılıç, kısa mızrak, hasır kalkan ve uzun hançerlerle silahlandıklarını da yazmaktadır. Okçular hem yay, hem de mızrak ve kılıç taşırlardı. Tolga kullanılmazdı. Ön hatlardakiler gerron adı verilen oval hasır bir kalkan taşırlardı. Ana silahları mızrak, daha ağır ve uzun olan süvari mızrağı, kılıç ya da bir yanı keskin, eğik palalardır. Bazılarının zırh olarak görülebilecek deri yelekleri vardır. Pers ordusunda metal pullardan / parçalardan oluşan göğüs zırhı istisnadır. Tüm bunlardan görüleceği gibi Pers askerlerinin silahlanma tarzı hoplitlerden bütünüyle farklıdır

Muharebe

Ordunun komutası kendisine verilmiş olan Miltiades, Pers Komutanlığı'nın saldırıya geçmeyeceğini, donanmadaki geri kalan esas birlikteriyle Atina'ya saldıracağını düşünmüş olmalıdır. Bu durumda Pers Ordusu'nun Atina'ya saldırmasını engellemek için tek şansının kısa süre içinde Maraton Ovası'nda saldırıya geçmek olduğuna karar vermiştir. Maraton Ovası'ndaki Pers örtme kuvvetine saldırarak imha edecek, yeniden çıkarma yapılması ihtimaline karşı kendi örtme kuvvetini geride bırakarak hızla Atina'ya dönecektir. Derhal savaş konseyini topladı ve durumu, derhal saldırıya geçilmesinin zorunlu olduğu şeklinde koydu. Kallimakhos'un desteğiyle şafakta saldırmaya karar verildi. Bunun üzerine sadece hoplitlerden oluşan savaş hatları toplanmaya başlamıştır. Grek savaş geleneğine uygun olarak dövüş sırasında dayanışmayı ve birbirini kollamayı güçlendirmek için, her kabileden savaşçılar bir araya geldiler, komşu komşunun yanına, arkadaş arkadaşının yanına, herkes birlikte dövüşeceği adamı seçti, gitti yanında durdu. Birliklere komuta etmek konusunda ise, Themistokles ve Aristides merkez kesime, Callimakhos sağ kanada ve en solda yer alan Platealılar'a komuta edecektir.

Miltiades, merkezdeki kabile komutanları Themistokles ve Aristides'e derinlikte dört hat oluşturmalarını, onların kanatlarında yer alan diğer kuvvetlere ise sekiz hat oluşturmalarını emretmiştir. Herodot, hatları Pers hatları kadar uzun olduğu için merkezin zayıf olduğunu, sadece "birkaç hat derinlik" verildiğini, ancak kanatların güçlendirildiğini yazmaktadır Günümüzde bazı tarihçiler bu tertiplenmenin ordunun, Pers kuvvetlerini ikili kıskaç hareketiyle kuşatmasını sağlamak için planlanmış bir tertiplenme olduğu görüşünü ileri sürmüştür. Ancak bu yaklaşıma, esasen Greklerin sahip olmadıkları bir eğitim düzeyini varsaydığı için karşı çıkılmışdır. Gerçekten Grek savaşlarında bu tarz bir taktik düşünüşe ilişkin MÖ 371 yılındaki Leuctra Muharebesi'ne kadar çok az kanıt vardır. Bu açıdan, bu taktik düzenlemenin son anda karar verilip uygulanması olasıdır. Böylece Atina muharebe hattı, Pers hatları boyunca yayıldı ve bu yolla kanatlardan kuşatmaya olanağı sağlandı. Gerçekte esasen standart falanks (lochos) sekiz hat derinlikte tertiplenmiştir. Miltiades kanatları güçlendirmiş değil, merkezi inceltmiştir. Bunu da kanatlardan kuşatmayı sağlamak için değil, tersine ciddi biçimde endişe duyduğu kendi birliklerinin kanatlardan kuşatılmasını önlemek için yapmıştır ve hatlarını, Pers hatlarını karşılayacak şekilde, Pers hatlarıyla eş genişliğe getirmek üzere yaymıştır. Bu ise çaresiz merkezden adam alınarak yapılmıştır. Ancak hatlarını yaymak için sadece merkezden adam çekmesi, kanatlarda derinliği azaltmaması, esas darbeyi kanatlarda planlamış oluğuna işaret etmektedir.

