Malazgirt Savaşına Kürtler Katıldı Mı?

Televizyondaki bir programda Kürtlerin Malazgirt savaşina katilip katilmadiklari hakkinda bir tartişma yaşandi ve belge niteliginde bir kitapta, 10 bin Kurt'ün malazgirt savaşi sirasinda Alparslan'a destek oldugu yaziliydi. (Başka bir kitapta ise...

  1. #1
    Malazgirt Savaşına Kürtler Katıldı Mı?
    Televizyondaki bir programda Kürtlerin Malazgirt savaşina katilip katilmadiklari hakkinda bir tartişma yaşandi ve belge niteliginde bir kitapta, 10 bin Kurt'ün malazgirt savaşi sirasinda Alparslan'a destek oldugu yaziliydi. (Başka bir kitapta ise sayi 20 bine çikiyor).

    Sonuç olarak, Malazgirt savaşi sirasinda Kürtlerin de katkisi oldugu konusunda herkez hemfikir. Fakat sayi konusunda tartişma yaşandi.

    Bence belge niteligindeki bu kitapta ki 10 bin sayisi dogru. Fakat sözü edilen 10 bin sayisindan kasit, eli silah tutabilen degil, toplam kürt nüfusun sayisiydi.

    Bu varsayima nereden vardin derseniz;

    10 bin eli silah tutabilen asker çikaran bir toplumun, yaşlilar, kadinlar, çoluk çocuk hastalar vs... oldugunu düşünürsek, toplam nüfusunun en az 500 bin kişiden oluşmasi lazimdi (yuvarlak hesap) Kaldi ki, günümüzde asker yetiştirmek ve silahi nasil kullanacagini ögretmek için üç aylik bir süre yeterli. O zamanlarda ise bir askere kiliç kullanmayi, ok atmayi ögretmek yillar alirdi.


    Ayrica O dönemde, içinden 10 bin savaşçi çikarabilecek ve en az 500 bin nüfüsa sahip bir toplum, adini bugün bile anacagimiz bir devlet kurabilirdi.

    Sonuç olarak benim fikrim;

    Malazgirt savaşi sirasinda zaten Selçuklular'in yönetimindeki bir bölgede yaşayan ve ayni zamanda Islami kabul etmiş bir toplum olan Kürtlerin de katkisi oldugu muhakkak. Fakat bu durumu ne inkar etmek, nede "Kürtler olmasaydi Malazgirt zaferi olmazdi" demek dogru degildir diye düşünüyorum...

  2. #2
    Bende düşüncelerimi söyleyeyim.

    İş icabı bulunduğum bölgede nüfus olarak kürt insanlarda vardı. Kendilerine öyle bir tarih yazmışlar ki, bazı şeyleri sanki abartma yarışına girmişler. Kürt tarihine bakarsak orjinalinde Kürt diye bir ırk yoktur. Bazı Kürt kardeşlerimiz itiraz edecekler ama biraz araştırdıklarında bunu kendileri de görecekler. Kürt tarihini yazan hep yabancılardır.

    Şu an ki söyldiklerine göre Türkiye nüfusu 40 milyon Kürt ve 5 milyon Türk var, Türkiyede. Türk tarihini karalamak yanlış öğrenmek marifet, Kürt tarihini abartmak ise gerçek oluyor.

    Mezopotamya bölgesinde 20 bin yıllık bir Kürt tarihi olmasına rağmen Türk tarihi ise 1071 yılında başlıyor. Hatta o tv proğramındaki bilgiler bile yanlış. Türkler anadoluya geldiklerinde Kürtlere sığınmışlar. O zaman Med imparatorluğu varmış. Evet, tarihte bir med devleti var ama bu şu an bile tartışma konusu. Kürt devleti olduğunun kesin delili yok. Daha sonra Eyyübiler... Eyyübiler Türklere yardım etmişler ve anadoluda türkler yayılmış. İlginç ama gerçek. bunları söyleyen bölge halkı. Onlara göre Türk Tarihi yok sadece Kürt tarihi var.

    Ben arkadaşlardan birine sordum.

    Madem öyle çok eski bir tarihe sahipsiniz. Binlerce yıllık medeniyetler, kayıp uygarlıklara ait tablet , çanak , çömlek, yazıt , hatta yazının icadına bile ilk örnekler varken bir tanede Kürt halkına ait geçmişe dair bir örnek göster.

    Cevap yok.

    Malazgirt Savaşı zamanında Türklere destek olacak bir devlet var ise bunun kanıtları nerede ?

    Hangi belgelere dayanarak 10 bin 20 bin gibi sayılar veriliyor. Eğer o zaman ki gibi böyle bir rakam sözkonusuysa o zamandan bu zamana çok daha kalabalık bir nüfusun olması gerekirdi. Ve şu an dünyada sözü geçen büyük bir devlet olması gerekirdi. Ortada hiçbirşey yok, kanıt yok , belge yok ama bol bol laf var.

    20 bin yıllık geçmiş ,
    çok kültürlü bir medeniyet,
    Türklerin orta asya dan gelişlerinde sığındıkları devlet,
    Türklere yardım eden bir güç.......

    dahası da var ama , ne kadar konuşulursa konuşulsun çoğu şey abartıdan öteye geçmiyor maalesef.

    Tarih abartılarla değil, kanıt ve gerçeklerle yazılmalı. Şu an 100 yıl öncesine kadar elde bir eser yok. Adı var ama kendi yok.

    Kürtler üzerinde ilk araştırmayı V. Minorsky yapmıştır. V. MİNORSKY, "KürtLERİN İRANÎ SAYILMASI, IRKÎ OLMAKTAN ZİYADE; DİL VE TARİH MÜTALÂALARINA DAYANMAKTADIR. Kürtlerin merkezi sahaya yerleşmeden evvel, oralarda isimleri kendilerininkine benzeyen, fakat başka menşeli KARDU adlı bir kavim yaşamış olduğu ve bunların SONRADAN İran menşelilerle KARIŞMIŞ olduğunu ileri sürmek mümkündür, " der.Kürtler halen bir aşiret halktırlar. Aşiretten millet olmayacağı gibi, millet olmadan da devlet olmaz. Millet olamayan toplulukların da bir dili vardır. Ama kullandıkları kelime sayısı üç yüzü geçmez. Kürtlerin de dili böyledir. İçinde %70 oranında Farsça, %20 oranında Türkçe ve %5 oranında da Arapça kelime vardır. Yani yapay bir dildir. Kendilerine has orijinal bir dilleri yoktur ve Kürtçe birden ona kadar sayamazlar.Tarihleri yoktur, efsaneleri, mitolojileri yoktur. Dolayısıyla ana yurt diyebilecekleri bir yurtları da yoktur. Bugün Anadolu, Irak, İran ve Suriye içerisinde dağınık halde yaşamaktadırlar.

    Ve üzerinde yaşadıkları her karış toprak parçasının sahibi ve devleti vardır.Bugün Özellikle Kürtler üzerinde araştırma yapan batılı bilim adamları ve Kürtçü Sözde Yazar ve Araştırmacı Izady’e göre “Kürtlerin yaşadığı bölgeler ana yurtlarıdır." Böyle afaki bir tanımlama asla yapılamaz. O zaman bugün Kürtlerin yaşadığı her yer ana vatanları olur da, bugün burada doğup burada yaşayan Ermenilerin, Rumların da ana vatanı buraları olmaz mı? Bu tanım, açıkça “Kürtlerin ana vatanı yoktur" demektir. Ana yurdu olmayan bir topluluk ulus olamaz.Izady’nin açıklaması üzerinde şunları da söyleyebiliriz:

    Kürtler bir kabiledirler, oradan oraya, bilhassa dağları gezerler ve gezdikleri yerlerde bir devlet kuramadıkları için de ana yurtları yoktur. Olmayan ana yurda bir yurt uydurmak mümkün olmadığına göre, onların gezdikleri ve yaşadıkları her yer ana yurtlarıdır. Bu tanımlama ile Izady bugün Kürtlerin yaşadıkları bilhassa Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ni, Kürtlerin ana yurdu olarak göstermenin peşindedir. Bunun gerçek olabilmesi, tarih boyunca orada Kürtlerin yaşadığının ispatı ile mümkündür. Böyle bir tarih olmadığı için Izady, bugün Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı her bölgeyi Kürtlerin ana yurdu saymaktadırIzady’nin Kürtlerin ana yurdu dediği toprakların gerçekte Türklerin ana yurdu olduğu ise bir çok bilim adamı tarafından ispatlanmıştır. İslam’a Kadar Türk Tarihi gibi muazzam bir eser yazmış bulunan Prof. Dr. Firudun Ağasıoğlu (Celilov) “İslam’dan önce, Anadolu’nun hiçbir yerinde Kürtlerin izi yoktur.

    Anadolu’ya ve Kafkas lar’a son 2-3. yüzyılda gelmişlerdir. Kabile olarak yaşadıkları esas yer Zağros dağlarıdır." diye yazar. (Islama Kadar Türk Tarihi, Cilt. 2, sayfa 342)Herodot “Türk dilli İskit kabileleri"nin Asya’da yaşadıklarını yazar. Ve Asya sözü ile kastettiği yeri “Hazar’ın batısı, Kafkasya ve Anadolu" olarak belirtir. Yani Anadolu’da Heredot’un tanıklığına göre MÖ 3000-4000 yıllarından beri Türkler yaşamaktadır.“M.Ö. üç bin yıllarından itibaren Karadeniz’in kuzey sahillerinde ortaya çıkan, oradan Sakaların sıkıştırması üzerine Güney Kafkasya’ya, oradan da Anadolu’ya geçen Kimmerler (Gamerler/Gamirler) ile İskitler Anadolu’da yerleşmiş ve yaşamış Türk dilli halklardır." (Prof. Dr. Gıyaseddin Geybullayev, Ermenistan ve Eski Türkler, s. 73)Güney Kafkasya’da kurulan ve bugünkü Doğu Anadolu bölgemizi de içine alan Gut Devleti yıkıldıktan sonra toprakları üzerinde birçok beylik kuruldu.

    Bu beyliklerden biri Urmiye Gölü’nün güneyinde ve sonradan Mana Devleti’nin kurulduğu Doğu ve Güneydoğu Anadolu toprakları üzerinde kurulan Türk beyliğidir. Çivi yazılarında Turuk/Turk/Türk şeklinde geçen Türk adlı boylar tarafından kurulan bu beylik, Sümer devleti ile komşu idi. Asur kaynaklarında ismi sık geçen ve Asurlular ile savaşan bu beyliğin Gazi ve İlday adlı iki hükümdarının adı da kaynaklarda verilmiştir.Asur tabletlerinde bu beyliğe ait oldukça geniş bilgi vardır: “Turuk semtinden (bölgesinden) buraya (Ninova’ya) bir elçi geldi" (Nu: 83). Bir başka Asur tabletinde ise “...düşman Turuk çıktı, onlar Kakkületini işgal ettiler ve gelmeye devam ediyorlar" ( Nu: 21). “Hükümdar bana her şeyden önce Turukların hücum ederek İntşimi yakıp yıktıklarını yazdı." (Nu. 63). “Turuklar başçıları İlday ile birlikte savaşa girerek iki şehri yıktılar." (Nu. 87)Görüldüğü gibi Izady’in “Kürt Ana yurdu" saydığı topraklarda, tarih içinde Kürt adı bile geçmemektedir. Ama Turuk/Turk/Türk isimli devletlerden söz ediliyor, hükümdarlarının adı bile veriliyor.

    Malazgirt savaşında Kürtlerin yardım ettiği konusuda bence tartışılmalıdır. Sözde tarihçilerin abartısıyla değil gerçek tarihçilerin belgeleriyle konuşmak gerekiyor.

  3. Misafir - Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Misafir 01.09.2015
    #3
    Kendi kendinize iyi gelin güvey oluyorsunuz, varsiyimlarla tarih olmaz.. Okuyun...

  4. Misafir - Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Misafir 02.09.2015
    #4
    Bence de doğrular. Kürt tarihi tamamen abartı ve başka milletlerin tarihini sahiplenerek yazılmış çakma tarih.
    Kürtler israiili yahudilerden ayrılmış "hewheriler" kabilesinden. Yhudilerden ayrılarak kendilerine bir isim vermişler. Sonra çakma bir tarih al sana tarih. Kullandıkları bayrak renkleri bile orta asya türklerine ait. kürt bayramı diye sahiplendikleri newroz bile başka milletlerin. Kürtler piyasada yokken dünyada kutlanan bahar bayramı. Onu bile sahiplenmişler.

    Tarihi okuyalımda , nerden okuyalım. 50 sene öncesine ait belge niteliğindeki bilgiler var mı ? yoksa sonradan uydurulan tarih kitaplarından mı okuyalım.

  5. #5
    Kürt Tarihi
    Kürtler, ortadoğunun en eski halklarından olup Toros dağlarından Zagros dağlarına kadar uzanan coğrafyada yaşayan ve Hint-avrupa dil grubuna ait bir dil konuşan halkdır. Yaşadıkları coğrafyanın adı tarihsel olarak Kürdistandır, başka bir tanımla ise kuzey Mezopotamya da denilebilir. Tarihi kaynaklar Kürtlerin tarihini 5000 yıl geriye götürmektedir.

    Etimoloji
    Kürt isminin kaynağı tarihsel olarak çok eskilere dayanmaktadır. Bazı araştırmacılara göre Kürt teriminin temelinde KUR kelimesi yatmakta olup Sümer kökenlidir. Sümerce'de KUR, dağ demektir.Tieki aidiyeti ifade eder. Böylelikle KURTi kelimesi dağın halkı anlamına gelmektedir. Bu ismin geçmişi M.Ö. 3000 lere kadar dayanmaktadır. Kürdistan coğrafyası bilindiği gibi dağlık bir bölgedir. O çağlarda insanlara coğrafyalarıyla veya yaşam tarzlarıyla bağlantılı adlar verilirdi. Kürtlerinde işte bu dağlık coğrafyada binlerce yıldır yaşamasından dolayı bu adı almış oldukları ileri sürülmektedir. Sümercedeki KURTi adı, Greklerede 2200 yıl önce Kurdienne (Kürt memleketi) diye geçmiştir.

    The Name Kurd And its Philological Connections adlı yazısında Driver, listesini yazıtlardan çıkardığı Kurti, Karda, Karduk, Gord, Kord, Cardakes, Cyrtii, vd gibi sonekleri farklı dillere göre değişse de hepsi ortak bir krd/krt öğesi içeren tüm bu adların aynı kökten geldikleri ve etnik olarak ilişkili oldukları sonucuna varmıştır.
    Dr. Asad Khailany nin yaptığı araştırmalarda binlerce yıllık tarihi kaynaklar Kürtleri şöyle kaydetmiştir:
    Dr. Asad Khailany s researches based on thousands of historical resources.

    Sümerler (Sumerians) - Karda, Kurti ve Guti,
    Babiller (Babylonians) - Garda ve Karda,
    Asuriler (Assyrians) - Qurti ve Guti,
    Grekler (Greks) - Kardukh ve Gordukh,
    Ermeniler (Armenians) - Kortukh ve Gortai-kh,
    Persler (Persians) - Gurd veya Kurd,
    Süryaniler - (Syrians) Kardu ve Kurdaye,
    ibraniler ve Keldaniler (Hebrews and Chaldeans)- Kurdaye,
    Aramaik ve Nesturiler (Armamic and Nestorians)- Kadu,
    Erken islamik dönemlerin Arap yazarları (Arabs) - Kurd (çoğul Akrad),
    Avrupalılar ise M.S. 7. yüzyıldan itibaren (Europeans) - Kurd demişlerdir.

