Oak Adası Hazinesi: Ele Geçirilemeyen Efsane

Orada olduğu biliniyor fakat çıkarılamıyor 1795 yılında Kanada’da Oak Adası’nda gömülü bir hazinenin bulunduğu söylentisi duyuldu. O günden beri define avcıları, hazineyi bulmak için yaşamlarını ve servetlerini harcadılar. Aşağıda, sarfedilen...

  1. #1
    Oak Adası Hazinesi: Ele Geçirilemeyen Efsane

    Orada olduğu biliniyor fakat çıkarılamıyor


    1795 yılında Kanada’da Oak Adası’nda gömülü bir hazinenin bulunduğu söylentisi duyuldu. O günden beri define avcıları, hazineyi bulmak için yaşamlarını ve servetlerini harcadılar. Aşağıda, sarfedilen çabaları ve definenin neden bulunamadığı anlatılıyor.
    1795 Yılının bir yaz günü, Daniel McGinnis adlı 16 yaşında bir delikanlı, Mahone Körfezi’ni kanosuyla geçiyordu. McGinnis, Nova Scotia’nın güney kıyısındaki Mahone Körfezi’nde bir adada kıyıya çıktı. Körfezin güneydoğu kıyısı açıklarındaki bu adayı neden seçtiğini kendisi de bilmiyordu. Çünkü, yakında başka adalar da vardı. Belki de, McGinnis adanın farklılığından etkilenmişti. Oak (Meşe) Adası, adını, tüm adayı kaplayan sık kızıl meşe ormanından almıştı.

    Ağacın dalı



    McGinnis, ağaçlar arasındaki eski bir patikayı izleyerek adanın içlerine yürüdü. Derken, bir açıklığa vardı. Burada meşe ağaçları kesilmişti. Yeni yetişmekte olan ağaçlar onların yerini almak üzereydi. Ancak, ne gariptir ki, açıklığın orta yerinde tek bir ulu meşe yükseliyordu. McGinnis ağacın dallarından birinin budanmış olduğunu fark etti. Budanmış dalın çotuğu, topraktaki bir göçüğün 5 metre kadar üstünde uzanıyordu. Bu göçük nokta ile dalda gördüğü çentikler, delikanlının dikkatini çekti. Bakar bakmaz göze çarpan çentiklerin, bir iple yapıldığına hükmetti.

    McGinnis, bir defineye rastladığını düşündü. Hemen oturduğu kent olan Chester’a geri döndü. Oak Adası’ndan 6 km mesafede olan Chester, Mahone Körfezi’nin doğu kıyısındaydı. Delikanlı, buradaki arkadaşlarını yardıma çağırmayı düşünüyordu.
    Ertesi günü McGinnis, yanında 20 yaşındaki John Smith ve 13 yaşındaki Anthony Vaughn’la Oak Adası’na döndü. Delikanlılar ellerinde kazma küreklerle, meşe ağacının altında çalışmaya koyuldular.

    Kazı başlıyor



    Gevşek toprağı küreklemeye başlar başlamaz, bir iz peşinde olduklarını fark ettiler. Karşılarına çapı 4 m olan insan elinden çıkma, dairevi bir tünel çıktı. Tünelin sert kil duvarlarında kazma izleri vardı. 4 ft. aşağıda ise, kat kat taşlardan oluşan bir tabakayla karşılaştılar. Bu taşlar, Oak Adası’ndan gelmiş olamazdı. Taşları dışarı çıkarıp kazmaya devam ettiler 1O ft’e vardıklarında tünel boyunca ve yekpare meşe kütüklerinden oluşan bir platforma ulaştılar. Kütükler kil duvarlara sağlam bir şekilde yerleştirilmişti.

    Bunları çıkarmayı başararak, kazmayı sürdürdüler. 20 ft’te ve 30 ft’te de benzer platformlar vardı. Ellerinde yalnızca kazma kürek olduğu için, McGinnis ve arkadaşları daha fazla ilerleyemediler. Aslında bu kadarını yapmaları bile şaşılacak bir başarıydı. İndikleri derinliği kazıklarla işaretlediler. Sonra da, destek toplamak için Chester’a döndüler.

    Tekinsiz ada



    Define bulmak insanlara daima çekici gelir. Çocukların keşfi de merak uyandıran türdendi. Fakat ne gariptir ki, kendilerine yardım edecek kimse çıkmadı. Gerçekte, Oak Adası’nın karanlık bir ünü vardı. Bu ada nedense tekinsiz diye biliniyordu.

    Chester’lı bir kadının annesi bölgeye ilk yerleşen kişilerdendi. Kadın bir anıdan söz etti. Vaktiyle adada ateşler ve garip ışıklar görünmüştü. Bir tekne dolusu adam, ne olup bittiğini incelemeye gitmişler. Sonra da arkalarında iz bırakmadan yok olmuşlardı. Kadına göre, akıllı bir insan bu adanın uzağından geçmeliydi.

