Unutulan Eski Meslekler

Unutulan Eski Meslekler NALBANTLIK Nallar hayvanın toynağına “nal tokmağı" denilen tahta tokmaklar ya da “nallama" adı verilen özel çekiçlerle çakılır. Nalbantlar nal çakmanın yanı sıra toynak bakımını yapar ve toynak hastalıklarını...

  1. #1
    Unutulan Eski Meslekler
    Unutulan Eski Meslekler


    NALBANTLIK

    Unutulan Eski Meslekler


    Nallar hayvanın toynağına “nal tokmağı" denilen tahta tokmaklar ya da “nallama" adı verilen özel çekiçlerle çakılır. Nalbantlar nal çakmanın yanı sıra toynak bakımını yapar ve toynak hastalıklarını tedavi eder.

    At ve eşek gibi yük hayvanlarının tırnaklarını korumak üzere, demirden takılan bir tür koruma aletine nal denir. Nal, tırnağın alt kenarının şekline uygun demirden çember biçiminde olup,bu kenarı aşınmaktan korur. Nalın bir iç, bir de dış kolu vardır. Nalın kol uçlarında mahmuz bulunursa mahmuzlu nal, bulunmazsa düz nal denir. Nal öteden beri, demirciler tarafından elle yapılırdı. Daha sonra nalbant adı verilen zanaatkârlar tarafından da, bu nallar eşek ve atlara özenle takılırdı. Nalın tırnağa takıldığı çivilere mıh denir. Nal, atın ayağının bir kayışla arkaya kaldırılmasıyla takılır. Bugün,nalbantlık sanatı neredeyse yok olmaktadır. Daha çok köylerde yaşatılan bir zanaat türü olmuştur.Diğer meslek dallarının aksine, nalbantlar bir yerde toplanma ihtiyacı duymamıştır.Özellikle dağ yöresi ve köylerden gelenlerin hayvanlarını bağladıkları muhitlerde de, çoğu seyyar birçok nalbant görev yapmaktaydı.

    At nalı ile ilgili,Cengiz Han'ın söylediği iddia edilen bir sözü:

    “Bir çivi kayboldu diye bir nal kayboldu; bir nal kayboldu diye bir at kayboldu; Bir at kayboldu diye bir atlı kayboldu; bir atlı kayboldu diye bir haber kayboldu; Bir haber kayboldu diye bir savaş kaybedildi"

    Askerlikte at ve katırın taşıdığı önemden dolayı hemen bütün ordularda uzun yıllar nalbantlıkla ilgili birimlere yer verildi. Örneğin Osmanlı ordusunun nalbant gereksinimini karşılamak için 1888'de Askeri Baytar Mektebi'nde modern nalbantlık dersleri verilmeye başladı. Kurtuluş Savaşı'nda da Konya'da nalbant yetiştiren bir okul açıldı. Türkiye'de 1960'lı yıllara değin kırsal kesimdeki en itibarlı mesleklerden biri olan nalbantlık, teknolojinin gelişmesiyle birlikte eski önemini kaybetmiştir.

  2. #2
    At arabaları

    Unutulan Eski Meslekler


    Atların insanla ilişkisi,diğer hayvanlardan daha geç başlamıştır. İnsanoğlu, günümüzden yaklaşık olarak 10 bin yıl önce sığır, koyun ve keçiyi evcilleştirmiş,kurduğu ilk köylerde, yaşamını bunlarla birlikte şekillendirmiştir. Evlerin planları, köylerin kurulduğu yerler,sahip olunan hayvan türlerine ve sayısına bağlı olarak seçilmiştir. Yaz aylarında otlakların daha zengin olduğu yayla alanları arayışı,hayvancılıkla bağlı olarak ortaya çıkmıştır.

    Türkiye'de 1950'li yıllara kadar İstanbul'da faytona binilirken, 1964 yılına kadar Ankara sokaklarında fayton dolaşmıştır. Günümüzde ise İstanbul Adalar"da, İzmir'de ve kıyı kentlerimizde turistik amaçlarla fayton taşımacılığı yapılmaktadır.