    Milattan önceki tarihlerde Mezopotamya da tarih sahnesine çıkmış birçok kavimlerin Kürt asıllı olduğu yapılan araştırmalarda ortaya çıkmaktadır. Mesela isimleri tarihlerde anılan; Subaru, Kurti, Guti, Lulu, Kusi, Kassit, Mitanni, Med, Mannai, Urartu, Karduk, Cyrtii, Gord, Kord, Kardakes v.s. gibi kavimlerin çoğunun Kürd olması çok yüksek olasılıktır. Etimolojik olarak incelendiğinde bugünkü Kürtlerin atalarından bahsedildiği anlaşılmaktadır.

    Coğrafya
    Kürtler, aslen Türkiye, iran, Irak, Suriye, Ermenistan devletlerinin sınırları içinde ve tarihsel olarakda Kürdistan diye adlandırılan coğrafyada yaşayan, Aryan kökenli etnik gruba mensup kişilerdir. Kürt halkı nın kesin olarak nüfusu belli değildir; bu sayı, kaynağa göre 20 milyon ile 50 milyon arasında değişmektedir. Kürtlerin çoğunluğu Sünni Müslümandır. iran'da yaşayan Kürtlerinin çoğunluğu Sünni, diğerleri Ahli-Hak ve Şii dir. Ayrıca Alevi, Yezidi, Yahudi, Zerdüşt ve Hıristiyan Kürtlerde vardır. Avrupada ise 1.5 milyondan fazla Kürt yaşamaktadır.

    Dil
    Kürt dili Hint-Avrupa dil ailesi içinde yer almaktadır. Bu ailede yer alan iran dil grubu, Kürtçeyi de içermektedir. Daha açıkcası Kürtçe irani diller ailesinin kuzeybatı grubu içindedir ve Farsça dan bağımsızdır.
    Kürtçe, bugün Türkiye, iran, Irak, Suriye, Ermenistan diye bilinen değişik devletlerin sınırları içinde yaşamakta olan ve tarih boyunca Kürdistan olarak bilinen coğrafyada konuşulur. Dünyada tahminen 20-25 milyon insan tarafından konuşulmaktadır. Kürtçe, Irak ve Kürdistan Özerk Bölgesinde resmi dil olarak tanınmışdır.
    Filolog (Dilbilimci) Abdülmelik Fırat a göre Kürtçede 100 binin üzerinde kelime vardır.
    Kürt edebiyatı, halk edebiyatı ve yazılı edebiyat olarak ikiye ayrılır. Sözlü edebiyat, yani halk edebiyatının tarihi binlerce yıl öncesine kadar dayanıyor. Yazılı edebiyat ise bin yıl öncesine kadar dayanıyor. Hemadani Baba Tahir (935-1010), Kürt edebiyatının ilk yazılı örneğini, bin 100 yıl önce iran da Arap alfabesiyle Kürtçe yazmıştır.
    Kürtçe nin eski ve güçlü edebi ürünlere sahip diğer bir lehçesi de Kurmanci lehçesidir. Kurmanci lehçesiyle bu güne kadar ulaşmıştır şiirler yazan Kürt şairleri arasında ilk akla gelenler Elîyê Herîrî (1425-1495), Feqîyê Teyran (1590-1660), Melayê Cizîrî (1570-1640) ve Ehmedê Xanî (1650-1707)'dir. Ehmedê Xanî nin Mem û Zîn adlı ünlü eseri ilk kez 1730'da çevrilip yayınlanmıştır.

    Tarih
    Kürtlerin Anadolunun en eski halklarından biri olduğu yapılan genetik, etnografik, linguistik, etimolojik ve arkeolojik araştırmalarla gün ışına çıkmaktadır. Dünyanın her köşesinde halklar yaşadı. Ama Mezopotamya nın, Zagros'un ayrıcalığı var. Yazının keşfedildiği yer burası. Atın ilk ehlileştirildiği, ilk tekerleğin döndüğü, ilk aritmetik, tıp, ilk teleskopun yapıldığı, ilk destanın söylendiği, ilk şiirin yazıldığı, ticaret, dış ilişkiler, diplomasi, barış antlaşmaları, ilk türküler, ilk yontular, ilk tapınak, ilk mutfak, ilk şarabın keşfi ve ilk tiyatronun yaratıldığı insanlığa kucağını açmış bir yöre. işte bunların hepsinde Kürt halkının alın teri vardır. Mezopotamya bölgesini Mezopotamya yapan Dicle ve Fırat nehir isimleride Kürtlerden kaynaklanmaktadır.

    1. Antik Çağda Kürtler
    Medeniyetin beşiği olan Mezopotamya yöresinin antik halklarından biri olan Kürtler hakkında bir çok eski tarihçi ve coğrafyacı binlerce yıl evvel yazdıkları kitaplarda bahsetmektedir. Bu kitaplarda ve eserlerde Kürtlerin antik çağlardan bu yana yer aldığı, kurduğu birçok beylik, krallık ve devletlerden bahsedilmektedir. Özellikle Yunanlı ve Romalı tarihçiler Kürt tarihinin aydınlanmasına ışık tutmaktadır. Anadolu, Mezopotamya ve iran kaynakları Kürtlerden bahsetmektedir.

    Mezopotamya ve Kürtler
    Subaru Krallığı
    Subarular ın yazılı tarihi hakkında ilk bilgileri Hitit tabletlerinden almaktayız. Buna göre yörenin ilk sakinleri Mitanni adında bir devler kuran Hurriler olmuştur. M.Ö. 3000 ve 4000 yıllarında bölgede Subarular ın yaşadıkları ve Fırat isminin bu halk tarafından verildiği ileri sürülmüştür. Subarular ın Hurriler le aynı kökten geldikleri ve yeryüzünde madeni ilk işleyen kavim oldukları bilinmektedir. Hatta işlenen madenlerin Mezopotamya ya da ihraç edildiği anlaşılmaktadır. Mezopotamya da gelişen kültürlerin kökenini burada aramanın daha doğru olacağı kanaatindedirler. M.Ö. 17. yüzyıl içindede Subarular Mitanni Krallığı nı kurdu.
    Subaruların Kürt olduğuna dair tezler vardır. Subar ların diğer adı Suvar dır. Subaru kelimesi Kürtçedeki Şivan kelimesinin bozulmuş hali olduğu iddia edilmektedir. Kürtçede Şivan Çoban demektir. Kürtlerin önemli bir bölümü bugünde çoban hayatı sürdürmektedir. Erbil de Subaruların bir bölümünün yaşadığı yerde tarihi Kürt aşiret konfederasyonu olan Zubari konfederasyonu Subari-Subaru adını halen taşımaktadır. Irak da dışişleri bakanlığı yapmış Hoşyar Zebari adında bir Kürt bakan dahi vardır.

    Guti Krallığı
    Zagros dağları ve Aşağı Zap nehrinin kıyılarında yaşayan ve bu günkü Kürtlerin atalarından biri olan Gutiler veya Kutiler, M.Ö. 2700 yıllarında bağımsız bir devlet kurar, Gutiler - Kutiler Mezopotamyanın en eski halklarındandı. Gutilerin bilinen 21 tane kralı olmuştur. Guti-kuti iktidarı 2 asıra kadar sürmüştür. Guti hanedanlığı daha sonra ise Ur hanedanlığı tarafından sona erdirilmiştir.
    Gutiler, Mezopotamya kuzeyindeki Akad memleketlerini M.Ö. 2649 yıllarında işgal edip tam iki asra yakın, Sümer ve Akadları idare ettiler.
    Akadlar döneminde Zagrosda yaşayan Gutiler Akad kralı Naram-Sin in ölümünden sonra kral adayları arasında yaşanan kavgadan faydalanarak Akadları süpüren Gutiler, demoralize olmuş Akad ordusunu yendi. Fırat nehri kenarında bulunan Agade şehrini alarak imparatorluğuda ele geçirdiler.
    Kürtler ortadoğunun en eski tarihlerinden birini oluşturmaktadır. Tarih, antropoloji, etnografi, ve linguistik gibi değişik bilim dallarında uzman olan araştırmacıların büyük çoğunluğu Gutileri Kürtlerin ataları olarak saymaktadır.
    Eric Jensen kitabında: Ortadoğunun Kürtleri Kürdistanda modern tarih daha muhafaza edilmemişken Kürdistanda yaşıyorlardı diye yazmaktadır. Mezopotamya tarihi uzmanı Pennsylvania Üniversitesi Doğu bilimleri Başkanı Prof. Ephraim Avigdor Speiser göre tarihte ilk Kürt halkından bahsedilmesi M.Ö 3000 yıllarında Gutium adı altında gerçekleşmiştir. Gutiumlular (Kürdistan) Hint-Avrupa dili konuşmaktaydılar (Morris). Gutium Kürdistanın ta kendisi olması bir tarafa etimologlara göre Guti kelimesi dahi Kürt kelimesin değişime uğramış şeklidir. Prof. Howorth a göre Kurdistan adı Gutium kelimesinden türemiştir. Ve Babilonyaların kullandığı Khuradi veya Quradu kelimesini Guti adıyla bağdaştırmaktadır. Guti ülkesi modern Kürdistanın adıdır.
    Sayce ye göre Kürt adı Babiloncadaki quradu kelimesinden gelmektedir ve savaşçı anlamını taşımaktadır ve bu kelime Van cıvarındaki halkın adından kaynaklanmaktadır.
    Ortadoğu uzmanı eğitimci Dr. Honigman a göre Guti kelimesi Kürt kelimesiyle aynıdır. Guti, Kurti adının iranize şekliyle telaffuz edilişidir. G>K dönüşümü olmuş. Örneğin: Kardeş kelimesinin Gardaş kelimesine dönüşü gibi. Etimolojik olarak R harfinin zamanla yutulmuş olması ise etimolojide doğal bir olgudur, dolayısıyla, ortaya Guti çıkmış: Guti-Gurti-Kurti. Gutilerin yaşadığı Güney Kürdistan yöresinde halen Judikan adlı Kürt aşireti mevcuttur.
    Araştırmacı Rawlinson a göre ise Gut ilkel Keldani dilinde sığır anlamına gelmektedir Başka bir iddiaya göre ise Guti kelimesi Sümer kökenlidir ve yine (Gud=öküz, sığır) bugünkü Kürtçe de yer alan öküz, sığır sahibi olan halk anlamına gelmektedir. Gutiler bugünkü Soran Kürtlerin yakın durmaktadır.

    Guti Kralları:
    inkişuş
    Zarlagab
    Şulme
    Silulumeş
    Inimabakeş
    Igeşauş
    Yarl-agab
    ibate
    Yarl-angab
    Kurum
    Apil-kin
    La-erabum
    irarum
    ibranum
    Hablum
    Puzur-Suen
    Yarlaganda
    Tirigan
    En son Guti kralının adı Tirigandır. Tir Kürtçede -Ok-, Tirigan ise -Okçu- demektir.
    M.Ö. 2000, Kürtlerin Ataları: Churriter (Hurri), Guti ve Subarular

    Mitanni imparatorluğu
    Mitannilerin, Habur çayının (Şırnak) doğduğu yerde Vaşşuganni (Vaşukani) adlı bir kent merkezine sahip olduğu, buradan çıkan tabletlerden anlaşılmaktadır. California Üniversitesi Arkeologu Prof. Yoteshilani, Mitannili Kürtlerin Habur yakınlarında yaşamış olduğunu, imparatorluklarının adının ise Şenak olduğunu yaptığı kazılarda keşfetmiştir. Hurri dil grubu konuşulmakta, ağırlıklı olarak orta Mezopotamya da, bugünkü Urfa, Mardin ve Şırnak bölgelerinde hüküm sürüp; M.Ö 1500-1250 yılları arasında yaşamıştır. Demiri kendi tekelinde tutmuştur. At yetiştiriciliğinde meşhurdur. Asur ve Hititlerle sürekli ve şiddetli bir çatışma ortamını yaşamıştır. Mitanni kralı Sauşşatar, Assur üzerine yürür ve kenti ele geçirir. Assur prensliğinde Assurrabi ve II. Assurnirarinin bulunduğu bu zamanda Assur, Kas krallarının etkisinden kurtulur, ancak bu kez de Mitannilere tabi olmak zorunda kalır. Sauşşatar, feth ettiği Assur kentinden birçok kıymetli eşyalarla birlikte bir altın kapıyı da ganimet olarak Şırnakdaki başkenti Vaşşukanniye götürür. Sauşşatarın bu başarılı faaliyetinden sonra, Mitannilerin doğu sınırları Zağros Dağlarına kadar genişler. Kuzey Suriyedeki eski denetim alanları olan Halep ve Kadeş bölgeleri de tekrar Mitanni hâkimiyetine girer. Mitanniler, Suriye, Amuriye, Asur memleketiyle Kürdistanin Kerkük bölgesine kadar olan topraklara hüketmişlerdir. En son Asur imparatoru Salmanassar tarafından varlığına geçici olarak son verilmiştir.
    Mitannilerin başkentinin adı Vaşukanidir. Bu ismin araştırmacılar tarafından Kürtçeden kaynaklandığı ileri sürülmektedir. Kürtçede başikani veya hoşkani güzel pınar demektir. V-B-H harfleri etimolojik olarak en kolay dönüşümü olan harflerdir. Zamanla fonetik değişime uğramış olması yüksek olasılıktır.
    mitannilerin Aryan (Arı) kökenli, (özelliklede Mitani kralları) oldukları biliniyor. Büyük olasılıkla Mitanniler Kürdlerin atalarıdır.
    Tarihçi Speiser göre Mitaniler Arı ırkına mensup ve Kürtlerin ecdatlarından, Zagros topluluğunun bir bölümünü teşkil eden Subaruların bir koludur.
    Mitannilerin yaşadığı aynı coğrafik bölgelerde yaşayan Kürt aşiretleri halen Mitanni adını Mattini, Motikan-Moti gibi şekillerde yaşatmaktadır.

    Mitani kralları:
    Kirta (M.Ö. 1500 - 1490)
    Şuttarna I (M.Ö. 1490 - 1470)
    Baratarna (M.Ö. 1470 - 1450)
    Parşatatar (M.Ö. 1450 - 1440)
    Sauşşattar (M.Ö. 1440 - 1410)
    Artatama I (M.Ö. 1410 - 1400)
    Şuttarna II (M.Ö. 1400 - 1385)
    Artaşumara (M.Ö. 1385 - 1380)
    Tuşratta (M.Ö. 1380 - 1350)
    Şuttarna III (M.Ö. 1350)
    Mattivaza (M.Ö. 1350 - 1320)
    Sattuara I (M.Ö. 1320 - 1300)
    Vasaşatta (M.Ö. 1300 - 1280)
    Şattuara II (M.Ö. 1280 - 1270)
    Birçok Mitanni Krallarının adlarında Şat kelimesi bulunmaktadır. Şatır eski Kürtçede site yada şehir yöneticisi anlamına gelmektedir. Şehir anlamına gelen Şat sözcüğünden türetilmiştir. Şat sözcüğünün iranî dillerde Şar , Şahar , Şehr gibi versiyonları da vardır. Şat şeklinde söyleneni en eskisidir. Şah (Kral) sıfatı dahi bu Şat kelimesinden türetilmiştir. Dolayısıyla Mitanni Krallarının adlarında Şat kelimesinin bulunması kralllıklarıyla ve şehir yöneticilikleriyle ilgilidir.
    Arta sözcüğü ise hem Kürtçe hem de eski iranî dillerde soylu, doğru, adil, hak, yasa anlamlarına gelmektedir.

