Yenişler (Jenisch, Yéniches, Jenischen) veya Gezginler... Ağırlıklı olarak başta Almanya, Avusturya, İsviçre, Hollanda, Fransa ve Belçika'da yaşayan Yeniş dili konuşan Avrupa'da Romanlar ve Sinti'lerden sonraki 3.büyük göçebe topluluğu oluşturan bir etnik gruptur. 2.dünya savaşında Yahudiler, Romanlar ve Sinti'lerle beraber soykırıma tabi tutulmuşlardır.

Gizli kalmış bir soykırım ve asimilasyon öyküsü



Herkes Auschwitz’de 1,5 milyon Yahudi’nin öldürüldüğünü bilir, ama çok az insan aynı ölüm kamplarında 500 bin Çingene’nin de katledildiğinden haberdardır. Çünkü onların ne Yahudiler, ne de Ermeniler gibi güçlü ve zengin lobileri vardır. Zaten sokaklarda kalay yapan, sepet ören, çocuklarını dilendiren Çingeneler’in ölüyor ya da yaşıyor olmasıyla kim ilgilenir ki? Ama onların başlarına gelen en dramatik soykırım hikayesi ne yazık ki Auschwitz’de yaşadıkları değil kuşkusuz! Kendilerini Avrupa’nın en “medeni" ülkelerinden biri olarak adlandıran İsviçre’de yaşadıkları...

Moris Farhi (1935 Ankara doğumlu Türk ve Yahudi asıllı İngiliz yazar), Ekim 2005’te İthaki Yayınları’ndan çıkan Gökkuşağının Çocukları kitabında, hayata gözlerini Auschwitz’de açan ve sonrasında Yoldaki Çocuklar Operasyonu ile Pro Juventute’ün himayesi altına giren Branko’nun, köklerini bulma hikayesini anlatıyordu. Farhi’nin anlattığına göre, 1926 yılında başlayan ve 1972’ye kadar süren bu operasyon, İsviçre hükümeti tarafından İsviçre Çingeneleri’ne yani Yenish’lere karşı sürdürülmüştü. Peki, neydi Yoldaki Çocuklar Operasyonu? Nazilerin ırkçı söylemlerinin çizgisinde olan bu harekete göre Yenish’lerin kalıtımsal olarak kafası işlemiyordu. Hal böyle olunca da bu halk, var olmayı ve üremeyi hak etmiyordu. Dolayısıyla Çingene ailelerin çocukları daha birkaç aylıkken ellerinden alınıyor, kimi zaman “iyi İsviçreli ailelerin" yanına evlatlık veya köle olarak veriliyor, kimi zaman da –hele de yaşları biraz büyükken “el konmuşlarsa"- geçmişlerini unutabilmeleri için elektroşok uygulamasına maruz bırakılıyorlardı.

İsviçreli tarihçi Thomas Huonker’e göre İsviçre Çingeneleri, yani Yenish’ler veya çağrıldıkları isimleriyle “dilenciler"e uygulanan zulüm, 300 yıl öncesine, belki daha ilerilere kadar gidiyor. “Mesela 17. yüzyılda onaya gerek olmadan herkesin onları öldürmeye yetkileri vardı. Ormanda yaşadılar, sürekli hareket ettiler ve saklandılar. 19. yüzyılda, tüm ülkede polis istasyonlarında profesyonel birimler oluşturuldu; bu da göçmen hayatı daha da zorlaştırdı. Esnaf Yenish’ler (sepet örenler, seyyar satıcılar, lehimciler, bakırcılar, bileyiciler, boyacılar) daha sıkı kontrol edildiler. Ve sadece adına patent dedikleri bir ödeme yaparak bu tür göçmen işlerinde çalışabildiler. Okul ise onlar için yeni bir kurumdu ve göçebe insanlar için ciddi problemdi. Etrafta dolanmak, müşteri ve iş için bakınmak aileler ve çocuklar için yasaklandı. Ve ilk günah 1825’de işlendi. Yenish çocukları ailelerinden çalınıp, Yenish olmayan iyi İsviçreli ailelerin yanına yerleştirilmeye başlandı."