    Dokuz yıl sonra



    Gençler, ancak 9 yıl sonra, büyüyüp birer erkek oldukları zaman, bu planı uygulamaya koyabildiler. Bekledikleri yardım, 30 yaşında hali vakti yerinde biri olan Simeon Lynds’den geldi. Lynds, Vaughn’tın kendisine anlattığı öyküden etkilenmişti. İlk ekipteki üç kişiye araştırmalarında yardımcı olmak için bir ortaklık kurdu.

    Bu arada hiç değilse John Smith boş durmamıştı. Aradan geçen süre içinde Smith, kazdıkları yeri çevreleyen arazinin bir kısmını satın almayı becermişti. Daha sonraki 30 yıl süresince kalan kısmı da parça parça satın almayı başardı. Sonunda adanın tüm Doğu yanı, onun mülkiyetine geçecekti. İşte 1804 yılında bu grup esrarengiz Oak Adası’na böyle çıktılar. Oldukça azimliydiler. Yapacakları iş için iyi donatılmışlardı. Başaracaklarından emindiler.

    Bu şemada, Oak Adası Para Çukuru’nun çeşitli düzeyleri görülüyor. Bu düzeyler, 1795 ile 1850 arasında birbirini izleyen, define peşindeki keşif gruplarınca bulundu.
    Para çukurunun kazıları sırasında kayıtlarda kullanılan ölçüler kraliyet ölçüleriydi. Bu yazıda orijinal ölçümlerin metrik karşılıkları verilmemiştir. Aşağıdaki tablo yardımcı olabilir:


    • 1 inç: 2,5 cm.
    • 10 inç: 25 cm.
    • 1 ayak: 30 cm.
    • 10 ayak: 3 metre
    • 100 ayak: 30 metre
    • 1 mil: 1,6 km.


    Garip platformlar


    Önce çukurda birikmiş olan çamuru temizlemeleri gerekti. 9 yıl önce işaret olarak bıraktıkları çubuklara gelince, rahat bir nefes aldılar. Aradan geçen yıllar boyunca kimse buraya el sürmemişti. Bu kez var güçleriyle çalışmaya koyuldular. 30 ft. ile 90 ft. derinlik arasında bulduklan birbirini tutmuyordu. Hem ayrıntılar, hem de sıralama yönünden farklılık vardı. Ayrıca bu bilgiler, 1804 yılı grubunun keşiflerini abartmadan değerlendirme imkanını veriyor.

    Araştırmacılar, 40 ft. derinlikte başka bir meşe platformla karşılaştılar. Bu platform macunla kaplanmıştı. 50 ft.’te, bir kömür tabakasını kazdıktan sonra, bir başka meşe platforma rastladılar. Bu kez platformun yarıkları hindistan cevizi elyafıyla tıkanmıştı. Sonra her 10 ft.’te bir karşılarına düzenli olarak platformlar çıktı. Hepsi meşedendi. Bazıları düzdü, bazıları macun ya da hindistan cevizi elyafıyla kaplanmıştı.

    Gizemli yazı



    Çalışmalar devam etti. 90 ft. derinlikte yassı bir taşa çarptılar. Taş, 3 ft. boyunda ve 1 ft. genişlikteydi. Başka bir yerden getirilmemişti, ada taşıydı. İşin en ilginç yanı, alt tarafında okunamayan bir yazı olmasıydı. Üzerindeki garip işaretlerle bu taş, kuşkusuz çok değerli bir ipucuydu.

    Ancak bu konuda biraz düşüncesizce davranıldığı anlaşılıyor. John Smith taşı, adada yaptığı evin şöminesinin arkasına dikti. Bu hareketin, taşın iletmesi düşünülen mesajı koruma açısından, pek akıllıca olduğu söylenemez.

    Yazı kayboluyor



    Yarım yüzyıl sonra taş, Halifax’ta sergilendi. Amaç, çukurda keşif yapabilmek için daha fazla gelir sağlanmasıydı. O sırada bir yabancı diller profesörü, şifreyi çözdüğünü iddia etti. “lO ft. aşağıda iki milyon sterlin." Bu yüzyılın başlarında ise taşı gören birisi, sonra 1935’te başka bir şey hatırladı. Son bir sözcük vardı. Ama o, taşı tekrar gördüğünde üstündeki yazı tamamen silinip gitmişti .
    Sonuç, onun sözü olmalı. Hem de harfi harfine. Çünkü o günden bu yana taşı başka gören olmadı.

    Başarısızlık



    Aynı ekip 1805 yılı baharında, tekrar oraya dönerek, çukurun içindeki suyu boşaltmaya girişti. Çukur yanına daha derin bir başka çukur açtılar. 11O ft. düzeyine indiklerinde çukur hala kuruydu. Asıl tünelle yanlamasına giden bir başka tünel açtılar. Karşılarına gerçek bir Niyagara çağlayanı çıktı. Canlarını kurtardıkları için şanslı sayılmaları gerekirdi. Sonraki bazı define avcıları, aynı şansa sahip olamadı.