    Kommagene (Komajen) krallığı M.Ö. 162 M.S. 72 yılları arasında Anadoluda bugünkü Adıyaman ili cıvarlarında büyük Zilan aşiretine mensup Kürtler tarafından kurulmuştur. Nemrud Dağı Kürt krallığının en önemli merkezi, başkenti, idi. Kral Nemrud Kürd olup adıda Kürtçedir. Nemrud kelimesi Kürtçedeki Nemir veya Nemird kelimesinin Türkçeleşmiş şeklidir ve ÖLÜMSÜZ demektir. Komagenes, Helen kökenli bir adlandırmadır. Nemrut Dağına, öteki adıyla Kürt Dağı diyorlar. Kom sözcüğü Kürtçede topluluk anlamına geliyor. Gene ise soy, kabile, aşiret anlamına gelmektedir. Komagene yan yana geldiğinde herkesin evi anlamını ortaya çıkarıyor veya göçebe aşiretler diyarı anlamına gelmektedir. Kürtlüğün tüm kriterlerini üzerinde taşıyan yuvarlak tepe, örnek inşa planları ve karmaşık renkli duvarlarıyla dizayn edilmişti. Kürtlerin tüm tarih, gelenek, görenek ve kültür mirasları Kürtçenin derinliklerinde gizlidir. Kürtlerin ataları olan Kommageneler döneminde bölgede barış ve huzur hüküm sürmüştür. Yazılı belgelerde M.Ö. 850 yılında görülen krallığın ismi o dönemlerde Kummu veya Kummuhu olarak geçer. Yüzyıllardır ışık Anadoluya Tanrılar dağı Nemruddan doğar ve tüm dünya uygarlığa uyanır.
    Kommagen Kralı bir keresinde Asurlulara başkaldırır. Asur kralı Sargon Kommagenleri yener ve yenilen asi kralı; Tanrılardan korkusu olmayan tanrısız bir adam bu. Sadece kötü planlar yapan bir hilekar, diyerek suçlar. Kral Sargon un nitelemesi fazlasıyla öznel görünebilir. Ancak Sargon sözlerine söyle devam eder: karısını, oğullarını ve kızlarını, malını ve hazinelerini aldım ve son olarak halkını aldım ve onları Mezopotamya nın güneyine (bugün Irak) sürdüm. Anlaşılan, yerleşik halkları yurtlarından topraklarından sürmek o zamanlarda da uygulanan bir yöntemdi.
    Yunanlı tarihçi ve coğrafyacı Strabo, M.S. 7-18 yılları arasında yazdığı Coğrafya (Geographika) adlı ünlü eserinde Komagene den bahseder. Komagene nin küçük bir ülke olduğunu, Samosata (Samsat) adındaki, doğayla kaplanmış başkentte kraliyet ailesinin ikamet ettiğini, ama şimdi Roma eyaleti olduğunu anlatmış. Şehrin fazlasıyla bereketli topraklarla kaplı ve Fırat nehrinin kenarında olduğunu yazmış.

    Kommagene Valileri, M.Ö. 290-163
    Sames I (M.Ö. 290-260)
    Arsames I (M.Ö. 260-228)
    Xerxes (M.Ö. 228-201)
    ptolemaeus (M.Ö. 201-163)

    Komagene Kralları, M.Ö. 163-M.S. 72
    Ptolemaeus (M.Ö. 163-130)
    Sames II Theosebes Dikaios (M.Ö. 130-109)
    Mithridates I Callinicos (M.Ö. 109-86)
    Antiochus I Theos Dikaios Epiphanes Philorhomaios Philhellen (M.Ö. 86-38)
    Mithridates II Philhellen (M.Ö. 38-20)
    Antiochus II (M.Ö. 29)
    Mithridates III (M.Ö. 20 -12)
    Antiochus III (M.Ö. 12 - M.S 17)
    Roma imparatorluğuna geçti (M.S. 17-38)
    Antiochus IV Epiphanes (M.S. 38-72)

    Komagenenin Tarihi Eserleri
    Adıyaman şehrinde bulunan Nemrud 2150 metre yüksekliğinde ve bütün bölgeye hükmedercesine durmaktadır. Toros sıradağlarına aittir. Gündoğumu ve günbatımının tüm ihtişamıyla izlenebildiği bu tepede, Kommagene (Komajen) Kralı 1. Antiochos kendisi için görkemli bir anıt mezar, mezar odasının üzerine kırma taşlardan oluşan kutsal alanlar inşa ettirmiştir. Kral 1.Antiokhos un (Tanrılar Dağı) Nemrud dağına yaptırdığı görkemli kutsal alan, kendi heykeli ve herbiri 9 m yüksekliğindedir.
    Doğu ve batı teraslarda; sıra halinde dizilmiş blok halinde 8 yontma taşın üst üste oturtulmasıyla oluşturulan 8-10 metre yüksekliğinde muhteşem heykeller, kabartmalar ve yazıtlar bulunmaktadır. Heykeller, bir aslan ve bir kartal heykeliyle başlar ve aynı düzende son bulur. Hayvanların kralı olan aslan yeryüzündeki gücü, tanrıların habercisi olan kartal ise göksel gücü sembolize eder.

    Korduene Krallığı
    Ünlü Atinalı filozof ve tarihçi Ksenefon(M.Ö.430-355), Anabasis (sefer) adlı eserinde Kardukhi dediği Kürdler tarafından Korduene Krallığı adında kurulmuş bir krallık vardı. Bu krallık Hakkari ve Diyarbakır arasında kurulmuştu. Korduene krallığı Kürt kralları ve prensleri tarafından yönetiliyordu. Ksenefonun dediğine göre bağımsız yaşayan bir halkdı ve Akamenid kralına bağlı değildiler. M.Ö. 1. yüzyılda ise Ermeni olduğu ileri sürülen Kral II Tigranes tarafından Korduene (Kürdistan) feth edilmiştir. Kral Tigranes, Korduene kralı Zarbienus u da suikast düzenleterek öldürtmüştür.
    Yunanlı tarihçi Plutarch M.S. 1. yüzyılda, Kürdistan kralı Zarbienus un Ermenistan kralı Tigranes in baskısına karşı ittifak için Roma konsolosu Appius Claudius yoluyla Roma generali Lucullusla gizlice irtibata geçtiğini aktarmış. Fakat bu durumdan haberdar olan Tigranes, Kürt Kral Zarbienusu, karısını ve çocuklarını Romalılar Ermenistana girmeden önce suikast düzenleterek öldürtmüş.
    M.Ö. 74 de Roma generalliği ve konsolosluğu yapan Lucullus düşüncesiz olmadığı için Kürdistana girdiğinde Zarbienus onuruna cenaze törenleri düzenletmiş. Zarbienus için düzenlenen töreninde kralın cenazesi altın, kraliyet elbiseleri ve Tigranes den alınan kalıntılarla süslenmiş. Lucullus kendi elleriyle süslenmiş cenazeyi kralın akrabalarıda yanındayken ateşe vermiş. Arkadaşlarına katılarak Zarbienus un adına içerek; Zarbienusu arkadaş; ve Romalıların iyi bir müttefiki olarak anlatır. Lucullus, Kürt Kral Zarbienus anısına da masraflı büyük bir anıt yapılmasını emreder. Kürt Kral Zarbienus un sarayında çok fazla altın, gümüş ve üç milyon ölçek mısırdan oluşan büyük hazine bulunmuş. Böylece Romalı askerlere bolca mısır temin edilmişti. Lucullus kamu hazinesinden tek kuruş almadığı için de takdir edilmişti. Böylece savaşın masrafı kendiliğden de karşılanmıştı. (Plutarch/Hayatlar/Lucullus, Bölüm 36)

    ingilizce metni - Chapter 36: Zarbienus, the king of the Gordyeni, as has been said, secretly stipulated with Lucullus, through Appius, for an alliance, being oppressed by the tyranny of Tigranes. He was informed against, however, and put to death, and his wife and children perished with him, before the Romans entered Armenia. Lucullus was not unmindful of all this, but on entering the country of the Gordyeni, appointed funeral rites in honour of Zarbienus, and after adorning a pyre with royal raiment and gold and with the spoils taken from Tigranes, set fire to it with his own hand, and joined the friends and kindred of the man in pouring libations upon it, calling him a comrade of his and an ally of the Romans. He also ordered that a monument be erected to his memory at great cost; for many treasures were found in the palace of Zarbienus, including gold and silver, and three million bushels of grain were stored up there, so that the soldiers were plentifully supplied, and Lucullus was admired for not taking a single drachma from the public treasury, but making the war pay for itself.

    M.Ö. 200 yıllarında Anadolu ve Kürt Krallıkları:
    Sophene, Gordyene, Mardia, Cortea, Komagene

    Ermenistan kralı Tigranes yeni kurduğu Tigranocerta (Diyarbakır, Silvan) adındaki şehre Adiabene, Asur, Gordyeni ve Kapadokyalıları yerleştirmiş. Bu şehirde Grekler ve Kilikyadan getirilip yerleştirilmişlerde varmış. Tigranes bu insanların yerleşim yerlerini darmadağan ederek sakinlerini zorla Tigranocertada yaşamaya mecbur etmiş.
    ingilizce metni - Chapter 36: Thus successful in his campaign, Lucullus struck camp and proceeded to Tigranocerta, which city he invested and began to besiege. There were in the city many Greeks who had been transplanted, like others, from Cilicia, and many Barbarians who had suffered the same fate as the Greeks Adiabeni, Assyrians, Gordyeni and Cappadocians, whose native cities Tigranes had demolished, and brought their inhabitants to dwell there under compulsion.
    Modern Ermeni tarihçilerinden Nicholas Adontz (Armenia In The Period Of Justinian, 1970) ve Cyril Toumanoff (Studies In Christian Caucasian History, 1963) un görüşlerini de kısaca not etmek gerek. Toumanoff, lokal Kardukhi hanedanlıklarından, bir Gordyene Krallığından ve Korduene prenslerinden, 298 yılından sonra onbeş kalesi bulunan Korduene prensliğinde devletinde Roma kontrolünden sözeder (a.g.e., s. 181-182).
    Adontz, Tigranes ın ordusundaki etnik gruplar arasında Gordyen leri de sayar (s. 318), modern Kürtler in atalarının Kurti ler olduğunu söyler. Kürtler Kral Tigranesin ordusunda yer alıp birçok yerleşim yerini o dönemlerde hakimiyeti altına almıştır. Bunlar Mezopotamya, Azerbaycan, Suriye, Kapadokyadır. Kürtlerin orduda yer alması sayesinde Ermenistan Kralı imparatorluğunu genişletebilmiştir. Kral Tigranesin Kürt olduğuna dair iddialarda vardır. Daha sonra ise Korduene Krallığı M.Ö. 55 yılında Roma imparatorluğunun bir eyaleti oldu ve 384 yılına kadar 4. asır Roma hakimiyetinde kaldı.


    • Korduene Kralları:
      Zarbienus (M.Ö. 74)
      Maniasurus (M.S. 115)

      M.Ö. 63 Kürdistan - Sophene ve Corduene Kürt Krallıkları

      Sophene Krallığı
      Sophene Krallığı Dicle ve Fırat nehirlerinin arasından kurulmuş bir krallıktır. Ermenistan krallığının güneybatısında olan Sophene Krallığı bir çok kere Ermenilerin, Perslerin ve Romalıların hakimiyetine girmiştir.
      Roma imparatoru Diocletian tarafından feth edilen Sophene Krallığı, Zaza Kürtlerinin coğrafık yerleşim yeriyle kesişmektedir. Bu Sophene Krallığının Zaza Kürtleri tarafından kurulmuş olduğu tarihçiler tarafından söylenmektedir.
      Sophene (Şupan, Supani) krallığı, M.Ö. 95 te Büyük Ermenistan (Doğu Ermenistan) kralı olan II. Tigran tarafından devrildi. M.Ö. 95 yılında tahta çıkan ve Büyük ünvanı taşıyan Tigran ın ilk işi küçük Sophene krallığını fethetmek oldu. O tarihe dek bağımsız olan Sophene de ilhak edildi ve Ermenistana bağlandı. Ermenice de Tsophk adıyla bilinen Sophene Krallığı bugünkü Elazığ-Dersim bölgesine tekabül ediyordu. O dönemde Sophene kralı olan Artanesi tahttan indirdi. Artanes, Zariadres in soyundandı. (Plutarch, Lucullus, Bölüm XXI), (Strabo XI. 532)
      Zariadres I Sophene Kralıydı. M.Ö 201 yılında Büyük Antiochus büyük Ermenistan ve Sopheneyi Ermeni olduğu iddia edilen generaller Artaxias ve Zariadresle beraber feth eder. Antiochus, Zariadresi Sophene valise olarak atar. Antiochus un Romalılara karşı M.Ö 201 yılında yenildigi Magnesia (Manisa) savaşında, Artaxias ve Zariadres ayaklanır. Roma fethiyle Artaxias büyük Ermenistanı, Zariadres de Sophene Krallığını bağımsız olarak yönetmeye başlarlar. Kral Zariadres in yaptıklarına bakıldığında Zaza Kürdü olduğu izlenimi vermektedir. Zariadres (Zareh) kelimeside Kürtçeden kaynaklanabilir. Zar kelimeside Kürtçe ve Zazaca da Sarı demektir.
      Bazı kaynaklara göre Urartu kralı Menua nin bölgedeki fetihlerini anlatan Bagin deki yazıtta Dersim ve Elazığ yörelerine Supani denmektedir. Bu adın sonraları Sofene (Sophene) şekli altında yaşadıgını görmekteyiz.
      Zaza Kürtlerinden Pers Kralı Darius da bahsetmektedir.
      Pers imparatorluğunun hükümdarlığını yapan Pers Kralı I.Darius (Dara) un (M.Ö. 522-486) yaşamış olup Ortadoğunun birçok ülkesini egemenliği altına almıştır. Darius, M.Ö 515 yıllarında Behistun yazıtları olarak ün kazanmış çivi yazısını hazırlatmıştır. Darius, yerden 100 metre yükseklikteki kayalıklara yazdığı Behistun kitabesinde Pers tarihinden bahsetmektedir. Behistun kitabesi üç dilde ayrı olarak yazılmıştır: Eski Farsça, Elamice ve Babilce.
      Birinci sütunda Darius M.Ö 515 yıllarında Fırat nehrinin kenarında Zazana adında bir kasaba olduğunu yazmış. Bu kitabede, Dersim (Tunceli) ve Elazığ havalisi Zazana adı ile anılmaktadır.