    Motorlu taşıt araçlarının çıkmasıyla önemini kaybeden at arabası yapımı günümüzde Balıkesir'in Susurluk İlçesi’nde ve bir kaç küçük Anadolu beldesinde sürdürülmektedir.Ahşaptan yapılan at arabaları renkli boyalarla çeşitli manzaralar boyanarak süslenmektedir.

    Bilecik'in Pazaryeri ilçesinde tek at arabası ve tekerlek imalatçısı İsmet Onur (72), mesleğini yaşatmaya çalışıyor.

    "Ağaç ve demir tekerlekli araçlardan lastik tekerlekli ve motorlu araçlara hızlı bir geçiş yaşandı. Bu durum mesleğimizin yavaş yavaş sonunu getirdi. 43 yıllık vergi mükellefiyim bu yüzden takdirname ile ödüllendirildim. Ama artık işler bitti. Burada şimdilik balta, çapa, çepin ve onların saplarını yapmaya çalışıyorum. İşi bırakacağım. Hem yaşlılık hem de işlerin azlığı beni buna zorladı. Bu dükkanı kapattığım zaman bu meslek burada hatta Bilecik ve civarında tamamen bitecek. Çünkü benden başka kimse kalmadı. Eskiden yaptığımız ağaç tekerlekler şimdilerde tavan süsü gibi kullanılmaya başlandı. Bir zaman sonra da tarih olur."

  3. #3
    YORGANCILIK

    Unutulan Eski Meslekler


    Yorgan sanatı geçmişinin nerelere kadar uzandığını görmek için "Yorgan" kelimesinin kökenine şöyle bir göz atmak yeterli olur. Yorgan kelimesinin kökenine ilk olarak Uygur yazıtlarında "Yourgan" biçiminde rastlanır. Kelime o günden bugüne "Yorgan" biçimini alarak çıkagelmiş ve önemli bir geleneğe ve el sanatına da isim olmuştur.

    Geleneklere göre yapılmış bir yorgan üç kattan oluşur. Birinci kat yorganın kullanılan kumaş cinsinden dolayı adının belirlendiği yüzüdür. Örneğin; Saten, Atlas, Kadife, Yemeni, Basma vs. yorgan. Motifler bu yüz üzerinde özenli bir dikiş tekniği ile oluşturulur. Sanatkârın yeteneği doğrultusunda zengin desen koleksiyonları yorganın bu katının dekorasyonuna yöneliktir. Geometrik stilizasyona sahip olan dekoratif motif tek bir parça olan yorgan yüzünde dikişlerle elde edilir.

    Yorganın ikinci katı pamuk ya da yün bulunan orta kattır. Hammadde tercihi iklim özelliğine göre değişebilir. Pamuğun sağlıklı bir hammadde olarak birçok kültürde tercih edildiği bilinmektedir. Kullanılan pamuğun özelliği yorganın kalitesini etkiler.Yorganın en alt katta bulunan astar katı mitil adı verilen pamuklu bir kumaştan yapılır Yorgan dikişinde ilk adım astar ile yüzü içe gelecek şekilde yerleştirilen yorgan yüzünün dört bir yanından makine da dikilmesiyle başlar. Buna 'Peyim Dikimi' denir. Astarın ortasında, ek yerinde 1 metre kadar bırakılan yırtmaç daha ileride ki aşamalarda yorganın tersyüz edilmesini sağlayacaktır. Peyim dikiminden sonra yorganın ters yüzünün üstüne hallaçla atılmış ya da makinede açılmış pamuk yerleştirilir. Kızılcık, nar ya da zeytin ağacından 100/120 cm uzunluğunda ince bir sopa yardımıyla pamuk eşit oranda yüzeye dağıtılır. Dört köşeden içe doğru kıvırıp, astar katında bırakılan bir metrelik açıklıktan yorgan tersyüz yapılır. Böylece pamuk tabakası yorgan yüzüyle astar arasına yerleşir.