    Suyla yapılan savaş



    44 yıl boyunca, Para Çukuru adı verilen bu çukura kimse el sürmedi. Ama 1849’da yeni bir ortaklık kuruldu. Bu kez, artık yaşlanan Anthony Vaughn danışman görevini almıştı. Truro ortaklık grubu (Gruba, kurulduğu kentin adı verilmişti) her iki tünelin de tıkandığını gördü. Ama 12 günlük sıkı bir çalışmadan sonra asıl tüneli 86 ft.’e kadar kazdılar. Tıpkı yarım yüzyıl önce olduğu gibi, kazıcılar bir cumartesi akşamı, ferah kalple evlerine gittiler. Pazar sabahı teftişe geldiklerinde, her şey yolunda görünüyordu. Adamlar da Chester’daki kiliseye yollandılar. Gönüllerinden taşan şükranı Tanrı’ya sunmaya gitmişlerdi.

    Eğer gerçekten öyleyse, pek vakitsiz bir şükran duygusuna kapıldıkları söylenebilir. Öğleden sonra saat 14’te geri döndüklerinde, büyük bir şaşkınlık içinde, çukurun 60 ft. yüksekliğe varan suyla dolduğunu gördüler. Çukurdaki su ile körfezin suyu aynı düzeydeydi. Suyu boşaltma çabaları, yıllar sonra “Çatalla çorba içmek kadar sonuçsuz" olarak tanımlanacaktı.

    Çabalar sürüyor...



    Cesaretleri kırılmayan Truro grubu, oluklu bir delgi kullanmaya karar verdiler. Bir atın çalıştırdığı bu delgi, nüfuz ettiği her şeyin örneklerini yüzeye çıkarıyordu. Böylelikle çukurda 98 ft. 'in altında ne olduğunu kesinlikle anlayacaklardı. Suyun üstüne bir platform kurarak, 5 delik açtılar. Bunların birincisi, çukurun merkezinin batısındaydı. Diğerleri ise, doğu yönünde birbirini izleyerek, çukurun çevresini dolanıyordu. Birinci delikten yalnızca çamur ve taş çıktı.

    Çukurdan çıkanlar



    Ne var ki, üçüncüden tümüyle farklı bir sonuç alındı. Yazılı bir raporda, delgi işinin başındaki kişi şunları belirtiyordu:
    “Platform, tam eski kazıcıların kol demiri ile sondaj yaparken (1804) buldukları yerdeydi. 5 inç kalınlığındaki platformu deldikten sonra bunun ladinden olduğu anlaşıldı. Platformdan sonra delgi 12 inç aşağı düştü. Yeniden 4 inç meşeden geçti. Bunun ardından parçalar halinde 22 inçlik metal geldi. Ancak delgi, hazineye benzer bir şeyi yukarı çıkarmadı. Yalnızca, eski bir saat zincirinin halkalarına benzeyen üç halka geçti elimize. Sonra 8 inç kalınlığındaki meşeyi deldik.

    Bunun birinci sandığın dibi ve bir sonrakinin üstü olduğunu düşünüyorduk. Yine bir önceki gibi, 22 santim metalden geçildi. Derken, 4 inç kalınlığında meşe, 6 inç ladin aştık. Hiçbir şey bulamadan 7 ft. boyunca da kil kazdık."

    Sahtekarlık



    Beşinci ve son delikte ise işler karıştı. Ustabaşı James Pitblado’ya şöyle bir talimat verilmişti. Delgi yüzeye çıkınca, ucuna yapışmış her zerreciği çıkaracaktı. Sonra da bunlar bir mikroskop altında incelenecekti. Pitblado bunu yaptı gerçi, ama işin özüne uyduğu pek söylenemez. Grup üyelerinden biri, onun delgiden bir şeyler çıkardığını gördü. Adam bunu yıkadı, yakından dikkatle inceledi, sonra da cebine atıverdi. Suçlanınca, keyifli bir şekilde, ortaklık yöneticilerinin bir sonraki toplantısında bulduklarını göstereceği cevabını verdi.
    İnanılmaz bir şey ama, onun sözüne inandılar. Pitblado, kurul toplantısına katılacağına, kendini destekleyecek birini buldu. Bu kişi, Oak Adası’nın doğu bölümünü satın alma yolunda başarısız bir girişimde bulundu. Herkes Pitblado’nun bir mücevher bulduğuna inanıyordu.

    Yine su basıyor



    Artık Truro grubundakilerin hepsi üst üste duran iki sandığın ganimet dolu olduğuna inanıyorlardı (haksızda sayılmazlardı). Sandıkların 58 ft. 'in hemen altında oldukları düşünülüyordu. Bütün mesele, su konusunda doğanın inadını kırmaktaydı.
    1850 yılı baharında Para Çukuru’nun 10 ft. kadar batısında yeni bir tünel açıldı. Kazıcılar, 109 ft.’e kadar katı kille karşılaştılar. Suda basmadı. Sonra, tıpkı 1805’te olduğu gibi, çukura yanlamasına giden bir başka tünel açıldı. Sonuç da aynı oldu: Birkaç dakika içinde çukuru yarısına kadar su bastı.