      Sütununun ingilizce metni:
      [1.19] Says Darius the king: Afterwards I went to Babylon; when I had not reached Babylon - there (is) a town Zazana by name along the Euphrates.
      Urartu Kralı I.Argistis(M.Ö. 780-755), Zaza Kürtlerinden bahseder. Bazı yazılarında (kitabelerinde) ise, Zazaları Zavaidi diye göstermiştir.Bu kralın Saski hanedanı ile Zuaen lere olan düşmanlığı ve aralarındaki mücadeleler de anılmaya değer.

      yunanlı Ksenofonda bu bölgede (M.Ö. 401 yılında), SuSa adında bir şehirden bahsedilmektedir. Ki bu şehir, Zazalar tarafından kurulduğu izlenimini veren Sophene krallığının merkezi olarak kabul edilmektedir.

      Ünlü Yunanlı tarihçi, felsefeci ve coğrafyacıStrabon(Strabo) M.Ö. 65-M.S 25 yılları arasında yaşamıştır. Strabo nun yazdığına göre, Roma imparatoru Pompey, Sophene yi
      Tigran dan aldı ve Nero (M.S. 54-68) onu ayrı bir krallık olarak Sohaemus a verdi. Sophene, daha sonra ise ayrı bir krallık olarak tarihi kaynaklarda gösterilmeye başlanmıştır.

      Tarihçi büyük Pliny, M.S. 2. yüzyılda Anadolu ve Mezopotamya cıvarlarındaki ülkeler ve eyaletlerden bahsederken birçok kere Sophene adını kullanmaktadır (Pliny, Adiabene, 6.16, 6.10).

      Tarihçi Prof. Dr. Mehrdad izadi, Sophene yi (Şupani) Elazığ ın büyük Subhan aşiretinden saymaktadır. Bu aşiret halen mevcuttur.
      Ünlü Suriyeli Arap tarihçi, etnografist ve coğrafyacı Yakut ibn Hamavi 1179-1229 yılları arasında yaşamıştır. Hamavi nin Mücem ül-Buldan adlı eseri coğrafya sözlüğü olup, tarihsel, biyografik ve kültürel bilgiler içermektedir.
      Yakut El Hamavi 12. yüzyılda Sophene nin başkenti Arsamosata kentinin %25 inin Ermeniler tarafından meskun tutulmuş olduğunu yazmış. Buradan yola çıkarak geriye kalan %70-75 ininde Zaza Kürtleri tarafından mesken tutulmuş olduğu anlaşılmaktadır. Bunun yanısıra Ermeni krallarının Ermeni asimilasyonuda hesaba katıldığında; ilk kurulduğu yıllarda Kürt kenti olduğu da söylenebilir.

      Sophene nin Başkenti
      Sophene Kralı Arsames (260-228): Fırat ın ana kollarından Aratsani Nehri havzasında kendi adını verdiği Arsamosata (Arşamaşat) kentinin kurucusudur. Batı kaynaklarında Sophene Krallığı olarak anılan devletin kendi sakinlerinin dilindeki adı Şupani dir. Batılı kaynaklarda ismi Arsamosata (Arşamaşat) olarak geçen Sophenenin başkenti Bizans çağında Asmosata olarak anılmıştır. Aynı isim Ermenice de Aşmuşat'a dönüşmüş, Süryaniler kente Arşemşat, Araplar ise Sumaysat yada Sumeisgat demişlerdir.

      Sophenenin başkent adının Kürtçe olduğuna dair görüşler:
      Kürd dilindeki adı Şemşat tır. Şatır eski dilde site yada şehir yöneticisi anlamına gelmektedir. Şehir anlamına gelen Şat sözcüğünden türetilmiştir. Şat sözcüğünün iranî dillerde Şar, Şahar, Şehr gibi versiyonları da vardır. Şat şeklinde söyleneni en eskisidir. Şah sıfatı dahi bu Şat kelimesinden türetilmiştir. Şemşat adının Kürd dilinde Şem (Güneş) ve Şat (Şehir) den hareketle Güneş-Şehir, Baş-şehir anlamına geldiği Kürt dilbilimcileri tarafından söylenmektedir.
      Şemşat, Elazığ ın Palu sınırları içerisinde, Murat ırmağının Güney kıyısındadır. Palu merkez bucağa bağlı Xaraba Köyü'nün Şupani krallığının tarihi başkenti olduğunu aynı yerdeki Şemşat Kalesinin varlığından biliyoruz. Günümüzde ismi Örencik olarak değiştirilmiştir.
      Yunanlı coğrafyacı Strabo Sophene nin başkentini Karkathiokerta (Carcathiocerta) olarak göstermektedir. Bu şehirin Elazığ (Harput) şehrine yakın olduğu anlaşılmaktadır (XI.14.2). Carcathiocerta şehrinin adı da Harput adıyla benzerlik taşımaktadır.
      20. yüzyılın büyük uzmanlarından biri olan Marquart a göre Carcathiocerta kenti aslında Argatiokerta kenti olarak düzeltilmesi gerekir. Argatiokerta kentini Sophene kralı Zariadres in oğlu Argatias kurmuştur. Marquart e göre bu kentin kalıntıları Dicle nehrinin kaynağı Eğil veya Arghana Suyu yakınlarındadır.

      Sophene Kralları:
      Sames (Kurucu-M.Ö. 290-260),
      Arsames I (M.Ö. 240),
      Charaspes (M.Ö. 235),
      Arsames II (M.Ö. 230),
      Xerxes (Kserks) (M.Ö. 220),
      Abdissares (M.Ö. 210),
      Zariadres (Bağımsız M.Ö. 190),
      Morphilig (M.Ö. 190),
      Mithrobuzanes (M.Ö. 170),
      Artanes (M.Ö. 110),
      Arsaces (M.Ö. 70),
      Roma imparatorluğuna bağlandı (M.Ö. 63)

      Strabo daki Artanes, C. Toumanoff a göre, Sophene kralı Zariadris (Zareh) in oğlu Mithrobuzanes I olup, doğru adı Me(h)ruzan dır. M.Ö. 95 yılında Büyük Tigranes II (95-55) tarafından devrilmiştir. Ona göre Armog adının daha doğru şekli de Artok (Artanes) tur. Zariadres (Zareh) ise bağımsız Sophenenin krallığını yapmıştır ve mühtemelen Zaza Kürdlerindendir. Mehruzan ile Zareh adları Kürtçedeki Mihrican, Mîrzeban, Zara ve Zarê adlarıyla etimolojik olarak çok yakınlık göstermektedir.

      Adiabene Krallığı
      Adiabene krallığı, Mezopotamyada museviliğe M.Ö. 1. yüzyılda ihtida etmiş Kürtler tarafından Erbil merkezli olarak 2000 yıl önce kuruldu. Bu krallığın vatandaşlarının çoğunluğunun Kürt olduğu görünmektedir. Kraliyet evinde, Kürt Kral Monobazes, kraliçe Helena, vârisi ve oğlu izates in (Yazata kelimesinden türemiş ve Kürtçede Melek demektir) adları halen ilk din değiştirenler olarak muhafaza edimiştir.
      Romalıların, israil kentleri Judea and Samaria ya zaptı sırasında (68-67), oraya asker yollayan sadece Kürt Adiabeneydi.
      Galilee şehrinin kuşatılması sırasında buraya yardım için birlikler yollayan Adiabene Krallığı
      eğer Musevi olmasaydı bu hareketin izah edilebilir bir gerekçesi olamazdı.
      ünlü Yunanlı tarihçi, felsefeci ve coğrafyacı Strabon (Latince: Strabo) M.S. 1 yüzyılda Geographika adlı eserinde Adiabene Krallığından bahseder. Strabo, Adiabene nin çoğunlukla düzlükler ve ovalardan oluştuğunu, halen Babilonya nın parçası olduğunu; ama Adiabenin kendi hükümdarları olduğunu yazmıştır.
      Tarihçi Pliny, M.S. 1. yüzyılda Naturalis Historia (Natural History) adlı kitabında Adiabene den bahseder ve şöyle der: Eskiden Carduchi halkı (Kardukhi) olarak bilinen şimdi ise Cordueni, Adiabene yle birleşir ve önlerinden Dicle nehri akar (Kitap VI. 17{14}). Pliny, Adiabene adlı bölümde Adiabene nin başkenti Erbil i Pers Kralı Darius un ordusunun Büyük iskender tarafından yenilgiye uğratıldığı şehir olarak tanımlar.
      Yunanlı tarihçi Plutarch M.S. 2. yüzyılda Lucullus adlı eserinde Adiabene kralından bahseder ve Tigranes le Romalılara karşı ittifak oluşturduklarını anlatır.
      Ünlü Hardvard Üniversitesinin tarih profesörü Dr Mehrdad Izadi, Adiabene adının antik Kürt Hadebani (Hadhabâni) aşiretinden kaynaklandığı söylemektedir. Bu aşiret halen sentral Kürdistan olarak tanımlanan bölgede mevcuttur. Bu aşiret sürgüne maruz kaldığı için Horasan şehrindede mevcuttur.

      Adiabene Hükümdarları:
      izates I (M.S. 15),
      Bazeus Monobazus I (M.S. 20?-30?),
      Heleni (M.S. 30-58),
      izates II bar Monobazus (M.S. 34-58),
      Vologases (izates II karşıtı Partiyalı isyancı - M.S. 50),
      Monobazus II bar Izates (58-75),
      Meharaspes (M.S.?-116),
      Roma imparatorluğuna geçti (M.S. 116-117),
      Narsai (M.S. 170-200),
      Bilinmiyor (M.S. 200-310),
      Aphraates (M.S. 310),
      Sasani imparatorluğuna geçti (M.S. 226-649),
      M.S. 100 yılları ve Kürt Krallıkları: Komagene, Korduene, Sophene ve Adiabene
      Li Rojhilate Dile Min 14.3007.10.2007 19:09 ~ 19:19
    • Malazgirt Savaşına Kürtler Katıldı Mı? 82 -30
      Dicle ve Fırat
      Fırat ve Dicle Sularının arasındaki verimli yere tarihten günümüze Mezopotamya (nehirler arası, Dicle ve Fırat arası) denilir. Yunanca kaynaklı bir isimdir. Mezopotamya da ilk tapınak, ilk yazı, ilk aritmetik, tıp, ticaret, dış ilişkiler, diplomasi, barış antlaşması, ilk türkü, ilk yontu, ilk mutfak, ilk tiyatro, ilk astroloji gibi ilklere sahne olmuş bir yöredir.

      Dicle ve Fırat nehirlerinin Kürtçe olduğuna dair etimolojik tezler:

      Dicle isminin etimolojisi:
      Kürtçede Tij kelimesi sivri ve keskin demektir. Tir kelimesi ise ok demektir. Dicle nehride keskin ve sivri bir nehir ve ok gibi giderek vurduğunu devirir. Tij-Dij-Dijle-Dicle kelimelerinden türemiş. T>D dönüşümü olmuş.
      Dünyada Diclenin bilinen adı Tigrisdir. Dünya dillerinede Yunancadan geçmiştir. Yunancada kelimelerin sonuna gelen is eki gelir ve Tigrisden çıkarılınca geriye kök kelime Tigr kalıyor.
      Yunanca da J harfi yoktur. Kürtçe deki J, Yunanca ya G olarak geçer.
      Tij-Tir-Tig-Tigr-Tigris
      Tij-Dij-Dijle-Dicle
      Her ikiside Kürtçedeki Tij - Tir kelimelerinden türemiştir. Dicle ismi binlerce yıllık Kürtçe bir isimdir, belkide on bin yıllık.

      Kürtçe iki isim: Dicle ve Fırat
      Fırat isminin etimolojisi
      Batı dillerinde Fırat nehri, Euphrates olarak geçer. Euphrates adı Yunanca'dan gelen bir sözcük olup, asıl kaynak Kürtçedeki Fere Re ve Hat kelimeleridir.
      Kürtçede: Fere Geniş, - Re Akan su,- Hat Akan gelen
      Fere Re Hat = geniş akan su. iki tane Re olduğu için teki kullanılmıyor. Ferehat Geniş akan su demektir. Yunancada –s eki kelimelerin sonu gelir bunu çıkarınca Euphrate kalır.

      Ferehat = Euphrate = Fırat

      Fırat nehride geniş akan bir nehirdir. Bu nehire neden Kürtler tarafından Fırat adının verildiği nehrin bu özelliği çok iyi göstermektedir. Fırat ismi Hint-Avrupa kökenli Proto-Kürtçe bir isimdir. Medeniyetin ilk kurulduğu Mezopotamyadaki Dicle ve Fırat nehirlerinin adlarını Kürtler vermiş olması yüksek olasılık olarak görülmektedir.

      Anadolu-Mezopotamya Kaynakları
      Bir Sümer tabletinde Kurtie adı altında yer alan halkın veya Kardakalar ın eski tabletlerde adı geçen Proto-Kürt kavimler olduklarına bilim adamlarının inançları var. G.R. Driver göre bu yöre Van gölünün güneyidir. Fakat bunlar Kürt boylarının sadece bazılarını teşkil eder.

      Lagaş kralı M.Ö. 2400 yıllarında Karda kabilesinden söz eder ve M.Ö. 2200 yıllarında Ur padişahı Kmil Sin (Kemil Sin), Kurde toprağını prens Verdenner e bırakmıştır. 1370 te Hitit Padişahı Subilkubme, Gurde adında bir topluluğun adını anar. Daha sonraları Asur Kitabelerinde Karadaka Yaylasından ve kurtie, kurti topluluğundan söz edilir. (Kürtler ve Kürtlerin Tarihi, sayfa 15)
      Asurlulardan kalan bir tablette bugün Kurti veya Qurtie diye okunan bir kavim adına rastlanmıştır. G.R. Driver bu bölgenin Bitlis yöresini kapsayan güneydoğu Anadolu olabileceğini düşünmüştür. Asur tabletleri Kurtiler için -Dağların Cini yani Efendisi- diye yazıyor.
      Tarihçi Speiser, Mesopatamian Origins adlı eserinde Kürtleri Gutiler le ilişkilendirir.
      Bu tezine kanıt olarak Asur kralı Tukulti-Ninurta (Enurta) I (1244-1208 M.Ö in kayıtlarından başlayarak Quti (Guti lerle bağlantılı olarak sık sık Qurti/Kurti adıyla karşılaşıldığını, Quti ve Qurti denenlerin Uqumani (Kummuhi) adlı aşiretlerin komşuları olarak sık sık birlikte anıldıklarını ve yazıtlardaki bu referanslarda Quti (Guti) denenler ile Qurtiler i birbirinden ayırmanın pratik olarak imkansızlığını öne sürüyor.
      Asur kralı Tiglath-pileser in (M.Ö. 1114-1076) zafer silindiri Kürt adının geçtiği en eski kayıtlardandır. Kurti veya Qurtie adındaki yerin kral tarafından feth edildiğini ve bu bölgenin Van gölünün cıvarları olduğu anlatılmaktadır. Kurti adı verilen yerin adının günümüzdeki adı ise şaşırtıcı bir şekilde halen aynıdır. Fakat son 60 yılda değiştirilmiştir.
      Asur kralı Tiglath-Pileser II (M.Ö. 745-727) Kur-ti-e diye adlandırılan bir kabileyle savaş yapdığı görülmektedir.
      Salmaneser 1 in yazıtında Kirkhular, Kurkhiler gibi adlar, Tiglat-Pileser 1 in bir yazıtında onun zapettiği yerler arasında Mekhri (Mikhri) ve Bisri bölge adları, Tukulti-Ninib 1 in fetihleri arasında Kurti (Kur-ti-i), Tiglat-Pileser 2 nin yazıtlarında Quru halkı gibi adlar geçer. Şerefname Kürdistan da Mekri adında bir vilayet ve Şehrizor da bu adda bir aşiret sayar. (Seyfi Cengiz, Kürtlerin orijini)
      Li Rojhilate Dile Min 14.3007.10.2007 19:10
    • Malazgirt Savaşına Kürtler Katıldı Mı? 70 -15
      Greko-Roma Kaynakları

      Herodot
      M.Ö. 5 ci yüzyılda yaşamış olan ve Tarihin Babası olarak tanınan Yunanlı Herodot, Halikarnas şehrinde doğdu. Kendi anlatımına göre Mısır, Mezopotamya , Pontus ve Pers hükümdarlığını gezdi. Güney italyanın Thurioi şehirini kurdu ve orada yaşadı. M.Ö. 447 Atinaya yerleştı. Genç yaşta Roma da yazarlığa başlayan Herodot Yunan-Pers Savaşları, Yunanlılarla Barbarlar, Genel Tarih gibi üç kitap bıraktı. Yaklaşık 64 yıl yaşayan Herodot tarihin ilk büyük gezgini ve ilk tarihçisiydi. Historia adının alan yapıtı tarihin ilk tarih kitabı oldu.
      Heredot kitabında Paktilerden bahsetmektedir ve Ksenefon un anlattığı Karduklar (Kürtler) olabilir. Heredot ta Darius un 13üncü satraplığında Ermenistanla birlikte Pactyic Ülkesi anılır. Pactyic sözcüğünü Bohti (Bohtan, Botan) olarak yorumlayanlar var. Ksenefon Karduklardan bahsederken Ermenistan ve Kürdistan sınırının Botan sınırı olduğuna işaret etmektedir dolayısıyla Botan ve Kardukların arasında yakın ilişki vardır. Bazı tarihçilerin görüşlerine göre Heredot ta Kürtler Pacty (Bohti) adı altında anılmış olmalıdırlar.