    Astarın ek yerindeki açıklık dikişle kapatılır. Buna ağız dikişi denir. Ara kata alınan pamuğun düzgün ve dengeli dağılımını sağlamak amacıyla ön ve arka yüzden sık aralıklarla sopalama işlemi yapılır. Vuruş aralıklarının geniş olması elyafın kesilmesine sebep olacağından bu konuda hassas davranılması gerekir. Dikiş için uygun yüzeyin hazırlanmasında öncelikle pamuğun kaymasını engellemek gerekir. Yorgan yüzü, pamuk ve astar teğel dikişiyle tespit edilir. Uzun kenarlardan 20 cm kadar içerden atılan teğel ile içte bir çerçeve oluşturulur. Yorgan astar yüzü içe gelecek şekilde uzunlamasına ortadan ikiye katlanır. Kenar dikişi 10 cm kadar içerden yapılır. 'Çubuk', 'Temel Çubuk', 'İrilemesi' gibi isimler alan bu dikiş yorganın dörtkenarında yeterli pamuğun bırakılmasını sağlar. Yorgan yüzünü süsleyecek motiflerin yüzeye düzgün bir şekilde yerleştirilmesi kenar çubuğunun düzgün dikilmesine bağlıdır.

    Unutulan Eski Meslekler

    Yorgan kenarından 3 cm içeride dörtkenarı çerçeveleyen sık dikiş bulunur. Yorganın kenar pamuğunun kaymasını tamamen önlemek ve yorgan kenarını daha düzgün göstermek amacıyla yapılan bu dikişe 'Zırh', 'Ufaklama Dikişi' gibi adlar verilir. İçte teğellenen çerçeve içine dört çubuk dikişi yapılır. Yorganın model ağırlığına göre çubuk aralarında teğellenir. Pamukların kayması önleneceği gibi motiflerin çizileceği bir zemin elde edilmiş olur. Yorgan yüzünün geometrik düzeni tebeşirlenmiş bir sicim, cetvel, pergel ve mukavva kalıplar yardımıyla oluşturulur. Geometrik plan içinde yerleştirilecek motifler tebeşirle yüzeyde tespit edilir. Motiflerin çiziminden sonra yorgan ters çevrilip sopalanarak tebeşir tozunun fazlası atılır. Teğel dikişleri sökülür.

    Yorgan dikişi özen isteyen bir iştir. Dikiş esnasında her parmağın görevi vardır. Başparmak ve işaret parmağı iğneyi tutar. Orta parmak yüksüğü taşır. Yüzük parmağı yüksük parmağını destekler. Yüzük parmağı serçe parmağıyla birlikte ipliğe yön verir. Parmakların bu hareketi titiz bir dikiş içindir. Yorgan dikişi yorganın inceliğine ya da kalınlığına bağlı olarak büyür veya küçülür. Dikiş esnasında pamuğun kopartılmadan yüz ve astarla birlikte dikilmesi önemlidir. 'İzmir Dikişi' olarak bilinen ve üç katın birlikte dikilmesinin sağlandığı bu dikiş tarzı yorganın işlevselliğine uymaktadır. Sadece yüz ve astarın tutturulması ve pamuğun kopartılması halinde yüzeyde hava geçirgenliği meydana gelecek, yorganın koruyucu özelliği kaybolacaktır.

    Yorgan motifleri dikildikten sonra yorgan ön ve arka yüzden sopalanır. Bu işlem herhangi bir yerdeki kopmanın görünmesini sağlar. Yorgan, yüzünün işleniş şekline göre üç tip gösterir.

