BOP ve Eşbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan - 1

Ak Parti’ye siyasete ilgisi olduğu için ya da gerçekten Ak Partili olduğu için değil de Vatan ve Millet sevdası için oy veren bir çoğunluk var. Bunu kabul etmek gerekir. Ben de (Bisimit) Ak Partili değilim. Ben de Vatan ve Millet sevdalısıyım. ...

  1. #1
    BOP ve Eşbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan - 1
    Ak Parti’ye siyasete ilgisi olduğu için ya da gerçekten Ak Partili olduğu için değil de Vatan ve Millet sevdası için oy veren bir çoğunluk var.

    Bunu kabul etmek gerekir. Ben de (Bisimit) Ak Partili değilim. Ben de Vatan ve Millet sevdalısıyım.

    Geçmişimde siyasi bir aşk yaşadığım tek görüş milli görüş olmuştur.

    Lakin, günümüzde Ak Partiye bu sebepten ötürü oy verenler siyasi bir tartışma ortamında sürekli galip gelecekken hep karşılarına bu soru çıkıyor; Recep Tayyip Erdoğan değil mi BOP EŞ Başkanı olan.

    O değil mi Büyük İsrail projesinin lideri v.s v.s ! Bu şekilde her tartışmada her köşeye sıkışan bu soru ile üste çıkmaya çalışıyor değil mi? Ve malesef bu tartıştıklarımızın çoğu da ya muhafazakar, ya demokrat, ya liberal ya da ortalarda kaybolan islami kesim oluyor. Zira CHP’linin, BDP’linin umrunda olmaz bu tür detaylar.

    Bu konu ile ilgili bu soruyu soranların BOP ile ilgili tek bilgisi olmadığını söyleyeyim önce.
    Kimse kusura bakmasın ama BOP ile ilgili bir çoğumuz kulaktan duyma bilgilendirildiğimiz için büyük bir yanılgı var ortada. Şimdi sizinle BOP ve Eş Başkanı Recep Tayyip Erdoğan yazısının ilk bölümünü paylaşacağım.

    Bismillahirrahmanirrahim...

    1-

    Dünya liderleri yuvarlak bir masa etrafında oturmuş dünyanın geleceğini tartışıyorlardı. Bu masada bu güne dek Amerika, İsrail, İngiltere, Rusya, Çin, Fransa, Almanya, İspanya gibi dinamo devletler oturmuş, bir birlerine ait çıkarları ve karşıt dengeleri tartmışlardı.

    Bir birileri ile savaştıkları zaman da, barıştıkları zaman da kararı bu masada veriyorlardı. Çünkü savaşta zarar görecek olanlar onlar değil aksine gelişmemiş ya da 3. dünya devletleri diye tanımladıkları ülkeler olacaktı.
    Yine barışta kazanacakları bir birilerine ait olan çıkarlar çerçevesinde gelişmemiş ülkeler ile 3. dünya ülkelerinin çıkarları olacaktı. Özetle bu masa gelişmemiş ülkeler ile 3. dünya devletlerinin alınıp satıldığı, çıkarların el değiştirdiği, dünyadaki savaşların ve barışların karar kılındığı kardeşlik masasıydı. Hepsinin ortak noktası masada Muhammedi’nin olmamasıydı. Hepsinin ortak noktası ALLAHSIZLIKTI.

    2-

    Masadaki boş sandalye Almanya lideri haricinde hiç kimsenin dikkatini çekmemişti.

    Für wem ist das Stuhl? (Bu sandalye kimin için) sesi ile irkildi bütün devletler. Ses demir kadın Merkel’e aitti. Ve Merkel çok ciddiydi. Obama ve Putin haricinde odada bulunan bütün surat ifadeleri değişmişti.
    Öyle ya bu toplantılar yıllardır yapılıyordu ve fazladan boş sandalye hiç olmazdı. Bu gün ise o ana dek yapmaları gereken en önemli toplantıyı yapıyorlardı. Ve boş bir sandalye dolu bir soru işareti anlamına geliyordu. Obama ve Putin’in tam arasındaki bu sandalye kime aitti?