20. yüzyılın ilk yıllarında İsviçreli psikiyatristler, özellikle Dr. Josef Jörger (1870-1937) “bilimsel istatistikleri", ideolojileriyle birleştirerek “Yenishlerin kalıtımsal olarak kafasının işlemediğine" karar verdiler. Uygulamanın sistemli olarak yürütülmesi daha önce de söylediğim gibi 1926 yılında başlıyor. Resmi kaynaklar 1972 yılında uygulamaya son verildiğini belirtse de, tarihçiler uygulamanın bir süre daha sürdüğü konusunda hemfikir.

Tarihçi Thomas Huonker’in söylediğine göre İsviçre’nin en saygın çocuk derneklerinden biri olan Pro Juventute, çocuklarını ellerinden zorla aldığı aileleri de tutuklatıyor, kamplarda veya deliler için barınaklarda çalıştırıyordu. Çocuklar ise Yenish olmayan ailelerin yanlarına ya da çocuk evlerine, sonrasında da askeri cezaevlerine yerleştirildiler. “Amaç belliydi ve zaten sonrasında da bunu açık açık ilan ettiler: Yenish ailelerini, yaşam biçimini, kültürünü ve dilini yok etmek. Devlet ve yerel politik yapılar, adalet ve polis, İsviçreli Yenishlere karşı yapılan bu uygulamayı destekledi. Hatta Alfred Siegfried’in çalışmalarını finanse ettiler ve karşı çıkan birkaç kişi ile de “konuştular": Siegfried haklıydı ve ne yaptığını iyi biliyordu."

Peki kimdi bu “müthiş sistemin" başındaki Dr. Alfred Siegfried (1890-1972)? Erkek öğrencilerine cinsel taciz suçundan işten atılmış eski bir öğretmendi Siegfried, hatta cezası kesinleşmiş, üç ay da hapis yatmıştı. İşsizlik günlerinde ise Pro Juventute imdadına yetişmiş, Siegfried’i bu proje sayesinde bin Yenish çocuğunun vasisi olarak iş sahibi yapmıştı. Sonrasında onun himayesinde pek çok çocuğun cinsel tacize uğradığı ortaya çıktı. Üstelik Siegfried’in varisi psikolog Dr. Peter Döbeli de çocuk tacizinden hüküm giydi, bu sefer kurbanlar erkek çocuklar değil, Yenish kızlarıydı.

Bu kızlardan biri, daha sonra İsviçre’deki Yenish soykırımının sözcüsü olarak karşımıza çıkacak olan Pro Juventute kamplarında geçirmiş Mariella Mehr’di. Doğar doğmaz annesinden kopartılan Mariella Mehr, 24 yaşına kadar Pro Juventute evlerinde yaşadı, tacizden elektroşoka kadar pek çok işkenceye maruz kaldı. Üstelik hem annesi, hem kendisi, hem de oğlu bu uygulamanın mağdurları arasındaydı. Yenishlere karşı yapılan suçların örtülmemesi için 10 yıla yakın bir süre savaştı; kurbanların hakları ve zararlarının ödenmesi için uğraştı. Basel Üniversitesi fahri felsefe doktorluğu ile onun tarihi ve politik çalışmalarını onurlandırıldı. “Biz üç kuşak, yani annem, ben ve oğlum Yoldaki Çocuklar operasyonunun mağdurlarıyız. Annem beş yaşlarındayken polis, babasının çadrından almış onu. Yerleşik düzenin koruyucuları, “Çingene hayat şeklinin eğlenceli değil, hatta halk için tehlikeli" olduğunu söylemişler. 15 yaşına kadar bir yardım organizasyonu içinde idare etmiş. Ancak bu resmi kurum (Pro Juventute’den bahsediyor) onu budamaya devam etti, acımasızca ve asla adil olmayan kurallarla. Sonunda paranoid şizofren oldu. Son otuz yıldan beri uyutularak, insulin tedavisi, elektroşok gibi çeşitli yöntemlerde tedavi ediliyor. Bugün barış evi kliniğinde kronik hastalarının arasında listelendi. Ben ise annemden dört yaşında alındım. Annemle ilk buluşmamda onunla iletişim kuramadım bile. Çünkü ruhunu yok etmişlerdi ve beni asla algılayamayacağı bir dünyanın içinde yaşıyordu. Sonra benim oğlumu da aldılar. Korkunç bir şeydi bu. Oğlumu yıllar sonra buldum. Zor bir durumdaydı. Ama ilişkimi kesmek zorunda kaldım. Çünkü başına gelenlerden dolayı beni suçluyordu. Buradan bakıldığında Pro Juventute’nin ne kadar başarılı olduğunu da söyleyebiliriz" diyen Mehr, yaşadıklarının etkisinden kurtulabilmiş değil. Çünkü o da diğer Yenish çocukları gibi elektroşok, cinsel taciz, dayak, aşağılama, kölelik ettirme, aç bırakma, soğuk odada çıplak bekletme, yere yatırarak üzerlerine ağır taşlarla birkaç gün bekletme gibi işkencelere maruz kalmıştı. Ölmemesi bir şans mı şanssızlık bilinmez. Çünkü Pro Juventute kamplarında geçirdiği yılları anlattığı Stone Age adlı kitabını gözyaşlarına boğulmadan okuyabilen veya bitirebilen yok gibi.