    Birbirine benzemeyen renk ve biçimdeki kumaşların önceden kesilip daha sonra birbirine dikişle eklenmesinden meydana gelen kırkpare yorgan. Daha çok birinci grubun örneklerinin yer aldığı yorgan sanatımıza gönül veren ustalar bugün yok denecek kadar azalmıştır. Oysa bugün hala pek çok ülkede geleneği olan yorgan sanatı eski geometrik konularının yanı sıra çağdaş yorgan sanatçılarının soyut resim izlenimciliğiyle betimledikleri konuları tıpkı bir resim gibi evin özel yaşamından sergi salonlarına taşımışlardır. Yüzyıllar boyunca kullanıla gelen bu örtü yarınki kuşaklara rengârenk kumaşları birbirine ekleyip oluşturarak da sürse, bir modülden hareketle meydana da gelse geleneksel tarzın izlerini taşıyacaktır.

    Bugün, doğanın tüm canlılığının en çarpıcı renklerinin, çiçeklerinin, kuşlarının hayranlık uyandıran motiflere dönüşerek odalara yansıdığı bu sanat dalı ve onu yaşatan sanatkarlar da oldukça azalmış, yok olmaya doğru gitmektedir.

  4. #4
    ARZUHALCİ


    Unutulan Eski Meslekler


    Ücret Karşılığı mektup, dilekçe vb. yazan, form dolduran kimselere Arzuhalci denir.Arzuhalcinin tam türkçe karşılığı dilekçecidir.

    Arzuhalciler dilekçe yazmanın yanısıra, vatandaşın yerine,onların resmi dairelerdeki ( bayındırlık, tapu, evlenme vs.) işlerini de takip eden kişilerdir.

    arz-u hâl yapan kişi manasına gelir. arz-u hal ise " durumu belirtmek " manasına gelir. yani hali, durumu, vaziyeti söyleyen, bildiren kişi manasına gelir. fakat kelime anlamının ötesinde arzuhal dilekçe demektir.

    Arzuhalci, eskiden Belediye veya adliye gibi devlet dairelerinin yakınında, köşebaşlarında; halkın mektup, dilekçe yazmak gibi işlerini yapan kişiydi.

    Arzuhalcilik karlı ve geçerli bir meslekti. Osmanlılarda arzuhalcilik bir teşkilata bağlı olarak, resmi müsaade ile yapılırdı.

    Arzuhalci olmak isteyen bir kimse, Arzuhacibaşı, Divan-ı hümayun çavuşları, ocağın zabitlerinden çavuşlar emini ve katibinden müteşekkil bir kurul önünde imtihan verir; kazandığı takdirde arzuhalciliğe kabul edilirdi. İmtihanda, kanun bilgisi ve yasak edilen şeyleri bilmek gibi vasıflar aranırdı.

    Arzuhalcinin yegane sermayesi; küçük bir Masa ile bir kaç divit veya kamış Kalem, bir mikdar Kağıt, zarf ve kurutma tozundan ibaretti.

    Genellikle bunlar namuslu, güngörmüş hukuki meseleleri iyi bilen, ihtiyar halkın sempatisini kazanmış kişilerdi. Halkın her çeşit ihtiyacına cevap veren arzuhalcilerde, bazan acelesi olanlar için hazır yazılmış mektuplar bulunurdu. Bugün hernekadar bilgisayar kullanılıyor olsada,Vergi daireleri, Hükümet Konakları ve Adliye yakınlarında eski divitler yerine daktilolar kullanan arzuhalcilere, az da olsa rastlamaktadır.

  5. #5
    Gerçekten hepside küçüklüğümüzden hatıra kalan meslekler. Yollarda geçerken arkasından koştuğumuz at arabalarının tekerlerk seslerini unutmak mümkün mü? Arkadaşlarımız at arabalarının arkasına asılıp giderken bağırırdık.

    - Arkaya kımçııııı



    Ne güzel günlerdi.

  6. Misafir - Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Misafir 07.04.2014
    #6
    :D
    Bana bu bilgileri verdiğiniz için teşekkürler.

Facebook Yorumları

Konu Bilgileri