    3-

    Birden toplantı odasının kapısı açıldı. İçeriye kararlı, uzun boylu, adımlarından emin birisi girdi.

    Az önceki şaşkın çehreler yerini kararsızlık ve meraka bırakmıştı. İçeriye giren 600 yıl boyunca yıkmak için uğraştıkları Malazgirtte, Mohaçta, Kosovada, Sırpsındığında, Haçovada mağlup oldukları, dışarıdan yıkamayacaklarını anladıkları zaman içeriden çevirdikleri bin bir türlü entrikalarla devirmeye çalıştıkları Osmanlı Devleti’nin son özgür Sultanı cennet mekan Abdülhamid Hân’ın kopyasıydı sanki. İrkildiler.İçeri giren son günlerde Dünya’nın en popüler liderlerinden biri olan, 80 yıldır sömürdükleri bir ülkeyi bir kaç yılda tekrar toparlayan, saygıyı isteyen değil hak etmesini bilen bir liderdi. Titrediler. İçeri giren UZUN ADAMDI. İçeri giren Recep Tayyip Erdoğan’dı.

    4-

    Obama ve Putin ayağa kalktılar. Recep Tayyip Erdoğan’ın elini sıktılar sıra ile. Diğer liderler kısa bir şaşkınlık yaşıyorlardı. Erdoğan hiç birini beklemedi ve kendisine ait sandalyeye oturdu.
    Şaşkın aptallar bu öz güvene karşı biraz kızgınlık, biraz da karşı koyulamaz hayranlıkla Recep Tayyip Erdoğan'a hoş geldin dediler. Tek tek. Köpek gibi.
    Fısıldaşmalar sadece bir kaç saniye sürdü. Dünya artık bir mahşer meydanıydı. Ve bu meydanda mazlumlar ile zalimler çarpışırken zalimler tayfası da kendi arasında bölünmüştü.

    5-

    Bu bölünme Obama ve Putin’i bir takımda toplamıştı. Putin ve Obama çoğunluğu mason ve siyonist olan sermaye baronlarının isteklerine karşı çıkmışlardı.Bu yüzden bir kaç yıl önce Rusya’da karışıklıklar çıkmış ancak Putin bu savaşı kazandığı gibi Ukrayna gibi, Azerbaycan gibi dış ülkelere taşımasını da bilmişti. Putin ülkesini kurtarmıştı. Sıra Obama’daydı. Obama’nın işi Putin’e göre daha zordu.

    İlk seçimlerde siyonist ve mason sermaye baronlarının desteğini alan Obama, ikinci seçimlerde bu desteği göremeyecekti. Nitekim baronların sözünden çıkınca külahlar değişmişti. Ancak halkın ciddi desteği ile kıl payı da olsa tekrar seçilecek ve Putin ile el ele verecekti.

    Amerika çok güçte olsa kurtulabilir miydi, bilmiyorlardı. Ama deneyeceklerdi. Kendilerine yine kendileri gibi cesur bir müttefik arıyorlardı. Bu kendi yağında kavrulan ve Avrupayı kontrolu altında tutan Merkel olamazdı.

    Çünkü Almanya da İngiltere gibi siyonist güçlerin üretim merkeziydi. Ve demir kadın Merkel Bush’tan sonra İsrail’i ziyaret eden 2. lider olmuştu. Hatta Yahudi devletinin kuruluş yıl dönümünde İsrail’i ziyaret eden tek liderdi. Dönemin Başbakanı Ehud Olmert, İsrail bakan kabinesi ve önde gelen iş adamları Merkel’i karşılamıştı. Almanya Yahudileri katleden bir ülke olarak tanıtılmıştı ama aslında Yahudileri en çok koruyan devlet haline gelmişti.

    Alman basınında yaklaşık 50 yıldır tek Yahudi karşıtı haber yapılmıyordu.