    Su nereden geliyor?



    İnanması zor ama, öykünün ancak bu noktasında işlerin böylesine sarpa sarmasına yol açan suyun nereden çıktığını araştırmak akla geldi. Anlatıldığına göre biri, çukurlardan birine düşmüş, su yutmuş ve suyun tuzlu olduğunu ilan etmişti.

    Tüneldeki su ile Oak Adası’nı çevreleyen su arasında ilk kez o zaman bir ilinti kuruldu. İkisinin ilintisi de kolaylıkla doğrulandı. Tünellerdeki su gelgitle yükselip alçalıyordu.

    Toprağın bileşimi, doğal sızıntı ihtimalini ortadan kaldırıyordu (Zaten böyle birşey olsa Para Çukuru’nun başlangıçta kazılması imkansız olurdu). O halde akla yakın bir tek açıklama vardı. Para Çukuru bir yeraltı geçidiyle denizle bağıntılıydı. Ama nasıl?

    Oak Adası’nda Smith’in Koyu. Define avcıları kazılarda belli bir düzeye her gelişlerinde Çukur’u su basmasının sırrını, burada çözmüşlerdi

    Akıl almaz sistem



    Cevabı bulmak zor değildi. Para Çukurundan 500 ft. uzaklıkta, en yakın kumsaldaki Smith’s Koyu’nda çabucak yapılan bir araştırma her şeyi açığa çıkardı. Sular çekilince, kumlar suyu sıkılan bir sünger gibi akıtıyordu." Küreklere sarılıp biraz uğraşınca iş anlaşıldı.
    13 ft. derinlikte, çalışanlar artık iyi tanıdıkları 2 inçlik bir hindistan cevizi elyafı tabakasıyla karşılaştılar. Bunun altında ise 5 inçlik bir deniz yosunu tabakası vardı. Sonra birbirini çaprazlamasına kesen, itinayla dizilmiş yassı taşlar geliyordu.

    Birisi neyi saklıyor?



    Günümüzün gözlemcisi, Trurolular gibi şaşırtıcı bir sonuca varmak zorunda kalıyor:
    Elde çürütülmez kanıtlar olmasa, insan böyle bir sonuca gülüp geçer. Birisi, 1795’ten önce, bir şeyi saklamayı aklına koymuştu. Sonra, ya bir şans eseri olarak, ya da bile bile, Nova Scotia’nın bir körfezinde işe koyulmuştu. Önce 100 ft.’i aşkın derinlikte bir tünel kazarak işe başladı. Sonra bu tünelle, kumsaldaki Smith 'in Koyu arasında 500 ft. 'lik bir başka tünel kazdı. Orada, gizli yerine yaklaşılmasını önlemek için yine gizli tuzaklar kurdu. Yani’ kumsalda akıllara durgunluk verecek kadar zekice bir “boru tesisatı" yaptı.

    Tüneli, rastgele bir şekilde değil, son derece kasıtlı biçimde, bilerek doldurdu. Böylelikle, tünelin alt kısımlarına ulaşılmasını da imkansız hale getirdi. Sonunda, “hırsız alarmını da devreye sokup, teknesine bindi ve gün batımına doğru yelken açtı. Çenesi düşük meşe ağacını da geride bıraktı.

    Trurolu’ adamlar hayrete düşmüştü. Haklıydılar da tabii. Yine de çok fazla şaşırmamışlardı. 17. ya da 18. yüzyıl insanının yaptığı bulmacayı, 19. yüzyıl insanı çözebilir diye düşünüyorlardı. Acaba öyle miydi?


    Define Sırrını Ele Vermiyor



    Yıllar boyunca sayısız define avcısı Oak Adası’na akın ettiler. Hepsi, Para Çukuru’ndaki görkemli hazineyi bulacaklarından emindiler. Fakat, çukur, sırrını ele vermemekte direndi.

    TRURO GRUBUNUN define avcıları, Para Çukuru’nda görkemli bir hazine var olduğundan bir ara kuşkuya kapılmışlardı. Su tünelinin bulunması bu kuşkuları silip attı. Tünelin çok zekice yapılmış olması bir yana, çukurun inşası bile muazzam bir işti. Sıradan bir ganimeti saklamak için bu kadar zahmete girilmiş olabileceğini akıl almıyordu. Para Çukuru’nda bir servet yatıyor olmalıydı.. Öyleyse, bu serveti ortaya çıkarmak için her türlü çabada bulunmaya değerdi.

    Yine yenilgi



    İşçiler, Smith’in Koyu’nda 150 feet uzunluğunda bir su benti inşa ettiler. Bu bent, gelgitin en alçak noktası ile havza arasında, suyun gelişini kesmek amacıyla açılmıştı. O zaman Para Çukuru’nun suyunu bir defalık kurutmak yetip de artacaktı.

