Bugün birkaç saniyede poz verip çektiğiniz, banyosu kolaylıkla yapılan, gerekirse tez zamanda büyültülüp istediğiniz boyutta kopyası elinize verilen fotoğrafın ve bunları çeken makinelerin icadının aslında yüz yıllarca süren deneme ve çalışmaların sonucu olduğuna inanmak gerçekten güçtür. Aslında, fotoğraf makinesi büyük icatların çoğu gibi bir kişi tarafından icat edilmemiştir. Fikrin doğması, uygulanması, gelişimi, değişik kişilerin çalışmaları ve uzun aralıklı dönemlerin sonucudur.

Fotoğraf Makinesinin İcadı ve Tarihi

İnsanoğlu binlerce yıldan beri çevresinde gördüklerini bir biçimde çizmek, görüntülemek gereğini duydu. Çünki o zamanlar resim, insanların çevrelerinde gördüklerini, doğada var olanları kaydetme ve gelecek kuşaklara aktarmanın bir yoluydu.

FOTOĞRAF MAKİNESİ’NE GİDEN YOL



Fotoğraf makinesinin kökenleri icat edildiği 1839 yılından çok öncelere dayanmaktadır. Yaklaşık 30.000 yıl önce mağara duvarlarına çizilen ilk resimler, insanların yaşadıkları anı belgeleme duygusunu ortaya koyan ilk örneklerden sayılabilir.

M.Ö. 4. yüzyılda Aristoteles, Problem adlı çalışmasında, iğne deliği de denilen, küçük bir delikten elde edilen görüntünün oluşumunu yorumlamaya çalışmasıyla fotoğraf makinesinin atası sayılan camera obscura’nın (Latince’de camera = oda, obscura = karanlık) temellerini atmış oldu.

Camera obscura’nın basit bir işleyişi vardır : Bir duvarında küçük bir deliği olan bir karanlık odada, küçük delikten giren ışık, tam karşısında bulunan duvarın yüzeyine dışarıdaki manzaranın ters görüntüsünü yansıtır.

10. yüzyılda yaşamış, Alhazen adıyla da bilinen Arap fizikçi ve matematikçi İbn Al-Haitam, mum ve üzerinde küçük bir delik bulunan bir perde kullanarak basit bir camera obscura yapmıştı. İbn Al-Haitam’ın bu çalışması Avrupa’da değer bulsa da camera obscura’nın pratik bir araç haline gelmesi için uzun bir zaman geçmesi gerekecekti. Camera obscura’nın kuramsal yöntemi ve uygulama alanlarıyla ilgili basılı ilk bilgiler 15. yüzyılda Cesare Cesariano, ardından da Reiner Frisius tarafından ele alınmış, bir iğne deliği kameranın ilk görseli ise gökbilimci Gemma Frisius’un 1545 tarihli De Radio Astronomica et Geometrica adlı kitabında yer almıştı.

Fizikçi Girolamo Cardano tarafından kullanılmaya başlanan çift taraflı dışbükey mercekler aracılığıyla camera obscura pratik anlamda kullanılmış oldu. Bu adımla birlikte eskisinden daha net bir görüntü elde etme imkânı doğdu. Camera obscura’nın isim babası olan gökbilimci Johannes Kepler (1571-1630), taşınabilir bir camera obscura yaparak önemli bir katkıda bulundu. 19. yüzyıla gelindiğinde, camera obscura’lar artık yerlerini içinde ayna, önünde objektif bulunan fotoğraf makinelerine bırakmaya hazırdır.

FOTOĞRAF MAKİNESİ’NİN İCADI


Yüzyıllar süren kimyasal ve teknik çabalar, 1826 yılında Fransa’nın Chalon-sur-Saone şehrindeki Joseph Nicéphore Niepce (1765-1833) tarafından evinin penceresinden yakalamayı başardığı görüntüyle sonuçlandı. Bu görüntüyle birlikte, fotoğrafın o güne kadar ki gelişim halkaları birbirine bağlanmış oldu. Niepce, artık üç şey düşünüyordu: Daha keskin bir görüntü elde edebilmek, görüntünün çok uzun bir zaman kalıcı olacağından emin olmak ve renkleri de yansıtabilmek. Fakat, Niepce bunları yapabilecek kadar yaşayamadı. 1829’da ortak olduğu iş arkadaşı, Louis Jacques Mandé Daguerre (1787-1851), onun çalışmalarını geliştirmeye çalıştı. Ve nihayet 1839’da Daguerre bu çalışmaları başarıyla sonuçlandırdı. 19 Ağustos 1839 tarihinde Fransız Bilimler Akademisi’nde fotoğraf makinesinin icadı tüm dünyaya şu sözlerle duyuruldu: “Sayın Baylar, doğa ışık aracılığıyla bir yüzeyin üzerine geçirildi."