    6-

    İspanya işsizlik, Fransa seks skandalları, Yunanistan kriz, Belçika gibi adı var milleti yok ülkeler yaş ortalaması krizleri içinde boğuluyordu. Ve hepsi kontrol altındaydı. Sermaye baronları hiç birini es geçmemişti.

    İstedikleri zaman, istedikleri ülkede, istedikleri kaseti yayınlayıp lider değiştiriyorlar, hiç kimsenin gözünün yaşına bakmıyorlardı. İngiltere krallığı bütün bu bulmacanın can alıcı noktasında olsa da sessiz kalmasını çok iyi beceriyordu. Holywood filmleri Mossad, CIA, KGB, FBI filmlerinden geçilmiyordu. Ama İngiliz İstihbarat Birimi MI-5 veya MI-6 ile ilgili tek filim, tek şarkı, tek haber bile yoktu ortalıkta.

    Öyle ya. Sürü lideri erkek Aslan çalılıkta bekler, dişiler ise avlanır ve kendini ifşa ederlerdi. İngiltere karşısına rakip bir erkek Aslan çıkana kadar beklemeliydi.

    İşte o rakip erkek aslan Savananın ufkunda derin kükremeler eşliğinde Güneş’in doğuşu ile beraber ağır adımlarla gelmekteydi. Sürüyü kontrol altına alacak olan o erkek Aslan Türkiye olacaktı. İngiltere buna müsaade etmeyecek, kana kan, dişe diş bir çarpışma olacaktı. Bir taraftan dünya halklarını yüz yıllar boyunca zulüm ve korku ile kontrol altında tutarak “Üzerinde güneş batmayan imparatorluk" unvanını alan siyonist, vahşi İngiltere, diğer taraftan Hira mağarasında boyun büken en sevgilinin hadisine mazhar olmak için çarpışarak İstanbul’u fetheden ve dünyaya 600 yıl boyunca adaletle hüküm salmış Osmanlı Devletinin torunları, ATA FATİH SULTAN MEHMET HAN’IN torunlarından mütevellit Türkiye.

    Bu çarpışma bir geleceğin değil, geçmişin hesaplaşması olacaktı. Bu çarpışma İngiltere için 1. dünya savaşında Çanakkale’de boğazın dibini boylayan Ocean, Triumph, Goliath, Queen Elizabeth, Inflexible, Majestic, Irresistible gibi devasa gemilerin ve İngiliz kibrinin intikamı anlamına geliyorken Türkiye için Irak, Suriye, Afganistan, Türkistan, Somali, Etiyopya, Filistin, Çeçenya, Mısır, Cezayir, Keşmir, Myanmar katliamlarının bedelini ödetmek ve Allahsızlara karşı ALLAH’IN nurunu savunmak demekti.

    İki boynuz birbiri ile çarpıştığında birinde Masonların ve siyonistlerin tanrısı Baphometin şeytani inlemesi, diğerinde mazlum Filistin ve şehitlerin tekbir sesleri işitilecekti. Hayır, hayır... Recep Tayyip Erdoğan kesinlikle Mehdi değildi. O hepimiz gibi hakkın bir savunucusuydu. Ve bir savunucu doğru yolda ilerlediğinde arkasında milyonlarca hak ehlinin sürüklenmesi içten bile değildi.

    Arkasında milyonlar yürümeye; hatta tekbir getirmeye başlamıştı.

    Bu milyonların varlığının verdiği öz güvenle oturmuştu bu masaya Recep Tayyip Erdoğan. Onları kendi tasarladıkları oyunlarının içinde, yine kendilerinin koyduğu kurallarla yenecekti. Bir an bütün bunları fark eder gibi oldu liderler, yüzleri bembeyaz oldu. Hepsinin aynı anda önlerinde duran su bardağına imdat dercesine el uzatması bir tesadüf müydü?

    7-

    Oturumu açmak için doğruldu Obama. Putin’den göz onayı alıp.