      Ksenefon
      Grillos un oğlu, Diodoradan doğma tarihçi ve filozof Xenophon veya Ksenefon Milattan önce 431 yılı civarında Atina yakınlarındaki Erxieon da doğdu. Yunanca Sokrates olarak telaffuz edilen filozof Sokrates in öğrencisi idi.
      Yunancada, Ksene = yabancı, fon = ses. Ksenefon= yabancı ses, yabancılarla konuşan demektir.
      Ünlü filozof ve tarihçi olan Atinalı Ksenefon (M.Ö.430-355) Anabasis (sefer) adlı eserinde yaşanan olayların yanı sıra geçtiği bölgelerde yaşayan halklar konusunda birçok bilgiler verir.

      Pers Kralı Darius
      Pers imparatorluğunun Batı Anadolu valisi olan Kiros/Keyhüsrev in babası Pers kralı Darius (Kürdçe DARA) ölmüş. Büyük oğlu Artakserksis tahta geçmiş ama Kiros (Cyrus) adlı küçük kardeş tahta çıkan kardeşi II Artakserksise (M.Ö. 404-358) karşı isyan etmiş ve tahtı ele geçirmek için ordu toplamaya başlamıştı. Kiros, babasının ölümünden sonra büyük Pers kralı olan Artakserksis'e karşı sefere hazırlanıyordu. Bu orduda onbinlerce Yunanlı paralı asker vardı ve ordusundaki asker sayısı yaklaşık 300 bin kişi kadardı.
      10 bini aşkın Yunanlı bir orduyuda toplayıp katıldığı iran seferini başlatmıştı. Ksenefon, Milattan önce 401 tarihinde Pers kralının oğlu Kiros un komutanlığında, Kral ikinci Artakserksis e karşı sefere katıldı. Ksenefon bu olayı baştan sona kaydetmek üzere bir savaş muhabiri olarak bu askeri sefere katılmıştır.
      Ksenefon un Ellinika adlı kitabı, III. kitap, I. bölüm).
      Savaşta, Ksenefon, kral adayı ve dostu Kiros u kaybetti. Yunanlılar savaşı kazanan taraf olmasına rağmen, destekledikleri kral adayı Kiros öldürülmüştü. Kiros muharebede öldürülünce abisi Artakserkis mutlak kral olarak kalır. Bir yandan savaşı kazandıkları için galip sayılırlarken, öte yandan da, destekledikleri Kiros öldürüldüğü için mağlup sayılıyorlardı. Kunaksa (Cunaxa) yenilgisinden sonra memleketlerine dönmek üzere yola çıkan Helen askerlerinin kumandanı da öldürüldüğü için 10 bini aşkın Yunanlı asker başsız ve komutansız kalmıştı. Bunun üzerine Ksenefon yeteneği ile kendisini komutan seçtirmişti. Ve Yunanlılar Ksenefon komutasında Yunanistan a geri dönmeye başladılar. işte bu dönüş tarihte Onbinlerin Dönüşü olarak adlandırıldı. (Yunancası Kiru Anavasi).
      Ksenefon
      Onbinler, dönüşlerinde Kürdistandan ve Ermenistan da geçtiler. Komutan Ksenefon da başından geçenleri yazdı. Kiru Anavasi kitabı ortaya çıktı. Kiru Anavasi nin 4. kitap olarak adlandırılan bölümü, Onbinlerin Kürdistandan geçişini anlatır.
      Yunanistana geri dönen ordunun Kürdistana giriş tarihi: Milattan Önce 14 Kasım 401 idi. 20 Kasım a kadar Kürdistan içerisinde yol alan ordu, 21 Kasımda Kendriti Nehri denilen bugünkü Botan çayına ulaştı. Ermenistana girdi.
      22 Kasım da Botan çayını aştılar. Ermenistana girdiler. Kürdistanda geçişleri toplam bir hafta, yani 7 gün sürdü.
      Botan çayı o zamanlar Pers kralının desteğinden dolayı güçlü olan Ermenilerle, bağımsız yaşayan, yani Pers kralının bile hükmedemediği Karduklar arasında sınır teşkil ediyordu. Kürdler o zaman Persler ile müttefikleri Ermeniler arasında bir hayli sıkıştırılmış durumdaydılar.

      8 Aralık 401 tarihinde Fırat nehrine kavuştular.

      Taox lar ülkesine vardıklarında tarih 31 Ocak 400 idi.

      1 Şubat 400 de Makronların ülkesine vardılar.

      10 Şubat 400 de Trabzona 15 Martta ise Giresuna kavuştular.

      4 nisanda o zamanki adı ile Kotiora, olan bugünkü Türkçeleşmiş telaffuzu ile Ordu şehrine vardılar.

      28 Mayıs ta Yunanlıların iraklia dedikleri bugünkü Karadaniz Ereğlisinde idiler. (Arap harfleriyle iraklia yazılınca EREĞLi okunduğu için Türkler? yanlış okuma sonucu EREĞLi demiş).

      Ekim 400 tarihinin başlarıda bugünkü istanbul boğazı geçilmiş.

      Mart 399 da ise Komutan Ksenefon ordusunu Ispartalı komutan Thivronaya teslim etmiş ve sefer sona ermiş.
      Li Rojhilate Dile Min 14.3007.10.2007 19:12 ~ 19:17
    • Malazgirt Savaşına Kürtler Katıldı Mı? 68 -10
      Ksenefon ve Kürdistandan Geçişi
      Tarihçi ve komutan Ksenefon (Xenophon) Milattan önce 401 yılında yazdığı Anabasis (onbinlerin dönüşü) adlı eserinin üçüncü kitabındada Karduklardan sözeder.

      Yunanlı Ksenefon 10 bini aşkın ordusuyla Pers ordusunu yendikten sonra başladığı yolculuktan geri dönerken Kardukların ülkesinden geçer ve Kardukların saldırısına uğradığını anlatır.

      Mesela:
      Kürdlerin kimsenin hakimiyetini kabul etmeden özgür yaşadıklarını yazmış. Onun tarifine göre Karduklar dağlar arasında yaşayan savaşçı bir halktı. Akamenid (Pers) kralına bağlı değildiler. Onların ülkesinden sonra Ermenistan gelmekteydi.
      Komutan Ksenefon, üçüncü kitabının sonunda değinmeye başladığı Karduklardan bahseder:
      Karduklar çok savaşçı ve pek çevik insanlardı, iran şahı Artakserksise (Artaxerxes) düşmanı olup; ona tabi değillerdir. O kadardı ki Karduklar bir defasında 120 bin kişilik iran kraliyet ordusu bunların ülkesini işgal etmiş, bir teki bile geriye dönemeden yok olmuştur, sebebide Kürdistanın karmakarışık oluşu.
      Ksenefon, Kardukhların, iranlılardan bambaşka soydan ve onlara çok düşman olduklarını, bir tanık olarak anlatmıştır.

      Ksenefon dördüncü kitabında tekrar döner ve şunlardan bahseder:
      Kardukların ülkesine girdiklerinde düşmanın geçiş yollarını kapamamaları için sessiz ve hızlı bir şekilde ilerleme düşünceleri olduğunu yazmış.
      Kardukların toplanarak öndeki askerlere saldırdığını bazılarını öldürdüğünü ve diğerlerinide yaraladıklarını ve bu saldırının kendilerini sürpriz bir şekilde yakaladığını yazmış. Eğer Kardukhlar daha büyük bir rakamla bu saldırıyı yapsalardı ordusunun büyük bir bölümünün yokedilmiş olacağını anlatmış.
      Kardukların çok iyi savaşçılar olduğunu, ellerinde boyları büyüklüğünde yayları ve uzun okları olduğunu yazmış. Mükemmel okçu olduklarını ve yayları gererlerken sol ayağı ile yayın ağaç kısmına basıp kirişi gerdiklerini belirtmiş. Kürd oklarının büyük ve kuvvetli olduğundan Yunan askerlerinin kalkanlarını ve göğüs zırhlarını delip geçtiğini ve askerleri öldürdüğünü yazmış. Kürd oklarının bu özelliklerinden dolayıda Yunan askerlerinin o okları yerden alıp mızrak yerine geri fırlattığıı yazmış.
      Sapan kullandıklarını yazmış. Taş, ok ve sapanlarla bir nevi gerilla savaşı yürüttüklerini yazmış. Hep beraber saldırdıklarında , hep bir ağızdan, saldırı marşı biçiminde bir marş söylediklerini yazmış (Kürdçedir).
      işgal sırasında Kardukların çoluk çocuğunu alarak dağlara çekilip işgalciye karşı direndiklerini yazmış. Kürd köylerindede epeyce bakır eşya olduğunu yazmış.
      Karduklarin dağlarda ateşler yakarak, bu ateşlerle biribirleriyle haberleştiklerini yazmış.
      Düşmanın kendilerini çok kızdırdığını, tuzak kurarak bazı Kürdleri öldürdüklerini, birkaçınıda canlı yakaladıklarını ve böylecede kendilerine zaman kazandıklarını hemde ülkelerini bilen birisine itimat edebileceklerini yazmış.
      Kürd köylerinde, Kürd evlerinin çok güzel olduğunu, bol yiyecek bulunduğunu ve bu evlerde bolca şarap bulduklarını, şarap saklama sarnıçlarının sıvalanmış iyi sarnıçlar olduğunu yazmış. Yani, Kürdlerin çok modern ve gelişmiş bir toplum olduğunu anlatmış.
      Kürdlerin geçiş yollarını tıkadıklarını ve üstlerine tonlarca ağırlıkta kayalar attıklarını ve askerlerinin paramparça olduğunu, bazılarının öldüğünü diğerlerinin kol ayakların koptuğunu anlatmış. Birkaç çarpışmadan sonra Ksenefon anlaşma önerdiğini, ölü Yunanlılar ın cesetlerini istediğini anlatmış. Kürdlerinde, Yunanlılara evlerimizi yakmazsanız ölülerinizi size teslim ederiz dediklerini yazmış.

      Tarihteki ilk Kürd-Yunan anlaşması. Bu anlaşma yapılırkende tercüman kullanılmış herhalde: Yunanca - Kürdçe.
      Anlaşmaya rağmen görüşmeler daha bitmeden Karduklar yeniden taşlar yuvarlamaya başlarlar. Yürüyüş ertesi gün Karduklar la savaşa savaşa devam eder.
      Nihayet Yunanlılar Kürdistan ile Ermenistan ı ayıran sınır olan Centrites Nehri ne (Ancient Turkey kitabının yazarı Seton Lloyd a göre bu nehir Dicle nin doğu kolu olan modern Botan Irmağıdır) ulaşır.
      Yunanlılar, Kardukların ülkesini yedi günde geçtiler ve bu süre zarfında hep çatıştılar (IV. Kitap, s. 279). Yunanlılar nehrin karşı yakasında Akamenidler in Ermenistan satrapı Orontas ın Ermeni, Mardi/Mard ve Chaldaean paralı askerlerinden oluşan ordusunu gördüler. Kendilerini izlemekte olan çok sayıda silahlı Karduklar ın saldırıları altında çatışarak nehri karşıya geçtiler.
      Kürdistandan 7 günlük geçiş süreci boyunca hiç uyuyamadıklarını ve sürekli savaştıklarını, çok sayıda silahlı Karduklar ın saldırıları altında çatışarak Kürdistandan çıktıktan sonra rahat bir uyku uyuyabildiklerini yazmış.
      Sonraki yürüyüşleri Ermenistan içine devam etmiş. (IV. Kitap, s. 287-91).
      Bu haritada Ksenefon un anlattığı Kürd bölgeleri ve Ermenistanı ayıran sınır.

      Dicle nin doğu kolu olan modern Botan Irmağı Van Gölünün altındaki uzun koludur.
      Ksenefonun bahsettigi Onbinlerin geri çekilişi sırasında Ermenistan ordusunda Mard paralı askerleri de bulunuyordu. Mard ve Khaldi (Chaldi) kabileleride tarihçilerin çoğu tarafından Kürt sayılmaktadır. Kalli aşireti adında Kürt aşiretleri mevcuttur. Kan; eki ise ait olma ekidir. Kallikan ise Kallikanlılar anlamına gelir; Khaldi>Kalli>Khallikan.
      Yunanlı tarihçi Herodota göre Mardlar iranik bir halkdı. Ortadoğu uzmanı Marquart in fikrine göre Mardlar Kürtlerin ta kendisidir. Mardlar, modern tarihçi Adontz a göre, Atropatene (Medya, Azerbaycan den gelme göçmenlerdir.

      Ksenefonun izlediği rota ve Kürt kabileleri: Carduchi, Mardi, Chaldi

      Kürdler bu sınırların diğer yerlerindede yaşıyordu tabiki. Ksenefonun anlattıkları özellikle Kurmanc Kürdlerinin bir kısmı olabilir. Ermeniler bu bölgeye eskiden Trakya-Balkan bölgesinden göç ettikleri ıspatlandı. Yunan tarihçiler Heredot ve Strabo da Ermenilerin Trakyadan doğuya göçtüklerini yazmış. Ermeniceninde Trakya dili olduğu ıspatlandı. Ermeniler oralara daha gelmemişken Ermenilerin yaşadığı yerlerde Kürdler yaşıyordu.
      Professor Manandian: There is no doubt, that they were closely related to the Thraco-Phrygians (Trako-Frigleri)
      Ksenefon Kürdistandan geçişleri süresinde başlarına gelen felaketlerin, Pers ordusuna karşı savaştıklarında başlarına gelenlerden daha fazla olduğunu yazmış. Ksenefonun 10 bini aşkın ordusuyla çıktığı yolda geri sadece 2 bin asker dönebilmiş.
      Ksenefon un Karduklar ve Kardukhya hakkında kısmen dedikleri bunlardır.
      Kardukların modern Kürdler in ataları olduğu görüşü bilim dünyasında kabul görmüştür.


