Fakir Çoban Padişahın Kızını Niçin Almadı?

Fakir Çoban Padişahın Kızını Neden Almadı

Fakir bir çobandır... Hükümdarın kızını görür, aşık olur...
Aşkı onu mecnunlaştırır.
Her nasıl olursa olsun o kıza kavuşmayı kafasına koyar...
“Acaba nasıl olabilir?" diyerek memleketin ulu kişilerini, aklı erenlerini dolaşmaya başlar.
Her huzuruna vardığı mübareğe durumu anlatır ve sorar.
“Acep ben ne etsem de hükümdar’a damat olabilsem?"
Dinleyenler tebessümle cevap verir. Sırt sıvazlar, teselli ederler:
“Be evladım", derler,
“Bu olacak iş mi, davul bile dengi dengine...Var git köyüne, kendi dengini bul... Hükümdar kızını unut."
Fakat kaç kere bu ; Ümit yıkan cevabı almış olsa da yılmaz, garip çoban. Nihayet gerçek bir arif , gerçek bir “bilen kişi" bulana kadar...
O , arif kişi :
“Kolay" der , “Ama söyleyeceğimi aynen yapacaksın."
Aşık çobanın gözleri ümitle parlar, heyecanla atılır...
“Ne istersen söyle yaparım" der.
Arif kişi anlatır...
“şehrin kapısının karşısına bir divan kur. Üzerine otur,ve yirmi dört saat boyunca kendini ibadete ver, asli ihtiyaçlarını ve farz ibadetlerini yerine getir artan vakitlerinde de sürekli olarak sadece “Ya ALLAH" de. Yanına kim gelirse gelsin, sana ne derse desin, ne yaparsa yapsın, sakın ara verme. “ Ya ALLAH" demeyi terk etme...
Ta ki bir gün hükümdar kendi ayağıyla gelip kendi diliyle sana kızını teklif edeceği ana kadar...
O zaman , ki artık, istediğin olmuştur,
“ Ya ALLAH “ demeyi bırakabilir, eski hayatına dönebilirsin....
Aşkının imkansızlığı karşısında, çok basit ve kolay gelen arif kişinin bu teklifini hemen gerçekleştirir, Aşık çoban. şimdi o bir tahta sıranın üzerine oturmuş, yirmi dört saat boyunca “ Ya ALLAH" demektedir.
Genç çoban kısa zamanda şehirde ünlü olur. Hep “ Ya ALLAH" demenin verdiği nurla da ayrı bir çekiciliğe bürünür...
Ve aşık çobanın meraklıları hayranları hızla artar. Herkes birbirine şehrin kapısındaki o gencecik hak dostunu, o nurlu veliyi anlatmaktadır.
şöhreti ve ziyaret edenleri hızla çoğalır. Her gelen, gence başka bir şey dedirtmek dikkatini dağıtmak, “Ya ALLAH" ı bıraktırmak için akla gelen her şeyi yapmakta fakat hiç kimse başarılı olamamaktadır...
ıleri gelenler, devlet adamları , vezirler... derken , duyduklarıyla iyice meraklanan hükümdar da bir gün ayağına gelir,genç çobanın....
O da gözleriyle görür bu “ NURA KESMış" delikanlıyı kulaklarıyla duyar ve o da hayran kalır. O günlerde düşünmektedir hükümdar:
“Bizim kız evlenme çağına geldi, acaba damatlığa en uygun kimdir," diye.
Hayran olduğu bu genç hak dostu ise aradığı kişidir. Hükümdar çekinerek edeple “Ya ALLAH“ diyen çobanın kulağına fısıldar;
“Oğlum ! bir dakika beni dinler misin?
Aşık çobanın hali değişmez:
“Ya ALLAH"
Hükümdar çaresiz başını iki yana sallar:
“Peki der", “Hiç olmasa kulağını bana ver. Benim damadım olur musun?"
Genç çoban susar... “Ya ALLAH" demesi bir an kesilir.... Herkes dehşete düşer...
Ağır ağır başını hükümdara çevirir, gözlerine derin derin bakar, ağzından kelimeler tane tane dökülür.
“Olamam efendim" der, “Siz kızınıza başka bir koca arayın."
Genç çobana
“ Ya ALLAH" dedirten sebebi, olayın arka planını bilenler hayretle sorarlar:
“Bütün istediğin derdin bu değil miydi? şimdi niçin hayır diyorsun?"
Genç cevap verir ve soru sahipleri oldukları yerde donarlar.
'Ben, kullarından birine duyduğum bir aşk nedeniyle, riyakarca “Ya ALLAH" dedim’,
Rabbim hükümdarı ayağıma getirdi, kendi diliyle kızını bana teklif ettirdi. Bundan sonra sadece ALLAH için , “Ya ALLAH" diyeceğim bakalım ona ne verecek."