    Ne yazık ki, bir gelgitte olağandışı düzeyde yükselen sular bendi daha tamamlanmadan sürükleyip götürdü. Truro gurubu bunun üzerine talihsizliğini yanlış bir kararlada pekiştirdi.

    Devam ediyorlar



    Aslında, bir bent yapımında başarıya ulaşmanın mümkün olduğunu açıkça görmüş olmaları gerekirdi. Çünkü esrarlı selefleri de tüneli başka şekilde kazmış olamazdılar. Oysa, ilk planlarına bağlı kalacaklarına, daha hızlı, daha ucuza malolacak bir çözümü tercih ettiler. Kıyı ile Para Çukuru arasındaki tüneli kesip, su akışını durdurmaya karar verdiler. Kaç tane yeni mil sokup, kaç yeni tünel kazdıklarına ve su tünelini nerelerde aradıklarına ilişkin raporlar oldukça karışık.

    Bir ara, su tünelini bulduklarını sandılar. 35 feet derinlikteki iri bir kaya parçasını yerinden oynatınca fışkıran sularla karşılaşmışlardı. Gerçekte, Para Çukuru’na o kadar yakındılar ki, su tünelinin de yüzeye bu kadar yakın olması imkansızdı. Bulduklarını sandıkları tüneli kapatmak amacıyla, kazık ve keresteler yerleştirdiler. Fakat, Para Çukuru’nda su düzeyi zerrece değişmedi. Çabaları bu şekilde aksayınca, daha önce denenmiş bir çareye başvurdular. Para Çukuru’ndan 50 feet uzakta 118 feet derinliğinde bir tünel kazdılar. Sonra da yana dönüp hedeflerine doğru yollarına devam ettiler. Ne var ki, bu tecrübede seleflerinden de şanssız çıktılar. Çünkü Para Çukuru, tünelin içine çöküverdi.

    Çukur, adam öldürüyor



    1859 yılında grup yeniden oluştu. Ertesi yıl yeni bir Truro ortaklığı kurulmuştu. İlk gruptaki bazı üyeler de yeni ortaklıkta yer alıyordu. Yeni yeni miller toprağa sokularak tüneller açıldı. Tek amaçları, su tünelinden gelen suyu kesenek ya da yönünü değiştirmekti. Hepsinde de aynı şekilde açık bir başarısızlığa uğradılar. Pompalarda aynı anda 63 kişi ile 33 at çalışıyordu.

    1861 'de ise, Para Çukuru’nu kurutmak işi, artık kesinlikle üstesinden gelinmez bir görünüm aldığı için, buhar gücüne başvuruldu. Bu sefer de kazan patladı ve işçilerden biri haşlanarak öldü. 1865 yılına gelindiğinde ise, artık iyice boylarının ölçüsünü alan Truro grubu üyeleri, bu sefer kazıdan kesinlikle vazgeçtiler. Yerlerini de Halifaxlı bir gruba bıraktılar. Halifaxlılar ertesi yıl yeni bir ortaklık kurdular.

    Hazine ele geçmeyecek



    İlk Truro grubu gibi, Halifax ortaklığı da işe akıllıca giriştiler. Bir bent inşa ederek, suyu kaynağında kurutmaya çalıştılar. Yine eskisi gibi yükselen sular, daha tamamlanmadan eserlerini yok etti. Bir kez daha eskisi gibi bu tek başarısızlık, define avcılarının akıllıca stratejilerini yok etti.

    Daha iyi bir bent yapmak gibi çetin bir işe girişeceklerine, yine Para Çukuru’na döndüler. Pompaladılar, kazdılar. Delikler açıp biraz daha kazdılar. Su tünelini kesmek için yanlamasına ek tüneller açtılar. Sonunda su tünelini kesmeyi başardılar ama bu işin onlara pek hayrı dokunmadı. 4 feet’e yakın yükseklikte ve 2,5 feet genişliğindeki su tünelinin, Para Çukuru’na 110 feet derinlikte girdiğini keşfettiler. Yani tünel, hazinenin bulunduğu sanılan yerin 10 feet aşağısındaydı.

    Ancak, su tünelini bulmakla, denizden gelen suyun akışını kesmek arasında çok fark vardı. Bu ortaklık da 1867 yılında pes ederek, hiç adilane olmayan mücadeleyi sürdürmekten vazgeçti. Ortaklığın üyelerinden biri olan Isaac Blair, 1938 yılında ölürken yeğeni Frederiek Blair’e şunları söylüyordu:

    “Gördüklerim, beni orada bu hazinenin gömülü olduğuna ikna etmeye yetiyor. Aynı zamanda, bu hazinenin kimsenin eline geçemeyeceğine ikna etmeye de yeterli." Peygamberce bir kehanet! Ne var ki, yeğen Blair de, uzun süren yaşamı boyunca, Oak Adası’nın esrarını çözmek için birçok girişime katılacaktı.

