'Sen yine yalanlarını söyle Demirtaş'

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın son aylardaki, hükümet ve Erdoğan karşıtı açıklamalar...

Yeni Şafak yazarı İsmail Kılıçarslan, Demirtaş'ın Türkiye'nin teröre karşı duruşunu bildiği halde 'yalan' söylediğini son aylardaki gelişmelerden örnekler vererek bir bir anlattı.

'Yalanlar söyleyip durmana bir itirazım yok. Aslında senin tarz-ı siyasetin bu. Yalanlar üzerinden ilerliyor senin algın' diyen Kılıçarslan, Kobani, Gezi Parkı, Cumhurbaşkanlığı Kulliyesi hakkındaki iddiaları, Suriye'deki savaşın tek sorumlusunun aslında kim olduğunu bildiği halde Demirtaş'ın yalanlar söylemesine devam ettiğini yazdı.

İşte Kılıçarslan'ın bugünkü yazısı;

Aslında Türkiye'nin, Suriye'de savaş çıkmasın diye son anın da sonuna kadar uğraşan tek ülke olduğunu biliyorsun. Dönemin Zaman Gazetesi ve çevresinin 'acilen savaşa girelim' çağrılarına rağmen Türkiye'nin Suriye'de bir savaş istemediğini de biliyorsun. Hatta esasen Türkiye'nin savaştan önceki 3 yıl boyunca Suriye ile ilişkilerini bambaşka bir düzlemde ilerlettiğini ve iki ülke arasında kurulması hayal olan bir sıcaklıkta ilişkiler geliştirildiğini de biliyorsun. Savaşın nedenlerinden birinin bu ilişki olduğunu da... Fakat sen yine yalanlar söyle. 'Suriye'deki savaşın tek suçlusu Türkiye'dir, Suriye'deki katliamların sorumlusu AKP'dir' de.

Aslında Türkiye'nin IŞİD ile son derece mesafeli olduğunu biliyorsun. Başta Türkmenler olmak üzere Türkiye'nin doğrudan destek verdiği mücahit gruplarını da biliyorsun. Fakat sen yine yalanlar söyle. 'IŞİD'in sponsoru Türkiye'dir' de.

Aslında IŞİD denilen oluşumun kimlerin emrinde olduğunu biliyorsun. Bir İngiliz anahtarı gibi her kapıyı açtığını, işlevsel operasyonlarıyla Mısır'ı, Gazze'yi, Suriye'yi, Libya'yı, Irak'ı, hatta Yemen'i nasıl çaresiz bıraktığını biliyorsun. IŞİD'in Türkiye'de gördüğü toplumsal desteğin bir takım marjinal sol gruplara verilen toplumsal destekten bile az olduğunu biliyorsun. Fakat sen yine yalanlar söyle. 'Bu Müslümanların hepsi IŞİD'i destekliyor' de.

Aslında Türkiye'nin Kobani'ye yapabileceği her türlü insani yardımı yaptığını, koridor açtığını, mültecileri kabul ettiğini biliyorsun. Türkiye'nin Suriye'deki savaşa fiziki olarak girmemek için aylardır nasıl ve hangi şartlarda direndiğini de biliyorsun. Recep Tayyip Erdoğan'ın son derece doğru bir konuşmasından bir cümle cımbızlayarak Diyarbakır'ı kimlerin savaş alanına çevirdiğini de; 6-8 Ekim olaylarında 50 kişinin nasıl hunharca öldürüldüğünü de biliyorsun. Fakat sen yine yalanlar söyle. 'Kobani eylemlerinin sorumlusu Recep Tayyip Erdoğan'dır' de.

Aslında Recep Tayyip Erdoğan'ın hiçbir Türk siyasetçinin alamayacağı riski omuzlayıp adına 'çözüm süreci' denilen büyük kardeşlik projesini nasıl ve hangi şartlarda başlattığını, hayata geçirdiğini biliyorsun. Kamuoyunun bu sürece adım adım hangi zorlukları aşarak ikna edildiğini de biliyorsun. Fakat sen yine yalanlar söyle. 'Çözüm sürecini baltalayan AKP ve Erdoğan'dır' de.