Falanks taarruzu

Muharebe öncesinde iki ordu arasındaki mesafe Herodot'un ifadesiyle sekiz stadion, yaklaşık 1,5 km. kadardı. Normalde falanks, düşman hatarına ağır ve temkinli bir yürüyüşle yaklaşır. Fakat Miltiades koşarak ya da hızlı bir yürüyüşle yaklaşılmasını emretmiştir. Nitekim Herodot, Atinalıların iki ordu arasındaki mesafeyi, geleneksel savaş çığlıklarını (Eleleu) atarak koştuklarını dolaylı olarak ifade etmiştir. Ancak tüm mesafenin koşularak aşılmış olduğu pek makul kabul edilemez. Hoplitlerin tüm ağır zırlar altında uzunca bir mesafeyi koşmaları hiç de kolay değildir. Daha makul olanı, Pers okçusunun menzili olan 200 metre yaklaşana kadar yaklaşma yürüyüşü yaptıklarını, bu mesafeden itibaren koştuklarını kabul etmektir. Herodot, düşman hatlarına koşarak yaklaşmak şeklindeki bu saldırı tarzının Grekler tarafından ilk kez uygulandığını ileri sürmektedir. Neden olarak da, ilk kez çok sayıda okçu bulunduran bir düşman kuvvetiyle karşılaşıyor olması gösterilir.Grek savaş tarzında da son derece istisnai bir saldırı tarzıdır. Daha öncesinde Pers savaş taktikleri konusunda deneyimli Miltiades Pers okçusunun atışları altında geçecek süreyi olabildiğince kısaltmak için bu planlamayı yapmıştır. Diğer yandan Pers süvarisi eğer yakındaysa, gemilerde ya da ovanın uzak kuzey kesiminde otlamada, koşumların takılması, silahlanılması, at binilmesi ve saldırı düzeni alıp karşı taarruza geçilmesi için olabildiğince az zaman bırakmak istemiş olmalıdır.

Kanatların geri atılması

Atina kuvvetleri muharebe düzeni alınca bir kaynağa göre Miltiades şafakta basit bir komutla saldırıyı başlatmıştır. Hoplitler, yağmur gibi yağan Pers okları zırhları üzerinde çın çın öterken, günümüzdeki topçu baraj ateşi altında ilerleyen piyade gibi, ama etkilenmeksizin ilerlediler. Göğüs göğüse gelindiği ilk anlarda da uzun mızraklarını, Pers silahlarının etki alanı ötesinde kullanbilmenin avantajından fazlasıyla yararlandılar. Görece daha kısa Pers mızrak ve palaları Grek savaşçıları için sınırlı ölçüde tehlike oluşturmuştur. Falanksın Pers hatlarına ilk çarpışında, ön sıradaki birçok Pers askeri yere serilmiştir.İlk hoplit sırasındakilerin bazılarının mızraklarının kırılması da, falanks saldırılarında sıradan bir durumdur. Diğer taraftan bakıldığında bu saldırı tarzı Pers Ordusu için tam anlamıyla beklenmedik bir saldırıdır. Atina kuvvetlerinin okçu ve süvari birlikleri olmadan, üstelik sayıları azken ileri doğru koşuya kalkmaları, Perslerin gözünde, ölümcül olabilecek derecede çılgıncaydı. Sayıları azdı ve ne okçuları ne de süvarileri vardı.

Atinalılar ve Platelılar, tolgaların, zırhların ve geniş kalkanların pek çoğunu koruduğu ok yağmurunu geçip Pers hatlarına saldırdılar. Pers saflarında ise, Atinalıların ok yağmurundan etkilenmeden, saldırı hızından bir şey kaybetmeden üzerlerine gelmesiyle bir panik ortaya çıkmıştır. Bu paniğin etkisi safların dağılmasına yol açmıştır. Atina kanat kuvvetleri, Pers kanatlarının geriye doğru baskılayarak hızla ilerledi ve zayıf Atina merkezi karşısında daha rahat tutunan Pers merkezini sarmaya başladı. Esasen zayıf bırakılan Grek merkezi, önce direnen daha sonra yüklenen Pers ve Saka askerleri tarafından geri atılmaya başlanmıştır. Aristides ve Themistokles'in askerleri ovadan gerideki vadiye doğru itildiler. Herodot'un anlatımıyla,

« ... Bu Makedon Ovası'nda çatışma uzun sürdü, safların merkezinde üstünlük barbarlardaydı, orayı Perslerin kendileri ve Sakalar tutuyordu, bu noktada zafer barbarlardaydı, düşmanı geri atmışlardı ve içeriye doğru kovalamaya başlamışlardı. Ama iki kanatta zafer Atinalılar'la Plataialılar'daydı. Düşmanı yenmişlerdi ve onu bozgun halinde kaçmaya bırakmışlar, iki kanat birleşerek, merkezi çökertmiş olan düşmana karşı savaşa girmişlerdi, ve zafer Atinalılar'da kaldı »
Muharebenin gelişimi

Bu arada Kallimakhus'un komutasındaki sağ kanat birlikleriyle yine onun komutasında sol kanat ucunda çarpışan Platea askerleri, kaçan Persleri izlemek yerine çark ederek iki kanattan hareketle Pers merkezinin gerisine sarkmışar ve saldırmışlardır. Kanatlardaki Atina ve Platea birliklerinin Pers merkezi üzerine kapanmaya başladığını gören Miltiades, merkeze müdahale etmiştir. Themistokles ve Aristides adamlarını canlandırıp çark ettirerek tüm güçleriyle Pers ve Saka askerlerine saldırdılar. Bunun üzerine Pers merkezi de çözülmüş, gemiler yönünde kaçmaya başlamıştır. Bölgeyi tanımayan bazı Pers askerleri ise bataklık yönünde kaçtılar ve az ya da çok sayıda Pers askeri bu bataklık bölgede boğuldu. Boğulmayıp bataklık alan kıyılarında dövüşmeye devam edenlerin ise gemiler yönünde çekilme yönü kesilmişti ve Grek savaşçılar tarafından, hiç acele edilmeksizin çevrilip öldürüldüler. Gemilere doğru kaçan Pers askerlerini izleyen Grekler, sahile çekili gemileri ele geçirip ateşe vermek için çabaladılar. Pers Donanması'nın gemilerinden çok büyük çoğunluğu zamanında askeri alıp açılmayı başarsa da yedi Pers gemisini ele geçirmiştir.