Binlerce çocuk işkence tezgahlarında Alfred Siegfried’in himayesindeydi. Zaten birçoğu da delirerek öldü. Aileler çocuklarını aramaya çalıştıklarında en ağır cezalara çarptırılıyor, hapse atılıyor kimi zaman da çocuklarıyla hemen hemen aynı işkenceleri görüyorlardı.

Bu korkunç soykırım hikayesi İsviçre’de haftalık olarak yayınlanan Der Schweizerischer Beobachter dergisinin çabaları sonucu ortaya çıkarıldı. 1972 yılında Pro Juventute derneğini ve arkasındaki skandalı büyüteç altına alan dergi, derneğin bütün kirli yüzünü ve Yoldaki Çocuklar Operasyonu’nu ortaya çıkarttı. Aslında bu halk tarafından da çok bilinmeyen bir şey değildi. Bilinip de bilmezden gelinen gerçekler, sadece bir haftalık dergi tarafından yüzlerine çarpılmıştı. Bir yıl sonra, Pro Juventute, Ouevre’yi (Bütün projenin yürütüldüğü merkez) kapatmak için zorlandı. Geçmişindeki bu kara sayfa, İsviçre hükümetinin 1987 yılında, kampanya için ahlaki, politik ve finansal sorumluluklarını farkına varmasını sağladı. Bunun üzerine Pro Juventute’ün 1926 yılından bu yana yaptıkları incelenmeye başlandı. 1987’de, Pro Juventute’ün Ouevre aktiviteleriyle ilgili olan her türlü belge, Bern’deki federal arşivlere transfer edildi. Tarihsel çalışma ancak 1996 yılında gerçekleşti. Araştırma sonuçları, halka 1998 yılında açıklandı ve tam bir felaketti. Sonuçlara göre yüzlerce kurban 1988 yılında hala hapishanede veya kurumdaydı. Bu açıklamadan sonra belgelere yayınlanma ve -Yenishler hariç- inceleme yasağı kondu. Neredeyse 90 yıllık işkence son bulmuştu. İsviçre hükümeti olayı örtbas edebilmek için operasyonun yaşayan mağdurlarına çok az bir para ödedi. (Mariella Mehr’in söylediğine göre mahvedilmiş üç hayatın bedeli 25 bin İsviçre Frangı)

İsviçre Yenishleri’nin bugünkü tahmin edilen nüfusları 35 bin civarında. Bu korkunç soykırım ve asimilasyondan sonra, çoğunluğu beton bloklar arasında yaşıyor. Sadece dirençli beş bin kişi geleneksel ruhu taşıyarak yollarına devam ediyor. Ta ki önlerine bir engel daha çıkana kadar...

Kaynak:
wikipedia
Gizli kalmış bir soykırım ve asimilasyon öyküsü