Aslında PKK'ya 'silah bırak çağrısı' yapamayan, dahası kendine bağlı insanlara 'silahlanın' mesajı veren insanlarla memlekete barış falan gelmeyeceğini adın gibi biliyorsun. Vaktiyle Kürtçe konuştu diye dolmuşta dayak yiyen insanların hâlihazırda 'sakalı var' diye sokaklarda insan infaz ettiğini biliyorsun. Terörle arasına belirgin bir mesafe koyamayan her türlü siyasi hareketin sakil, faydasız, dahası tehlikeli olduğunu da biliyorsun. Fakat sen yine yalanlar söyle. 'Toplumsal barışın teminatı HDP'dir' de.
Aslında adına 'intihar eylemi' denilen eylem biçimiyle Türkiye'yi PKK'nın tanıştırdığını biliyorsun. PKK ve DHKP-C'nin gerçekleştirdikleri intihar eylemleriyle kaç masum insanın canına kıydığını biliyorsun. İnsansan, kendine karşı dürüstsen, bu konuda azıcık adalet duygun varsa IŞİD'in intihar eylemini lanetlediğin gibi PKK'nın da DHKP-C'nin de intihar eylemlerini lanetlemen gerektiğini biliyorsun. Fakat sen yine yalanlar söyle. 'Bir taraf özgürlük savaşçısı, bir taraf terörist' de.

Yanlış anlama. Yalanlar söyleyip durmana bir itirazım yok. Aslında senin tarz-ı siyasetin bu. Yalanlar üzerinden ilerliyor senin algın. Türkiye'de bir benzerine kimsenin cesaret edemeyeceği bir çözüm projesini masaya koyan Recep Tayyip Erdoğan'a 'diktatör' demeni istiyorlar, diyorsun. 5 aydan daha kısa bir sürede seni 'ben PKK'ya silah bırak diyemem' diyecek kadar barışsever bir adama oy vermeye ikna ediyorlar, veriyorsun. Diyarbakır sokaklarında hunharca 50 insan katleden, 15 yaşındaki çocuğu satırlarla doğrayıp sonra yakan, lojmanındaki polisleri soğukkanlılıkla infaz eden, polisimizi 'kaza var' diye çağırıp şehit eden, kendisine oy veren avukatın arabasını yakma gerekçesi olarak 'Kürt değilsin' cümlesini kurabilen; istediği olmayınca devleti, milleti, memleketi, insanı tehdit etmekten geri durmayan bir yapının barış getireceğini söylüyorlar, inanıyorsun.

Velhasıl canım kardeşim. İstediğine inanabilirsin. AK Partiye oy vermiş her insanın aslında birer IŞİD militanı olduğunu söyleyecekler sana yakında. Ona da inanacaksın. Senin desteklediğin medyanın çalışanlarının her birinin aslında birer özgürlük savaşçısı olduğunu söyleyecekler sana yakında. Ona da inanacaksın. 'Atatürk aslında Recep Tayyip Erdoğan'ın tertip ettiği bir suikastla öldü' diyecekler sana yakında. Vallahi ona da inanacaksın.

Ne oldu, ağır mı geldi bu biraz?

Bilal Erdoğan'ın ciğerciye değil IŞİD karargahına gittiğine inandın. Cumhurbaşkanlığı külliyesinin klozetlerinin altından olduğuna inandın. Sunta masanın 400 bin lira olduğuna inandın. Gezi'de kimyasal silah kullanıldığına inandın. İnsanların üzerinden tankla geçtiklerine inandın. 3 gün daha direnilirse hükümetin düşeceğine inandın. CHP'nin tek başına iktidar olacağına inandın. %60'ı temsil eden 3 partinin derhal birleşip koalisyon kuracağına bile inandın. Atatürk'ü Recep Tayyip Erdoğan'ın öldürdüğüne niçin inanmayasın?

Ne diyordu Metin Arolat: 'Olsun varsın ah çekinme / sen yine yalanlar söyle / yürek paramparça zaten / dert değil.'
Yeni Şafak - İsmail Kılıçarslan