Gemiler dışında, Plutarkhos büyük miktarda altın ve diğer malzemeyle tutsak ele geçirildiğini yazmaktadır. Bu ifade, muharebe alanında Pers süvarisi olmadığına bir delil olarak kabul edilebilir. Eğer olsaydı ganimetler arasında atlar da sayılacaktı.

Muharebe sonrası

Bu yenilgiye karşın I. Darius, Yunanistan'a boyun eğdirme amacından vazgeçmedi ve yeniden büyük bir ordu hazırlıklarına girişti. Ancak MÖ 486 yılında Mısır, Pers hakimiyetine karşı ayaklanınca Yunanistan seferi belirsiz bir süre için ertelenmek zorunda kalındı. Fakat Darius Mısır Seferi sırasında öldü. Yerine Pers Tahtı'na oğlu Serhas geçti. Serhas Mısır İsyanı'nı bastırdıktan sonra babasının yarım bıraktığı Yunanistan Seferi için ordu düzenleme hazırlıklarını hızla ilerletmiştir. Hazırlıkların sonunda Yunanistan'a İkinci Pers Saldırısı MÖ 480 yılında başladı. Pers kuvvetleri başlarda Termopylae Muharebesi ve Artemision Deniz Muharebesi'nde zafer kazandılar. Ancak Salamis Deniz Muharebesi'nde uğradıkları yenilgi de savaşın dönüm noktası olmuştur. Ertesi yıl Platea Muharebesi'nde uğradıkları yenilgi, Yunanistan'a İkinci Pers Saldırısı'nın sonu olmuştur.

Önemi

Atina'nın Pers Ordusu karşısında hiçbir pazarlık gücünün olmadığı açıktır. Dahası önemli stratejik dezavantajları vardır. Buna karşın Atina Ordusu, bir imparatoluk ordusu karşısına çıkmış, ona beş gün boyunca muharebe alanında kalarak meydan okumuş ve bu imparatorluk ordusunu kesin sonuçlu bir muharebede bozguna uğratabilmiştir. Bütün bünlar tümüyle Atina ordusu'ndaki üstün liderliğe dayanan sonuçlardır. Diğer yandan Pers yenilgisi de ancak başarısız bir liderliğin sonucu olabilir.

Maraton'daki yenilgi Pers İmparatorluğu'nun devasa kaynakları için çok ağır bir yük sayılmazdı. Diğer yandan Grek dünyası açısından çok önemli bir zaferdi. Yunanlar ilk kez Pers askeri gücü karşısında başarılı olmuşlardır. Zafer, Pers gücünün yenilmez olmadığını ortaya koymuştu ve boyun eğmek yerine direnmenin mümkün olduğunu göstermişti.

Bu dönüm noktasında genç Atina Demokrasisi'nde bir kendine güven duygusu ve inancı gelişmeye başlamış, birlik olmak ve kendi güçlerine güvenmekle güçlü olunabileceği görülmüştür. Bu bağlamda Maraton Muharebesi esasen Atina'nın altın çağının başlangıcını işaret etmektedir. Bu açılım aslında tüm Yunanistan için geçerliydi. Bu zaferin sağladığı gelişmelerle Yunanistan, sonraki üç yüz yıl boyunca Batı Kültürü'nün doğuşuna sahne olmuştur.John Stuart Mill'in ünlü görüşüyle "İngiliz Tarihi yönünden, Maraton Muharebesi Hastings Muharebesi'nden dahi daha önemlidir."

Askeri olarak muharebenin sonucu, falanks düzenindeki hoplitlerin askeri yeteneğini çok açık bir biçimde ortaya koymuştur. Bu savaş tarzı Grek kent devletleri arasındaki savaşlar sırasında geliştirilmişti. Tarafların tümüyle aynı savaş tarzını kullanmış olmalarından, hoplitlerin falanks düzeninin avantaj ve dezavantajları ortaya çıkmamıştı. Maraton Muharebesi bu savaş tarzının ilk kez hafif zırhlı birliklerle karşılaşmasıydı ve hoplitlerin ne denli etkili olduğunu göstermiştir.[138] Yine de falanks düzeni süvari karşısında zayıftı. Bu yüzden Grek kuvvetleri Platea Muharebesi'nde Pers süvarisine karşı son derece dikkatli olmak zorunda kalmıştır. Fakat uygun şartlarda ve biçimde kullanıldığında halen oldukça etkili bir muharebe tertiplenmesi olduğu açıktır