      Etimoloji
      NOT: Ksenefon Kürdlere Kard-ukh-oi demektedir.
      Yunan dili uzmanı Ali Karduxos un açıklaması:
      Kard: Kürd demek. Kürdçedeki u harfini Yunanlılar telaffuz edemiyorlar. Bundan dolayı da a olmuş. -ukh eki eski Ermenice çoğul ekidir yani Türkçedeki -LER ile -LAR eki karşılığıdır. Ermeniler Kürdlere Kurd-ukh/Gurd-ukh diyorlardı eski çağlarda bu da Kürd-ler demektir.

      Yani Ksenefonun kullandığı Kard-ukh Kürd-ler; demek. Bunu Ermenilerden duymuş.
      Ama Ksenefon bu kelimeye bir de yunanca çoğul eki olan Kardukh-oi'yi ekleyerek KARD-UKH-Oi demiş. Bugünkü Türkçeye de Kard-ukh-lar olarak çevrilmiş.
      Yani KARD-UKH-Oi KÜRD-LER-LER demek.
      Tarihçi ve coğrafyacı Strabo, M.S. 1. yüzyılda Geographika adlı eserinde şöyle yazmaktadır: Dicle nehrinin bulunduğu yerler Kürtlere aittir. Gordyaei (Gordyaea) bölgesi, antiklerin Kardukhi (Ksenefonu kastediyor) dediği yerle aynı yöredir Tarihçi Yaşlı Pliny M.S. 2. yüzyılda Naturalis Historia adlı eserinde şöyle yazmaktadır: Eskiden Carduchi halkı (Kardukhi) olarak bilinen şimdi ise Cordueni, Adiabeneyle birleşir ve önlerinden Dicle nehri akar (Naturalis
      Li Rojhilate Dile Min 14.3007.10.2007 19:12
    • Malazgirt Savaşına Kürtler Katıldı Mı? 60 -10
      Dio Cassius
      II.Yüzyılda yaşayan Romalı politikacı, yönetici ve tarihçi Dio Cassius (Cassius Dio Cocceianus) M.S. 155 yıllarında Nicaea (iznik), Bitinyada doğmuştur. Babası Cassius Apronianus, Dalmatya and Kilikya yöneticisiydi. Babasının ölümünden sonar Kilikyadan ayrılıp Romaya gitti, daha sonra Senato üyesi oldu. Bütün Roma tarihi üzerine geniş çapta Yunanca 80 kitap yazmıştır ve sadece 19 tanesi bu zamana kadar yaşayabilmiştir. Daha sonra hastalıktan dolayı emekliliğe ayrılan Dio Cassius M.S. 240 arasında Nicaeada ölmüştür.
      Dio Cassius, Kürdistana Gordyen (Gord-Yurdu) demektedir.

      Ammianus Marcellinus
      Romalı Tarihçi Ammianus Marcellinus 325-330 yılları arasında Antakya’da doğmuştur.
      Ölüm tarihi ise net olarak bilinmiyor fakat 391 yılına kadar yaşadığı biliniyor. Marcellinus 31 kitap yazmıştır, fakat 13 tanesi kaybolmuştur.
      359 yılında Pers krallar kralı II. Sapor Romalıların elinde bulunan Amida’ya (Diyarbakır) yönelmişti. Korkunç bir kuşatma olmuştu. Romalılar, Sasanilerin dövdüğü surlarda yılmadan savunma halindeydiler. Fillerin kullanıldığı saldırı kısmında ise ateş topları ile püskürtme harekatına devam ediyorlardı. O sıralarda Diyarbakırda bulunan A.Marcellinus bizzat şahit olarak kanlı savaşları ve salgın hastalıkları anlatmıştır. Karadan saldırıya geçen kuşatmacılar surları delip şehre girmeye çalışırken, şehri savunanlar genelde sur üstünden savunmaya geçerlerdi. Sonunda Roma direnişi kırıldı. Altıncı yüzyılın sonlarında bu sefer sağlam Sasani savunmasındaki şehre Rumlar yöneldi. Gene klasik şekilde yerden saldırı, sur üstünden savunma tertibi gerçekleşiyordu. Kuşatmanın sessiz bir gecesinde, şaraptan ve uykudan lal haldeki Sasaniler, Rum fırtınasıyla uyandırıldılar. Rumlar şafakla şehre girdiler ve Amid tekrar Bizans hakimiyetine girmiş oldu.

      Kuşatma sırasında Amid (Diyarbakır) şehrinde bulunan ve canını zor kurtaran A.Marcellinus Kürdistana Korduen (Kord Yurdu) demektedir.

      Eutropius
      Romalı tarihçi Eutropius (Flavius Eutropius) istanbulda magister memoriae (üst düzey memur) olarak çalıştı. 361-363 yıllarında imparator Julian la birlikte iran a (Persia) karşı sefere katıldı. Doğu Roma imparatoru Valens (364 - 378) zamanında yaşayan Eutropius Breviarium historiae Romanae (Abridgement of Roman History) adlı 10 kitaplık tarih çalışmasını Valense adamıştır. Bu tarih kitabında Eutropius Kürtlerden bahsetmektedir. Roma dünyasının imparatoru Trajanus un (Marcus Ulpius Trajanus Crinitus) 98-117 imparatorluk döneminde hakimiyetini ele geçerdiği ülkelerden biri olarakda Kürdistanı sayıyor.

      Kitap VIII, 3: ingilizce metni: He recovered Armenia, which the Parthians had seized, putting to death Parthamasires who held the government of it. He gave a king to the Albani. He received into alliance the king of the Iberians, Sarmatians, Bosporani, Arabians, Osdroeni, and Colchians. He obtained the mastery over the Cordueni and Marcomedi, as well as over Anthemusia, an extensive region of Persia.

      Tarihçilerin kullandığı Kard, Kord, Gord, Kirti, Kurti adları Kürt adıyla aynıdır.

      Gorduene, Corduaie, Gordyeae, K(C)ardu-chi, Cordueni gibi adlar ise Kürdistan adıyla aynıdır.

      Tarihçiler ve Kürtlerden bahsetme tarihleri:
      M.Ö. 5. yy : Pacty (Bohti, Botan) (Herodot)
      M.Ö. 4. yy : Kardukhi (Kürt-ler-ler), (Ksenefon)
      M.Ö. 1. yy : Cordueni, Gordyene (Sallust ve Diodorus)
      M.S. 1. yy : Cyrti, Gord, (Livy, Strabo)
      M.S. 2. yy : Gordyeni, Cordueni (Plutarch ve Pliny)
      M.S. 2. yy : Gordyene, Korduene (Ptolemy ve Dio Cassius)
      M.S. 4. yy : Kardueni, Cardueni ("Petr. Patr." [?] , Sextus Ruf., Eutropius)
      M.S. 5. yy : Cardueni, Corduena, Cordyena, Kardueni (Ammianus Marcelinus, Julius Honor., Zosimus).

      Baladhuri
      islam tarihçisi Baladhuri (Ahmad ibn Yahya al-Baladhuri), batılı araştırmacıların tümünün esas aldığı güvenilir bir vakanüvis veya bir Arab tarihçisi idi. Ünlü islam tarihçisi Baladhuri (... ?-897), Kitab futuh el-Buldan (M.S. 851) adlı eserinde; 645 yılındaki Arap/islam fetihlerini anarken, yerli kaynaklara da dayanarak, Arap ordusunun islam Halifesi Omar zamanında başlayan iran istilası, Qadissiya Savaşından sonra bir çorap söküğü gibi giderken, Azerbaycan ın Başkenti Ardavil (Ardabil) direniş kararı aldı. Bu bölge, o zamanlar nüfus bakımından neredeyse tamamen Kürtler in hakimiyetindeydi. Fakat Araplar, Ardavil in valisini kendileri tayin edeceklerdi.
      Al-Kufa ya vali olarak tayin edilen al-Muğriba ibn Şu ba, Halife Umar dan; Hudhaifa ibn-al-Yaman a , Adharbaycan a vali olarak tayin edildiğine dair bir mektup getirir. Bu vali Eyalet in başkenti olan Hazar Denizi nin yakınındaki Ardabil e kadar ilerler. Fakat Eyalet valisi (o zamanki iran da marzban deniyordu valiye) halk milisleri kurup bu haraççı yabancılara karşı müthiş bir direnişe geçti. Milisler tamamen Kürtlerden oluşuyorlardı. Uzun direnişlerden sonra yerli vali ile müstevliler arasında bir antlaşma imzalandı. Buna göre Adharbaycan lılar Araplar a 800.000 dirhem vergi ödeyeceklerdi. Buna karşılık Araplar hiç bir Kürd ü esir almayacak, öldürmeyecek, Ateş Mabedlerinden hiçbirini yakıp yıkmayacaktı. Kürtler danslarını (ki bunlar kısmen semah idi) serbestçe icra edecekti. Umar bu antlaşmadan memnun olmamış olacaktı ki al-Yaman ı görevden aldı onun yerine as-Sulami yi vali olarak atadı. Bu vali hemen bir bahane uydurdu ve halka saldırdı. Direnenleri ezdi, mallarını talan etti. Dördüncü Halife Ali ibn-abu-Talib (Hz Ali) ise bunu da beğenmedi. Bir yandan al-Aş ath ı bölge valisi olarak tayin ederken, öte yandan da bölgesel Başkent olan Ardabil e bir kısım Arabı yerleştirerek halkı assimile etmeye çalıştı. Artık düzenli siciller tutuluyor, maaşlılar tayin ediliyordu. Ali nin bu valisi Kürt insanının o zamanki kalbi olan Ardabil de ilk camiyi inşa eden istilacı olarak tarihe geçecekti. Fakat Araplar ın tüm gayretlerine rağmen, ibn Hawkal ın , Kıtâb ul masâlik wal mamâlik adlı eserinde kaydettiği gibi; Hicri 4. asırda Azerbaycan da hala sayısız ateş mabedi vardı.
      Bunları Kitab futuh el-Buldan adlı eserinde kaydeden Baladhuri Kürtlerin Araplara karşı koyup büyük direniş gösterip savaştıklarını yazmaktadır.
      Arab istilası nın devamında, Tabari ve Baladhuri ye göre, bu kez Habîb ibn Maslama şu anda gözeleri Ermenistan topraklarında bulunan Nahr al-Akrâd =Kürdler in Nehri ni geçerek Dvin veya Dabib Ovası na vardı (643 Hicri). Otoritelerin mesela Ermeni kaynağı; Faustus of Byzantium, III ün bildirdiğine göre, ki güvenilir olarak kabul ediliyor, bu nehir günümüzün Garni Nehri dir (Balâdhurî, sayfa. 200, Tabari, I, 2674).
      Not: Ünlü Arap tarihçi Baladhuri 645 yılında Azerbaycanda bulunan Tebriz ve Ardabil şehirlerinde Kürtlerin yaşadığını ve şehirlerin Kürtlerin elinde olduğunu yazmış. Göç ve asimilasyonlar olmadan önce Güney Azerbaycan şehirleri Kürt bölgesiydi. Azeri denen halk daha sonraları oralara yerleştirilmiştir.
      Li Rojhilate Dile Min 14.3007.10.2007 19:13
    • Malazgirt Savaşına Kürtler Katıldı Mı? 61 -11
      Ferdowsi
      935 yıllarında iran ın horsadan şehrinde doğan ve 1026da ölen ünlü Fars roman şairi Firdowsi (Hakim Abu al-Qasim Firdowsi), Şahname (Shahnama) adlı ünlü eserinde Kürt-Sasani savaşından bahsetmektedir. Ünlü Fars şair Firdevsi (Ferdowsi Tousi, Firdausi, Ferdosi veya Ferdusi)), eserinde M.S. 226 yılında Kürt Kral Madîg ile Sasani Kralı Ardeşir I. arasında geçen bir savaşı nakleder (Shahnama, Volume 6, Chapters 61,71,72).
      Şeref Han, Şahnamede Urfanın kahraman karakteri olarak geçen Rüstem bin Zal 8217;in (yani Zal oğlu Rustem) Firdevsi nin Şahnamesi nde ona Rustem-i Kürd denildiğini aktarır.

      Thomas Artsruni
      9. /10. yüzyılları arasında yaşayan Ermeni tarihçisi Thomas Artsruni nin eserinde Korduk (Kürdistan) adına rastlamaktayız. Thomas Artsruni nin aktardığı bir rivayette Hz. Nuh un gemisinin dünyanın ortası olarak tanımlanan Korduk Dağlarında karaya oturduğu söylenmektedir. Artsruni nin aktardığı bu rivayet çevirenin notuna göre Eusebius un Chronicle sinde de mevcuttur.
      Thomas Artsruninin aktardığı başka bir rivayete veya kendisinin açıklamasına göre Zaza adı Zaza bölgesine üvey kardeşi Esarhaddon tarafından M.Ö. 681 yıllarında mahlup edildikten sonar yerleşen Asur Kralı Sennacherib in oğlu Sanasar ın adından geliyor (Bknz, Thomas Artsruni, History of the House of the Artsrunik, Robert W. Thomson çevirisi, Detroit, sayfa 81, 1985).

      Kaşgarlı Mahmut
      Kaşgarlı Mahmut, 1008'de Doğu Türkistan'ın Kaşgâr şehrinde dünyaya gelmiştir. Medreselerde tahsil gördükten sonra kendisini Türk dili tetkikatına vakfetmiştir. Bu amaçla Orta Asya'yı boydan boya kat ederek Anadolu'ya oradan da Bağdat'a gitmiş, Divânü Lügati't-Türk, Kaşgârlı Mahmut tarafından 25 Ocak 1072'de yazmaya başlanmış ve 10 Şubat 1074 te bitirilmiştir. Kitabın asıl nüshası bu gün Ayasofya Müzesi'nde muhafaza edilmektedir. Kitabın Uygurca çevirisi ancak 1978'de yapılabilmiştir. Mahmut, Kaşgar'a dönmüş ve 1105'de vefat etmiştir.
      Kaşgarlı Mahmut'un 1074'te yaptığı haritada Kürtlerin ülkesi Arapça olarak Erdu'l-Ekrad diye kaydedilmiştir ki bu Kürtlerin Memleketi anlamına gelir. Fakat en azından Selçuklular ve Osmanlılar döneminde Kürtlerin ülkesi için Kürdistan adının kullanıldığını biliniyor.