    Değişik bir yaklaşım



    Artık başarısızlığın kaçınılmazlığı kafalara iyice yerleşmişti. Bir sonraki cesur girişime kadar da, aradan 25 yıl geçti. 1894’te Oak Adası Hazine Şirketi kuruldu. Şirketin 60 bin dolar sermayesi vardı. Prospektüsünü ise, genç Blair hazırladı. Doğrusu, prospektüs tarihi bir analiz yapma açısından oldukça akla yakındı.

    Hevesli yatırımcılara şunlar deniyordu:
    “Şimdiye kadar, okyanusun suyu boşaltılmaya çalışılarak vahim bir hata işlendiği açık. Çözüm ise, suyun tünelde akışını, kıyıya yakın bir yerde kesmeye çalışmaktır. Bunun için de en gelişmiş modern aygıtları kullanmak gerekiyordu. Yoksa çukurdaki suyu pompalamaya girişmenin yararı yoktu.


    Frederick Blair’in Oak Island Treasure Company (Meşe Adası Define Şirketi) kazıları yürütürken, Para Çukuru’nun üst kısmı. Blair ve ortakları, beş yılı aşkın bir süre boyunca, çukurdaki suyu boşaltmak için birbiri ardınca sayısız girişimde bulundular. Ne yazıkki başaramadılar

    Çukur yeri kayboluyor



    Daha önce defalarca yapıldığı gibi, su tünelini kesme işleminde yine bir hata yapıldı. Girişim, kıyıya değil de, Para Çukuru’na yakın bir yerde yapıldı. Oysa kıyıya yakın bir noktada su tüneli elbette yüzeye yakın olurdu. Çabalar yine başarısızlıkla sonuçlandı. Derken, yine önceden olduğu gibi, Para Çukuru üzerinde çalışmaya girişildi. Bu kez işler daha da zorlaşmıştı.

    Çünkü yüz yıl süren tahribat, çukurun tam yerinin de belirsiz hale gelmesine yol açmıştı. Blair ve ortakları yine de çukuru bulmayı başardılar. Bunun için, önceden mille açılmış tünellerden birinden bir yan tünele geçip, oradan yukarı doğru çıktılar. Su tünelini, 110 feet düzeyinde Para Çukuru’na girdiği noktada keşfettiler. Ancak gelgitin basıncı, suları o düzeyde kesemeyecek kadar fazlaydı.

    Nihayet, bir şeylere rastlanıyor



    Olayların akışına göre, artık delme vakti gelmişti. Önce içeri 3 inç kalınlığında bir boru soktular. Boru 126 feet derinlikte demire rastladı. Borunun içinden aşağı bir delgi sarkıttılar. Delgi, engeli aşıp geçti. 151 feet derinlikte ise, çimento olarak tanımlanan bir şeye çarptı. 20 inç aşağıda bu kez, delgi, 5 inç kalınlığında bir meşe bölmeye rastladı.

    Sonra, büyük metal nesnelere “benzeyen" bir şeylere vurdu. Burguyu ısrarla döndürüp çevirerek, bunları yerinden oynattılar. Burgu da, görünürde, aralarından kayıp geçti. Sonra gevşek bir metal tabakaya gelindi. Delginin bu tabakadan geçmesi daha da zor oldu. Bunun ardından, yine büyük metal nesnelerle karşılaştılar.

    Birinci Truro grubu, 1897’de tahta ve metal bölmelerden geçtiğinden bu yana, gömülü bir mal olduğuna ilişkin ilk kanıttı bu. Delgiciler, iki metal çubuk dizisi arasında bir tabaka, gevşek bir madeni para tabakası olduğuna hükmettiler. Üstelik de, çubukların demirden olduğunu sanmıyorlardı.

    Esrarengiz parşömen



    Sonradan yapılan basit bir deney yeterli oldu. Blair, su en yüksek düzeydeyken Para Çukuru’na kırmızı boya boşalttı. Boya, Para Çukuru’ndan 600 feet uzakta üç ayrı yerde yüzeye çıktı. Ancak bu kez yüzeye çıktığı yer, adanın güney kıyısındaydı.
    Bu ikinci tüneli kesmek için de, hüsranla sonuçlanan bir çabada bulunuldu. Blair, toprağa 6 mil sokarak, altı tünel açtı. İşi bittiğinde, ortaklığın parası da bitmişti. Çabasının tek sonucu olarak, Para Çukuru’nun çevresinin bataklıktan farkı kalmadı. Öyle ki, tam yerini bulmak mümkün olmayacak gibiydi.

    Ancak, birbirini izleyen bu başarısızlıklar dizisi içinde, Blair olumlu bir keşifte de bulundu. Bulduğu esrarlı bir nesne, hem kendi ortaklığının üyelerinin, hem de daha sonraki hazine avcılarının kuşkularını sildi. Artık, hiçbir kuşkuya yer bırakmamacasına, Para Çukuru’nda bir şeyler gömüldüğüne emindiler.

