Bizim konumuz; insan için büyük bir nimet olan bedenin sıhhatini koruma saadetini elde etmenin metotlarını göstermek, yani sıhhati korumaya çalışmaktır; hastalandırmamaktır.

Tıbb-ı Nebevî’deki beyanların teyit ettiği Hadis-i Kudsilerle doğrulanan ve en önemlisi de 1979 yılından beri görev yaptığım birimde iki yılımı verdiğim, geçmişte dünyanın en büyük ilim medeniyetinin ve üniversitelerinin bulunduğu merkezde Siirt Tillo’da yaptığım çalışmalar, bulduğum ve okuduğum eserlerdir. Özellikle oranın manevi sahibi Hazret-i Fakirullah’ın talebesi Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin, bugün tamamı yayınlanamayan Marifetname ve Kıyafetname adlı eserinin orjinali, tarafımdan özel olarak incelenmiş ve üzerinde çalışılmıştır.

Uzun yıllar süren çalışmalar, 1993 yılında Kafkaslardaki kozmik merkezlerde değerlendirmeye tâbi tutulmuş, ses getiren, hakikatinde tereddüt duymadığımız fikir ve görüşler kitabımıza alınmıştır.

Kozmik bilinç açısından yazılanların hemen hemen hepsi ölçülerek değerlendirmeye tâbi tutulmuş, kitaba ondan sonra alınmıştır.
Tıbb-ı Nebevi’de, İbn-i Sina’nın Lokman hekimin eserlerinde, İbrahim Hakkı’nın Marifetnamesi’nde bu ilmi, bu konularda eser vermiş alimler nazarî ve amelî ilimler diye iki alanda incelemişlerdir.

Eskimez kadim uygulamalardan, modern tıbba gelinceye kadar insanlığa hizmet etmiş metotları, kozmik bilimle birleştirip, bağdaştırıp izah etmeye ve hizmetinize sunmaya çalışacağız.

Burada anlatılanlar bugün de hiçbir yan etkisi olmadan dünyada ve Anadolumuzda kullanılan metotlardır. Bu konunun uzmanı olarak tarafımızca yapılan araştırmaların sonucunda gördüklerimizden yola çıkarak bunların uygulanmasını tavsiye etmekteyiz.
Biz bu bölümde hekimlerin alanına giren tedavi etme konusu üzerinde durmayacağız. Zaten bu alanın uzmanları bu konularla yeterince ilgilenmekte, alınan sonuçları de insanlık ibretle takip etmektedir...

İnsan kainatın bir numunesidir.



Akıllı insanlar hastalığı beklemeyip, tedbir ve ilaca ihtiyaç kalmadan ondan korunma yollarını araştıran insanlardır.
İnsanın bu doğal ihtiyaçları numunesi olduğu kainatta zaten mevcuttur. Kainat ve içindekiler insana hizmet için yaratılmıştır. "Aklını kullanabilen insana tabii ki..."

“İnsan kainatın bir numunesidir." “İnsan âlemlere rahmet olarak inmiştir." hükmünü ele alıp, insanın bedenî âlemlerle yani “kozmoz"la bağlantısını bir inceleyelim.

Semada 12 burç, bedende 12 yol var. İki kulak, iki göz, iki burun, ağız, iki meme, göbek, küçük-büyük cinsiyet organları...
Semada 7 gezegen, insan içinde 7 kıymetli organ. Akciğer aya, mide utarite, böbrek zühreye, yürek güneşe, safra merihe, karaciğer müşteriye, dalak da zühale benzer bulunmuştur. Zaten insanın da astrolojik olarak kozmik bilime göre bunların etkisi altında olduğu kabul edilir. Kozmik bilime göre;


  • Semadaki çok sayıdaki yıldızlar bedendeki sinir düğümleri ve sinirlere, yani enerji noktaları ve yollarına,
  • Semadaki 28 bilinen noktanın bedendeki 28 his ve kuvvete,
  • Semavat dairesinin 360 derece olması gibi bedende de 360 kan damarıyla sarılı olup, çerçevelenip beslenmesine,
  • Semadaki 4 unsur hava, su, toprak, ateş gibi bedende de kan, safra, balgam ve sevdaya,
  • Gündüz insandaki neşeye; gece hüzne,
  • Açık hava ferahlığa, bulutlu hava sıkıntıya,
  • Gök gürlemesinin insan sesine, şimşeğin kahkaha ile gülmeye,
  • Yağmurun ağlamaya, rüzgarın nefes alıp vermeye,
  • Gökkuşağının yay gibi kaşlara, ayın hilalinin kulağa,
  • Ayın onbeşinin yuvarlak yüze, siyah saçın gece karanlığına,
  • Sabahın nurunun açık alınlığı olmaya bir işaret olduğu düşünülür...


“İnsan âlemin efendisidir" derken acaba bunları da anlamamamız için akıllı olmaya gerek mi var?

İnsanın bu Kebir-i Kainat’ın bir numunesi olduğunu anlayabilmek için kozmik bilimin mutlaka yazılması mı lazım? Kimler için mi lazım? Akılları gözlerine inenler için...

Yaratıcının marifetlerini araştırıp hıfz-ı sıhha kanunlarının esaslarını öğrenip bu esaslarla kendini koruyan kimse yine O’nun yardımıyla “beden sıhhatine" kavuşabilir.