1852 yılında George Eastman, Kodak makinelerinde 10 poz çekebilen bromür kaplı Jelatin rulolar bulunan Kodak fotoğraf makinelerini piyasaya sürerek çok büyük aletler taşıması gereken fotoğrafçıya kolay hareket imkânı sağladı. Fotoğraf çekildikten sonra makine fabrikaya gönderiliyor ve jelatin film kâğıttan ayrıldıktan sonra bir cam üzerine yerleştiriliyor, sonra yeniden makineye film doldurularak sahibine iade ediliyordu.

1870’de Hermann Vogel emülsiyonları muhtelif banyolara batırılarak duyarlılıklarını arttırma yolunu buldu. 1880 yılında kırmızıya karşı duyarlılığı çok sınırlı olan ortokomatik filmin yanında, pankromatik filmler de ortaya çıktı.

1888 yılında Kodak firması film, banyo ve baskı ücreti içinde olan, 100 adet filmi bulunan fotoğraf makinelerini piyasaya sürdü. Bu fotoğraf makinelerini, “düğmeye basın, gerisini bize bırakın" reklam sloganıyla satıyordu. Bu yıllardan sonra fotoğraf geniş kitlelere mal oldu. Bu fotoğraf makineleri de yine çekimden sonra fabrikaya gönderiliyor, burada banyo işlemi yapılıyor, makineye tekrar film doldurularak sahibine iade ediliyordu.

FOTOĞRAF OSMANLI COĞRAFYASI’NDA


Fotoğrafın icadı Osmanlı coğrafyasında ilk kez, İstanbul’da çıkan Takvim-i Vekayi gazetesinin 28 Ekim 1939 tarihli nüshasında şu cümlelerle duyuruldu: “... Daguerre adlı marifet sahibi öğrendiği değişik sanat fenninin usulleri ile güneş ışığını yankı yaptırıp, nesnenin hatlarını çıkarmış ve bu acayip sanatın oluşmasına gizli ve açık 20 senesini vermiştir. Nihayet sonuca gelmiş ve bu olay herkesin beğenisini kazanmıştır."

Bu duyuruyla aynı yıl, 1839’da, Fransız ressam Vorace Vernet, Charles Marie Bouton ve Frédéric Goupil Fesquet, Marsilya limanından yola çıkarak Dünya’daki ilk fotorafik geziyi başlattılar. Beyrut, Suriye, Şam, İskenderiye, Kahire, Sina, Filistin, Tyre, Saidon, Deir El Kamar, Baalbeck, Nazareth’ten sonra 4 Şubat 1940 tarihinde İzmir’e vardılar. Fotoğraf makinesinin icadının tüm dünyaya resmen duyurulduğu 19 Ağustos 1839 tarihinden sonra 1840 yılında İzmir’e ulaşan bu gruptan Fesquet’in çektiği fotoğraflar, Anadolu topraklarının ilk fotoğraflarıydı.

FOTOĞRAFIN HAMİLERİ


Osmanlı, fotoğraf tekniklerine yabancı değildi. Mühendishane-i Berri Hümayun’da 1805’ten beri camera obscura kullanılmaktaydı. İlerici devlet adamları aracılığıyla fotoğraf, Osmanlı coğrafyasında hızla yayıldı. Abdullah Frères ve Vassilaki Kargopoulo gibi resmi saray fotoğrafçıları, fotoğrafın iktidar ve ailesi tarafından nasıl itibar gördüğünü göstermektedir. Özellikle II. Abdülhamid, Osmanlı’da fotoğrafçılığın en büyük koruyucusu ve de destekleyicisiydi.