    Delme işlemlerinden biri sırasında, burgu toprak yüzeyine, top haline gelmiş küçük bir parşömen kağıdı parçası çıkarmıştı. Kağıdı düzelttikleri zaman, üzerinde “V.I." harflerinin yazılı olduğunu gördüler. Bu harflerin ne anlama geldiği belli değildi. Ama, bu kadar büyük bir derinlikten çıkarılan bir parşömen parçasını göz ardı etmek de mümkün değildi. Mutlaka bir tür kanıttı bu! Peki ama neyin kanıtıydı?

    1915’lerde Para Çukuru’nda hevesle çalışan bir grup define avcısı. Blair’in kendi fonları çoktan tükenmişti ama adaya gelen başka ortaklıklara danışmanlık görevi yapmayı sürdürdü. 1954 yılında ölene kadar Blair, ele avuca sığmayan bu definenin gün gelip bulunacağına inanıyordu.

    Define bir efsanedir



    Aramaları bundan sonra sürdüren kişi, New Yorklu bir maden ve deniz mühendisi olan Yüzbaşı Harry L. Bowdoin oldu. Bowdoin işe iyi girişti. Önce Para Çukuru’nu 113 feet derinliğe kadar temizledi. Buradan aşağı bir çekirdek delgi (göbek mili) sarkıttı. Delgi, 149 feet derinlikte, çimento olduğu sanılan bir şeye çarptı. Kazıyı yürütenler adamakıllı heyecanlandılar. Acaba gerçekten su geçirmez bir hazine odasının eşiğine mi gelmişlerdi?

    Ne yazık ki, hayır. Bunu izleyen 18 feet boyunca yukarı yalnızca sarı balçık ve taş çıktı. Sonra da asıl kaya tabakası geldi. 25 delik daha açılması da hiçbir sonuç vermedi. Columbia Üniversitesi’nden uzmanlar ise, çimento sanılan madde hakkında yargılarını bildirdiler. Bu, suyun etkisiyle çukurlaşmış doğal kireçtaşıydı. Bowdoin, definenin bir efsane olduğunu söyleyerek adayı terk etti.

    Aletler bulunuyor



    Daha sonra, başkaları da gelip gittiler. Ama, Para Çukuru konusundaki, hatırı sayılır olmakla birlikte, insanı öfkelendirecek kadar yetersiz bilgiye hiçbir katkıda bulunmadılar. Sonra 1931 'de William Chappell, bir kez daha adaya döndü. Chappel, 30 yılı aşkın bir süre önce, parşömen kağıdını toprak yüzeyine çıkaran delgiyi çalıştıran kişiydi. Para Çukuru’nun içinde ve yakınında kazı yaptı. Zaten eski ortağı Blair’le de çukurun yeri konusunda pek anlaşmaya varamamışlardı.

    Ne var ki, Chappell, 116 ila 150 fe et arası derinliklerde, daha önceki çalışmalara ilişkin bir sürü kanıt buldu. Bir kazma, bir yağ lambası, bir gemi demiri tırnağı ve bir balta başı. Bu aletlerin 250 yıl öncesinden kaldığı tahmin ediliyordu. Blair’e göre, bu nesnelerin bu kadar derinlikte bulunmasının tek bir açıklaması olabilirdi: 100 feet derinlikte (ki, “sandıklar"ın asıl yerinin burası olduğu düşünülüyordu), doğal bir boşluk vardı. Aletler de, kuşatmanın herhangi bir noktasında bu boşluktan aşağı düşmüşlerdi.

    Yöntemler gelişiyor



    Blair, doğru bir açıklama getiriyor muydu, getirmiyormuydu bilinmez. Ama bu aramada kaderin elinin oynadığı role doğru bir şekilde parmak basmıştı. Her başarısızlık, daha sonraki girişimlerin başarı ihtimallerini azaltıyordu. Oysa, yıllar geçtikçe define avcıları daha gelişmiş yöntemlerden ve donanımdan yararlanıyorlardı. 1930’lu yılların ortalarında, New Jerseyli bir işadamı olan Gilbert Hedden, Chappel’in tünelini temizledi. 170 feet’e kadar da indi.

    İki mevsim süren çabalardan sonra o da pes etti. Donanımlarını, bir makine mühendisi olan Edwin Hamilton’a sattı. Hamilton ise, 180 feet derinliğe vardı. Hazine filan bulamadı ama, 150 feet’te su tünelinin Para Çukuruna girdiği yeri keşfetti. Ayrıca tıpkı birincisi gibi, bu ikinci su tünelininde Smith’in Koyu’dan geldiği saptandı. Blair’in kırmızı boyalarının neden güney kumsalında ortaya çıktığıda anlaşılmıştı. 180 feet derinlikte, o yönden gelen ve çukurun içinden akan doğal bir dere vardı.