    Ladies and Gentlemen, we all believe in the sanctuary of the lands we marvel to behold and keep as countries...
    cümlesi ile başlayıp uzun uzun dünyanın varlığının kutsallığını, bütün insanların yer yüzünde eşit olduğunu, hiç kimsenin hiç kimse üzerinde üstünlüğünün olmadığını anlatmaya başladı. Veda hutbesinden çalıntı olmuştu biraz. Gülümsedi Erdoğan. Belli etmeden.

    Arka planda asıl amaç ise bütün insanların dünyadaki kaynaklardan eşit bir şekilde faydalanması, ezilenlerin aksine daha fazla müsaade etmeyeceği korkusu ve bir isyan çıkmadan yani uykudakiler uyanmadan herkese doyacak kadar imkan sağlama çerçevesiydi. Bunun için bulabilecekleri en güçlü müttefik Türkiye olacaktı. Zira Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkelerde halkın dinleyeceği ve takip edeceği tek lider Recep Tayyip Erdoğan olacaktı.

    Tıpkı Türkiyeyi ona teslim ettikleri gibi Orta Doğuyu da teslim edeceklerdi. Bu da onu BOP EŞ BAŞKANI yapacak. Büyük resmi göremeyen Erdoğan muhaliflerine gün doğacaktı. Ama bu önemli değildi. Onlar Erdoğan ve ekibi Fazilet partisinden ayrıldığı zaman da büyük resmi görememişlerdi. Erdoğan Amerika’ya gidip döndükten sonra Başbakan olduğu zaman da büyük resmi görememişlerdi.

    8-

    Obama son sözünü soluk bitirdi. Merkel’in beyaz suratından başlayıp göz damarlarına kadar çıkan kırmızı çizgiler fark ediliyordu. Putin sert çehreliydi. Konuşacağı zaman detaylara girmezdi. Sözü net ve basit cümleler ile kurulmuş kararlı ifadelerden ibaret olacaktı. Felsefe yapmak rakiplerden anlayış beklemekti. Putin’in anlayış bekleme niyeti yoktu.
    Bu yüzden lafı dolandırmadı. Felsefe yapmadı. Anlayış beklemedi. Obama’nın bu konuşma akabinde bir desteğe ihtiyaç duyacağını hissetti. Hiç kimseyi beklemeden mikrofona uzandı.

    “Recep Tayyip Erdoğan ???????? ?????? ?????? ?????????? ??????" diyerek başladı söze. Recep Tayyip Erdoğan bu büyük konseyin değerli bir üyesi olacak.

    Konseyin bundan sonra dünya ile ilgili alacağı kararlarda Müslüman kesimi temsil edecek. Ortadoğu ile ilgili projelerde özellikle Konseye liderlik edecekti. Putin, Recep Tayyip Erdoğan’ın yüksek kişiliğinden ve başarılarından bahsetti. Obama’nın ardından Putin’in bu sözleri söylemesi diğer ülke liderlerini ürküttü. Putin konuşmasa Obama’yı veto bile edebilirlerdi.
    Ancak Amerika ve Rusya’nın olmadığı bir planda stratejiden bahsedilemezdi. Bunu en iyi Merkel biliyordu. Başbakan’a bir daha baktı Merkel. Uzun uzun. Yüzü sert çizgilerden arınıyordu. Tebessüm etmeyi denedi. Zoraki tebessüme büktü dudaklarını. Eh işte. Recep Tayyip Erdoğan uzandı mikrofona. Tekrar titrediler. Sınav öncesi son dersmiş gibi dikkat kesildiler Başbakan’a. Dünya lideri konuşacaktı.
    Kaynak :yalanyazantarihutansin.org - Bi Simit

  2. #2
    Konunun 2. ve 3. Bölümlerine aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz...

    https://www.topragizbiz.com/sohbet-od...html#post11912

    https://www.topragizbiz.com/sohbet-od...html#post11913

Facebook Yorumları

Konu Bilgileri

Şu An Görüntüleyenler

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

    Bu Konu için Etiketler