      Yakut ibn Hamavi
      Ünlü Suriyeli Arap coğrafyacı Yakut ibn Hamavi 1179-1229 yılları arasında yaşamıştır. Aynı zamanda tarihçi, etnografist ve coğrafyacı olan Yakut'un Mücem ül-Buldan adlı eseri coğrafik sözlük olup, tarihsel, biyografik ve kültürel bilgiler içermektedir.
      Coğrafyacı Yakut ibn Hamavi eserinde şu an iran ve Irak arasında yaşayan Feyli Kürtleri olarak bilinen halkdan bahseder: Feyliler, iran ve Irakı ayıran dağlar arasında yaşarlar. Üstelik fil kadar büyüktürler diye yazmış.
      Yakut El Hamavi 12. yüzyılda Kürt Krallığı Sophene nin başkenti Arsamosata kentinin %25 inin Ermeniler tarafından meskun tutulmuş olduğunu yazmıştır. Buradan yola çıkarak geriye kalan 70-75% ininde Zaza Kürtleri tarafından mesken tutulmuş olduğu anlaşılmaktadır. Bunun yanısıra Ermeni krallarının Ermeni asimilasyonuda hesaba katıldığında; ilk kurulduğu yıllarda Kürt kenti olduğu da söylenebilir.

      Marco Polo
      1254-1324 yılları arasında Venedikte doğmuş ve ölmüş olan ünlü italyan gezgin Marco Polo, Batıdan, Uzakdoğuya kadar seyahat etmiş ilk batılı olmuştur. Yaptığı seyahat, Batı dünyasının Doğu ve Uzakdoğu ile ilk gerçek tanışmasıdır. Dünyada ilk dünya turu yapan kişi olarak tanınan Polo; Ortaçağ ın en büyük gezginlerindendir. Polo, Büyük Cengiz Han ın torunu olan Moğol kağanı Kubilay Han'ın sarayını ziyaret etmiş ve daha sonra da onun emrinde 17 yıl çalışmıştır. Deniz yolculuğuyla italyadan; Akdenize, ordan Ortadoğuya geçmiş. Sonra iranın güneydoğusundan; Çin in , Beijing şehrine ulaşmış. Daha sonra Vietnam, Sumatraya, Sri Lanka, Hindistana geçmiş. Geri dönerken iran, Karadeniz ve son olarakda Akdenizi geçip italyanın Venedik şehrine 1295 de geri dönmüş. Polo'nun yolculuğunu anlattığı kitabı yüzyıllar boyunca Avrupalıları aydınlatmıştı.
      Marco Polo, Çin e giderken Musul da Kürtlerle tanışmış. Ünlü gezgin, Kürtler ve Kürdistan hakkında öğrendiği değerli bilgilerini kitabında aktarmaktadır. 1272 de Marco Polo ;Musul Krallığı adlı bölümde şöyle yazmıştır: Musul un dağlık bölgelerinde KÜRDLER adında bir kavim vardır. Bazıları Hiristiyan olup Jacobit ve Nasturi mezhebine mensuplar ve diğerleri Muhammadandır (Müslüman). Ama fena bir jenerasyondurlar; tüccarları yağmalamaktan keyif alıyorlar.
      Bu eyalete (Musul) yakın olan Muş ve Mardinde Kürtlerin çok kaliteli pamuk ipliği ürettiklerini ve bunlardan bir çok elbise ve kumaş ürettiklerini yazmış. insanların esnaf, zanaatçı ve tüccar olduklarını ve Tartar kralına tabi olduklarını yazmış (Seyahatlar, I.vi).
      ingilizce metni: Volume I, Chapter V: There is yet another race of people who inhabit the mountains in that quarter and are called CURDS. Some of them are Christians, and some of them are Saracens; but they are an evil generation, whose delight is to plunder merchants. [Near this province is another called MUS and MERDIN, producing an immense quantity of cotton, from which they make a great deal of buckram and other cloth. The people are craftsmen and traders, and all are subject to the Tartar King.
      Polo bu sefer Persia nın büyük bir ülke olduğunu ve içinde sekiz krallık barındırdığını yazmış. Bu krallıklar arasında Kürdistan adınıda saymaktakdır.
      ingilizce metni: Volume I, Chapter XV: Now you must know that Persia is very great country, and it contains eight kingdoms. I will tell you the names of all. The first kingdom is that at the beginning of Persia and it is called CASVIN; the second is further to the south, and is called CURDISTAN; the third is LOR; the fourth SUOLSTAN, the fifth ISTANID; the sixth SERAZY; the seventh SONCARA; the eigth TUNOCAIN which is at the further extremity of Persia.

      Hamdullah Al-Mustaufi Al-Qazwini
      iranlı islami yazar Hamdullah Al-Mustaufi Al-Qazwini, Tahran, Kazvin'de doğarak yine aynı yerde 1340'da ölmüştür. Hamdullah Al-Mustaufi Al-Qazwini kozmografya ile coğrafyaya meraklı bir bilgin olarak derlediği Nuzhat al-Qulub (Nezhetü'l Kulub) başlıklı Farsça eserini 740 (1339-1340) yılında tamamlamıştır. Çeşitli kaynaklardan toplanan bilgiler ile meydana getirdiği Nuzhat al-Qulub (Kalbin Gezisi) adlı eserinde Kürdistandan ve Kürdistan ın 16 eyalete ayrıldığınından bahsetmektedir.
      Li Rojhilate Dile Min 14.3007.10.2007 19:13 ~ 19:21
    • Malazgirt Savaşına Kürtler Katıldı Mı? 58 -16
      Kanûnî Sultan Süleyman
      Kanûnî Sultan Süleyman 27 Nisan 1495 de Trabzon'da doğdu. Babası Yavuz Sultan Selim, annesi Hafsa Hatun'dur. Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın Frençe kralına yazdığı mektupta Kürdistan kelimesini kullanmaktadır.

      Kanûnî, azamet ve haşmetini ifade eden şu mektubunu, Fransa Kralı I. Faransuvaya yazmıştı :
      Ben ki, Akdenizin ve Karadenizin ve Rumelinin ve Anadolunun ve Karaman ve Rumun ve Dulkadir Vilayetinin ve Diyarbekirin ve Kürdistanın ve Azerbaycanın ve Acemin ve Şam ve Halebin ve Mısırın ve Mekkenin ve Medinenin ve Kudüsün ve bütün Arap diyarının ve Yemenin ve ecdadımın fethettikleri daha birçok diyarın Sultanı ve Padişahı Sultan Bayezid Han oğlu Sultan Selim Han oğlu Sultan Süleyman Hanım; sen ki Frençe Vilayetinin kralı Françeskosun...

      idris-i Bitlisî
      15. yüzyıl Osmanlı âlim ve devlet adamlarından idris-i Bitlisî adından da anlaşılabileceği gibi Bitlis te doğdu, fakat doğum târihi belli değildir. idris-i Bitlisî nin babası soylu Kürt ailelerinden Alim ve Mevlânâ Şeyh Hüsâmeddîn Ali Bitlisî ydi. Akkoyunlu Sultanı Uzun Hasan ın dîvânında uzun zaman nişancılık (Padişah divanı üyeliği) yaptı. Şah ismail, Tebriz i fethederek Akkoyunlu devletini yıkınca idris de Osmanlı Sultanı ikinci Beyazıd Han tarafından istanbul a dâvet edildi. idrisi, Osmanlı ülkesine gidip istanbul da II.Beyazıd la görüştü. Padişah bu Kürt din âlimine büyük saygı gösterip ona önemli vazifeler verdi. Arap ve Acem kazaskerliğine tâyin etti (Osmanlı döneminde mahkemelerin en yetkilisi) ve ondan bir Osmanlı târihi yazmasını istedi. O da bu emir gerçekleştirerek 80.000 beyitlik Heşt-Behişt (Sekiz Cennet) adında Farsça bir eser sunar. idris, Osmanlı nın ilk sekiz padişahının hayatını anlatan Heşt Behişt (Sekiz Cennet) adlı ünlü eserini yazarak Sultan a sundu.
      Büyük Alim Şeyh idrisi Bitlisi Heşt Bihiştadlı kitabında şöyle der:
      Tebriz in fethinden dönüşümüzde Yavuz Sultan Selim bana, Kürdistan ın çeşitli yerlerindeki Kürd beyleri ve emirleri ile görüşmemi ve onların hepsine, Osmanlı bayrağı altında, Osmanlı hükumetine boyun eğmelerini söylememi emretti. Bu sıralarda Kürdistan; Tebriz yakınlarından Malatya ya kadar, güneyde Musul a kadar yayılıyordu. Ancak bu yoldaki çalışmalarımız istenilen sonuca ulaşamadı.
      Yaşadığı asrın ileri gelen âlimlerinden olan idris-i Bitlisî nin sohbetlerine pâdişâhlar, devlet ileri gelenleri büyük ilgi gösterirlerdi. Bir müddet Yavuz Sultan Selim Hanın sohbet arkadaşlığını yaptı. 1520 (H.926) senesinde Yavuz Sultan Selim in vefât ettiği sene vefât etti.

      Nicolas de Nicolay
      Nicolas de Nicolay 1517-1583 yılları arasında yaşamış Fransız gezgini, haritacı ve polis şefidir. Avrupaya bir çok geziler yapan Nicolas de Nicolay Fransız Kralı Henri II tarafından saray coğrafyacısı olarak atanıp Türkiyeye yollanır ve 1558 de Anaodolu gezisini tamamlar. Seyahatlarından birinde Ermenistandan bahseder. Ermenistanın Asya da bir bölgede olduğunu ve bu bölgede Ararat (Ağrı) dağının olduğunu anlatır. Ararat dağının diğer bir adıyla Gordian dağı olduğunu yazar. Hz. Nuh un gemisinin de bu dağın tepesinde yattığını söyler (Nicolas de Nicolay, 1558, The Nauigations into Turkie, s. 134).
      Li Rojhilate Dile Min 14.3007.10.2007 19:14 ~ 20:49
    • Malazgirt Savaşına Kürtler Katıldı Mı? 83 -21
      Şeref Han
      Bitlis Kürt Hükümdarı, tarihçi, yönetici, yazar ve araştırmacı Şeref Han tarafından 1597 tarihinde Farsça olarak yazılmış olan Şerefname, bir Kürt tarafından Kürt tarihi hakkında yazılmış en eski eserdir. Şeref Han (Şeref-Xan), Şemseddin Han'ın oğlu ve Osmanlılarla 1514'te ittifak andlaşmasını imzalıyan ünlü Şeref Han'ın torunudur.
      Beş bölümden oluşan bu dev eserin giriş bölümü;
      Kürt toplulukları ve durumlarının açıklanması hakında,
      Birinci Safha; Kürdistan ın Saltanat bayrağını bağımsız olarak yükselten ve tarihçiler tarafından sultanlar ve krallar arasına dahil edilen hükümdarlar hakkında,
      ikinci Safha; Saltanat ve bağımsızlık iddiasında bulunmamakla birlikte bazen kendi adlarına hutbe okutmuş ve para bastırmış Kürdistan hükümdarları hakkında,
      Üçüncü Safha; Kürdistan ın diğer beyleri ve hükümdarları hakkında,
      Dördüncü Safha ise; Bitlis Hükümdarları hakkındadır.

      Bitlis hükümdarlarının ünvanları Emir veya Hakim olarak geçer Şerefname yazarı Bitlis Emiri Şerefhan a göre, Kürdistan adının bu bölgeye verilmesi çok eski zamanlara dayanır ve Dersim ile yöresini kapsar.
      1576'da Kürtlerin ilk tarihini yazan Şeref Han'a göre de Eyyubiler bir Kürt devletidir.
      Kürt-Osmanlı Andlaşması'nın mimarı Mevlana idris'tir. Bu anlaşmayı kabul eden ve gerekli bulan Yavuz Sultan Selim'dir. ikisi de 1520'de maalesef ölmüşlerdir. Sultan Selim, Mevlana idris'e -Git Kürdistan beylerini ve emirlerini topla, kendi aralarında bir beylerbeyi seçsinler demişti. Mevlana idris ise, Kürt beylerini çok iyi tanıdığı için kestirmeden bir beylerbeyi Sultan'dan istemiş ve Bıyıklı Mehmet Paşa'yı tavsiye ederek bu işi noktalamış idi. Diyarbakırlı bir Kürt olan Bıyıklı Mehmed Paşa'da Beylerbeyi (Mirimiran) oldu fakat çok erken gitti ve bundan sonra Kürdistan Eyaleti Başkenti'ne Makedonlu komutanlar gelmeye başladı.

      Evliya Çelebi
      Evliya Çelebi 1611 yılında istanbul doğdu. Osmanlı gezgini Evliya Çelebi (Derviş Mehmed Zilli) 1640 lardan başlayarak 50 yılı kapsayan süre içinde seyyah olarak dolaşmış ve gezdiği yerlerde toplumların yaşam tarzlarını ve özelliklerini yansıtan gözlemler yapıp bu bilgileri eserinde aktarmıştır. Eseri 10 ciltlik Seyahatnamedir. 1682'de Mısır'dan dönerken yolda ya da istanbul'da öldüğü sanılmaktadır.
      Evliya Çelebi ünlü Seyahatnamesin de Kürdistanı anlatırken şöyle diyor; Kürdistan; Van, Hakkari, Erzurum, Diyarbekir, Cizire, imadiye, Musul (Kerkük te bu vilatyete bağlıydı o dönemde), Şarezor ve Ardelan dan Bağdat a kadar uzanmaktadır.
      Evliya Çelebi, Erzurumdaki Hınıs kalesi ni anlatırken Bu kalenin içinde bin iki yüz hane Kürt oturur demektedir.
      Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde, Kürtçeden ve Kürtçenin lehçelerinden söz eder. Kürtçenin zengin ve kadim bir dil olduğunu; Farsça, ibranice ve Dericeden ayrı olduğunu vurgular. Kürt kültürünün en gelişdiği şehrin ise Diyar-i bekir olduğunu yazmış. Seyahatnamesine, Kürtçe bir kaç şiirde eklemiştir.

  6. #6
    yukardan aşağı şimdilik öyle başlıklara bakarken geçerken heredot başlığını görünce okudum. Müsait zamanda baştan sona okuyacam.