    Çözülmemiş bir bilmece



    Başansızlıklar dizisi İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra da devam etti. 1963 yılında ise, yenilgiye bir de trajedi eklendi. Emekliye ayrılmış bir sirk akrobatı olan Robert Restall, aramalarda hayatını kaybetti. Restall, tünelde çalışırken kullandığı pompanın egzoz dumanı yüzünden kendinden geçti. Sonunda hem Restall, hem de onu kurtarmaya gelen oğlu ve başka iki kişi daha öldü.

    İki yıl sonra ise, Amerikalı bir petrol jeoloğu olan Robert Dunfield görkemli bir girişimde bulundu. Hatta, 70 feet yükseklikte bir mengeneli kazıcıyı adaya getirmek için, ana-karadan Oak Adası’na bir köprü bile yaptırdı. Bununla, Para Çukuru’nun yerinde, 80 feet genişlikte ve 130 feet derinlikte bir çukur kazdı. Sonuç yine hüsran oldu.

    1850 ile 1970 yılları arasında Para Çukuru’nda yapılan belli başlı kazılardan bazılarının ayrıntıları. Gittikçe daha gelişmiş aygıtlar kullanıldığı halde, çukur yine de sırrını vermedi. Ama birbirini izleyen her kazıda daha derinlere inmek mümkün oldu.

    1970 yılında, kendine Triton Alliance Şirketi adını veren bir grup, Dunfield’in imtiyazını devraldı. Bir yıl sonra Triton grubu, 212 feet derinlikte içi su dolu bir çukura rastlanmıştı. Daha sonra aşağı sarkıtılan bir denizaltı kamerasında sandığa benzeyen üç cisim görüldü. İşin ilginç yanı, sandıksı cisimlerin yanında, eti bozulmamış, kopuk bir el de duruyordu. Daha sonra mağaraya, 235 metre derinliğe dalgıçlar indirildi. Ne sandıkları ne de eli bulabildiler. Artık para çukurunun bilmecesi hiç çözülemeyecek gibi görünüyordu.

    Hazine çıkarılmış olabilir



    Dolayısıyla bu teoriye göre, 1780 civarında bir tarihte, ender rastlanan bir dehaya sahip meçhul bir mühendis yönetimindeki Britanyalı bir istihkâm bölüğü, Oak Adası’na indi ve büyük bir iş başardı. Nesiller boyunca define avcıları için buradan çıkan anlam şudur: Eğer hazine oraya yerleştirildiyse, saklayanlar tarafından yeniden çıkarılmış olabilir. Çünkü Clinton’un İngiltere’ye döndüğünde kaybolan birkaç milyon hakkında açıklama yaptığına dair bir kayda rastlanmıyor.

    Eğer para çukurunun kusursuz bir akış düzeni varsa, hazine saklandığı yerden nasıl geri çıkarıldı? Yıllar boyu araştırmacılar boşuna suyun çıkış noktalarını aradılar. Su çıkış noktalarını, planlayıcının, geri döndüğü zaman suyu kapayabilmesini sağlamak amacıyla yerleştirdiği düşünüldü. İşte kör geçit, Furneaux’ya göre, para çukurunun ta kendisiydi. Ona göre para çukuru ve tüneller kazıldıktan sonra (fakat birleştirilmeksizin), tünelin bir ya da daha fazla kolu çukurdan dışarı ve yukarı doğru çıkıyordu. Yukarıya çıkan bu tünellerin ucunda, toprak yüzeyinin biraz altında hazine gizliydi.

    Sonra para çukuru doldurulmuş, su tünelleri bağlanmış, hazine de orada tümüyle güvenceye alınmıştı. Hazinenin yerini ancak, tam olarak bilen kişi bulabilirdi. Başka herkes çukurun bataklığı içinde debelenip duracaktı.

    Çözümlenecek mi?



    Bilmeceye bulunan bu çözümün, belli bir ağırlığı olduğu kabul edilebilir. Fakat aceleye gelip onaylanmadan önce, bütün belirtilerin göz önüne alınıp alınmadığı sorusunun yanıtıdır. Örneğin 1849 ve 1897’de yapılan delik açma işlemleri sırasında bulunan metal parçaları nasıl açıklanabilir? Üzerinde “V.I." yazan, cesaret kırıcı parşömen parçasının anlamı nedir?

    Sonuçta, para çukuru ve Oak Adası, gizemini hâlâ koruyor. Çağdaş defineciler, burayla ilgilenmiyorlar, belki de gereksiz buluyorlar. Ama geçmişten kalmış bir meraklının her an ortaya çıkıp yeni kazılara başlaması da mümkündür. O zaman, Oak Adası’nın ve para çukurunun adını yeniden duyacağız.

  2. #2
    Eline sağlık reis. Böyle daha güzel olmuş. sol taraftaki işaretleri nasıl yapıyorsun. KBASLIK bbkoddan daha güzel duruyor.

Facebook Yorumları

Konu Bilgileri

Şu An Görüntüleyenler

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

    Bu Konu için Etiketler