II. Abdülhamid dönemi (1876-1809), Osmanlı’da fotoğrafçılığın gelişmesinde önemli bir basamağı oluşturmaktadır. II. Abdülhamid’in kendisi de fotoğraf çekmekte, fotoğraf sanatıyla yakından ilgilenmekteydi. Sarayda vaktinin büyük bir bölümünü müzik salonu, resim salonu ve fotoğraf atölyesinde geçirmekteydi. II. Abdülhamid, fotoğrafın 'belge’ ve 'araçsal’ yönünü keşfetmekte gecikmedi.

Fotoğrafçılara ülkedeki olayları ve temel kurumları belgeleme görevi verdi. Karakollar, camiler, fabrikalar, okullar, hastaneler, askeri kuruluşlar, karakollar, donanma gemileri, arkeolojik kalıntılar, etnografik ve doğal çevrenin fotoğraflarını çektirdi. Diğer taraftan ülkenin propagandasını yapmak amacıyla bu gibi fotoğrafların yer aldığı albümleri çeşitli devlet başkanlarına gönderdi. Bu gibi araçlarla, Osmanlı’nın ne kadar medeni, gelişmiş ve büyük bir devlet olduğu dünyaya gösteriliyordu.

İLK SAVAŞ FOTOĞRAFLARI



Fotoğrafın ortaya çıkışından hemen sonra 1846 yılında Meksika-Amerikan Savaşı’nın fotoğraflandığı bilinmektedir. Bu savaş sonrasında, Kırım Savaşı (1853 – 1856) Fotoğraflandı.

Fotoğraflar Roger Fenton ve yardımcıları tarafından çekilmişti. Fenton, Kırım Savaşı’nda 3605 adet fotoğraf çekti. Bu fotoğraflar sergilendi ve fotoğraf albümleri oluşturuldu. Kırım Savaşı Fenton dışında birkaç fotoğrafçı tarafından da fotoğraflanmıştır.

Fotografik görüntünün gerçeği olduğu gibi yansıttığı düşüncesi o yıllardaki kamuoyunu ve politik görüşleri de etkiledi. Fotoğrafın büyük gücü ve iletişim boyutu anlaşıldığı zaman ise bulunuşunun üzerinden henüz yirmi yıl geçmişti. Kırım Savaşı sonrasında Amerikan İç Savaşı (1861-1865) fotoğraflandı.

GÜNÜMÜZÜN FOTOĞRAF MAKİNELERİ


Günümüzde fotoğraf artık yaşamımızın ayrılmaz bir parçası, geleneksel anlamdaki film üzerine kaydedilen görüntülerin yanı sıra sayısal yöntemlerle kaydedilen görüntüler de artık her alanda kullanılmaya başlandı ve gerek geleneksel fotoğraf, gerekse sayısal fotoğraf oldukça hızlı bir biçimde gelişmeye devam ediyor.

Görüntü kaydında bir aygıtın kullanılmasından sonra görüntü kaydıyla ilgili birçok farklı gelişme ve buluş oldu, bu buluşlar giderek arttı ve günümüze dek geldi, çok farklı kayıt teknikleri geliştirildi. 1800’lü yılların ilk yarısının karanlık kutusunun yerini günümüzde elektronik ve mekanik anlamda çok gelişmiş fotoğraf makineleri, sayısal olarak kayıt yapabilen elektronik ve bilgisayar teknolojisini bir arada kullanan makineler aldı.

Gerçek gibi olanın, gerçeğin görüntülenmesi isteği 19. yüzyılın düş ve düşüncelerinden biri değildi kuşkusuz. Bu istek insanlıkla birlikte var olmuştu. İnsanlık görüntülerle binlerce yıldan beri tanışık ve onlarla haşır neşirdi. Gerek düşünsel boyuttaki gelişme ve değişiklikler, gerekse teknik anlamdaki (bu gelişmelerin içine optik, fizik, kimya gibi bilimleri sokmamız olanaklıdır) birikimler fotoğrafı 19, yüzyılda ortaya çıkarttı ve günümüze dek gelişerek ulaşmasını sağladı.

Günümüzde artık fotoğraf makineleri çok farklı boyutlara ulaşarak büyük bir aşama kaydetmiş, filmler yerini depolama aygıtlarına bırakarak makineleri çok daha kullanışlı hale getirmiştir.