    “ Herodot
    M.Ö. 5 ci yüzyılda yaşamış olan ve Tarihin Babası olarak tanınan Yunanlı Herodot, Halikarnas şehrinde doğdu. Kendi anlatımına göre Mısır, Mezopotamya , Pontus ve Pers hükümdarlığını gezdi. Güney italyanın Thurioi şehirini kurdu ve orada yaşadı. M.Ö. 447 Atinaya yerleştı. Genç yaşta Roma da yazarlığa başlayan Herodot Yunan-Pers Savaşları, Yunanlılarla Barbarlar, Genel Tarih gibi üç kitap bıraktı. Yaklaşık 64 yıl yaşayan Herodot tarihin ilk büyük gezgini ve ilk tarihçisiydi. Historia adının alan yapıtı tarihin ilk tarih kitabı oldu.
    Heredot kitabında Paktilerden bahsetmektedir ve Ksenefon un anlattığı Karduklar (Kürtler) olabilir. Heredot ta Darius un 13üncü satraplığında Ermenistanla birlikte Pactyic Ülkesi anılır. Pactyic sözcüğünü Bohti (Bohtan, Botan) olarak yorumlayanlar var. Ksenefon Karduklardan bahsederken Ermenistan ve Kürdistan sınırının Botan sınırı olduğuna işaret etmektedir dolayısıyla Botan ve Kardukların arasında yakın ilişki vardır. Bazı tarihçilerin görüşlerine göre Heredot ta Kürtler Pacty (Bohti) adı altında anılmış olmalıdırlar.
    ,,



    Herodot “Türk dilli İskit kabileleri"nin Asya’da yaşadıklarını yazar. Ve Asya sözü ile kastettiği yeri “Hazar’ın batısı, Kafkasya ve Anadolu" olarak belirtir. Yani Anadolu’da Heredot’un tanıklığına göre MÖ 3000-4000 yıllarından beri Türkler yaşamaktadır.“M.Ö. üç bin yıllarından itibaren Karadeniz’in kuzey sahillerinde ortaya çıkan, oradan Sakaların sıkıştırması üzerine Güney Kafkasya’ya, oradan da Anadolu’ya geçen Kimmerler (Gamerler/Gamirler) ile İskitler Anadolu’da yerleşmiş ve yaşamış Türk dilli halklardır." (Prof. Dr. Gıyaseddin Geybullayev, Ermenistan ve Eski Türkler, s. 73)Güney Kafkasya’da kurulan ve bugünkü Doğu Anadolu bölgemizi de içine alan Gut Devleti yıkıldıktan sonra toprakları üzerinde birçok beylik kuruldu. Bu beyliklerden biri Urmiye Gölü’nün güneyinde ve sonradan Mana Devleti’nin kurulduğu Doğu ve Güneydoğu Anadolu toprakları üzerinde kurulan Türk beyliğidir. Çivi yazılarında Turuk/Turk/Türk şeklinde geçen Türk adlı boylar tarafından kurulan bu beylik, Sümer devleti ile komşu idi. Asur kaynaklarında ismi sık geçen ve Asurlular ile savaşan bu beyliğin Gazi ve İlday adlı iki hükümdarının adı da kaynaklarda verilmiştir.Asur tabletlerinde bu beyliğe ait oldukça geniş bilgi vardır: “Turuk semtinden (bölgesinden) buraya (Ninova’ya) bir elçi geldi" (Nu: 83). Bir başka Asur tabletinde ise “...düşman Turuk çıktı, onlar Kakkületini işgal ettiler ve gelmeye devam ediyorlar" ( Nu: 21). “Hükümdar bana her şeyden önce Turukların hücum ederek İntşimi yakıp yıktıklarını yazdı." (Nu. 63). “Turuklar başçıları İlday ile birlikte savaşa girerek iki şehri yıktılar." (Nu. 87)Görüldüğü gibi Izady’in “Kürt Ana yurdu" saydığı topraklarda, tarih içinde Kürt adı bile geçmemektedir. Ama Turuk/Turk/Türk isimli devletlerden söz ediliyor, hükümdarlarının adı bile veriliyor.Prof. Dr. Ekrem Memiş, “Eski Çağ Türkiye Tarihi" isimli eserinin 34. sayfasında “M.Ö. 3500’lerde Sümerler Mezopotamya’ya yerleşirken muhtemelen aynı tarihlerde Kafkaslar üzerinden gelen başka bir Türk kitlesi de Doğu Anadolu’ya yerleşerek burada bir şehir devleti kurmuşlardı ki, bu Türki krallığı idi. O halde şunu kesinlikle söyleyebiliriz: Anadolu 26 Ağustos 1071’de kazanılan Malazgirt zaferinden sonra Türk ana yurdu olmuş değildir. Türkler günümüzden yaklaşık 4200 yıl evvel Anadolu’ya yerleşerek bu torakları kendilerine ana yurt edinmişlerdir." diye yazar ve bize göre tartışmaya da son noktayı koyar: ANADOLU KÜRTLERİN DEĞİL, TÜRKLERİN ANA YURDUDUR!Anadolu’nun kapılarını Türklere Kürtler mi açtı?Izady tutarsa diye bir şey atmış, ama tutmamış. Çünkü olmayan bir şeyi yaratmaya çalışmak, sadece abesle iştigal etmektir. Kürtlerin bir devlet geleneği yoktur. Etnik değil, etnografik adı olan Kürtlerin, tarihin hiçbir döneminde devletleri olmamıştır. Yani tarihte bir Kürt devleti adı hiç yoktur. Devleti olmayan bir toplumun ana yurdu olamaz. Ana yurt denilen topraklar, ancak bir devlet ile korunur ve gelecek nesillere bırakılır.Osmanlı arşivlerinde ve İslam kaynaklarında Ekrati-Yörükan, Ekrati-Türkmen gibi verilen adların Kürtlükle ilgisi yoktur. Bu adların altında Türk ulusu durmaktadır. Bu bakımdan Güneydoğu Anadolu’da Kürtçe bilmeyen ve Azer Türkçesi ile konuşanlara Kürt denmesi bir yanlışlıktır, tarihi gerçeklikten uzak olan bir hatadır. Bunun dışında öz be öz Türk aşiretleri olan aşiret halklarının asimile edilerek Kürtleştirildiği gerçeğini de göz ardı etmemek gerekir. Yani Kürt denilen Türklerin sayısı oldukça yüksektir.“Türkler 1071’den sonra Anadolu’ya geldikleri zaman bizler (Kürtler) Türkleri dostça karşıladık, onlara evimizi açtık, yerleşmelerine yardımcı olduk" gibi saçma sapan iddialara gülüp geçmek doğru değildir. Çünkü Türkler geldiği zaman onlar burada ise, burası onların ana vatanı olur. Bu yüzden, bu iddianın tarihen yanlış olduğunu göstermek gerekir. Yukarıda verdiğimiz tarihi belgeler, bu iddianın aksini ispat etmektedir.Bu iddianın bir kısmının, “Türkler geldiği zaman onları dostça karşılamak, evlerini açmak" doğru olduğunu var sayalım. Gelenlerin kimseye ihtiyacı yoktur. Onlar, çiğnedikleri topraklara hükmeden Bizans İmparatorluğu ordularını darmadağınık ederek Anadolu içlerine giren muzaffer bir ordunun askerleridir. Kapılarını açmayanların, kapısını zorla açarlardı. Kürtlerin, doğal olarak doğru olmayan bu iddialarında dahi “güçlünün önünde eğilme" karakterli oldukları da ortaya çıkmaktadır.Kürtlerin bir ana yurdu yoktur. Çünkü ulus olamayan ve devleti olmayan toplulukların ana yurdu olamaz. Onların sadece üzerinde doğdukları topraklar vardır. Bugün, onların üzerinde doğdukları ve ana yurt dedikleri topraklar Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları içerisindedir ve Türk toprağıdır. Bu toprakların tarih içinde ve günümüzde Kürt toprağı olduğunu söyleyen bir bilim adamı ve bir bilimsel kanıt yoktur.Birçok Kürtçünün iddia ettiği gibi Kürtlerin istiklal savaşına hiçbir katkıları yoktur. İstiklal savaşı Türk ırkının bir zaferidir.''Bu vatanı düşmanlardan sadece Türkler değil, kürtlerle Türkler beraber kurtarmışlardır. Ancak Atatürk ortaya bir Türklük dehşeti saçıp, kürtleri sindirmiş ve kürtlerin haklarını vermemiştir. Yani devletin kurucu unsuruna Kürt halkını eklememiştir.''İşte Kürtçü BDP takımı bu fikri savunarak her alanda Kürt propagandası yapar. Devletin resmi organları ve bizim milliyetçi camia ne hikmetse Kürtçü BDP tezlerine karşı çıkacağı yerde ''Kürtleri kazanalım'' parolasıyla bu tezleri savunmuşlardır. ''bu devleti Kürdüyle Türküyle birlikte kurduk, Çanakkale savaşında beraber savaştık'' söylemleri son 20 yılda adeta resmi politika haline geldi. Devlet ve bazı milliyetçi ağabeylerimiz kürt tezlerinin aynıları savunarak bir anlamda Kürtçülere hizmet ettiklerini anlayamıyorlardı. Bu tezler o kadar taraftar topladı ki yalnızca kürtler değil bazı Türkler bile devleti beraber kurduğumuza ve Çanakkale’de birlikte savaştığımıza inanmışlardı. Bu tezlere inanan Türk ırkının evlatları tepkisiz, tavizkar bir insan haline geliyorlardı.Peki, gerçek neydi? Hakikaten kürtlerle beraber mi kurulmuştu bu vatan?İstiklal savaşımız yıllarında kürtlerin nüfusu sadece 300,000 kadardı. Bu nüfusun büyük çoğunluğu Güney doğuda 'sarp dağ köylerinde' yaşıyordu. Sadece azlık bir kısmı birkaç şehirde bulunuyordu. Kurtuluş savaşımıza hiç bir katkıda bulunmadıkları gibi çıkardıkları isyanlar ve kurdukları cemiyetlerle Kuvayı Milliye ordularına ve Ankara Hükümetine ayak bağı olmuşlardır. Seferberlik emri çıktığında kürtlerin istisnasız tamamı askere katılmamak için dağlara kaçmıştır. Fakat bir kısmı inzibatlar tarafından yakalanarak kısa bir süre hapiste yatırıldıktan sonra silah altına alınmıştır. Savaşa zoraki katılan bu kürtler en ufak bir işe yaramamış, bir kısmı tek kurşun bile sıkmadan karşılarına çıkan ilk düşman birliğine teslim olurken, diğer bir kısmı da cepheden firar etmiştir. Düşmana teslim olmaya veya cepheden firar etmeye fırsat bulamadan bir kaza kurşununa denk gelenlerin ise adı "şehit" olmuştur. Bunların sayısı bir elin parmaklarını geçmez.İstiklal savaşımızda Türk ırkının evlatları yaşlı - genç, kadın - erkek demeden cepheye koşarken kürtlerin bir kısmı Kuvay-ı Milliye ordularına karşı isyan ediyor, bir kısmı savaşmamak için dağların doruklarına saklanıyor, okuması yazması olan kısmı’da İngiliz parasıyla kurdukları cemiyetlerle Türk milletine zarar veriyorlardı.Kürtlerin KURTULUŞ SAVAŞIMIZ sırasında çıkardıkları önemli isyanlar:1- ALİ BATI İSYANI: (11 Mayıs-18 Ağustos 1919) Ali Batı isimli kürt, Midyat'ın güneyinde hayatlarını sürdüren bir aşiretin başına geçer ve İngilizlerden yardım alarak isyan eder. Amacı burada bir Kürdistan devleti kurmaktır. Yaklaşık bir ay süren ve çevre yerleşimlere de yayılan bu kürt isyanı Yüzbaşı Yusuf Ziya ve emrindeki askerler tarafından bitirilir ve Ali Batı öldürülür.2- CEMİL ÇETO İSYANI: (7 Haziran 1920) Bahtiyar aşireti reisi Cemil Çeto tarafından Fransız ve İngiliz yardımıyla çıkarılmıştır. Kürt Teali Cemiyeti'nin vasıtasıyla Doğuda bir Kürdistan kurulması amaçlanmıştır. Cemil Çeto denen kürt, kısa sürede yakalanmış ve öldürülmüştür.
    3- KOÇGİRİ İSYANI: (6 mart-17 nisan 1921) Türkler İstiklal savaşı verirken, kürt eşkıyalar 1920 sonlarında Erzincan, Tunceli, Sivas ve çevresinde pislik saçıyorlardı. Koçgiri aşireti reisi Haydar Bey Kürt Teali Cemiyeti'nin bir şubesini İmranlı'ya açmış ve merkezi yönetime karşı geliyordu. Biraz palazlandıklarında bölgede asker kaçaklarını arayan Türk ordusuna savaş açtılar ve bölgenin Kürdistan olmasını istediler. Görüşmeler ile bir sonuç alınamayacağını anlayan Ankara hükümeti bu isyanı bastırdı ve isyancılar teslim oldu.4- MİLLİ AŞİRET İSYANI: (24 ağustos-8 eylül 1920) Urfa'da Milli Aşiret tarafından çıkarılan ayaklanmadır. Milli Aşiret'in reisi İsmail ile birlikte Halil, Bahur, Abdurrahman ve Mahmut adlı elebaşıları, Doğu'da bir Kürdistan Devleti kurmak düşüncesi ile ayaklanmışlardır. Büyük bir kuvvetle harekete geçen asiler, Viranşehir'i aldıktan sonra Karakeçi Aşireti'ne mensup olanları öldürmüşler, fakat daha sonra yapılan çatışmada, büyük çoğunluğu ortadan kaldırılmıştır.Bunlar yalnızca kürtlerin Kurtuluş Savaşımızda ki isyanlarıdır. Kürtler son 150 yılda otoriteye karşı 38 defa isyan ederek adeta bir rekor kırmışlardır. Bu gün Musul, Kerkük sınırlarımız dâhilinde değilse bunun sorumlusu 1925 yılında devlete karşı ayaklanan Şeyh Said ve çevresidir.Görülüyor ki kürtlerin Kurtuluş savaşımızda Türk ırkına en ufak bir yardımı olmadığı gibi çıkardıkları isyanlar ve kurdukları cemiyetlerle (Kürt teali cemiyeti, Teali İslam cemiyeti vs.) bizi sırtımızdan vurmuşlardır.Hala Kurtuluş Savaşımızda kürtlerin yardımı var diye iddia eden varsa onlara yarım milyona yakın can kaybımızın olduğu Kurtuluş savaşımızda bazı şehirlerimizin şehit sayısını yazmak istiyorum.
    Van 36
    Tunceli 30
    Muş 8
    Mardin 7
    Kars 2
    Adıyaman 12
    Bitlis 63
    Bingöl 8
    Siirt 40
    Diyarbakır 49
    Bu şehirlerimizin o yıllarda nüfusunun büyük bölümünün Türk olduğunu da unutmayalım.Türkiye'de yaşayan kürtlerin PKK propagandasının etkisinde kalarak isyan etmelerini istemeyen Devlet'in ilgili birimleri, 1980'li yılların sonlarında Çanakkale Şehitliği'ne kürt isimleri ilave etmiştir. Amaç kürtlerin beynine "Türk ile kürt kardeştir, bakın biz beraberce savaşarak bu vatanı kurtarıp cumhuriyeti kurduk, bu ülke hepimizindir" fikrini sokarak uslu durmalarını sağlamaktı. Fakat uğraş ters tepmiş, hiç bir işe yaramaması bir yana Kürtçülerin tezlerine de kaynak olmuştur.Kurtuluş savaşımızda diğer zaferlerimiz gibi Türk milletinin zaferidir. Bu savaş Kürtlerle birlikte değil, Kürtlere rağmen kazanılmıştır. Kürtler cumhuriyet Dönemi’nde de dış güçlerin teşvikiyle Şeyh Sait ve Dersim Vb. isyanlarla gerçek yüzlerini ortaya çıkarmışlardır.Bugün Irak’ta Kürt kimliğinin oluşması Amerikalı efendileri sayesinde çok iyi bilirler. Gelecekte biraz daha talan ve istila şansı bulacaklarsa bunu gene aynı efendi sayesinde yapabileceklerinin de farkındadırlar. Kürtler belki de özledikleri hamilerini, babalarını Amerikalı efendilerinde buldular.Irakta Amerika’yla yaptıkları işbirliği sayesinde Köyünde muhtar bile olamayan Celal Talabani Irak cumhurbaşkanı oldu Amerikan desteğiyle ve korumasıyla Kuzeyde Bir Kürt Özerk bölgesi oluşturdular. Aşiret düzeyini aşamayan topluluklar ulus yapılmaya çalışılıyor.Amerikan işgal kuvvetleri tamamen Iraktan çekilince

Facebook Yorumları

Konu Bilgileri

Şu An Görüntüleyenler

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

    Bu Konu için Etiketler